Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

NATO’nun Mavi Vatan’da işi ne?

Mavi Vatan konseptini savunanlar karasularımızdaki Alman gemilerinin varlığını neden sorgulamıyor? Türkiye Cumhuriyeti kendi karasularını kontrol etmekten aciz mi?

FATİH YURTSEVER – BOLD ANALİZ

11 Şubat 2016 tarihinde yapılan NATO Savunma Bakanları Toplantısında, Almanya’nın istekleri doğrultusunda NATO Daimi Deniz Grubu-2’nin (SNMG-2) bazı unsurlarının Deniz Muhafızı Harekatı kapsamında, Ege Denizinde düzensiz göç ile mücadele için Türkiye ve Yunanistan’a ait karasularında görevlendirilmesi kararlaştırıldı. Alman bir amiral komutasında teşkil edilen görev birliği özellikle Çeşme Kanalı ve Müsellim geçidinde Türkiye ana karasından Sakız ve Midilli Adasına yönelik düzensiz göç faaliyetlerinin izlenmesi, tespit edilmesi, Türk ve Yunan Sahil Güvenlik makamları ile paylaşılması için görevlendirilecekti. Türkiye ve Yunanistan harekat süresince kendi karasularının NATO gemileri tarafından kullanılabilmesi için daimi klerans vereceklerini taahhüt ettiler.

Erdoğan açısından 2016 yılında AB ülkeleri ile ilişkileri iyi tutmak ve Almanya’dan sıcak para akışını sağlamak siyasi öncelikti. AB ile, Türkiye’ye 6 milyar avroluk sıcak para akışını sağlayacak Mülteci Geri Kabul Antlaşması imzalandı. Almanya, düzensiz göç olayının Erdoğan tarafından siyasi bir şantaj aparatı olarak kullanılmasının önüne geçmek için, NATO gemilerinin Ege Denizi’nde görevlendirilmesini şart koştu. Savunma Bakanları Toplantısında alınan kararın icraya geçirilmesi için yapılan planlama çalışmalarında Dışişleri ve Genelkurmay arasında tartışma yaşandı. Genelkurmay yetkilileri özelikle Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalık (EGAYDAAK)ların karasularının kullanımı için NATO gemilerine Yunanistan tarafından diplomatik klerans verilmesi durumunda bu ada ve açıklarının Yunanistan’a ait olduğunun kabul edilmiş olacağı dile getirildi. Dışişleri Bakanlığı adına toplantıya katılan Büyükelçi Basat Öztürk, Başbakanın kendisinden haber beklediğini, bu aşamada bu tartışmaların yersiz olduğunu ve karar verildiğini söyledi.

Genelkurmay yetkileri ise bunun tarihi bir hata olacağını, bu suça ortak olmayacaklarını, kendilerinin gerekli uyarıları yaptıklarını ve bu konuda Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı bilgilendireceklerini söyleyerek toplantıyı sonlandırdılar. Yaşanan gelişmeler konusunda kendisine bilgi verilen Hulusi Akar; bu konuda asla taviz verilmeyeceğini söyleyerek konuyu kapattı.

2016 Şubat ayından itibaren Alman savaş gemileri NATO bayrağı altında Dikili, Ayvalık ve Çeşme önlerinde Türk karasularında göçmen botlarını tespit etmek için keşif-karakol görevi yapıyor. Bir devlet karasuları üzerinde egemenlik haklarına sahiptir. Diğer bir deyişle karasuları kendi toprağı gibidir. Bir devlet için kendi sınırlarını üzerinde tam hakimiyet sağlamak egemenliğinin nişanesidir.

Şimdi su soruyu sormak gerekiyor. Günlerdir ulusalcı amiraller ve Erdoğan rejiminin paralı kalemşörleri Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan edebiyatı üzerinden savaş çığırtkanlığı yapıyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir siyasetçiye bağlılığı ifade eden asker olarak tarihe geçen emekli amiral Cihat Yaycı, ‘Mavi Vatan’dan verilecek bir yudum suyumuz yok’ diyor. Peki, bütün bunları söyleyenler neden karasularımızda kendi ana karamızdan Yunan adalarına yönelik kaçak göç faaliyetini izleyen Alman gemilerinin varlığını sorgulamıyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi karasularını kontrol etmekten aciz mi ki, Almanlar gemileri karasularımızda seyir yapıyor?

