Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Türkiye için en büyük ulusal güvenlik sorunu: Erdoğan

Hem Türkiye hem de bölge için en büyük güvenlik sorunu haline gelen Erdoğan Rejimi’ne karşı yeni bir düzen kuruluyor. Erdoğan da kendisinden öncekilerin yaptığını yaparak kurtulmaya çalışırken, halkını ve devletini ateşe atıyor.

FATİH YURTSEVER | BOLD ANALİZ

Bernard Russel, Batı Felsefesi Tarihi-I kitabında Aristo’nun politikaya ilişkin görüşlerini anlattığı bölümde “Tiranlıktan” bahseder. “Tiranlar çok büyük ölçüde halkı soylulara karşı korumak vaadiyle iktidarı ele geçiren laf cambazlarıdır. Tiranların iktidarını koruyabilmeleri için insanların birbirini çok iyi tanıması engellenmeli, onları kendi kapısında açıkta yaşamaya mecbur etmelidir. Kadın dedektifler casuslar gibi çalıştırılmalıdır. Kavga tohumları ekilmeli ve halk yoksullaştırmalıdır. Tebaanın yapacak bir şeyi olsun ve devamlı bir lidere ihtiyaç duysun diye savaş çıkarmalıdır.”

Erdoğan Türkiye’yi Küçük Asya’nın Kuzey Kore’si yapmaya çalışıyor

Erdoğan rejimi tam da Aristo’nun yazdıklarını haklı çıkarırcasına, özellikle de dış politikada, komşularla ilişkilerde devamlı sorun çıkarıyor, Türkiye’yi bölgede yalnızlaştırarak Küçük Asya’nın Kuzey Kore’si haline getirmeye çalışıyor. Üstelik bunları yaparken hiçbir ulusal hak ve menfaati de dikkate almıyor. Erdoğan Rejimini kendisine tehdit olarak gören ülkeler askeri güç kapasitelerini artırma yoluna gidiyorlar. Bu durum Türkiye’nin bölgede yalnızlaşmasına ve güvenlik kuşağının tehlikeli ve kırılgan hale gelmesine neden oluyor. Geçmişte Türkiye ile arasında askeri kapasite açısından denge güdülen ülkeler, yeni silah alımlarıyla dengeyi lehlerine bozuyor.

Yunanistan’ın Artan Hava Gücü Türkiye İçin Yakın Vadede Tehdit Olacak

Doğu Akdeniz’de yaşanan sondaj gerilimden sonra AB’den istediği seviyede destek alamayan Yunanistan 6 Kasım tarihinde ABD’ye gönderilen mektup ile resmi olarak 18 adet F-35 uçağını mümkün olan en kısa zamanda satın almak istediğini belirtti. Daha önce de Fransa’dan 18 adet Rafale uçağının alacağına ilişkin haberler basına yansımıştı. Erdoğan Rejimi sayesinde Türkiye askeri olarak nasıl kullanılacağı henüz belli olmayan S-400’ler uğruna, F-35 projesinden çıkarıldı.

15 Temmuz sonrasında yapılan tasfiyeler nedeniyle Hava Kuvvetlerinde yeterli sayıda F-16 savaş pilot bulunmuyor. Yeni ABD yönetimi tarafından CAATSA yaptırımları da devreye alınırsa hava kuvvetlerinde yüzde 85 oranında ABD’ye bağımlı olan Türkiye F-16 uçağı uçuramaz hale gelecek. Türkiye ve Yunanistan arasındaki askeri gücün özellikle de hava gücünün Yunanistan lehine değişmesi yakın vadede Türkiye için önemli bir güvenlik sorunu olacak.

İsrail Doğu Akdeniz’de En Etkili Deniz Gücü Oluyor

ABD’nin önderliğinde Doğu Akdeniz’de kurulan Türkiye-ABD-İsrail iş birliği “One Minute” kriziyle Erdoğan tarafından bozuldu. Şu anda İsrail-Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye yönelik bir ittifak kurulmuş durumda. İsrail Deniz Kuvvetleri son teknoloji ürünü olan, toplamda 4 Adet olması planlanan Saar 6 korvetlerin ilkini yakında hizmete sokacak.

