Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Selahattin Demirtaş’ın hikayesi: Erdoğan için yakın tehlike

Erdoğan, “Seni Başkan yaptırmayacağız” diyen muhalif lider Selahattin Demirtaş’ı saf dışı bırakmak için ne kadar ileri gidebileceğini onu tutuklatarak ve yargı sürecine yönelik müdahalelerle gösterdi.

CEVHERİ GÜVEN – BOLD ANALİZ

Selahattin Demirtaş dört yıldır tutuklu. Aslında tahliyesine karar verilmişti ancak daha cezaevinden çıkamadan ikinci bir tutuklama kararı çıkartıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Demirtaş’ın hapiste tutulmasının hak ihlali olduğuna karar verdi ancak bu karar da uygulanmadı. Demirtaş’ın tutuklanması, yargılama sürecindeki müdahaleler, Erdoğan’ın güçlü siyasi rakibini saf dışı bırakmak için ne kadar ileri gidebileceğini gösteriyor.

Selahattin Demirtaş, genç yaşlarda insan hakları savunucusu bir avukat olarak sivrilmeye başladı. 2006 yılında İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanlığı yaptığı dönemde hak ihlalleriyle ilgili çalışmalarıyla ismini Türkiye’de duyurmaya başladı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Uluslararası Af Örgütünün Türkiye Şubesi yöneticiliklerinde bulunduğu dönem, siyaseten de onu ön plana çıkardı.

TOPLUMUN GENELİNİ KAPSAYAN POLİTİKALAR ÜRETTİ

Kürt siyasi hareketi içerisindeki yükselişi onu 2010 yılında HDP genel başkanlığına kadar taşıdı. Ancak klasik Kürt siyasetçilerden farkı, toplumun genelini kapsayan politikalar üretebilmesiydi. Demirtaş yönetiminde ilk kez Kürt orjinli bir siyasi parti tek başına yüzde 10’luk barajı geçerek TBMM’ye girdi.

7 Kasım 2015 seçimlerindeki bu başarı Demirtaş için alarm zillerinin çalmaya başladığı dönem de oldu. Demirtaş, söylemini “Seni Başkan yaptırmayacağız” sloganına oturttu ve Tayyip Erdoğan’ın yükselen otoriter eğilimlerine yoğunlaşan ilk siyasi lider oldu.

Senarist ve oyuncu Sırrı Süreyya Önder’i bu süreçte stratejist olarak yanına alan Demirtaş, küçük ama çok etkili propaganda kampanyaları düzenledi. Sosyal medyayı Türkiye’de en etkili kullanan siyasetçi oldu. Önder’in de etkisiyle genç kuşakla arasında güçlü bağlar kurdu.

İlk kez Türklerin de bir Kürt siyasetçiye oy vermeye başlaması, Türkiye’deki siyasi dengeleri tamamıyla değiştirdi. HDP 6 milyon oy aldı. Yüzde 13’lük bu oy oranı Erdoğan’ı tek başına iktidardan düşürdü.

ÇÖZÜM SÜRECİ’NİN OLUŞTURDUĞU BARIŞ İKLİMİ

Türklerin de bir Kürt siyasetçiye oy vermesini sağlayan iklim, kuşkusuz Çözüm Süreci’nin oluşturduğu barış iklimiydi. Çözüm Süreci’ne başlangıçta pek çok kesim kuşkuluydu. Devletin de PKK’nın da kendi hesapları olduğunu, parlamento zeminine taşınmayan bir çözümün gerçekçi olmadığı eleştirileri vardı. Ancak silahlar susmuştu. Türkiye’de çok uzun yıllar sonra kan akmıyor, asker ve PKK’lı cenazeleri gelmiyordu. Barış iklimi, Çözüm Süreci’ne desteği devletin de PKK’nın da beklediğinin çok ötesine taşıdı. Toplumsal destek yüzde 80’i aştı.

Çözüm Süreci başlangıçta Erdoğan için büyük bir avantaj olarak görülüyordu. Avrupa Birliği başta olmak üzere tüm Batı dünyasının desteğini arkasına almasını sağlıyor, ülkedeki liberal ve demokratlar dahil elit kesimin AKP şemsiyesi altında birleşmesine neden oluyordu.