Meis Adası’nın yanındaki iki adacıktan yeni haberi olan Mavi Vatan sevdalıları bu adaların Türkiye’ye ait olduğunu iddia ediyor. Acaba bunlar 2012 yılında Kara Ada üzerinden helikopter uçurulduğunda acele ile telefona sarılan Erdoğan rejimi hariciyesinin “Ne yapıyorsunuz, istikşafi görüşmeler devam ediyor. Siyasi irade gerginlik istemiyor, bizim açımızdan bir egemenlik sorunu yoktur ve bu adaların hava sahası ve karasuları ihlal edilmemelidir” dediğini hatırlıyorlar mı?

Alman Die Welt gazetesi Erdoğan rejimin Yunan gemilerine yönelik saldırı niyetini açık edince hevesi kursaklarında ulusalcı Mavi Vatan isim babaları şimdi gayri askeri statüsü ihlal edilen Ege Adaları üzerinden yeni bir kahramanlık devşirmeye çalışıyorlar. Oysa herkes bu konunun tarihini gayet iyi biliyor. Bu adalara yönelik askeri gemilerin liman ziyaretleri bile siyasi seviyede gerekli girişimlerde bulunulması için Genelkurmay tarafından Dışişleri’ne bildirildi. Ancak AB ile Erdoğan rejiminin karşılıklı menfaat ilişkileri ve Yunanistan ile devam eden “istikşafi” görüşmelerden elde edilen siyasi rant o zaman için bu konuların gündeme getirilmesine engel oldu.

Eğer Mavi Vatan savunucularının gerçek derdi ülkemizin hak ve menfaatlerini korumak ise, ilk olarak Ege Denizi’nde devam eden NATO harekatını incelemeliler. NATO gemileri EGAAAYDAK karasuları için diplomatik kleransı kimden alıyorlar? Türk Deniz Kuvvetlerinin imkan ve kabiliyetleri yetersiz mi ki, karasularımızda Alman gemileri devriye geziyor. Herşey doğru soruyu sormakla başlar. Tabi niyetleri gerçekten vatan sevgisi ise.

Ancak anlaşılan o ki koalisyonun ortağı olarak ulusalcı amirallerin niyeti, Doğu Akdeniz’de zeminini tam oturtamadıkları, kahramanlık devşirebilecekleri Yunanistan ile yaşanacak bir silahlı çatışmayı bu sefer Ege Adaları’nın silahlandırılması üzerinden deneyecekler. Sonuçta sınır güvenliğim silahlandırılan adalar yüzünden tehlikede demek daha geçerli bir argüman.

Analiz

Rusya ve Mısır neden Karadeniz’de tatbikat yapıyor?

Erdoğan rejiminin kişisel beka temelli dış politikası sonucunda Türkiye giderek yalnızlaşıyor. Rusya, tarihinde ilk defa 2020 yılının sonunda Karadeniz’de Mısır ile birlikte tatbikat yapacak.

FATİH YURTSEVER – BOLD ANALİZ

Türk F-16’ları 24 Kasım 2015 tarihinde Suriye sınırında Rus S-24 savaş uçağını düşürdükten sonra iki ülke arasındaki ilişkiler gerildi. Putin’in BM Güvenlik Konseyine Erdoğan rejiminin Suriye’de radikal-cihatçı gruplara gönderdikleri silahlar ve kara para trafiğine ilişkin belgelerini sunmasından sonra dilenen özür ile ilişkiler normale döndü. 15 Temmuz 2016 sonrasında Rusya, başta Suriye ve enerji konuları olmak üzere Erdoğan rejiminin önemli bir ortağı haline geldi. Özelikle de NATO ve ABD’nin karşı çıkmasına rağmen, S-400 silah sisteminin tedarik edilmesi, Türk tarafınca Rusya’nın stratejik ortak olarak adlandırılmasına neden oldu.