Tüm gemiler hizmete girdiğinde; silah yükleri, hava ve füze savunma sistemleri ve elektronik harp kabiliyetleriyle İsrail Donaması bölgenin en etkili deniz gücü olacak. Bu deniz gücünün Doğu Akdeniz’de Türk Deniz Kuvvetlerine tehdit teşkil edeceği gayet açık. İsrail askeri doktrini doğrultusunda F-35 uçakları ile birlikte bölgenin en güçlü hava kuvvetlerine sahip. İsrail’in hava gücünü Doğu Akdeniz’de deniz gücüyle müşterek kullanması, Doğu Akdeniz’de güç dengelerini değiştirecek.

Mısır İlk Defa Karadeniz’de

Erdoğan rejimi politik hevesleri uğruna 2013 yılından itibaren Mısır ile tüm askeri ve diplomatik ilişkileri askıya aldı. Mısır son beş yıl içerisinde hava ve deniz kuvvetlerine ciddi yatırım yaptı. Erdoğan rejimi sayesinde oluşan Türkiye karşıtlığı ekseninde yaşanan Mısır-Rusya yakınlaşması meyvelerini Mısır gemilerin Karadeniz’e çıkması şeklinde verdi. Mısır güçlenen hava ve deniz kuvvetleriyle Yunanistan-Güney Kıbrıs eksenine kayıyor. İsrail ile kuvvetlenen Türkiye karşıtı blok, Mısır ile daha güçlenecek. Erdoğan Rejimi sayesinde Türkiye yakın gelecekte Ege ve Doğu Akdeniz’de denizden kuşatılmış hale gelecek.

Rus Helikopterini Kim Düşürdü?

Devlet kurumlarının devre dışı bırakılması, şahsi menfaatler uğruna başka ülkelerin taşeronluğuna soyunmak Erdoğan Rejimine hayat suyu verse de Türkiye’nin geleceğini karartıyor. Rus basınında bu günlerde sıkça Erdoğan ve MI6 Başkanı Richard Moore arasındaki yakın ilişkiler gündeme getiriliyor. Ortaya atılan iddialara göre İngiltere, Kafkaslarda Erdoğan’ı kullanarak yeni bir “Great Game” kurma peşinde. Richard Moore Erdoğan konusunda ABD’yi ikna etmeye çalışıyor. Ancak Rusya yaşanan gelişmelerin farkında. Ermenistan-Azerbaycan krizinde de Rusya son anda Aliyev’in çift taraflı oynaşından istifade ederek kazanan ülke oldu. Erdoğan Rejimi teşkil edilecek Barış Gücünde TSK’da yer alacak dese de Putin son noktayı koydu. Zaten Azerbaycan adına askerî harekâtı planlayan Türk generallerin resimlerinin Rus basınında yayımlanması, Rusya’nın her şeyden haberdar olduğunu gösteriyor.

Zira; Ermenistan-Azerbaycan barış görüşmeleri öncesinde bir Rus helikopteri düşürüldü. Beklenenin aksine Azerbaycan süratli bir şekilde sorumluluğu üzerine alarak tazminat ödemeyi kabul etti, Ruslar da fazla üstelemeden krizi sönümlendirmeyi tercih etti. Anlaşılan helikopter barış görüşmelerini sabote etmek için Erdoğan Rejimi ve onun TSK’daki işbirlikçileri tarafından düşürüldü. Aliyev ve Putin olayın perde arkasını bildikleri için beklenen hareketi yapmayarak, barış görüşmelerine devam ettiler. Erdoğan Rejimi oyun dışı kalarak istediğini alamadı. Putin son birkaç gün içerisinde tekrar oyuna dahil olmak için çaba sarf eden Erdoğan Rejimine veya arkasındaki güce Türk generallerin resmini yayımlayarak cevap verdi: “Her şeyi biliyoruz, ileri giderseniz daha fazlasını açıklarız.”

