Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Anayasa Mahkemesi polisin tokat atıp kelepçelediği öğretmenin başvurusu için kararını verdi

polis şiddet gözaltı

Anayasa Mahkemesi, İstanbul’da polisin kimlik kontrolü sırasında tokat atılıp yere yatırılıp kelepçelenen öğretmen Tahir Baykuşak’ın başvurusunda hak ihlali kararı verdi. AYM, Anayasa’nın 17’nci maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine hükmetti.

BOLD – Anayasa Mahkemesi (AYM), öğretmen Tahir Baykuşak’ın kimlik kontrolü sırasında polisler tarafından şiddet görmesi üzerine yaptığı bireysel başvuruyu karara bağladı.

Yüksek Mahkeme’nin kararında, savcılıkça 3 tanığın ifadelerine başvurulmaması, polis tutanağında yer alan çelişkilerin giderilememiş olması ve şikâyet edilen doktor hakkında soruşturma yürütülmeyerek kötü muamele iddiasıyla ilgili ‘kovuşturmaya yer yok’ kararı verilmesinin hak ihlali olduğu belirtildi.

Öğretmen Tahir Baykuşak, 6 Haziran 2016 günü Tarlabaşı’nda eski Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü binasının bulunduğu sokakta yürürken polis tarafından durduruldu. Polis Baykuşak’tan kimliğini istedi. Kimliğini veren Baykuşak’a polis memuru, ‘nereli’ olduğunu sordu. Nereli olduğunun kimlikte yazdığını söyleyen öğretmen ile polis arasında tartışma yaşandı. Bu sırada polis memuru öğretmen Baykuşak’a tokat attı. Baykuşak’ın polisi engellemek için elini tutup iterek polisi kendinden uzaklaştırdı. Daha sonra olay yerinde bulunan diğer polisler Baykuşak’ın kolunu büküp yere yatırdı. Kelepçelenen Baykuşak, olay yerindeki bir pastanede 10 dakika zorla tutuldu.

Baykuşak, yaşadığı olayın ardından polisler hakkında şikayetçi oldu. Savcılık, suç duyurusuyla ilgili kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Öğretmen Baykuşak, bunun üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu. AYM kararında Baykuşak’ın, yaşadığı kötü muamele anlatıldı. Olayın ardından polis ekibince hastaneye götürüldüğü, burada hakkında ‘darp ve cebir izine rastlanmadığı’ şeklinde geçici rapor düzenlendiği, sonra da polis merkezine götürüldüğü ve tarafların birbirinden şikâyetçi olduğu belirtildi. Muayene edilmeden hakkında rapor düzenlediğini ifade eden Baykuşak’ın, kendi talebi üzerine yeniden hastaneye sevk edildiği ve buradaki muayenede vücudunun çeşitli yerlerinde sıyrıklar tespit edildiği kaydedildi.

MOBESE KAMERALARINDAN GÖRÜNTÜ ELDE EDİLEMEDİ

Daha sonra soruşturma kapsamında tarafların ifadesinin alındığı, polis tarafından olay yerini gören MOBESE kameraları görüntülerinin incelendiği ancak ‘kamera açısı nedeniyle görüntü elde edilemediğinin’ öne sürüldüğü vurgulandı. Ardından polis tarafından hazırlanan fezlekenin savcılığa gönderildiği ve savcılığın, fezlekede müşteki (şikâyetçi) olarak belirtilen polisin kasten yaralama suçu yönünden şüpheli olarak kaydını yapmak suretiyle soruşturmaya dâhil edildiği, taraflardan hiçbirinin savcılık tarafından ifadesinin alınmadığı kaydedildi. Bunun sonucunda da savcılığın şüpheli polis hakkında kasten yaralama suçundan ‘kovuşturmaya yer olmadığına’ dair karar verdiği, öğretmen Baykuşak’ın bu karara itirazının da Sulh Ceza Hakimliği’nce kesin olarak reddedildiği hatırlatıldı.

