Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Şanlıurfa TEM’de işkence: Taktım prezervatifi tecavüz edeceğim

15 günlük bebeği ve eşiyle birlikte gözaltına alınan tarih öğretmeni, Şanlıurfa Emniyeti’nde kendilerine ‘sorgucular’ diyen işkence ekibinin yaptıklarını BOLD’a anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Kapatılan dershanelerde öğretmenlik yapan ve güvenlik gerekçesiyle isminin açıklanmasını istemeyen 3 çocuk sahibi tarih öğretmeni, Şanlıurfa Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde gördüğü işkenceleri Bold Medya’ya anlattı. Darp, tehdit ve tecavüz girişimini polis ifadesine de geçirtmeyi başarabilen tarih öğretmeni, yaşadıklarının bilinmesini, duyulmasını ve işkencecilerin hukuk önünde yargılanmasını istiyor.

15 günlük bebeği ve lohusa eşiyle birlikte evinde gözaltına alındıktan sonra Urfa Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürülen tarih öğretmeni, gözlerinin bağlandıktan sonra çırılçıplak soyulduğunu, kendilerine “Sorgucular” diye hitap edilen kişiler tarafından darp edildiğini ve bir sorgucunun “Prezervatif taktım şimdi tecavüz edeceğim” dediğini aktardı. Bu tehdidin sadece kuru bir tehdit olarak kalmadığını da ifade etti. Tarih öğretmeniyle görüntülü olarak online gerçekleştirdiğimiz röportajı sunuyoruz.

Ne zaman, nerede tutuklandınız?

1 Ocak 2017’de evimde gözaltına alındım. Eşim yeni doğum yapmıştı. Bebeğimiz daha 15 günlüktü. Görevlilere durumu izah ettim. Sezaryenle doğum yapmıştı eşim. Çocuğumuzun da kalbi olması gerekenden daha büyük dünyaya gelmişti. Doktor hayati riskinin olduğunu söyledi. Kontrollerinin yapılması gerekiyordu. Dinlemediler. O halde üçümüzü alıp Şanlıurfa TEM’e götürdüler.

Birlikte mi kaldınız, ayrı nezaretlere mi koydular?

Eşim ve çocuğumu ayırdılar. Üst katta başka bir yere götürdüler. Beni de alta nezarethaneye indirdiler. Tabi o zamanlar çok kalabalıktı. Bu gözaltı furyalarının çok yoğun olduğu günlerdi. Eşimle, çocuğumla, tüm dünyayla irtibatımız koptu tabi. Aşağı indirdiklerinde hücreye koydular. Konuşmalarından Suriyeli olduklarını anladığım 2 kişi daha vardı. Arapça konuşuyorlardı. Onları çok feci bir şekilde dövmüşlerdi. Adamın üstü başı perişandı, gözleri patlamıştı. Ortalık kan revan içindeydi.

Size de orada mı işkence yaptılar?

Hayır, önce etkin pişmanlıktan yararlan diye baskı yapıldı. Daha niye gözaltına alındığımızı, neyle suçlandığımı bilmiyorum, bana pişmanlıktan yararlanmayla alakalı temkinlerde bulunuyorlar. Yumuşak bir üslupla, güler yüzle. “Ne yaptım da pişmanlıktan yararlanacağız, suçum ne onu bile bilmiyorum.” dedim. “Sen bir düşün” dediler. Sonra beni üzerinde Teşhis Odası yazan başka bir yere götürdüler. Bomboş bir oda. Kalorifer yok, penceresi açık, ocak ayı, kış, hava çok soğuk. Bir tane battaniye verdiler. Kapıyı üzerime kilitlediler. “Acil durum olursa kapıya vurursun” deyip gittiler. Bu şekilde 14 Ocak 2017’ye kadar orada kaldım. 13’ü 14’e bağlayan gece, saat 12’den sonra beni 2. katta bir odaya çıkardılar. Başıma nöbetçi polis diktiler. Sabaha kadar uyutmadılar. Yani devlet işi gücü bıraktı bizim başımıza nöbetçi koydu.

Gözaltında ne kadar kaldınız?

Bir ay. OHAL döneminde gözaltı süresi uzundu. 14 gün ben o odada, sandalyenin üzerinde yaşadım. Hiç uyumadım neredeyse. Artık insanın takati kalmıyor, vücut dayanamıyor. Bir de bana sıkıntıyı yaşatacak olan bir başka grup vardı. Onlar gece ortaya çıkıyor. Sorgucu diyorlar onlara. Mesaileri gece başlıyor. TEM’deki memurların ifadesiyle “bunlar insan değil.” Benim başımda beni uyutmamakla görevli olan memur söyledi bunu bana.

