Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

110 gün işkence gören Zabit Kişi’nin suç duyurusunu sümen altı ettiler

MİT tarafından kaçırılarak aylarca insanlık dışı muameleye maruz bırakılan Zabit Kişi’nin işkencecileri hakkında yaptığı suç duyurusu yeterli delil bulunamadığı gerekçesiyle 2 yıl 7 ay sonra kapatıldı.

BOLD – Ankara’da işkenceye maruz kaldığını söyleyen Zabit Kişi, 5 Nisan 2018’de Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Ancak dosya, 17 Kasım 2020’de kapatıldı.

“İFADEME BİLE TENEZZÜL EDİLMEDİ”

Suç duyurusunun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Adem Ayyıldız tarafından tam 2 yıl 7 ay 12 gün sonra kapatıldığını söyleyen Zabit Kişi, “Kendi imkanlarımla ulaşabildiğim onlarca belge/evrakları da soruşturma savcısına gönderdim. Hakikat güneş gibi ortadayken iddiam soyut beyaz görülerek başka delil olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya gerek olmadığına karar verildi. Etkin soruşturma kapsamında ifademe bile tenezzül edilmedi.” dedi.

“DEVLET ADINA İŞKENCE YAPTILAR”

Üç yıldır tutuklu bulunduğu Kocaeli 2 No’lu F Tipi Cezaevinden HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na 16 Aralık 2020 tarihli bir mektup gönderen Zabit Kişi, maruz kaldığı işkenceyle ilgili tüm yasal yolları kullanmasına rağmen, kamu gücü kullanılarak soruşturma dosyası kapatıldığı için bu mektubu yazmaya karar verdiğini söyledi.

Bu kararın Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün “Adil karar verin. Dünya yıkılırsa yıkılsın” dediği günlere denk geldiğini hatırlatan Zabit Kişi şöyle devam etti:

“Kanun gereği delilleri toplamakla görevli Cumhuriyet savcısıdır. İşkence iddialarına inandırmam için işkence görüntüsünü savcılığa vermem mi gerekirdi? O zaman da montaj demez miydi? Ya da ne yapmam gerekirdi? devlet vatandaşına işkence yapmaz, yapamaz. Hiçbir canlı türüne reva görülmeyecek işkence ve kötü muameleyi 110 gün boyunca bana yapanlar ne üzücüdür ki, devlet adına yaptılar. Tüm taleplerime rağmen devletin ilgili kurumları lal kesilmiştir. İşkencenin zaman aşımı yoktur.”

Zabit Kişi ve ailesi.

NE OLMUŞTU? 

Cemaat soruşturmaları kapsamında 30 Eylül 2017’de Kazakistan’dan Türkiye’ye getirilen Zabit Kişi 110 gün Ankara’da kayıt dışı gözaltında tutuldu. Bu süreçte ailesine ve avukatlarına hiçbir bilgi verilmedi. Tüm başvurulara rağmen devlet, Zabit Kişi’nin elinde bulunduğunu kabul etmedi. Ailesinin Kazakistan’da yaptığı girişimler sonucu Kazakistan İstihbarat Başkanlığı, Zabit Kişi’nin MİT personeline teslim edildiğini ve THY’nin TT-4010 sefer sayılı 23.32 Almatı-Ankara uçağı ile 30 Eylül 2017’de Türkiye’ye gönderildiği bilgisini içeren resmi bir belge verdi. Zabit Kişi bu tarihten sonra 18 Ocak 2018’de 30 kilo kaybetmiş şekilde Ankara Adliyesi’nde ortaya çıktı.

21 Haziran 2019 cuma günü 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Zabit Kişi, 12 Temmuz 2018’de Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptığı suç duyurusunda gördüğü işkenceleri anlattı. Kişi, Kazakistan’da MİT’e teslim edildiği andan itibaren işkence görmeye başladığını, uçağın içinde kasıklarına aldığı darbe nedeniyle günlerce cinsel organından kan aktığını belirtti.

