Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Türkiye’de gidilmesi gereken 7 yer: AİHM Başkanı’na özel gezi rehberi!

İki günlüğüne Türkiye’ye giden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Spano için kesinlikle görülmesi gereken 7 yer: Yüksel Caddesi, Ankara Adliyesi, Uşak Emniyeti, Bakırköy Cezaevi, Kanunu Sultan Süleyman Hastanesi, Edirne Cezaevi, Meriç Nehri…

ENES KABADAYI – BOLD ANALİZ

Sayın Başkan Robert Ragnar Spano, duydum ki bugün Adalet Bakanlığının davetlisi olarak güzelim başkentimiz Ankara’ya geliyormuşsunuz. Hukuk ve demokrasinin ülkemizin dört bir yanını buram buram korkuttuğu bu dönemde sizi ağırlamaktan son derece memnuniyet duyacağız. Ben de 14,5 ay gibi kısa bir süre de olsa Silivri Tatil Köyü’nden nasibini almış bir hukukçu olarak Türk misafirperverliğinin gereği, sizi en iyi şekilde ağırlamanın yükünü omuzlarımda hissederken sabah Ankara’ya ayak basacağınızı düşünmenin sancısıyla dün gece bu satırları yazmak geldi içimden.

Kendi yargılamamda sizin mahkemenizin kararlarına atıf yaptığım savunmalarımda hakimlerin kıs kıs güldüğü bir ülkede ne işiniz var hala anlamış değilim ama ne diyeyim; madem gelmişsiniz misafiri kovacak halimiz yok ya, çıkarın keyfini bu keyfi düzenin.

Gezi güzergâhınızı tam olarak bilmesem de sizi gezdirenlerin götürecekleri nezih (!) yerleri az çok tahmin edebiliyorum. Ama olsun benim tavsiyelerimi de es geçmeyin siz, en az sizi gezdirenler kadar gün görmüşlüğümüz var bizim de kendimize göre. Merak ettiniz değil mi? Hadi o zaman çok uzatmadan başlayalım.

İlk önce Ankara ile başlayalım. Ankara programınızın biraz yoğun olacağını tahmin ettiğim için birkaç tavsiye ile geçeceğim. Zaten Ankara’nın nesini gezeceksiniz, her yer soğuk soğuk devlet daireleriyle örülü değil mi? Ben size nispeten daha sıcak olanlarını önermeye çalışacağım. Neyse uzatmadan başlayalım, ne de olsa sizin işiniz çoktur, daha Strasbourg’a dönüp yıllardır bekleyen insanların dosyalarında karar vermek için heyecanlanıyorsunuz ne de olsa…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Robert Ragnar Spano.

1- YÜKSEL CADDESİ

Öncelikle şunu söylemeliyim ki; tüm tavsiyelerimi Google Maps’ten bakarak gezi güzergâhınıza yakın olacak şekilde ayarladım. Çok ters yerler söylemeyeceğim, içiniz rahat olabilir. Adalet Bakanlığına olan uzaklığı takriben 600–700 metre. Sağlı sollu kafelerin olduğu hareketli bir cadde. Atatürk Bulvarı tarafından sağınıza baka baka ilerleyin; bir grup çevik kuvvet polisi ve beyaz bir sivil polis aracını gördüğünüzde anlayın ki Yüksel Caddesi’ne gelmişsinizdir.

ALPARSLAN ALTAN KARARI HALA UYGULANMADI

Korkmayın korkmayın, özgürce (!) girebilirsiniz caddeye. Ne de olsa koskoca AİHM Başkanısınız, sizi de her önüne geleni aldıkları gibi gözaltına alacak değiller ya canım. Bizde en fazla Anayasa Mahkemesi üyeleri alınıyor öyle, o yüzde çok da şeyapmayın yani. Bu arada lafı gelmişken hani şu sizin “saçmalamayın, böyle suçüstü hali mi olur?’’ dediğiniz AYM Üyesi Alparslan Altan var ya, bizimkiler o kararı da halen uygulamadılar; benden söylemesi. Neyse can sıkıcı konular bunlar. Gezinin tadını kaçırmayalım şimdi daha baştan.

Alparslan Altan, Anayasa Mahkemesinde raportörlük görevi yaparken, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından önce Denizcilik Müsteşarlığı’na atanmıştı.

Cadde üzerinde biraz ilerlediğinizde Yüksel Caddesi ile Konur Sokak kesişiminde olan İnsan Hakları Anıtı’na ulaşacaksınız. Gezinizin bu kısmında 4 yıl önce daha kurulmadan “etkin bir iç hukuk yolu” olarak kabul ederek 30.063 başvuruya ret gerekçesi olarak ileri sürdüğünüz OHAL Komisyonu’nu hatırlayabilirsiniz. Siz hatırlayadurun, kafelerin arasından bir anda çıkarak 30 saniye içinde karga tulumba gözaltına alınan, üzerinde ‘İŞİMİ GERİ İSTİYORUM’ yazılı kıyafetlerin olduğu, sizin ‘etkin iç hukuk yolu’ olarak önerdiğiniz ucube OHAL Komisyonu tarafından yıllardır karar bekleyen KHK emekçilerine rastlayabilirsiniz. Ama korkmayın sakın (asıl sizi gezdirenlerden korkun), onlardan kimseye zarar gelmez.

