Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Erkan Çıplak: Hukuk ülkeye geri döndüğünde görüşmek üzere!

Samanyolu TV’de yayınlanan ‘Küçük Gelin’ isimli dizinin senaryosunun çalıntı olduğu iddiasına senarist Erkan Çıplak’tan yanıt geldi. Avamlık vurgusu yapan Çıplak, “Zamanı geldiğinde ve hukuk ülkeye geri döndüğünde görüşmek üzere” dedi.

BOLD – Samanyolu TV’nin reyting rekortmeni dizisi ‘Küçük Gelin’ isimli dizinin senaryosunun kendisine ait olduğu iddiasıyla dava açan yazar Dursaliye Şahan’ın başvurusuyla ilgili istinaf mahkemesi kararını verdi.

Dursaliye Şahan

Yıllar sonra dizinin çalıntı olduğuna hükmeden mahkeme kararına dizinin senaristi Erkan Çıplak tepki gösterdi. Çıplak, mahkeme kararı ve senaryonun çalıntı olduğu haberlerini yapan medya kuruluşlarına şu cevabı verdi:

Senarist Erkan Çıplak

  • Hakkımda çıkan, habercilik başarısı ile değil, kopyala yapıştır avamlığında yapılan ve şahsıma yönelik ağır ithamlar içeren haberler yapıldıkça, ben de basın bildirisi yazmaktan vazgeçmeyeceğim! Bakalım kaç babayiğit yayınlayabilecek!
  • İki sene önce olduğu gibi dün yine bütün haber ve magazine sitelerinde “Küçük Gelin çalıntı çıktı” haberi yayınlandı. Ama öncekine ilave olarak “f…’nün kanalı, benim zanlı ve kaçak olduğum” ifadesi de eklenmiş.
  • Öncelikle buna cevap vereyim sonra ana konuya döneceğim. Ben kaçak değilim ve hiç de olmadım. Ben sadece binlerce insanın yaşadığı hukuksuzluğa maruz kalmamak için yurt dışına çıktım. Ve 45 yıllık ömrümde ve 20 yıllık meslek hayatım boyunca hakkımda açılan tek dava mevzu bahis olan “intihal davası”.
  • Daha önce de dediğim gibi konjonktürel sebeplerden dolayı dava aleyhimize sonuçlandı. Ve bu sonuca hiç şaşırmadım. Çünkü şundan çok emindim, dizi STV’de değil, ATV veya TRT‘de yayınlansaydı, dava süreci hem bu kadar sürmez, hem lehime sonuçlanır, hem de bu kadar haber olmazdı.
  • Daha ilk günlerde maksadın biraz da abalıyı dövmek olduğunu bildiğimden ve bütün saçmalıklara rağmen şu anki hukuk düzeninde STV lehine karar verebilecek bir hakimin varlığına inanmadığımdan davanın peşini çoktan bırakmış ve sadece üzülmüştüm.
  • Neden üzülmeyeyim ki, hayatımda ilk defa hırsızlıkla suçlanmıştım. Üstelik suçlayan kişiyi hatırlamıyordum bile. Hatta ilgili kişinin benimle nasıl tanıştığını bile dava dosyasında yazdıklarını okuyunca hatırladım. Davalı uzun uzun anlatmış bana göre zaman kaybı olan kısa görüşmemizi.
  • Sonunda ben de hatırladım. 2005 yılında STV’de yayınlanan “Büyük Buluşma” ve “Beşinci Boyut“ dizilerine “hikayeci” aramak için gazetelere ilan vermiştik. İlana başvuranlara randevu verip 15 dakika görüştükten sonra yeteneği görmek adına yazdığı bir hikayeyi istiyor veya bir konu verip hikaye bekliyorduk.
  • Yaklaşık altı aylık bir zamanda 120’ye yakın insanla görüşmüştüm. Ve bütün bu çaba boşa gitmişti, çünkü o kadar insandan sadece bir kişiyi yeterli bulmuş ve onunla da uzun yıllar çalışmıştık. Diğerlerini hatırlamam ve ne yazdığını bilmem mümkün değil.
  • Küçük Gelin dizisi daha önce dediğim gibi benim aklıma gelen fikir değil, 2012 yılında STV’de program koordinatörlüğü yapan Murat Kesgin’in akil insanların doğu raporunu incelediğinde ve Cannes film festivalinde çok izlenen bir Hint dizisinden (Balika Vadhu) etkilendiğinde bana söylediği bir dizi fikridir. Söylediği şey sadece “bir sosyal sorumluluk tadında bir küçük gelin hikayesi yapalım” şeklindeydi.
  • Sonrasında her biri mesleğinde çok iyi olan arkadaşlarımdan bir ekip kurdum ve çalışmaya başladık. İşin sosyal sorumluluk tarafı olduğundan asistanlarımızı da Doğu Anadolu’ya alan araştırması için gönderdik (Antep, Diyarbakır, Siirt). Bir yandan da AR-GE yapmaya devam ettik. Hatta UNICEF’in 2011 yılı çocuk gelinler raporundan da oldukça faydalandık. Elimizdeki malzemenin el verdiği ölçüde sıkı bir çalışmayla yaklaşık 1.5 ayda hikayeyi kurduk ve senaryoyu yazmaya başladık.