RUSYA TÜRKİYE’Yİ MASADAN ATTI

Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan çatışmaların Rusya’nın devreye girmesiyle ateşkesle sonuçlanması ve çözüm için bizzat Türkiye’nin Rusya eli ile masadan dışlanması Türk tarafında hayal kırıklığına neden oldu. Aslında Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un da açıkça ifade ettiği gibi iki ülke arasındaki ilişkiler hiçbir zaman stratejik ortaklık seviyesine gelmedi. Rusya taktiksel olarak konjonktürden ve Erdoğan rejiminin zafiyetlerinden yararlanarak hem siyasi hem de ekonomik alanda Türkiye’yi kullanarak kazanımlar elde etti. Çarlık döneminden itibaren Rusya’nın iki dostu vardır. Bunlar Donanması ve Ordusu’dur. Bunların haricindekileri aktörler Rusya için sadece ortaktan ibarettir.

Türkiye Rusya konusunda benzer bir hatayı Karadeniz’de yaptı. SSCB yıkıldıktan sonra Rusya bir dönem askeri olarak Karadeniz’de kendisini toparlayamadı. Savaş gemilerinin büyük bir kısmı âtıl kaldı. Türk Donanması birden Karadeniz’in en güçlü donanması oldu. Bu dönemde deniz kuvvetlerinde hâkim olan ulusalcı amirallerinde katkılarıyla Rusya’yı içine alan, Karadeniz İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEAFOR), Karadeniz Uyumu Harekâtı gibi girişimler başlatıldı.

Türkiye’ye göre; Karadeniz bir istikrar denizidir. Karadeniz’e dışarıdan müdahale olmamalıdır. Karadeniz’de meydana gelen bir sorun ancak kıyıdaş ülkeler arasında iş birliği ile çözülebilir. Dışarıdan yapılacak müdahaleler ancak sorunun büyümesine neden olur. Burada dikkatten kaçan husus şuydu. Rusya açısından güvenlik boğazlardan başlar. Rusya güçsüz olduğu zamanlarda boğazların ve Karadeniz’in Türkiye kontrolünde olmasını savunurken, deniz gücü olarak güçlenmeye başladığında statükonun kendi lehine değişmesini talep eder. İkinci Dünya savaşı öncesinde Alman ve İtalyan tehdidi kendisini hissettirmeye başlayınca Türkiye, Lozan Anlaşması ile teşkil edilen Boğazlara ilişkin statünün değişmesini talep etti. Montrö Boğazlar Sözleşmesi bu talep sonucunda imzalandı. Rusya konferans görüşmelerinde Türkiye’ye en fazla destek veren ülkeydi. Zira, o dönem için Montrö Boğazlar Sözleşmesi Türkiye’nin olduğu kadar Rusya’nın da güvenliğine hizmet ediyordu.

ORDU VE DONANMA MODERNİZE EDİLDİ

Türkiye, NATO ve ABD’nin Karadeniz’e girme çabalarına bugüne kadar karşı çıktı. 11 Eylül saldırıları sonrasında başlatılan Etkin Çaba Harekâtı Türkiye’nin çabaları doğrultusunda Karadeniz’de icra edilemedi. Rusya zaman içerisinde petrol ve doğal gaz fiyatlarında yaşanan artış sebebiyle elde edilen gelirin bir kısmı ile ordu ve donamasını modernize etti. Gürcistan krizinden sonra generallerin yarısını emekli eden Putin, çok kısa sürede başarılı bir yenilenme programı ile askeri gücünü etkin hale getirdi. 2014 yılında Kırım’ın ilhak edilmesiyle Karadeniz’de statüko bozuldu.

Rusya Genelkurmay Başkanı Ger Asimov’un; “Bundan birkaç yıl önce Rus (Karadeniz) Filosunun askeri kapasitesi Türk Deniz Kuvvetlerine göre düşük seviyedeydi. O zamanlar Türkiye’nin neredeyse Karadeniz’in efendisi olduğu söyleniyordu. Artık her şey değişti ” açıklamasından da anlaşılacağı üzere tarihi gerçek bir kere daha tekerrür etti: Rusya güçlendiğinde Karadeniz’de ve Boğazlarda statükonun kendi lehine değişmesini talep eder.

Romanya ve Ukrayna, Rusya’nın güçlenmesinden duydukları endişe sonucunda kendi güvenliklerini sağlama adına ABD ile daha yakın askeri iş birliğine gidiyorlar. ABD özellikle Karadeniz, Doğu Avrupa ve Balkanların kontrolü için Romanya, Polonya ve Yunanistan’ı kendisine ortak olarak belirlemiş durumda.

