Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Çete lideri Serkan Kurtuluş: Rahip Brunson’u öldürmem istendi suçu Gülen Cemaatine yükleyeceklerdi

Arjantin’de tutuklu bulunan silahlı çete lideri cihatçı Serkan Kurtuluş: “Rahip Brunson’u öldürmem istendi, suçu FETÖ’ye yıkacaklardı. Ortağım denedi ama başaramadı.”

CEVHERİ GÜVEN
BOLD ÖZEL – Suriye’de düşürülen Rus uçağının pilotunun öldürülmesi, organize suç örgütü faaliyetleri ve silah ticareti nedeniyle İnterpol’ün listesinde bulunan Serkan Kurtulmuş, tutuklu bulunduğu Arjantin’deki cezaevinde önemli ifşaatlarda bulundu.

Kurtulmuş, AKP yönetiminden Rahip Brunson’u öldürmesi yönünde talep geldiğini, suçun Gülen Cemaatine yıkılacağını söyledi.

ARJANTİN’DE TUTUKLU

Serkan Kurtuluş, Türkiye’de organize suç örgütü lideri olarak pekçok suçlamayla aranıyor. Kurtuluş’un Türkiye’de öne çıkması Suriye savaşıyla birlikte oldu. Suriye’ye silah ticareti yeraltı dünyasındaki isimleri bu bölgeye yönlendirdi. Kurtuluş’u Interpol’ün işaretlemesi ise düşürülen Rus uçağının paraşütle atlayan pilotunun öldürülmesine isminin karışmasıyla oldu. Kurtuluş, FETÖBORSASI olarak bilinen, işadamlarından şantajla para kopartan çetelerden birini İzmir’de organize etmekle suçlandı. Kurtuluş’un ortağı AKP eski İzmir İl Başkanı, aynı suçlamayla elektronik kelepçeyle ev hapsindeyken 31 Mayıs 2019’da polis yeleği giymiş kişilerce evinde vurularak öldürüldü. Serkan Kurtuluş, olayın ardından Türkiye’yi terketti önce Gürcistan sonra Arjantin’e geçti.

Kurtuluş, Interpol listesinde bulunması nedeniyle Arjantin’de saklandığı yerde gözaltına alındı ve halen Puerto Madero’da tutuklu bulunuyor. Siyasi sığınma prosedürü devam eden Kurtuluş, Arjantin’in önemli gazetelerinden Infobae’den gazeteci Federico Fahsbender’in sorularını yanıtladı.

RAHİP BURUNSON’U ÖLDÜRMEM İSTENDİ

Hayati tehlike nedeniyle Türkiye’den kaçtığını belirten Serkan Kurtuluş, Suriye savaşı, siyasi cinayetler dahil pekçok konuda çok şey bildiğini, AKP yönetimiyle beraber çalıştıklarını bu nedenle hayati tehlikesi bulunduğunu belirttiği röportajında Rahip Brunson’a suikast düzenleme planıyla ilgili çarpıcı bilgiler verdi.

Serkan Kurtuluş, Rahip Brunson’un öldürülmesiyle ilgili AKP’nin yöneticilerinden kendisine talep geldiğini ancak kabul etmediğini belirtirken, bir ortağının suikast düzenlemeye çalıştığını ancak başarısız olduğunu ifade etti. Kurtuluş şöyle konuştu:

“AK Parti, onu öldürmek ve suçu FETO’ya atmak istedi. Bir ajan arkadaşım (ortağım) onu ​​öldürmek istedi, ama yapamadı. Daha onrasında Gürcistan’a benim yanıma geldi . Çok sayıda belgem var, birlikte çalışıyoruz. Sonra ‘Andrew Brunson’u öldürmem gerektiğini’ bana bildirdiler. Onu öldürmeyi kabul etmedim. Onu öldüreceğim için bana para teklif etmediler. AK Parti sokakta güçlü olmak istiyordu, FETO ile problemleri vardı ve bu problemleri sokaktaki gücüyle bastırmak istedi. Bu yüzden benim gibi insanları organize etmek istediler, bu organize kendilerine çalışan insanlarla tekrar bir savaş çıkarma niyetindeydiler.

Serkan Kurtuluş’un bu sözleri üzerine gazeteci Fahnsbender „Brunson’u kim öldürmenizi istedi“ şeklinde açık soru yöneltti. Kurtulmuş’un cevabı şöyle oldu:

“AK Parti istedi, AK Parti’nin Izmirdeki büyük politikacıları.”