Kimmiş peki bu sorgucular?

Adının Murat olduğunu söyleyen bir amir, “Ankara’dan özel ekip geldi, bunlar MİT’e bağlı insanlar. Bunlara biz de söz geçiremiyoruz. Yani ne yaparlar ne ederler bizim kontrolümüzün dışında. Yani, senin başına ne gelir ne gider onu biz garanti edemeyiz” gibi ifadeler kullandı.

İşkence ne zaman nerede yapıldı?

23 Ocak’tan sonra başladı ağır işkence. İkinci katta bulunduğum odada gözümü bağladılar. Koridora çıktık, çapraz bir odaya girdik. Gözüm bağlı ama inip çıkmadığımız için hangi kat olduğunu biliyorum. Kaç kişi olduklarını bilmiyorum ama seslerinden ve bana müdahalelerinden anladığım kadarıyla bayağı varlardı. Önce sadece çamaşırım kalmak üzere soydular. Çok ağır hakaretlerle, anne, eş, çocuk, değerler aklınıza ne geliyorsa hem küfredip hem de darp ettiler. Çok hırpaladılar. Eliniz bağlı hiçbir şey yapamıyorsunuz. Etkin pişmanlıktan yararlanmamı ve önüme konulan evrakları imzalamamı istediler yine. Düşünmem için bir gün süre verdiler. Yarına kadar aklın başına gelsin, diyorlar.

Ertesi gün ne oldu?

Yine gece 12’den sonra aldılar. Boynumu iyice eğdiler, sanki kafam dizime değecek şekilde. Nezarethane katının da daha aşağısına indirdiler. Orada kalın bir bezle gözümü bağladılar. Ben tansiyon hastasıyım. Burnumu kapattılar. Nefes alamadığımı söylüyorum. Dinlemediler. Orada artık bu defa tamamen üryan bir şekilde soydular. Yerde süründürerek, sağa sola götürerek işkence yapıldı. Tecavüz girişimi orada yaşandı. Müebbetle yargılandığımı söylediler, eşimle, çocuğumla tehdit ettiler. Daha sonra o iğrenç fiili yapma tehdidi. Ve tehditten de öte. Fiili olarak buna yeltenmeye kalkma. Direneceksiniz ama neyinizle direneceksiniz. Elinizi arkadan da bağlamışlar.

Tehditten de öte derken tam olarak ne yapıldı?

Üryan bir haldesiniz, eliniz arkadan bağlı. Bir sürü insan sizi darp ediyor. Farklı pozisyonlara filan sokuyor, sorguculardan biri de dedi ki, “Prezervatif taktım, sana tecavüz edeceğim, ediyorum. Bunları kulağımla duydum. Net olarak duydum. O iğrenç fiil fiiliyata geçmedi. Ama kuru bir tehdit olarak da kalmadı. İfade ettiğim gibi direnç gösteriyorsunuz eliniz bağlı olsa bile. O an ki çırpınışlarınızla, gücünüz, imkanınız ne kadar el veriyorsa…

Yani prezervatif taktığını söyleyen adam yanınıza geldi, siz de bunu hissettiniz mi?

Aynen. Tecavüzde yeltendiler ama fiiliyat olmadı. Sonra arbede oldu, beni masaya yatırdılar. Ameliyat edeceklerini söylediler. Aletlerin seslerini duydum.

Nasıl kurtuldunuz bu durumdan?

Adı Murat olan o amir içeriye daldı, sesinden tanıyorum onu. “Ne yapıyorsunuz. Benim emanetimi siz hangi ara buraya getirdiniz de bu zulmü yapıyorsunuz?” dedi. Aralarında bir arbedeyle onların elinden beni kurtarmış oldu güya. Aynı o yumuşak yaklaşımla “Artık daha ne kadar kendine, ailene zarar vereceksin, şu işi hallet, şu işi bitir” gibi sözler söyledi. Ben bu arada ikinci katta avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. “Onlara söyleyin beni narkozsuz ameliyat etsinler diye. Bir insan şerefi için, onuru için, namusu için yaşar. 44 yaşına gelmişim, 3 çocuğum var. Siz bana bir şey bırakmadınız ki, bundan sonra yaşasam ne olur diye bağırdım. Ertesi gün başkan diye hitap ettikleri bir adam geldi. Bana “Narkozsuz ameliyat olmak istiyormuşsun, korkmuyor musun” diye sordu. “Elbette korkuyorum. Elim bağlı, gözüm bağlı her şeyi yapabiliyorsunuz. Her şeyimi aldınız, bundan sonra yaşasam ne olacak” dedim.

