Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Şanlıurfa TEM’de işkence: Taktım prezervatifi tecavüz edeceğim

15 günlük bebeği ve eşiyle birlikte gözaltına alınan tarih öğretmeni, Şanlıurfa Emniyeti’nde kendilerine ‘sorgucular’ diyen işkence ekibinin yaptıklarını BOLD’a anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Kapatılan dershanelerde öğretmenlik yapan ve güvenlik gerekçesiyle isminin açıklanmasını istemeyen 3 çocuk sahibi tarih öğretmeni, Şanlıurfa Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde gördüğü işkenceleri Bold Medya’ya anlattı. Darp, tehdit ve tecavüz girişimini polis ifadesine de geçirtmeyi başarabilen tarih öğretmeni, yaşadıklarının bilinmesini, duyulmasını ve işkencecilerin hukuk önünde yargılanmasını istiyor.

15 günlük bebeği ve lohusa eşiyle birlikte evinde gözaltına alındıktan sonra Urfa Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürülen tarih öğretmeni, gözlerinin bağlandıktan sonra çırılçıplak soyulduğunu, kendilerine “Sorgucular” diye hitap edilen kişiler tarafından darp edildiğini ve bir sorgucunun “Prezervatif taktım şimdi tecavüz edeceğim” dediğini aktardı. Bu tehdidin sadece kuru bir tehdit olarak kalmadığını da ifade etti. Tarih öğretmeniyle görüntülü olarak online gerçekleştirdiğimiz röportajı sunuyoruz.

Ne zaman, nerede tutuklandınız?

1 Ocak 2017’de evimde gözaltına alındım. Eşim yeni doğum yapmıştı. Bebeğimiz daha 15 günlüktü. Görevlilere durumu izah ettim. Sezaryenle doğum yapmıştı eşim. Çocuğumuzun da kalbi olması gerekenden daha büyük dünyaya gelmişti. Doktor hayati riskinin olduğunu söyledi. Kontrollerinin yapılması gerekiyordu. Dinlemediler. O halde üçümüzü alıp Şanlıurfa TEM’e götürdüler.

Birlikte mi kaldınız, ayrı nezaretlere mi koydular?

Eşim ve çocuğumu ayırdılar. Üst katta başka bir yere götürdüler. Beni de alta nezarethaneye indirdiler. Tabi o zamanlar çok kalabalıktı. Bu gözaltı furyalarının çok yoğun olduğu günlerdi. Eşimle, çocuğumla, tüm dünyayla irtibatımız koptu tabi. Aşağı indirdiklerinde hücreye koydular. Konuşmalarından Suriyeli olduklarını anladığım 2 kişi daha vardı. Arapça konuşuyorlardı. Onları çok feci bir şekilde dövmüşlerdi. Adamın üstü başı perişandı, gözleri patlamıştı. Ortalık kan revan içindeydi.

Size de orada mı işkence yaptılar?

Hayır, önce etkin pişmanlıktan yararlan diye baskı yapıldı. Daha niye gözaltına alındığımızı, neyle suçlandığımı bilmiyorum, bana pişmanlıktan yararlanmayla alakalı temkinlerde bulunuyorlar. Yumuşak bir üslupla, güler yüzle. “Ne yaptım da pişmanlıktan yararlanacağız, suçum ne onu bile bilmiyorum.” dedim. “Sen bir düşün” dediler. Sonra beni üzerinde Teşhis Odası yazan başka bir yere götürdüler. Bomboş bir oda. Kalorifer yok, penceresi açık, ocak ayı, kış, hava çok soğuk. Bir tane battaniye verdiler. Kapıyı üzerime kilitlediler. “Acil durum olursa kapıya vurursun” deyip gittiler. Bu şekilde 14 Ocak 2017’ye kadar orada kaldım. 13’ü 14’e bağlayan gece, saat 12’den sonra beni 2. katta bir odaya çıkardılar. Başıma nöbetçi polis diktiler. Sabaha kadar uyutmadılar. Yani devlet işi gücü bıraktı bizim başımıza nöbetçi koydu.

Gözaltında ne kadar kaldınız?

