Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

İstanbul’da yeni korona sektörü: Pozitif test sonucunu negatife çeviriyorlar

Habertürk yazarı Sevilay Yılman, yurt dışına çıkmak isteyenlerin yaptırmak zorunda olduğu koronavirüs testini pozitiften negatife dönüştürmenin İstanbul’da adeta sektör olduğunu yazdı. İsmini açıklamadığı hastanenin bu işi 40 dakikada çözdüğünü vurguladı.

BOLD – Türkiye’den ayrılırken korona testi yaptırmak ve negatif test sonucu ile uçuşa gitmek gerektiği biliniyor. Bazı ülkelerin 72, bazılarının ise 48 saat önce yapılma koşulu getirdiği bu test sonucunu negatife dönüştüren yolcuların olduğu belgesiyle kanıtlandı. Habertürk yazarı Sevilay Yılman, 15 Ekim’de İstanbul’dan Kuveyt’e uçan iki yolcunun test sonuçlarını köşesinde yayınladı. İstanbul’da bunun bir sektöre dönüştüğünü kaydetti. Skandala imza atan hastanenin adını ise gerekirse açıklayacağını öne sürdü.

Belgelere göre Sarah Alqoobaa adlı Kuveytli, Ekim ayının 15’inde Ataköy’de bir hastaneye saat 06.00′da PCR için numune veriyor. Sonuç 23.47’de “pozitif” olarak sisteme yükleniyor. Ancak biletinin yanmasına razı gelmeyen Kovid-19 pozitif hasta için devreye giriliyor. Ertesi günü, yani 16 Ekim’de bir başka hastaneye saat 14.22′de müracaat yapılıyor ve numune veriliyor. Normalde en az 8 saatte sonuç alınabilen PCR testinin negatif olan sonucu yaklaşık 40 dakika sonra hastaya İngilizce olarak teslim ediliyor. Ve o hasta, yani Sarah Alqoobaa adlı yabancı ertesi günü yani 17’sinde Jazere Airways’e ait uçakla ülkesine dönüyor. 

POZİTİF TEST SONUCU

NEGATİF TEST SONUCU

Bir diğer belge ise Kuveytli Reem Alazemi’yeye ait. 16 Ekim’de PCR için numune alınıyor ve sonucun pozitif olduğu belirleniyor. Ancak Kovid-19 olduğu tespit edilen ve sisteme de bu şekilde kaydı düşülen o hasta yine Jazeera Airways’e ait uçakla 17 Ekim’de Kuveyt’e uçuyor.

SEVİLAY YILMAN’IN YAZISININ TAMAMI

 

Gündem

Barbaros Şansal: Hakkımda 58 dava var, iktidar işkencelerle yıldırarak yol alıyor

AKP iktidarının ve basınının sürekli hedef gösterdiği tasarımcı Barbaros Şansal, Turkey Tribünal’in yargıçlarına hakkındaki mahkeme kararlarının Fransızca çevirisini sundu. Bugüne kadar kendisine 58 dava açıldığını ifade eden Şansal, “İnsanları ithamlar ve suçlamalarla susturarak,  haksız yargılamalar, tutuklamalar ve işkencelerle yıldırarak yol almaya çalışıyorlar.” dedi.

BOLD – Cenevre’de üç gündür devam eden sivil mahkeme Turkey Tribunal‘in öğleden sonraki oturumuna katılan tasarımcı Barbaros Şansal, hakkında bugüne kadar 58 dava açıldığını ve sistematik olarak açılan bu davalarla mücadele etmeye devam edeceğini söyledi.

1980 askeri darbesinden sonra 9 yıl sürgüne giden Şansal, konuşmasına 2006 yılından itibaren maruz kaldığı şiddetleri, engellemeleri anlatarak başladı. Türkiye’nin uzun yıllardır hukukun üstünlüğü, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı, insan hakları konusunda ciddi sabıka kayıtları alan bir ülke olduğunu belirten Şansal,

“Ama uluslararası vergi ve ticaret anlaşmalarını anayasaları bağlayan hükümlerini de Türkiye Cumhuriyeti göz ardı ederek vatandaşları üzerinde bir korku imparatorluğu inşa ediyor. İnsanları ithamlar ve suçlamalarla susturarak,  haksız yargılamalar, tutuklamalar ve işkencelerle yıldırarak yol almaya çalışıyor. Bu süreçte hakkımda açılan yeni davalarla mücadele edeceğimi buradan açıkça beyan ediyorum.” dedi.