Sizden ne öğrenmek istiyorlar? Sonuçta bir öğretmensiniz.

Tutuklanınca hakkımızdaki iddiaların ne olduğunu öğrendik tabi. 672 sayılı KHK ile ihraç olmamız. Ama ben de eşim de hep özelde çalıştık. İkincisi kapatılan kurumlarda sigorta kaydımızın olması. Çocuklarımızın kapatılan okullarda okuması. Bank Asya’da hesabımızın olması ve orada işlem yapmış olmamız. Bir de bir tanık ifadesi var. Tanımadığım bir adam, polislere dini sohbet verdiğimi, onlardan sorumlu olduğumu söylüyor. Bunun üzerine bana işkence yapıp itirafçı olmamı istiyorlar.

Bu iddiaları doğru mu?

Kesinlikle doğru değil. Benim adımı veren tanık da birçok kişinin ismini veren biri. Adamı tanımıyorum. Zaten kendileri de “Biz yanlış kişiyi almışız” deyip işkenceden vazgeçtiler. Ayın 26’sı ya da 27’siydi. Vücudumda oluşan morluklardan dolayı beni hastaneye götürdüler. Balıklıgöl ve 500 yataklı hastane diye 2 farklı hastane, 2 farklı günde götürdüler. İlaç aldılar. O ilaçları verdiler. 10. günde avukatımla görüşebildim. Eşimin serbest bırakıldığını söyledi. Ondan haberdar olunca bu defa eşini tekrar gözaltına alırız, aldırırız diye tehdit ettiler.

İşkence gördüğünüzü mahkemede anlatabildiniz mi?

Kayda geçmesi için ilk mahkemede anlattım. Hatta Sulh Ceza’da anlatacak oldum, hakim hiç dinlemedi. “İfadeye geçirtmişsiniz” dedi.

Size yapılan işkenceler resmi olarak kayda geçti yani.

Evet geçti. Şöyle oldu: 30. gün benim ifademi aldılar, avukatın nezaretinde. Sorulara cevap verdikten sonra “Eklemek istediğiniz bir şey var mı?” diye en son sordular. Gözaltı sürecindeki yaşadıklarımı yazdırmak istedim. Yazamayacaklarını söylediler. O zaman imzalamayacağımı söyledim. Avukatım da yanımda durdu. Söz dalaşı oldu. Avukatım Urfa Barosu’nu aradı. Baro başkanı “İfadeye geçirmezlerse imzalamayın” dedi. Sonra memur savcıyla görüşmeye gitti. Özet şekilde yaşadıklarımı ifademe eklediler. Emniyet ifade tutanağına işkence gördüğümü böylece yazdırmış oldum.

23 ay Şanlıurfa 1 Nolu T Tipi Cezaevi’nde kaldınız. Orada herhangi bir hak ihlali yaşadınız mı?

Fiziki olarak herhangi bir işkenceye maruz kalmadım ama o demir kapı her açıldığında yüreğiniz çıkacakmış gibi oluyor. Neden? Gözaltı süreci geçirmiş, mahkemesi olmuş, cezaevine girmiş ama tekrardan emniyete götürülüp gözaltında kalan arkadaşlar vardı. 1 hafta kalan vardı, 20 gün kalan vardı, 40 gün kalan vardı. Yani bunların örnekleri var. Siz de hep bu endişeyle yaşıyorsunuz. Acaba tekrardan mı almaya geldiler diyorsunuz? Psikolojik sıkıntılar yaşadığım için haliyle psikiyatriste gittim. Yaşadıklarımdan dolayı bana Efeksor ve Redebra diye iki ilaç verdi. Cezaevi süresince o ilaçları kullandım. Cezaevi kayıtlarında vardır.

Başka bir hastalığınız oldu mu?

