Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ankara’nın elinden ‘gizli tanık’ silahını aldı

Türkiye’de on binlerce masum, ‘gizli tanık’ sistemi nedeniyle tutuklu. Gizli tanıklar özellikle siyasi davalarda öne çıkıyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gizli tanık beyanlarıyla yapılan tutuklamalar için emsal bir karar verdi.

BOLD – 2009’da kapatılan Demokratik Toplum Partisi Ergani İlçe Başkanı Hasan Bakır’ın başvurusunu karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Bakır’a ‘gizli tanık ifadelerine dayanılarak’ 3 yıl ceza verilmesini hak ihlali olarak gördü. Mahkeme 13 Ekim 2020’de verdiği kararda, gizli tanık ifadesinin ceza için tek başına yeterli delil olamayacağının altını çizdi. Türkiye’de şimdiye dek görülen davalar ise tam tersini gösteriyor.

4.000 KİŞİYE 1 GİZLİ TANIK

Türkiye’de siyasi davalarda gizli tanıklar için kod ad kullanılıyor. “Garson” isimli gizli tanık, en popülerlerinden biri. Garson, 4 bin polisin davasında gizli tanık durumunda.

Gizli Tanık Garson’un Emniyet’e verdiği iki ayrı SD kart içerisinde ismi bulunduğu belirtilen 4 bin polis, Gülen Hareketi’yle bağlantılı olmakla suçlandı ve polislikten ihraç edildiler. 4 bin polisten 2600’ü hala tutuklu durumda.

Gizli tanıklar mahkemeye ayrı bir salondan görüntüleri ve sesleri değiştirilmiş olarak video konferans yöntemiyle bağlanıyorlar. Garson isimli gizli tanık her gün birkaç davaya bağlanıp ifade veriyor. Anlattıklarını bir araya getiren avukatlar, Garson’un kimliğini ortaya çıkardı.

Gizli tanık ‘Garson’un kim olduğunu belirleyen İstanbul Barosu avukatlarından biri turkishminute.com’a süreci anlattı. Güvenlik nedeniyle isminin yayınlanmasını istemeyen avukat, Garson’u şöyle anlattı:

“Garson isimli gizli tanığın T.Ç. olduğunu herkes biliyor artık. T.Ç. 31 Mart 2017’de ortadan kayboldu. Ailesi kaçırıldığına ilişkin suç duyurusunda bulundu. T.Ç’den bir gün sonra kaçırılan Önder Asan’ın anlatımlarından öğreniyoruz ki ikili gizli bir işkence merkezine götürülüp aylarca işkence görmüşler. T.Ç. işkence sonucu kendisine söylenen her şeyi kabul etmiş ve tanık koruma programına alınmış. Önder Asan ise kabul etmediği için halen tutuklu durumda.”

Garson’dan elde edildiği iddia edilen SD kartta ismi bulunan bir polis ve bir komiser yardımcısını savunduğunu belirten avukat, Garson’un müvekkillerinden ikisini de tanımadığını anlatıyor:

“Duruşmaya videokonferansla katıldı. Konuşmalarını anlamak zaten çok güç, sesi düşük ve değiştirilmiş veriliyor. İki müvekkilim hakkında sorular sordum ve tanımadığını kabul etti. Müvekkillerimle irtibatta olan Gülenistleri tanıdığını söyledi. Ancak onların isimlerini sorduğumuzda, cevap veremedi. Tüm çelişkilere, bir kişinin dört bin polisi tanıyamayacağı gerçeğine rağmen müvekkillerim gibi 2 binden fazla polis tutuklu. Garson sadece bir örnek. Türk hukuk sistemi özellikle siyasi davalarda tamamen gizli tanıklar üzerinden yürüyor.”

SELAHATTİN DEMİRTAŞ DA GİZLİ TANIK MAĞDURU

Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) tutuklu eski genel başkanı Selahattin Demirtaş da gizli tanık mağdurlarından biri. 142 yıl hapis istemiyle Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Demirtaş’ın iddianamesinde “Mercek” isimli bir gizli tanık vardı. Yargılama başladığında “Mercek” isimli gizli tanığın aslında hiç var olmadığı ortaya çıktı. Mahkeme kanalıyla istenen ifadeler bulunamadığı gerekçesiyle mahkemeye gönderilmedi.