Erdoğan’ın hedefi ise bu sayede başkanlık sistemini gerçekleştirebilmekti. Oyunu bozan şey, Selahattin Demirtaş’ın Erdoğan’ın otoriterleşme eğilimini erken görmesi oldu.

7 Haziran 2015 seçimlerine damga vuran „Seni Başkan yaptırmayacağız“ sloganı bu öngörüyle ortaya çıkmıştı. Oysa PKK Lideri Abdullah Öcalan, Başkanlık sistemine destek vereceğini açıkça söylemişti. Demirtaş’ın bu çıkışı, Öcalan’la Kürt siyaseti arasındaki ilk ayrışmaydı aynı zamanda. Bu ayrışma da Türk seçmenin ilk kez bir Kürt siyasetçiye oy vermesini kolaylaştıran başka bir noktaydı.

Demirtaş’ın söylemi ve Erdoğan’ın otoriterleşmesini hedef alan söylemi, halkta karşılık buldu. Yüzde 13 önemli bir başarıydı. AKP tek başına iktidar olabilme gücünü ilk kez kaybetmişti. Ancak Erdoğan iktidarı bırakmadı. Koalisyon kurulmasını engelleyen bir yetki gaspı gerçekleştirdi ve ülkeyi 1 Kasım 2015’te yeni bir seçime gitmeye zorladı.

KÜRT SEÇMENİN GÜNLÜNDEKİ TEK İSİM

Erdoğan Kürt seçmen üzerinde Abdullah Öcalan’ın otoritesinin yerini Selahattin Demirtaş’ın aldığını görmüştü. Öcalan hapiste ve kontrol altındaydı. Selahattin Demirtaş da hapiste olmalıydı.

Erdoğan, Çözüm Süreci’ni başkanlık sistemini realize edebileceği bir aparat olarak görmüyordu artık. Çözüm Sürecini bitirdi.

Demirtaş’ın öngörüsü kadar Erdoğan da öngörülüydü. 7 Haziran 2015 seçimlerinde tek başına iktidarı kaybedeceğini ve bunun nedeninin Demirtaş olduğunu öngörmüştü.

Ülke seçime giderken, Erdoğan da silahlanmaya gidiyordu. Nisan ve Mayıs 2015 aylarında Emniyet Genel müdürlüğü için çok büyük silah alımları yapıldı. Ranger isimli, zırhlı ve yarı robotik olarak çalışan ağır silahlı araçlar ithal edildi. Şehir içi çatışmalarda kullanılmak üzeri on milyonlarca dolarlık mühimmat ve silah alımı yapıldı. Alımlar tamamen Kürtlerin yaşadığı şehirlerdeki Emniyet müdürlükleri için yapılıyordu.

Herkes seçimi konuşurken, bu yüklü silah alımlarını gören yoktu. Nokta Dergisi, 1 Mayıs 2015’teki sayısında bu konuya dikkat çekti. Tayyip Erdoğan’ı bir el bombasının fitilini çekerken gösteren bir fotoğrafı kapağına koyan Nokta Dergisi, aniden yapılan yüklü miktardaki silah alımlarının Çözüm Süreci’ni bitirmek ve savaşı başlatmak için bir hazırlık olduğunu vurguluyordu.

Öyle de oldu. Erdoğan, 7 Haziran 2015 sonuçlarını kaybedilmiş seçim olarak aylar öncesinde görmüştü ve hazırlığını seçim sonrası için yapıyordu. Kürtler artık partner değil düşmandı. Yeni partner “bozkurtlar” olarak anılan, ırkçı politikalarıyla bilinen Milliyetçi Hareket Partisi’ydi (MHP).

HARİTADAN SİLİNEN ŞEHİRLER

Seçimlerin hemen ardından Güneydoğu’da operasyonlar başladı ve Kürtlerin yaşadığı bazı şehirlerin haritadan silinmesine neden olan bir savaş süreci yaşandı. Binlerce insan hayatını kaybetti. Binlerce sivil yaşadığı bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.

Ancak PKK’nın da Erdoğan kadar çatışmaya hazırlıklı ve istekli olduğu da bir gerçekti. Şehirlerdeki çatışmalarda PKK da tonlarca bomba kullandı. Süreçte Ankara ve İstanbul’da peş peşe bombalı saldırılar gerçekleşti. Hatta Başkent Ankara’nın kalbi sayılan Kızılay meydanında peş peşe patlayan ve 100’den fazla sivilin hayatını kaybettiği patlamalar zinciri nedeniyle, halk sokağa çıkmaktan korkar hale geldi.

