Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

KHK’lı diplomatlara işkenceyi o nezarethanede olan diplomat anlattı

2019 yılı Mayıs ayında gözaltına alınan KHK’lı diplomatlar Ankara Emniyeti’nde ağır işkenceler geçirmişlerdi. Onlardan biri süreçte yaşadıkları dehşeti detaylarıyla yazdı.

BOLD – KHK’yla ihraç edilen Dışişleri Bakanlığı personeline yönelik Mayıs 2019’da operasyon düzenlendi. Ahmet Davutoğlu’nun partisini ilan etme sürecinde yapılan operasyonda hedef alınan diplomatların tamamı Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı döneminde işe alınanlardı.

Diplomatlar Gülen Cemaati operasyoları kapsamında gözaltına alındıktan sonra ağır işkence gördüklerine dair bilgiler geldi ve Ankara Barosu devreye girerek büyük güçlükle KHK’lı diplomatlarla görüşebildi. Ardından Baro, işkenceyi raporlaştırarak suç duyurusunda bulundu.

O süreçte gözaltında olan diplomatlardan biri institude.org sitesinde yaşadıklarını paylaştı.

“İşkence tanığı diplomatın” yazısı şöyle:

“Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında, kimileri için oldukça sıradan geçecek olan bir günde Dışişleri Bakanlığı eski mensuplarına Ankara Emniyetince operasyon düzenlendiğine ve şüphelilerin giriş sınavlarında usulsüzlük yapmakla suçlandığına ilişkin haberler ulusal medya organlarında genişçe yer almıştı. İlerleyen günlerde bu şahıslara KOM şube görevlilerince işkence uygulandığına dair raporlar ise aynı ölçekte duyurulmayacaktı. İşkence iddialari, Meclis İnsan Hakları Komisyonu üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu tarafından kamuoyunun dikkatine getirilmiş, Ankara Barosu avukatlarınca hazırlanan raporla da yaşatılanların en azından bir kısmı kayıt altına alınabilmişti. Ankara Emniyeti ise, nezarethaneleri 24 saat gözetleyen kamera kayıtlarını paylaşmak gibi tartışmaları sonlandıracak bir delil sunmak yerine yazılı bir açıklamayla iddiaları yalanlamakla yetinmişti.

Bu iddialar ne kadar gerçekti? On gün boyunca gözaltında tutulduğum Ankara KOM şubede yaşadıklarımızı kısaca sizlere aktarmak ve takdiri sizlere bırakmak istiyorum.

Mülakat Seansları
KOM şube nezarethanelerine yerleştirilmemizin ikinci gününde isimler okunmaya başladı. Sürece çok vakıf olmadığımız için adı okunanların nereye ve niçin götürüldüğünü bilemiyorduk. Alınanlar nezarethanelere geri getirildiklerinde burada pek de insani olmayan muamelelere tabi tutulacağımızın ilk sinyallerini almıştık. Mülakat adı altında insanlara hakaret ve küfür ediliyor, haklarındaki suçlamalara dair somut bilgi vermeden birtakım iddiaları kabullenmeleri isteniyor ve arkadaşlarımız başlarına gelebilecekler anlatılarak tehdit ediliyorlardı.

Mülakatların ilk turunda hakaret ve küfürler eşliğinde “vatan haini olmak, 15 Temmuz gecesi Ankara Emniyetinde şehit olan polislerin kanını elimde taşımak” gibi bazı suçlamalara maruz kaldım. Garip olan şuydu ki, Bakanlığa giriş sınavıyla ilgili somut bir şey sormuyorlar, HTS kayıtları ve düşük miktarlı birkaç para transferinden yola çıkarak hayali irtibatlarla “örgütle iltisakımı” kabul etmemi istiyorlardı. HTS kayıtları giriş sınavının yapıldığı tarih ve adrese ilişkindi ve bu nedenle sınava giren diğer kişilerle ortak HTS kaydı olması değil olmaması tuhaf olurdu, ancak bunları izah etmeme fırsat verilmedi. Sadece iddiaları kabullenmeye zorlandım.