Serkan Kurtuluş

“AHMET ÇOK ŞEY BİLDİĞİ İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ”

İzmir’de işadamlarına FETÖBORSASI çerçevesinde şantaj yapmak suçlamasıyla yargılanan AKP eski İzmir İl Başkanı Ahmet Kurtuluş’un öldürülmesiyle ilgili de konuşan Serkan Kurtuluş “Ahmet Kurtuluş’u çok şey bildiği için öldürdüler. İnsanları öldürerek suçu FETÖ’ ye yıkmak istediler bu sayede hem yargıdan hem kamu oyundan gerekli desteği alacaklardı.” dedi.

Öldürülen eski AKP İzmir İl Başkanı Ahmet Kurtuluş.

CUMHURBAŞKANI BİR TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM YAPTI

Hayati tehlikesi bulunduğunu belirten Serkan Kurtuluş, özellikle Suriye’de savaştığı dönemde şahit oldukları nedeniyle ortadan kaldırılmak istendiğini söyledi:

“Ben savaştaydım(Suriye), Cumhurbaşkanı Erdoğan bir terör örgütüne yardım etti. Ben çok şey biliyorum, çok şey gördüm. Türkiye bu yüzden beni ortadan kaldırmak istiyor. Politik cinayetlerle ilgili çok şey biliyorum, çünkü beraberdik onlarla, çok kötü şeyler gördüm. Artık onlarla birlikte çalışmak istemiyordum Gürcistan’a geçip sığınma istedim ama orada bana öldürülme riskim olduğu söylendi. Şimdi de Türkiye burada beni hapishanede öldürmek istiyor.“

Serkan Kurtuluş (ortada)

“OLAYIN İÇİNDE MİLLİ GÜVENLİK VAR BİREBİR SUSURLUK“

2019 yılı Mayıs ayında öldürülen AKP İzmir eski İl Başkan Yardımcısı Ahmet Kurtuluş’un avukatı Özgür Senger, cinayetin ardından yaptığı açıklamada olayın devlet tarafından soğutulmaya çalışıldığını söylemiş ve konunun „Milli Güvenliği ilgilendiren boyutları var birebir Susurluk’un aynısı demişti.

FETÖBORSASI çerçevesinde tutuklandıktan sonra elektronik kelepçeyle ev hapsine alınan Ahmet Kurtulmuş, polis yeleği giyen bir kişi tarafından evinde öldürülmüştü. Ahmet Kurtuluş’un avukatı Senger, konuyla ilgili şöyle konuşmuştu:

“Ahmet Kurtuluş bildikleri, konuşmadıkları ve söylemedikleri yüzünden öldürüldü. Söyledikleri nedeniyle öldürülmedi. 2011-2017 yılları arasında üç dönem, Ak Parti İzmir İl Başkan Yardımcılığını yapmıştı. Alüminyum folyo fabrikası vardı. Serkan Kurtuluş (akrabalıkları yok soyisim benzerliği) adlı bir kişinin liderliğini yaptığı suç örgütün liderlerinden biri olduğu iddiasıyla tutuklandı. Hakkında dava açıldı. 5 ay tutuklu kaldı. Bu normal bir suç örgütü değil. Burada yalnızca silahlı eylemler gasp, insan kaçırma eyleminin dışında. Milli güvenliği ilgilendiren bazı konular da var. Bire bir Susurluk olayına benziyor.“

Cinayetin ardından Ahmet Kurtuluş‘un, suç örgütü lideri Sedat Peker’i cezaevinde ziyaret eden isimlerden biri olduğu da ortaya çıkmıştı.

RUS BÜYÜKELÇİ SUİKASTİNİN BENZERİ

19 Aralık 2016’da, Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov da tıpkı Ahmet Kurtuluş gibi Suriye’de faaliyet gösteren cihatçı gruplarla irtibatlı polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş tarafından öldürüldü. Suikastin ardından cinayet hükümet tarafından Gülen Cemaatine yıkılmaya çalışıldı. Yargılama sürecinde Altıntaş’ın Suriyeli cihatçı grup El Nusra’yla bağlantıları ortaya çıktı ancak savcılık bu delilleri dosyaya koymadı.