Bir ay. OHAL döneminde gözaltı süresi uzundu. 14 gün ben o odada, sandalyenin üzerinde yaşadım. Hiç uyumadım neredeyse. Artık insanın takati kalmıyor, vücut dayanamıyor. Bir de bana sıkıntıyı yaşatacak olan bir başka grup vardı. Onlar gece ortaya çıkıyor. Sorgucu diyorlar onlara. Mesaileri gece başlıyor. TEM’deki memurların ifadesiyle “bunlar insan değil.” Benim başımda beni uyutmamakla görevli olan memur söyledi bunu bana.

Kimmiş peki bu sorgucular?

Adının Murat olduğunu söyleyen bir amir, “Ankara’dan özel ekip geldi, bunlar MİT’e bağlı insanlar. Bunlara biz de söz geçiremiyoruz. Yani ne yaparlar ne ederler bizim kontrolümüzün dışında. Yani, senin başına ne gelir ne gider onu biz garanti edemeyiz” gibi ifadeler kullandı.

İşkence ne zaman nerede yapıldı?

23 Ocak’tan sonra başladı ağır işkence. İkinci katta bulunduğum odada gözümü bağladılar. Koridora çıktık, çapraz bir odaya girdik. Gözüm bağlı ama inip çıkmadığımız için hangi kat olduğunu biliyorum. Kaç kişi olduklarını bilmiyorum ama seslerinden ve bana müdahalelerinden anladığım kadarıyla bayağı varlardı. Önce sadece çamaşırım kalmak üzere soydular. Çok ağır hakaretlerle, anne, eş, çocuk, değerler aklınıza ne geliyorsa hem küfredip hem de darp ettiler. Çok hırpaladılar. Eliniz bağlı hiçbir şey yapamıyorsunuz. Etkin pişmanlıktan yararlanmamı ve önüme konulan evrakları imzalamamı istediler yine. Düşünmem için bir gün süre verdiler. Yarına kadar aklın başına gelsin, diyorlar.

Ertesi gün ne oldu?

Yine gece 12’den sonra aldılar. Boynumu iyice eğdiler, sanki kafam dizime değecek şekilde. Nezarethane katının da daha aşağısına indirdiler. Orada kalın bir bezle gözümü bağladılar. Ben tansiyon hastasıyım. Burnumu kapattılar. Nefes alamadığımı söylüyorum. Dinlemediler. Orada artık bu defa tamamen üryan bir şekilde soydular. Yerde süründürerek, sağa sola götürerek işkence yapıldı. Tecavüz girişimi orada yaşandı. Müebbetle yargılandığımı söylediler, eşimle, çocuğumla tehdit ettiler. Daha sonra o iğrenç fiili yapma tehdidi. Ve tehditten de öte. Fiili olarak buna yeltenmeye kalkma. Direneceksiniz ama neyinizle direneceksiniz. Elinizi arkadan da bağlamışlar.

Tehditten de öte derken tam olarak ne yapıldı?

Üryan bir haldesiniz, eliniz arkadan bağlı. Bir sürü insan sizi darp ediyor. Farklı pozisyonlara filan sokuyor, sorguculardan biri de dedi ki, “Prezervatif taktım, sana tecavüz edeceğim, ediyorum. Bunları kulağımla duydum. Net olarak duydum. O iğrenç fiil fiiliyata geçmedi. Ama kuru bir tehdit olarak da kalmadı. İfade ettiğim gibi direnç gösteriyorsunuz eliniz bağlı olsa bile. O an ki çırpınışlarınızla, gücünüz, imkanınız ne kadar el veriyorsa…

Yani prezervatif taktığını söyleyen adam yanınıza geldi, siz de bunu hissettiniz mi?

Aynen. Tecavüzde yeltendiler ama fiiliyat olmadı. Sonra arbede oldu, beni masaya yatırdılar. Ameliyat edeceklerini söylediler. Aletlerin seslerini duydum.

Nasıl kurtuldunuz bu durumdan?