Sonuç olarak Erdoğan Rejimi hem Türkiye hem de bölge için en büyük güvenlik sorunu haline geldi. Bölgede Erdoğan Rejimine karşı yeni bir düzen kuruluyor. Bu düzenin ne büyük kaybedeni trend bu şekilde devam ederse Türkiye olacak. Tarihi günler yaşıyoruz. ABD, Erdoğan rejimine karşı AB’yi iş birliğine çağıyor. Aristo’nun dediği gibi, tebaanın yapacak bir şeyi olsun ve devamlı bir lidere ihtiyaç duysun diye savaş çıkarmalıdır.

Erdoğan da kendisinden öncekilerin yaptığını yaparak kurtulmaya çalışırken, halkını ve devletini ateşe atıyor.

Analiz

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ankara’nın elinden ‘gizli tanık’ silahını aldı

Türkiye’de on binlerce masum, ‘gizli tanık’ sistemi nedeniyle tutuklu. Gizli tanıklar özellikle siyasi davalarda öne çıkıyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gizli tanık beyanlarıyla yapılan tutuklamalar için emsal bir karar verdi.

BOLD – 2009’da kapatılan Demokratik Toplum Partisi Ergani İlçe Başkanı Hasan Bakır’ın başvurusunu karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Bakır’a ‘gizli tanık ifadelerine dayanılarak’ 3 yıl ceza verilmesini hak ihlali olarak gördü. Mahkeme 13 Ekim 2020’de verdiği kararda, gizli tanık ifadesinin ceza için tek başına yeterli delil olamayacağının altını çizdi. Türkiye’de şimdiye dek görülen davalar ise tam tersini gösteriyor.

4.000 KİŞİYE 1 GİZLİ TANIK

Türkiye’de siyasi davalarda gizli tanıklar için kod ad kullanılıyor. “Garson” isimli gizli tanık, en popülerlerinden biri. Garson, 4 bin polisin davasında gizli tanık durumunda.

Gizli Tanık Garson’un Emniyet’e verdiği iki ayrı SD kart içerisinde ismi bulunduğu belirtilen 4 bin polis, Gülen Hareketi’yle bağlantılı olmakla suçlandı ve polislikten ihraç edildiler. 4 bin polisten 2600’ü hala tutuklu durumda.

Gizli tanıklar mahkemeye ayrı bir salondan görüntüleri ve sesleri değiştirilmiş olarak video konferans yöntemiyle bağlanıyorlar. Garson isimli gizli tanık her gün birkaç davaya bağlanıp ifade veriyor. Anlattıklarını bir araya getiren avukatlar, Garson’un kimliğini ortaya çıkardı.

Gizli tanık ‘Garson’un kim olduğunu belirleyen İstanbul Barosu avukatlarından biri turkishminute.com’a süreci anlattı. Güvenlik nedeniyle isminin yayınlanmasını istemeyen avukat, Garson’u şöyle anlattı:

“Garson isimli gizli tanığın T.Ç. olduğunu herkes biliyor artık. T.Ç. 31 Mart 2017’de ortadan kayboldu. Ailesi kaçırıldığına ilişkin suç duyurusunda bulundu. T.Ç’den bir gün sonra kaçırılan Önder Asan’ın anlatımlarından öğreniyoruz ki ikili gizli bir işkence merkezine götürülüp aylarca işkence görmüşler. T.Ç. işkence sonucu kendisine söylenen her şeyi kabul etmiş ve tanık koruma programına alınmış. Önder Asan ise kabul etmediği için halen tutuklu durumda.”

Garson’dan elde edildiği iddia edilen SD kartta ismi bulunan bir polis ve bir komiser yardımcısını savunduğunu belirten avukat, Garson’un müvekkillerinden ikisini de tanımadığını anlatıyor:

“Duruşmaya videokonferansla katıldı. Konuşmalarını anlamak zaten çok güç, sesi düşük ve değiştirilmiş veriliyor. İki müvekkilim hakkında sorular sordum ve tanımadığını kabul etti. Müvekkillerimle irtibatta olan Gülenistleri tanıdığını söyledi. Ancak onların isimlerini sorduğumuzda, cevap veremedi. Tüm çelişkilere, bir kişinin dört bin polisi tanıyamayacağı gerçeğine rağmen müvekkillerim gibi 2 binden fazla polis tutuklu. Garson sadece bir örnek. Türk hukuk sistemi özellikle siyasi davalarda tamamen gizli tanıklar üzerinden yürüyor.”