RAHİP BRUNSON 2 YIL TUTUKLU KALDI

20 yılı aşkın süredir Türkiye’de yaşayan Amerikalı Rahip Brunson gizli tanık ifadeleri ile “ajan-terörist ve Gülenist” olmakla suçlandı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye üzerine kurduğu ekonomik baskıyla 2 yıl tutukluluğun ardından serbest bırakılan Brunson hakkında 5 gizli tanık vardı.

Dua, Göktaşı, Ateş, Serhat, Kılıç, Kama isimli gizli tanıkların ifadeleri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yanlısı medyada geniş yer buldu.

Gazeteci Adem Yavuz Arslan, Brunson dosyasındaki gizli tanıkları şu ifadelerle anlattı:

“Brunson hakkında ifade veren gizli tanıklara göre 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı Brunson CIA Başkanı olacaktı. AKP’li gazeteci Nedim Şener ise gizli tanık ifadelerine dayanarak, Brunson’un Kürtleri Hristiyan yapıp ayrı devlet kurduracağını anlattı. Hristiyan bir din adamının Müslüman bir din adamı Fethullah Gülen’in takipçisi olduğunu söyledi gizli tanıklar. Bu ifadelerin ciddiye alınır bir tarafı yoktu ama mahkemeler tutukluluk için yeterli gördü. Davanın ve gizli tanıkların nabzı Amerika ile yapılan pazarlıklara göre değişti. Trump’un ekonomik baskısı sonucu Türk ekonomisi krize girince, Erdoğan yönetiminin talebi doğrultusunda gizli tanıklar ifadeleri geri çektiler. Daha önceki anlatımlarının 180 derece tersini anlattılar. Brunson serbest kaldı, Amerika’ya uçtu, Başkan Trump tarafından Beyaz Saray’da ağırlandı.”

MUHALEFETİ BASTIRMAK İÇİN KULLANILIYORLAR

Avukat Ali Yıldız gizli tanıklığın muhalifleri baskılamak için kullanılan bir yargı aracına dönüştüğünü şöyle dile getiriyor:

“Gizli tanıklık ceza yargılaması sistemine girdiği 2005 yılından bu yana kötüye kullanılıyor ancak 2016 yılından sonra muhalifleri baskılamak için görülmemiş boyuta ulaştı. Hemen hemen her siyasi davada bir gizli tanık bulunuyor. Hatta gizli tanıklık maaş karşılığı yapılan bir mesleğe dönüştü. Bazen de var olduğu iddia edilen gizli tanığın aslında hiç olmadığı ortaya çıktı. Mahkeme huzuruna hiçbir zaman getirilmiyorlar. Selahattin Demirtaş davası bunlardan biri. Gizli tanığın ifadeleri iddianamede var ama kendisi ortada yok, kim olduğu da bilinmiyor.”

Yıldız, AİHM’in son kararını önemli buluyor:

“AİHM’in son kararında sanık avukatlarına gizli tanığı sorgulama imkanı verilmemesi ve bu tanığın ifadesinin ceza kararında belirleyici olmasını sözleşmeye aykırı bulup, hak ihlali kararı vermesi son derece önemli. Gizli tanıklık kurumu, zaten muğlak ve keyfilik içeren Türkiye Terörle Mücadele Yasalarını bireysel özgürlükler aleyhine daha da kötüleştirmektedir. Delilsiz siyasi dava dosyaları, gizli tanık beyanlarıyla doldurulmakta ve sadece bu beyanlar esas alınarak insanlara çok ağır cezalar verilmektedir.”

Analiz

Saray’ın bakanları kanal kanal gezip ‘gündem’ olmaya çalışıyor

Gündem belirleyemeyen AKP Hükumeti, bakanları kanal kanal dolaştırıyor. Bir televizyonda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu konuşurken başka bir kanalda Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan açıklamalar yapıyor.

BOLD ANALİZ – AKP’li bir yönetici Nagehan Alçı’ya ‘havuz medyası’ ile ilgili itiraflarda bulundu: “Vallahi hiçbir etkimiz kalmadı. Gazetelerimiz bir hafta çıkmasa, halk bu gazetelerin yayınlanmadığını fark etmez. Şu tartışma programlarına onlarca arkadaşımızı ekranda parlasınlar diye gönderiyoruz”

BAKANLAR KANAL KANAL DOLAŞACAK

İktidara geldiği 2002 yılından bu yana gündemi kendisi belirleyen AKP, artık gündemin peşinde koşmak zorunda kalıyor. İşsizlik, zamlar yoksulluk ve kayıp 128 milyar dolar konusunda Millet İttifakı’nın eleştirilerine cevap veremeyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yeni bir karar aldı. Kabine üyesi bakanlar her akşam bir televizyon kanalına çıkarak açıklamalar yapacak.

