Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Alman Ordusu Türk gemisine neden çıkarma yaptı?

Almanya’dan AB Zirvesi öncesi Türkiye karşı askeri-diplomatik hamle… Almanya AB Zirvesi öncesinde Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Libya konusunda tavize zorlamak için bu tür bir girişimde bulundu.

FATİH YURTSEVER | ANALİZ

Avrupa Birliği (AB) tarafından Libya’ya yönelik yasadışı silah kaçakçılığının engellenmesi için başlatılan IRINI harekatına katılan Alman firkateyni Hamburg tarafından Türk bandıralı Roseline-A isimli gemiye Bingazi Limanına 125 deniz mili kala müdahale edildi. Hamburg firkateyninden kalkan helikopterin taşıdığı askerler Türk gemisine indirildi. Vocal Europe internet sitesinde harekata ilişkin görüntüler paylaşıldı. Görüntülerde Alman askerlerinin gemiye inişi, kaptan köşkünün kontrol altına alınışı ve konteynerlerin ayrıntılı şekilde incelenişine yer verildi.

Almanya’nın AB Zirvesi öncesinde Türk Bayrağı taşıyan bir gemiye, Türkiye’nin izni olmaksızın neden müdahalede bulunduğunun ip uçları, Reuters tarafından verilen haberin içeriğinde gizli. Haberde Almanya’nın gemiye müdahale için izin talep ettiği, ancak 4 saat geçmesine rağmen, izne yönelik herhangi bir cevap verilmediği, bu durumunun kendileri tarafından izin verildiği şeklinde kabul edildiği ve müdahale edildiği, Türkiye’nin itirazının kendilerine ulaşır ulaşmaz da askerin gemiyi terk ettikleri, gemide herhangi bir silah veya mühimmat bulunmadığı ifade ediliyor.

Haber içeriğinde yer alan 4 saat ibaresi kritik bir ifade. Zira, bu ifade Türkiye’nin de 2010 yılında taraf olduğu “Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşmeye Ait 2005 Protokolü” nü işaret ediyor. SUA Sözleşmesi ve Protokolü ile denizde gerçekleşebilecek terörizmin önlenmesini amaçlanıyor. Protokole göre; suç işlendiğine dair makul şüphenin oluşması durumunda uluslararası sularda gemiye müdahale edilebilir. Gemiye müdahaleden maksat gemide olması muhtemel silahları incelemek veya terörist saldırıya maruz kalan gemiye yardım etmek şeklinde tanımlanıyor.

Uluslararası sularda yabancı gemiye müdahale edileceği zaman geminin uyruğunun bayrak devletince doğrulanması gerekiyor. Doğrulama için Bayrak Devletinin kendisine yapılan talebe en kısa sürede cevap vermesi bekleniyor. Geminin uyruğu doğrulandıktan müdahale için izlenecek sonra müdahale için bayrak devletinden talepte bulunuyor. Bayrak devleti kendisine yapılan talebe olumlu cevap verebileceği gibi, olumsuz cevap vererek müdahaleyi kendisini yapacağını da beyan edebilir.

Ancak burada tartışmalı bir durum söz konusudur. Müdahalede bulunmak isteyen devlet tarafından International Maritime Organisation (IMO) Genel Sekreterliğinden bayrak devletinin bilgilendirilmesi için yapılan talebe 4 saat içerisinde cevap verilmemiş ise, bazı devletler bu süre geçtikten sonra müdahale edilebileceğini iddia ederken, bazı devletler bunun mümkün olmadığını ileri sürüyor. Türkiye tarafından IMO’ya yapılan deklarasyonda Türk Bayrağı taşıyan gemilere kendi rızası alınmadan müdahale edilmemesi gerektiği, taleplere 24 saat görev yapan deniz Kuvvetleri Harekat Merkezi tarafından en kısa sürede cevap verileceği beyan edilmiştir. Türkiye bir anlamda bu beyanı ile kendisine yapılan talebe zımni olarak 4 saatten kısa bir sürede cevap vereceği taahhüdünde bulunmuş oluyor.