SELAHATTİN DEMİRTAŞ DA GİZLİ TANIK MAĞDURU

Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) tutuklu eski genel başkanı Selahattin Demirtaş da gizli tanık mağdurlarından biri. 142 yıl hapis istemiyle Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Demirtaş’ın iddianamesinde “Mercek” isimli bir gizli tanık vardı. Yargılama başladığında “Mercek” isimli gizli tanığın aslında hiç var olmadığı ortaya çıktı. Mahkeme kanalıyla istenen ifadeler bulunamadığı gerekçesiyle mahkemeye gönderilmedi.

RAHİP BRUNSON 2 YIL TUTUKLU KALDI

20 yılı aşkın süredir Türkiye’de yaşayan Amerikalı Rahip Brunson gizli tanık ifadeleri ile “ajan-terörist ve Gülenist” olmakla suçlandı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye üzerine kurduğu ekonomik baskıyla 2 yıl tutukluluğun ardından serbest bırakılan Brunson hakkında 5 gizli tanık vardı.

Dua, Göktaşı, Ateş, Serhat, Kılıç, Kama isimli gizli tanıkların ifadeleri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yanlısı medyada geniş yer buldu.

Gazeteci Adem Yavuz Arslan, Brunson dosyasındaki gizli tanıkları şu ifadelerle anlattı:

“Brunson hakkında ifade veren gizli tanıklara göre 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı Brunson CIA Başkanı olacaktı. AKP’li gazeteci Nedim Şener ise gizli tanık ifadelerine dayanarak, Brunson’un Kürtleri Hristiyan yapıp ayrı devlet kurduracağını anlattı. Hristiyan bir din adamının Müslüman bir din adamı Fethullah Gülen’in takipçisi olduğunu söyledi gizli tanıklar. Bu ifadelerin ciddiye alınır bir tarafı yoktu ama mahkemeler tutukluluk için yeterli gördü. Davanın ve gizli tanıkların nabzı Amerika ile yapılan pazarlıklara göre değişti. Trump’un ekonomik baskısı sonucu Türk ekonomisi krize girince, Erdoğan yönetiminin talebi doğrultusunda gizli tanıklar ifadeleri geri çektiler. Daha önceki anlatımlarının 180 derece tersini anlattılar. Brunson serbest kaldı, Amerika’ya uçtu, Başkan Trump tarafından Beyaz Saray’da ağırlandı.”

MUHALEFETİ BASTIRMAK İÇİN KULLANILIYORLAR

Avukat Ali Yıldız gizli tanıklığın muhalifleri baskılamak için kullanılan bir yargı aracına dönüştüğünü şöyle dile getiriyor:

“Gizli tanıklık ceza yargılaması sistemine girdiği 2005 yılından bu yana kötüye kullanılıyor ancak 2016 yılından sonra muhalifleri baskılamak için görülmemiş boyuta ulaştı. Hemen hemen her siyasi davada bir gizli tanık bulunuyor. Hatta gizli tanıklık maaş karşılığı yapılan bir mesleğe dönüştü. Bazen de var olduğu iddia edilen gizli tanığın aslında hiç olmadığı ortaya çıktı. Mahkeme huzuruna hiçbir zaman getirilmiyorlar. Selahattin Demirtaş davası bunlardan biri. Gizli tanığın ifadeleri iddianamede var ama kendisi ortada yok, kim olduğu da bilinmiyor.”

Yıldız, AİHM’in son kararını önemli buluyor:

“AİHM’in son kararında sanık avukatlarına gizli tanığı sorgulama imkanı verilmemesi ve bu tanığın ifadesinin ceza kararında belirleyici olmasını sözleşmeye aykırı bulup, hak ihlali kararı vermesi son derece önemli. Gizli tanıklık kurumu, zaten muğlak ve keyfilik içeren Türkiye Terörle Mücadele Yasalarını bireysel özgürlükler aleyhine daha da kötüleştirmektedir. Delilsiz siyasi dava dosyaları, gizli tanık beyanlarıyla doldurulmakta ve sadece bu beyanlar esas alınarak insanlara çok ağır cezalar verilmektedir.”