SAVCILIK 3 TANIĞIN İFADESİNİ ALMADI

AYM, Tahir Baykuşak’ın olayla ilgili Yüksek Mahkeme’ye yaptığı bireysel başvuruyu karara bağlayarak, Anayasa’nın 17’nci maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine hükmetti. Kararda, “Devlet bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür” denildi. AYM kararında, savcılığın olaya tanık olan 3 kişinin ifadesini almadığı belirtildi. Kararda, “Savcılıkça verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda söz konusu tanıkların ifadelerine neden başvurulmadığı konusunu açıklığa kavuşturabilecek bir gerekçeye rastlanmamıştır” ifadesi kullanıldı.

DARP RAPORU VERMEYEN DOKTORA SORUŞTURMA AÇILMALI

Öte yandan başvurucu hakkında düzenlenen ilk doktor raporunda darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiş olmasına rağmen başvurucunun isteği üzerine aynı gün içinde alınan raporda Baykuşak’ta meydan gelen ekimoz ve sıyrıkların bulunduğunun tespit edildiği, çelişkili doktor raporlarıyla desteklenmesi nedeniyle başvurucunun araştırılmaya değer açık şikâyeti karşısında ilgili doktor hakkında soruşturmaya başlandığına dair herhangi bir bilgi veya belge soruşturma dosyasında bulunmadığı belirtildi.

SORUŞTURMA TAM VE ETKİN YÜRÜTÜLMEDİ

AYM, kararında şunlar kaydedildi: “Olayın gerçekleşme koşullarının ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için Savcılıkça tanık ifadelerine başvurulmaması, polis tutanağında yer alan çelişkilerin giderilememiş olması ve şikâyet edilen doktor hakkında soruşturma yürütüldüğüne dair bir bilginin bulunmaması gözetildiğinde soruşturmanın tam ve etkin şekilde yürütülmediği sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının hem maddi ve hem de usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir.”

KHK’lı avukat hukuk mücadelesini kazandı: İstinaf kararıyla ruhsatını aldı

BOLD ÖZEL

Gizli raporla fişlendi, görev yaptığı cezaevinde hapis yattı: KHK’lı gardiyan nasıl beraat etti?

Bandırma 2 Nolu T Tipi Cezaevinde 3 yıl infaz koruma memuru olarak görev yapan Fırat Çelik, cezaevi müdürünün hakkında yazdığı gizli rapor nedeniyle tutuklandı. Görev yaptığı cezaevinde 6 ay hapis yattı. Tüm suçlamalardan beraat eden ve tazminat kazanan Çelik, “Bu tazminatla, devlet bu yaşananların mağduru olduğumuzu ilan etti. Biz aslında kendi mahkemelerinde kendi kurdukları senaryodan aklanmış olduk.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

KHK’lı infaz koruma memuru Fırat Çelik, 15 Temmuz’dan sonra görev yaptığı cezaevi müdürünün, hakkında yazdığı “gizli” ibareli rapor nedeniyle tutuklandı. Çalıştığı cezaevinde 6 ay hapis yattı. İddianamesine suç delili olarak, evinde bulunan Hz. Muhammed adlı ince bir kitap örgüt dokümanı olarak girdi. Bir de 156 TL para bulunan Bank Asya hesabı “terörist” ilan edilmesine yetti.

MAVİ DOSYA TUTTU

Hakkındaki tüm suçlamalardan 22 Mayıs 2019’da beraat eden Çelik, hukuksuz bir şekilde tutuklandığı için üç ay önce 24 bin TL tazminat kazandı. “Tazminatın miktarı önemli değil. Bu tazminatla devlet aslında bu yaşananların mağduru olduğumuzu kendileri ilan etmiş oldu. Biz aslında kendi mahkemelerinde kendi kurdukları senaryoyla aklanmış olduk.” diyen Çelik, yaşadığı süreçle ilgili tüm bilgi ve belgeleri mavi bir dosyada topladı.

