Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Evinden atılmak istenen Sıttıka Teyze konuştu: Böyle hainlik yapılır mı?

Hayır için bağışladığı evine Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından el konulan Sıttıka Teyze, 65 yıldır oturduğu evinden çıkarılmasına tepki gösterdi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Eşinden miras kalan evini, kullanım hakkı ölene kadar kendisinde kalmak şartıyla, 13 yıl önce Feza Eğitim ve Kültür Vakfı’na bağışlayan Sıttıka Atay (87), Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kararıyla evinden çıkarılıyor. Atay, 15 gün içinde evi boşaltmazsa Kaymakamlık tarafından zorla çıkarılacak. Evine tebligat geldikten iki gün sonra  (11 Haziran 2020) kalp krizi geçiren Atay, 65 yıldır oturduğu evi elinden alınacağı için çok üzgün.

“TALEBELER DURSUN DİYE BAĞIŞLADIM”

Doksanına merdiven dayayan Atay, “Bu ev bana kocamdan kaldı. 65 senedir burada oturuyorum. Ben bunu hayır olsun diye, ileride (ben öldükten sonra) talebeler dursun diye bu evi vakıflara bağışladım. Şimdi bana çık diyor devlet. Ben bu yaştan sonra nerede durayım. Sokakta mı durayım?” dedi.

“BÖYLE ŞEY YAPILIR MI İNSANA?”

Yaşatılan sıkıntılar nedeniyle üzüntüden hastalanan Atay, “Hasta ettiler beni, gelip gelip evden çık, evden çık dediler, evi boşalt dediler. Böyle şey olur mu insana, böyle hainlik yapılır mı? Bu yaştan sonra nereye çıkayım? Yardım edin bana.” diye konuştu.

HAKKINI GÖRMEZDEN GELDİLER

Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğü, Manisa Gördes’te yaşayan 1933 doğumlu Sıttıka Atay’ın evine el koydu. 9 Haziran 2020’de gelen tebligata göre Atay’dan, Feza Eğitim ve Kültür Vakfına bağışladığı ancak kullanım hakkı ölene kadar kendisine ait olan evini 15 gün içinde boşaltması istendi. Eğer boşaltmazsa kaymakamlık tarafından tahliye edileceği belirtildi. Ayrıca yaşlı kadına 2016’dan bu yana biriken 23 bin TL kira bedelini de ödemesi şart koşuldu. 2 Ağustos 2016’da KHK ile kapatılan vakfa ait tüm mallar AKP hükumeti el konulduğu için Sıttıka Teyze’den 4 yıllık kira bedeli olarak bu para isteniyor. Bakanlık, 2007’de düzenlenen tapuda ‘kullanım hakkı’nın ölene kadar Atay olmasını dikkate bile almadı. Yaşlı kadının hakkını gasp etti.

EŞİ, ADALET PARTİSİNDEN BELEDİYE BAŞKANI SEÇİLMİŞTİ

İki oğlu bulunan Sıttıka Atay’ın eşi Refik Atay, 1977’den 1980 ihtilaline kadar Manisa Gördes’de belediyesi başkanlığı yaptı. Adalet Partisi’nden (AP, 1961-1980) seçilen Atay, 2013 yılında hayatını kaybetmişti.

Sıttıka Atay’ın Gördes Uzunçam Mahallesi’ndeki, bahçesiyle birlikte 413 metrekare olan evi.

Evin sahibi tapuda 15 Temmuz’dan sonra KHK ile kapatılan Feza Eğitim ve Kültür Vakfı görünüyor. Ancak kullanım hakkı ölene kadar Sıttıka Atay’a ait olduğu da belirtiliyor.

6 gün önce gönderilen tebligatta Sıttıka Atay’ın 15 gün içinde evi boşaltması söyleniyor. Eğer boşaltmazsa Kaymakanlık tarafından tahliye edileceğini belirtiliyor.

Sıttıka Atay, Manisa Gördes’teki evinde, 14 Haziran 2020.