HAVAALANINDAKİ LİNÇ GİRİŞİMİNİN MAHKEME KARARLARININ SUNDU

2 Ocak 2017’de Atatürk Havaalanı’nda uğradığı linç girişimiyle ilgili mahkeme kararlarının Fransızca çevirisini Turkey Tribünal’in başkanına ve üyelerine sunan Şansal, hakkında verilen kararların bir komedi olduğunu söyledi.

1,5 yıl Belçika’da yaşayan, şu anda da Kıbrıs’ta ikamet eden Şansal, herhangi bir Avrupa ülkesine siyasi sığınma talebim bulunmadığını da sözlerine ekledi. Şansal nedenini ise şöyle açıkladı: “Çünkü kaleler içten fethedilir ve mücadele içte devam etmelidir. Sonuçları ne olursa olsun katlanılmalıdır. Bir örnek teşkil ettiğime inanıyorum.”

“9 YIL ÖNCE GERÇEKLEŞEN OLAYIN FAİLLERİ HALA YAKALANAMADI”

Barbaros Şansal’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Yaptırımlar ve saldırılar 2006 yılında Habertürk’te yaptığım bir televizyon programıyla başladı. Bu program sonucunda Radyo Televizyon Üst Kurulu şahsımın eşcinselliği meşru bir olaymış gibi yaygınlaştırmaya çalıştığıma dair kanaatine vardığı için beni ekranlardan 2 sene yasakladı. Ben bir kadın terzisiyim, aynı zamanda öğretmenim, aynı zamanda aktörüm, yazarım ve yorumcuyum.

Daha sonra 28 Aralık 2012’de İstanbul Taksim merkezde, İnönü Caddesi üzerinde Yeni Zelanda Konsolosluğu ve Bölge Makine Kimya Endüstrisi önünde organize bir şiddet saldırısına maruz kaldım. 9 yıl önce gerçekleşti bu saldırı ve faillerin hiçbiri yakalanmadı.

“İSTİHBARAT TARAFINDAN HAMİTKÖY TAŞ OCAKLARINA GÖTÜRÜLDÜM VE SORGULANDIM”

Arkadan hepinizin bildiği Gezi Parkı meselesinde atölyem ve evimde parka bakan yer olduğu için parka giren 3-5 kişiydik. Ağustos 2013’te kendilerinin istihbarat teşkilatı görevlileri olduğu söylenen 5 kişi tarafından İstanbul dışındaki Hamitköy Taş Ocakları’na götürüldüm ve sorgulandım. Ancak İstanbul Emniyeti suç uydurduğumu söyleyerek beni mahkemeye verdi. Fakat mahkemede suç uydurmadığımı, olayın gerçek olduğunu ispatladım.

Daha sonra asıl büyük mesele; 2016’yı 2017’ye bağlayan yılbaşı gecesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin başka ülkelerin iş içlerine karışarak, özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki saat farkına dikkat çekerek, aynı zamanda radikal İslam ve blasemi promosyonu yaparak, aynı zamanda tutuklu gazetecilere, pedofiliye vs. gibi olumsuzluklara dikkat çekerek paylaştığım bir videodan sonra 50 kişinin öldüğü gece kulübü Reina katliamı gerçekleştirildi.

“İKTİDAR BASINI ALEYHİMDE KAMPANYA BAŞLATTI”

Fakat burada benimle ilgili bir tavır yokken 2 Ocak 2017’de birdenbire iktidar basının da eliyle aleyhimde bir kampanya başlatıldı. Bu kampanya sonucunda Kuzey Kıbrıs’tan o dönemin Başbakanı’nın emriyle hakkımda hiçbir bakanlar kurulu kararı olmadan, ihraç kararı olmadan -ki Avrupa Parlamentosu Kıbrıs raportörü bunu ilk raporlayan şahıstır- bütün şahsi eşyalarıma, telefonuma cüzdanıma kadar el konularak, hukuka ulaşmam engellenerek kendi uçak biletimle İstanbul Atatürk Havalimanı’na kaçırıldım.

