Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Selahattin Demirtaş’ın hikayesi: Erdoğan için yakın tehlike

Erdoğan, “Seni Başkan yaptırmayacağız” diyen muhalif lider Selahattin Demirtaş’ı saf dışı bırakmak için ne kadar ileri gidebileceğini onu tutuklatarak ve yargı sürecine yönelik müdahalelerle gösterdi.

CEVHERİ GÜVEN – BOLD ANALİZ

Selahattin Demirtaş dört yıldır tutuklu. Aslında tahliyesine karar verilmişti ancak daha cezaevinden çıkamadan ikinci bir tutuklama kararı çıkartıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Demirtaş’ın hapiste tutulmasının hak ihlali olduğuna karar verdi ancak bu karar da uygulanmadı. Demirtaş’ın tutuklanması, yargılama sürecindeki müdahaleler, Erdoğan’ın güçlü siyasi rakibini saf dışı bırakmak için ne kadar ileri gidebileceğini gösteriyor.

Selahattin Demirtaş, genç yaşlarda insan hakları savunucusu bir avukat olarak sivrilmeye başladı. 2006 yılında İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanlığı yaptığı dönemde hak ihlalleriyle ilgili çalışmalarıyla ismini Türkiye’de duyurmaya başladı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Uluslararası Af Örgütünün Türkiye Şubesi yöneticiliklerinde bulunduğu dönem, siyaseten de onu ön plana çıkardı.

TOPLUMUN GENELİNİ KAPSAYAN POLİTİKALAR ÜRETTİ

Kürt siyasi hareketi içerisindeki yükselişi onu 2010 yılında HDP genel başkanlığına kadar taşıdı. Ancak klasik Kürt siyasetçilerden farkı, toplumun genelini kapsayan politikalar üretebilmesiydi. Demirtaş yönetiminde ilk kez Kürt orjinli bir siyasi parti tek başına yüzde 10’luk barajı geçerek TBMM’ye girdi.

7 Kasım 2015 seçimlerindeki bu başarı Demirtaş için alarm zillerinin çalmaya başladığı dönem de oldu. Demirtaş, söylemini “Seni Başkan yaptırmayacağız” sloganına oturttu ve Tayyip Erdoğan’ın yükselen otoriter eğilimlerine yoğunlaşan ilk siyasi lider oldu.

Senarist ve oyuncu Sırrı Süreyya Önder’i bu süreçte stratejist olarak yanına alan Demirtaş, küçük ama çok etkili propaganda kampanyaları düzenledi. Sosyal medyayı Türkiye’de en etkili kullanan siyasetçi oldu. Önder’in de etkisiyle genç kuşakla arasında güçlü bağlar kurdu.

İlk kez Türklerin de bir Kürt siyasetçiye oy vermeye başlaması, Türkiye’deki siyasi dengeleri tamamıyla değiştirdi. HDP 6 milyon oy aldı. Yüzde 13’lük bu oy oranı Erdoğan’ı tek başına iktidardan düşürdü.

ÇÖZÜM SÜRECİ’NİN OLUŞTURDUĞU BARIŞ İKLİMİ

Türklerin de bir Kürt siyasetçiye oy vermesini sağlayan iklim, kuşkusuz Çözüm Süreci’nin oluşturduğu barış iklimiydi. Çözüm Süreci’ne başlangıçta pek çok kesim kuşkuluydu. Devletin de PKK’nın da kendi hesapları olduğunu, parlamento zeminine taşınmayan bir çözümün gerçekçi olmadığı eleştirileri vardı. Ancak silahlar susmuştu. Türkiye’de çok uzun yıllar sonra kan akmıyor, asker ve PKK’lı cenazeleri gelmiyordu. Barış iklimi, Çözüm Süreci’ne desteği devletin de PKK’nın da beklediğinin çok ötesine taşıdı. Toplumsal destek yüzde 80’i aştı.