KOM şube yetkilileri mülakatların ikinci turunda taktik değiştirmişti, hedef kişiler seçerek onların üzerine yoğunlaşacaklardı. Yeni taktik gereği bazı arkadaşlarımızı günde birkaç kez almaya, bu kez eşleri ve çocuklarıyla tehdit etmeye, diğerlerinin kendilerinin isimlerini verdiğine dair senaryolar anlatmaya başlamışlardı. Peki ama eğer elde somut deliller varsa bu türden dolambaçlı yollara tevessül etmeye ne gerek vardı ki?

Ebu Gureyb değil Ankara KOM şube
Gözaltında dört günü tamamladıktan sonra Sulh Hakimliğine çıkarıldık ve hakim gözaltı süremizin dört gün daha uzatılmasına karar verdi. Sonra öğrendim ki gözaltı sürecinin beşinci gününde Dışişleri Bakanlığı’ndan birileri Emniyete gelerek sorgulamaların gidişatından memnun olunmadığı bilgisini iletmiş. Biz ise Cuma gecesinin işkencenin başlatılması için seçilen zaman olduğunu bir arkadaşımızın gece yarısı koğuştan elleri ters kelepçelenerek çıkarılmasıyla anlayacaktık. Emniyet binasının içerisinde bir şüpheli neden ters kelepçelenirdi ki? Az sonra arkadaşımıza hoş olmayan şeyler yaşatılacağını hepimiz anlamıştık.

Arkadaşımız koğuşa getirildiğinde kötü görünüyordu. Hava soğuk olmamasına rağmen titriyordu. Yüzüne su dökmeye ve biraz su içirmeye çalıştık. Bir süre konuşamadı, daha sonra ise Irak’ın işgali sonrası Ebu Gureyb hapishanesinde yaşanan işkenceleri hatırlatan sahneler anlatmaya başladı. “Kafama bir çuval geçirdiler, sonra eşofmanımı indirmemi istediler. Ben yapmak istemeyince biri eşofmanımı ve iç çamaşırımı indirdi. Secde pozisyonu aldırdılar, makat bölgesine yağ benzeri bir şey sürdüler, sonra cop sokmaya çalıştılar. Bağırsaklarımı patlatacaklarını ve bunu yaptıkları ilk kişinin ben olmadığımı söylediler…” dedi ve daha fazla anlatamadı, bizim de daha fazla dinlemeye takatimiz kalmamıştı. Bir müddet sonra ise; “Yarın gece yine konuğumuzsun. Copu arkanda görmek istemiyorsan iyi düşün dediler” diyebildi sadece. O gece bizim nezarethaneden başka götürülen olmadı. Ancak aldığımız haberlere göre işkenceler gece boyu devam etmiş, bilincini yitiren bir meslektaşımız hastaneye kaldırılmıştı.

Bir sonraki gece yine koridorun ucundan ayak sesleri gelmeye başladı. Evet, mankurtlar yeni kurbanlarını seçmek için geliyorlardı. Bu kez bizim nezarethaneyi es geçip bitişik nezarethaneden birini götürdüler. Dönüşte anlatılanlar maalesef bir önceki gün dinlediklerimizden farklı değildi. Artık hepimiz sıranın bize ne zaman geleceğini merak ediyor, koridordan gelen her sesle irkiliyor ve yaşayacaklarımıza hazırlıklı olmaya çalışıyorduk.

Nihayet sekizinci gün yine Sulh Hakimliğine çıktık. KOM yetkilileri mahkeme salonuna girip bizi göz hapsine aldılar. Hakime işkenceye ilişkin bir şey söylenmesini istemiyorlardı. Yaşanan olayların etkisiyle hepimiz bir nevi travma geçirmiştik ve hiçbir şey söyleyemeden gözaltı süremiz bir dört gün daha uzatıldı. Mahkeme çıkışı otobüslere bindirilirken bir arkadaş ailesini gördü ve “Çok kötüyüm, işkence var.” diyebildi sadece.