Yok, yüksek tansiyonum zaten vardı, onun ilacını hala kullanıyorum. Ama psikolojik olarak yaşadığım travmaları hala atlatabilmiş değilim. Sadece fiziksel işkence yok ki psikolojik işkence de yaşadık. Gözaltı sürecindeyken, ‘gizli tanık, yani itirafçı ol bunları imzala, ondan sonra da devlet adına çalış. Biz sana işte özel kimlik çıkartalım, hatta ameliyat yapalım’ dediler. Ben bir öğretmenim. Sizin iddia ettiğiniz noktaları anlamakta zorlanıyorum. Bir insana kimlik çıkartmak, yeni bir hayat sunmak, maddi olanaklar tanımak, hatta yüz değiştirme… Filmlerden bildiğimiz olayları bana teklif ediyorsunuz, dedim. Aramızda bu tarz konuşmalar oldu. Tavırları iki türlüydü. Bir yumuşak, gel beraber yürütelim mantığı vardı. Diğeri de şiddetle.

Afyon Cezaevinde ilahi söyleyerek işkence yaptılar: “Seher vakti bülbüller, ne de güzel öterler…”

BOLD ÖZEL

İdare Mahkemesinden delilsiz ‘şifahi’ adalet

15 Temmuz’un ardından KHK’larla ihraç edilenlere yönelik hukuksuz kararlara bir yenisi daha eklendi. Bir ihbar üzerine açılan ceza davasından beraat eden KHK’lı, ihracının iptali için Ankara 24. İdare Mahkemesine dava açtı. Mahkeme, dosyada delil bulamayınca MİT’in şifahi(sözlü) olarak verdiği bilgiye dayanarak davayı reddetti.

BOLD – Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi, ceza davasından beraat eden KHK’lının ihracına karşı açtığı davayı reddetti. Mahkeme herhangi bir delile yer vermediği gerekçeli kararında emniyet ve MİT Bölge Başkanlığının şifahi(sözlü) bilgilendirmesini ihraç için yeterli buldu.

KHK’yla ihraç edilen bir kişi, hakkındaki ihbar üzerine gözaltına alınıp tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevkedildi. Sulh Ceza Hakimliği, tutuklama talebini reddetti. Hakkında açılan davadan da tanığın beyanlarını reddetmesi üzerine beraat etti. Ancak OHAL Komisyonu memuriyete iadesine dair başvuruyu reddedince KHK’lı Ankara 24. İdare Mahkemesine dava açtı.

İSTİHBARATIN ŞİFAHI BİLGİSİYLE KARAR VERDİ

Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi, Emniyet ve MİT Bölge Başkanlığının KHK’lı kişinin cemaat ile irtibatının bulunduğu yönündeki ‘şifahi’ bilgilendirmesini yeterli bularak davayı reddetti. Mahkemenin gerekçeli kararında, “…emniyet istihbaratında ve MİT Bölge Başkanlığından verilen şifahi bilgide kişinin yoğun olarak FETÖ mensupları ile ilişki içerisinde olduğu ve onlarla yoğun bir şekilde irtibat ve ilişkisinin bulunduğu bildirilmiştir” denildi.

Ankara 24. İdare Mahkemesinin hukuksuz ‘şifahi’ kararı.

Sedat Peker’in son videosu Hizmet Hareketine kurulan tuzağı deşifre etti

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Mikrofonu açık unutan Prof. Dr. Ahmet Özmen online derste nasıl torpil yaptığını anlattı

Sakarya Üniversitesi’nde online canlı ders sırasında mikrofonunu açık unutan Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özmen, staj alımlarında nasıl torpil yaptığını detaylarıyla anlattı.

BOLD – Sakarya Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özmen’in online dersi sırasında bir öğretim görevlisi arkadaşı yanına geliyor. Özmen, arkadaşıyla konuşabilmek için bilgisayar başındaki öğrencilerine “Derse 5 dakika ara veriyorum” diyerek kamerasını kapatıyor ancak mikrofonunu açık unutuyor.

KİMSEYE YAYMAMALI!

Özmen, öğretim görevlisi arkadaşına, kendisine bir başvuru geldiğini, BAUM (Bilgisayar Araştırma ve Uygulama Merkezi) müdürü ve bölüm başkanı olduğunu söylediğini aktarıyor. Başvuru sahibinin gelip staj yapabileceğini ama kimseye yaymaması gerektiğini ise özellikle vurguluyor.

“DAYISI BİZDE PROFESÖR”

Özmen’in bu ifadelerinin ardından arkadaşı da “Bizde profesör dayısı, ben tanımıyorum” diyerek torpil rezaletini deşifre ediyor. Daha sonra Ahmet Özmen, kendi yeğeninin de geleceğini anlatıyor.

Ardından derse döndüğünde mikrofonun açık olduğunu fark eden Prof. Dr. Özmen, öğrencilere “Sorun yok siz de duymuş oldunuz biz böyle arada konuşuyoruz zaten mesele değil” diyor.