Serkan Kurtuluş’un da Suriye’de cihatçı gruplarla sıkı bağları olduğu görülüyor. Kurtuluş ve düşürülen Rus uçağının paraşütle atlayan pilotunu öldüren Alparslan Çelik’in fotoğrafları ve bağlantıları ortaya çıkmıştı.

Serkan Kurtulmuş ve Rus pilotu öldüren Alparslan Çelik’in Suriye’de beraber çekilmiş fotoğrafı.

Serkan Kurtulmuş ve Rus pilotu öldüren Alparslan Çelik’in Suriye’de beraber çekilmiş fotoğrafı.

ÇAKICI’YI CEZAEVİNDE ZİYARET ETMİŞTİ

Serkan Kurtuluş, yeraltı dünyasının ünlü ismi Alaattin Çakıcı’yı cezaevinde ziyaret etmişti. Çakıcı cezaevinden yazdığı mektuplardın birinde “Serkan Kurtuluş Bu Dünyada Ve Öbür Dünyada da Benim Kardeşimdir. Beni Seven Veya Sevmeyen Herkes Bunu Böyle Bilmeli.” yazmıştı.

BOLD ÖZEL

“Bu kararın hukuki dayanağı bulunmamaktadır, yok hükmündedir”

10 yıl hapis cezasına çarptırılan ve 9 Eylül 2020’de cezası onaylanan avukat Turan Canpolat, hukuki dayanağı olmayan kararın düzeltilmesi için Yargıtay’a dilekçe gönderdi. Hakkındaki iddiaları resmi belgelerle bir kez daha çürüten Canpolat, kararın düzeltilmesinin bir zorunluluk olduğunu ifade etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

63 aydır tutuklu olan avukat Turan Canpolat Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmak üzere Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 4 sayfalık bir dilekçe gönderdi. Canpolat dilekçesinde onaylanan kararın bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını, hukuki dayanağı olmayan, yok hükmünde olduğu tartışmasız olan mahkumiyet kararının bozulmasını talep etti.

Talebinin gerekçesini 8 maddede açıklayan ve dilekçeye eklediği 10 belge ile delillendiren Canpolat, “Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.” dedi.

İDDİALARI TEK TEK ÇÜRÜTTÜ

Malatya Barosu’na bağlı olarak 25 yıl avukatlık yapan Turan Canpolat, müvekkilinin evinde yapılan aramaların hukuksuz olduğunu tutanağa geçirdiği için 27 Ocak 2016’da, müvekkilinden 65 dakika sonra gözaltına alındı. Müvekkili Mehmet Tanrıverdi ile 3 gün gözaltına kalan Canpolat 29 Ocak 2016’da tutuklanıp Malatya Cezaevine gönderildi. Müvekkili ise serbest bırakıldı.

Savcılık imzalı sahte belgeyle şüpheli ilan edildiği için tutuklandığını daha sonra öğrenen Canpolat, bu iddiayı ve sahte belgeyi mahkemede çürüttü. Dosyasındaki hukuksuzlukları, sahte belgeleri ispat ettiği için 8 Mayıs 2017’de Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevine sürgün edilen Canpolat, halen bu cezaevinde kalıyor ve 27 Şubat 2020’den beri de kendisinin ifadesiyle tavuk kümesi boyutlarında bir hücrede tutuluyor.

Turan Canpolat tutuklandıktan 5 ay sonra cezaevinde olduğu halde 15 Temmuz darbesine katılmakla ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmakla suçlandı. İddianamesinde suç delili olarak bile zikredilmeyen Bank Asya hesabı, imzasız ve onaysız Bylock belgeleri, KHK’yla kapatılan bazı şirketleri temsil ettiği ve adliye yapılanması içinde bulunduğu gerekçe gösterilerek 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ceza 9 Eylül 2020’de Yargıtay tarafından onaylandı. Onaylanan karar ve savcılık tebliğnamesi ne kendisine ne de avukatlarına bildirilmedi. Oysa kanun gereği bildirilmek zorunda.

“DÜZELTME TALEBİMİN REDDİ İMKANSIZDIR”

Hakkındaki iddiaların boş ve asılsız olduğunu resmi delillerle birlikte 15 Şubat 2021 tarihli dilekçesinde bir kez daha açıklayan Canpolat, “Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bank Asya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.” dedi.

“BU HUSUS TARTIŞMASIZDIR!”

Canpolat adliye yapılanmasında olduğu iddiasını ise şöyle çürüttü: İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama adliye yapılanması suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı kesinleşmiştir. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu kesinleşmiş beraat kararı ile tescil edilmiştir.”

