Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Bugün de 73 kişi koronavirüsten yaşamını yitirdi

Bugün 73 kişi Kovid-19’dan dolayı yaşamını yitirirken, bin 723 kişide ise yeni hastalık tespit edildi. Toplam ölen kişi sayısı 9 bin 224’e çıkarken, koronavirüs hasta sayısı da 345 bin 678’e yükseldi.     

BOLD – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 17 Ekim 2020 tarihli koronavirüs tablosunu paylaştı. Koca, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle 73 yurttaşın daha yaşamını yitirdiğini açıkladı.

ÖLEN KİŞİ SAYISI 9 BİN 224’E YÜKSELDİ

Bakan Koca’nın yaptığı açıklamaya göre bin 723 yeni hasta tespit edildi. Koronavirüs nedeniyle 9 bin 224 kişi yaşamını yitirirken, koronavirüs hasta sayısı 345 bin 678’e yükseldi. Bugün iyileşen sayısı bin 401 oldu. Türkiye’deki yatak doluluk oranı ise yüzde 48,7 olduğu ifade edildi.

HASTA SAYISINI BULAŞ YOLLARINI ENGELLEMEK DÜŞÜRECEK

Fahrettin Koca yaptığı açıklamada, “Bugün yapılan testlerde 1.723 yeni hasta tespit edildi. Ağır hasta sayısını düşürecek olan hastalığın bulaş yollarını engellemektir. Bunun için şuan en önemli silahımız tedbirlere birlikte uymak. Tedbirlere uyarsak kazanan biz olacağız.” ifadelerini kullandı.

 

Babacan’dan MHP’ye sert eleştiri: Adaleti askıya alırsanız o ekmeği de askıya koymak zorunda kalırsınız

 

Gündem

Uluslararası Tahkim’in, Cihan Medya davasında verdiği karar: Dava AİHM’e gidecek

Uluslararası Tahkim, Cihan Medya Dağıtım şirketinin sahibi Belçikalı Cascade Investment’in açtığı davada yetkisizlik kararı verdi. AKP kontrolündeki Sabah gazetesi gelişmeyi “Zaman 100 milyon dolarlık davayı kaybetti” diye haber yaptı. Avukat Nurullah Albayrak ise, haberin doğru olmadığını, yargı sürecinin devam ettiğini söyledi.

BOLD -Uluslararası Tahkim’deki olarak bilinen Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi’ndeki (ICSID) davayla ilgili konuşan Avukat Nurullah Albayrak, “Ortada Zaman gazetesinin bir davası yok. Tahkim işin esasına girmeden yetkisizlik kararı verdi. AİHM süreci devam edecek” dedi.

Avukat Albayrak, davayla ilgili şunları söyledi: “Ortada Zaman gazetesinin bir davası yok. Dava, Cihan Medya’ya el konulmasıyla ilgili. Cihan Medya’nın sahibi Belçika’daki şirket, uluslararası tahkime başvurarak el konulan malvarlığıyla ilgili dava açıyor. Şu an verilen karar yetki ile ilgili bir karar. İşin esasıyla ilgili bir karar değil. Malvarlığına el konulması doğru ya da yanlıştır diye bir karar değil. Tahkim, bu davanın kendilerinin konusu olmadığına hükmediyor. Usul anlamında davanın açılması gereken yer Türkiye’nin iç hukuk yollarıdır diye bir karar veriyor. Bu bir yenilgi değildir. Cihan Medya ve diğer kurumların yargılaması Türkiye’de devam ediyor. El koyma kararlarının hukuka uygun olmadığı konusunda tereddüt yok. Tahkim biz yetkilisiyiz deseydi. 100 milyon doların ödenmesine karar verecekti. AİHM süreci devam edecektir.”

Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID), Cihan Medya Dağıtım’ın sahibi Belçika şirketi Cascade Investment’ın başvurusunu, ihtilafın Türkiye’nin iç hukukunda çözülmesi gerektiğini ileri sürerek esasa girmeden yetkisizlik kararı verdi ve davayı reddetti. Hakem Heyeti, esasa girmeden verdiği yetkisizlik kararına rağmen, kendisine sunulan beyan ve delillere göre, Türkiye’de ceza hukuku mekanizmalarının tartışmalı bir şekilde kullanıldığını ve devletin muhalif medyaya karşı tutumu konularında endişe duyduğunu kaydetti. Tahkim Mahkemesi, kararında, Cascade Investment’ın Cihan Medya Dağıtım (CMD) şirketine yapmış olduğu yatırımın ‘sahte olmadığını’ vurgulayarak, Erdoğan iktidarının medyaya baskısının artmasından sonra bu yatırımın yapılması nedeniyle kendisinin yetkili olmadığını savundu.

Cascade Investment, ICSID’in kararıyla ilgili “Cascade Investment’in Zaman Gazetesiyle herhangi bir ortaklığı sözkonusu değildir. Cascade sadece Zaman’ı dağıtan Cihan Medya Dağıtım adlı şirketin hakim hissedarıdır. Bundan sonraki süreç kayyım kararına karşı açılmış ve 5 yıldan fazla bir süredir Anayasa Mahkemesi önünde bekleyen kararın sonucunu beklemek, olumsuz çıktığı takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmaktır.” açıklaması yaptı.

AKP kontrolündeki Sabah gazetesi ise ICSID’in kararını “Zaman Türkiye Cumhuriyetine karşı açtığı 100 milyon dolarlık davayı kaybetti” başlığıyla verdi.

AKP’den yandaş müteahhide döviz kıyağı: Çanakkale de euro ile geçilecek

Okumaya devam et

Gündem

Barbaros Şansal: Hakkımda 58 dava var, iktidar işkencelerle yıldırarak yol alıyor

AKP iktidarının ve basınının sürekli hedef gösterdiği tasarımcı Barbaros Şansal, Turkey Tribünal’in yargıçlarına hakkındaki mahkeme kararlarının Fransızca çevirisini sundu. Bugüne kadar kendisine 58 dava açıldığını ifade eden Şansal, “İnsanları ithamlar ve suçlamalarla susturarak,  haksız yargılamalar, tutuklamalar ve işkencelerle yıldırarak yol almaya çalışıyorlar.” dedi.

BOLD – Cenevre’de üç gündür devam eden sivil mahkeme Turkey Tribunal‘in öğleden sonraki oturumuna katılan tasarımcı Barbaros Şansal, hakkında bugüne kadar 58 dava açıldığını ve sistematik olarak açılan bu davalarla mücadele etmeye devam edeceğini söyledi.

1980 askeri darbesinden sonra 9 yıl sürgüne giden Şansal, konuşmasına 2006 yılından itibaren maruz kaldığı şiddetleri, engellemeleri anlatarak başladı. Türkiye’nin uzun yıllardır hukukun üstünlüğü, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı, insan hakları konusunda ciddi sabıka kayıtları alan bir ülke olduğunu belirten Şansal,

“Ama uluslararası vergi ve ticaret anlaşmalarını anayasaları bağlayan hükümlerini de Türkiye Cumhuriyeti göz ardı ederek vatandaşları üzerinde bir korku imparatorluğu inşa ediyor. İnsanları ithamlar ve suçlamalarla susturarak,  haksız yargılamalar, tutuklamalar ve işkencelerle yıldırarak yol almaya çalışıyor. Bu süreçte hakkımda açılan yeni davalarla mücadele edeceğimi buradan açıkça beyan ediyorum.” dedi.

HAVAALANINDAKİ LİNÇ GİRİŞİMİNİN MAHKEME KARARLARININ SUNDU

2 Ocak 2017’de Atatürk Havaalanı’nda uğradığı linç girişimiyle ilgili mahkeme kararlarının Fransızca çevirisini Turkey Tribünal’in başkanına ve üyelerine sunan Şansal, hakkında verilen kararların bir komedi olduğunu söyledi.

