Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

AİHM’den Hidayet Karaca’ya ayrımcılık: Dava 5 yıldır bitmedi

Dizi senaryosu nedeniyle suçlanıp tutuklanan Hidayet Karaca, cezaevinde 6. yılını doldurdu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise Karaca’nın başvurusunu 5 yıldır sonuca bağlamadı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına verilen Karaca, son 4 yılını hücrede tek başına geçirdi.

BOLD – Hidayet Karaca, 14 Aralık 2014’te tutuklandı ve 6 yıldır çoğunlukla politik tutukluların bulunduğu Silivri Cezaevinde konuldu. Karaca’nın yönettiği 13 televizyon kanalı ve 6 radyodan oluşan Samanyolu Medya Grubu, 2016 yılında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla kapatıldı.

turkishminute.com’dan Cevheri Güven’in haberine göre Şule Karaca, 57 yaşındaki eşi Hidayet Karaca’nın sağlık durumundan endişeli. Karaca hakkında ‘keyfi tutuklama’ gerekçesiyle 2015 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) açılan dava ise aradan geçen 5 yıla rağmen sonuçlanmadı.

TÜRKİYE’NİN SİYASİ BASKISI VAR

Hidayet Karaca’nın AİHM’e yaptığı başvuru sürecini takip eden avukat Nurullah Albayrak, başvurunun aradan geçen 5 yıla rağmen sonuçlanmamasına tepki gösteriyor. Aybayrak, AHİM’in ayrımcılık yaptığını vurgulayarak şu ifadeleri kullanıyor:

“Hidayet Karaca, 18.12.2014 tarihinde İstanbul 1.Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla tutuklandı. Tutuklama kararının açıkça hukuka aykırı olması nedeniyle önce Anayasa Mahkemesine sonrasında da AİHM’e haksız tutuklama gerekçesiyle başvuru yaptık. AİHM’e yapılan başvuru dosyasında hükümet görüşünün alınması ve tarafların tüm görüşlerini sunma aşaması 2 yıl önce tamamlandı. AİHM uygulama olarak tarafların görüşlerini sunma aşaması bittikten kısa süre sonra kararını açıklıyor ancak nedeni tam olarak anlaşılamayacak şekilde mahkeme Hidayet Karaca kararını halen açıklamadı. İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda çok büyük öneme sahip mahkemenin, ayrımcılık oluşturacak tarzda bir uygulama yapmış olmasını düşünmek istemiyorum ancak sürenin bu kadar uzamış olması ayrımcılık yapıldığını düşündürüyor. Kararın 5 yıldır çıkmamış olması, Türkiye’nin siyasi baskısı olduğu ve AİHM’nin de bu siyasi baskıdan etkilendiği gibi bir değerlendirmeye de yol açmaktadır. Umarım bu anlayış da doğru değildir.”

IJA BAŞKANI SAĞ: KARACA 4 YILDIR TEK BAŞINA HÜCREDE TUTUYOR

International Journalists Assciation (IJA) Başkanı Engin Sağ, Karaca’nın tutuklanma gerekçesinin tüm televizyon yöneticilerini tehdit ettiğini, dizi senaryosu nedeniyle hükumetin istediği medya çalışanı ya da televizyon yöneticisini tutuklayabileceği bir düzlem oluştuğunu söylüyor:

“Hidayet Karaca, Samanyolu Yayın Grubunu başarılı yöneticilik örneği göstererek tek televizyon kanalı olan bir yayın kuruluşunu; 13 kanallı, 6 radyo istasyonlu, 4 dilde yayın yapan uluslararası bir medya grubuna dönüştürdü. Tutuklanma gerekçesi olarak bir dizi senaryosundaki kurgu gösterildi. Buna ancak saçmalık denebilir. Bu suçlamayla tüm televizyon yöneticileri tutuklanabilir. Dizi senaryosu üzerinden gizli kodlar verilerek Hizmet Hareketi üyeleriyle haberleşme yapıldığı iddiası da günümüz iletişim çağında apayrı bir saçmalık. Karaca, son 4 yıldır tek başına hücrede tutuluyor. Avukatları, hatta tutukluluğunu protesto eden Samanyolu TV izleyicileri bile tutuklandı. Kendisini savunacak avukat bulamadı. Tutuklandığında hukuk fakültesinde okuyan oğlu, mezun oldu ve şimdi avukatlığını yapıyor. Cezaevinde pek çok sağlık sorunu yaşadı. IJA olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahil pek çok uluslararası kuruluşla haksız tutukluluğa karşı başvuruda bulunduk. Ancak Karaca’nın tutukluluğu hala sürüyor.”

İKİ DİZİDEKİ SENARYOLAR TUTUKLAMA GEREKÇESİ YAPILDI

Karaca’nın tutukluluk gerekçesi olarak gösterilen Şefkat Tepe ve Tek Türkiye, reyting sıralamasında ilk beşe giren iki diziydi. Savcılığın iddiasına göre Karaca, bu iki dizinin senaryosuyla ilgili ABD’de sürgünde yaşayan din alimi Fethullah Gülen’den talimat aldı. Dizinin senaryosu Gülen’e soruldu ve Gülen de bazı tavsiyelerde bulundu.

Savcıya göre dizide suç örgütü olarak işlenen bir grubun, gerçek hayattaki karşılığı, takipçileri arasında “Molla Muhammed” olarak bilinen Mehmet Doğan isimli kişi ve tarikatıydı. El Kaide lideri Usame Bin Ladin’i öven görüşleri ile bilinen Mehmet Doğan, tutuklanmış ve cezaevinde kalmıştı. Savcıya göre Molla Muhammed’in tutuklanma nedeni iki dizideki kurguydu.

Hidayet Karaca, savunmasında Fethullah Gülen’den dizi senaryosu için talimat alınmadığını, dizinin yapımcısı olan şirketin dizi jeneriğine “dizidekilerin tamamen hayal ürünü olduğunu yazdığını” söyledi:

“Dizinin, yapımcısını da yönetmenini de senaristini de ben belirlemiyorum. Her hafta televizyon sektöründe yüzlerce dizi yapılmaktadır. Dizilerde yüzlerce komplo planları işlenmiştir. Devlet yıkılmış, devletler kurulmuştur, cinayetler işlenmiş, örgütler çökertilmiş. Eğer hayal ürünü bir diziden böyle soruşturmalar çıkarsa dizi sektörü çöker. Amerikan dizilerinde ve filmlerinde Rusya’ya sızıyorlar ve yıkıyorlar ülkeleri, ülkeleri ele geçiriyorlar. Acaba bugüne kadar bir dizi filmden dolayı silahlı terör örgütü suçlaması hiç çıkmış mıdır?”

İki dizinin senaryosu nedeniyle tutuklanan Karaca’nın yargılanması tutukluluğunun dördüncü yılında bitti. 8 Haziran 2018’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

MUHALİF KANALLARIN YÖNETİCİSİ

ABD’de sürgünde yaşayan din alimi Fethullah Gülen, 2012 yılından beri Tayyip Erdoğan’ın hedefinde. Erdoğan önce Hizmet Hareketi’ne yakın eğitim kurumlarını kapattı, hemen ardından da Hidayet Karaca’nın yönettiği Samanyolu Medya Grubunu hedef aldı.

Samanyolu Medya Grubu, kapatıldığı süreçte Erdoğan Rejimi’ne yönelik en sert eleştirileri yönelten medya grubuydu. Karaca tutuklandıktan sonra, Samanyolu Grubunun televizyonları Türkiye’ye dönük yayın yapan ve devlete ait Turksatt uydusundan çıkartıldı. 2016 yılında ise kanun hükmünde kararnameyle (KHK) kapatıldı.