Çözüm Süreci başlangıçta Erdoğan için büyük bir avantaj olarak görülüyordu. Avrupa Birliği başta olmak üzere tüm Batı dünyasının desteğini arkasına almasını sağlıyor, ülkedeki liberal ve demokratlar dahil elit kesimin AKP şemsiyesi altında birleşmesine neden oluyordu.

Erdoğan’ın hedefi ise bu sayede başkanlık sistemini gerçekleştirebilmekti. Oyunu bozan şey, Selahattin Demirtaş’ın Erdoğan’ın otoriterleşme eğilimini erken görmesi oldu.

7 Haziran 2015 seçimlerine damga vuran „Seni Başkan yaptırmayacağız“ sloganı bu öngörüyle ortaya çıkmıştı. Oysa PKK Lideri Abdullah Öcalan, Başkanlık sistemine destek vereceğini açıkça söylemişti. Demirtaş’ın bu çıkışı, Öcalan’la Kürt siyaseti arasındaki ilk ayrışmaydı aynı zamanda. Bu ayrışma da Türk seçmenin ilk kez bir Kürt siyasetçiye oy vermesini kolaylaştıran başka bir noktaydı.

Demirtaş’ın söylemi ve Erdoğan’ın otoriterleşmesini hedef alan söylemi, halkta karşılık buldu. Yüzde 13 önemli bir başarıydı. AKP tek başına iktidar olabilme gücünü ilk kez kaybetmişti. Ancak Erdoğan iktidarı bırakmadı. Koalisyon kurulmasını engelleyen bir yetki gaspı gerçekleştirdi ve ülkeyi 1 Kasım 2015’te yeni bir seçime gitmeye zorladı.

KÜRT SEÇMENİN GÜNLÜNDEKİ TEK İSİM

Erdoğan Kürt seçmen üzerinde Abdullah Öcalan’ın otoritesinin yerini Selahattin Demirtaş’ın aldığını görmüştü. Öcalan hapiste ve kontrol altındaydı. Selahattin Demirtaş da hapiste olmalıydı.

Erdoğan, Çözüm Süreci’ni başkanlık sistemini realize edebileceği bir aparat olarak görmüyordu artık. Çözüm Sürecini bitirdi.

Demirtaş’ın öngörüsü kadar Erdoğan da öngörülüydü. 7 Haziran 2015 seçimlerinde tek başına iktidarı kaybedeceğini ve bunun nedeninin Demirtaş olduğunu öngörmüştü.

Ülke seçime giderken, Erdoğan da silahlanmaya gidiyordu. Nisan ve Mayıs 2015 aylarında Emniyet Genel müdürlüğü için çok büyük silah alımları yapıldı. Ranger isimli, zırhlı ve yarı robotik olarak çalışan ağır silahlı araçlar ithal edildi. Şehir içi çatışmalarda kullanılmak üzeri on milyonlarca dolarlık mühimmat ve silah alımı yapıldı. Alımlar tamamen Kürtlerin yaşadığı şehirlerdeki Emniyet müdürlükleri için yapılıyordu.

Herkes seçimi konuşurken, bu yüklü silah alımlarını gören yoktu. Nokta Dergisi, 1 Mayıs 2015’teki sayısında bu konuya dikkat çekti. Tayyip Erdoğan’ı bir el bombasının fitilini çekerken gösteren bir fotoğrafı kapağına koyan Nokta Dergisi, aniden yapılan yüklü miktardaki silah alımlarının Çözüm Süreci’ni bitirmek ve savaşı başlatmak için bir hazırlık olduğunu vurguluyordu.

Öyle de oldu. Erdoğan, 7 Haziran 2015 sonuçlarını kaybedilmiş seçim olarak aylar öncesinde görmüştü ve hazırlığını seçim sonrası için yapıyordu. Kürtler artık partner değil düşmandı. Yeni partner “bozkurtlar” olarak anılan, ırkçı politikalarıyla bilinen Milliyetçi Hareket Partisi’ydi (MHP).