Kültür ve Turizm Bakanlığının evine el koyduğu 87 yaşındaki Sıttıka teyze kalp krizi geçirdi

BOLD ÖZEL

Eşimi öldürdüler, sorumlular hakkında hukuki süreç başlatıyoruz

On gün önce koronavirüs teşhisiyle hayatını kaybeden hasta mahpus Hüseyin Özen’in eşi Sabiha Özen, cezaevi yönetiminin ihmallerine işaret etti. Maskesiz koğuş aramaları nedeniyle eşinin hastalandığını savunan Özen, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirtti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Yaklaşık üç yıldır tutuklu bulunduğu Bursa H Tipi Cezaevinde koronavirüs kapan eski Türk Telekom Bursa Bölge Müdür Yardımcısı Hüseyin Özen’in (59) ölümünün üzerinden 10 gün geçti. Özen, 15 gün Bursa Şehir Hastanesi yoğun bakımında kaldı. Durumu ağırdı. Ne zaman virüs kapmıştı, ne olmuştu, birdenbire ne zaman bu kadar ağırlaşmıştı bilinmiyordu.

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu Twitter hesabından yaptığı paylaşımdan bir gün sonra 14 Kasım 2020’de hayatını kaybetti. Spor yapan, sağlığına çok dikkat eden ve o güne kadar cezaevinde herhangi bir sorun yaşamadığı belirtilen Özen’in ölümü ailesinde şok etkisi yaptı.

Kendi çabalarıyla eşinin yaşadıklarını araştıran Sabiha Özen, Hüseyin Özen’in ölümünde cezaevi yönetiminin ihmalleri olduğunu düşünüyor. Son 2 ayda yapılan maskesiz koğuş aramaları yüzünden eşinin virüs kaptığını ifade eden Sabiha Özen, “Başka nereden kapacaklar? Salgın başladığından beri hiç arama yapmadılar. İki aydır o kadar sık arama yapmışlar ki koğuşlarda. Üstelik maskesiz” diyor.

Doktora gitmek için koğuş arkadaşlarıyla birlikte defalarca dilekçe verdiklerini ama sonuçsuz kaldığını ifade eden Özen, eşinin 8 ay boyunca polyester bir maske ile kendini koruduğunu vurguluyor. Maske için birçok kez dilekçe yazmalarına rağmen sonuç alınamıyor. Hastanedeki doktorun “Getirilmek için çok geç kalınmıştı” dediğini aktaran Sabiha Özen ile eşiyle yaptığı son görüşmeleri, hapiste neler yaşadığını konuştuk.

Hüseyin Özen’in tutuklanma nedenlerinden biri Ankara Kızılcahamam’daki termal otelde ailece tatil yapmalarıydı. Sabiha Özen, “Bülent Arınç da oradaydı. Eşim yargılama sürecinde bunu hiç dile getirmedi. Söylemesi için çok ısrar ettim ama söylemedi.” diyor.

Eşinizi en son ne zaman gördünüz?

21 Kasım’daki kapalı görüşte gördüm. Öksürüyordu. Neden doktora çıkmıyorsunuz diye sordum. Doktor mu var, diye cevap verdi. Daha önce başka mahpuslar da dilekçe vermiş, doktora gidelim diye. Gripsiniz demişler. Birer tane şurup verip geçirmişler.

Kaynınız, öksürük şurubunu kantinden satın aldığını söylemişti. Bu doğru mu?

Reçetesiz satılan bir şurup. Kantinden mi aldılar, revirden mi veriyorlar bilemiyorum. Aldık bir şurup, içiyorum ama beni daha çok öksürtüyor, bırakacağım, dedi. E ne yapıyorsunuz diye sordum. Bal, zencefil, zerdeçal yiyorum dedi. Aradan 6 gün geçti. 27 Kasım 2020 salı günü telefon görüşümüz vardı. Öksürmekten konuşamadık, o kadar çok öksürüyordu ki…

Eşi ve küçük oğluyla birlikte bir görüş gününde.

Hastaneye götürülmeden önce eşiniz hastalıkla epey mücadele ediyor. O süreçte cezaevinde neler yaşıyor, biliyor musunuz?