Uluslararası hukuk önünde hakkını aramaya devam edeceğini belirten Çelik, “Cezaevi raporları, tutuklanma kararları ve benim itirazlarım, savunmalarım var bu dosyada. Gizli raporlarla işlerimizden atılmamıza sebep olanlar başta olmak üzere hukuk önünde mücadele etmeye devam edeceğim.” ifadelerini kullandı.

TEKSTİL ALANINDAN GARDİYANLIĞA

İstanbul doğumlu Fırat Çelik (39), üniversite eğitimini kamu yönetimi ve tekstil olmak üzere iki alanda tamamladı. Uzun bir süre tekstil sektöründe laboratuvar sorumlusu olarak çalıştı. 2013 yılında ise memur olmaya karar verdi.

Mart 2013’te Balıkesir Bandırma 2 Nolu T Tipi Cezaevinde infaz koruma memuru olarak göreve başladı. Daha önce Uyuşturucuyla Mücadele Federasyonu’nda gönüllü olarak görev yapan Çelik, bu alandaki tecrübelerini cezaevinde değerlendirmek istedi. Ancak cezaevinin alt yapısı yeterli olmadığı için sunduğu projeler çok beğenilmesine rağmen hayata geçirilemedi.

15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra ise, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 10 Ağustos 2016’da gözaltına alındı. O gün evine gelen polislerin kapıdan girer girmez yaptıkları ilk iş kütüphanenin önüne oturup tek tek kitaplara bakmak oldu. Hz. Muhammed adlı kitapla birlikte gözaltına alınan Çelik, 17 meslektaşıyla birlikte 7 gün gözaltında kaldı. 17 Ağustos 2016’da tutuklandı. Çünkü cezaevi müdürü, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla haklarında gizli bir rapor hazırlamıştı.

RAPORDA DÖRT MÜDÜRÜN İMZASI VAR

Ömer Ateş, Reşat Şengöz, Ruhiye Künü ve Zafer Künü olmak üzere 4 cezaevi müdürünün imzası olan 2 Ağustos 2016 tarihli raporda Fırat Çelik ile ilgili düşülen not “Adı geçenlerin cemaate bağlı evlere gittikleri, bu yönde faaliyette bulundukları duyumu alınmıştır. Ancak herhangi bir belgeye rastlanılmamıştır.” şeklindeydi. Diğer 16 kişi hakkında da benzer ifadeler vardı.

Bandırma Sulh Ceza Hakimi Faruk Kantar, sırf bu belgeye dayanarak 17 kişiden 9’unun tutuklanmasına karar verdi. Diğer 8 kişi arasında bulunan hamile bir kadına ise “Seni tutuklayamadım ama eşini alacağım.” dedi.

30 Ocak 2017’de tahliye edilen Fırat Çelik, yurtta çalıştığı için eşi Ayfen Çelik hakkında da arama kararı olduğunu öğrenince kendilerine bir yaşam hakkı tanınmadığı için Türkiye’den ayrılmaya karar verdi. Temmuz 2018’de 7,5 aylık hamile eşiyle birlikte Meriç Nehri’ni geçip Almanya’ya sığındılar.

29 Ekim 2016’da çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Çelik, yaşadıkları tüm süreci ve hukuk mücadelesini Bold Medya’ya anlattı.

Şu anda 3 yaşında olan Yusuf, Meriç Nehri’ni annesinin karnında geçti ve Almanya’da erken doğumla dünyaya geldi.

“BİR DAKİKA BENİ TUTUKLAYAMAZSINIZ”

Fırat Çelik: “Hakim karşısına çıkana kadar 7 gün zor şartlarda gözaltına kaldık. Tutuklama kararı çıkınca bir dakika beni tutuklayamazsınız, dedim. Öyle deyince beklenmedik bir an oldu. ‘Neden?’ diye şaşırdı hakim Faruk Kantar. Beni hangi somut neye istinaden tutuklayacaksınız deyince, hiç unutmuyorum ‘Mevcut yasalarımızda bulunan makul şüpheye dayanarak, sizi şüpheli görüyorum ve tutuklamak istiyorum’ dedi.