1,5 yıl Belçika’da yaşayan, şu anda da Kıbrıs’ta ikamet eden Şansal, herhangi bir Avrupa ülkesine siyasi sığınma talebim bulunmadığını da sözlerine ekledi. Şansal nedenini ise şöyle açıkladı: “Çünkü kaleler içten fethedilir ve mücadele içte devam etmelidir. Sonuçları ne olursa olsun katlanılmalıdır. Bir örnek teşkil ettiğime inanıyorum.”

“9 YIL ÖNCE GERÇEKLEŞEN OLAYIN FAİLLERİ HALA YAKALANAMADI”

Barbaros Şansal’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Yaptırımlar ve saldırılar 2006 yılında Habertürk’te yaptığım bir televizyon programıyla başladı. Bu program sonucunda Radyo Televizyon Üst Kurulu şahsımın eşcinselliği meşru bir olaymış gibi yaygınlaştırmaya çalıştığıma dair kanaatine vardığı için beni ekranlardan 2 sene yasakladı. Ben bir kadın terzisiyim, aynı zamanda öğretmenim, aynı zamanda aktörüm, yazarım ve yorumcuyum.

Daha sonra 28 Aralık 2012’de İstanbul Taksim merkezde, İnönü Caddesi üzerinde Yeni Zelanda Konsolosluğu ve Bölge Makine Kimya Endüstrisi önünde organize bir şiddet saldırısına maruz kaldım. 9 yıl önce gerçekleşti bu saldırı ve faillerin hiçbiri yakalanmadı.

“İSTİHBARAT TARAFINDAN HAMİTKÖY TAŞ OCAKLARINA GÖTÜRÜLDÜM VE SORGULANDIM”

Arkadan hepinizin bildiği Gezi Parkı meselesinde atölyem ve evimde parka bakan yer olduğu için parka giren 3-5 kişiydik. Ağustos 2013’te kendilerinin istihbarat teşkilatı görevlileri olduğu söylenen 5 kişi tarafından İstanbul dışındaki Hamitköy Taş Ocakları’na götürüldüm ve sorgulandım. Ancak İstanbul Emniyeti suç uydurduğumu söyleyerek beni mahkemeye verdi. Fakat mahkemede suç uydurmadığımı, olayın gerçek olduğunu ispatladım.

Daha sonra asıl büyük mesele; 2016’yı 2017’ye bağlayan yılbaşı gecesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin başka ülkelerin iş içlerine karışarak, özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki saat farkına dikkat çekerek, aynı zamanda radikal İslam ve blasemi promosyonu yaparak, aynı zamanda tutuklu gazetecilere, pedofiliye vs. gibi olumsuzluklara dikkat çekerek paylaştığım bir videodan sonra 50 kişinin öldüğü gece kulübü Reina katliamı gerçekleştirildi.

“İKTİDAR BASINI ALEYHİMDE KAMPANYA BAŞLATTI”

Fakat burada benimle ilgili bir tavır yokken 2 Ocak 2017’de birdenbire iktidar basının da eliyle aleyhimde bir kampanya başlatıldı. Bu kampanya sonucunda Kuzey Kıbrıs’tan o dönemin Başbakanı’nın emriyle hakkımda hiçbir bakanlar kurulu kararı olmadan, ihraç kararı olmadan -ki Avrupa Parlamentosu Kıbrıs raportörü bunu ilk raporlayan şahıstır- bütün şahsi eşyalarıma, telefonuma cüzdanıma kadar el konularak, hukuka ulaşmam engellenerek kendi uçak biletimle İstanbul Atatürk Havalimanı’na kaçırıldım.

“56 GÜN HÜCREDE KALDIM”

o gece havalimanında 9 polis ve 13 havalimanı çalışanı tarafından apronda yolcuların içinde iki kademeli linç girişimine maruz kaldım. Ağır darbeler olmasına rağmen hiçbir sağlık yardımı almadım. Gözaltısı bile olmayan TCK 217 suçlamasıyla tutuklandım. Silivri Cezaevi 9. Kısım L Tipi C-72 No’lu hücreye kondum. Hücrede sağlık, iletişim ihtiyaçlarımın karşılanması engellendi. 56 gün hücrede tutulduktan sonra serbest bırakıldım.