  • Hatta bırakın “çalmayı veya başka hikayelere benzetmeyi”, diğer küçük gelin hikayelerine bile benzetmemek için ekstra çaba sarf etmiştik.
  • Dizi çok başarılı oldu ve milyonlara ulaştı. Ama bizi asıl mutlu eden, dizinin farkındalık oluşturması, yüzlerce kızdan “babam diziyi izleyince beni evlendirmekten vazgeçti “ şeklinde mesajlar yazan mektuplar almamızdı. Veya babalardan gelen vicdanın sesi mesajlardı.
  • İlgili davadan ve intihal meselesinden ikinci sezonun başında haberim olmuş ve çok şaşırmıştım. Böyle bir şey söz konusu olmadığını bildiğimden çok da ciddiye almamış, avukatımın istediği üzerine kısa bir yazılı mesaj göndermiştim mahkemeye.
  • Sonrasında davanın seyrini bile merak etmemiştim, ta ki 2017 yılında avukatımın hapse atıldığı ve davanın devam ettiğine dair haberi okuyana kadar. Hem vatan hasreti hem sevdiklerimizin ayrılık acısını yaşarken bir de bu “hırsızlık ithamını” yaşamak beni çok üzmüştü.
  • Bir yandan ne yapacağımı bilemiyor ama bir yandan da gerçeği haykırmak için çözümler ararken tanıdığım bir hukuk danışmanı “olay tamamen konjonktürel ve gündem yapma çabası, mücadele etmene gerek yok” demişti.
  • Dediği gibi de oldu hakikaten. Bütün garabetliklere rağmen davalar aleyhime sonuçlandı. Ve dava referans alınarak şahsım ve kanal hakkında sürekli haberler yapıldı.
  • Peki nedir o garabetlikler?
  • Dursaliye Şahan adlı kişi ATV‘de yayınlanan Sıla dizisinin de güvercin adlı hikayesinden intihal olduğunu iddia ederek 2011 yılında maddi tazminat davasını açmış ve kazanmış. 2012 yılında ise yine aynı hikayenin bu sefer “Küçük Gelin” dizisi için kullanıldığını iddia edip bu sefer bana dava açmış. Seyirci çok iyi hatırlayacaktır ki, Sıla ve Küçük Gelin’in “esas kızların berdel gitmesi haricinde” en ufak bir benzerliği yoktur.
  • Eğer bir hikaye Sıla’ya benziyorsa Küçük Gelin’e, Küçük Gelin’e benziyorsa Sıla’ya benzemesi mümkün değil! Berdel demişken eğer bir Küçük Gelin hikayesi yazıyorsanız, berdel usulü evlilik ve veya para karşılığı evlendirme dışında bir gelenek yok evlendirme metodu olarak. Bu bağlamda yüzyıllardır devam eden kadim ve vahim gelenek “berdel” intihal kapsamında olmasa gerek.
  • Ve bir şey daha…
  • Senaristlerin ömrü iyi ve özgün hikaye yazmak ve aramakla geçer. 2007-2011 yılları arasında meslek hayatımın en verimsiz yıllarıydı. Çekmecemde öyle bir hikaye olsa neden o yıllarda yapmayayım? Yapmak için neden 7 yıl bekleyeyim? Ve ayrıca elimde hazır bir hikaye olsa neden kocaman ekip kuralım ve haftalarca çalışalım?
  • 20 yıllık meslek hayatım boyunca sadece reyting yapacak hikayeler peşinde koşmadım aynı zamanda sosyal mesajı olan projelerde yer almaya çalıştım. Birey olarak insanlara, hayvanlara ve tabiata karşı hep iyi ve faydalı oldum. Misal hiç bencil olmadım, yalan söylemedim, kimseye bilinçli şekilde kötülük yapmadım, hiç iftira atmadım.
  • Yıllarca beraber çalıştığım ekip arkadaşlarım, yapım şirketleri, STV dışındaki TV kanalı yetkilileri senarist kimliğimin yanında yazdığım senaryolardaki mesajlarda helal-haram noktasındaki hassasiyetlerimi bile iyi bilirler.
  • Fakat haramzadelerin saltanatında benim helal hassasiyetimin hiçbir öneminin olmadığını geç fark ettim maalesef. Beni en çok üzen ise maddi tazminat değil hayatımda ilk defa “hırsızlıkla” suçlanmak.
  • Ve ayrıca dava haberi yaparken asılsız suçlamalar yaparak ve itibarsızlaştırmaya çalışılarak yapılması. Ama çok şükür başımı yastığa koyduğumda vicdanım rahat, aynaya baktığımda da alnım ak. Adaletin er yada geç tecelli edeceğine inanan optimist insanlardanım.
  • Zamanı geldiğinde ve hukuk ülkeye geri döndüğünde, diziye emek veren herkesin şahitliğinde, manevi tazminat davaları açıp kazandığımda, kilometlerce uzakta beni üzenlerin yüzüne bakacağım günlerde görüşmek üzere…