Geceleri ateşi yükseliyormuş, nefes darlığı yaşıyor, koğuş arkadaşları ateşini düşürmeye çalışıyor. Çok endişe etmişler. Hastaneye götürülmeden önceki son gece, yatağından kalkıyor. Alt kata iniyor. İstifra ediyor. Yukarı çıkmak için geri dönüyor. Bir daha istifra ediyor. Merdivenlere yöneldiğinde birkaç basamak çıkıyor çıkmıyor, yığılıp kalıyor. Koğuş arkadaşları ‘adam ölüyor, adam ölüyor’ diye bağırıyorlar. Gardiyanlar geliyor. Eşimle ilgilenmek yerine siz niye bağırıyorsunuz’ diye diğerlerini tartaklıyorlar.

O gece hastaneye götürmüşler mi?

Ertesi gün götürüyorlar. Eşimi ve ağır birkaç kişi daha varmış. O bağırıp çağıranları da karantina koğuşu diye pis bir yere koyuyorlar. Eşim de hapse ilk girdiği zaman onları da tavanı akan, pis bir yere koymuşlar. Ertesi gün 4-5 kişiye de test yapılıyor ve onlar da pozitif çıkıyor. Koğuşta kalan diğerlerine de test yapıyorlar. Onlar da pozitif çıkıyor. Ama o 4-5 kişiyi o pis yerde tutuyorlar. Hepsi korona, bir araya getirelim demiyorlar.

Eşiniz tam olarak hangi gün hastaneye götürüldü?

28 Kasım’da korona testi yapılmış, test sonucu 29 Kasım gece yarısı e-nabızda görünüyor. Zaten 30 Kasım’da da yoğun bakıma kaldırıyorlar. Ekrem Uysal diye bir doktor vardı. Tecrübeli bir doktor, o yatırıyor zaten.

Doktoruyla siz görüşebildiniz mi?

Bir kere görüşebildim. Ölmeden bir gün önce. 13 Kasım’da. Hastaneden resmi olarak bir kere bilgi alabildik. Bilgi almak mümkün değil ki… Doktor, durumu çok kritik dedi. Bilgi alma sürecinde de cezaevi bizi çok sıkıntıya soktu.

Ne yaptılar?

Eşimin hastaneye götürüldüğünü bir koğuş arkadaşının eşinden öğrendim. Hemen e-Nabız’a baktık. Koronel yoğun bakım, 2. basamak pandemi tedavisi yazıyor. Cezaevini aradığımda yoğun bakımda hastamız yok dediler. İki gün böyle geçti. Pazartesi artık, neden yalan söylüyorsunuz diye memura tepki gösterdim. E-nabızdan görüyorum. O zaman bir bakalım deyip kapattılar telefonu. Sonra beni geri aradılar. Cezaevi psikoloğunu bağladılar bana, ‘iyiymiş durumu, kendi ihtiyaçlarını kendi görüyormuş’ dedi. Yoğun bakımdaki bir hasta kendi ihtiyaçlarını nasıl görecek! Zannetmiyorum öyle bir şey yapabildiğini. Sonraki gün psikolog yine aradı. Yine iyi dedi.

Durumu ne zaman ağırlaştı?

5 Kasım 2020 perşembe sabahı entübe olduğunu öğrendik. Ve o gün tahliye olduğu haberi geldik. E-nabızdan tahlilleri indirip avukata götürmüştüm. Bursa 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe verdik, tahliyesini istiyoruz diye. Perşembe sabahı tahliye ettiler. Ama tahliye olduğunu hiçbir zaman öğrenemedi. Sonradan öğrendiğime göre eşimle ilgilenen doktor bey, “Getirilmek için çok geç kalınmıştı.” diyor. Keşke o doktor çıkıp konuşsa… Bir milletvekili, hakimler cüzdanlarıyla vicdanları arasında sıkıştı demişti, şimdi bütün insanlar cüzdanlarıyla vicdanları arasına sıkıştı. Çünkü herkes işini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Bir şey de diyemiyorsunuz insanlara.

Eşiniz ne kadar zamandır tutukluydu?

Tam 33 ay. 33 ayın dolduğu gece vefat etti. 14 Kasım 2020’de, Bursa Şehir Hastanesi’nde. 15 Şubat 2018’de gözaltına alındı. 27 Şubat’ta Bursa Asliye Hukuk Mahkemesi tutukladı.