LEBALEP KONGRELERİ TEPKİSİ DİNMİYOR

Dünya ve Türkiye’yi kasıp kavuran Kovid-19 salgınını yönetemeyen Saray Hükumeti, vatandaşların yüzde 80’nin onaylamadığı lebalep AKP kongreleri eleştirilerini bertaraf edemiyor. Erdoğan’ın “Lebalep kongre meselesi kapansın” talimatına AKP kurmayları, “Vatandaşlar bize inanmıyor. Hastalığın kongreler yüzünden arttığını düşünüyor” karşılığı verdiği belirtiliyor. Kongrelerin başladığı 2020 ekim ayında 5 binlerde seyreden günlük vaka sayısı maske ve mesafeye uyulmayan kongrelerin sona erdiği 60 binlere ulaştı.

AŞILAMA SKANDALI

Muhalefetin ve vatandaşların “Aşı nerede?” soruları Saray Hükumetinin peşinden koştuğu başka bir gündem başlığı oldu. Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu’na da talimat gönderdiği kaydedilen Erdoğan’ın aşılamadaki yavaşlamaya ikna edici bir açıklama yapılmasını istedi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sık sık “Yeni aşı bağlantısı kurduk. Yakında Türkiye’ye gelecek” açıklamalarının altında gündem belirleme gayreti olduğu ifade edildi.

GENELGELERLE YÖNETİLEN TÜRKİYE

Kanunlarla yönetilen Türkiye’den genelgelerle yönetilen ülkeye geçilmesi de Erdoğan’ın başını ağrıtıyor. Marketlerde satılacak ürünler, pazarların açık olma saatleri İçişleri Bakanlığı’nca yayınlanan genelgelerle belirleniyor. Halkın tepkisini çeken genelge krizini çözmesi için İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya görev verildi. Soylu, televizyonlara çıkıp yayınladığı genelgeleri madde madde açıklamaya başladı.

128 MİLYAR DOLAR UNUTULSUN

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ı 128 milyar doları unutturmak için görevlendiren Erdoğan, beklediği performansı alamadı. Uluslararası basında bile 128 milyar doların damat Berat Albayrak döneminde çarçur edildiğine dair haberlerinin yayınlanmasının Erdoğan’ı sinirlendirdiği kaydediliyor.

Okumaya devam et

Analiz

CAATSA yaptırımları Türk Ordusu’nun ‘savaşa hazırlık’ durumunu etkileyecek

Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 füze sistemi nedeniyle ABD eski Başkanı Donald Trump’ın 14 Aralık’ta Ankara’ya karşı açıkladığı CAATSA yaptırımları 7 Nisan’da devreye girdi. Yaptırımlar Türkiye’nin ‘savaşa hazırlık’ durumunu etkileyecek potansiyele sahip.

BOLD – ABD, Ankara’nın Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alması nedeniyle ilk olarak Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programındaki ortaklığını askıya aldı ve ardından tamamen iptal etti. Radara yakalanmayan 5. nesil F-35 savaş uçaklarını Avrupa’daki bütün ülkelerden önce alacak olan Türkiye, hem eskiyen hava kuvvetleri filosunu yenilemekten mahrum kaldı hem de program kapsamında yaklaşık 9 milyar dolarlık iş kaybına uğradı.

Eski Başkan Donald Trump’ın 14 Aralık’ta açıkladığı CAATSA (ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası) Yaptırımları da 7 Nisan’da devreye girdi.

ABD KONGRESİ’NDEN ‘ÖRTÜLÜ’ SİLAH AMBARGOSU

Ankara’nın S-400 satın alımı nedeniyle ABD Türkiye’ye örtülü ve fiili (de facto) bir ‘silah ambargosu’ uygulamaya soktu. Amerikan savunma sanayii şirketlerinin yabancı ülkelere yapacağı satışlar konusunda Dışişleri Bakanlığı’nın izin vermesi durumunda son onay mercii ABD Kongresi.