Ankara’da indirildiği havalimanına araçla 6 dakika mesafede bir yerde bir konteynerin içinde tutulduğunu anlatan Zabit Kişi, çırılçıplak soyulduğunu, vücuduna elektrik verildiğini, günlerce susuz bırakıldığını, cinsel istismara maruz kaldığını, kesintisiz biçimde dövüldüğünü, tuvaletini yaparken seyredildiğini, ölecek duruma geldiğinde vücuduna bilmediği ilaçlar enjekte edilerek tekrar işkenceye devam edildiğini ifade etti.

Zabit Kişi, bu kişilerin uçakta kendilerini MİT olarak tanıttıklarını, işkencenin ardından bilmediği bir yerde Ankara Terörle Mücadele Ekiplerine teslim edildiğini dile getirdi. Teslimin ardından ise kendisi Ankara Terörle Mücadele Şubesine gelmiş gibi belge düzenlendiğini ve ardından tutuklandığını anlattı.

SORU ÖNERGESİ “KABA VE YARALAYICI ” DİYE REDDEDİLMİŞTİ

Ömer Faruk Gergerlioğlu, kendisine daha önce de mektup yazan Zabit Kişi’nin MİT tarafından Kazakistan’dan kaçırılıp Türkiye’ye getirilmesini ve gördüğü işkenceleri 2019 yılında TBMM gündemine taşıdı. Zabit Kişi’nin kendisine yazdığı mektupla birlikte bir araştırma önergesi veren Gergerlioğlu’nun önergesi TBMM Başkanı Mustafa Şentop tarafından kaba ve yaralayıcı cümleler barındığı gerekçesiyle işleme alınmayıp iade edildi.

ZABİT KİŞİ’NİN GERGERLİOĞLU’NA YAZDIĞI MEKTUP

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR

Zabit Kişi işkencede geçen 108 günü anlattı: İntihar edenleri artık yadırgamıyorum

Gündem

Soylu ve Bahçeli kadın katilleri ve tecavüzcülerin ülkücü bağlantılarından rahatsız

Son dönemde Türkiye’yi sarsan kadın cinayetleri ve tecavüz olaylarındaki zanlıların ülkücü hareketle bağlantılı olması dikkat çekiyor. MHP’nin adının adi suçlarla karalanmasına izin vermeyeceklerini söyleyen Bahçeli ise, peş peşe gelen tecavüz ve şiddet olaylarının faillerinin cezalandırılmasının yanı sıra olayların ‘tertip mi gerçek mi’ olduğunun araştırılmasını istedi. Bahçeli’nin çağrısı sonrası İçişleri Bakanlığı, bakan onayıyla 2 başmüfettiş görevlendirdi.

BOLD – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü mesajında son günlerde artan kadına yönelik şiddet ve tecavüz olaylarının faillerinin MHP ve Ülkücü bağlantılarına değindi.

Samsun’un Canik ilçesinde boşandığı kadına şiddet uygulayan İbrahim Zarap’ın MHP’ye üye olurken çekilen fotoğrafı ve Aydın’ın Sultanhisar ilçesinde 92 yaşındaki Hanım Pınarlı’ya tecavüz edip, boğarak öldüren Aytu Çetin’in 3 hilal dövmesine atıfta bulunan Bahçeli, “Milliyetçi Hareket Partisi, lekesiz, gölgesiz ve şüphesiz ambleminin istismarına, adi bir suçlu vasıtasıyla karalanmasına asla göz yummayacaktır. Süreç nereye gidiyorsa oraya kadar götürülmeli, katil cezasını bulmalı, eğer varsa arkasındaki provokatörler deşifre edilmelidir” diye konuştu.

TERTİP Mİ GERÇEK Mİ?

Bahçeli’nin açıklamaları şöyle: “8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün hemen öncesinde ülkemizin farklı yerlerinde yaşanan şiddet ve cinayet vakaları insanım diyen herkesin kanını dondurmuştur. Suçsuz ve günahsız masum kadınlara yönelmiş hunhar saldırılar toplumsal huzur ve insanlık değerlerini hedef almıştır.

Samsun’un Canik ilçesinde, yanında küçücük kızı olmasına rağmen boşandığı eski eşi tarafından sokak ortasında hiç acımadan, hiç gözünün yaşına bakılmadan alçakça dövülen hanım kardeşimiz bizleri derinden yaralamıştır. Bu caniye zalimliğinin hesabı sonuna kadar sorulmalıdır.