Onlar yıllardır bir gecede işleri ellerinden alınan KHK’lı Yüksel Direnişçileri. Nazan Bozkurt, Acun Karadağ, Alev Şahin, Mehmet Dersulu, Nuriye Gülmen, Armağan Özbaş ve Mahmut Konuk… Ama pardon ben unuttum yaaa ! Onları göremezsiniz ki… Onlar da tutuklandı geçen hafta. Muhtemelen sizi gezdirenler Yüksel Caddesini gezeceğinizi tahmin ettiklerinden rahatsızlık olmasın diye bir ayar çekmişlerdir. Amaaan boş verin, 3–5 seneye gelir dosyaları önünüze, o zaman bakar ‘’adil’’ bir karar verirsiniz değil mi? ‘Neyse Melek Çetinkaya ile karşılaşırsınız o zaman’ diyeceğim ama onu da ‘OĞLUM SUÇSUZ!’ dediği ANNELİK PROPAGANDASINDAN Bakırköy Cezaevine gönderdiler. İstanbul kısmında belki oraya da bir parmak basarız. Neyse Yüksel Caddesi bu kadardı Sayın Başkan, şimdi yeni rotamıza doğru ilerleyelim…

2- ANKARA ADLİYESİ

Mithatpaşa Caddesi üzerinden Sıhhıye’ye doğru 1,3 kilometre (Google maps’in yalancısıyım) yürüdüğünüzde sol tarafınızda sıcacık atmosferiyle Ankara Adliyesi size gülümseyecektir. Mesela doğal bir ziyaret olması açısından basit bir tebdil-i kıyafet yaparak Ankara Adliyesine girmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Ama dikkat edin vatandaş girişine yönelmezseniz problem yaşayabilirsiniz; ne de olsa tebdil-i kıyafet yaptınız, aman kimse çakmasın durumu! Terör (Siyasi) Dosyalarına bakan Ağır Ceza Mahkemeleri yanlış hatırlamıyorsam 2. kattaydı. Hangi blok olduğunu kimse sorsanız gösterir zira zaten herkesin terör mahkemeleriyle bir işi oluyor bu aralar. Terör derken yargılananları kast etmiyorum ben, mahkemelerin estirdiği terörden bahsediyorum. Yoksa gidip görün (istisnalar hariç) gül gibi insanlar birçoğu.

Bugün günlerden Perşembe. Hadi yine şanslısınız Sayın Başkan, duruşmaların yoğun olduğu güne denk geldiniz, illa 1–2 tane heyecanlı dosyaya denk gelirsiniz yüksek ihtimalle. Az sonra izleyici olarak katılacağınız duruşmalar muhtemelen 3–5 seneye sizin önünüze gelecek dosyalardan bazıları olacak. Bunları yerinde görmek için en azından birkaç duruşma izleyerek gözlem yapmanızı tavsiye ediyorum. Ama izleyici sıralarındayken şapkanızı biraz indirin, belki AİHM kararlarını tanımayan hâkimler sizin kim olduğunuzu tanıyabilirler (!)

Sanıklara sorulan saçma sapan soruları, o saçma sorularla aylardır, yıllardır tutuklu olan hamile kadınları, ağır hastaları görürseniz belki dönüp sizi gezdiren Adalet Bakanı’na ‘’ya size yakışıyor mu Abdülhamit Bey, bize anlattıklarınız nerdeeee bu yapılanlar nerdeeeee?’’ dersiniz. Ama Bakan Bey’in o anda duruşma salonunda yanınızda olacağını sanmıyorum, yoksa kendisi ‘’yargıya müdahale’’ anlamında gayet titizdir, bizzat gelmeden telefonla hallederler işlerini. 1–2 duruşmadan sonra zaten canınızın sıkılacağını tahmin ederek adliye faslını burada kapatalım derim. Ankara daha fazla gezilmeyi hak edecek bir yer değil. Bu kadarı kâfi. Şimdi adliyeden ayrılınca Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne falan gidin diyeceğim ama size daha tatliş bir rota çizeceğim, siz beni takip edin.

3- UŞAK EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ

Ankara Adliyesinden özel aracınıza bindiğinizde ortalama 363 kilometre sonra Uşak İl Emniyet Müdürlüğü’ne varmış oluyorsunuz. (trafik olmazsa ortalama 4 saat gösteriyor) Aslında bir sonraki durağınızın İstanbul Üniversitesi olduğunu biliyorum. Güzergahınızdan biraz ayrılacağınızın farkındayım. Ama gün geçmesin ki Anadolu’nun her bir yanında sizin önünüze gelebilecek türden bir olay olmasın… Siz demokrasi diyarı (!) olan Türkiye’ye ayak basmadan birkaç gün öncesinde ‘’Terör Örgütüne Üye Olma’’ suçundan gözaltına alınan fakat sizin mübarek ayaklarınız Türkiye toprağına ayak basmasına rağmen halen avukatlarıyla bile görüştürülmeyen, avukatsız ortamda yasa dışı ifadesi alınan, yakınlarına haber verme hakkı dahi kullandırılmayan Uşak İl Emniyet Müdürlüğünce misafir edilen 30 kız öğrencinin yanına da gitmenizi öneriyorum.

Hani Türkiye’de olacağından değil de, farz-ı muhal bir işkence falan varsa belki AİHM Başkanı olduğunuzu söylerseniz kızcağızlarla sizi görüştürürler de emniyet önünde bekleyen meraklı ailelerinin içine bir su serpersiniz. Ama biraz gaza basmanızı rica edeceğim Sayın Başkan. Gaza basarken çok yakacak diye endişe etmeyin. Zaten Abdülhamit Bey örtülü ödenekten sizin tüm masrafları halletmiştir çoktan. Neyse işte Uşak’a yetişmek için de önünüzdeki dosyalarda bir an önce karar vermek için de gaza basmalısınız, zira geç kalınan her bir saat ‘’telafisi mümkün olmayan’’ zararlara yol açıyor.

Gözaltındaki öğrencilerin aileleri 4 gündür Uşak KOM’un karşısına çocuklarını endişeyle bekliyor.

Başka ülkelerde gözaltında öldürülen nicelerini biliyoruz, en azından kendi ülkemizde de olmasını istemeyiz. İçeri girdiğinizde ‘’kameralı görüşme odalarında’’ özgürce sorularınızı sorabilirsiniz o kızlara; “size işkence yapıldı mı?, tacize uğradınız mı?’’ diye. Emin olun şok olacağınız cevaplar alacaksınız ama siz inanmayın onlara, kendinizi bir tokatlayın, kötü bir kâbusun içerisinde olduğunuzun farkında varacaksınız hemen. Emniyet binasına girmeden önce etrafta çaresizce bekleyen anne-babaları göreceksiniz. Onların gözlerine iyi bakın, çünkü yıllar geçtikten sonra önünüze gelen tozlu dosyalarda göremeyeceksiniz o gözleri. Dosyaya girmiyor o gözyaşları, dosyaya giremiyor o feryatları; ancak yerinde görürseniz anlarsınız gelen dosyaların hikayesini. Gezi biraz can sıkıcı bir hal almaya başladı. Uzaklaşalım buradan, asıl rotamıza; İstanbul’a gidelim hadi.