Aynı gün öğleden sonra yine isimler okunmaya başladı. Gidenler iki saate yakın bir süre sonra geldiler ve bu kez yüzlerinde bir rahatlama seziliyordu. Meclis İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun olayları öğrendikten sonra sosyal medya aracılığıyla kamuoyuna duyurması ve ailelerin KOM şubeyi arayıp iddiaların doğru olup olmadığını öğrenmek istemeleri yetkilileri ifadeleri almaya başlamaya zorlamıştı. Sekiz gün boyunca görülmeyen işlemler iki günde tamamlandı ve onuncu gün gruplar halinde yine Sulh Hakimliklerine çıkarıldık. O gün serbest bırakmalar yanında tutuklamalar da oldu, ancak tutuklananların da sonradan tahliye edilmeye başlandığına dair haberler aldık.

Ankara KOM şubede yaşanan işkencelerin sınırlı sayıda kalması Sayın Gergerlioğlu’nun ve işkence mağdurlarıyla görüşerek konuya ilişkin bir rapor hazırlayan Ankara Barosu’nun gayretleri sonucuyla mümkün olabildi. Bu vesileyle kendilerine arkadaşlarım adına teşekkür ediyor, başta bu insanlık dışı iğrenç muamelelere maruz kalanlar olmak üzere tüm meslektaşlarıma geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

İfade süreci ve ifade tutanaklarındaki akla zarar soruları ise başka bir yazıda ele alacağım.”

 

İşkenceye şahit olan diplomat konuştu

Gündem

Sakarya’daki havai fişek fabrikasındaki patlamaya dava açıldı: 22’şer yıl hapis cezası istendi

Sakarya’daki havai fişek fabrikasında meydana gelen ve 7 kişinin ölümüyle sonuçlanan patlamaya ilişkin hazırlanan iddianamede, 7 sanık hakkında 2 yıl 8’er aydan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istendi.

BOLD – Sakarya’nın Hendek ilçesinde 7 kişinin öldüğü, 127 kişinin yaralandığı patlamaya ilişkin aralarında fabrika sahiplerinin de bulunduğu 5’i tutuklu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame kabul edildi

İddianamede, “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan şüphelilerin 2 yıl 8’er aydan 22 yıl 6’şar aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca aralarında fabrika sahipleri Ali Rıza Ergenç Coşkun ile oğlu Yaşar Coşkun’un da bulunduğu 7 şüpheli hakkında hazırlanan ve 108 müştekinin bulunduğu 27 sayfalık iddianame, Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. Mahkeme iddianameyi kabul etti.

5 KAZA YAŞANDI, ÖNLEM ALINMADI

İddianamede, fabrikada daha önce 5 kez daha iş kazasının yaşandığı hatırlatılarak, “Meydana gelen bu patlamaların ve iş kazalarının da soruşturma konusu olaydaki yukarıda detaylı olarak anlatılan kusur sebepleriyle benzer sebeplerden kaynaklandığı mahkeme kararları ve bilirkişi raporları ile tespit edildi. Buna rağmen gerekli önlemler alınmayarak aynı şeklide çalışılmaya devam edilmesi halinin kazayı öngörülebilir ve önlenebilir hale getirdi” denildi.

DENETİM VAR ÇİN MAHALLESİNİ KAPAT

İddianamede, fabrika kimyageri Ahmet Çağırıcı ifadesinde, işverenin fabrikaya yapılan denetimden daha önceden haberi olduğunu, fabrika Sorumlu Müdürü Hasan Ali Velioğlu’nun denetim öncesinde kendisini arayarak haber verdiğini kaydetti. Çağrıcı, Velioğlu’nun kendisine “Ahmet bugün denetim olacak Çin mahallesini kapat” dediğini belirterek, şunları söyledi: “Çin Mahallesinde üretimi durdurarak işçilerle birlikte ya yukarı imalathane bölümüne çıkıyorduk ya da işçilerin bekleme yerinde denetimin sonlanmasını beklerdik. Denetime gelen kişiler hiçbir zaman Çin mahallesine inmediler, hatta bir keresinde şahit olduğum olayda Ankara’dan gelen ve işi biraz bilen bir müfettiş Yaşar Coşkun’a ‘Misketi kendiniz mi üretiyorsunuz yoksa satın mı alıyorsunuz?’ diye sordu. Yaşar Coşkun’un kendilerinin ürettiğini söyledi, müfettiş de nerede ürettiklerini sorması üzerine Yaşar Coşkun’un müfettişe Çin mahallesindeki laboratuvarı değil torpil ve volkan bölümlerinin laboratuvarını gösterdi ve ‘Burada üretim yapıyoruz’ dedi. Müfettiş işin teknik boyutunu çok fazla bilmediği için buna inandı. Çin mahallesinin çok büyük tehlike arz ettiğini fabrika sahipleri de bildiği için Çin mahallesini kimseye göstermedi. Çin’li usta Yang’ın bir keresinde fabrikanın çalışma şekli ile ilgili olarak ‘Bu işi yapıyorsun ama burası eninde sonunda patlayacak’ dedi.”