ORTAK TATBİKAT

Erdoğan rejiminin kişisel beka temelli dış politikası sonucunda Türkiye giderek yalnızlaşıyor. Rusya tarihinde ilk defa 2020 yılının sonunda Karadeniz’de, Mısır ile “Bridge of Friendship” adlı bir tatbikat yapacak. Şimdiye kadar Karadeniz’de Romanya, Ukrayna ve Bulgaristan’ın ev sahipliğinde NATO ülkelerinin katılımı ile çok uluslu tatbikatlar icra edilirken, Rusya herhangi bir ülke ile Karadeniz’de bir tatbikat yapmamıştı. Türkiye-Mısır ilişkilerinin aksine son yıllarda Mısır ve Rusya arasında enerji ve silah ticareti konusunda yakın ilişkiler geliştirildi. Türkiye’nin sayesinde Doğu Akdeniz’e inen, Montrö Boğazlar Sözleşmesine rağmen denizaltılarını boğazlardan geçiren Rusya’nın Mısır ile böyle bir tatbikat gerçekleştirmesinin mesajı gayet açık ve nettir.

Karadeniz’in yeni hâkimi Rus Donanmasıdır. Bundan sonra Rusya Karadeniz’de daha cüretkar bir politika izleyecektir. Rusya’nın takınacağı agresif tutum Romanya ve Ukrayna’yı ABD’ye daha fazla yaklaştıracaktır. Karadeniz yeni bir güç mücadelesine sahne olacaktır. Türkiye’nin bu noktada tarafı bellidir, ancak devleti ele geçiren Erdoğan rejiminin ne tür bir tercihte bulunacağını ise şimdiden kestirmek oldukça güç. Zira, Suriye’de Rusya tarafından bir tabur askeri öldürülen ülkenin Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’ın Putin karşısında sergilediği tavır, dış politikada öngörüde bulunmayı zorlaştırıyor.

Okumaya devam et

Analiz

Bayraktar’ın ölüm kalım savaşı: Tek çıkış çatışmaların sürmesi

Türkiye’nin dahil olduğu her çatışma, insansız hava aracı sektöründe ana oyuncu olan Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’a nefes aldırıyor.

CEVHERİ GÜVEN – BOLD ANALİZ

Türkiye, silahlı insanız hava araçlarını Irak’ın kuzeyi, Suriye ve Libya’nın ardından Karabağ’da kullanıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın şirketi Baykar, Türkiye’nin silahlı ve silahsız insansız hava aracı (İHA/SİHA) sektöründe ana oyuncu. Sektör, kritik parçalarda dışa bağımlı ve bu nedenle ihracat kısıtlamalarıyla karşı karşıya. Türk ordusu ise İHA ve SİHA alımında doyum noktasına ulaşmış durumda. Türkiye’nin dahil olduğu her çatışma, tıkanma noktasına gelen sektöre nefes aldırıyor.

DAĞLICA SALDIRISININ BAŞLATTIĞI TRAVMA

21 Ekim 2007’de güvenlik birimlerine göre Kuzey Irak’tan gelen 150 PKK’lı, sınıra yakın noktadaki Dağlıca karakolunu kuşattı. 16 Türk askerinin hayatını kaybettiği olay sonrası 150 PKK’lının nasıl olup da tespit edilemediği tartışması başladı. Türkiye’nin kendi İHA’larına sahip olma tartışmaları böylece alevlendi ve var olan çalışmalara büyük kaynak aktarılmaya başlandı.

Kısa süreli çözüm için ilk tercih İsrail’in HERON olarak adlandırılan İHA’larını kullanmak yönündeydi. Şimdi Türkiye ile İsrail ilişkileri gergin olsa da o yıllarda sıkı bir askeri iş birliği vardı. İsrail, Türkiye’ye HERON satma ve kiralama dışında teknoloji transferi de yaptı.

İlk yerli üretim çalışmalarını başlatan kurum, kamuya ait bir şirket olan Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) ANKA isimli insansız hava aracını geliştirdi.

Bir yandan da iki özel sektör firması Vestel ve Baykar da İHA üretimi çalışmalarını sürdürüyorlardı.  Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye ile Selçuk Bayraktar’ın evlenmesiyle Baykar Holding için her şey değişti. Selçuk Bayraktar, BAYKAR Holding’in sahibinin oğlu ve şirketin Teknik Müdürüydü.