Hidayet Karaca, savunması boyunca tutuklanmasının politik olduğunu, muhalif yayıncılıkları nedeniyle cezalandırıldıklarını savundu. Karaca’ya göre hakkındaki suçlamalar, dizilerdeki kurgulardan daha fantastikti.

DUMANLI: “TUTUKLANMA EMRİNİ ERDOĞAN VERDİ”

Karaca’nın meslektaşları, tutukluluğun 6. yılında Youtube üzerinden bir etkinlik yaptı. Raindrops kanalındaki yayına katılanlardan gazeteci Ekrem Dumanlı, Hidayet Karaca ile birlikte gözaltına alınan isimlerden biriydi. Dumanlı, kendisi ve Hidayet Karaca’nın tutuklanması emrinin bizzat Tayyip Erdoğan tarafından verildiğini, bunu da kendisine o gün görevde olan bir hakimin söylediğini ifade etti. Dumanlı, medya bağımsızlığının Erdoğan tarafından yok edilmesinde dönüm noktasının Hidayet Karaca’nın tutuklandığı 14 Aralık 2014 günü olduğunu söyledi.

BOLD ÖZEL

1 ayda 470 bin aile fakirleşti: #MilletDeğilZilletAç

açlık, yoksulluk,

Sosyal medyada #MilletDeğilZilletAç etiketi üzerinden AKP’li trollerle vatandaşların tartışması büyüyor. Sosyal Güvenlik Kurumunun verileri ise resmi yoksul sayısını ortaya koyuyor. Aylık geliri 1.192 liranın altında olan aile sayısı bir ayda 469 bin 652 arttı. İşsiz olan bu ailelerin 107 liralık Genel Sağlık Sigorta primini devlet yatırmaya başladı.

BOLD ÖZEL – SGK’nın yeşil kart verileri Türkiye’deki yoksulluğun boyutunu gözler önüne serdi. Lise ve üniversiteden mezun olup iş bulamayanlar ile işten çıkarılanları ilgilendiren bu rakamlar asgari ücretin üçte birinden az geliri olanları kapsıyor.

İŞ YOK AŞ YOK

SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’ndan herhangi birinde sigortası olmayan bu kişiler kaymakamlıklara gidip gelir testi yaptırıyor. Bu kişilerin hem işi yok hem de evde pişirecek bir aşı yok. Gelir testinde hane içinde kişi başına gelir, brüt asgari ücret 3 bin 577 lira 50 kuruşun üçte birinden az çıkarsa primi devlet karşılıyor.

1 AYDA 469 BİN AİLE FAKİRLEŞTİ

2020 yılı aralık ayında gelir testine giren ve asgari ücretin üçte birinden az geliri olan aile sayısı 7 milyon 825 bin 828 idi. 1 ay gibi bir sürede geliri asgari ücretin üçte birinden az olanlara 469 bin 652 aile daha eklendi. 2021 ocak ayında yoksul olduğu için primi devlet tarafından ödenen aile sayısı 8 milyon 295 bin 480’e fırladı.

41 MAAŞLA GEÇİNEMEYENLER, BEDAVA PATATES SOĞAN BEKLEYENLER

Bir tarafta 30 günde 470 bine yakın aile fakirleşirken, diğer tarafta 40 maaşla geçinemediği için 41. maaşa bağlanan AKP’liler bulunuyor. Aylık 250 bin lira maaş alan AKP’lilerin Ziraat, Halkbank, Vakıfbank, Türk Telekom, Borsa İstanbul gibi kuruluşlardan yönetim kurulu üyeliği adı altında aldıkları ballı maaşlara yenileri ekleniyor. Yoksulları unutmayan AKP de market ve pazar fiyatlarına gelen zamlara yetişemeyen fakir fukaraya, çiftçinin elinde kalan patates ve soğanı dağıtacak. Garip gureba Ramazan ayında bedava patates soğanla iftar sahur yapıp oruç tutacak.