Aslında ABD Kongresi’nin Türkiye’ye fiili silah ambargosunun temelleri, 2017 yılında AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın korumalarının Washington ziyareti sırasında Türk Büyükelçiliği önünde protestocuları dövmesi ve ardından Türkiye’nin 2019 yılında Suriye’nin kuzeydoğusuna karşı başlattığı Barış Pınarı Harekatı ile atılmıştı.

CAATSA YAPTIRIMLARI

ABD Kongresi, kısaca CAATSA olarak bilinen Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası’nı 2017’de onayladı.

Yasa ile Rusya, İran ve Kuzey Kore’ye yaptırım uygulanmasının yolu açıldı. CAATSA’da 12 farklı yaptırım türü var. CAATSA, ABD başkanına 12 yaptırım arasından en az 5’ini seçerek uygulama yetkisi veriyor.

Dönemin ABD Başkanı Donald Trump, yasada belirtilen 12 yaptırımdan Türkiye için 5’ini seçmişti. Belirlenen yaptırımlar şunlardı:

  1. Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasağı,
  2. Savunma Sanayii Başkanlığı’na 12 aylık bir süre içinde miktarı 10 milyon doları geçecek şekilde ABD mali kurumları tarafından kredi verilmesi yasağı,
  3. Savunma Sanayii Başkanlığı’na ihracat konusunda ABD İhracat-İthalat Bankası desteğinin yasaklanması,
  4. ABD’nin Savunma Sanayii Başkanlığı’na yarar sağlayacak kredilere uluslararası finans kuruluşlarında karşı çıkma zorunluluğu,
  5. Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, başkan yardımcısı Faruk Yiğit, SSB Hava Savunma ve Uzay Departmanı Başkanı Serhat Gençoğlu ve SSB Bölgesel Hava Savunma Sistemleri Direktörlüğü Program Müdürü Mustafa Alper Deniz’e vize yasağı getirilmesi. Yaptırım kapsamına alınan yetkililerin ABD’deki malvarlıklarının da dondurulması öngörülüyor.
TÜRKİYE’NİN ORTAK SİLAH PROJELERİNİ ETKİLEYEBİLİR

ABD’nin özellikle Savunma Sanayii Başkanlığı’na yarar sağlayacak kredilere uluslararası finans kuruluşlarında karşı çıkma zorunluluğu, gelecekte Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle gelişmiş silah platformları geliştirmesindeki ortaklıkları tehdit edebilir.

Bu noktada ABD’nin diğer ülkeleri de CAATSA yaptırımlarına maruz kalabilecekleri konusunda tehdit ermesi Türkiye için endişe verici. Burada en büyük risk Avrupalı ve Asyalı savunma sanayii firmalarının ve devletlerin yaptırım uygulanan Savunma Sanayii Başkanlığı ve personeli ile iş yapmaktan korkması olacaktır.

EN TEHLİKELİ YAPTIRIM: İHRACAT LİSANSLARI

Yakın tarih boyunca Türkiye’nin en büyük silah tedarikçisinin ABD olması nedeniyle CAATSA yaptırımları arasında en tehlikeli olanı Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasağı. Daha önce imzalanan kontratlar yaptırım kararından etkilenmedi. Ancak Türk Savunma Sanayii Başkanlığı’na yeni ihracat lisansları verilmesi ve teknoloji transferi yasaklandı. Bu yasak ABD’nin Türkiye’ye sağladığı ürünlerin ve teknolojilerin 3. ülkelere ihracını da kapsıyor.

TÜRK SAVUNMA SANAYİİ İHRACATININ YÜZDE 35’İNİ ETKİLEYECEK

İhracat lisansları ve teknoloji transferlerinin yasaklanması Türk savunma sanayii ihracatının yüzde 35’ini etkileyecek. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı rakamlarına göre, Türk savunma sanayii ürünlerini yüzde 35’inde Amerikan alt sistemleri kullanıyor.

ABD ile Türkiye arasında teknoloji transferi ve ihracat lisansları konusundaki problemler CAATSA yaptırımları devreye girmeden önce de mevcuttu.