4- BAKIRKÖY KADIN KAPALI CEZAEVİ

Hazır önünüzdeki davalarda taraf olan İstanbul Üniversitesinden fahri doktora unvanı almaya gidecekken güzelim İstanbul’u da gezmeden gitmek olmaz Strasbourg’a… Sakın yanlış anlamayın AİHM önünde en fazla dosyası olan 2. ülkenin Adalet Bakanı’yla görüntü verdiniz diye sizin tarafsızlığınızdan şüphe duyacak değiliz biz. Bu yanlış anlaşılmayı da izaha kavuşturduktan sonra gönül rahatlığıyla devam edelim. Gezilecek çok yer sayılır İstanbul’da ama ben size en ibretliklerini tavsiye edeceğim. Aslında yol üzerinde birçoğuna uğrayabilirdiniz ama zaten çok vaktinizi aldık.

İstanbul’da da aynılarından çok var; mesela tercihen Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi olabilir. Hazır Veznecilere kadar gelmişsiniz, M2 metro hattıyla Yenikapı’dan Atatürk Havalimanı Metrosuna aktarma yaparsanız ‘’Bahçelievler Durağında’’ inince Metroport’un orada kime sorsanız gösterir yolu. Üst geçitten karşıya geçin ve ağaçların kenarından Ataköy tarafına doğru yürüyün. Oradan yürüme mesafesi yaklaşık 1 kilometre.

Gazeteci Büşra Erdal, 4 yıldır Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu. Cezasını Mart 2020’de bittiği halde hala tahliye edilmedi.

Girişteki o büyük sürgülü kapıya vardınız mı? Küçük pencereden bir asker selamlayacak sizi; AİHM Başkanıyım derseniz muhtemelen sizi tanımayacaktır. Bu duruma çok alınmayın, koskoca ülke yönetimi iplemiyor sizi, bir er tanımasa ne olur ki? Şaka şaka, direk alırlar sizi içeri. Ama o sürgülü kapıdan girdikten sonra sağ taraftaki kayıt yerinde bir 30 dakika falan gardiyan gelmesini beklersiniz diye düşünüyorum. Bu standart muamele, kişisel algılamayın. Cumhurbaşkanı da gelse bekler yani orada. (burada büyük oynadığımı kabul ediyorum)

Gardiyanı beklerken o boş vaktinizde cezaevine girmeden önce küçük bir kreş binası göreceksiniz karşı tarafta. Yanlış anlaşılmasın, oradaki çocuklar memurların mesaideyken bıraktıkları çocukları falan değil. Baya baya cezaevindeki tutuklu kadınların 0–6 yaş grubundaki çocukları. Onlar gibi Türkiye cezaevlerinde 800’e yakın çocuk kalıyor. ‘E iyi işte ne güzel kreşleri de var, bütün gün oynuyorlar burada’ diye düşünmeyin. Sanmayın ki hepsi kreş imkanı bulabiliyor. Siz İstanbul’da fiziki imkanları nispeten daha iyi durumdaki bir cezaevine geldiğiniz için görebiliyorsunuz o kreşi. Türkiye’nin dört bir yanındaki cezaevlerinde toprağa değmeden, çimenlerde yuvarlanamadan büyüyor çocuklar.

Abdülhamit Bey’e sorarsanız kaç tane daha cezaevi açacaklarını anlatabilir size. Vicdanen bu manzaradan rahatsız olacağınızı (!) tahmin ettiğim için içeri girip o çocukların annelerine “hangi suçlardan, hangi delillerle tutuklu olduklarını, bu çocukların burada ne işi olduğunu’” sormayı kalbinizin kaldıramayacağını düşünüyorum. Zaten sorsanız onlar da bilmiyordur büyük ihtimalle. Size sorarlarsa Yassıada Yargılamalarındaki Mahkeme Başkanı gibi “sizi buraya tıkan güç böyle istiyor’’ der çıkarsınız işin içinden. İşin içinden çıktıysanız hadi ayrılalım buradan, son birkaç yer daha kaldı.

5- KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN EĞİTİM ve ARAŞTIRMA HASTANESİ

Hastane ziyareti güzeldir, sevaptır Sayın Başkan. Dininizi diyanetinizi bilmem ben ama hangi dine mensup olursanız olun sonuçta insani bir davranış. Neyse sadede gelelim; aslında Avukat Aytaç Ünsal’ı listeye ekleme gereği bile duymuyordum. Zira sizin listenizde kesin vardır diye düşünüyorum. Ama olur ya, insan unutkan bir varlık. Aytaç 214 gündür ölüm orucunda. Neden mi? Başkanı olduğunuz mahkemenin teminatı altında olan sözleşmenin 6. maddesinde yer alan ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’nı talep ettiği için.

Daha Ebru Timtik yeni vefat etmişken Aytaç’ın da aramızdan ayrılmasına müsaade etmezsiniz diye düşünüyordum fakat siz gelmezden bir gün önce AİHM, avukat meslektaşımızın sağlık durumu nedeniyle yapılan tedbir amaçlı tahliye talebini “yakın bir tehlike olmadığı” gerekçesiyle reddetti.

AİHM, 214 gündür ölüm orucunda olan avukat Aytaç Ünsal’ın tahliye başvurusunu ‘yakın bir tehlike yok’ gerekçesiyle dün reddetti.