1984 yılında otomotiv sektörü için yedek parça üretmek için yola çıkan Baykar firması, ardından savunma sanayiye yönelmiş, küçük bir oyuncuydu. Evlilikle birlikte Baykar, Türk Silahlı Kuvvetleri ile milyonlarca dolarlık anlaşmalar yapmaya başladı ve sektördeki en büyük oyuncu oldu.

Baykar’ın öne çıkmasıyla TUSAŞ’ın ürettiği ANKA projesi baskılanmaya başladı.

NE KADAR YERLİ?

Baykar Holding’in internet sitesinde “Türkiye’nin ilk yerli ve milli İnsansız Hava Araçlarını üreten firma” olduğu yazıyor. Tamamen Erdoğan’ın kontrolü altında olan Türk medyasında da aynı cümleyi hemen her gün duymak mümkün. Ancak yaygın propagandanın aksine “yerli” kavramı oldukça tartışmalı.

Baykar’ın ürettiği farklı modellerdeki silahlı ve silahsız İHA’ların kritik parçaları ithal.

Örneğin; halen Karabağ ve Libya’da kullanılan Bayraktar TB2 modeli, Avusturya’da üretilen Rotax 912-iS motoruna sahip. Akıncı model İHA’nın motoru ise Ukrayna’dan ithal edilen; Ivchenko-Progress Motor Sich AI-450T tipi Turboprop.

İHA’lar için en kritik parça olan kamera sistemleri de ithal. ABD / Kanada L3Harris Technologies LHX.N şirketinden Wescam MX15HD  ve  Alman Hensoldt’tan GosHawk II veya ABD MX15 FLIR kamera ve optik sistemlerinin yanında yine Kanadalı yapımcı Wescam’in elektro-optik (EO) ve kızılötesi (IR) kamera sistemleri kullanılıyor.

Yani BAYKAR motor ve kamera, yer tespit sistemlerinde tamamen dışa bağımlı. Baykar’ın kullandığı mühimmat ise kamu şirketi olan ROKETSAN tarafından üretiliyor.

İHRACAT YAPAMIYOR

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde Mayıs 2020 itibariyle 140 adet İHA ve SİHA bulunuyor. Bunlardan 107 adedi Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın firması Baykar’dan alındı. Kamu şirketi TUSAŞ’dan alınan ANKA sayısı ise 23 adet. İsrail’den alınan 10 adet İHA da halen Gözcü-1 ismiyle kullanılıyor.

TSK İHA ve SİHA sayısı itibariyle doyum noktasına ulaşmış durumda. Drone sektörünün içine girdiği açmazdan çıkması için ihracat yapabilmesi gerekiyor. Bunun için silah sistemlerinin/parçalarının ithal edildiği ülkelerin izni şart.

Ancak Kanadalı Türkiye’ye ihracat izni vermiyor. Türkiye bugüne kadar özel izinle Katar, Ukrayna ve Azerbaycan’a çok az sayıda satış gerçekleştirebildi.

Azerbaycan ve Ermenistan arasında Karabağ’da tekrar başlayan çatışmalar sonrası Kanada, Türkiye’ye savunma sanayi ihracatını durdurdu. Kanada merkezli sivil toplum kuruluşu Project Ploughshares, Dağlık Karabağ’da L3 Harris Wescam tarafından üretilen optik kamera ve hedefleme sistemlerinin kullanıldığını raporlaştırdı (Killer Optics: Export of WESCAM Sensors to Turkey- a Litmus Test of Canada’s Compliance with the Arms Trade Treaty). Rapor üzerine Kanada Başbakanı Justin Tredeau soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı kararı çifte standart olarak niteleyen bir açıklama yaptı. Ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kanadalı mevkidaşı François-Philippe Champagne ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi ve ihracat yasağının kaldırılmasını istedi.

Yasak Türk Silahlı Kuvvetleri’den daha çok Erdoğan ailesinin bir üyesi olan Selçuk Bayraktar’ın şirketini ilgilendiriyor. L3 Wescam’den MX15HD model optik kamera sistemleri olmadan Baykar firmasının İHA üretimi yapması mümkün değil. Almanya ve Amerika’da bulunan alternatifler ise yine benzer nedenlerle tedarik edilemiyor.