Gündem

24 Kasım KHK’lı öğretmenler gününüz kutlu olsun!

21 yıllık fizik öğretmeni Murat Aksoy, KHK ile işsiz bırakılıp 15 ay cezaevinde kaldı. İş yapmasına izin verilmeyince yardımlara muhtaç oldu. Arkadaşları gıda yardımı yapıyor, diye üçüncü kez gözaltına alındı. Öğretmenlikten başka yapacak mesleği olmadığını söyleyen 22 yıllık edebiyat öğretmeni Bekir Karabulut ise bugünlerde bir bakkal dükkanı işletiyor. İşte 24 Kasım’da öğretmenlerin hali…

BOLD – 15 Temmuz’un ardından yaklaşık 60 bin öğretmen KHK’larla işsiz kaldı. Kimisi cezaevine girdi, kimisi tüm çabalarına rağmen iş bulamadı. 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü mesleğinden, okulundan ve öğrencilerinden uzak olarak buruk bir şekilde yaşayan on binlerce öğretmenden sadece 2’si zor günlerini anlattı.

Kronos’tan Tuba Demir ve Süleyman Özkaya’nın haberine göre 21 yıllık fizik öğretmeni Murat Aksoy, Türkiye’nin farklı illerinde Hizmet Hareketi okullarında görev yaptı. KHK ile işsiz kaldığı gibi bir de mesleğini yapması engellendi. Üzerine tutuklanıp 15 ay cezaevinde kaldı.

İSTİHBARATÇILAR PEŞİNİ BIRAKMADI

Tahliye olduktan sonra özel kurumlarda ders vermek istese de iş veren olmadı. Bunun üzerine özel ders vermeye başladı. Öğrencilere kamuya açık alanlarda ders vermeye başladı. Sürekli istihbarat elemanları tarafından takip edildiğini fark eden Aksoy, öğrencilere anlattığı dersi yan masadaki istihbaratçıların da dinlediğini anlattı. Bir anısını da paylaşan KHK’lı öğretmen “Dersi anlattıktan sonra masadan kalkıp, beni takip eden istihbaratçının yanına gittim. İstihbarat elemanına ‘Ben ailemin geçimini temin etmek için ders anlatıyorum, sizin de kim olduğunuzu biliyorum dedim. Elinde bulmaca dolduruyor görünen kişinin elindeki bulmaca ekini ters tuttuğunu kendisine söyleyince birden rengi değişti. İnanın anlattıklarım size film sahnesi gibi gelebilir ama ben bunları yaşadım. Ve artık iyice emindim takip edildiğim konusunda” ifadelerini kullandı.

Aksoy bir süre sonra özel dersten kazandığı parayı mağdur ailelere aktardığı gerekçesiyle tekrar gözaltına alındı. Özel ders vermesi de artık zorlaştı ancak bir arkadaşı ona yardımcı oldu. Bu sefer arkadaşı ona yardımcı olduğu için cezaevine girdi. Aksoy, “Bir öğretmen arkadaş tarafından ayarlanan bir büroda öğrencilere ders vermeye başladım. Bir süre sonra arkadaşı gözaltına alıp, tutukladılar. Bana ders bulduğu için 4 ay cezaevinde kaldı arkadaş. Sonra arkadaşa yüklü bir para cezası kestiler.” dedi.