Adı Murat olan o amir içeriye daldı, sesinden tanıyorum onu. “Ne yapıyorsunuz. Benim emanetimi siz hangi ara buraya getirdiniz de bu zulmü yapıyorsunuz?” dedi. Aralarında bir arbedeyle onların elinden beni kurtarmış oldu güya. Aynı o yumuşak yaklaşımla “Artık daha ne kadar kendine, ailene zarar vereceksin, şu işi hallet, şu işi bitir” gibi sözler söyledi. Ben bu arada ikinci katta avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. “Onlara söyleyin beni narkozsuz ameliyat etsinler diye. Bir insan şerefi için, onuru için, namusu için yaşar. 44 yaşına gelmişim, 3 çocuğum var. Siz bana bir şey bırakmadınız ki, bundan sonra yaşasam ne olur diye bağırdım. Ertesi gün başkan diye hitap ettikleri bir adam geldi. Bana “Narkozsuz ameliyat olmak istiyormuşsun, korkmuyor musun” diye sordu. “Elbette korkuyorum. Elim bağlı, gözüm bağlı her şeyi yapabiliyorsunuz. Her şeyimi aldınız, bundan sonra yaşasam ne olacak” dedim.

Sizden ne öğrenmek istiyorlar? Sonuçta bir öğretmensiniz.

Tutuklanınca hakkımızdaki iddiaların ne olduğunu öğrendik tabi. 672 sayılı KHK ile ihraç olmamız. Ama ben de eşim de hep özelde çalıştık. İkincisi kapatılan kurumlarda sigorta kaydımızın olması. Çocuklarımızın kapatılan okullarda okuması. Bank Asya’da hesabımızın olması ve orada işlem yapmış olmamız. Bir de bir tanık ifadesi var. Tanımadığım bir adam, polislere dini sohbet verdiğimi, onlardan sorumlu olduğumu söylüyor. Bunun üzerine bana işkence yapıp itirafçı olmamı istiyorlar.

Bu iddiaları doğru mu?

Kesinlikle doğru değil. Benim adımı veren tanık da birçok kişinin ismini veren biri. Adamı tanımıyorum. Zaten kendileri de “Biz yanlış kişiyi almışız” deyip işkenceden vazgeçtiler. Ayın 26’sı ya da 27’siydi. Vücudumda oluşan morluklardan dolayı beni hastaneye götürdüler. Balıklıgöl ve 500 yataklı hastane diye 2 farklı hastane, 2 farklı günde götürdüler. İlaç aldılar. O ilaçları verdiler. 10. günde avukatımla görüşebildim. Eşimin serbest bırakıldığını söyledi. Ondan haberdar olunca bu defa eşini tekrar gözaltına alırız, aldırırız diye tehdit ettiler.

İşkence gördüğünüzü mahkemede anlatabildiniz mi?

Kayda geçmesi için ilk mahkemede anlattım. Hatta Sulh Ceza’da anlatacak oldum, hakim hiç dinlemedi. “İfadeye geçirtmişsiniz” dedi.

Size yapılan işkenceler resmi olarak kayda geçti yani.

Evet geçti. Şöyle oldu: 30. gün benim ifademi aldılar, avukatın nezaretinde. Sorulara cevap verdikten sonra “Eklemek istediğiniz bir şey var mı?” diye en son sordular. Gözaltı sürecindeki yaşadıklarımı yazdırmak istedim. Yazamayacaklarını söylediler. O zaman imzalamayacağımı söyledim. Avukatım da yanımda durdu. Söz dalaşı oldu. Avukatım Urfa Barosu’nu aradı. Baro başkanı “İfadeye geçirmezlerse imzalamayın” dedi. Sonra memur savcıyla görüşmeye gitti. Özet şekilde yaşadıklarımı ifademe eklediler. Emniyet ifade tutanağına işkence gördüğümü böylece yazdırmış oldum.

23 ay Şanlıurfa 1 Nolu T Tipi Cezaevi’nde kaldınız. Orada herhangi bir hak ihlali yaşadınız mı?