Türk dronlarını zora sokan ilk ambargo 2019 yılında Türkiye’nin Suriye’de YPG’ye yönelik başlattığı askeri operasyon sırasında yaşandı. Kanada, Almanya, Fransa ve İngiltere ile birlikte Türkiye’ye silah ambargosu kararı aldı. Türkiye’de İHA ve SİHA üretimini durduran karar sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Kanada Başbakanı Trudeau arasında Nisan 2020’de bir görüşme gerçekleşti. Erdoğan, L3 Herris Wescam teknolojisinin ambargo kapsamı dışında tutulmasını talep etti. Project Ploughshares’un raporuna göre Kanada Federal Dışişleri Ticaret ve Kalkınma Bakanlığı Erdoğan’ın bu talebini Haziran 2020 itibariyle yerine getirdi.

Yine rapora göre Türkiye’nin üretmeye çalıştığı “elektro optik infrared” sensor ve kamera sistemleri çok ağır olduğu için Türk dronları tarafından kullanılamıyor ve Türkiye bu konuda Kanada’ya muhtaç durumda.

ÇATIŞMALAR FİRMA KARLARINI YÜKSELTTİ

Türkiye’nin dış politikası son yıllarda giderek askerileşti.  Önce Suriye ardından Libya’da Türk Ordusu çatışmalara dahil oldu. Baykar’a ait İHA ve SİHA’lar ilk olarak 2016 yılındaki başarısız darbe girişiminden sonra Türk Ordusu tarafından Suriye’ye başlatılan operasyonda kullanıldı. Ardından 2020’nin başından itibaren Libya’ya SİHA ve çok sayıda küçük taktik İHA gönderildi.

Türkiye’nin gönderdiği  SİHA’lar Baykar grubuna aitti ve sahada askeri dengede önemli değişimlere neden oldu. Şubat ayında İHA’ları kontrol eden 2 sivil mühendis hayatını kaybetti ancak Türkiye için daha fazla SİHA göndermek sorun olmadı.

Kasım 2019- Mayıs 2020 tarihleri arasında 23 adet İHA, Hafter güçleri tarafından düşürüldü. Türkiye için İHA’ların düşürülmesinden çok İHA kontrol merkezleri ve mühendislerinin vurulması sorun.

Suriye ve Libya’daki çatışmalar Baykar’ın karını yükseltti. Libya’da çatışmalar geçici olarak da olsa durunca İHA sektöründeki fazla kapasite sorun olmaya başladı. Ancak Azerbaycan ve Ermenistan arasında Karabağ’da başlayan çatışmalar sonrası Baykar İHA’lar kullanılmaya başlandı. İhracat izni olmamasına karşın Baykar’a ait TB2’ler fiili olarak kullanılıyor. Azerbaycan Ordusu, Ermenistan’a ait hedeflerin vurulmasıyla ilgili İHA görüntülerini peş peşe paylaştı. Çatışmanın ilk haftasında Ermenistan’a ait 43 adet tankın Baykar TB2 ile vurulduğu belirtiliyor.

TÜRKİYE AMBARGOYU AŞMAYA ÇALIŞIYOR

Kanada Dışişleri Bakanı Francois-Philippe Champagne’nin Türk dronları için kritik parçalara ilişkin ihracat izinlerini askıya aldığını açıklamasından sonra Türkiye çözüm üretmeye çalışıyor. Kanada’nın Dağlık Karabağ’daki çatışmalar durunca kameralarında satışına tekrar izin vermesi bekleniyor.

Diğer taraftan alternatif arayışları sürüyor. ABD ve Almanya ile yaşanan gerilim nedeniyle bu iki ülkeden tedarik mümkün gözükmüyor. Masadaki diğer alternatif ise Çin sistemleri. Ancak Çin’in savunma sistemleriyle ilgili bilgileri kapalı tutması nedeniyle bu sistemlerin ne kadar verimli olduğu soru işareti.

Türkiye’nin yerli olarak geliştirmeye çalıştığı ASELSAN’ın Cats HD sisteminin sorunları ise henüz çözülebilmiş değil.

Ancak Türk dronlarının tek sorunu optik hedefleme sistemleri değil, motor sisteminde de Türkiye halen dışa bağımlı durumda. Baykar dronları Avusturya ve Ukrayna’dan ithal motorlarla uçabiliyor.