“CEZAEVİNE GÖTÜRÜLDÜĞÜMDE BİZİ MESLEKTAŞLARIMIZ KARŞILADI”

Çalıştığım kurumda tutuklanmış olduk. Gece yarısı cezaevine götürüldüğümde bizi arkadaşlarımız karşıladı. Bazı arkadaşlar bu manzaradan dolayı çok utandılar. Bazı arkadaşlarımız konuşamadılar, yutkundular. Öyle korku ikliminde herkes artık böyle bir ortama hazırladı. 15 Temmuz’dan hemen sonra cezaevinin savcıları tutuklanmaya başladı. Çok sevilen insanlardı. Cezaevi içinde mütevazilikleriyle tanınıyorlardı. Onları görünce hepimiz şok olmuştuk.

“SENİ ALAMADIM AMA EŞİNİ TUTUKLAYACAĞIM”

Hakim Faruk Kantar’ın o sözünden sonra ben yüzüne bakarak güldüm açıkçası. Hiçbir hukuki delile dayanmayarak keyfi olarak tutukladığını ifade etti. Gözaltında kaldığımız süre içerisinde bir bayan arkadaşımız vardı, hamileydi, sabaha kadar ağladı. Aynı hakim onun yüzüne ‘Seni alamadım ama eşini tutuklayacağım’ demiş olması bu sürecin ne kadar suni, gerçekçi bir süreç olmadığını gösterdiği için cezaevine korkuyla girmedik.

“KOĞUŞTA 6 DOKTOR VARDI, HASTALANAN İKM’LER MUAYENEYE BİZİM KOĞUŞA GELİYORDU”

Çalıştığımız ortamda yatmış olmak tabi ki çok farklı bir duygu, bu tarif edilemez. İçeride memurlar, polisler, emniyet müdürleri, doktorlar, cezaevinin üst kademelerinde çalışan insanlar var. Siz de öyle bir ortamda kalmış oluyorsunuz. Balıkesir Kepsut Cezaevine sevk edildiğimde -51 gün kaldım orada- koğuşta 6 doktor vardı. Kış ayıydı ve hava çok soğuktu. Çok insan hastalanmıştı. İnfaz koruma memurları, Balıkesir’de ve çevresinde doktor bulamadıkları zaman bizim koğuşa muayene olmaya geliyordu. Koğuştaki doktorlar Balıkesir ve çevresinde tutuklanan, yaşlı ve tecrübeli doktorlardı.

“HÜCRE VE HASTANE SORUMLUSUYDUM, KAMERA ODASINDA GÖREV YAPTIM”

Ben cezaevinde çalışırken hastane sorumlusuydum, hücrelerden sorumluydum. Aynı zamanda kamera odasında da görev yaptım. T tipi cezaevlerinde 20 hücre vardır. Türkiye’de cezaevlerinin şartları gerçekten çok zor. Tek başınıza bir hücreye girmek durumundasınız. Hiçbir suçtan korkmayan katillerle muhatapsınız. Dolayısıyla cezaevi müdürünün en güvendiği isimlere verebileceği bir konumda, zor şartlarda görev yaptım. Fakat yeni gelen cezaevi müdürünün raporuyla 17 kişi soruşturma geçirdi, tutuklandı.

“GÖZÜMÜZE BAKAN MESLEKTAŞLARIMIZI DA TUTUKLADILAR”

Bizim hapiste maruz kaldığımız şartlar farklıydı. Cezaevinin bütün prosedürlerine hakimiz nihayetinde. Hiçbir terör örgütlerine, seri katillere yapılmayan muameleleri biz görmüş olduk. Bazı arkadaşlarımız kameraların olmadığı yerlere bizi götürdü ve ağlayarak sarıldılar. İhtiyacınız, sıkıntınız var mı diye. Kasıtlı olarak bize karşı bazı prosedürler işletilmiyordu.