Bir diğer sarsıcı olay ise Aydın’da görülmüştür. 92 yaşındaki bir kadına cinsel saldırıda bulunduktan hemen sonra boğarak öldüren bir katil Nazilli’de bir otel odasında yakalanmıştır. Bu cinayetin failinin en ağır cezaya çarptırılması insanlık onurunun bir gereğidir.

92 yaşındaki bir hanımefendinin ırzına ve hayat hakkına musallat olan canavarın gözaltına alındığı esnada, kameralara yansıyan bileğindeki üç hilal dövmesi ise dikkat çekmiştir. Bunun bir tertip mi yoksa gerçek mi olduğu bütün yönleriyle araştırılması hayati bir zorunluluktur.

Gerek güvenlik güçlerimiz, gerek adli makamlarımız, gerekse de Aydın il teşkilatımız üç hilalli dövmeyle afişe edilen cani hakkında ihtiyaç olan incelemeleri derinleştirmelidir. Bir kadına el uzatan, dil uzatan, kanına ve canına kast eden bir yaratığa tahammülümüz yoktur.”

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI MÜFETTİŞ GÖREVLENDİRDİ

Bahçelinin çağrısına İçişleri Bakanlığı olumlu yanıt verdi. Bakanlık konunun araştırılması için 2 başmüfettiş görevlendirdi. Yapışan yazılı açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Aydın’da, 92 yaşındaki bir kadının canice işlenen bir cinayet sonrasında hayatını kaybetmesinin ardından, failin adliyeye kelepçeli bir şekilde götürülmesi esnasında elindeki dövme görüntüsünün yansıması ile ilgili olarak herhangi bir ihmal ya da kasıt bulunup bulunmadığının soruşturulması için Bakan onayı ile bir Mülkiye Başmüfettişi ve bir Polis Başmüfettişi görevlendirilmiştir.”

MUSA ORHAN’IN ÜLKÜCÜ POZLARI KIZDIRDI

Son yıllarda kadına yönelik cinsel saldırı ve şiddet olaylarında faillerin ülkücü hareketle bağlantıları dikkat çekiyor. Siirt’te İpek Er adlı 18 yaşındaki genç kıza tecavüz ederek intiharına neden olan Uzman Çavuş Musa Orhan olayı kamuoyunun gündemini uzun süre meşgul etti. Olayın hemen ardından Orhan’ın ülkücü işareti ile verdiği pozlar sosyal medyada dolaşıma girdi. MHP ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bu görüntüleri kullanan Habertürk kanallarına tepki gösterdi.

ALEYNA ÇAKIR’IN KATİLİ KORUNDU MU?

Ankara’daki evinde 3 Haziran 2020’de ölü bulunan Aleyna Çakır’a daha önce şiddet uygulayan ve Çakır’ın ailesi tarafından ‘cinayetle’ suçlanan Ümitcan Uygun’un MHP İlçe Merkezi’ndeki görüntüleri çok tartışıldı. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, “Aleyna Çakır’ın intihar etmediği, Ümit Can Uygun tarafından öldürüldüğü, zanlının siyasi kimliğinden dolayı korunduğu iddia ediliyor” dedi. MHP’den iddialara yalanlama geldi.

Devlet ‘Loves Erdogan’

Okumaya devam et

Gündem

Devlet ‘Loves Erdogan’

ABD New York’taki Times Meydanı’ndaki ‘Stop Erdogan’ ilanına karşılık, AKP’li belediyelerin başlattığı ‘Love Erdoğan’ kampanyasına Devlet Demiryolları da katıldı. Kurum Marmaray’ı ‘Love Erdogan’ görselleriyle donattı.

BOLD – Geçen hafta ABD’nin New York kentindeki ünlü Times Meydanı’nda dev ekranlardan paylaşılan ‘Stop Erdoğan’ ilanı için önce Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ardından da AKP’liler harekete geçti. Başsavcılık ilan ile ilgili soruşturma başlatırken AKP’li sosyal medya hesapları ilana tepki olarak ‘Love Erdoğan’ etiketiyle gündem olmaya çalıştı. Kampanyaya AKP’li siyasetçiler de destek verdi. AKP’li belediyeler ise reklam panolarını bu ifadelerle donattı.