Fiziki olarak herhangi bir işkenceye maruz kalmadım ama o demir kapı her açıldığında yüreğiniz çıkacakmış gibi oluyor. Neden? Gözaltı süreci geçirmiş, mahkemesi olmuş, cezaevine girmiş ama tekrardan emniyete götürülüp gözaltında kalan arkadaşlar vardı. 1 hafta kalan vardı, 20 gün kalan vardı, 40 gün kalan vardı. Yani bunların örnekleri var. Siz de hep bu endişeyle yaşıyorsunuz. Acaba tekrardan mı almaya geldiler diyorsunuz? Psikolojik sıkıntılar yaşadığım için haliyle psikiyatriste gittim. Yaşadıklarımdan dolayı bana Efeksor ve Redebra diye iki ilaç verdi. Cezaevi süresince o ilaçları kullandım. Cezaevi kayıtlarında vardır.

Başka bir hastalığınız oldu mu?

Yok, yüksek tansiyonum zaten vardı, onun ilacını hala kullanıyorum. Ama psikolojik olarak yaşadığım travmaları hala atlatabilmiş değilim. Sadece fiziksel işkence yok ki psikolojik işkence de yaşadık. Gözaltı sürecindeyken, ‘gizli tanık, yani itirafçı ol bunları imzala, ondan sonra da devlet adına çalış. Biz sana işte özel kimlik çıkartalım, hatta ameliyat yapalım’ dediler. Ben bir öğretmenim. Sizin iddia ettiğiniz noktaları anlamakta zorlanıyorum. Bir insana kimlik çıkartmak, yeni bir hayat sunmak, maddi olanaklar tanımak, hatta yüz değiştirme… Filmlerden bildiğimiz olayları bana teklif ediyorsunuz, dedim. Aramızda bu tarz konuşmalar oldu. Tavırları iki türlüydü. Bir yumuşak, gel beraber yürütelim mantığı vardı. Diğeri de şiddetle.

Afyon Cezaevinde ilahi söyleyerek işkence yaptılar: “Seher vakti bülbüller, ne de güzel öterler…”

BOLD ÖZEL

5 aydır karantina hücresinde tutulan Miktad öğretmen siroz oldu

Tutuklu öğretmen Miktad Doğan, 5 aydır cezaevindeki karantina hücresinde sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. TBMM’ye mektup gönderip yardım isteyen Doğan’a siroz teşhisi konuldu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

3 Eylül 2019’dan bu yana Kırklareli E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan tarih öğretmeni Miktad Doğan’a Hepatit B’ye bağlı siroz teşhisi konuldu. 5 aydır teşhis ve tedavi için hastaneye götürülen Doğan geçen hafta Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırıldı. Daha önce karaciğerinden parça alınan Miktad Doğan’ın hastalığı ilerlediği ve siroza dönüştüğü ortaya çıktı. Doktor, Miktad Doğan’ın abisi Hıdır Doğan’a ailede başka hasta olan varsa test yaptırmalarını söyledi.

Hasta tutuklu Miktad Doğan, yanlış teşhis ve tedavi yapıldığı için aylardır cezaevi-hastane arasında gidip geliyor. Doğan’a ilk önce Eylül 2020’de vertigo teşhisi konularak bir ay boyunca ilaç tedavisi uygulandı. Sağlık durumu daha da kötüleşince 21 Eylül 2020’de Kırklareli Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Bu kez kronikleşmiş Hepatit B olduğu söylendi.

Kan tahlilleri ve çekilen ultrason sonucunda karaciğer enzim değerinin aşırı yükseldiği, karaciğerinin büyüdüğü ve aşırı yağlandığı görüldü. Hastanenin enfeksiyon birimi tarafından acil olarak Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilen Doğan, durumu acil olmasına rağmen ancak 1,5 ay sonra 4 Kasım 2020’de hastaneye götürüldü. Biyopsi için karaciğerinden parça alınan Miktad Doğan en son 18 Şubat 2021’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi götürüldü. 3 gün hastanede kalan Doğan’a bu kez Hepatit B’ye bağlı siroz teşhisi konuldu.

5 AYDIR KARANTİNADA

Sürekli hastaneye gidip geldiği için karantina hücresinde yaşamak zorunda kalan Doğan sağlıksız ortam ve beslenme koşullarının da etkisiyle sağlığı her geçen gün daha da bozuluyor.

