Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Türkiye’deki hak ihlalleri ‘Tribunal Mahkeme’de yargılanacak

İşkence, kaçırılmalar, hak ihlalleriyle ilgili Türkiye’de yapılamayan yargılama, Brüksel’deki “Tribunal Mahkeme”de yapılacak. Uluslararası çaptaki yargıçların isimleri, ilk yargılama tarihi haberde…

CEVHERİ GÜVEN

BOLD – Türkiye’de yargının baskı altında olması nedeniyle işkence, zorla kaybetme, kaçırılma gibi olayların yargılanamaması, yargının etkin olarak kullanılamaması nedeniyle yurt dışında yargılama Tribünal Mahkeme’de yapılacak.

Tribünal Mahkeme, Türkiye benzeri yargının ağır baskı altında olduğu otoriter ya da diktatoryal rejimler için uygulanan bir yöntem. Uluslararası saygın hukukçuların oluşturduğu mahkeme heyeti, başvuruculara göre olayları tek tek ele alarak yargılama yapıyor ve hüküm tesis ediyor. Mahkemenin kararı bağlayıcı olmasa bile, yargılama aşamasında tüm detayların ortaya çıkartılması, kayda geçirilmesi ve uluslararası hukuka uygun biçimde hükme bağlanması nedeniyle dünya çapında ahlaki bir otoriteye sahip.

Türkiye Tribunal Mahkemesi kurma girişimi uzun hazırlıkların ardından tamamlandı.

Mahkemede savunma ayağını üstlenecek en önemli kuruluşlardan biri Van Steenbrugge Advocaten (VSA) hukuk firması olacak. VSA avukatları, son olarak Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi önünde İsmet Özçelik ve Turgay Karaman’ı, kaçırma ve hukuka aykırı özgürlükten yoksun bırakma gerekçesiyle savundu.

Gent Üniversitesi’nde profesör olan Prof. Dr. Johan Vande Lanotte tarafından koordine ediliyor.

YARGILAMA 21 EYLÜL’DE BAŞLIYOR

Türkiye Tribunal Mahkemesi 21-25 Eylül 2020 tarihleri arasında Cenevre’de görülecek. İlk dört gün boyunca bir rapor sunulacak ve mahkeme üyelerine sorular yöneltilecek ve tanıklar dinlenecek.
Yargılamada Türk hükumetine iddialar sorulacak ve cevap vermesi beklenecek.

Raporlar, mahkeme başlamadan birkaç hafta önce web sitesinde yayınlanacak. Raporları özetleyen kısa bir video da web sitesi üzerinden yayınlanacak. Mahkemenin duruşmaları canlı olarak yayınlanacak, daha sonra duruşmaları özetlemek için kısa videolar yapılacak.

Mahkemenin son gününde, mahkeme kararını açıklayacak.

HAKİMLERİN İSİMLERİ

Türkiye Tribünal Mahkemesi’ni oluşturacak hakimler uluslararası saygın ve tecrübeli isimlerden oluşuyor:

• Prof. Em. Dr. Françoise Barones Tulkens (Belçika)
«Université de Louvain La Neuve» ‘de Profesör Emeritus, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin hâkimi ve başkan yardımcısıydı.
• Justice Johann van der Westhuizen (Güney Afrika)
Pretoria Üniversitesi’nde eski Profesör Emeritus, Güney Afrika Anayasa Mahkemesi eski Hakimi
• Adj. Prof. Dr. Elisabeth Abi – Mershed (ABD)
Washington Colleg of Law’da Profesör Yardımcısı, Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi Genel Sekreter Yardımcısı
• Prof. Em. Dr. Giorgio Malinverni (İsviçre)
Cenevre Üniversitesi’nde Profesör Emeritus, Venedik Komisyonu üyesiydi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yargıçtı
• Prof. Ledi Bianku (Arnavutluk)
Strazburg Üniversitesi’nde Doçent, Venedik komisyonunun bir üyesiydi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yargıçtı
• Dr. John Pace (Australia)
1978’den 1994’e kadar BM Yardım Misyonu İnsan Hakları Bürosu Başkanı ve İnsan Hakları Komisyonu Sekreteri

MAHKEME RAPORTÖRLERİNİN İSİMLERİ

Yargılama öncesi mahkemeye sunulmak üzere yargılama konusu kişi ve olayla ilgili raporları hazırlayacak raportörlerin isimleri ise şöyle:

• Eric Sottas (İsviçre): işkence raporu (Prof. Dr. Johan Vande Lanotte ile işbirliği içinde) – Eric Sottas, Dünya İşkenceye Karşı Organizasyon Genel Sekreteriydi