Bu süre içerisinde cezaevinde herhangi bir hastalık ya da başka bir sorun yaşadı mı?

Hiç yaşamadık. Mektuplarımızda da var. Telefon konuşmalarımız da hep kayıt altındadır. Eşim iyi davrandıklarını, beyefendi olduklarını, hep kolaylık gösterdiklerini anlatırdı. Hiç beklemediğimiz bir şey bu aslında.

Durumu size öyle yansıtmış olabilir. Mektuplar okunuyor, telefon görüşleri de bildiğim kadarıyla dinleniyor.

Bilmiyorum. Söylerdi yine de. Bu kadar susmazdı. Bir de şu var: Pandemi sürecinde, 8 ay geçti. İlk 6 ay koğuşlarda hiç arama yapmıyorlar. Son iki aydır ne değiştiyse acayip bir arama yoğunluğu başladı. Açık görüş yok, eşyaları bir gün bekletiyorlar. Didik didik arıyorlar. Nereden ne gelecek? Yani ne değişti, ne oldu bilmiyorum.

Eşinizin o aramalarda mı virüs kaptığını düşünüyorsunuz?

E tabi ki. Başka ne zaman kapacaklar? Cezaevine dışarıdan gardiyanlardan başka kimse gelmiyor ki. Üstelik gardiyanlar koğuşlara maskesiz giriyor. Bahçenin duvarları 8 metre yükseklikte. Havadan da yağmayacağına göre, gardiyanlardan başka koğuşa giren yok. Eşyalar da bir gün havalandırılıp öyle veriliyor.

Eşinizin eşyalarını aldınız mı?

O da ayrı bir mevzu. Eşyalarını istediğimi söyledim. Tamam dediler. Koğuş arkadaşlarına toplatmışlar, kendileri de toplamıyor. İmzasız kaşesiz bir tutanağa eşyalarını yazmışlar. 3 ayakkabısı var, orada 2 ayakkabı yazıyor. Eşim bütün görüşleri açık kapalı görüşleri, tarihleriyle hep not almış. Kimler gelmiş, kimlerle görüşmüş onları yazmış. Bir de maskesi var.

Cezaevinde kullandığı maskeyi de mi verdiler?

Evet verdiler. Onun çöpe atılması gerekmiyor muydu? Polyester bir maske. Sekiz ay boyunca o maskeyi kullanmış. Tek maske o. Başka maske yok. Defalarca dilekçe yazdıkları halde olumlu cevap verilmedi. Kantine getirin, kantinden alalım dediler. Her şeyi satıyorsunuz, neden maske getirmiyorsunuz? Benim eşim rahatsızdı. Bel fıtığı vardı. Özel yatağını, iki kat para verip kantinden aldık. Eşim entübe olduktan sonra diğer mahpuslara 10’ar tane maske vermişler. Ayyuka çıkınca artık.

Hüseyin Özen’in cezaevinde kullandığı polyester maske.

Eşinizin hakkında iddialar neydi peki? Ne ile suçladılar?

Birincisi Bank Asya’da paramız vardı. Çocuklarımız kapatılan Bursa Nilüfer Koleji’nde okumuştu. Üçüncüsü de Kızılcahamam’daki Asya Termal tatil köyüne, kaplıcaya gitmiştik. Hangi yıldı hatırlamıyorum. Biz gittiğimiz zaman orada, tutuklanan birileri varmış. Biz de oraya onlarla görüşmeye gitmişiz. İddia bu. Bu kişilerle telefon görüşmesi var mı diye sorduk. Mahkemede ortaya çıkarılmadı. Bylock yoktu. Olamazdı da zaten.

Kızılcahamam’daki kaplıcaya giden birçok insanı tutukladılar maalesef bu süreçte.