Çatışma tüm şiddetiyle sürerken, kazançlı çıkan tek kişi Tayyip Erdoğan’dı. MHP’yle birlikteliği ve kamuoyundaki savaş tedirginliği oyları mıknatıs gibi Erdoğan’a çekti. Ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde Erdoğan yüzde 49.5 oya ulaşarak partisine yeniden tek başına iktidarın yolunu açtı.

Fakat Demirtaş tehlikesi halen geçmiş değildi. Kürt seçmende yaşanan savaş nedeniyle devlete olan kızgınlık kadar PKK’ya da kızgınlık vardı. Çözüm Süreci’ne inanmış geniş Kürt kamuoyu büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu ve masanın iki tarafındakilere de aynı faturayı kesiyordu. Çözüm sürecini ayakta tutmak için büyük çaba gösteren Selahattin Demirtaş ise istisnaydı.

ERDOĞAN OTORİTERLEŞTİKÇE ONUN POLÜLARİTESİ ARTIYOR

Demirtaş ağır çatışma koşullarına rağmen hala kamuoyunun tamamını kapsayabilen politikalar üretebiliyordu. Erdoğan otoriterleştikçe Demirtaş’ın yeniden ve belki de daha fazla popüler olacağı açıktı.

Kendisine alternatif liderleri legal ya da illegal yollarla saf dışı bırakmasıyla bilinen Erdoğan’ın yeni hedefi Demirtaş’tı. Ve Selahattin Demirtaş’ı tutuklamak için önce medya kampanyası başlatıldı. Erdoğan’ın kontrolündeki medya Demirtaş’a açıkça „terörist“ demeye başladı. Savcıların harekete geçirilmesi ise 15 Temmuz 2016’dan sonra oldu.

4 bine yakın hakim ve savcının meslekten ihraç edildiği 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yargıda ana güç milliyetçi hakim ve savcılar oldu. Hakiler ve Savcılar Kurulu’nun yönetimi sıkı bir „bozkurt“ olan Mehmet Yılmaz’a verildi.

Demirtaş, HDP eş genel başkanı iken 4 Kasım 2016’da Diyarbakır’da gözaltına alınarak tutuklandı ve Edirne F Tipi Cezaevi’ne gönderildi. Edirne özellikle seçilmişti. Kürtler, Türkiye’nin en doğusunda yaşarken, Demirtaş Türkiye’nin en batısındaki şehre gönderilmişti. Demirtaş’la birlikte, onu kitlelere açan politik söylemleri üreten Sırrı Süreyya Önder dahil HDP’nin yeni nesil tüm politikacıları da gözaltına alındılar.

Aslında Kürt siyasetçilere yönelik operasyonun önü Mayıs 2016’da TBMM’de açıldı. Demirtaş’ın yargılanması gerektiğini söyleyen ilk kişi elbette ki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dı.

PARLAMENTOYA DOKUNULMAZLIK ÇAĞRISI

Erdoğan 16 Mart 2016’da yaptığı konuşmadan, iki yıl önce 6-8 Ekim 2014’teki Kobani eylemleri nedeniyle 46 kişinin yaşamını yitirmesinden Selahattin Demirtaş’ı sorumlu tuttu ve HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması için parlamentoya çağrı yaptı.

AKP ve MHP dokunulmazlıkların kaldırılması için hemen harekete geçti. Ana muhalefet partisi CHP de destek verdi. CHP’nin destek vermesi entelektüel kesimde tepkiyle karşılansa da CHP’nin tarihindeki Kürt karşıtı tutumu düşünüldüğünde şaşırtıcı değildi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Demirtaş’ın hapse atılmasına neden olacak yasal düzenlemenin anayasaya aykırı olduğunu bildiklerini ancak yine de kabul oyu vereceklerini açıkladı.

Anayasa değişikliği teklifi 20 Mayıs 2016’da CHP’li milletvekillerinin de verdiği oylarla kabul edildi.

Demirtaş, 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu. Bir süre tek başına hücrede tutulsa da ardından yanına başka bir tutuklu Kürt siyasetçi yerleştirildi.