• Prof. Dr. Yves Haeck (Belçika) and Drs. Emre Turkut (Türkiye): cezasızlık raporu – Yves Haeck Ghent Üniversitesi’nde profesördür; Emre Turkut doktora derecesini darbe sonrası kararları konu olarak sonuçlandırmak uzere.
• Avukatlar Kolektifi (Türkiye)
• Prof. Dr. Sebnem Korur Fincanci (Türkiye): özgürlüğü kısıtlanan insanlar için tıbbi yardım hakkında raporu – Sebnem Fincanci, İstanbul Adli Tıp Dairesi Başkanı idi ve İnsan Hakları Vakfı Başkanıdır.
• Ankara Barosu (Türkiye) and Johan Heymans, (Belçika – Van Steenbrugge Advocaten): Zorla kaybetmeler hakkında rapor– Ankara Barosu’nun bir İnsan Hakları Şubesi var, Johan Heymans uluslararası deneyime sahip bir insan hakları avukatı.
• Philippe Leruth (Belçika): İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğü raporu – Philippe Leruth uluslararası Gazeteciler Federasyonu başkanıydı.

TRIBUNAL MAHKEME YÖNETİM KURULU

• Başkan: Em. Prof. Dr. Marc Baron Bossuyt
Antwerp Üniversitesi’nde Profesör Emeritus; geçmişte Belçika Anayasa Mahkemesi Başkanı ve BM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı idi
• Jan De Bock
Belçika Diplomasisi başkanı idi, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin Belçika büyükelçisiydi.
• Mr. Christine Mussche
Christine Mussche ceza davalarında ve daha özel olarak cinsel saldırı davalarında avukattır
• Prof. Dr. Rik Van de Walle
Ghent Üniversitesi Rektörü
• Prof. Dr. Caroline Pauwels
Vrije Universiteit Brussels Rektörü

KAR GÜTMEYEN KURULUŞ

Türkiye Tribunal Mahkemesi, Belçika’da kayıtlı ve yargılama masrafları bağışlar üzerinden sürdürülecek. Bağışlar IBAN üzerinden veya web sitesindeki çevrimiçi sistem aracılığıyla yapılabiliyor:

https://turkeytribunal.com/

BOLD ÖZEL

12 tonluk kamyon çarpan KHK’lı askeri öğrencinin adalet mücadelesi

Ümit Can Özorman, Deniz Astsubay Meslek Yüksekokulundan KHK ile ayrılmak zorunda kaldı. Önce kamyon çarptı ardından da MS hastalığına yakalandı. Şimdi ise hayatını anlattığı kitabıyla hem kendisinin hem de müebbet verilen arkadaşlarının sesini duyurmaya çalışıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

15 Temmuz’dan sonra 300’den fazla askeri öğrenci müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Tutuklanmayan ama okulları kapatılıp hayalleri ellerinden alınan öğrencilerin de hayatı alt üst oldu. Bir fabrikada çalışırken iş kazası geçiren ve MS hastalığına yakalanan Ümit Can Özorman yüzde 43 engelli raporuyla hayata tutunmaya çalışıyor.

Ümit Can Özorman’ın hayali çocukluğundan beri asker olmaktı. 1996 Eskişehir doğumlu olan Özorman, Eskişehir Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra 2014’te sınavlara başvurdu. Girmediği askeri okul sınavı kalmadı. Deniz, hava, kara, jandarma hepsini denedi. Sağlık mülakatlarını kolaylıkla geçti. Spor sınavlarında birinci oldu. Kendisinin ifadesiyle sanki arkasından onu öldürecek 1000 çita varmış gibi koşuyordu. Sözlü mülakatlarda ise hep elendi. Yine de vazgeçmedi. 2015’te 7. kez girdiği mülakatı kazanıp Deniz Harp Okulu’na kayıt yaptırdı.

Ancak hayali yine çok uzun sürmedi. 15 Temmuz 2016’dan sonra çıkarılan 669 sayılı KHK ile kayıtlı olduğu Deniz Astsubay Meslek Yüksekokulu kapatıldı ve tüm askeri öğrencileri gibi onun için de zorlu bir süreç başladı. Önce Eskişehir OHAL Komisyonu’na durumunu anlattı. Sesini duyan olmadı. Ankara’daki OHAL Komisyonu ise askeri öğrencilerin başvurularını kabul etmeyeceğini zaten açıklamıştı.

Ümit Can Özorman, büyük bir emek vererek kazandığı okuldan eşyalarını topladığı o son günü unutamıyor.

Eskişehir OHAL Komisyonu’na yazdığı dilekçe.