İstanbul Valiliği, beni korumakla yükümlü olan polislerle ilgili soruşturmaya izin vermedi. Daha sonra TCK 301’den (301, 299, 216, 217 gibi maddeler AİHM’sinin kararlarının tamamen karşısında, Avrupa ile devam eden diyaloglarda sorun teşkil eden maddeler), Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükumetini alenen aşağılamak suçundan 6 ay 22 günlük hapis cezası verilerek salındım. Yurt dışı çıkış yasağı verildi. Daha sonra Yüksek Mahkeme’ye müracaat etme hakkım elimden alındı. Ama yurt dışı yasağı kaldırıldıktan sonra ben yine LGBT, insan hakları, hayvan ve çevre hakları alanındaki mücadeleme yılmadan devam ettim.

1,5 yıl kadar Belçika’da ikamet ettikten sonra şimdi Kıbrıs’ta ikamet ediyorum ve mücadeleme devam ediyorum. Somut deliller beni çok ilgilendirdiği için havaalanındaki linç skandalının Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin mahkeme kararlarını apostilli Fransızca çevirisini sayın üyelere birer adet sunmak istiyorum. Okuduğunuz zaman nasıl bir komedi olduğunu göreceksiniz.

HAKKIMDA AÇILMIŞ 58 DAVA VAR”

Şu ana kadar hakkımda açılmış 58 dava var. Bunlar genellikle TC hükumetini ve devletini, Türkiye’de yaşayan insanların bir kısmını inançlarına göre bir kısmını yaşadıkları bölgeye göre bir kısmını fiziksel özelliklerine göre aşağılamak gibi Cumhurbaşkanlığı’nın yeni kurduğu gizli tanık, şikayet sistemi üzerinden, sistematik olarak açılan davalarla mücadele ediyorum. Ülkeme gidiyorum, davalara giriyorum.

En son yine geçen haftalarda TCK 301’den üç ay ertelemesiz ve istinaf hakkı olmayan bir hapis cezası daha verildi. Bu cezada da mesleki bir terim olarak kullandığım dikiş kelimesini argo bir kelime ile benzetilerek cezalandırıldım. Oysa ben orada laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin üstünlüğünün altını çizen bir mizah yapıyordum. Özgür kalan Nuriye ve Semih’e destek veriyordum.

“HERHANGİ BİR SİYASİ TALEBİM YOK”

Türkiye Cumhuriyet, hukukun üstünlüğü, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı, insan hakları konusunda uzun yıllardır ciddi sabıka kayıtları alan bir ülke. Ama uluslararası vergi ve ticaret anlaşmalarını anayasaları bağlayan hükümlerini de Türkiye Cumhuriyeti göz ardı ederek vatandaşları üzerinde bir korku imparatorluğu inşa ediyor. İnsanları ithamlar ve suçlamalarla susturarak,  haksız yargılamalar, tutuklamalar ve işkencelerle yıldırarak yol almaya çalışıyor.

Bu süreçte hakkımda açılan yeni davalarla mücadele edeceğimi buradan açıkça beyan ediyorum. Herhangi bir siyasi sığınma talebim yok. Çünkü kaleler içten fethedilir ve mücadele içte devam etmelidir. Sonuçları ne olursa olsun katlanılmalıdır. Bir örnek teşkil ettiğime inanıyorum.”

AKP Hükumeti’nin yargılandığı Turkey Tribunal nedir?

Turkey Tribunal’de işkencelerin ifşası yandaşları rahatsız etti

Okumaya devam et

Gündem

Gökhan Açıkkollu’nun eşi Tülay Açıkkollu, Tribünal’de tanık olarak dinlendi: Maskeli polisler eşimi ters kelepçeli halde darp ettiler

Türkiye Tribünali Halk Mahkemesinde 15 Temmuz sonrası gözaltında uğradığı işkence sonucu hayatını kaybeden öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun eşi Tülay Açıkkollu tanık olarak dinlendi. Açıkkollu, “Eşimi evde gözaltına alırken ve polis arabasında darp ediyorlar. Eşimin gözlüğü bir düşüşle kırılacak türden bir cam değildi. Dayakla kırılmış olmalıydı. Hiçbir avukat eşimin davasıyla ilgilenmek istemedi” dedi.