2018 yılında Türkiye, İtalya ile birlikte ürettiği 30 T-129 ATAK helikopterini 1,5 milyar dolar karşılığında Pakistan’a satmak için sözleşme imzaladı. Ancak helikopterlerde kullanılan motorların ABD’li Honeywell şirketi tarafından üretilmesi dolayısıyla Washington, Türk savunma sanayisinin bu en büyük ihracat girişimine uzun süredir taş koyuyor. Sözleşmenin durumu hala belirsizliğini koruyor.

MODERNİZASYON ÇALIŞMALARI DA ETKİLENECEK

ABD’den satın alınan her bir ürünün Amerikan şirketleri tarafından modernizasyonu da Washington’un onayı olmadan gerçekleşemiyor. Böyle bir durumda yeniden ihracat lisansı alınması gerekiyor.

Bu nedenle, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyon çalışmaları da bu yasaktan olumsuz etkilenecek. Ayrıca ihraç odaklı büyümeye çalışan Tük savunma sanayii de bu karardan etkilenecekler arasında yer alıyor.

Örneğin Türk savunma sanayiinin zayıf olduğu alanlardan birisi motor üretimi. Bu alandaki eksiklikten dolayı Türkiye Altay tankı projesinde yıllardır çok ciddi gecikmeler yaşıyor. Almanya, Türkiye’nin talep ettiği motorları Ankara’ya vermeyi reddederken, yerli imkanlarla üretim de şu ana kadar mümkün olmadı.

YAPTIRIMLARDAN ETKİLENECEK EKİPMANLAR VE PROJELER

Teknoloji transferi ve ihracat lisanlarının yasaklanması, Türkiye’nin ABD yapımı parça ve ekipman kullanılan birçok hayati savunma projesini ve bu ürünlerin operasyonel kullanımını etkileyecek. Yaptırımlarla birlikte tehlikeye giren Türkiye’nin savunma projelerinden önemlileri şunlar:

  • Havadan Erken Uyarı ve Kontrol (HİK) Uçakları: ‘E-7T AEW&C’ Barış Kartalı Projesi,
  • Havada yakıt ikmal uçakları:  ‘KC-135 Stratotanker’,
  • Deniz Karakol Uçağı P-235 Meltem II: İspanyol CASA CN-235 uçakları ABD’li Honeywell şirketi tarafından modernize edildi,
  • General Electrics F-F110 jet motoru: F-16’lar için ABD lisansı ile Eskişehir’deki TUSAŞ Motor Fabrikası’nda üretiliyor,
  • KT-1T eğitim uçağı: Güney Kore Uzay ve Havacılık Sanayii’nin Türkiye’ye sattığı KT-1T eğitim uçakları ABD’li Locheed Martin firması işbirliğiyle geliştirildi.
TEHLİKEYE GİRECEK TEDARİK VE İDAME ÇALIŞMALARI

ABD yaptırımları nedeniyle Türk Ordusu’nun ABD’dem bazı tedarik ve idame çalışmaları da tehlikeye girdi. Bunlardan bazıları da şunlar:

  • Gemilerde yaklaşan füzelere ve roketlere karşı karşı kullanılan ‘Phalanx MK-15 Block 1B Close-In Weapons System,
  • Raytheon tarafından üretilen ‘Rolling Airframe Missile MK-49 mod-3’ güdümlü füze fırlatma sistemi,
  • Lockheed Martin firması tarafından üretilen ve TCG İstanbul fırkateyninde kullanılması planlanan ‘MK-41’ 16 hücreli dikey fırlatma sistemi,
  • Türk Deniz Kuvvetleri için üretilen DIMDEG filo ikmal gemilerinde kullanılacak ve ABD’li ‘General Electric Marine’ şirketi tarafından üretilen ‘gaz türbinli motorlar’.

“Türk Hava Kuvvetleri eskiyor”

Okumaya devam et

Analiz

Derin devlet faili meçhul cinayetler ve 5 tonluk kokain ifşaatları suç değil mi?

Yurtdışına kaçan Sedat Peker’in Mehmet Ağar’la ilgili ‘derin devletin başı’, gazeteci Kutlu Adalı cinayeti ve 5 tonluk kokain ifşaatlarıyla ilgili İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sessizliği dikkat çekiyor. Peker’in Ağar’la ilgili iddialarını soruşturmak için adım atmayan Soylu, Ekrem İmamoğlu’nun türbede ellerini arkadan bağlayan fotoğrafına “Bana göre suç” dedi.