60 BİN MESAJLA YOKSULLUĞU ÖRTMEYE ÇALIŞIYORLAR

Resmi yoksul sayısını umursamayan AKP’li troller sosyal medyada açtıkları #MilletDeğilZilletAç tabelasına gönderdikleri mesajlarda muhalefet partilerinin sofralarını paylaştı.

Vatandaşlar ise aynı tabela altında paylaştıkları mesajlarda AKP’lilerin lüks yaşamından fotoğraflarla şatafatı gözler önüne serdi.

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

AKP sayesinde Türkiye orucunu İsrail hurmasıyla açıyor

Daha önce hurma ithalatının büyük kısmının yapıldığı Suudi Arabistan’la yaşanan sorunların ardından Türkiye rotayı İsrail’e çevirdi. İsrail son yıllarda Türkiye’nin en çok hurma ithal ettiği ikinci ülke oldu.

BOLD ÖZEL – İstanbul’un önemli alışveriş merkezlerinden tarihi Mısır Çarşısı’nda Ramazan alışverişi sürüyor. Tarihi çarşıda yıllarca en pahalı hurma olarak Arabistan’dan getirilen acve hurması satılırken, Arabistan’la yaşanan sorun sonrası acve hurmasının yerini İsrail’den getirilen jumbo Kudüs hurması aldı.

ARTIK TANE İLE SATILIYOR

Mısır Çarşısı’nın artık en gözde hurmaları İsrail’den alınan Kudüs hurmaları. 58 liradan 140 liraya kadar çıkan fiyat aralığında satılan Kudüs hurmaları çarşıdaki tezgahları süslüyor. Halk pahalı olması nedeniyle jumbo olarak nitelendirilen büyük Kudüs hurmalarını kilo yerine tane ile alıyor. Çarşının en pahalı hurması olan jumbo Kudüs hurmasının tanesi 5 liradan satılıyor.

İSRAİL HURMASI KUDÜS ADIYLA SATILIYOR

Sıcak bölgelerde yetişen hurmanın binin üzerinde çeşidi bulunuyor. Türkiye’de ise üretimi bulunmuyor. Hurma üretiminde Suudi Arabistan, Irak, Mısır, İran, Tunus, Fas ilk sırayı alsa da Türkiye daha çok Arabistan ve İsrail hurmaları satılıyor. Kudüs hurması adıyla satılan hurmalar son yılların gözde hurmaları arasında bulunuyor.

İSRAİL EN ÇOK HURMA İTHAL EDİLEN İKİNCİ ÜLKE

Bol miktarda vitamin, mineral, protein, karbonhidrat, yağ içeren hurmalar, yaş ve kuru olmak üzere çeşitli şekillerde piyasaya sunuluyor. Her gün hurma yemek, kişinin birçok temel besin ihtiyacını karşılıyor. Lifli gıda olması nedeniyle acıkmayı geciktirdiği gibi az yemeyi de sağlayan hurmanın acve, mebrum, meşruk, sukkari, amber, sogay, safavi, berni, hudri, behri gibi türleri bulunuyor. Hurmanın Türkiye pazarında 50’den fazla türü satılıyor. Türkiye, yılda Suudi Arabistan, İsrail, İran, Filistin, Tunus, Irak, Cezayir gibi ülkelerden on binlerce ton hurma ithal ediyor.

Adalet ve Uyuşturucu Partisi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Bu kararın hukuki dayanağı bulunmamaktadır, yok hükmündedir”

10 yıl hapis cezasına çarptırılan ve 9 Eylül 2020’de cezası onaylanan avukat Turan Canpolat, hukuki dayanağı olmayan kararın düzeltilmesi için Yargıtay’a dilekçe gönderdi. Hakkındaki iddiaları resmi belgelerle bir kez daha çürüten Canpolat, kararın düzeltilmesinin bir zorunluluk olduğunu ifade etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

63 aydır tutuklu olan avukat Turan Canpolat Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmak üzere Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 4 sayfalık bir dilekçe gönderdi. Canpolat dilekçesinde onaylanan kararın bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını, hukuki dayanağı olmayan, yok hükmünde olduğu tartışmasız olan mahkumiyet kararının bozulmasını talep etti.