Yaşanan hadiseden anlaşıldığı kadarıyla Türkiye imkânı olmasına rağmen 4 saatlik süre içerisinde bu talebe cevap vermemiş. Şaşırtıcı bir şekilde daha önce Libya’ya giden ticari gemilere Türk Deniz Kuvvetleri tarafından refakat ve koruma sağlanırken bu gemi yalnız bırakılmış.

Öte yandan Libya’ya yönelik silah ambargosunu düzenleyen 2292 sayılı BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı bayrak devletinin rızasını şart koşarken, Almanya müdahale için yapılan açıklamada özellikle üzerinde durulan 4 saat ifadesiyle SUA 2005 Protokolüne gönderme yaparak yapılan faaliyeti terörizm ile mücadele kapsamına sokmuş ve çok ince ve diplomatik bir lisan ile Türkiye’nin Libya’daki terörist gruplara silah gönderdiğini uluslararası kamuoyuna duyurmuştur.

Anlaşılan Almanya AB Zirvesi öncesinde Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Libya konusunda tavize zorlamak için bu tür bir girişimde bulundu. Şu hususu da hatırda tutmak gerekiyor, Türkiye’nin 4 saat içerisinde müdahale talebine cevap vermemesi ve Roselina-A isimli ticari gemiye refakat sağlamaması sanki müdahale olsun da IRINI harekatının meşruiyeti sorgulansın gibi bir düşünce ile hareket etmiş olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.

Ancak her ne olursa olsun müdahale edilen gemi Türk Bayrağı taşıyor ve Türkiye örtülü bir şekilde Libya’daki teröristlere silah gönderen ülke konumuna düşürülüyor. Daha önceki yazılarda da sıkça ifade edildiği şekilde Erdoğan Rejimi ve onun karanlık ilişkileri Türkiye Cumhuriyeti Devleti için en büyük ulusal güvenlik sorunudur.

Cezaevinde bir kanserli daha: Yasin Akaslan 9 aydır hapiste

Analiz

Adalet rehin alındı: Siyasi tutukluları cezaları bittiği halde bırakmıyorlar

Siyasi gerekçelerle tutuklu olan gazeteciler, Gülen Hareketi takipçileri ve Kürtler, yeni bir zorlukla karşı karşıya. Yargılama sonucunda aldıkları hapis cezaları bittiği halde tahliye edilmiyorlar. İnsan Hakları Derneği, siyasi tutukluların rehin alındığını belirtiyor.

BOLD – Human Right Watch’ın 13 Ocak’ta yayınladığı “Turkey: Covid-19 Pandemic Used to Strengthen Autocratic Rule” raporunda Türkiye’de binlerce Gülen Hareketi mensubu asılsız terör suçlamalarıyla yıllardır hapiste tutuluyor. Şimdi buna belirsiz sürede hapiste tutulma eklendi. Tutuklular bir kısmı mahkeme tarafından verilen ceza süresi sona erdiği halde serbest bırakılmıyorlar.

turkishminute.com’un haberine göre bunlardan biri gazeteci Habip Güler’di. Güler, 2016 yılında tutuklandı ve 50 ay cezaevinde kalarak 2 Nisan 2020’de cezasını doldurdu. Bir yıl denetimli serbestlikle tahliye edilmesi gereken Habip Güler, 9 Eylül 2020’de tahliye edildi. Güler, cezasını bitirdiği halde 5 ay boyunca hiçbir gerekçe gösterilmeden Silivri Cezaevinde tutuldu.

Durumu daha kötü olanlar da var. Gazeteci Büşra Erdal bunlardan biri. 25 Temmuz 2016’da tutuklanan Bürşa Erdal, Mart 2020 itibariyle denetimli serbestlik hakkı kazandı. Ancak Erdal, hala tahliye edilmedi. Geçmişte yazdığı haberlerle generalleri ve Erdoğan’ı oldukça rahatsız eden Büşra Erdal’ın tahliye edilmemesine sunulan gerekçe de oldukça ilginç.

Erdal’ın cezası ilk derece mahkemesinde kesinleştikten sonra dosyası Yargıtay’a gitti. Dosyanın yaklaşık iki yıldır Yargıtay’da bekletilmesi sürecinde Erdal’ın cezaevinde geçirmesi gereken günleri bitirdi. Ancak dosya hala Yargıtay’dan onay ya da ret yönüyle çıkmadığı için Erdal cezaevinde tutulmaya devam ediyor.