İŞÇİLERE FAZLA İŞ ÇIKARMASI İÇİN BASKI YAPILDI

İddianamede, işverenin işçilere fazla iş çıkarması için baskı yaptığı ifade edilerek, şunlar kaydedildi: “İşveren şüpheliler tarafından bölümlerde çalışan işçilere fazla iş çıkarması için sürekli olarak baskı yapıldığı, bu nedenle iş yetiştirebilmek adına işçilerin gerekli dikkat ve özeni göstermeden çalıştıklarının dosya kapsamındaki işçilerin ve bir kısım şüphelilerin beyanında ısrarla dile getirildiği, tüm işçilere yanmaz kıyafet ve anti statik ayakkabı vb. koruyucu donanım ve ekipmanın yeterli düzeyde ve miktarda verilmediği, bunun yerine anti statik bileklik ve önlük verildiği, bir kısım çalışanlara ise tulum ve anti statik ayakkabı verildiği, ancak verilen ekipman içinde yanmaz kıyafetin bulunmadığı, işverenlerin genelde ilkokul mezunu olan işçilere gerekli ve yeterli iş güvenliği eğitiminin verilmesini sağlamadıkları, zaman zaman verilen eğitimin ise A sınıfı iş güvenliği uzmanlık belgesi bulunmayan iş güvenliği uzmanı tarafından verildiği bu kapsamda iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği hukuku bakımından düzenlenen yükümlülüklerin tam olarak sağlanmadığı bu çerçevede iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için ’gerekli’ olan tüm önlemleri iş veren olarak yerine getirmedikleri, fabrikayı özellikle Çin Mahallesi’ni, ilgili kurumlar tarafından yapılan denetimlere açmadıkları, denetim yapılacağını önceden haber alıp bir takım tedbirler aldıkları, bazı bölümlerde özellikle Çin Mahallesi’nde üretimi durdukları böylelikle işveren olarak şüphelilerin bu eksiklikler ve bilirkişi raporu ile tespit edilen ve yukarıda detaylı olarak anlatılan diğer eksikliklerin giderilmemesi nedenlerinden dolayı olayın meydana gelmesinde ihmal ve kusurlarının bulunduğu…”

FABRİKA SAHİBİNE MORAL YEMEĞİ VERİLMİŞTİ

Sakarya’nın Hendek ilçesi Yukarıçalıca mevkisinde yaklaşık 15 dönüm üzerine kurulu havai fişek fabrikasında 3 Temmuz’da meydana gelen patlamalarda 7 kişi vefat etmiş, 127 kişi yaralanmıştı. Patlamaya ilişkin gözaltına alınan aralarında fabrika sahibinin de bulunduğu 5 şüpheli tutuklanmış, bir zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Patlamanın ardından MÜSİAD Sakarya Şubesinin fabrika sahiplerine moral yemeği verdiği ortaya çıkmıştı.

İzmir’de sahte içkiden ölenlerin sayısı 30’a yükseldi

Okumaya devam et

Gündem

Bakanlık ağır davranınca 1.5 milyon doz aşıyı İran aldı

Türkiye’de yeteri kadar bulunmaması nedeniyle grip aşısı kronik hastalara da verilmiyor. Hollanda’dan getirilecek 1.5 milyon doz grip aşısının bürokratik yazışmaların bir ay sürmesi sonrası İran’a satıldığı ortaya çıktı.