HARİTADAN SİLİNEN ŞEHİRLER

Seçimlerin hemen ardından Güneydoğu’da operasyonlar başladı ve Kürtlerin yaşadığı bazı şehirlerin haritadan silinmesine neden olan bir savaş süreci yaşandı. Binlerce insan hayatını kaybetti. Binlerce sivil yaşadığı bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.

Ancak PKK’nın da Erdoğan kadar çatışmaya hazırlıklı ve istekli olduğu da bir gerçekti. Şehirlerdeki çatışmalarda PKK da tonlarca bomba kullandı. Süreçte Ankara ve İstanbul’da peş peşe bombalı saldırılar gerçekleşti. Hatta Başkent Ankara’nın kalbi sayılan Kızılay meydanında peş peşe patlayan ve 100’den fazla sivilin hayatını kaybettiği patlamalar zinciri nedeniyle, halk sokağa çıkmaktan korkar hale geldi.

Çatışma tüm şiddetiyle sürerken, kazançlı çıkan tek kişi Tayyip Erdoğan’dı. MHP’yle birlikteliği ve kamuoyundaki savaş tedirginliği oyları mıknatıs gibi Erdoğan’a çekti. Ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde Erdoğan yüzde 49.5 oya ulaşarak partisine yeniden tek başına iktidarın yolunu açtı.

Fakat Demirtaş tehlikesi halen geçmiş değildi. Kürt seçmende yaşanan savaş nedeniyle devlete olan kızgınlık kadar PKK’ya da kızgınlık vardı. Çözüm Süreci’ne inanmış geniş Kürt kamuoyu büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu ve masanın iki tarafındakilere de aynı faturayı kesiyordu. Çözüm sürecini ayakta tutmak için büyük çaba gösteren Selahattin Demirtaş ise istisnaydı.

ERDOĞAN OTORİTERLEŞTİKÇE ONUN POLÜLARİTESİ ARTIYOR

Demirtaş ağır çatışma koşullarına rağmen hala kamuoyunun tamamını kapsayabilen politikalar üretebiliyordu. Erdoğan otoriterleştikçe Demirtaş’ın yeniden ve belki de daha fazla popüler olacağı açıktı.

Kendisine alternatif liderleri legal ya da illegal yollarla saf dışı bırakmasıyla bilinen Erdoğan’ın yeni hedefi Demirtaş’tı. Ve Selahattin Demirtaş’ı tutuklamak için önce medya kampanyası başlatıldı. Erdoğan’ın kontrolündeki medya Demirtaş’a açıkça „terörist“ demeye başladı. Savcıların harekete geçirilmesi ise 15 Temmuz 2016’dan sonra oldu.

4 bine yakın hakim ve savcının meslekten ihraç edildiği 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yargıda ana güç milliyetçi hakim ve savcılar oldu. Hakiler ve Savcılar Kurulu’nun yönetimi sıkı bir „bozkurt“ olan Mehmet Yılmaz’a verildi.

Demirtaş, HDP eş genel başkanı iken 4 Kasım 2016’da Diyarbakır’da gözaltına alınarak tutuklandı ve Edirne F Tipi Cezaevi’ne gönderildi. Edirne özellikle seçilmişti. Kürtler, Türkiye’nin en doğusunda yaşarken, Demirtaş Türkiye’nin en batısındaki şehre gönderilmişti. Demirtaş’la birlikte, onu kitlelere açan politik söylemleri üreten Sırrı Süreyya Önder dahil HDP’nin yeni nesil tüm politikacıları da gözaltına alındılar.

Aslında Kürt siyasetçilere yönelik operasyonun önü Mayıs 2016’da TBMM’de açıldı. Demirtaş’ın yargılanması gerektiğini söyleyen ilk kişi elbette ki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dı.

PARLAMENTOYA DOKUNULMAZLIK ÇAĞRISI

Erdoğan 16 Mart 2016’da yaptığı konuşmadan, iki yıl önce 6-8 Ekim 2014’teki Kobani eylemleri nedeniyle 46 kişinin yaşamını yitirmesinden Selahattin Demirtaş’ı sorumlu tuttu ve HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması için parlamentoya çağrı yaptı.