“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diyeceği geliyor insanın ama konu böyle gırgıra alınmaktan da uzak bir konu olduğundan diyemiyor yani. Ama siz olayın ciddiyetini tam kavrayamamış olmalısınız ki gırgır yapar gibi bir karar vermişsiniz. Ciddiye almanız için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin her bir maddesine karşılık bir avukatın can mı vermesi gerekiyor Türkiye’de? Böyle dediğime bakmayın, gerçekten de her bir maddeye karşılık çok can verildi bu ülkede. Velhasıl kelam, hastane ziyareti güzeldir Sayın Başkan, salgının kol gezdiği bir dönemde mahkum koğuşunda tutulan Aytaç’ı görmeyi ihmal etmeyin… (He bu arada Google maps 17,5 kilometre gösteriyor)

6- EDİRNE KAPALI CEZAEVİ

Selahattin Demirtaş ismi size neyi hatırlatıyor Başkan Bey? Hani bir ara göz ucuyla ‘’bari buna hak ihlali diyelim’’ dediğiniz bir dosya vardı ya? Heh hatırladınız değil mi? Hani Türkiye tarihinde ilk kez Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesinden (siyasi tutuklama) ihlal kararı verdiğiniz dosya. “Hani ismi lazım değil’’ davalı devlet itiraz etmişti de sizin Büyük Daire’nin itirazı reddetmesiyle karar kesinleşmişti. Ama bilin bakalım ne oldu? Birileri sizin kararınızı boşa çıkarmak için (siz kimsiniz ki?) ‘’hamlesini yaptı’’ ve İstinaf’taki dosyasını öne çekerek bağımsız yargımıza kararı onaylattı, size de dönüp ‘aaa başka dosyadan mahkumiyeti kesinleşti, artık o bir hükümlü’ deyivermişti ya hani… Heh işte o adamdan bahsediyorum tam olarak.

Edirne uzak falan demeyin şimdi bana. Aytaç’ın yanından çıktıktan sonra hastaneden Edirne Cezaevi’ne 222 kilometre gösteriyor Google. Taaa Uşak’lara kadar gittiniz, Edirne’den sonrası Avrupa zaten, oradan kaptırdım mı Strasbourg’a kadar gidersiniz siz. Ama mutlaka uğrayın, Demirtaş nezdinde hapislerde olan siyasileri görün. Eminim ki kendisi size ayrıntılarıyla her şeyi anlatacaktır. Yolda giderken Silivri’ye de uğramanızı tavsiye edeceğim ama onları zaten medyadan sürekli okuyorsunuzdur. Ahmet Altan, Osman Kavala, Selçuk Kozağaçlı, Mümtaz’er Türköne gibi isimler en bilinenleri. Ben Silivri 3 No’Lu Cezaevinde kaldım. Bizde pek ünlü isimler yok belki ama masum isimler çok. Sizin vaktiniz, benim de yerim çok olmadığı için diğerlerini yazamıyor olmam, onların ipe sapa gelmez iddialarla yıllardır orada tutuldukları gerçeğini değiştirmiyor, değiştirmeyecek.

7- MERİÇ NEHRİ

“Edirne’ye kadar gelmişken ciğer yemeden olmaz” demeyeceğim tabi ki size… Ağzımızın tadı mı kaldı ki ciğerden bahsedebileyim. Ne kadar can sıkıcı konu varsa yazdırdınız zorla bana. Gezinizi kaç günlük ayarladınız bilmiyorum ama geri dönüşü uçakla ayarladığınız kesin. Fakat sizi gerçeklerle daha iyi yüzleştirmek için reddedemeyeceğiniz bir teklif sunacağım.

Selahattin Demirtaş’ın yanından çıktıktan sonra sadece 4,5 kilometre ilerde bir nehir var. Adı Meriç. Üzerinde tekne turları yapan turistler de oluyor, canını tehlikeye atarak plastik botlarda sürüklenen mülteciler de… Tabi ki ben size turistleri anlatmayacağım. Onu Abdülhamit Bey de anlatır. Meriç’in azgın sularında boğulan birçok milletten insan bulabilirsiniz. Mahkemenizin ortaya koyduğu kriterleri uygulamayan yönetimlerin hukuksuzluklarından bunalan insanların; bir nebze olsun rahat nefes alma mücadelesindeyken sularında son nefeslerini verdikleri nehir… İster uçakla gidin, ister plastik botla ne fark edecek; her ihtimalde Avrupa toprağına ayağınızı basacaksınız sonuçta. Zaten İstanbul’a dön, 3. Havalimanına git, kalabalıklara gir, korona falan var. Çok daha zor iş o. Daha çok vaktinizi alır yani.

Botla Yunanistan 15 dakika. Harbiden bak. He parası uçak biletinden ucuz olur mu onu ben bilmem ama sonuçta masrafları Abdülhamit Bey karşılıyor ondan dedim yani. Her türlü kaçakçılarla araları iyi bu sıralar, insan kaçıran siyah transporterlar varken bir sizi kaçırmışlar Yunanistan’a lafı mı olur yani. Siyah transporter demişken Ankara’daki çiftliği unuttuk bak. Bir sonraki gelişinize Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın 3-4 kilometre arkasındaki çiftliğe de bir uğramanızı tavsiye ederim içiniz kaldırabilirse…

Neyse size hayırlı yolculuklar Sayın Spano, geçtikten sonra haber vermeyi ihmal etmeyin. Hem Yunanistan push-back yapacak mı onu da bir görmüş oluruz sizin üzerinizden. Sonuçta uluslararası hukuka aykırı bir işlem diye biliyoruz. Belki size geri iterlerse bir yaptırımı olur zannedersem. Varınca haber vermeyi unutmayın, merak ederiz.

Size çok tatlı hikayelerin (!) anlatılacağı bu eğlenceli gezide bizim de bir acı biberimiz olsun istedik. O acıları biraz olsun hissedebilirseniz ne mutlu bize. Kısacası Hoş Gelmediniz Sayın Spano, verdiğimiz rahatsızlık için de memnun olduk. Daha adil kararlarda adınızı görmek dileğiyle. Yeniden beklemiyoruz, hukuk geri gelene kadar siz de gelmeyin.