Okumaya devam et

Analiz

Alman Ordusu Türk gemisine neden çıkarma yaptı?

Almanya’dan AB Zirvesi öncesi Türkiye karşı askeri-diplomatik hamle… Almanya AB Zirvesi öncesinde Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Libya konusunda tavize zorlamak için bu tür bir girişimde bulundu.

FATİH YURTSEVER | ANALİZ

Avrupa Birliği (AB) tarafından Libya’ya yönelik yasadışı silah kaçakçılığının engellenmesi için başlatılan IRINI harekatına katılan Alman firkateyni Hamburg tarafından Türk bandıralı Roseline-A isimli gemiye Bingazi Limanına 125 deniz mili kala müdahale edildi. Hamburg firkateyninden kalkan helikopterin taşıdığı askerler Türk gemisine indirildi. Vocal Europe internet sitesinde harekata ilişkin görüntüler paylaşıldı. Görüntülerde Alman askerlerinin gemiye inişi, kaptan köşkünün kontrol altına alınışı ve konteynerlerin ayrıntılı şekilde incelenişine yer verildi.

Almanya’nın AB Zirvesi öncesinde Türk Bayrağı taşıyan bir gemiye, Türkiye’nin izni olmaksızın neden müdahalede bulunduğunun ip uçları, Reuters tarafından verilen haberin içeriğinde gizli. Haberde Almanya’nın gemiye müdahale için izin talep ettiği, ancak 4 saat geçmesine rağmen, izne yönelik herhangi bir cevap verilmediği, bu durumunun kendileri tarafından izin verildiği şeklinde kabul edildiği ve müdahale edildiği, Türkiye’nin itirazının kendilerine ulaşır ulaşmaz da askerin gemiyi terk ettikleri, gemide herhangi bir silah veya mühimmat bulunmadığı ifade ediliyor.

Haber içeriğinde yer alan 4 saat ibaresi kritik bir ifade. Zira, bu ifade Türkiye’nin de 2010 yılında taraf olduğu “Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşmeye Ait 2005 Protokolü” nü işaret ediyor. SUA Sözleşmesi ve Protokolü ile denizde gerçekleşebilecek terörizmin önlenmesini amaçlanıyor. Protokole göre; suç işlendiğine dair makul şüphenin oluşması durumunda uluslararası sularda gemiye müdahale edilebilir. Gemiye müdahaleden maksat gemide olması muhtemel silahları incelemek veya terörist saldırıya maruz kalan gemiye yardım etmek şeklinde tanımlanıyor.

Uluslararası sularda yabancı gemiye müdahale edileceği zaman geminin uyruğunun bayrak devletince doğrulanması gerekiyor. Doğrulama için Bayrak Devletinin kendisine yapılan talebe en kısa sürede cevap vermesi bekleniyor. Geminin uyruğu doğrulandıktan müdahale için izlenecek sonra müdahale için bayrak devletinden talepte bulunuyor. Bayrak devleti kendisine yapılan talebe olumlu cevap verebileceği gibi, olumsuz cevap vererek müdahaleyi kendisini yapacağını da beyan edebilir.

Ancak burada tartışmalı bir durum söz konusudur. Müdahalede bulunmak isteyen devlet tarafından International Maritime Organisation (IMO) Genel Sekreterliğinden bayrak devletinin bilgilendirilmesi için yapılan talebe 4 saat içerisinde cevap verilmemiş ise, bazı devletler bu süre geçtikten sonra müdahale edilebileceğini iddia ederken, bazı devletler bunun mümkün olmadığını ileri sürüyor. Türkiye tarafından IMO’ya yapılan deklarasyonda Türk Bayrağı taşıyan gemilere kendi rızası alınmadan müdahale edilmemesi gerektiği, taleplere 24 saat görev yapan deniz Kuvvetleri Harekat Merkezi tarafından en kısa sürede cevap verileceği beyan edilmiştir. Türkiye bir anlamda bu beyanı ile kendisine yapılan talebe zımni olarak 4 saatten kısa bir sürede cevap vereceği taahhüdünde bulunmuş oluyor.