Biz Kızılcahamam’da olduğumuz zaman Bülent Arınç da oradaydı. Eşim yargılama sürecinde bunu hiç dile getirmedi. Söylemesi için çok ısrar ettim ama söylemedi. Eşim tutuklanmadan 10 gün önce emniyetten çağırdılar, ifade vermeye gitti. Bank Asya, çocukların okulu o zaman sorulmuş kendisine. O zaman bir şey olmadı, tutanağı imzaladı geldi. Sonra bir itirafçı, sohbetlerde gördüğünü, gezilere gittiğini söylüyor. Adam kendini kurtarmak için 40 küsur kişinin adını veriyor. Yargılanma sürecinde ise savcı iki kez tahliyesi istedi. Hakim bırakmadı. Karar duruşmasında savcı değişti. Yine tahliye isterse tahliye etmek zorunda kalırız diye mi değiştirdiler, artık bilemiyorum. 7 yıl 6 ay hapis cezası verdiler.

Eşiniz Türk Telekom’da çalışıyor muydu, yoksa işten çıkarılmış mıydı?

Bursa Türk Telekom’da bölge müdür yardımcısıydı. Yıllarca çalıştı. Şubat 2016’da emekli olmuştu. Darbe olduğunda çalışmıyordu, evdeydi. Ailenin toparlayanı direğiydi eşim. Hepimiz çok yıkıldık. Kayınvalidem 85 yaşında kalp pili ile yaşıyor. Kayınbiraderim yerinden kalkamadı vefat haberini alınca. Allah’tan gelene bir şey diyemeyiz elbet ama burada bir ihmal var.

Bundan sonraki süreçte ne yapacaksınız? Bir planınız var mı?

Dava sürecini birkaç güne kadar başlatıyoruz. İhmalden dolayı cezaevi yönetimi hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Daha sonra tazminat davası da açacağım. Sonuçlanır mı bilmiyorum. Allah-u alem. Ama eşimin hakkını sonuna kadar arayacağım, çünkü onu öldürdüler. Eşimi tanıyan biri Twitter’da şöyle yazmış: “Hüseyin bey sporcu adamdı, bisiklet turlarına katılırdı, sağlam bir bünyesi vardı, bu adamı öldürmek için çok uğraşmış olmaları lazım.” Günde mutlaka 1 saat spor yapardı. Bisiklet soruyla ilgilenirdi. Hafta sonları en az 4-5 saat bisiklet sürerdi.

Hüseyin Özen’in Batuhan ve Berkehan adında iki oğlu bulunuyor.

14 Kasım 2020’de Bursa Şehir Hastanesi yoğun bakımda hayatını kaybeden Hüseyin Özen’in cenazesi Bursa Hamitler Mezarlığı’na defnedildi.

Cezaevinde koronaya yakalanan Hüseyin Özen hayatını kaybetti

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde bir kanserli daha: Yasin Akaslan 9 aydır hapiste

7 yıldır lösemi tedavisi gören muhasebeci Yasin Akaslan, hastalığına rağmen 11 Mart 2020’de tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine konuldu. Hapse girdikten sonra kullandığı ilaçları bir süre alamayan Akaslan’a daha sonra farklı ilaçlar verildiği ve vücudunda morluklar oluştuğu ortaya çıktı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Yasin Akaslan’ın sağlık durumu, bir yıldır aynı cezaevinde tutuklu olan kızkardeşi Kevser Sinan’ın mektubuyla ortaya çıktı. Abisiyle yaptığı iç görüşü, 1,5 ay önce küçük kardeşi Ramazan Akaslan’a anlatan Kevser Sinan “Kullandığı ilaçları bir süre alamamış, sonra farklı ilaç verilmiş. Biraz sıkıntı yaşamış, vücudunda morluklar oluşmuş. Abimin hastalığının en büyük sebeplerinden biri üzüntü, stres. İçeride kendine iyi bakması lazım” dedi.

“BURADA HASTA OLUNCA İYİLEŞMEK ÇOK ZOR”

Yasin Akaslan’ın kışlık ihtiyaçlarının acilen gönderilmesi gerektiğini belirten Kevser Sinan, “Burada hasta olunca iyileşmek çok zor oluyor. Kimse doktora gitmek istemiyor. Hastaneye gidince 40 güne kadar uzayan karantinada hücreye kapatıyorlar. Çok zor oluyor bu durum. O yüzden sağlığa çok dikkat etmek gerekiyor. Rabbim muhafaza etsin tüm herkesi” ifadelerini kullandı.