Bağlı bulunduğu Malatya Barosu ve Türkiye Barolar Birliği’ne sesini duyuramayan, tutukluluğuna itiraz için onlarca dilekçe veren Turan Canpolat, yaşadığı hukuksuzlukları daha önce kaleme aldığı mektuplarında anlatmıştı. “Tarihe geçtiğimin farkındayım” diyen Canpolat’ın sesini geçtiğimiz aylarda Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE) olmak üzere 13 insan hakları örgütü duydu. Adı geçen kurumlar Erdoğan ile Türkiye’deki 3 resmi kuruma mektup göndererek tutsak avukatın tahliye edilmesini istedi.

SAVCI HUKUKSUZ BELGE ÜRETTİ, BARO BUNA GÖZ YUMDU

Malatya Barosu, Turan Canpolat’ın mesleki faaliyetinden mi yoksa başka nedenlerle mi tutuklandığı öğrenmek için 22 Şubat 2016’da Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe gönderdi. Üç gün sonra Bora’ya cevap veren savcı Aziz Yaşar Yetkinoğlu, Canpolat’ın mesleki faaliyetleri nedeniyle değil, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandığını söyledi. Oysa müvekkilinin evinde yapılan arama ve gözaltının hukuksuz olduğuna dair tutanak tutan Canpolat’ın resmi olarak bu tutanaklarda imzası bulunuyor. Savcı böyle bir belgenin varlığını görmezden gelip Malatya Barosu’na doğru olmayan bir açıklama gönderdi, Malatya Barosu da bu hukuksuzluğa göz yumdu.

TURAN CANPOLAT’IN 15 ŞUBAT 2021 TARİHLİ DİLEKÇESİNİN ORİJİNALİ

Açıklamalar:

1. İlgili a’da belirtilen ve Yargıtay Başkanlığı’na gönderilen 9 sayfadan ibaret 41 sayfa eki bulunan dilekçe, dilekçe içeriğindeki anlatımdan da anlaşılacağı üzere bir şikayet dilekçesidir. Yargıtay C. Başsavcılığı’nın şikayet dilekçesi olduğu açık, net ve tartışmasız olan ilgi a’daki dilekçemi “Karar düzeltme” talebi olarak kabul etmesi mümkün değildir. Bahse konu dilekçe bir nevi kanuna karşı hile yoluyla “Şikayet” dilekçesi olmaktan çıkarılamaz. Aksi durum hukuki ve cezai sorumluluk gerektirir.

2. İlgi b’de belirtilen Yargıtay C. Başsavcılığı yazısının konusu Yargıtay 16.C.D’nin 2019/6796 E. 2020/4762 K sayılı ilamıyla ilgilidir. Bu husus ilgi yanı da zikredilmiştir. İlgi yanının Yargıtay 16.C.D’nin 2019/1529 K. 2020/4763 K. Sayılı ilamı ile bir ilgisi yoktur.

3. İlgi a-c-d-e’de belirttiğim bütün dilekçe içeriklerini ve bu dilekçelerdeki beyanlarımı iş bu tashihi karar talepli dilekçem kapsamında aynen tekrar ediyorum. Şüphecisi olmadığım bir dosyaya avukatlık görevimi yapmamı engellemek gayesi ile sahtelik, sahtecilik, sahte belge tanzimi, yoluyla sonradan şüpheci olarak dahil edildiğim hususu her türlü şüpheden uzak, aksi ve inkarı mümkün olmayan resmi mahiyetteki kesin delillerle SABİT olduğundan; karar düzeltme talebimin reddi konusunda Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdiri ve yetkisi bulunmamaktadır. Bu talebimin kabulü, usul ve yasanın emredişi hükümleri gereği sorumluluk, zorunluluk, ve yükümlülüktür.

4. Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bankasya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.

Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.

5. İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama “adliye yapılanması” suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı KESİNLEŞMİŞTİR. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu KESİNLEŞMİŞ BERAAT KARARI İLE TESCİL EDİLMİŞTİR.

6. İlgi c ve d’de belirtilen ve Yargıtay 16. C.D. tarafından Yargıtay C. Başsavcılığı’na gönderilmeyen dilekçelerimin içeriğini iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum. İlgi d’de belirtilen “suç inkarı” talepli dilekçemin gereğinin yerine getirilmesini talep ediyorum.