Talebinin gerekçesini 8 maddede açıklayan ve dilekçeye eklediği 10 belge ile delillendiren Canpolat, “Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.” dedi.

İDDİALARI TEK TEK ÇÜRÜTTÜ

Malatya Barosu’na bağlı olarak 25 yıl avukatlık yapan Turan Canpolat, müvekkilinin evinde yapılan aramaların hukuksuz olduğunu tutanağa geçirdiği için 27 Ocak 2016’da, müvekkilinden 65 dakika sonra gözaltına alındı. Müvekkili Mehmet Tanrıverdi ile 3 gün gözaltına kalan Canpolat 29 Ocak 2016’da tutuklanıp Malatya Cezaevine gönderildi. Müvekkili ise serbest bırakıldı.

Savcılık imzalı sahte belgeyle şüpheli ilan edildiği için tutuklandığını daha sonra öğrenen Canpolat, bu iddiayı ve sahte belgeyi mahkemede çürüttü. Dosyasındaki hukuksuzlukları, sahte belgeleri ispat ettiği için 8 Mayıs 2017’de Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevine sürgün edilen Canpolat, halen bu cezaevinde kalıyor ve 27 Şubat 2020’den beri de kendisinin ifadesiyle tavuk kümesi boyutlarında bir hücrede tutuluyor.

Turan Canpolat tutuklandıktan 5 ay sonra cezaevinde olduğu halde 15 Temmuz darbesine katılmakla ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmakla suçlandı. İddianamesinde suç delili olarak bile zikredilmeyen Bank Asya hesabı, imzasız ve onaysız Bylock belgeleri, KHK’yla kapatılan bazı şirketleri temsil ettiği ve adliye yapılanması içinde bulunduğu gerekçe gösterilerek 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ceza 9 Eylül 2020’de Yargıtay tarafından onaylandı. Onaylanan karar ve savcılık tebliğnamesi ne kendisine ne de avukatlarına bildirilmedi. Oysa kanun gereği bildirilmek zorunda.

“DÜZELTME TALEBİMİN REDDİ İMKANSIZDIR”

Hakkındaki iddiaların boş ve asılsız olduğunu resmi delillerle birlikte 15 Şubat 2021 tarihli dilekçesinde bir kez daha açıklayan Canpolat, “Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bank Asya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.” dedi.

“BU HUSUS TARTIŞMASIZDIR!”

Canpolat adliye yapılanmasında olduğu iddiasını ise şöyle çürüttü: İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama adliye yapılanması suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı kesinleşmiştir. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu kesinleşmiş beraat kararı ile tescil edilmiştir.”

Bağlı bulunduğu Malatya Barosu ve Türkiye Barolar Birliği’ne sesini duyuramayan, tutukluluğuna itiraz için onlarca dilekçe veren Turan Canpolat, yaşadığı hukuksuzlukları daha önce kaleme aldığı mektuplarında anlatmıştı. “Tarihe geçtiğimin farkındayım” diyen Canpolat’ın sesini geçtiğimiz aylarda Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE) olmak üzere 13 insan hakları örgütü duydu. Adı geçen kurumlar Erdoğan ile Türkiye’deki 3 resmi kuruma mektup göndererek tutsak avukatın tahliye edilmesini istedi.

SAVCI HUKUKSUZ BELGE ÜRETTİ, BARO BUNA GÖZ YUMDU

Malatya Barosu, Turan Canpolat’ın mesleki faaliyetinden mi yoksa başka nedenlerle mi tutuklandığı öğrenmek için 22 Şubat 2016’da Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe gönderdi. Üç gün sonra Bora’ya cevap veren savcı Aziz Yaşar Yetkinoğlu, Canpolat’ın mesleki faaliyetleri nedeniyle değil, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandığını söyledi. Oysa müvekkilinin evinde yapılan arama ve gözaltının hukuksuz olduğuna dair tutanak tutan Canpolat’ın resmi olarak bu tutanaklarda imzası bulunuyor. Savcı böyle bir belgenin varlığını görmezden gelip Malatya Barosu’na doğru olmayan bir açıklama gönderdi, Malatya Barosu da bu hukuksuzluğa göz yumdu.