Gazeteci Güler ve Erdal, Gülen Hareketi’ne yakın Zaman gazetesinde çalıştıkları için tutuklanmışlardı. Benzer biçimde cezaları bittiği halde tahliye edilmeyen 10’dan fazla gazeteci var.

CEZALARA BİNDİRİM YAPILIYOR

HDP Milletvekili ve insan hakları aktivisti Ömer Faruk Gergerlioğlu, Yargıtay’ın dosyaları geciktirerek siyasi tutukluları daha uzun süre cezaevinde tutma yöntemi geliştirildiğini söylüyor. Gergerlioğlu, Yargıtay kararının verilmemesi nedeniyle tahliye olamayanların yaşadığı sıkıntıyı sosyal medya hesabından gündeme getirdi. Gergerlioğlu, “Binlerce kişi, cezası dolmasına rağmen Yargıtay kararı olmadığından tahliye olamıyor Bu nasıl insafsızlık, hem yasadan faydalandırma hem de bindirim yap!” dedi.

Gergerlioğlu’nun paylaşımına cevap yazan Mehmet Kaptan isimli tutuklu yakını, oğlunun 44 aydır tutuklu bulunduğunu, dosyasının 18 aydır Yargıtay’da olduğunu kaydetti. Kaptan, “Benim oğlum da cezaevinde 44 aydır tutuklu bulunmaktadır ve şu anda cezasını tamamlamıştır. Ancak 18 aydır dosyası Yargıtay’dadır. Ne onaylandı nede reddedildi. Denetimli serbestlik ile tahliye olacaktı ama olamıyor” dedi.

Elif Tuna isimli bir kişi de, Samsun Cezaevinde Hamza Demircan isimli tutuklunun verilen cezadan fazlasını yattığını belirtti. Tuna, “Hamza Demircan verilen cezanın fazlasını yatıyor. Dosya Yargıtay’da aylardır arşivde görünüyor” dedi.

Benzer durum Kürt Hareketiyle ilişkili tutuklular için de geçerli.

SİYASİ TUTUKLULAR İÇİN YENİ DÜZENLEME

İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde 2016 yılından bu yana tutuklu bulunan Merve Nur İşleyici, Didar Bozan ve Ceylan Bozkurt’un 9 Ocak tarihinde cezaları bitmesine rağmen tahliye edilmedi. Üç Kürt tutuklu için gerekçe olarak ise yeni bir düzenleme gösterildi.

Human Right Watch’ın raporuna başlık yaptığı şekilde Pandemi döneminde siyasi tutuklular aleyhine yeni bir düzenleme yapıldı. “Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik” isimli düzenlemeye göre, tutukluların tahliye edilmesi için Cezaevi yönetimlerinin tutuklunun “pişman” olduğuna ikna olması gerekiyor.

Türkiye’deki tüm tutuklular 6 yıl ve üzeri ceza aldıklarında son yılını cezaevi dışında gözetim altında geçiriyor. Ancak yeni yönetmeliğe göre cezaevi yönetimini “pişman” olduğuna ikna edemeyen tutuklular tahliye edilmeyecek.

İnfaz yasasındaki düzenleme gerekçe gösterilerek tutuklulara “pişmanlık” dayatıldığını aktaran İHD İzmir Şubesi Başkanı Zafer İncin, siyasi tutukluların rehin alınmasının önünün açıldığını söyledi.

Mezopotamya Ajansına konuşan Avukat İncin, muhalif tutukluları pandemi döneminde başta sağlık olmak üzere pek çok hak kaybı yaşadığını söyledi ve “Yeni düzenleme ile keyfi bir hak ihlali yaşatılıyor. Cezaevi yöneticileri, oluşturdukları komisyonlarla mahpuslara ‘Pişman değilsen, tahliye olamasın’ diyerek baskı kurmaya çalışıyor. Bu ciddi bir insan hakkı ihlalidir” dedi.