Okumaya devam et

Analiz

Alkole astronomik vergiler trajediye dönüştü

Alkol fiyatlarına getirilen yüksek vergiler nedeniyle sahte içki üretiminin arttığı Türkiye’de trajik olaylar yaşanıyor. Sadece İzmir’de hafta sonu 10 kişi sahte içki nedeniyle hayatını kaybetti.

BOLD ANALİZ – Alkollü içki fiyatlarına uygulanan ve oranı her yıl artırılan vergiler nedeniyle lokanta ve bar sahipleri sahte rakıya yöneliyor. İzmir’de 9 Ekim Cuma akşamı 18 kişi metil alkol zehirlenmesi nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Tedavi altına alınanlardan 10 kişi hayatını kaybetti. 4 kişi ise halen yoğun bakımda.

Tarım ve Orman Bakanlığı Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı’nın verilerine göre, rakı üretimi ve tüketimi 2019’da bir önceki yıla göre yüzde 29 geriledi.

Gerilemenin sebebi alkol fiyatlarının son beş yılda yüzde 110’un üzerinde artması. Fiyat artışının sebebi, vergi oranlarının sürekli olarak yükseltilmesi. 2020’de yapılan değişiklikle bir şişe rakıdaki vergi oranı yüzde 234 seviyesine çıkartıldı.

Son yılda 8 milyon litre kaçak rakı üretildiği tahmin ediliyor.  Türkiye’nin yıllık tüketiminin 27 milyon litre olduğu düşünüldüğünde bu çok büyük bir oran.

Rakı dışındaki alkollü içecekler de peş peşe gelen vergi artışlarından etkilendi. Tarım ve Orman Bakanlığı Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı verilerine göre geçen yıl toplam alkollü içki tüketimi 89 milyon litre düşüş gösterdi.

KURU ÜZÜMLE ÇÖZÜM BULDULAR

Artan fiyatlar nedeniyle Türk halkı evde rakı yapımına yöneldi. Youtube ve web siteleri evde nasıl rakı ve bira yapılabileceğiyle ilgili videolarla doldu.

Hükumet evde rakı üretimini engelleyebilmek için etil alkol üretim ve ithalatına yönelik ilginç bir düzenleme getirdi.

2018’de yapılan düzenlemeye göre etil alkol her 100 litresine 1.2 gram ‘denatonyum benzoat’ katılarak satılmaya başlandı. Denatonyum Benzoat, bir maddenin yenmesini ya da içilmesini önlemek için kullanılan bir madde. İnsanlar için dayanılmaz derecede acı olması nedeniyle katıldığı madde tüketilemiyor. Etil alkol böylece acılaştırıldıktan sonra üzerine “Gıda amaçlı kullanılması uygun değildir“ ibaresi konuldu.

Evde rakı üretimi ve ticari amaçlı kaçak rakı üretimi bir süre dursa da yüksek vergiler insanları yeni çözümler bulmaya itti.

Kuru üzümü kıyma makinesinde parçalayıp, şekerle beklettikten sonra rakının temel maddesi anasonla karıştırıp, etil alkoldeki acı tat yok edildi.

Denatonyum benzoat formülü kısa süre içinde geçersiz hale gelince Hükümet çareyi evde alkol üretimini yasaklamakta buldu. 1 Ekim 2020’de yeni çıkartılan bir yasayla ile evsel etil alkol satışına yasak getirildi.

EVDE TÜKETİM YÜZDE 30’A YAKIN

Evde rakı ve bira üretiminin tam boyutu bilinmiyor. Ancak geçtiğimiz yıl içki tüketimindeki yüzde 29’luk büyük gerileme evde üretimin artışıyla açıklanıyor.

Evde üretimden içki üreticisi büyük firmalar da rahatsız. Türkiye’nin en büyük içki üreticisi Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, evde üretimin vergi kaybına neden olduğunu belirtip önlemlerin alınması hükümete görüşlerini ileten bir rapor sunduklarını açıkladı. Etil alkolün satışına yasak gelmesi bu raporun hemen ardından oldu.

Evde üretimin yasaklanması kötü şartlarda sahte üretimin artabileceği endişesini beraberinde getiriyor. Sahte rakı nedeniyle İzmir’de 10 kişinin ölümü, yasak kararından sadece 9 gün sonra gerçekleşti.

Okumaya devam et

Popular