Gardiyan yaptığı işkenceyi itiraf etti

Analiz

28 Şubat’ın Genelkurmay Psikolojik Harekat Dairesi bugün Saray’da yeniden can buldu

Saray’da Tayyip Erdoğan’a bağlı çalışacak propaganda ve algı merkezinin yürüteceği faaliyetleri, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay Psikolojik Harekat Daire Başkanlığı yapıyordu.

ANALİZ – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ‘kara kutum’ dediği Milli İstihbarat Başkanı Hakan Fidan’ı ve istihbarat teşkilatını dokunulmaz kılan bir dizi yasa değişikliği yaptıktan sonra şimdi de doğrudan Saray’ın istihbarat gücünü artıran adımlar atmaya başladı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde ‘algı yönetim merkezi’ kuruldu.

Resmi adıyla Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi Başkanlığının kuruluşuyla ilgili karar Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Resmi gazetede yeni başkanlığın kuruluş amacı “Türkiye’ye karşı yürütülen her tür manipülasyon ve dezenformasyona karşı faaliyette bulunmak” cümlesiyle ifade edildi.

Başkanlığın görevlerinden biri ise şöyle tanımlanıyor: “Türkiye Cumhuriyetine karşı yürütülen psikolojik harekât, propaganda ve algı operasyonu faaliyetlerini belirleyerek her tür manipülasyon ve dezenformasyona karşı faaliyette bulunmak.”

SON YILLARIN POPÜLER KAVRAMI: “ALGI OPERASYONU”

Algı operasyonu kavramı Türkiye’de son yıllarda oldukça popüler bir kavram. Tayyip Erdoğan, kendisine yöneltilen suçlamaları ya da muhaliflerini sürekli “algı operasyonu” yapmakla suçluyor.

Türkiye’nin kredi derecelendirme notunu düşüren Moody’s ve S&P, Erdoğan tarafından algı operasyonu yapmakla suçlanan kurumlardan ikisi örneğin. AKP’nin siyasi muhaliflerinin ve gazetecilerin hapsedildiği Silivri Cezaevinde aylarca hapis yatan Alman Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel de algı operasyonuyla suçlanan isimlerden biriydi.

Algı operasyonu kavramını Erdoğan’ı destekleyen tüm medyada da sıkça görmek mümkün.

Algı operasyonuyla suçlanan muhalifleri artık daha zor günlerin beklediğini söylemek mümkün. Artık, yetkileri oldukça geniş olan yeni bir kurum doğrudan bu faaliyetler için çalışacak.

Algı operasyonlarıyla mücadele edeceği açıklanan yeni başkanlık hem ülke içinde hem de dışındaki faaliyetleri takip etmekle görevli.

Türkiye’de kısa süre önce sosyal medyaya büyük kısıtlamalar getiren yeni bir yasal düzenleme yapıldı. Ekim ayıyla birlikte tam olarak yürürlüğe girecek düzenleme sosyal medya kullanıcılarına ağır yaptırımlar getiriyor.

Algı yönetiminden sorumlu başkanlığın, görevleri arasında Emniyet ve savcılıklarla işbirliği yapmak da var. Sosyal medya kullanıcılarını “algı yönetimi yapmakla” suçlayıp raporlaştırılacak kurumun, yasal düzenlemeyle eş zamanlı olarak kurulması dikkat çekiyor.

GEÇMİŞTE GENELKURMAY’DA BENZER KURUM VARDI

Geçmişte benzer bir kurum Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde vardı ve özellikle 28 Şubat’ta oldukça etkindi.

Genelkurmay Psikolojik Harekat Daire Başkanlığı isimli merkez, sivil toplum kuruluşları ve sivil yapılanmalara yönelik faaliyetleri ve fişleme çalışmalarıyla gündeme gelmişti.

Yoğun tartışmaların ardından söz konusu birim 2009 yılında kapatıldı.

TÜM KAMERALAR SARAYA BAĞLANIYOR

Yeni kurulan başka bir başkanlık da “Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi Başkanlığı” ismini taşıyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Türkiye’deki tüm şehir ve ilçelerdeki kameraların görüntülerinin bu merkez üzerinden Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na aktarılacağını açıkladı.

Soylu, “Türkiye’nin bütün lokasyonlarını, bütün kameralarını, asayişini ve trafiğini bağladığınız ve hakikaten buradan da Cumhurbaşkanlığındaki ilgili birime aktarabileceğimiz olağanüstü bir mekanizmayı ortaya koyuyoruz.” dedi.

Bu gelişmeler sosyal medya kullanıcıları tarafından “Big Brother bizi izliyor” şeklinde yorumlandı.

Okumaya devam et

Analiz

NATO’nun Mavi Vatan’da işi ne?

Mavi Vatan konseptini savunanlar karasularımızdaki Alman gemilerinin varlığını neden sorgulamıyor? Türkiye Cumhuriyeti kendi karasularını kontrol etmekten aciz mi?

FATİH YURTSEVER – BOLD ANALİZ

11 Şubat 2016 tarihinde yapılan NATO Savunma Bakanları Toplantısında, Almanya’nın istekleri doğrultusunda NATO Daimi Deniz Grubu-2’nin (SNMG-2) bazı unsurlarının Deniz Muhafızı Harekatı kapsamında, Ege Denizinde düzensiz göç ile mücadele için Türkiye ve Yunanistan’a ait karasularında görevlendirilmesi kararlaştırıldı. Alman bir amiral komutasında teşkil edilen görev birliği özellikle Çeşme Kanalı ve Müsellim geçidinde Türkiye ana karasından Sakız ve Midilli Adasına yönelik düzensiz göç faaliyetlerinin izlenmesi, tespit edilmesi, Türk ve Yunan Sahil Güvenlik makamları ile paylaşılması için görevlendirilecekti. Türkiye ve Yunanistan harekat süresince kendi karasularının NATO gemileri tarafından kullanılabilmesi için daimi klerans vereceklerini taahhüt ettiler.