Miktad Doğan’ın avukatı Münevver Öz, yanlış teşhis, yanlış tedavi ve kaybedilen zamanın müvekkilinin yaşam hakkını tehlikeye attığı için cezaevi doktoru ve görevli memurlar hakkında 4 ay önce suç duyurusunda bulunmuştu. Öz dilekçesinde, tuvaleti tıkalı, suyu akmayan, sıcak su verilmeyen, yeterli beslenme koşullarının sağlanmadığı bir hücrede müvekkilinin ölüme terk edildiğine, memurların görevlerini kötüye kullandığına, sistematik bir şekilde müvekkiline kötü davranıldığına dikkat çekti. Kişilerin cezalandırılması için kamu davasının açılmasını talep eden Öz’ün başvurusuyla ilgili henüz bir gelişme olmadı.

TBMM’YE MEKTUP GÖNDERDİ

Ocak ayında TBMM Adalet Komisyonuna mektup göndererek yardım talep eden Miktad Doğan, hastalığının ilk teşhisinden bu yana 4,5 ay geçmesine rağmen ve acil tedaviye başlanması gerektiği halde hala bir sonuca varılmadığını yazmıştı. Doğan, hastalığının ilerleyerek siroza dönüşebileceğini o zaman ifade etmişti:

“Hastalığım bulaşıcı ve her geçen gün ilerliyor. Önlem alınmazsa karaciğer sirozu ve karaciğer yetmezliği vuku bulacak. Bununla beraber kaldığım karantina koşullarında daha başka enfeksiyonlar kapmam muhtemel.”

MAHKEMESİ 3 MART’TA

Bir süre sözleşmeli öğretmen olarak görev yapan 30 yaşındaki Miktad Doğan 2017’de geçirdiği trafik kazasında birçok kaburgası ve omuz küreği kırıldığı için mesleğini bırakmak zorunda kaldı. Tanık ifadelerine dayanılarak ve Bylock kullandığı iddiasıyla 3 Eylül 2019’da tutuklanan Doğan, 4 aydır SEGBİS ile katıldığı Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden her duruşmada durumunu heyete açıklamaya çalıştı ancak dikkate alınmadı. Doğan, 3 Mart’ta altıncı kez hakim karşısına çıkacak.

“Ağır hasta olmama rağmen 4 aydır hücredeyim”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tutuklu Emniyet Amiri Ömer Köse’ye pandemi döneminde su yok

Dört yıldır hücrede tutulan Ömer Köse’ye tüm ihtiyaçları için sadece 20 litre su veriliyor. Köse, yağmur sularını biriktirerek ayakta kalıyor.

BOLD – Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan ihraç Emniyet Müdürü Ömer Köse’ye yönelik baskı ve hak ihlalleri artarak devam ediyor. Tek kişilik hücrede tutulan Köse’nin diğer tutuklulardan farklı olarak günlük su limiti 20 litreyle sınırlandırılırken, ikinci battaniyesi de elinden alındı.

Cezaevinde kalan diğer tutuklular suyla ilgili sıkıntı yaşamazken Ömer Köse’nin hücresinin sayacının 20 litreye göre ayarlandığı öğrenildi. Günlük 20 litre su ile temizlik, banyo, bulaşık yıkama gibi tüm ihtiyaçlarını karşılamak zorunda bırakılan Ömer Köse’nin banyo yapmakta zorlandığı öğrenildi. Köse’nin yakınlarına aktardığına göre, banyo öncesi musluğu açıp sıcak su gelmesini beklemesi durumunda günlük 20 litre su bitmiş oluyor.

Ömer Köse cezaevinde çocuklarıyla

DİLEKÇELERİNE CEVAP VERİLMİYOR

Ömer Köse’nin su sorunuyla ilgili şahsen ve avukatı aracılığıyla yazdığı dilekçelere cevap verilmediği öğrenildi. Gardiyanların sayacın bozuk olabileceği şeklindeki söylemleri üzerine Köse’nin “sorun hücremdeki su sayacındaysa tamiratını ya da değişimini kendi paramla yapabilirim” şeklindeki son dilekçesine de cevap verilmedi.

Cezaevi yönetiminin, hücre ve koğuşlara ayrı sayaç sitemini kuran firmadan yanıt beklediklerini ilettiği ancak hiçbir ilerleme olmadığı belirtiliyor.