Okumaya devam et

Analiz

Ekonomide Türkiye gerçeği

Yoksulluk intiharları ani yükseliyor, kapanan iş yeri sayısında patlama yaşanıyor, batık krediler tırmanıyor, halk dondurucu soğuğa rağmen ucuz gıda kuyruklarına giriyor. İşte ekonominin sansürsüz hali…

BOLD – Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ekonomik sebepler yüzünden yaşanan intiharların toplam intiharlar içindeki payı 2018’de yüzde 7.3 iken 2019’da yüzde 9.4’e yükseldi. turkishminute.com’un aktardığına göre medyanın yoksulluk nedeniyle intihar edenlere sansür uyguladığı Türkiye’de sosyal medyada hemen her gün yoksulluk nedeniyle intihar eden birine ait paylaşımlar bulmak mümkün. Gıda enflasyonunda son on iki ay itibariyle artış oranı yüzde 19,75 oldu. Yıllık ortalama artış oranı ise yüzde 16,16 olarak hesaplandı. Türkiye gıda fiyatlarındaki artışta OECD ülkeleri arasında lider, dünyada ise Arjantin’in ardından ikinci konumda.

İntiharlar ve halkın hissettiği yoksulluğa rağmen, Türkiye pandemi döneminde esnafa ve halka doğrudan destek vermek yerine, ucuz kredi sağlama yöntemi seçti. Kredilerde patlama yaşanırken, desteksiz kalan binlerce işletme ise kapandı.

KAPANANLARIN SAYISI KATLANIYOR

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerine göre 2020 Ocak-Kasım döneminde 2019’un aynı dönemine göre kapanan şirket sayısı yüzde 11 artarak 12 bin 206’ya çıktı. Kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı da yüzde 14.39 artışla 19 bin 665’e fırladı.

Batık kredi miktarı 150 milyar TL’yi aşarken icra dairelerindeki icra ve iflas dosya sayısı ise 22 milyon 127 bine çıktı. İcra dairelerine günlük gelen dosya sayısı ise 17 bin civarında.

2020 Haziran ayı sonrası ucuzlatılan ve yıllık 1 trilyon lirayı aşan kredi genişlemesinin geri ödemelerinde ciddi sıkıntı bekleniyor. Bankalar yeni yılla birlikte pandeminin ilk dalgasında verilen kredileri tahsile başlayacak ve bu zorda olan işletmelerin iflasa sürüklenmesi anlamına geliyor.

Covid-19 etkisiyle revize edilmiş geniş tanımlı işsiz sayısı ve iş kaybı Ekim 2020’de 10 milyona yaklaştı. Bu yıl işsiz sayısının katlanarak artması bekleniyor.

BATIK KREDİLERDE HIZLI TIRMANIŞ

Pandeminin ilk dalgasında en çok borçlanan kesim Küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ) oldu. Ancak borçları çeviremeyen işletmeler hızla iflasa sürükleniyor. Batık KOBİ kredisi miktarı Kasım 2020 itibarıyla 57 milyar 875 milyon TL’ye çıktı. Takipteki KOBİ sayısı ise 285 bine dayandı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre bankacılık sektöründe Kasım 2020 itibarıyla batık kredi miktarı 150 milyar TL’yi aşıyor. En fazla batık kredinin olduğu sektör 25 milyar TL ile imalat sanayii olurken ikinci sırada 25 milyar liralık batıkla inşaat, üçüncü sırada 24 milyar TL ile toptan ve perakende ticaret geliyor. Batık kredi oranı en hızlı artan sektör ise enerji. Sektörün 15 milyar TL’yi aşkın takipteki kredisi bulunuyor. Batık krediler nedeniyle 2021’de ise ciddi iflas dalgası bekleniyor.

KAMU KURUMLARI İFLASIN EŞİĞİNDE

Krizin etkileri kamu kurumlarında da görülüyor. Demiryollarındaki trenleri işleten ve Devlet Demiryolları’na bağlı olarak hizmet veren TCDD Taşımacılık, 2019 yılında 1 milyar 87 milyon 52 bin 678 TL zarar etti. Kurumun personeline maaş ödeyecek durumunun olmadığı Sayıştay raporlarına yansıdı.

Buna rağmen kamu kuruluşları borçlanmayla da olsa yüksek harcamalara devam ediyorlar. En dikkat çeken harcamalar ise Erdoğan’ın yeni saraylarında. 2021 Yılı Yatırım Programı’na göre; Cumhurbaşkanlığı, 2021 yılında yazlık ve kışlık iki yeni saray inşa edecek. Deniz kıyısındaki Marmaris yazlık sarayı 640.5 milyon ve Bitlis Ahlat’taki kışlık saray 99 milyon liraya mâl olacak.