12 TONLUK KAMYON ÇARPTI

Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine (CİMER) mektup yazarak güvenlik soruşturmasından geçmek istediğini bile söyledi ama olmadı. Yıkım üstüne yıkım yaşadı. Üniforması elinden alındı, iş bulamadı, garsonluk yapmaya başladı. 2017’de Eskişehir’de bir fabrikada çalışırken 12 tonluk bir kamyonun çarpması sonucu yaralandı. İki ay hastanede kaldıktan sonra 11 Ağustos 2018’de yaşadığı stres nedeniyle Multiple Skleroz (MS) teşhisi konulan Özorman artık yüzde 43 engelli olarak hayata tutunmaya çalışıyor.

“ASKIDA KİTAP UYGULAMASI BAŞLATTI”

Özorman, askıda kitap uygulaması ile bugüne kadar yaklaşık 100 kitap dağıttığını söylüyor.

2016’dan bu yana yaşadıklarını kısa bir süre önce yayınlanan MS’im Komutanım (Yason Yayınları) adlı kitabında anlatan Ümit Can Özorman hem kendisinin hem müebbet verilen arkadaşlarının yaşadıklarının daha geniş kitlere ulaşması için AKP iktidarının “askıda ekmek” uygulamasına nazire yaparak “askıda kitap” dağıtmaya başladı.

Askeri öğrenciler 15 Temmuz gecesi komutanlarının emriyle kışlalardan çıkarılıp o geceki olayların içine çekildi ve 300’den fazla öğrenci 3 yıl süren davalardan sonra müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ümit Can Özorman 15 Temmuz gecesini kitabında şöyle anlatıyor:

“KARARTMA UYGULUYORUZ, KİMSE BİR YERE ÇIKMASIN”

“Nöbetçi subay ve astsubayın endişeli bir şekilde gelmesiyle bir şeylerin yolunda olmadığını anladım. Bize dediklerini aynen aktarıyorum: Arkadaşlar inanılmaz bir bilgi kirliliği var, karartma uyguluyoruz. Cam kenarlarında ve açık alanlarda bulunmak yasak! Evlerinde olan arkadaşlarınıza haber yolluyoruz, evlerinden çıkmayacaklar. Askeri öğrenci veya personel olduklarını belirtmeyecekler. Sizler de teneffüshanede oturun veya isteyen odasına gidip ışığı açmayarak yatabilir! Mühimmat deposunu kilitledik ve nöbetçiler diktik! Dağıl!”

Ümit Can Özorman o gece okuldan dışarı çıkmayarak hapse girmekten kurtulmuştu, peki ama arkadaşları? Trenlere, metrolara, otobüslere kitabını bırakan Özorman bir yandan MS hastalığının ataklarıyla uğraşıyor, diğer yandan müebbet verilen, öldürülen askeri öğrencilerin sesi olmaya gayret ediyor.

Ümit Can Özorman, askerliğe tutkuyla bağlı bir öğrenci. Bu tutkusunu kitabında “Üniformamı ve sağlığımı alsalar da askerlik ruhunu alabilecekleri bir teknoloji yok. Deniz Kuvvetleri’nden aldığım devlet terbiyesi ve askerlik ruhuyla bir ömür yaşayacağım. Benim isteğim maaş, para, pul değil orada aldığım devlet terbiyesi ve silah arkadaşlığı duygusu.” ifadeleriyle tarif ediyor.

İzmir Limanı’nı yaptıklarında İzmirlilerin Kordon’da onları karşılaması.

Ümit Can Özorman’ın ağrına giden olaylardan biri de askeri okulları kapatıldıktan sonra kayıt yaptırdığı Selçuk Üniversitesi’nin verdiği öğrenci belgesinde damgalanması olmuş. Belgenin en alt kısmında “Öğrenci kapanan askeri MYO’dan yatay geçiş yolu ile yüksekokulumuza kaydını yaptırmıştır.” yazıyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Çocuklarımının gözyaşlarının vebalini kim ödeyecek?”

15 gün önce tutuklanıp Afyonkarahisar Cezaevine gönderilen 3 çocuk sahibi Saniye Biçer, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup göndererek haklarından neden mahrum edildiğini sordu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD  ÖZEL

Eşi cezaevinde olan Saniye Biçer, 4 yıldır babaya hasret olan çocuklarının annesiz de bırakılmasına isyan etti. Tutuksuz yargılanma talebinin neden dikkate alınmadığını belirten Biçer, 7. ve 8. sınıfa giden iki çocuğunun ve 6 yaşındaki kızının gözyaşlarının vebalini kim ödeyecek diye sordu.

Mayıs 2017’de gözaltına alınan ve denetimli serbestlikle bırakılan Biçer, üç yıldır karakola gidip imza atıyor, cemaat soruşturmaları kapsamında tutuksuz yargılanıyordu. Biçer, 13 Ekim 2020’de görülen ikinci mahkemesinde tutuklanıp Afyonkarahisar Cezaevine gönderildi. Aynı dosyada bulunan ve 13 yıl 6 hapis cezasına çarptırılan eşi ise 4 yıldır Afyon Dinar Cezaevinde tutuklu.