YARDIM ALMAKTAN GÖZALTINA ALINDI

Artık özel ders de veremeyen öğretmen Aksoy yardıma muhtaç hale geldi. Ancak arkadaşlarının gıda yardımı ile karnını doyurabildi. Fakat onu takibe devam eden istihbaratçılar vardı ve “yardım alma” suçlamasıyla 3’üncü kez gözaltına alındı. Gözaltının artık rutin hale geldiğini anlatan Aksoy “Güler misin ağlar mısın, bir polis memuru ‘Ya Hocam yine mi sen demişti’ Ben de Papua Yeni Gine de bir operasyon yapsanız beni alacaksınız. Çünkü birincisi ben okullarda 21 yıl çalıştım. İkincisi ise evim Sakarya emniyetinin karşısında her yaptığınız operasyonda beni ekliyorsunuz demiştim. Evet komedi filmi gibi son operasyonla anladım ki bizi aç bırakıp öldürmeye karar vermişler.” ifadelerini kullandı.

Devlete yaptığı sosyal yardım başvurusu da kabul edilmeyen Aksoy “Artık gidebileceğim bir kapı, yapacağım bir şey yoktu. Geçimimi sağlayamıyordum. İnsanlar gıda yardımı yapıyordu, onları bile takip ediyorlardı, bir kısmını tutukladılar. Şu anda aileme emekli maaşlarıyla kayın validem ve babam destek oluyor. Bizi çok zor durumda bıraktılar.” dedi.

“OKULUN ÖNÜNDE DURUP AĞLADIM”

24 Kasım’ı gönlü kırık geçiren 21 yıllık öğretmen “Kalemimi, tebeşirimi, önlüğümü, laboratuvarımı çok özledim. Öğrencilerle hasbihal etmeyi, onların hislerine tercüman olmayı, onlara bir şeyler öğretmeyi, dertlerini dinlemeyi, özledim. Bir gün bir okulun yanından geçerken çocukların cıvıltıları cennetle özdeşleşecek kadar duygu hissettirdi, gözlerim doldu, ağlamaya başladım. Eski günlerim aklıma geldi. Film şeridi gibi eski günler gözümün önünden aktı. Bunu yaşayacak neler yaptım? Hiçbir şey yapmamıştım. Reva görülen şeyi aklım almıyor. İnsanların öğretmenin, hocam dediği bir kişiye dünya görüşler uymadı diye birileri terörist dedi.” ifadelerini kullandı.

24 Kasım’da KHK zulmü ile yaşamaya devam eden bir başka isim ise 22 yıllık edebiyat öğretmeni Bekir Karabulut. O, birçok meslektaşına göre daha şanslı. Çünkü cezaevine girmedi ve evine ekmek götürebildiği bir işi var. Sendikaya üyelik gerekçesiyle meslekten ihraç edilen Karabulut bugünlerde Kayseri’de bir bakkalı işletiyor.

“KENDİMİ İHANETE UĞRAMIŞ GİBİ HİSSETTİM”

İhraç sonrası psikolojisinin bozulduğunu anlatan Karabulut, “İhraç edilince kendimi dışlanmış, terk edilmiş ihanete uğramış gibi hissettim. Suç psikolojisi diye bir alan var psikolojide. Suç işleyen kişi suçun karşılığını görünce tatmin bile olabilir. ‘Ben bu suçları işledim dolayısıyla bu cezayı hak ettim’ diyebilir. Peki biz ne yapacağız? Bizim suçumuz ne? Ne hissedeceğimizi şaşırdık. İhanet deyince aklımıza ülkenin genel menfaatini başka bir kaynağa vermek gelirdi. Vatan haini olmak böyle bir şeydi. Şimdi sendikaya üye oluyorsun vatan haini, bankaya para yatırıyorsun vatan haini, dershaneye çocuğunu gönderiyorsun vatan haini, oy vermiyorsun vatan haini, biri içeri girince kalkmıyorsun vatan haini vs” ifadelerini kullandı.

Öğretmenlikten başka bir meslek bilmediğinin altını çizen Karabulut “Devletin bana bu darbeyi vuracağını öngörseydim belki Demirdöküm işine girerdim. Örneğin bir berberlik öğrenirdim, pazarcılık yapardım, kendimi yetiştirirdim. 22 yıl kamu görevinde bulunduktan sonra devlet ‘Ben seni attım’ dedi” dedi.