AKP ve MHP dokunulmazlıkların kaldırılması için hemen harekete geçti. Ana muhalefet partisi CHP de destek verdi. CHP’nin destek vermesi entelektüel kesimde tepkiyle karşılansa da CHP’nin tarihindeki Kürt karşıtı tutumu düşünüldüğünde şaşırtıcı değildi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Demirtaş’ın hapse atılmasına neden olacak yasal düzenlemenin anayasaya aykırı olduğunu bildiklerini ancak yine de kabul oyu vereceklerini açıkladı.

Anayasa değişikliği teklifi 20 Mayıs 2016’da CHP’li milletvekillerinin de verdiği oylarla kabul edildi.

Demirtaş, 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu. Bir süre tek başına hücrede tutulsa da ardından yanına başka bir tutuklu Kürt siyasetçi yerleştirildi.

Demirtaş hakkında hazırlanan iddianamede ‘terör örgütü yöneticiliği’, ‘terör örgütü propagandası yapmak’, ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet’, ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik’, ‘halkı kanunlara uymamaya tahrik’, ‘suç işlemeye tahrik’ ve ‘suçu ve suçluyu övme’ suçlamalardan 43 yıldan 142 yıla hapsi talep edildi.

HUKUKİ DEĞİL SİYASİ NEDENLERLE HAPSEDİLDİ

Tahliye talepleri sürekli olarak reddedilince Demirtaş, Anayasa Mahkemesine (AYM) ve AİHM’ye başvurdu.

AİHM, 20 Kasım 2018’de Demirtaş’ın ‘hukuki’ değil, ‘siyasi’ nedenlerle hapsedildiğine hükmederek tahliye edilmesi gerektiğine karar verdi.

Aynı gün Erdoğan, karara tepki göstererek “AİHM’in verdiği kararlar bizi bağlamaz. Biz karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” dedi.

Erdoğan’ın karşı hamlesi kısa sürede anlaşıldı. AİHM, Demirtaş’ın tutukluluğuna son verilmesini kararlaştırmıştı. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, başka bir suçlamayı gerekçe göstererek hızla karar aldı ve Demirtaş’a 4 yıl 8 ay hapis cezası verdi. Demirtaş artık tutuklu değil hükümlüydü. Dolayısıyla Erdoğan’ın karşı hamlesi gerçekleşmiş AİHM kararı boşa düşürülmüştü.

Yargılama sürecinde skandallar birbirini izliyordu. Demirtaş aldığı cezadan yatması gereken süreyi zaten cezaevinde geçirmişti. Avukatlar bu sebeple tahliyesini istediler. Kabul edildi ve Demirtaş’ın tahliyesinin önü açıldı.

20 Eylül 2019’da Demirtaş daha cezaevinden çıkmadan yeni bir suçlama dosyası geldi. Tahliye olacağı gün Demirtaş bu kez de Kobani olayları gerekçe gösterilerek tekrar tutuklandı.

BUNLARI BIRAKMAYIZ!

Erdoğan, aynı gün yaptığı açıklamada “Sonuna kadar bu işin takipçisiyiz, takipçisi olacağız. Bunları bırakamayız. Eğer biz bırakırsak ebedi alemde şehitlerimiz bize bunun hesabını sorar” dedi.
Avukatlar ikinci tutukluluğu da Anayasa Mahkemesi ve AİHM’e taşıdı. 9 Haziran 2020’de Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun makul süreyi aştığına hükmetti. Ancak Demirtaş’ı yargılayan Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımadı.

İktidar, Demirtaş’ı Kobani eylemleri nedeniyle uzun süre hapiste tutmanın yollarını ararken 25 Eylül 2020 sabahı yeni bir polis operasyonu başladı. Aralarında Ayhan Bilgen ve Sırrı Süreyya Önder gibi Demirtaş’ın en yakın çalışma arkadaşı olan 82 Kürt siyasetçi evlerine yapılan polis baskınlarıyla gözaltına alındılar.