7. İş bu dilekçe içinde sunduğum belgeler ile Yargıtay Başkanlığı’na gönderdiğim ilgi a’daki 28/12/2020 tarihli dilekçem ile bu dilekçemin ekindeki belgeler üzerine düştüğüm beyanlarımı ve şerhlerimi iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum.

8. Şüpheci listesinin imzalı ve onaylı aslının halen dosyada mevcut olmadığı hususunu tekraren dikkatlerinize sunuyorum.

MALATYA BAROSU’NUN MALATYA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA YAZDIĞI DİLEKÇE

SAVCILIĞIN CEVABI

TURAN CANPOLAT’IN İMZALADIĞI TUTANAKLAR 

Tutuklu avukat Turan Canpolat için Avrupa’dan Erdoğan’a mektup

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Adalet Bakanlığı 1000 avukatın ruhsatını gasp etti

Hakkında soruşturma olduğu ya da öğrenciliği sırasında eyleme katıldığı gerekçesiyle Adalet Bakanlığı, son 12 yılda bine yakın hukuk mezununun avukatlık ruhsatını ellerinden aldı. Ruhsatların 854’ü 15 Temmuz’un ardından iptal edildi.

BOLD ÖZEL – Adalet Bakanlığının hukuk fakültesi mezunu avukatlara yaptığı ruhsat zulmü rakamlara yansıdı. Adalet Bakanlığı, 2008-2019 arasında 996 hukuk fakültesi mezununun Türkiye Barolar Birliği tarafından verilen avukatlık ruhsatını iptal etti. Adalet Bakanlığının istatistiklere göre ruhsat iptallerinin 854’ü 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL sürecinde, 2016-2019 arasında yapıldı. En fazla sayıda ruhsat iptali ise 2019 yılında oldu. 2019’da 14 bin 836 hukuk mezununun 528’inin avukatlık ruhsatı iptal edilirken, her yüz başvurudan 3,56’sı reddedildi.

Adalet Bakanlığının ruhsat başvurularına ilişkin istatistikleri

Hukuk mezunlarının ruhsat başvuru süreci şöyle işliyor: Hukuk fakültesi mezunu bir baroda avukatlık stajını tamamladıktan sonra baroya ruhsat başvurusunda bulunuyor. Baro, evrakları tamamladıktan sonra dosyayı Türkiye Barolar Birliğine gönderiyor. Barolar Birliği, stajyer avukatın ruhsat almasında herhangi bir engel olmadığına karar verirse başvuru onaylanarak Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık 60 gün içerisinde ruhsat başvurusunu onaylıyor ya da reddediyor. Red halinde dosya tekrar Barolar Birliğine gönderiliyor. Barolar Birliği tekrar onaylarsa bu kez ruhsat başvurusu onaylanıyor. Ancak bakanlık verilen ruhsatlara karşı İdare Mahkemesinde iptal davası açarak hukukçuların haklarını engelliyor.

MASUMİYET KARİNESİ YOK SAYILIYOR

Adalet Bakanlığının açtığı davaların sonuçlanması yıllar sürerken mesleğini yapamayan avukatlar yürütmenin durdurulması için karşı davalar açtı. 2016’daki OHAL ile başlayan ruhsat iptalleri geçen yıl büyük bir artış göstererek yüzlerce hukuk mezununun mağdur olmasına neden oldu. Cumhuriyet’e konuşan mağdur avukatlar ruhsat iptallerinin anayasaya ve temel hukuk ilkelerine aykırı olduğunu belirtti. Mağdurlar, “Her bakımdan eşitsiz ve hukuksuz bu maddenin doğrudan iptal edilmesi, hiç değilse masumiyet karinesini esas alan bir yaklaşımla kişi hakkında yürütülen kovuşturma kesin bir karara bağlanana kadar avukatların ruhsatlarına dokunulmaması gerekiyor” dedi.

KESİN KARARA KADAR RUHSATA DOKUNULMAMALI

Avukatlık Kanunu’nun 5/3. maddesine dikkat çeken mağdur avukatlardan Gönül Gören, şunları söyledi: “İki yıl ve üzeri ceza alabileceğiniz bir suçtan kovuşturma altındaysanız avukatlığa alınma isteminiz hakkındaki kararın bu kovuşturmanın sonuna kadar bekletilmesine karar verilebiliyor. Fakat bu hüküm emredici değildir ve idareye bir takdir yetkisi tanır. Takdir yetkisine sahip olan idari merciler ilgili Baro, TBB ve Adalet Bakanlığı’dır. Bu yetki, siyasi saiklerle kullanılması halinde hukuka aykırı kabul edilmelidir. Hiç değilse masumiyet karinesini esas alan bir yaklaşımla kişi hakkında yürütülen kovuşturma kesin bir karara bağlanana kadar avukatların ruhsatlarına dokunulmaması gerekiyor.”