DAHA ÖNCE 6 AY HAPİS YATTI

Kapatılan kitap ve kırtasiye mağazası NT’lerde müdür olarak görev yapan Yasin Akaslan (41) en son Kırıkkale’de bir kolejde muhasebeci olarak çalışıyordu. 2013 yılında evlilik için sağlık raporu almaya gittiğinde kan değerleri yüksek çıkınca lösemi olduğunu öğrenen Akaslan, 15 Temmuz’un hemen ardından da tutuklanmıştı. O dönemde 6 ay hapis yattıktan sonra tahliye edilen Akaslan, ikinci kez  geçen mart ayında cezaevine gönderildi.

EŞİ DE TUTUKLU

Kapatılan dershanelerde muhasebecilik yapan eşi Meliha Akaslan (38) da uzun süredir Kırıkkale Keskin Cezaevinde tutuklu. Hapse girmeden önce tüp bebek tedavi gören Akaslan çifti 4’er yıl hapis cezasına çarptırıldı. Eşinden önce tutuklanan Meliha Akaslan’ın Mayıs 2021’de denetimli serbestlikle bırakılması bekleniyor.

CEZAEVLERİNDEKİ BİLİNEN KANSER HASTALARI

Cezaevinde kanser olan insanların sayısı her geçen gün artıyor. Dört yıldır Kırşehir Cezaevinde bulunan KHK’lı memur Ali Osman Ünal’a da 19 Kasım 2020’de pankreas kanseri teşhisi konuldu. Cemaat soruşturmaları kapsamında hapiste bulunan Ünal, hastaneye götürüldüğü için şu anda tek başına karantina hücresinde kalıyor. Yaklaşık 4 yıldır Silivri Cezaevinde olan adli tutuklu Rıdvan Yıldız (34) da iki yıldır hapiste lösemiyle mücadele ediliyor. 4,5 yıldır Kandıra Cezaevinde tutuklu Ahmet Polat Önel’in ise cezaevine girdiğinden beri cilt kanseri olduğu biliniyor. Son 6 ay içinde cezaevinde kansere yakalanan 3 kişi hayatını kaybetti. Gazeteci Mevlüt Öztaş haziranda, yönetmen Fatih Terzioğlu temmuzda ve KHK’lı komiser Ümit Gökhasan ise dün gece hayata veda etti.

Cezaevinde kanser olan KHK’lı Ümit Gökhasan hayatını kaybetti

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Bir anne-baba daha tutuklandı

Dört gün önce bir anne-babanın daha tutuklandığı ortaya çıktı. 10 ve 6 yaşında iki kız sahibi Som çifti Sakarya Ferizli Cezaevine gönderildi.

BOLD ÖZEL – Anne-babası tutuklu çocukların sayısı artmaya devam ediyor. Sakarya’da yaşayan Rümeysa-Ahmet Som, 17 Kasım 2020 salı günü tutuklanıp Sakarya Ferizli Cezaevine gönderildi. Karantinada kalan Som çiftinin Meryem (10) ve Emine Hafsa (6) adında iki kızı bulunuyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında pazartesi akşam üzeri evlerinde gözaltına alınan, salı günü saat 18.30’da tutuklanan Som çifti hakkındaki iddialar, dosyalarında gizlilik kararı olduğu için henüz bilinmiyor.

Aile yakınlarının Bold Medya’ya verdiği bilgiye göre kapatılan kitap ve kırtasiye mağazası NT’de müdür olarak görev yapan Ahmet Som (41) en son Aydın’da çalışıyordu. Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu olan eşi Rümeysa Som (35) ise derneklerde görev almıştı.

GERGERLİOĞLU: “BİR AN DÜŞÜNÜN, NE HİSSETTİNİZ!”

Som çiftinin tutukluluğuna tepki gösteren HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Bir an düşünün çocuklarınız anne, babasız kalmış!!! Ne hissettiniz? Rümeysa ve Ahmet Som Sakarya Erenler’de tutuklandılar ve şu an Ferizli Cezaevindeler. Küçüğü Emine Hafsa 6 yaşında büyüğü Meryem 10 yaşında. Çocuklar yaşlı anne annedeler.” dedi.

 

 

Okumaya devam et

Popular