Ekonomi yönetiminin tercihlerinin sonuçlarını merkezi yönetim bütçesi açığı rakamlarında görmek mümkün. 2020’de bütçe açığı yüzde 38,5 arttı ve 172 milyar 743 milyon lira olarak kayıtlara geçti.

FAİZLER YÜKSELİYOR

2020’yi döviz kurundaki rekorlarla tamamlayan ekonomi yönetimi, yeni yılda kur şokları yaşamamak için düşük faiz politikasından vazgeçti. Yeni politika doğrultusunda bankalar faizleri farklı kredi dilimlerinde yükselttiler. En önemli artış otomotiv kredisinde geldi.

Taşıt kredisi faiz oranı, geçen hafta beş puana yakın artarak yüzde 20 seviyesinin üzerine çıktı. Ticari kredilerin faizi yüzde 20’yi aşarken, ihtiyaç kredilerinin faizi yüzde 23’ün üzerini gördü.

-4 DERECEDE UCUZ MEYVE KUYRUĞU

Halkın hissettiği ekonomik krizin etkilerini ise rakamlarda değil sokakta görmek mümkün. Türkiye’nin en büyük iki kenti İstanbul ve Ankara’da ucuz ekmek kuyrukları her geçen gün uzuyor.

CHP Kayseri Milletvekili Çetin Arık yoksulluğa dikkat çekmek için Kayseri’den fotoğraflar paylaştı. Markette kilosu 5-6 lirayı olan elmayı 2,5 liradan almak için -4 derece soğukta kuyrukta bekleyenlerin fotoğraflarını paylaşan Arık, Türkiye’nin gerçek fotoğrafının bu olduğunu söyledi.

Okumaya devam et

Analiz

Biden ile görüşemeyen Erdoğan Hulusi Akar’ı devreye soktu

Seçilmiş ABD Başkanı Joe Biden, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın görüşme talebine bir aydır cevap vermiyor. Erdoğan, hükumet içinde NATO ve Amerika ile ilişkilerini koruma çabasıyla dikkat çeken Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı devreye soktu.

BOLD – ABD seçimleri boyunca son ana kadar Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın seçimleri kazanacağına ilişkin umutlarını koruyan Tayyip Erdoğan, Biden’a tebriklerini en son ileten liderlerden biri oldu. turkishminute.com’un aktardığına göre Biden’ın kazandığının netleşmesinin ardından Erdoğan’ın danışmanları Aralık ayı içinde görüşme talebiyle Biden’ın ofisine ilettiler ancak haftalar geçmesine rağmen görüşme talebine geri dönüş yapılmadı.

Türkiyeli yetkililer, bölge ile ilgili politikalarda Biden yönetiminin Trump yönetiminden çok farklı olacağı konusunda hemfikir. Erdoğan’ın görüşme talebi kabul edilmeyince devreye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar girdi. Akar, fırtınalı ilişkilere rağmen ABD yönetimi ve NATO ile bireysel ilişkilerini koruma konusunda hükümet içerisindeki en hassas isim. Akar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin eski Genelkurmay Başkanı olması nedeniyle de NATO ve Pentagon’la çalışma prensiplerine hakim.

“PATIROT’U İSTİYORUZ”

Akar, Erdoğan’ın Biden’la randevu talebini farklı biçimde yenileyerek, Türk-ABD ilişkilerindeki gerilimin temeli olan Rusya’dan satın alınan S-400 hava savunma sistemi konusunu yeniden açtı. Akar, Türkiye’nin ABD’den Patriot hava savunma sistemi almak istediğini, kesilen görüşmelerin yeniden başlamasını talep ettiklerini söyledi.

Akar’ın “Patriot istiyoruz” sözleri ABD yönetimine uzatılmış milyarlarca dolarlık bir barış eli. Akar, sözlerinin devamında ABD’nin S-400 nedeniyle uyguladığı CAATSA yaptırımlarına da atıf yaparak “Şimdi biz hasım mıyız? Biden döneminde ABD’nin bu kararını gözden geçirmesini ve normalleşmeye geçmeyi bekliyoruz.” dedi.