“56 GÜN HÜCREDE KALDIM”

o gece havalimanında 9 polis ve 13 havalimanı çalışanı tarafından apronda yolcuların içinde iki kademeli linç girişimine maruz kaldım. Ağır darbeler olmasına rağmen hiçbir sağlık yardımı almadım. Gözaltısı bile olmayan TCK 217 suçlamasıyla tutuklandım. Silivri Cezaevi 9. Kısım L Tipi C-72 No’lu hücreye kondum. Hücrede sağlık, iletişim ihtiyaçlarımın karşılanması engellendi. 56 gün hücrede tutulduktan sonra serbest bırakıldım.

İstanbul Valiliği, beni korumakla yükümlü olan polislerle ilgili soruşturmaya izin vermedi. Daha sonra TCK 301’den (301, 299, 216, 217 gibi maddeler AİHM’sinin kararlarının tamamen karşısında, Avrupa ile devam eden diyaloglarda sorun teşkil eden maddeler), Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükumetini alenen aşağılamak suçundan 6 ay 22 günlük hapis cezası verilerek salındım. Yurt dışı çıkış yasağı verildi. Daha sonra Yüksek Mahkeme’ye müracaat etme hakkım elimden alındı. Ama yurt dışı yasağı kaldırıldıktan sonra ben yine LGBT, insan hakları, hayvan ve çevre hakları alanındaki mücadeleme yılmadan devam ettim.

1,5 yıl kadar Belçika’da ikamet ettikten sonra şimdi Kıbrıs’ta ikamet ediyorum ve mücadeleme devam ediyorum. Somut deliller beni çok ilgilendirdiği için havaalanındaki linç skandalının Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin mahkeme kararlarını apostilli Fransızca çevirisini sayın üyelere birer adet sunmak istiyorum. Okuduğunuz zaman nasıl bir komedi olduğunu göreceksiniz.

HAKKIMDA AÇILMIŞ 58 DAVA VAR”

Şu ana kadar hakkımda açılmış 58 dava var. Bunlar genellikle TC hükumetini ve devletini, Türkiye’de yaşayan insanların bir kısmını inançlarına göre bir kısmını yaşadıkları bölgeye göre bir kısmını fiziksel özelliklerine göre aşağılamak gibi Cumhurbaşkanlığı’nın yeni kurduğu gizli tanık, şikayet sistemi üzerinden, sistematik olarak açılan davalarla mücadele ediyorum. Ülkeme gidiyorum, davalara giriyorum.

En son yine geçen haftalarda TCK 301’den üç ay ertelemesiz ve istinaf hakkı olmayan bir hapis cezası daha verildi. Bu cezada da mesleki bir terim olarak kullandığım dikiş kelimesini argo bir kelime ile benzetilerek cezalandırıldım. Oysa ben orada laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin üstünlüğünün altını çizen bir mizah yapıyordum. Özgür kalan Nuriye ve Semih’e destek veriyordum.

“HERHANGİ BİR SİYASİ TALEBİM YOK”

Türkiye Cumhuriyet, hukukun üstünlüğü, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı, insan hakları konusunda uzun yıllardır ciddi sabıka kayıtları alan bir ülke. Ama uluslararası vergi ve ticaret anlaşmalarını anayasaları bağlayan hükümlerini de Türkiye Cumhuriyeti göz ardı ederek vatandaşları üzerinde bir korku imparatorluğu inşa ediyor. İnsanları ithamlar ve suçlamalarla susturarak,  haksız yargılamalar, tutuklamalar ve işkencelerle yıldırarak yol almaya çalışıyor.

Bu süreçte hakkımda açılan yeni davalarla mücadele edeceğimi buradan açıkça beyan ediyorum. Herhangi bir siyasi sığınma talebim yok. Çünkü kaleler içten fethedilir ve mücadele içte devam etmelidir. Sonuçları ne olursa olsun katlanılmalıdır. Bir örnek teşkil ettiğime inanıyorum.”

AKP Hükumeti’nin yargılandığı Turkey Tribunal nedir?

Turkey Tribunal’de işkencelerin ifşası yandaşları rahatsız etti

Okumaya devam et

Gündem

Gökhan Açıkkollu’nun eşi Tülay Açıkkollu, Tribünal’de tanık olarak dinlendi: Maskeli polisler eşimi ters kelepçeli halde darp ettiler

Türkiye Tribünali Halk Mahkemesinde 15 Temmuz sonrası gözaltında uğradığı işkence sonucu hayatını kaybeden öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun eşi Tülay Açıkkollu tanık olarak dinlendi. Açıkkollu, “Eşimi evde gözaltına alırken ve polis arabasında darp ediyorlar. Eşimin gözlüğü bir düşüşle kırılacak türden bir cam değildi. Dayakla kırılmış olmalıydı. Hiçbir avukat eşimin davasıyla ilgilenmek istemedi” dedi.