Yaşanan hadiseden anlaşıldığı kadarıyla Türkiye imkânı olmasına rağmen 4 saatlik süre içerisinde bu talebe cevap vermemiş. Şaşırtıcı bir şekilde daha önce Libya’ya giden ticari gemilere Türk Deniz Kuvvetleri tarafından refakat ve koruma sağlanırken bu gemi yalnız bırakılmış.

Öte yandan Libya’ya yönelik silah ambargosunu düzenleyen 2292 sayılı BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı bayrak devletinin rızasını şart koşarken, Almanya müdahale için yapılan açıklamada özellikle üzerinde durulan 4 saat ifadesiyle SUA 2005 Protokolüne gönderme yaparak yapılan faaliyeti terörizm ile mücadele kapsamına sokmuş ve çok ince ve diplomatik bir lisan ile Türkiye’nin Libya’daki terörist gruplara silah gönderdiğini uluslararası kamuoyuna duyurmuştur.

Anlaşılan Almanya AB Zirvesi öncesinde Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Libya konusunda tavize zorlamak için bu tür bir girişimde bulundu. Şu hususu da hatırda tutmak gerekiyor, Türkiye’nin 4 saat içerisinde müdahale talebine cevap vermemesi ve Roselina-A isimli ticari gemiye refakat sağlamaması sanki müdahale olsun da IRINI harekatının meşruiyeti sorgulansın gibi bir düşünce ile hareket etmiş olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.

Ancak her ne olursa olsun müdahale edilen gemi Türk Bayrağı taşıyor ve Türkiye örtülü bir şekilde Libya’daki teröristlere silah gönderen ülke konumuna düşürülüyor. Daha önceki yazılarda da sıkça ifade edildiği şekilde Erdoğan Rejimi ve onun karanlık ilişkileri Türkiye Cumhuriyeti Devleti için en büyük ulusal güvenlik sorunudur.

Cezaevinde bir kanserli daha: Yasin Akaslan 9 aydır hapiste

Okumaya devam et

Analiz

Erdoğan’ın reform söylemi erken bitti

Geçen haftaiçi hükumetin adalet ve ekonomi reformları konusundaki demeçleri sonrası oluşan olumlu hava, Erdoğan’ın il kongrelerinde Bülent Arınç’ı hedef aldığı konuşmayla son buldu.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ekonomi ve hukukun üstünlüğü ve dış politikada reform sürecine gideceklerini açıkladı ve “Yerimiz Avrupa” dedi. Hukuk alanında insan hakları ve demokrasi reformları, ekonomide daha realist hamleler, dış politikada ise Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin vaatleri bunlar.

turkishminute.com’un haberine göre Erdoğan’ın aniden reformist ve demokrat söylemlere dönmesini muhalefet partileri ABD Başkanlık seçimlerini Joe Biden’ın kazanmasıyla ilişkilendirdi. Bülent Arınç, Erdoğan’ın sözlerini bir adım daha ileri götürdü ve yıllardır tutuklu olan Kürt siyasi lider Selahattin Demirtaş ile aktivist Osman Kavala’nın serbest bırakılabileceğini söyledi.

Bülent Arınç, Tayyip Erdoğan’la birlikte Adalet ve Kalkınma Partisini kuran isimlerden biri ve uzun yıllar Başbakan yardımcılığı yaptı. Arınç şimdi Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyesi.

Erdoğan ve Arınç’ın açıklamalarına gelen erken yorumlarda; iktidarı oluşturan milliyetçi blokta çatırdama vurgusu yapıldı. Erdoğan’ın, kriz durumundaki ekonomiyi toparlamak ve Biden dönemine hazırlanmak için koalisyon ortağı ve aşırı milliyetçi olarak nitelenen Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile yollarını ayırmaya hazırlandığı şeklindeki yorumlar erken son buldu.