Köse’nin cezaevi yönetimine verdiği 9 dilekçenin dışında, infaz hakimliği ve Adalet Bakanlığına da dilekçe yazdığı ancak dilekçelerin UYAP’ta görünmediği öğrenildi. Bu durum dilekçelerin imha edildiği şüphesini doğurdu.

Köse daha önce de cezaevinde kaloriferlerinin yakılmadığı ve darp edildiğine ilişkin dilekçeler yazmış ancak işleme konulmamıştı.

YAĞMUR SULARINI TOPLUYOR

Köse’nin kar sularını eriterek ve yağmur sularını toplayarak tuvalette kullanmaya çalıştığı, hücresi ve kişisel hijyeniyle ilgili pandemi sürecinde büyük sıkıntı yaşadığı ifade ediliyor.

Köse’nin yaşadığı bir diğer sorun ise ısıtma. Cezaevi kaloriferlerinin yetersiz yanması nedeniyle çift battaniye kullanan Köse’nin battaniyelerinden biri arama sırasında geri verileceği söylenerek alındı. Battaniyenin geri verilmemesi üzerine Köse, cezaevi kantininden yeni bir battaniye almak için kantin fişi doldurdu ancak Köse’ye yeni battaniye satılmadı.

Eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, Ağustos 2014’ten beri tutuklu. Uzun süre Silivri Cezaevinde tutulan Köse, OHAL döneminde Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapılı Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi. Köse yaklaşık 4 yıldır tek kişilik hücrede tutuluyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Anne ve babası tutuklu Serdar’ın feryadı: Mal da mülk de sizin olsun, yeter ki bizi rahat bırakın!

14 yaşındaki Serdar Meleş, annesinin tahliye edilmesini beklerken ceza aldığını duyunca yıkıldı. 6 yıldır babalarından ayrı olan 3 kardeş artık annelerinden de mahrum.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Babaları 6 yıldır tutuklu olan Serdar (14), Erkan (11), Selma’nın (8) annesi Ayşe Meleş geçen hafta Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2015 yılından bu yana babalarından ayrı olan üç kardeş, artık annelerinden de mahrum kaldı.

Anneanneleriyle Manisa’da yaşayan Meleş kardeşlerin en büyüğü 14 yaşındaki Serdar, annesinin ceza aldığını öğrenince “Malları, mülkleri, saadetleri, hisleri, nefisleri her şeyleri onların olsun. Yeter ki bizi bizle rahat bıraksınlar. Bize bir bulaşmasınlar artık” diyebildi.

BABALARI İKİ YILDIR HÜCREDE

Cemaat soruşturmaları kapsamında 10 Kasım 2015’te tutuklanan Mehmet Meleş, tanık ifadelerine dayanılarak örgüt lideri olduğu iddiasıyla 19,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Gazi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olan Mehmet Meleş, kapatılan dershanelerde ve kurumlarda çalışmış, en son Eskişehir’de bir derneğin yöneticisi olarak görev yapmıştı. 15 Temmuz’dan sonra silahlı terör örgütü üyesi olmakla itham edilen Meleş, darbe girişimi gerçekleştirildiğinde cezaevinde bulunduğuna dair mahkemeye itirazını sunsa da dikkate alınmadı.

Eskişehir ve Sincan cezaevlerinden sonra Çorum Kapalı Cezaevine gönderilen Mehmet Meleş, 2 yıldır burada hücrede tutuluyor. Hak ihlalleriyle sık sık gündeme gelen Çorum Cezaevinde Mehmet Meleş de birçok hak ihlaline uğradı. Kanunlara göre bir insanı 20 günden fazla hücrede tutulmaması gerekirken Mehmet Meleş, hücreden çıkartılmıyor. Yalnızlaştırmak adına radyosu bile elinden alındı. Eşi ve çocukları İzmir’de yaşayan Meleş, ailesine yakın olabilmek için hapse girdiğinden bu yana nakil için defalarca dilekçe verdi, hepsi reddedildi. Dosyası da iki yıldır Yargıtay’da bekletiliyor.