BOLD – Türkiye Tribünalinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin eski başkanı başkanlığında 6 hakimden oluşan mahkeme heyeti, İstanbul Emniyetinde uğradığı işkence sonrası hayatını kaybeden öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun eşi Tülay Açıkkollu, eşini ölüme götüren süreci anlattı.

Erdoğan Rejimi’nin insan hakkı ihlallerinin yargılandığı Türkiye Tribünali’nde tanık olarak dinlenen Tülay Açıkkollu, şunları anlattı:

“22 Temmuz’da eşimi son kez gördüm. Trene bindirdik, vedalaştık…İçimizde öyle bir sıkıntı vardı ki… o bilet kontrolünden geçerken birbirimize baktık.. Hakkını helal et dedim, o da sen de helal et dedi. Bu, eşimi son görüşüm oldu. İstanbul’dan bizi aradı. Okul müdürüm aradı, açığa alınmışım dedi. Şeker hastasıyım ilaçlarım problem olacak dedi. Görevine geri dönersin diye teselli ettim. Telefonu kapattım bir saat sonra benim okul müdürüm aradı. Birer saat arayla açığa alındığımızı öğrendik. Hayatınız bir anda alt üst oluyor.

24 Temmuz sabahı ben TEM’den arıyorum. Eşinizi gözaltına aldık haberiniz olsun dedi ve kapattı. Telefonu sürekli arıyorum, şeker hastası olduğunu söylüyorum, nerede olduğunu öğrenmek istiyorum, ilaçlarını ulaştırmak istiyorum. Telefonu açan kişi burada doktor var bakarlar diyor. Başka bilgi veremiyoruz deyip telefonu kapatıyorlar. En son birisine Allah rızası için ne olur yerini söyleyin dedim. Adam Allah rızasını ne karıştırıyorsun deyip telefonu kapattı. En son vatan emniyette olduğunu öğrendim. Ben eşimin ilaçlarını 4 günün sonunda ulaştırabildim.

MASKELİ POLİSLER EŞİMİ TERS KELEPÇEYLE DARP ETTİ

Eşim evde gözaltına alındığı sırada polisler apartmanı birbirine katmış. Maskeli polisler eşimi sorguya çekmeye başlamışlar. Yüzüstü yere yatırıp ters kelepçe takmışlar. Eşim stresle birlikte şeker krizine girmiş. Oradaki yönetici insülün yapılması gerekiyor demiş. Eşime kelepçeli halde insülün vurmuşlar. O şekilde sorgulamaya ve darp etmeye devam ediyorlar. Hatta o kadar darp etmişler ki apartman yöneticisi dayanamayıp burada kalmak istemiyorum demiş. Hayır çıkamazsın bu işlemler bitene kadar kalacaksın demiş polisler. Gövde gösterisi halinde eşimi götürüyorlar. Arabada da darp etmeye devam ediyorlar. Ben bunları savcılıktaki dosyalardan ve eşimin doktor muayenesi raporundan öğrendim.

HİÇBİR AVUKAT EŞİMİN DAVASIYLA İLGİLENMEDİ

Hiçbir avukat eşimin davasıyla ilgilenmek istemedi. Avukat da çok korkuyordu. Benimle görüşmek istemedi. Çok çaresizdik. Avukat eşimin gözlüğünün kırıldığını söyledi. Dedim ki: ‘Kocam çocukken göz ameliyatı oldu. Özel bir cam kullanıyor. Çok pahalı, gözlüklerini sürekli taktığı için kırılması kolay olmayan bir cam aldık. Eşimin gözlüğü bir düşüşle kırılacak türden bir cam değil dedim. Bunun nedeni dayak ya da dövülmek olmalıdır. Kesinlikle suç duyurusunda bulunacağım’ dedim. Avukat önce duraksadı sonra, ‘Hayır, sanmıyorum’ dedi.”

Okumaya devam et

Popular

Shares