BOLD – Türkiye Tribünalinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin eski başkanı başkanlığında 6 hakimden oluşan mahkeme heyeti, İstanbul Emniyetinde uğradığı işkence sonrası hayatını kaybeden öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun eşi Tülay Açıkkollu, eşini ölüme götüren süreci anlattı.

Erdoğan Rejimi’nin insan hakkı ihlallerinin yargılandığı Türkiye Tribünali’nde tanık olarak dinlenen Tülay Açıkkollu, şunları anlattı:

“22 Temmuz’da eşimi son kez gördüm. Trene bindirdik, vedalaştık…İçimizde öyle bir sıkıntı vardı ki… o bilet kontrolünden geçerken birbirimize baktık.. Hakkını helal et dedim, o da sen de helal et dedi. Bu, eşimi son görüşüm oldu. İstanbul’dan bizi aradı. Okul müdürüm aradı, açığa alınmışım dedi. Şeker hastasıyım ilaçlarım problem olacak dedi. Görevine geri dönersin diye teselli ettim. Telefonu kapattım bir saat sonra benim okul müdürüm aradı. Birer saat arayla açığa alındığımızı öğrendik. Hayatınız bir anda alt üst oluyor.

24 Temmuz sabahı ben TEM’den arıyorum. Eşinizi gözaltına aldık haberiniz olsun dedi ve kapattı. Telefonu sürekli arıyorum, şeker hastası olduğunu söylüyorum, nerede olduğunu öğrenmek istiyorum, ilaçlarını ulaştırmak istiyorum. Telefonu açan kişi burada doktor var bakarlar diyor. Başka bilgi veremiyoruz deyip telefonu kapatıyorlar. En son birisine Allah rızası için ne olur yerini söyleyin dedim. Adam Allah rızasını ne karıştırıyorsun deyip telefonu kapattı. En son vatan emniyette olduğunu öğrendim. Ben eşimin ilaçlarını 4 günün sonunda ulaştırabildim.

MASKELİ POLİSLER EŞİMİ TERS KELEPÇEYLE DARP ETTİ

Eşim evde gözaltına alındığı sırada polisler apartmanı birbirine katmış. Maskeli polisler eşimi sorguya çekmeye başlamışlar. Yüzüstü yere yatırıp ters kelepçe takmışlar. Eşim stresle birlikte şeker krizine girmiş. Oradaki yönetici insülün yapılması gerekiyor demiş. Eşime kelepçeli halde insülün vurmuşlar. O şekilde sorgulamaya ve darp etmeye devam ediyorlar. Hatta o kadar darp etmişler ki apartman yöneticisi dayanamayıp burada kalmak istemiyorum demiş. Hayır çıkamazsın bu işlemler bitene kadar kalacaksın demiş polisler. Gövde gösterisi halinde eşimi götürüyorlar. Arabada da darp etmeye devam ediyorlar. Ben bunları savcılıktaki dosyalardan ve eşimin doktor muayenesi raporundan öğrendim.

HİÇBİR AVUKAT EŞİMİN DAVASIYLA İLGİLENMEDİ

Hiçbir avukat eşimin davasıyla ilgilenmek istemedi. Avukat da çok korkuyordu. Benimle görüşmek istemedi. Çok çaresizdik. Avukat eşimin gözlüğünün kırıldığını söyledi. Dedim ki: ‘Kocam çocukken göz ameliyatı oldu. Özel bir cam kullanıyor. Çok pahalı, gözlüklerini sürekli taktığı için kırılması kolay olmayan bir cam aldık. Eşimin gözlüğü bir düşüşle kırılacak türden bir cam değil dedim. Bunun nedeni dayak ya da dövülmek olmalıdır. Kesinlikle suç duyurusunda bulunacağım’ dedim. Avukat önce duraksadı sonra, ‘Hayır, sanmıyorum’ dedi.”