BOLD – Türk Eczacıları Birliği’nin (TEB) girişimiyle Hollanda’dan getirilecek 1.5 milyon doz grip aşısının bürokratik yazışmaları bir ay sürdü. Aşılar ise Türkiye yerine İran’a satıldı.

CHP’li Özgür Özel hızlı karar vereceği söylenen Saray rejimi yüzünden vatandaşların aşıdan mahrum kaldığını kaydetti.

GRİP AŞISI RİSK GRUPLARI İÇİN ÖNEMLİ

Cumhuriyet’in haberine göre, risk grubunda bulunan milyonlarca vatandaşın pandemi dolayısıyla grip aşısı olması büyük bir önem taşırken Türkiye için bağlantısı kurulan aşılar, yeteri kadar hızlı bir süreç işletilmediği için alınmadı. TEB’in girişimiyle Hollanda menşeili bir firmadan satın alınarak Türkiye’ye getirilmesi planlanan 1.5 milyon doz grip aşısının bürokratik yazışmaların yaklaşık bir ay sürmesi nedeniyle alınamadığı belirtildi. Aşıların İran’a satıldığı belirlendi.

SARAY REJİMİ NEDENİYLE HALK AŞISIZ KALDI

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Bürokrasiye yapılan ilk bilgilendirmeden bir ay sonra bu aşılar Hollandalı firma tarafından İran’a teslim edilmiştir. Şimdi bu gecikme nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yerine İranlılar aşılanıyor. Rejime kasteden anayasa değişikliğine gidilen süreçte Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemi olarak adlandırılan bu Saray rejiminin çok hızlı karar vereceği, çok esnek olduğu ifade ediliyordu. Ancak bu rejim yüzünden 1.5 milyon vatandaşımız grip aşısından mahrum kaldı” dedi.

20 MİLYON DOZ AŞIYA İHTİYAÇ VAR

Aşıların temini için 11 Eylül’de başlayan bürokratik yazışma sürecinin 14 Ekim’e kadar uzadığını vurgulayan Özel, “65 yaş üstü vatandaşlar ve kronik hastalığı bulunan vatandaşlar için toplam 18-20 milyon doz ihtiyacımız olan grip aşısı yalnızca 1.2 milyon doz olarak Türkiye’ye geldi. Önceki yıllara kıyasla doz sayısının artırılmamış olması, bu sürecin iyi yönetilmediğini, Sağlık Bakanlığı’nın hazırlıksız olduğunu göstermektedir” diye konuştu.

Berat Albayrak, Hazine ve Maliye Bakanlığında dev kadrolaşmaya gidiyor

Okumaya devam et

Gündem

İzmir’de sahte içkiden ölenlerin sayısı 30’a yükseldi

Vergilerin yükseltilmesi sonrasında artan kaçak içki kullanımından dolayı ölenlerin sayısı artıyor. İzmir’de sahte içki içtikten sonra fenalaşıp hastaneye kaldırılan 2 kişi daha yaşamını yitirdi. Bu kişilerle birlikte sadece İzmir’de sahte içkiden ölenlerin sayısı 30’a yükseldi.

BOLD – İzmir’de, sahte içki içtikten sonra fenalaştıkları öne sürülen 2 kişi, kaldırıldıkları hastanede hayatını kaybetti. 2 kişinin ölümünün ardından kentte sahte içki nedeniyle ölenlerin sayısı 30’a yükseldi.

YAPILAN MÜDAHALEYE CEVAP VERMEDİLER

Sahte içki içtikten bir süre sonra fenalaşan Murat A. ve Ömer Ali Ö., bir özel hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi gören Murat A. ve Ömer Ali Ö., yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Murat A. ve Ömer Ali Ö.’nün cansız bedenleri, otopsi yapılması için İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. 2 kişinin ölümünün ardından kentte sahte içki nedeniyle ölenlerin sayısı 30’a yükseldi.

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

Okumaya devam et

Popular