Kitap verilmedi, spor yok, görüş yok, mektuplaşma yasak. Sizi tamamen karantinaya aldılar. Bazı arkadaşlarımız yüzlerini kaldırıp gözümüze bile bakamadılar. Çünkü onları da kamera takibiyle tutuklamaya çalışıyorlardı. Ben 6 ay sonra tahliye oldum. Mahkeme başkanı iddianamemiz okunduktan sonra üç kere güldü. Onlara da manidar gelmişti suçlamalar.

“EŞİM 7,5 AYLIK HAMİLEYKEN MERİÇ’İ GEÇMEK ZORUNDA KALDIK”

Tahliye olduktan sonra bir süre inşaatta çalıştım, İstanbul pazarlarında zeytin, zeytinyağı sattım. Eşim hakkında da soruşturma başlatıldığını öğrenince ülkemizden ayrılmaya karar verdik. Bir kadının tutuklanması için gösterdikleri çabalar bana ağır geldi.

Temmuz 2018’de bir gece yarısı Meriç yolculuğuna çıktık. 7,5 aylık hamileydi eşim. Zorlu bir yolculuktu. Bot batmaya başladı, tamamen su aldı, insanlar suya inmek zorunda kaldılar, bizi adaya bıraktılar, aileler ve bebekler de vardı. Hamile bir kadın için çok zorlu bir süreçti. Bu yüzden oğlumuz Almanya’da erken doğumla dünyaya geldi.

“BİR GECE YARISI TACİZ, CİNAYET GİBİ SUÇLARDAN YATAN HERKES SERBEST BIRAKILDI”

15 Temmuz’a giden o korku ikliminin hakim olduğu süreçte bir gece yarısı Meclis’ten bir karar çıktı. Çok iyi hatırlıyorum, adli ve taciz suçlarından yatan herkes bir gece yarısı serbest bırakıldılar. Biz birçok koğuşu açtık, bir çoğu tahliye olduğuna inanamadı. Zorla çıkardık koğuşlardan. Mahkumların arasında 1000 mg ve üzerinde Nevrotin gibi çok ağır ilaçlar kullanan bir mahkum vardı, tahliye olduğuna bir türlü inandıramadık. Baş memurlar gitti konuştu, zorla çıkardık. Çünkü tahliye edilecek bir durumu olmadığı gibi,  öyle bir ortamda durduk yere tahliye denilmesi gerçekten inandırıcı değildi. Daha yatarları vardı. 15 Temmuz sonrası için bir hazırlık yapıldığı belliydi.”

BANDIRMA 2 NOLU TİPİ CEZAEVİ MÜDÜRÜNÜN 17 İNFAZ KORUMA MEMURU HAKKINDA YAZDIĞI 2 AĞUSTOS 2016 TARİHLİ GİZLİ RAPOR

Beraat eden yazar Nihat Dağlı: Öylece susmak izah edilebilir gibi değil

Okumaya devam et

Gündem

Askeri okul öğrencilerine operasyon: 20 gözaltı

15 Temmuz sırasında yaşları 18’in altında olduğu için gözaltına alınamayan askeri okul öğrencilerine yönelik operasyonlar devam ediyor. Ankara merkezli soruşturmada 28 askeri okul öğrencisi hakkında gözaltı kararı verildi. 

BOLD – Ankara merkezli 12 ilde Gülen Hareketi mensubu oldukları iddiasıyla askerlere yönelik operasyonlar sürüyor. Haklarında gözaltı kararı verilen 37 kişiden 28’inin ilişiği kesilmiş askeri okul öğrencisi olması dikkat çekti. Bu yıl içerisinde gözaltı kararı verilen askeri okul öğrencisi sayısı bini geçti.

HAKLARINDAKİ İDDİA KONTÖRLÜ HATLARDAN ARANMAK

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Gülen Hareketi mensuplarına yönelik soruşturmada 2’si aktif, 1’i emekli, 4’ü ihraç subay, 28’i daha önce ilişiği kesilmiş askeri öğrenci hakkında gözaltı kararı verildi. Ankara’da büfe, bakkal, market gibi umuma açık iş yerlerinde bulunan kontörlü sabit hatlar üzerinden iletişim sağladıkları tespit edilen 35 kişi ile 2 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Sabah erken saatlerde evlerine operasyon düzenlenen bu kişilerden 20’si gözaltına alındı.