81 YAŞINDAKİ ANNESİNE ÇIPLAK ARAMA

Altı kardeş arasında tek erkek olan Mehmet Meleş’in kendi ailesinin de bu süreçte başına gelmeyen kalmadı. Bir ablası geçen yıl kanserden vefat etti. Bir kız kardeşi Temmuz 2018’de KHK ile ihraç edildi. Emekli öğretmen olan diğer ablasının İzmir’deki depremde evi yıkıldı. 81 yaşındaki annesi ise kalp hastası.

Pandemi döneminden önce oğlunu yılda 1-2 kez ziyarete gidebilen Mehmet Meleş’in annesi de cezaevi girişinde birçok kez çıplak arama dayatmasına maruz kaldı. X-ray cihazından geçerken bacağındaki iki platin nedeniyle çıplak aramalara maruz kalan 81 yaşındaki kadının hastalık raporları cezaevi yönetimine sunulmasına rağmen sonuç değişmedi.

ÖLÜMLER VE TUTUKLAMALAR ÇOCUKLARI OLUMSUZ ETKİLEDİ

Serdar Meleş, annesi ve babasıyla bir görüş gününde.

“ÇOCUKLAR ANNESİZ BABASIZ BÜYÜYORLAR”

Babaları tutuklandığından bu yana anneleri ve halalarının maddi manevi desteğiyle hayatlarına devam eden Serdar, Erkan, Selma’nın bir yıl içinde kolları kanatları iki kez daha kırıldı. Önce çok sevdikleri halalarını 18 Şubat 2020’de kanserden kaybettiler. 10 Kasım 2020’de de anneleri Ayşe Meleş tutuklanıp cezaevine gönderildi.

Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu olan Ayşe Meleş, daha önce 3-4 gün gözaltında kalmış, kullandığı Bylock içeriksiz olduğu için denetimli serbestlikle bırakılmıştı. Kapatılan bir yurtta müdür olarak gören yapan Ayşe Meleş, SGK kaydı, Bylock ve kaçma şüphesi nedeniyle dört ay önce tekrar tutuklandı.

Babalarından sonra halalarını ve annelerini de kaybeden üç kardeşin psikolojisi kötü. Tutukluluğuna itiraz için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılan Ayşe Meleş’in görümcesi “Hepimiz kendimizden geçtik ama çocuklar anne ve babasız büyüyorlar. 6 yıl olacak babaları yok. Şimdi de anneleri 7 yıl aldı. Çocuklara söyleyemedik.” dedi.

Türkiye’de anne-babası aynı anda tutuklandığı için psikolojisi bozulan birçok çocuk bulunuyor. Annesinin yaklaşık 5 yıl evden uzak olacağını öğrenen Serdar, en küçük halasına duygularını anlatırken, yaşadıklarının ağırlarını artık taşıyamadığı açıkça görülüyor:

“BİZE BULAŞMASINLAR ARTIK”

“Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Dua ediyorum ama artık samimiyetsiz geliyor. Namaz kılıyorum ama sanki kılmıyormuşum gibi hissettiriyor. İnşallah diyorum ama gönlüm olsun diyor. Umudum kesilmedi ama her geçen gün değişen bir şey olmadığında da bende olan o sabır ve umut tek tek harcanıyor. Evet, isyan etmeyeceğim, umudumu ve sabrımı kesmeyeceğim ama tüm bunlar artık tesellim olmuyor… Beni gerçekten teselli edecek bir durum, bir gelişme olmadığında da iyice kararıyorum… Samimi olarak söylüyorum: Allah, bu acizleri düşürmeye çalıştıkları gaflet deliklerine onları soksun. Hiçbirinin bu kâinatta olmalarına izin vermesin. 

Eğer rabbim, beni duyuyor ve benim bu söylediklerimde ne kadar samimi olduğumu biliyorsa ki o biliyor; bana, yorulmuş yolculara, sıkılmış ve bitap düşmüş bu hakiki İslam alemine, bugünlerin biteceğini müjdelesin. Rabbimden sadece bunu istiyorum. Malları, mülkleri, saadetleri, hisleri, nefisleri her şeyleri onların olsun. Yeter ki bizi bizle rahat bıraksınlar. Bize bir bulaşmasınlar artık.”

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0