Demirtaş hakkında hazırlanan iddianamede ‘terör örgütü yöneticiliği’, ‘terör örgütü propagandası yapmak’, ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet’, ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik’, ‘halkı kanunlara uymamaya tahrik’, ‘suç işlemeye tahrik’ ve ‘suçu ve suçluyu övme’ suçlamalardan 43 yıldan 142 yıla hapsi talep edildi.

HUKUKİ DEĞİL SİYASİ NEDENLERLE HAPSEDİLDİ

Tahliye talepleri sürekli olarak reddedilince Demirtaş, Anayasa Mahkemesine (AYM) ve AİHM’ye başvurdu.

AİHM, 20 Kasım 2018’de Demirtaş’ın ‘hukuki’ değil, ‘siyasi’ nedenlerle hapsedildiğine hükmederek tahliye edilmesi gerektiğine karar verdi.

Aynı gün Erdoğan, karara tepki göstererek “AİHM’in verdiği kararlar bizi bağlamaz. Biz karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” dedi.

Erdoğan’ın karşı hamlesi kısa sürede anlaşıldı. AİHM, Demirtaş’ın tutukluluğuna son verilmesini kararlaştırmıştı. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, başka bir suçlamayı gerekçe göstererek hızla karar aldı ve Demirtaş’a 4 yıl 8 ay hapis cezası verdi. Demirtaş artık tutuklu değil hükümlüydü. Dolayısıyla Erdoğan’ın karşı hamlesi gerçekleşmiş AİHM kararı boşa düşürülmüştü.

Yargılama sürecinde skandallar birbirini izliyordu. Demirtaş aldığı cezadan yatması gereken süreyi zaten cezaevinde geçirmişti. Avukatlar bu sebeple tahliyesini istediler. Kabul edildi ve Demirtaş’ın tahliyesinin önü açıldı.

20 Eylül 2019’da Demirtaş daha cezaevinden çıkmadan yeni bir suçlama dosyası geldi. Tahliye olacağı gün Demirtaş bu kez de Kobani olayları gerekçe gösterilerek tekrar tutuklandı.

BUNLARI BIRAKMAYIZ!

Erdoğan, aynı gün yaptığı açıklamada “Sonuna kadar bu işin takipçisiyiz, takipçisi olacağız. Bunları bırakamayız. Eğer biz bırakırsak ebedi alemde şehitlerimiz bize bunun hesabını sorar” dedi.
Avukatlar ikinci tutukluluğu da Anayasa Mahkemesi ve AİHM’e taşıdı. 9 Haziran 2020’de Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun makul süreyi aştığına hükmetti. Ancak Demirtaş’ı yargılayan Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımadı.

İktidar, Demirtaş’ı Kobani eylemleri nedeniyle uzun süre hapiste tutmanın yollarını ararken 25 Eylül 2020 sabahı yeni bir polis operasyonu başladı. Aralarında Ayhan Bilgen ve Sırrı Süreyya Önder gibi Demirtaş’ın en yakın çalışma arkadaşı olan 82 Kürt siyasetçi evlerine yapılan polis baskınlarıyla gözaltına alındılar.

Analiz

AKP Türkiye’si: 128 milyar dolar, 43 işçi, 50 at kayıp

Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele vaadiyle iktidara gelen AKP, 2013 sonrası mücadele kısmını attı. Geriye 3Y kaldı. AKP’nin adı ‘Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklar’ ile anılır oldu.

BOLD ANALİZ – AKP, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele vaadiyle iktidara geldi. Ancak 2013 sonrası bu 3Y ile mücadeleden vazgeçildi. AKP’de Başbakanlık yapmış Ahmet Davutoğlu da ekonomiyi yöneten Ali Babacan da her fırsatta AKP’nin adının ‘yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar’ ile anıldığını dile getiriyor. AKP’nin ateşli savunucusu köşe yazarları Mehmet Ocaktan, Akif Beki, Ahmet Taşgetiren de bu gerçekleri söylemekten artık kendilerini alamıyor.

AKP’Lİ OLMAK TC VATANDAŞLIĞINDAN EVLA

‘Eşit vatandaş’ ‘Adil yargılama’ gibi cümleler, AKP tüzüğünde ve her seçim beyannamesinde yer alan beylik ifadelerden öteye geçemiyor. Kovid-19 yasakları AKP’lilere işlemiyor. Sıradan vatandaşa ise para cezası olarak dönüyor. AKP yargısı, 15 Temmuz 2016 tarihinden bu yana Hizmet Hareketi mensupları başta olmak üzere tüm muhalifleri susturmak için kullanılıyor. Susmayanlar mı? ‘Silivri soğuktur’ tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Haklarında soruşturma açılanlar kısa süre içinde cezaevlerinin yolunu tutuyor.