Erdoğan açısından 2016 yılında AB ülkeleri ile ilişkileri iyi tutmak ve Almanya’dan sıcak para akışını sağlamak siyasi öncelikti. AB ile, Türkiye’ye 6 milyar avroluk sıcak para akışını sağlayacak Mülteci Geri Kabul Antlaşması imzalandı. Almanya, düzensiz göç olayının Erdoğan tarafından siyasi bir şantaj aparatı olarak kullanılmasının önüne geçmek için, NATO gemilerinin Ege Denizi’nde görevlendirilmesini şart koştu. Savunma Bakanları Toplantısında alınan kararın icraya geçirilmesi için yapılan planlama çalışmalarında Dışişleri ve Genelkurmay arasında tartışma yaşandı. Genelkurmay yetkilileri özelikle Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalık (EGAYDAAK)ların karasularının kullanımı için NATO gemilerine Yunanistan tarafından diplomatik klerans verilmesi durumunda bu ada ve açıklarının Yunanistan’a ait olduğunun kabul edilmiş olacağı dile getirildi. Dışişleri Bakanlığı adına toplantıya katılan Büyükelçi Basat Öztürk, Başbakanın kendisinden haber beklediğini, bu aşamada bu tartışmaların yersiz olduğunu ve karar verildiğini söyledi.

Genelkurmay yetkileri ise bunun tarihi bir hata olacağını, bu suça ortak olmayacaklarını, kendilerinin gerekli uyarıları yaptıklarını ve bu konuda Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı bilgilendireceklerini söyleyerek toplantıyı sonlandırdılar. Yaşanan gelişmeler konusunda kendisine bilgi verilen Hulusi Akar; bu konuda asla taviz verilmeyeceğini söyleyerek konuyu kapattı.

2016 Şubat ayından itibaren Alman savaş gemileri NATO bayrağı altında Dikili, Ayvalık ve Çeşme önlerinde Türk karasularında göçmen botlarını tespit etmek için keşif-karakol görevi yapıyor. Bir devlet karasuları üzerinde egemenlik haklarına sahiptir. Diğer bir deyişle karasuları kendi toprağı gibidir. Bir devlet için kendi sınırlarını üzerinde tam hakimiyet sağlamak egemenliğinin nişanesidir.

Şimdi su soruyu sormak gerekiyor. Günlerdir ulusalcı amiraller ve Erdoğan rejiminin paralı kalemşörleri Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan edebiyatı üzerinden savaş çığırtkanlığı yapıyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir siyasetçiye bağlılığı ifade eden asker olarak tarihe geçen emekli amiral Cihat Yaycı, ‘Mavi Vatan’dan verilecek bir yudum suyumuz yok’ diyor. Peki, bütün bunları söyleyenler neden karasularımızda kendi ana karamızdan Yunan adalarına yönelik kaçak göç faaliyetini izleyen Alman gemilerinin varlığını sorgulamıyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi karasularını kontrol etmekten aciz mi ki, Almanlar gemileri karasularımızda seyir yapıyor?

Meis Adası’nın yanındaki iki adacıktan yeni haberi olan Mavi Vatan sevdalıları bu adaların Türkiye’ye ait olduğunu iddia ediyor. Acaba bunlar 2012 yılında Kara Ada üzerinden helikopter uçurulduğunda acele ile telefona sarılan Erdoğan rejimi hariciyesinin “Ne yapıyorsunuz, istikşafi görüşmeler devam ediyor. Siyasi irade gerginlik istemiyor, bizim açımızdan bir egemenlik sorunu yoktur ve bu adaların hava sahası ve karasuları ihlal edilmemelidir” dediğini hatırlıyorlar mı?

Alman Die Welt gazetesi Erdoğan rejimin Yunan gemilerine yönelik saldırı niyetini açık edince hevesi kursaklarında ulusalcı Mavi Vatan isim babaları şimdi gayri askeri statüsü ihlal edilen Ege Adaları üzerinden yeni bir kahramanlık devşirmeye çalışıyorlar. Oysa herkes bu konunun tarihini gayet iyi biliyor. Bu adalara yönelik askeri gemilerin liman ziyaretleri bile siyasi seviyede gerekli girişimlerde bulunulması için Genelkurmay tarafından Dışişleri’ne bildirildi. Ancak AB ile Erdoğan rejiminin karşılıklı menfaat ilişkileri ve Yunanistan ile devam eden “istikşafi” görüşmelerden elde edilen siyasi rant o zaman için bu konuların gündeme getirilmesine engel oldu.

Eğer Mavi Vatan savunucularının gerçek derdi ülkemizin hak ve menfaatlerini korumak ise, ilk olarak Ege Denizi’nde devam eden NATO harekatını incelemeliler. NATO gemileri EGAAAYDAK karasuları için diplomatik kleransı kimden alıyorlar? Türk Deniz Kuvvetlerinin imkan ve kabiliyetleri yetersiz mi ki, karasularımızda Alman gemileri devriye geziyor. Herşey doğru soruyu sormakla başlar. Tabi niyetleri gerçekten vatan sevgisi ise.

Ancak anlaşılan o ki koalisyonun ortağı olarak ulusalcı amirallerin niyeti, Doğu Akdeniz’de zeminini tam oturtamadıkları, kahramanlık devşirebilecekleri Yunanistan ile yaşanacak bir silahlı çatışmayı bu sefer Ege Adaları’nın silahlandırılması üzerinden deneyecekler. Sonuçta sınır güvenliğim silahlandırılan adalar yüzünden tehlikede demek daha geçerli bir argüman.

Okumaya devam et

Analiz

Sıhhiye’den Beştepe’ye selam olsun: Biri 8 aylık hamile diğeri 25 günlük bebeği olan iki avukat gözaltında

Her avukatın evine 25-30 polisle baskın yapıldı. Basın mensupları baskın yapılacak adreslere polisten önce gitti. Gözaltındaki iki kadın avukattan biri 8 aylık hamile, diğeri ise yeni doğum yapmış, 25 günlük bebeği olan bir anne.