BOLD ANALİZ – Suç örgütü lideri Sedat Peker’in Youtube hesabından yaptığı açıklamalar Türkiye’de bir numaralı gündem haline geldi. Kendisinin de bulunduğu 63 şüpheliye yönelik ‘organize suç örgütü yöneticisi ve üyesi olmak’ suçlamasıyla yapılan operasyona tepki gösteren Sedat Peker, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, AKP Milletvekili Tolga Ağar’la ilgili çarpıcı iddialarda bulundu.

UYUŞTURUCUNUN SAHİBİ AĞAR İDDİASI

Peker, Kolombiya’da Türkiye’ye gönderilecek piyasa değeri 265 milyon dolar değerinde 4 ton 900 kilo kokainle ilgili Mehmet Ağar’ı suçlamış ve hiçbir operasyon yapılmadığını açıklamıştı. Peker, “İmanlı nesil yetiştirecektik, uyuşturucu bağımlısı nesiller yetiştirdik. Devlet derin devletçilik oynayanların oyununa gelmez. Bu uyuşturucunun geldiği yer belli. Sahibi Mehmet Ağar” dedi.

KUTLU ADALI CİNAYETİ

Peker, 6 Temmuz 1996’da Kıbrıs’ta evinin önünde faili meçhul cinayete kurban giden gazeteci Kutlu Adalı’nın ölümüyle ilgili de isim vermeden Mehmet Ağar ve Korkut Eken’i işaret etti. Peker, “İlerleyen videolarda 1996’da Kıbrıs’ta faili meçhul bir şekilde öldürülen Kutlu Adalı’yı konuşacağız ama Korkut Eken’i de alıp üçümüz konuşacağız. Beni aşağıladınız, beni küçültemezsiniz” ifadelerini kullandı.

İSTANBUL’DA SİLAHLI OLAY

Mehmet Ağar’ın oğlu AKP Milletvekili Tolga Ağar’ın İstanbul’da karıştığı silahlı bir olayı da anlatan Peker, Mehmet Ağar’ın araya girmesiyle olayın Mustafa Sarıgül’ün oğlu Emir Sarıgül’ün şoförünün üzerine yıkılarak kapatıldığını iddia etti. Emniyet müdür yardımcılarının da bilgisinin olduğu olayı anlatan Peker, “Sururi Saydam, Beykoz’dan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı. Sunay Balıklıkaya, C Bölge Müdürü, şu an emekli. Bu müdürlerimiz de orada. İl Emniyet Müdürü işlem yapacağız diyor. Mehmet Ağar ve Tolga Ağar engelliyor. Sonucunda Emir Sarıgül’ün şoförüne tek el ateş ettiriliyor ve arkadaş cezaevine gidiyor” dedi.

Sedat Peker, Elazığ’da Tolga Ağar’la görüştükten sonra evinde ölü bulunan 21 yaşındaki Yeldana Kaharman’la ilgili de iddialarda bulundu.

TÜRBE FOTOĞRAFINA SUÇ DEDİ

Peker’in delilli ve ispatlı dediği iddialara emniyetten sorumlu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sessiz kalması dikkat çekti. Soylu, Peker’in Mehmet Ağar ve Tolga Ağar’ın merkezinde olduğu derin devlet, faili meçhul cinayet ve uyuşturucu kaçakçılığı ifşaatlarıyla ilgili soruşturma talimatı vermezken, iddiaların soruşturulacağına dair bir açıklama da yapmadı. Peker’in iddiaları karşısında sessizliğe gömülen Soylu, TV 24’te katıldığı yayında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Fatih Sultan Mehmet Türbesini ziyareti sırasında ellerini arkasından bağlamasıyla ilgili ise “Yaptığı bana göre suç. Böyle bir görüntü olamaz ama soruşturma izni vermem” açıklaması yaptı.

SOYLU’NUN BİR GARİP SUÇ KRİTERİ

İmamoğlu’nun türbe ziyaretinde elini arkadan bağlamasını suç olarak gören Soylu’nun faili meçhul cinayet, 5 tonluk uyuşturucu kaçakçılığı ve derin devlet iddialarına karşı güvenlik kuruluşlarını harekete geçirmemesi tepki çekiyor. Yoksa İçişleri Bakanı Soylu’ya göre feci iddialar suç değil mi?

Sedat Peker gazeteci Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili Mehmet Ağar’ı işaret etti: Ödeşmek adettendir

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0