DİBİN DİBİ YOK

Adaletin olmadığı bir ülkede ekonominin iyi olması beklenmiyor. 2016 yılından bu yana her yıl döviz kuru şoku yaşayan AKP Türkiyesi fakirleştikçe fakirleşiyor. Dibin dibi olmadığı için ekonomi batmasa bile vatandaşlar artık evine yağ almakta dahi zorlanıyor. 8 milyon hanenin geliri bin 192 liranın altında olduğu için resmi yoksul sayılırken Genel Sağlık Sigortası primlerini devlet ödüyor. Diğer tarafta ise AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a milyon liralık 2’nci Mercedes alınıyor. Bilal Erdoğan’ın arkadaşı Şenol Kazancı 56 bin lira maaşla yeni işine başlarken 40 maaşla geçinemeyen AKP’li eski bakan, milletvekili ve bürokratlara 41’nci maaş bağlanıyor.

MİLLETİN ADAMI YER SOFRASINDA!

Tabii Cumhurbaşkanı Erdoğan, yoksul vatandaşı unutmuyor! Ramazan klasiği haline gelen sinili yer sofralarında garip gureba ile iftar yapıp fotoğraf vermeyi ihmal etmiyor. AKP’li troller ise bu fotoğrafları ‘Milletin adamı’ sloganlarıyla süsleyip yükleniyorlar tweetlere. Kimse ’19 yıldır ülkeyi yöneten AKP yoksulluğu neden azaltmadı?’ diye sormuyor.

128 MİLYAR DOLAR NEREDE?

Bu soruyu yöneltmek isteyenler ise karşısında Saray’ın polisin buluyor. 83 milyon vatandaşın parası olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kayıp 128 milyar dolarının akıbetini soran ana muhalefet partisi CHP’nin binaları özel harekat polislerince basılıyor.

EUROCULARIN “NANKÖRSÜNÜZ” HİTABI

Gurbetçiler 10 liraya yaklaşan 1 eurolarla Türkiye’nin şehirlerinde çıktıkları alışverişlerde “Siz nankörsünüz. Türkiye Almanya’dan iyi. Türkiye’de her şey ucuz” diyor. “Gel o zaman Türkiye’de yaşa” diyenlere ise gurbetçilerin verecek cevabı olmuyor.

AKP eliyle 43 işçi toplu olarak Almanya’ya ilticaya götürüldü. Daha yüzlerce örneğin olduğu söyleniyor. Ama net rakam bilinmiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin MHP’li Dörtyol Belediyesine hibe ettiği 50 attan da haber alınamıyor.

Zira AKP Türkiye’si kayıplar ülkesi. 128 milyar dolar kayıp, 43 işçi kayıp, 50 at kayıp.

Vefatının 28. yıl dönümünde Turgut Özal kimdir?

Okumaya devam et

Analiz

Patron Hisarcıklıoğlu’nun gözü de işsizin parasında

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da gözünü İşsizlik Sigortası Fonuna dikti. Milyarlarca liralık bütçesi olan TOBB’u yöneten Hisarcıklıoğlu’nun, çalışanların maaşlarının emekçinin fonundan ödenmesini istemesi büyük tepki topladı.

BOLD ANALİZ – AKP Hükumeti ile TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, 131 milyar liradan 91 milyar liraya gerileyen İşsizlik Sigortası Fonu’nu tamamen ‘sıfırlamayı’ hedefliyor. Tasarruf yerine kamudaki harcamaları katlayan AKP ve milyarlarca lira varlığı yöneten Hisarcıklıoğlu, koronavirüs salgınına karşı hep İşsizin Fonu’nun kullanılmasını istiyor.

1 MİLYON 400 BİN ÜYEDEN AİDAT ALIYOR

Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam edildiği Yassıada’ya tesis yapan, sınır kapılarını işleten, üniversite ve hastane çalıştıran, Ankara’da ikiz kulelerde faaliyet gösteren TOBB 1 milyon 400 bin üyesinden her ay aidat alıyor. İşletmelerin bilanço karının binde 5’i kadar ödediği aidatların ulaştığı büyüklük milyar liralarla ifade ediliyor. TOBB’un gelir gider dengesi bilinmiyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurumu ve Ticaret Bakanlığı’nın incelediği TOBB hesapları kamuoyuna açıklanmıyor.