Analiz

Yoksulluk zirvede Erdoğan hâlâ büyüme ile övünüyor

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye ekonomisi dünyada 17’nci sırada yer aldığı G-20 ülkeleri sıralamasında 21’nci sıraya geriledi. Halkın alım gücünün düştüğü, yoksullaşmanın arttığı bir dönemde AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, Türkiye’nin yüzde 9 büyümesi ve ihracat rakamının artmasıyla övündü.

BOLD ANALİZ- AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Bölgesel Finans Konferansı’na video mesaj gönderdi. Koronavirüs sonrası küresel ölçekte bazı ekonomik sıkıntılar olduğunu vurgulayan  Erdoğan, yıl sonunda yüzde 9’luk büyüme öngördüklerini söyledi. Erdoğan, ihracatta da bir rekora imza atarak yıllık bazda 212 milyar doları geride bıraktıklarını kaydetti.

HEDEF İLK 10’DU ANCAK İLK 20’DEN DE ÇIKILDI

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pembe tablolar çizdiği ekonomide gerçekler ise çok farklı. 1990 yılında dünyanın en büyük 20 ekonomisini temsil eden G20 Ligi’ne giren Türkiye, 17. sıraya kadar çıktığı bu ligden bu yıl itibariyle düştü. AKP’nin 2011 yılında açıkladığı ive 2023 yılında Türkiye’nin dünyanın ilk 10 büyük ekonomisinden birisi olacağını öne sürdüğü 2023 hedefleri de aksi yönde gerçekleşmiş oldu.

DOLAR YÜKSELİYOR, MAAŞLAR ERİYOR

TL’deki değer kaybı ve yüksek enflasyon halkın alım gücünü düşürüyor. Bu durum Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine de yansıdı. Asgari ücrette Türkiye Avrupa Birliği ülkeleri arasında son sıradaki Bulgaristan’ın da gerisine düştü. 1 Ocak itibariyle en yüksek brüt asgari ücret 2202 euro ile Lüksemburg’da olurken son sırayı 332 euroyla Bulgaristan aldı. Sene başında Türkiye’de 392 Euro olan brüt asgari ücret, kur artışlarıyla 329 Euro’ya kadar geriledi. Böylece Türkiye asgari ücrette AB’de son sıradaki Bulgaristan’ı da geride bıraktı.

11 YILDA HALKIN 100 LİRASININ 73 TL’Sİ GİTTİ

Artan kur ve enflasyon nedeniyle TL’nin alım gücü her geçen gün düşüyor. 2009 yılında dolaşıma sokulan 100 liranın alım gücü günümüzde 27 liraya kadar geriledi. 2009’da 100 lira ile 65 dolar, 2.5 gram altın alınırken bugün sadece 12 dolar alınabiliyor. 2009’da 100 lira ile 53 kg süt alınabilirken bu rakam şimdi 15 litrenin altına geriledi. 100 TL tedavüle sürüldüğünde 20 litre ayçiçek yağı alınabilirken bu rakam şimdi 7 litreye indi. O tarihte 8 kg beyaz peynirin alındığı 100 lira ile şimdi 3 kilo beyaz peynir alınabiliyor.

AKP DÖNEMİNDE YOKSULLUK ZİRVE YAPTI

AKP döneminde yoksullaşma da zirve yaptı. Açlık sınırının 3 bin lira, yoksulluk sınırının ise 10 bin lira olduğu günümüzde aylık geliri 10 bin liranın üzerinde olmayan 66 milyon kişi bulunuyor. Türkiye’deki artan yoksullaşmayı sosyal yardımlar da ortaya koyuyor. AKP’nin iktidara geldiği 2002’de 1,3 milyar lira olan devletin yaptığı sosyal yardım miktarı 104 milyar liraya kadar çıktı. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2020 Faaliyet Raporu’na göre sosyal yardıma muhtaç hane sayısı bir yılda yüzde 102 artışla 6 milyon 630’a çıktı.