ENES KABADAYI – BOLD ANALİZ

Aklım hala Ankara’da gözaltında tutulan avukat meslektaşlarımda. Ben rahat yatağımda uyurken meslektaşlarımın Ankara’nın ayazında ya beton zeminde ya da sert bir güreş minderinde yatıyor oldukları düşüncesi beni rahat bırakmadı. Birkaç satır yazmak istedim. Niye mi? Çünkü ben de 2017’nin Haziran’ında İstanbul TEM Şube’nin nezarethanesindeyken meslektaşlarım rahat uyuyamasın, uğradığım hukuksuzluğun hukuki ve fikri takibi yapsın isterdim. Dolayısıyla empatinin beni getirdiği nokta bu satırların başı oldu. 10 gün öncesine gidelim…

Tarih 01 Eylül 2020

Hukuk ve Adalet dolu (!) bir adli yılın başlangıcında konuşmasını duymak, okumak istediğim en son kişi; Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Teröristlerin avukatlığını yapanın teröristliğe soyunması mümkün değildir. Şayet yaparsa bunun bir bedeli olmalıdır” ifadelerini kullandı. Bu sözleri emir telakki eden cesur savcılarımız ‘Beştepe’ye gönderecekleri selamı geciktirmemek’ adına sadece 10 gün aradan sonra ilk adımı attılar.

Mesleki faaliyetleri sebebiyle onlarca avukat ‘soruşturmaları/kovuşturmaları müvekkilleri lehine yönlendirmek’ gibi absürt suçlamalarla gözaltına alındı. Operasyon kapsamında gerçekleşen hukuksuzluklar zincirinden elde edindiğim bilgilerle bazı anekdotları bu yazıda paylaşacağım.

Şimdi 11 Eylül sabahı saat 05:30’a gidiyoruz…

Soruşturmanın ayrıntılarına dair tek bilgimiz, baskın yapılacak adreslere polisten önce giden medyadan öğrendiklerimiz olsa da temel gerekçenin avukatların mesleki faaliyetleri ve savunmayı yıldırma olduğu aşikar.

Evet doğru duydunuz; Avukatlara gözaltı işlemi yapılırken ilk haberi olması gereken kurum baro olmasına rağmen CNN Türk, Sabah ve ATV polisten bile önce bazı adreslerde operasyon için pusuya yatmış bekliyor.

Gerçekten habercilik çabalarını tebrik ediyorum!

Aramalar sırasında basın mensuplarının adreslerden çıkarılması talep edildiğinde dahi dosyanın savcısı Murat Bey, “Ya ne olacak, arkadaşlar işlerini yapıyor” diyerek müsaade ediyor. Anlaşılan operasyonda organize iş yapan kurum sadece Emniyet değil, basın kuruluşları da aynı derecede organize olarak aynı noktalara gitmeyip adres paylaşacak kadar işlerinde mahirler.

Ve ardından her adrese yaklaşık 25-30’ar tane polis gönderilerek nefes kesen (!) operasyon başlıyor.

Gözaltına alınacak kişiler her gün işleri gereği adliyede veya emniyette olan avukatlar… 60 şüpheli için Emniyet’in neredeyse tüm birimleri (Narkotik, Siber vs.) operasyona katılarak teröristlerin avukatlığını yapanın teröristliğe soyunmasının bedelini ödetiyor…

Ama işin garibi gözaltına alınan avukatlar arasında siyasi davalarda savunma görevini üstlenmeyenler, hatta CMK atamasıyla dahi söz konusu ‘’siyasi davalarda’’ görev almamış olan avukatlar da var…

Avukatlara yönelik soruşturmalarda izlenmesi gereken kurallar da özenle çiğnenmeye çalışılmış. Avukatlık Kanunu 58. Maddesinde “Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak … Cumhuriyet savcısı denetiminde ve kayıtlı olunan baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir” hükmü yer alırken sabaha karşı 05:30’da başlayan ev aramaları için Ankara Barosuna haber dahi verilmiyor.

Avukatlık Kanunu Madde 58 yerine Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 130. maddesindeki “Avukat büroları ancak … Cumhuriyet savcısının denetiminde aranabilir. Baro başkanı veya onu temsil eden bir avukat aramada hazır bulundurulur” hükmü uygulanarak sadece 16 avukatlık bürosunun arama işlemlerine başlanacağı vakit (saat 06:40 civarı) Ankara Barosu arama işlemlerinden haberdar ediliyor. (Ofis aramalarına katılan avukatlar, tutanaklara ‘ev aramalarına katılmadıklarını’ şerh düştüler.)

Gariptir; Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen arama kararı bile uygulamadaki aramadan daha hukuki!

Hakimlik, arama kararına Ceza Muhakemesi Kanunu m.130/2 uyarınca ‘avukat- müvekkil arasındaki mesleki ilişkiye ait olduğu öne sürülen şeylerin ayrı bir zarf veya poşete konularak mühürlenmesi hususunu’ yazmasına rağmen aramalarda hakimlik kararına dahi uyulmuyor.

Ofis aramalarındaki bütün adreslerde avukatların vekâletnamelerinden serbest meslek makbuzlarına kadar el konulmaya çalışılıyor. Avukatların konutlarında olduğu gibi bürolarına da 25–30’ar polis ile baskın yapılarak ‘Avukat-Müvekkil Gizliliği’ ayaklar altına alınıyor.

Zaten UYAP sistemi üzerinden ulaşılabilecek dosyaların dahi fotoğrafları çekilmeye çalışıyor. (Nitekim yine Ankara Barosundan aramaya nezaret eden meslektaşlar söz konusu durumları tutanaklara şerh olarak yazdı.)