TOBB HEP AKP’NİN YANINDA

Cumhurbaşkanlığı TOBB’u korurken, TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu da her fırsatta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başlattığı projelere destek vermek öne atılıyor. Kovid-19 salgınında işçiyi yalnız bırakan Hisarcıkloğlu, çalışanların ve işverenlerin primlerinin biriktiği İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işçilere maaş verilmesini istiyor.

İŞÇİ YERİNE ERDOĞAN’A DESTEK

Çalışan ve işsize hiçbir katkısı olmayan Hisarcıklıoğlu, Erdoğan’ın açıkladığı her destek kampanyasına bağış yapıyor. İşte o bağışlar:

  • Pakistan sel felaketine 2 milyon dolar
  • 15 Temmuz Dayanışma Kampanyasına 53 milyon lira,
  • Soma’da ölen 301 madencinin ailelerine dağıtılmak üzere 16 milyon 838 lira
  • Yerli otomobil TOGG projesine 500 milyon dolar
  • Biz Bize Yeteriz Kampanyasına 10 milyon lira
  • Yassıada Projesine 1 milyar TL

2016 yılında Erdoğan’ın istihdamı arttırmak için başlattığı ‘TOBB üyeleri 1 işçi alsın’ projesine destek vereceğini açıklayan ancak 1 milyon 400 bin kişiye iş imkanı sunmadığı ortaya çıkan Hisarcıklıoğlu’nun son çağrısına esnaf ve işletme sahiplerinden tepkiler geldi.

Okumaya devam et

Analiz

Özlem Zengin emekçinin parasını “Yardım yaptık” diye duyurdu

Merkez Bankasının 128 milyar dolarını harcayan AKP, işçinin maşından kesilen parayla yapılan ödemeleri ‘destek ve yardım’ diye açıkladı. İşsizlik Sigortası Fonundan verilen maaşların listesi Kovid-19 salgınında AKP’nin hiçbir yardım yapmadığının kanıtı oldu.

BOLD ANALİZ – 83 milyon vatandaşın 128 milyar dolarını ‘yok eden’ AKP Hükumeti, paraların akıbetini açıklamaya çalıştıkça yeni skandallara imza atıyor. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 128 milyar doların nereye harcandığını açıklamak için bir liste hazırladı. Kovid-19 salgınında yapılan doğrudan destek ve yardımların yer aldığı listedeki paraların tamamı Merkez Bankasının değil, İşsizlik Sigortası Fonunun parası çıktı.

ÖZLEM ZENGİN DE PAYLAŞTI

Bakanlığın işçi ve işsizin parasını koronavirüs salgınında kullandığının resmi belgesi olan fotoğrafı önce AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal kullandı. Ünal, paranın Merkez Bankasının 128 milyar doları olmadığını anlayınca tweeti sildi. 128 milyar doları açıklamaya çalışan AKP Genel Başkan Yardımcısı Özlem Zengin de İşsizlik Fonu’ndan çalışanlara verilen işsizlik maaşı, kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin parasını destek ve yardım diye duyurdu.

60 MİLYAR LİRANIN 51 MİLYARI İŞSİZLİK FONU’NDAN

‘HükümetMilletininYanında’ ifadelerini de kullanan Zengin, Tokat özelinde de yapılan yardımları duyurdu. Ancak bu ödemelerin işçi ve işsizin parasının biriktiği Fon’dan yapıldığını görmezden geldi. Salgında AKP Hükumetinin destek ve yardımı olarak açıklanan 60 milyar liranın 51 milyar 471 milyon lirası işçinin primlerinin biriktiği İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapıldı. Geriye kalan 9 milyar lira ise yine vatandaşa verilen IBAN ile toplanan paralardan yapıldı. Bakanlık logolu belgeyle bu gerçek gözler önüne serildi.

Özlem Zengin’in, AKP Grup Başkanvekili olduğu dönemde emniyette ve cezaevlerinde yapılan çıplak aramayı inkar ederken kullandığı cümleler büyük tepki toplamıştı.

 

Merkez’in rezervi bitti, sırada işçinin fonu var

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0