 

Erdoğan, Angola devlet başkanının olduğu toplantıda uyukladı

Okumaya devam et

Analiz

Bülent Arınç’ın ‘kodes’ fıkrası ve Erdoğan Rejimi’nin korku iklimi

Erdoğan rejiminin oluşturduğu korku iklimi AKP’nin kurucularından eski Meclis Başkanı Bülent Arınç’ı da etkiledi. Bir dönem Erdoğan’ın en yakınındaki isim olan Arınç, canlı yayındaki soruyu fıkra anlatıp “Beni kodese mi tıkacak mısınız?” diye yanıtladı. Arınç’a AKP trenine sonradan binen MKYK üyesi Şamil Tayyar, “Liderine güvenmiyorsan, konuşunca kodese tıkacağını düşünüyorsan AK Parti’de niye duruyorsun?” tepkisi verdi.

BOLD ANALİZ – Türkiye’de 15 Temmuz sonrası yaşanan hukuksuz tutuklamalar, 1 milyon 500 bine yakın hukuksuz soruşturmalara AKP’nin kurucusu Bülent Arınç, ilginç bir dille tepki gösterdi. Türkiye’deki hukuksuzlukları ve insan hakları ihlallerine dair açıklamaları sebebiyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tepkisini çeken ve AKP’lilerin hedef tahtası haline gelen Arınç, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliğinden istifa etmişti. Arınç, son açıklamasıyla yine gündem oldu.

SON AÇIKLAMALARI DA KAVGA ÇIKARDI

Konya’nın yerel televizyonu Kanal 42’deki “Yaşayan Hafıza” programına konuk olan Arınç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la olan çalışmalarını konuşmak istemediğine dair esprili bir açıklama yapmıştı. “Yav sadede gel… Geleyim de beni kodese mi tıkacaksınız demiş adam…” diye biten bir fıkra anlatan Arınç AKP’yi karıştırdı.

BİR KISIM ÖRNEKLER İNSANLARI DİNDEN SOĞUTUYOR

AKP’ye eleştiriler yönelten Arınç, “Bir kısım örnekler insanları dinden soğutuyor, milliyetçilikten soğutuyor.” demişti. AKP’nin vicdanı olarak tanımlanan Arınç’ın bu sözleri Cumhur İttifakı’ndan rahatsızlığa neden oldu. AKP ve MHP’li vekiller Arınç’ın açıklamalarının iktidarı zor durumda bıraktığı endişesini dile getirdi.

CHP’NİN OYLARI ARTIYOR AÇIKLAMASI

Son seçim anketlerinde AKP’nin oyunun ciddi derecede düştüğüne dair tartışmalara, Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘anketlerle psikolojik operasyon yapılıyor’ sözleriyle katılmıştı. Erdoğan’ın açıklamalarından sonra konuşan Bülent Arınç “CHP’nin oyları artıyor” diyerek Erdoğan’ı üstü kapalı yalanladı. Bu sözlerin Afrika gezisinde bulunan Erdoğan’ı kızdırdığı belirtildi.

İLK UYARI TAYYAR ÜZERİNDEN VERİLDİ

Arınç’a ilk uyarı AKP MKYK üyesi Şamil Tayyar üzerinden verildi. Tayyar, “Liderine güvenmiyorsan, konuşunca kodese tıkacağını düşünüyorsan AK Parti’de niye duruyorsun?” diye sordu. Tayyar’ın açıklamalarıyla Arınç’a gözdağı verildi. Konuşmaya devam ederse tutuklanacağı mesajı iletildi. Mesajı alan Arınç, daha önce olduğu gibi sosyal medya üzerinden açıklama yaptı.