 

Dolardan parayı vuran MHP’den kur yorumu: Tamamen psikolojik

Okumaya devam et

Gündem

TBB eski yönetiminin hak ihlalleri konusunda sessiz kaldığını söyleyen Sağkan’dan etkinlik sözü

Türkiye’de avukatlık mesleğinin temeli olan hak savunuculuğu felsefesinden uzaklaştığını belirten TBB’nin çiçeği burnunda başkanı Sağkan, ciddi yargı ihlallerine karşı hukuk yollarını kullanarak etkin olma sözü verdi.

BOLD – Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı seçilen Erinç Sağkan, Habertürk TV’de Fatih Altaylı’nın konuğu oldu. Kazandığı seçime ilişkin detayları paylaşan Sağkan, “Ben listeleri kendim belirlemedim. Örneğin Akdeniz Bölgesi kendi içerisinde bir çalışma yaptı. Diğer bölgeler de öyle” dedi.

Sağkan ayrıca, eşitlerin başkanı olarak görevini sürdüreceğini de sözlerine ekledi. Eski yönetimin insan hakları konusunda sessiz kaldığını söyleyen Sağkan, TBB ile barolar arasındaki kırılma noktasının çoklu baro yasası olduğunu söyledi.

TBB HAK İHLALLERİ KARŞISINDA SESSİZDİ

Sağkan sözlerine şöyle devam etti: “Önceki dönem başkanı bizzat bu yasayı destekledi. Çoklu baroda 50 üyesi olan bir baronun 4, 21 bin üyesi olan İstanbul Barosu’nun ise sadece 8 delegesi var. Bu baroların kuruluş süreçlerinde kamu kurumlarındaki avukatlara baskılar yapıldı. İnsanlar ekonomik olarak açlıkla sınanmaya çalışıldı. Delegeler üzerinde de baskı oluşturulmaya çalışıldı. Seçimleri kazanmamız ile ilgili dün itibariyle kamuoyunda çok büyük bir algı ortaya çıktı. Bunu görüyoruz. Türkiye bir Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yönetilmeye başlandı. Yargının gerekli görevlerini yerine getiremediği bir süreci yaşamaya başladık. Sayın Feyzioğlu’nun da yargı eliyle oluşturulan hukuksuzluklara ses çıkarmaması da seçimlerde kaybetmesinde etkili oldu” dedi.

TÜRKİYE AĞIR SÜREÇTEN GEÇİYOR

Hukuk fakültesi sayısının arttığını eğitimin ise niteliğini kaybettiğini belirten Sağkan, “Ekonomik bir kaos da var. Temeli hak savunuculuğu olan meslek maalesef bu felsefeden uzaklaşmaya başladı. Avukatların mesleki sorunlarında 150 bin avukatın örgütlü gücüyle tüm baroların desteğini alarak çok ciddi bir baskı unsuru olacak TBB’yi hayata geçireceğiz. Bizim bu meslek olarak hayatta kalma yöntemlerimizin tamamının önünü kapattılar. Türkiye çok ağır bir süreçten geçiyor. Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırıldığı, kürsü dokunulmazlığının ortadan kaldırıldığı, AYM’nin kararının yerel mahkeme tarafından uygulanmadığı, Anayasa’nın 90. mahkemesinin yok hükmünde kaldığı sayısız örnekler sayabileceğim ciddi hak ihlallerinden bahsediyoruz. TBB’nin sadece söylemde değil çok daha etkin şekilde yargı yollarını kullanmak suretiyle ciddi anlamda etkin olacağı bir süreci hayata geçirmek zorundayız. Bu süreç içerisinde bizim vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu TBB yapısı olmalıdır” diye konuştu.

Dolardan parayı vuran MHP’den kur yorumu: Tamamen psikolojik

Okumaya devam et

Popular

Shares