Erdoğan, koalisyonu bozmak istediği şeklindeki yorumlara video konferansı yoluyla parti teşkilatlarına hitap ettiği konuşmasında son verdi. Erdoğan, isim vermeden yol arkadaşı Bülent Arınç’a cevap verdi ve koalisyon ortağı MHP’yi rahatlattı: “Son günlerde bizimle asla ilgili olmayan kimi bireysel açıklamalar ile reform gündemimize yaptığımız vurgular bahane edilerek yeni bir fitne ateşi yakılma çalışıldığını görüyoruz. Geçmişte birlikte çalışmış olsak bile hiç kimsenin şahsi ifadeleri Cumhurbaşkanı ile, hükümetimizle, partimizle ilişkili hale getirilemez.”

DEMİRTAŞ VE KALAVA SERBEST BIRAKILMAYACAK

Erdoğan’ın daha sert tonda yaptığı vurgu ise Arınç’ın “Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın serbest bırakılması” ile ilgili sözlerineydi. Erdoğan bu konudaki istikametinin değişmediğini vurguladıktan sonra bir kez daha Selahattin Demirtaş’ı terörle ilişkili kişi ve ölümlere sebep olmakla suçladı. Erdoğan aktivist Osman Kavala’nın tahliyesine de kapıyı kapattı.

Demirtaş ve Kavala’nın tutukluluğu Avrupa Birliği’nin sürekli olarak tepkisini çekiyor ve AB İlerleme Raporlarında sert eleştirilere neden oluyor. Erdoğan’ın ikiliyle ilgili son açıklamasından önce Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve Başdanışmanı İbrahim Kalın kısa bir Avrupa turuna çıktı.
Kalın, geçen hafta gittiği Brüksel’de AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in Dış Politika Başdanışmanı Maryam Van den Heuvel, Avrupa Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in Kabine Şefi Bjoern Seibert ve AB Dış İlişkiler Servisi Genel Sekreteri Helga Schmid ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirdi.

Anadolu Ajansı, Brüksel temaslarına ilişkin geçtiği haberde, Kalın’ın “Türkiye-AB ilişkilerinin stratejik öneminin giderek arttığı, Türkiye’nin AB’yi stratejik bir öncelik gördüğü” mesajını verdiğini bildirdi.
Erdoğan’ın AB’ye yönelik yeni dönem söylemleri ile Demirtaş ve Kavala’nın tutukluluğunun süreceğine ilişkin kararlı tavrı çelişki oluşturuyor. Ancak çelişki bununla sınırlı değil. Erdoğan’ın sözcüsü Kalın, AB turunu sürdürürken Türkiye’de Gülen Hareketi ve Kürtler üzerindeki baskı tüm hızıyla devam ediyordu.

Kalın’ın AB Konseyi Başkanı Michel’le görüştüğü gün, 38 işadamı Afrika’daki Gülen Hareketi okullarına bağış yaptıkları için tutuklandılar. Yine aynı hafta 24 Kürt avukat gözaltına alındı.

OYLAR DÜŞÜYOR

Erdoğan’ın yeniden hukuk ve demokrasi reformundan bahsetmesiyle ilgili bir başka görüş de AKP-MHP koalisyonunun düşen oy oranlarıyla ilgili.
31 Mart Yerel Seçimlerinde başta İstanbul, Ankara, Adana ve Antalya, gibi büyükşehirleri kaybeden AKP ve MHP olası bir yerel seçimde 5 büyükşehir ve bir il belediyesini daha kaybedecek.
Avrasya Araştırma Şirketi’nin anketine göre; AKP’nin elindeki Bursa, Balıkesir, Denizli, Uşak ve Samsun belediyeleri ile MHP’nin elindeki Manisa Belediyesi’nin şuanki oy oranlarına göre CHP ve İyi Parti’ye geçiyor.
Ancak Erdoğan, MHP’yle süren koalisyonunun sorunsuz olarak yoluna devam ettiğini açıkladı. MHP’den de benzer açıklamalarla koalisyonun sağlam temellere oturduğu karşılığı geldi. Tüm bu gelişmeler demokrasi yönündeki reform beklentilerinin bir kez daha ertelenmesine neden oldu.

Arınç’tan ‘Damat’ göndermeli istifa sinyali: Ben öyle Twitter’dan Instagram’dan…

Okumaya devam et

Popular