KALEMİNİ PARA İÇİN SATAN BUKELEMUN

Tayyar’a tepki veren Arınç, “Bir kısım siyasetçiler de şerrinden çekindikleri isimleri başını ağrıtacak endişesiyle kendi çevrelerinde tutuyorlar. Bunun örneklerini her zaman örmek mümkün. Her devrin adamı ve her devrin kalıbına girme becerisini gösteren omurgasızlardan korkmam. Yetersiz nitelikleri sebebiyle siyasette ve toplumun gönlünde yer edemeyen bazılarının ismim üzerinden polemik yaratarak birilerine veya bazı makamlara yaranma çabası, beni doğru bildiklerimi ifade etmekten alıkoymaz. Birileri tarafından maaşa bağlanan siyasetçi tiplerden olmadığım gibi kalemini ve kelamını para için satan bukalemun tiplerden de olmadım.” diye belirtti.

Bülent Arınç’ın gözünü korkuttular: Beni kodese mi tıkacaksınız?

Okumaya devam et

Analiz

Seçim nefes kesecek! İttifaklar arası fark yüzde 1’e indi

Son seçimden bu yana Türkiye’de ekonomik kriz etkisini iyiden iyiye hissettirirken, büyük oy kaybı yaşayan Cumhur İttifakı ile rakibi Millet İttifakı arasındaki fark yüzde 1’e düştü.

BOLD – Erdoğan’ın bir kez daha Cumhurbaşkanı seçildiği 24 Haziran 2018 Genel seçimlerinde Türkiye, seçim öncesi yapılan parti ittifaklarıyla tanıştı.

AKP, MHP ve BBP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı son genel seçimde yüzde 54’e yakın oy topladı. İttifakın en büyük rakibi yine bir ittifak oldu. CHP, İyi Partri ve Saadet Partisinin oluşturduğu Millet İttifakı ise yüzde 34 oy topladı.

Son seçimden bu yana Türkiye’de ekonomik kriz etkisini iyiden iyiye hissettirirken, iktidar kanadının oy oranlarında da büyük erime yaşandı.

Erdoğan, oy oranlarını düşük gösteren anket şirketlerine de güvenmediğini açıkladı.

SON ANKET

Öte yandan MetroPOLL Araştırma’nın Kurucusu ve Yöneticisi Özer Sencar, Eylül ayına ilişkin partilerin oy oranını paylaştı. Anket sonuçlarında AKP’nin oylarındaki erime göze çarptı. Araştırmada ilk kez Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı arasındaki oy farkının yüzde 1’e indiği görüldü.

20-26 Eylül tarihleri arasında, Türkiye genelinde 26 bölgede 28 ilde yapılan ankete bin 638 kişi katıldı.

Katılımcılara “Bu pazar milletvekili seçimi olsa hangi siyasi partiye oy verirsiniz?” sorusu yöneltildi.

Kararsız oylar dağıtılmadan önce partilerin oy oranları:

AKP yüzde 25,0
CHP yüzde 20,4
İYİ Parti yüzde 11,3
HDP yüzde 8,7
MHP yüzde 7,9
DEVA yüzde 2,0
Memleket Partisi yüzde 1,3
Diğer partiler yüzde 2,4
Kararsızlar yüzde 8,5
Protesto oyları yüzde 9,2
Cevap vermeyenler yüzde 3,3
Kararsızlar dağıtıldıktan sonra oy oranları:

AKP yüzde 31,7
CHP yüzde 25,8
İYİ Parti yüzde 14,3
HDP yüzde 11,0
MHP yüzde 10,0
DEVA yüzde 2,6
Memleket Partisi yüzde 1,7
Diğer partiler yüzde 3,0

İKTİDAR KANADINDA ERİME YÜZDE 10’A YAKIN

Bu verilere gör,  Cumhur İttifakı’nın oy oranı 41,7, Millet İttifakı’nın oy oranı ise 40,1. AKP’nin 2018’deki milletvekili seçimlerine göre oy oranındaki kaybın yüzde 10’a yaklaştığı görüldü.

Market fiyatlarını “gayet uygun” bulan Erdoğan maaşına zam istedi

Okumaya devam et

Popular

Shares