TURAN CANPOLAT’IN 15 ŞUBAT 2021 TARİHLİ DİLEKÇESİNİN ORİJİNALİ

Açıklamalar:

1. İlgili a’da belirtilen ve Yargıtay Başkanlığı’na gönderilen 9 sayfadan ibaret 41 sayfa eki bulunan dilekçe, dilekçe içeriğindeki anlatımdan da anlaşılacağı üzere bir şikayet dilekçesidir. Yargıtay C. Başsavcılığı’nın şikayet dilekçesi olduğu açık, net ve tartışmasız olan ilgi a’daki dilekçemi “Karar düzeltme” talebi olarak kabul etmesi mümkün değildir. Bahse konu dilekçe bir nevi kanuna karşı hile yoluyla “Şikayet” dilekçesi olmaktan çıkarılamaz. Aksi durum hukuki ve cezai sorumluluk gerektirir.

2. İlgi b’de belirtilen Yargıtay C. Başsavcılığı yazısının konusu Yargıtay 16.C.D’nin 2019/6796 E. 2020/4762 K sayılı ilamıyla ilgilidir. Bu husus ilgi yanı da zikredilmiştir. İlgi yanının Yargıtay 16.C.D’nin 2019/1529 K. 2020/4763 K. Sayılı ilamı ile bir ilgisi yoktur.

3. İlgi a-c-d-e’de belirttiğim bütün dilekçe içeriklerini ve bu dilekçelerdeki beyanlarımı iş bu tashihi karar talepli dilekçem kapsamında aynen tekrar ediyorum. Şüphecisi olmadığım bir dosyaya avukatlık görevimi yapmamı engellemek gayesi ile sahtelik, sahtecilik, sahte belge tanzimi, yoluyla sonradan şüpheci olarak dahil edildiğim hususu her türlü şüpheden uzak, aksi ve inkarı mümkün olmayan resmi mahiyetteki kesin delillerle SABİT olduğundan; karar düzeltme talebimin reddi konusunda Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdiri ve yetkisi bulunmamaktadır. Bu talebimin kabulü, usul ve yasanın emredişi hükümleri gereği sorumluluk, zorunluluk, ve yükümlülüktür.

4. Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bankasya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.

Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.

5. İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama “adliye yapılanması” suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı KESİNLEŞMİŞTİR. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu KESİNLEŞMİŞ BERAAT KARARI İLE TESCİL EDİLMİŞTİR.

6. İlgi c ve d’de belirtilen ve Yargıtay 16. C.D. tarafından Yargıtay C. Başsavcılığı’na gönderilmeyen dilekçelerimin içeriğini iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum. İlgi d’de belirtilen “suç inkarı” talepli dilekçemin gereğinin yerine getirilmesini talep ediyorum.

7. İş bu dilekçe içinde sunduğum belgeler ile Yargıtay Başkanlığı’na gönderdiğim ilgi a’daki 28/12/2020 tarihli dilekçem ile bu dilekçemin ekindeki belgeler üzerine düştüğüm beyanlarımı ve şerhlerimi iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum.

8. Şüpheci listesinin imzalı ve onaylı aslının halen dosyada mevcut olmadığı hususunu tekraren dikkatlerinize sunuyorum.

MALATYA BAROSU’NUN MALATYA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA YAZDIĞI DİLEKÇE

SAVCILIĞIN CEVABI

TURAN CANPOLAT’IN İMZALADIĞI TUTANAKLAR 

Tutuklu avukat Turan Canpolat için Avrupa’dan Erdoğan’a mektup

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0