DEVLET KURUMUNDAN ‘LOVE ERDOGAN’A DESTEK

AKP’lilere bir destek de devlet kurumu Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’ndan (TCDD) geldi. Marmaray’da Bostancı durağında inenler, TCDD panosunda ‘Love Erdoğan’ görseliyle karşılaştı.

Sosyal medyadaki paylaşımlarla, ‘Love Erdogan’ görselinin başka duraklarda reklam panolarına yansıtıldığı ortaya çıktı.

Bir devlet kurumunun AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan için ‘Love Erdogan’ görselleri paylaşımına sosyal medya kullanıcıları tepki gösterdi. Erdoğan’ın halka zorla sevdirilmeye çalışıldığını söyleyen bir vatandaş: “Vatandaş artık nefret eder duruma geldi.. Çözümü ilanlar da arıyorlar” ifadelerini kullandı.

TÜKENİŞ DÖNEMİ

Bir başka sosyal medya kullanıcısı ise, “Tükeniş dönemini yaşayan AKP, çareyi Marmaray’a ‘Love Erdoğan’ yazmakta buldu” yazdı.

İşte kadın kanıyla yazılan AKP tarihi

Okumaya devam et

Gündem

Kaşıkçı cinayeti belgesel oldu

İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda öldürülen Cemal Kaşıkçı cinayeti belgesele konu oldu. Oscar ödüllü yönetmen Bryan Fogel tarafından hazırlanan “The Dissident” (Muhalif)  Türkiye, Kanada ve ABD’de çekildi.

BOLD – İstanbul’un göbeğinde gerçekleşen ve tüm dünyanın tepkisini çeken Cemal Kaşıkçı cinayetinin belgeseli çekildi. Bryan Fogel’in çektiği belgeselde Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz, o dönemde İstanbul Cumhuriyet Basavcısı İrfan Fidan ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi Başkanı Fahrettin Altun konuştu.

Cumhuriyet’ten Emrah Kolukısa’nın haberine göre 2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan konsolosluğuna gelen Cemal Kaşıkçı nişanlısı Hatice Cengiz ile evlenmek için gereken işlemleri yapmak niyetiyle içeri girdi ama dışarı asla çıkmadı. Nişanlısı onu dışarıda bekliyordu ve onun gelmediği her dakika içindeki endişeyi büyütüyordu. Saat 13.00 civarında içeri giren ama 12 saat geçtiği halde dışarı çıkmayan Cemal Kaşıkçı önce ‘kayıp’ notuyla düştü dünya basınına. Ardından öldürüldüğü kanaati yaygınlaştı ve vaka bir cinayet soruşturmasına evrildi. İşte “The Dissident” (Muhalif) adlı belgesel bu olaya ışık tutmaya çalışıyor ve Cemal Kaşıkçı’nın neden, kim ya da kimler tarafından katledildiğini araştırıyor.

Suikastin emrini verdiği düşünülen Suudi Prensi Muhammed Bin Salman (solda) ve Cemal Kaşıkçı.

GÜVEN KAZANMAK İÇİN 7 AY İSTANBUL’DA YAŞADI

2017’de spordaki en büyük doping skandallarından birinin perde arkasını anlatan Icarus” adlı belgeseliyle En İyi Belgesel dalında Oscar kazanan Bryan Fogel ocak ayında The Hollywood Reporter’a verdiği söyleşide suikast haberini duyduğu güne kadar Cemal Kaşıkçı hakkında pek bir şey bilmediğini itiraf ediyor.

Belki de bu yüzden, filmde Kaşıkçı’nın kim olduğu, neden Suudi Arabistan’da istenmediği ve hayatının bilinmeyenleri üzerine özellikle dikkatle eğilmiş. Fogel’in film için görüştüğü kişiler arasında özellikle nişanlısı Hatice Cengiz ve Kanada’da yaşayan muhalif aktivist Ömer Abdulaziz belgeselin üzerinde durduğu önemli sac ayaklarını oluşturuyor. Ayrıca suikastı araştıran savcı İrfan Fidan başta olmak üzere, olay yerini inceleyen ekibin başındaki adli polis Recep Kılıç, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve Fahrettin Altun gibi isimler de yönetmenin söylediğine göre, sadece bu film için kamera karşısına geçerek açıklamalarda bulunmuşlar. Fogel 2019’da yaklaşık 7 ay boyunca İstanbul’da yaşadığını ve ilk haftalar sırf Hatice Cengiz’in ve Türkiye’de görüştüğü diğer isimlerin güvenini kazanmak için toplantı üzerine toplantı yaptığını da ekliyor.