“BİZ TOPLUMU DEĞİL, TOPLUM BİZİ KAYBETTİ”

“Biz toplumu kaybetmedik, toplum bizi kaybetti. Biz bu toplumun has evlatlarıyız. Gadre uğrayan tarafız” diyen 22 yıllık emektar öğretmen ders verdiği günleri özlemle anıyor. Tekrar mesleğe döneceğinden emin olan Karabulut, “Çevrede bilen bilmeyen herkes bana hocam der. Sanki alnımıza yazılmış hoca olduğumuz. Haklarımız iade edilecek ve biz tekrar mesleğimize geri döneceğiz. Hayattaki en güçlü şey haklı olmanın vermiş olduğu güvendir. Ben haklarımızı alacağımızdan çok eminim. Buna dair ümidim çok güçlü” ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Gündem

Menemen Belediye Başkanı Serdar Aksoy tutuklandı

İzmir’de zimmet ve irtikap iddiasıyla gözaltına alınan Menemen Belediye Başkanı Serdar Aksoy’un da aralarında bulunduğu 11 belediye yöneticisi tutuklanarak cezaevine gönderildi.

BOLD – İzmir’in Menemen ilçesinde başlatılan soruşturmada aralarında CHP’den istifa eden Belediye Başkanı Serdar Aksoy, bir belediye başkan yardımcısı ve belediye yetkililerinin de bulunduğu 11 kişi tutuklandı.

Menemen Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alınan, aralarında Menemen Belediye Başkanı Serdar Aksoy ve yardımcılarının da bulunduğu 23 şüpheliden 18’i savcılık işlemlerinin ardından zimmet ve irtikap iddiasıyla tutuklanmaları talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Menemen Sulh Ceza Hakimliğinde alınan ifadelerin ardından aralarında Menemen Belediye Başkanı Serdar Aksoy’un da olduğu 11 kişi hakkında tutuklama kararı verildi. Dokuz şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Aksoy’un ifadesinde, suçlamaları reddettiği ve “Yaptığım her şey hukuka uygundur” dediği belirtildi.

Tutuklanan isimler şöyle: Menemen Belediye Başkanı Serdar Aksoy, Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Cin, Şantiye Müdürü Kenan Yaşatürk, Satın Alma Müdürü Teoman Tuna, Fen İşleri Müdür Yardımcısı Gazi Koşum, Muhasebe Müdürü Nagihan Karaca, İyi Parti Karabağlar ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Tarkan Fikret Çalık, Mustafa İlhan, Gamze Yıldız, Gökhan Uzun, Mustafa Çama.

“Arınç’ın bileti kesildi” iddiası

Okumaya devam et

Gündem

Cami imamları cami derneklerinden rahatsız

Cami imamları, camileri yaptırma ve yaşatma derneklerinin amir gibi davranmasından şikayetçi. Mevzuata hüküm konulmasını isteyen Diyanet-Sen, derneklerin imamların görevlerine müdahale etmemesini istedi.

BOLD – Camileri yaptırma ve yaşatma dernekleri ile imamlar arasında amir-memur tartışması yaşanıyor. Dernek yetkililerinin işlerine müdahale etmesinden rahatsız olan imamlar harekete geçti.

İMAMLAR İŞLERİNE KARIŞILMASINI İSTEMİYOR

Türkiye’deki hemen her cami vatandaşların yardımları ile yapılıyor ve ihtiyaçları karşılanıyor. İşleri ise dernekler yönetiyor. İmamlar derneklerin bu işlerinin dışında kendi görevlerine müdahale etmesinden ise rahatsızlık duyuyorlar.

Cumhuriyet’in haberine göre, hizmet kolunda yetkili sendika olan Diyanet-Sen konuyu istişare kurulunda ele aldı. Cami yaptırma derneklerine karşı yasal düzenleme isteyen sendika, mevzuata hüküm konulmasını isteyerek derneklerin imamların görevine müdahale etmesinin engellenmesini talep etti.

DİYANET-SEN DERNEKLERİ MOBBİNG İLE SUÇLADI

“Cami dernekleri imamların görevine müdahale edemez” diyen sendika, üyelerinin bazı cami yaptırma derneklerinin cami görevlileri üzerinde uyguladıkları mobbingden son derece rahatsız olduklarını bildirdi. Sendika bu çerçevede yasal mevzuata “Dernek, imamın görevine müdahale edemez” şeklinde yaptırım konulmasını istedi.

Diyanet-Sen, “Camilerin hizmete açılması safhasına kadar büyük gayret ve özveride bulunan dernekler, camiler hizmete açıldıktan sonra caminin işleyişine karışmamalı, sadece bakım ve onarım işleriyle ilgilenmelidir” talebinde bulundu.

Okumaya devam et

Popular