F-35 programına da yeniden dönmek istediklerini belirten Akar, S-400’lerin F-35’in çalışmasına soruna teşkil edeceği görüşüne katılmadığını belirtti ve diyalog ile bu sorunların giderilebileceğini, S-400’lerin geri gönderilmesi gibi bir talebin ise sıkıntı vereceğini belirtti.

“ABD ile ortak yapabileceğimiz işler var, hem iki ülkenin hem NATO hem bölge ve dünya yararına.” diyen Akar, yeni göreve başlayacak olan Biden yönetiminin yaptırım kararını gözden geçirip normalleşmeye geçilmesinin önemli olduğunu belirtti. Ancak Akar, S400’ün ikinci paketinin alımı için Rusya ile görüşmelerin sürdüğünü de doğruladı.

AKAR’I ENDİŞENLENDİREN GELİŞMELER

Eski bir genelkurmay başkanı olarak Hulusi Akar’ı ABD ile ilişkileri normalleştirme konusunda istekli yapan gelişmelerden birisi de Türkiye’nin komşusu Yunanistan’ın başlattığı güçlü silahlanma adımları.

Yunan hükümeti 14 Ocak’ta Fransa’dan 18 adet Rafale savaş uçağı alımına ilişkin 2.5 milyar euroluk paketi Meclis’ten geçirdi. Hükümetin Eylül ayında açıkladığı dev savunma programı kapsamındaki Rafale alımları, Yunanistan’ın Ege ve Akdeniz hava sahasında Türkiye’ye karşı üstünlük sağlama hedefinin önemli bir parçası. Diğer parçası ise F-35 alımları. Yunanistan, 24 adet F-35 savaş uçağı satın almak üzere Kasım ayında ABD’ye niyet mektubu göndererek resmi başvuru yapmıştı. ABD yönetimi başvuruya olumlu yanıt verdi.

F-35 programından çıkartılan Türkiye, Yunanistan karşısında hava gücünde dezavantajlı konuma gerilerken; Yunanistan ile ABD arasındaki savunma alanındaki ilişkiler ise her geçen gün ilerliyor.

Akar, geçtiğimiz yıl yaptığı iki açıklamada Yunanistan’ın çılgınca silahlanmaya başladığını söyleyerek tepki göstermişti.

Erdoğan, Biden’in yemininden önce İsrail, Avrupa Birliği, Suudi Arabistan ve Yunanistan’a yönelik bir dizi teklifte bulundu. Erdoğan, Türkiye’nin halen ciddi gerilimler yaşadığı bu ülkelerle yeniden diyalog başlatmak istediğini belirtti. Erdoğan’ın özellikle Yunanistan konusunda aniden değişen istekli tavrı, ülke içerisinde eleştirilere neden oldu.

AKP’NİN DÜŞÜNCE KURULUŞU TEMKİNLİ

Cumhurbaşkanı Erodoğan’ın partisi AKP’nin düşünce kuruluşu olarak bilinen Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Biden döneminde ilişkilerin Trump dönemindeki kadar rahat olmayacağına ilişkin bir görüş yayınladı.

SETA direktörlerinden Kemal İnat’ın imzasını taşıyan görüşe göre Trump, başkanlığı dönemince Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri en az hasarla yürütmeyi başardı.

İnat, ilişkilerin Trump döneminde kötüleştiğini kabul ederken, bununla ilgili Obama döneminden kalan bürokrasiyi suçluyor:

“Amerikan güvenlik bürokrasisi ile Kongre’nin büyük kısmı, Obama döneminden devraldıkları Türkiye karşıtlığını Trump’ın başkanlığı döneminde tırmandırdılar.”

Hükumetin stratejisini belirleyen kuruluş olma özelliği de taşıyan SETA’nın sayfasında Twitter’ın Trump’ın sosyal medya hesaplarını askıya almasına tepki gösteren iki makale de bulmak mümkün. Buna karşın Biden döneminde ilişkilerin pozitif yöne evrilebileceğine ilişkin SETA’nın bir öngörüsü bulunmuyor.

Okumaya devam et

Popular