“CMK m. 130/2; Arama sonucu el konulmasına karar verilen şeyler bakımından bürosunda arama yapılan avukat, baro başkanı veya onu temsil eden avukat, bunların avukat ile müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu öne sürerek karşı koyduğunda, bu şey ayrı bir zarf veya paket içerisine konularak hazır bulunanlarca mühürlenir ve bu konuda gerekli kararı vermesi, soruşturma evresinde sulh ceza hâkiminden, kovuşturma evresinde hâkim veya mahkemeden istenir. Yetkili hâkim el konulan şeyin avukatla müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu saptadığında, el konulan şey derhâl avukata iade edilir ve yapılan işlemi belirten tutanaklar ortadan kaldırılır. Bu fıkrada öngörülen kararlar, 24 saat içinde verilir.”

Gözaltına alınan meslektaşlar arasında biri 8 aylık hamile Av. Kübra Hanım, diğeri de yeni doğum yapmış, 25 günlük bebeği olan Av. Kamile Hanım olmak üzere 2 kadın meslektaşımız da var.

İki avukat meslektaşımızın özel durumları sebebiyle ifadelerinin alınması için Ankara Barosu’ndan avukat talep ediliyor. Ankara Barosu’nun sisteminde avukat ataması; şüpheli ya da sanık avukat ise CMK listesinden değil Avukat Hakları Merkezi sisteminden yapılıyor.

Bu şekilde iki bayan avukat meslektaşımız için de Avukat Hakları Merkezi’nden gönderilen avukatlar Emniyet’e gidiyor. Hamile olan meslektaşımız Av. Kübra Hanım, AHM üyesi avukatla ifadesini tamamlıyor.

Yeni doğum yapmış Av. Kamile Hanım’ın ifadesine başlandıktan 2 saat sonra ifadeye ara veriliyor. Kamile Hanım’ın ifadesine AHM tarafından görevlendirilen, kendisinin de daha önceden tanıdığı bir avukat meslektaşımızın katıldığını belirtelim. Bu sırada eşinin de arkadaşı olan bir başka avukat meslektaşımız özel müdafi olarak ifadeye katılıyor ve ifade yarım kaldığı yerden devam ediyor.

Bu sırada “Ben savcılıktan geliyorum” diyerek Emniyet’e Halit Volkan Demir (Sicil No: 29980) isimli bir avukat geliyor.

Ara verildiğinde olan oluyor ve Av. Kamile Hanım fikrini değiştirerek ifadeye ‘savcılıktan geldiğini açıkça beyan eden’ avukatla devam etmek istediğini söylüyor. İfadenin geri kalanına bu avukatla devam ediliyor.

Burada bir parantez açmak gerekiyor; Emniyet’te Av. Kamile Hanım’a ne oldu, ne söylendi ki bir avukata sahip çıkabilecek en önemli kurumdan; Avukat Hakları Merkezinden bir meslektaş ifadesine katılmışken şüpheli bir anda ‘savcılık tarafından gönderilen’ bir avukatı ifadeye kabul etmek durumunda kalıyor?

Ya da soruyu tersten soralım; ifade ‘savcılıktan geldiğini’ söyleyen bir avukat ile başladıktan sonra şüpheli, bir başka avukatla ifadeye devam etmek istediğini beyan etseydi bu talep yerine getirilir miydi?

Sanırım tüm bu hukuksuzluklar zincirini anlamak için zincirin ilk halkasını görmek yeterli olacaktır…

  • Bir de serzenişte bulunacağım. Onlarca meslektaşımız gözaltındaki ilk 24 saatlerini bitirdiler.
  • Kaç meslektaş ‘yakalama kararına’ hem usul hem de esas açısından itiraz etti?
  • Kaç meslektaş Emniyet’in kapısına gidip müvekkiliyle görüştürülmediğinde ‘avukat görüş yasağı’ konusunda tutanak tutmak için Avukat Hakları Merkezinden destek talep etti? (‘’Müvekkilimle görüşmek istiyorum’’ dedikten sonra ‘’görüşemezsin’’ cevabını alınca ‘’eyvallah’’ deyip geri dönmenin avukatlık olmadığını tartışmıyoruzdur sanırım?)
  • Kaç meslektaş ‘dosyada kısıtlama kararı var’ diyerek Sulh Ceza Hakimliğine itiraz etti?

Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi sabah saatlerinden gece yarısına kadar 18 saat boyunca işkence, kötü muamele ve usulsüz sorgu olmaması adına Emniyet önünde nöbetçi bir meslektaşı görevlendirmişken bu konuların hiçbirinde destek talep edilmemesi ise ayrı bir çelişkiyi beraberinde getiriyor.

Evet ben de biliyorum; bunların birçoğundan olumlu sonuç alabilmek epey zor. Fakat yaptığımız her bir hamle gözaltındaki meslektaşımızın güvenliği demek, gecenin bir yarısı gözaltındakileri mülakata götürmek isteyen polislerin sıra meslektaşlarımıza geldiğinde iki kez düşünmeleri demek.

50’ye yakın avukat meslektaşımız, 60 hukukçu halen gözaltında.

Ve biz avukatlar olarak gözaltı süresinin uzatılmasına dair kararı Sulh Ceza Hakimliğinin vereceğini biliyorken Ankara Emniyeti ilk günden meslektaşlarımızın 12 gün gözaltında kalacaklarını bize ‘illegal olarak tebliğ etti.

Ankara Barosunun 28.05.2019 tarihli ‘’Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Soruşturma Bürosundaki İşkence İddialarına Dair Rapor’’ ile de hatırlayacağımız üzere Ankara Emniyeti’nin bu konuda sicili oldukça kabarık.

İlk günden bu yazıyı kaleme alarak biraz dahi olsa farkındalık oluşturmak istedim ki; 12. günün sonunda ‘bazı şeyler’ için geç kalmış olmayalım…

Yazıyı Molière’in o meşhur sözleriyle noktalayalım:

“Görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile, ne hakime, hele ne iktidara tabiyiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiçbir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar tarih boyu köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı!”

NOT: Olası bir işkence veya kötü muamele iddiasında Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi, ifade işlemleriyle ilgili ise Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi doğrudan müdahil olabilecektir.

Okumaya devam et

Popular