Okumaya devam et

Gündem

Turkey Tribunal’de işkencelerin ifşası yandaşları rahatsız etti

Uluslararası toplumu Erdoğan rejiminin yaptığı insan hakları ihlalleri ile ilgili bilgilendirmek ve farkındalık oluşturmak için kurulan Turkey Tribunal Halk Mahkemesi’nin, Türkiye’de yaşanan işkenceleri gündeme getirmesi yandaşları rahatsız etti. Saray’a yakın gazeteler, Turkey Tribunal’in ile Türkiye’nin işkenceci gibi gösterildiğini savundu.

BOLD – Sosyal medyada büyük ses getiren ve Erdoğan rejiminin yaptığı insan hakları ihlallerini ortaya koyan Turkey Tribunal, yandaşları rahatsız etti. Mahkemeyi hedef alan yandaş medya, bu mahkeme ile Türkiye’nin işkenceci gibi gösterildiğini savundu.

ULUSLAR ARASI CEZA MAHKEMESİ RAHATSIZ ETTİ

Saray’a yakın ve damat Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak’ın yönettiği Sabah Gazetesi Turkey Tribunal’i “Turkey Tribunal’a en çok F.tö ve PKK sevindi, Türkiye işkenceci gibi gösterildi” başlığıyla verdi. Gülen Hareketi’nin Turkey Tribunal’i “bağımsız ve tarafsız halk mahkemesi” olarak tanımladığına vurgu yapılan haberde Gülen Hareketi mağdurları ile PKK’ya yakın isimlerin tanık olarak dinlendiği belirtildi.  Duruşmalarda Türkiye’nin karalanıp işkenceci bir ülke olarak lanse edildiği öne sürülen haberde Turkey Tribunal Mahkemesi tanıklarının dinlenmesinden sonra hazırlanacak raporla Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurulacağına dikkat çekildi.

TÜRKİYE’DE İNSAN HAKLARI İHLALLERİ ARTTI

Turkey Tribunal’de işkence, cezasızlık, adalet erişim, zorla kaybetmeler, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi raporlar hazırlandığı ifade edilen haberde kuruluşun internet sitesinde Türkiye’de insan hakları ihlallerinin arttığı için Türkiye Tribunal Mahkemesi’nin kurulduğu ifade edildiği belirtilerek sitede yer alan şu ifadelere yer verildi: “Mahkeme yasal olarak bağlayıcı bir organ değildir. Ancak mahkemenin hükmü yüksek ahlaki otoriteye sahip olacaktır. Hâkimlerin tüm belgeleri, referansları ve hükmü, modern dijital iletişim araçlarıyla tam şeffaf olarak yayınlanacaktır. Bu yolla, uluslararası toplumu bu konuda bilgilendirmek ve farkındalık yaratmak istiyoruz.” Turkey Tribunal internet sitesinde duruşma videosunda Erhan Doğan’ın mahkemede tanık olarak dinlendiğine yer verilen haberde, Doğan’ın işkence gördüğünü anlatarak, Türkiye’yi karaladığı iddia edildi.

AYDINLIK DA MANŞETTEN VERDİ

Cumhur İttifaakı’nın küçük ortağı Vatan Partisi’nin yayın organı Aydınlık da Turkey Tribunal’i hedef aldı. Haberde daha önce de Çin’e karşı Uyghur Tribunal mahkemesi kurulduğu belirten Aydınlık, haberinde şu ifadelere yer verdi: “Turkey Tribunal’ adlı sözde mahkeme Belçika’da kuruldu, İsviçre’de Türkiye’yi ‘yargılamaya’ başladı. Hazırlanacak raporla Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurulacak.”

TURKEY TRİBUNAL NEDİR?

Turkey Tribunal, uluslararası toplumu Erdoğan rejiminin yaptığı insan hakları ihlalleri ile ilgili bilgilendirmek ve farkındalık oluşturmak kurulan için bir insan hakları ve sivil bir mahkeme. Yasal olarak bağlayıcı bir mahkeme değil, ancak bu sivil mahkemenin kararlarının yüksek ahlaki otoriteye sahip olacağı ve içtihat oluşturacağı öngörülüyor.
Mahkemeye dair tüm belgeler, tanıklıklar ve hakimlerin kararları, dijital iletişim araçları aracılığıyla tam şeffaflık içinde yayınlanacak. Mahkeme böylece uluslararası toplumu Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleri ile ilgili bilgilendirmek ve bilinçlendirmek istiyor.

AKP Hükumeti’nin yargılandığı Turkey Tribunal nedir?

 

Okumaya devam et

Popular

Shares