“AİLE BÜTÜNLÜĞÜMÜZ KALMADI, PARAMPARÇA OLDUK”

Hepsi eğitim çağındaki çocuklarına Kocaeli Derince’de yaşayan dede ve babaannelerinin baktığını ifade eden Saniye Biçer, “Aile bütünlüğümüz kalmadı. Paramparça olduk. Ailem çocukları hem anneye hem babaya getiremezler. Yol uzunluğu, maddi manevi külfet. Pandemiden dolayı iki kişi alıyorlar görüş için. Hangi birini kime götürecekler. Babaya hasret 4 yıldan sonra anneye de hasret bırakıldılar. Çocuklarımın bu gözyaşlarını vebalini kim ödeyecek?” dedi.

“NEDEN HAKLARIMIZDAN MAHRUM BIRAKILIYORUZ”

Pandemi nedeniyle online eğitimlere katılmak zorunda kalan çocuklarının bu sürecinin de çok zorlu geçtiğini belirten Biçer, evlerinde bilgisayar ve internet bağlantısı imkanı olmadığını söyledi. Anne ve babasının çocukların hem bakımıyla hem de eğitimiyle ilgilenmediklerini aktardı.

Hak etmedikleri ve işlemedikleri suçlar nedeniyle cezaevine konulduklarını söyleyen Saniye Biçer, bir de ‘ev hapsi ve tutuksuz yargılanma gibi haklarından’ mahrum bırakıldıklarını da ifade etti. Biçer, “Eşi tutuklu ve 3 çocuklu bir anneyi tutuksuz yargılarken ne oldu da tutuklu yargılama kararı verildi. Bu karar sadece anneyi değil, ardındaki 5-6 kişiyi de cezalandırmaktır. Telafisi zor ve imkansız yaralara sebebiyet vermektedir.” diye yazdı.

“SİZ VEKİLLERİMİZ BİZE YARDIMCI OLUNUZ”

5 Kasım 2020’de üçüncü mahkemesinin görüleceğini altını çizen Saniye Biçer, tutuksuz yargılanma talebinin dikkate alınmasını umduğunu söyledi. Biçer mektubunu şöyle tamamladı:

“Umarım sesimi duyurabilirim. Lütfen sesimi duyun ve bana yardımcı olun. Bu çocuklar bu vatanın evladı değil mi? Psikolojisi alt üst olmuş, eğitim hayatı baltalanmış birey olmasınlar. Aksi takdirde toplum olarak acısını çekeriz. Sağlıklı ruh yapısına sahip, meslek sahibi ve eğitimli bireyler olmaları için siz vekillerimiz bize yardımcı olunuz.”

SANİYE BİÇER’İN GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ 15 EKİM 2020 TARİHLİ MEKTUBU

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

290 gündür kızını göremediğini söyleyen tutuklu Hülya Bayden ailece yaşadıkları mağduriyetlerinin giderilmesi için milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan yardım istedi.

BOLD ÖZEL – Eşiyle birlikte tutuklanan ve Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen Hülya Bayden, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup göndererek cezaevinde koronavirüs kapan eşini ve psikolojisi bozulan kızını anlattı.

“PSİKOLOJİM ALT ÜST”

Bir kız evladı sahibi Bayden çifti 10 ay önce tutuklandı. Mehmet Yasin Bayden Bitlis, Hülya Bayden Bakırköy Cezaevine gönderildi. Kovid-19 tedbirleri kapsamında 22 gün karantina hücresinde kalmak zorunda kalan Hülya Bayden, karantinadan çıkınca eşinin cezaevinde koronavirüse yakalandığını öğrendiğini söyledi.

Bir taraftan evlat hasreti çeken bir yandan da eşinin sağlığından endişe eden Bayden, kendisinin de ilaç kullanmaya başladığını belirtti ve “Bu sıkıntılar psikolojimi alt üst etti. Vücut direncimin düşmesine yol açtı.” dedi.

“KIZIM ONU ALMAK İSTEMEDİĞİMİ SANIYOR”

10 aydır kızına sarılamadığını vurgulayan Bayden, “10 aydır 3 yaşındaki kızına sarılamamış, sadece geçen hafta kapalı görüşte camın arkasından görmüş bir anne olarak yazıyorum. Kızım onu almak istemediğimi sanıyor, konuşmadı bana küsmüş, çocuğa salgını nasıl anlatsam ki? Eşim de tutuklu.” diye yazdı. 

Mağduriyetinin giderilmesini ve bu zorlu korona günlerinde kızının yanında olmak istediğini belirten Bayden, 290 gündür çocuğuna hasret acılı bir anne olarak yardım istedi.

Hülya Bayden’in kızı.

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

Okumaya devam et

Popular