BAROLAR DESTEK OLMUYOR

Ruhsatı iptal edilen hukuk mezunu Barış Barışık da baroların karşılaştıkları hukuksuzluğa duyarsız kalmasına tepki gösterdi. Barışık, “Söz konusu hukuka aykırı duruma ilişkin herhangi bir tepki verilmemekte, ruhsatı gasp edilen avukat adaylarıyla herhangi bir dayanışma gösterilmektedir. Mesela, ruhsatımın gasp edilmesi üzerine açılan davada müdahil olması yönünde talepte bulunmama rağmen Ankara Barosu gerekçesiz bir şekilde reddederek vermiş olduğum hukuk mücadelesinde taraf olmadı” dedi.

MESLEĞİMİN 3’NCÜ AYINDA İPTAL EDİLDİ

Ruhsatı iki kez iptal edilen Simin Atabay ise, “Bir yılı aşkın süre sonra ruhsat almıştım. Fakat henüz mesleğimin 15. gününde tarafıma iptal istemli dava açıldığını öğrendim. Bu süre zarfında mesleğe adapte olmak elbette çok zor. Bu durumu yaşayanlar olarak dosya almaktan imtina ediyoruz. Çünkü her an bir yürütmenin durdurulması kararı ile ruhsatımız yeniden elimizden alınabilir. Benim de aynen öyle oldu. Mesleğimin 3. ayında iken Yürütmenin Durdurulması kararı verildi ve yeniden işsizdim. Üstelik verilen bu karar masumiyet karinesinin ihlali demek” ifadelerini kullandı.

KHK’LILARA DA RUHSAT ZULMÜ YAŞATILIYOR

KHK ile ihraç olan hukukçuların avukat yapmaları da Adalet Bakanlığı tarafından engellenmişti. Anayasa Mahkemesi, avukatlığın kamu hizmeti niteliğinin avukatın kamu görevlisi olarak kabulüne imkan vermediği gerekçesiyle KHK ile ihraç edilenlerin avukatlık yapabileceğine karar vermişti. Ancak Ankara 14. İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin hakkında ihlal kararı verdiği KHK’lı Ceza Hukukçusu Yrd. Doç. Dr. Günal Kurşun’un Büyükada Davası’nda 1 yıl 13 günlük kesinleşmemiş cezasını gerekçe göstererek ruhsat başvurusunu reddetmişti.

İdare mahkemesi AYM’nin KHK’lı avukatla ilgili ihlal kararını yok saydı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Bir aylık hamile akademisyen Emel Top Bayraktar tutuklandı

Hamile bir kadın daha tutuklandı. Bingöl Üniversitesinde çalışan ve hamile olduğunu yeni öğrenen Emel Top Bayraktar tutuklanıp cezaevine gönderildi.

BOLD ÖZEL – Üç yıldır Bingöl Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalışan Emel Top Bayraktar (29) 8 Nisan’da tutuklanıp Bingöl M Tipi Cezaevine gönderildi. 7 Nisan’da gözaltına alınan Bayraktar bir gece nezarethanede kaldıktan sonra ertesi gün tutuklandığı öğrenildi.

HAMİLE OLDUĞUNU YENİ ÖĞRENDİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Emel Top Bayraktar’ın, kendileriyle ilgilendiğini söyleyen üniversite öğrencilerinin ifadeleri ve Bylock kullandığı iddiasıyla tutuklandığı belirtildi. Hamile olduğunu kendisi de yeni öğrenen Bayraktar’ın, elinde resmi bir rapor olmadığı için SEGBİS ile bağlandığı Manisa 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hamileliğini söylemedi.

İfadesinde, üniversiteyi çok zorluklarla okuduğunu vurgulayan Bayraktar, “Bu suçlamalar beni ziyadesiyle üzmektedir. Vatanımı, milletimi çok seviyorum. İhanet etmeyi kendime ve kimseye yakıştıramıyorum.” dedi.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0