KRALİYAT AİLESİNDEKİ ÇALKANTILARA DEĞİNİYOR

Suudi Arabistan’ın yakın tarihini de özetleyen “The Dissident” özellikle kraliyet ailesinde son dönemde yaşanan çalkantılara eğiliyor ve son kral Salman’ın oğlu Prens Muhammed Bin Salman’ın (genellikle MBS olarak anılıyor) aile içindeki rakiplerini nasıl saf dışı bıraktığını anlatıyor. Zaten uzun yıllar kraliyet ailesiyle yakın ilişkileri olan gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın persona non grata ilan edilmesi de bu döneme rastlıyor zira dünyanın en prestijli basın organlarından The Washington Post gazetesi için çalışan Kaşıkçı olan biteni yazmaya başlıyor ve bir anda Suddi Arabistan rejimine muhalif düşerek ‘hain’ ilan ediliyor.

İRFAN FİDAN CİNAYETİN AYRINTILARINI ANLATIYOR

Gazetecilerin hain, hatta terörist ilan edilmesi bizde de sık rastlanan bir durum malumunuz (gerçi sadece gazeteciler değil, öğrencilerden tutun da soğan üreticilerine kadar herkes terörist) ama insan hakları çerçevesinden bakıldığında batıda bu durumun mantıkla izah edilmesi çok kolay değil elbette. Öte yandan Fogel’in odaklandığı nokta da son derece yerinde, zira sonuçta Kaşıkçı akıl almaz bir vahşet sonucu (bu bölüm elbette görüntülenmiş değil ama İrfan Fidan’ın ağzından aktarılan ayrıntıları dinlemek bile insanın kanını donduruyor cidden) öldürülüyorsa bunun sebepleri işte bu Suudi rejimine olan muhalif çıkışları yüzünden oluyor.

Bryan Fogel’in Kanada’da konuştuğu Ömer Abdülaziz ise uzakta olsa da sürecin yakın tanıklarından. Siyasi sığınmacı olarak Kanada’ya yerleşen ve zaman içinde Kaşıkçı ile dost olan Abdülaziz suikaste giden yolda yaşananlara dair ilginç ayrıntılar anlatıyor. Örneğin sosyal medyada Suudi kraliyet ailesi için çalışan trol ordusuyla giriştikleri mücadele… Trolleri ‘sinekler’ diye tanımlayan (‘Ne zaman bir paylaşım yapılsa sinekler gibi üşüşüyorlardı’) Abdülaziz buna karşı kendilerinin ‘arılar’ diye bir karşıt oluşum kurduklarını ve sosyal medyayı adeta bir savaş alanına çevirdiklerini söylüyor.

Arap Baharı’na kadar uzanan ve Suudi kraliyet ailesinin Arap coğrafyasındaki halk hareketlenmesini durdurmaya yönelik karşı devrimci politikalarını eleştiren Kaşıkçı’nın (ilk önemli kopuşlardan biri) sosyal medyadaki mücadelesinin zaman içinde geldiği noktayı özetleyen Abdülaziz’in anlattıkları suikastin sebeplerini anlamak açısından bir hayli önemli elbette. Film bir yandan da The Washington Post’un sahibi, Amazon’un da kurucusu Jeff Bezos (ki Bezos’un telefonlarının dinlendiğine dair ciddi şüpheler de var bu dönemde, muhtemelen Suudiler tarafından) ve dönemin ABD Başkanı Donald Trump üzerinden ABD’deki farklı tavırları da gözler önüne seriyor. Bezos’un suikastin birinci yılında İstanbul’daki anmaya katılarak yaptığı konuşmanın görüntülerini de -başka birçok haber görüntüsünün yanında- filme dahil etmiş Fogel. Belgeselde kullanılan haber görüntüleri arasında Erdoğan’ın kimi açıklamaları da var.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0