EKŞİ SÖZLÜK VE TWITTER TAKİPTE

Torpil skandalıyla ilgili Ekşi Sözlük’te “06.05.2021 saü’de torpil rezaleti” başlığı açıldı. Twitter’da de #meseledeğil etiketi altında rezalete tepki yağdı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevlerinde kaç insan koronavirüsten öldü?

Türkiye’yi Mart 2020’de etkilemeye başlayan koronavirüs salgınının üzerinden 14 ay geçti. Bu süre içinde cezaevlerinde Kovid-19 nedeniyle resmi açıklamaya göre 9, İHD’nin araştırmasına göre 17 insan hayatını kaybetti. Bold Medya olarak ise koronavirüs nedeniyle ölen; adını, yaşını, ölüm tarihini, kaldığı cezaevini tespit ettiğimiz mahpus sayısı 14.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ANALİZ 

Bir hafta içinde Türkiye cezaevlerinde 3 insan koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Afyon Bolvadin Cezaevinde virüs kapan makine mühendisi Ali Orhan 4 Mayıs’ta, Çanakkale E Tipi Cezaevinde hastalanan Yrd. Doç. Halil Şimşek 5 Mayıs’ta, Silivri 5 Nolu Cezaevinde korona olan eski yarbay Erdal Kılınç ise 12 Mayıs’ta öldü.

Türkiye’yi 14 Mart 2020’de etkisi altına alan salgın nedeniyle bugüne kadar cezaevlerinde kaç kişi öldü? Ceza ve Tevkifleri Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı 9 rakamı doğru mu? İnsan hakları dernekleri bu konuda ne diyor?

DOKUZ MAHPUS MU, YOKSA 17 MAHPUS MU?

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün 18 Şubat’ta yaptığı resmi açıklamaya göre 14 Mart 2020’den itibaren cezaevlerinde 240 Kovid-19 vakası görüldü. Bu vakalar arasında bulunan 9 hükümlü virüse bağlı olarak yaşamını yitirdi. 18 Şubat’tan sonra medyaya yansıyan ölüm sayısı 4.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 1 Nisan’da açıkladığı 2020 Cezaevleri Hak İhlalleri raporuna göre ise 14 Mart 2020’den itibaren Türkiye cezaevlerinde 17 mahpus koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Raporda ayrıca 20 farklı hapishaneden 489 tutuklunun Kovid-19’a yakalandığına dair İHD’ye başvuru yapıldığı bilgisi yer aldı.

TEADAVİ VE MUAYENE TALEPLERİNE GEÇ CEVAP VERİLİYOR

Resmi rakamlara göre cezaevlerinde şu anda 276 bin tutuklu var. İHD’nin raporuna göre Türkiye hapishaneleri mahpus sayısı bakımından tarihinin en yoğun dönemini yaşıyor ve bu durum yoğun hak ihlâllerini de beraberinde getiriyor. İHD raporunda, koronavirüs belirtisi gösterenlerin “muayene ve tedavi taleplerinin karşılanmadığı ya da geç cevap verildiğine” ilişkin çok sayıda başvuru aldıklarını belirtiyor.

Bold Medya olarak bizim yaptığımız araştırmaya göre ise 14 Mart 2020’den itibaren cezaevlerinde koronavirüs nedeniyle ölen; adını, yaşını, mesleğini, ölüm tarihini ve kaldığı cezaevini tespit edebildiğimiz kişi sayısı 14. Arif Yıldırım ve İsmet Nice adlı iki mahpus dışında hepsinin de fotoğrafına ulaştık. İşte o isimler…

1- Mehmet Yeter (70), 3 Nisan 2020, Bafra T Tipi Cezaevi ve Samsun Cezaevi.

2- İsmet Nice (60), 4 Nisan 2020, Şakran Cezaevi (fotoğrafına ulaşamadık).

3- Arif Yıldırım (70), 14 Nisan 2020, Ankara Sincan Cezaevi (fotoğrafına ulaşamadık).

4- Veysel Atasoy, polis, 12 Eylül 2020, Kütahya Tavşanlı Cezaevi.

5- Yunus Gökgöz (30), memur, 10 Ekim 2020, İzmir Buca Cezaevi.

6- Hüseyin Özen (49), Bursa Telekom Bölge Müdür Yardımcısı, 14 Kasım 2020, Bursa H Tipi Cezaevi.

7- Kemal Polat (68), emekli şoför, 6 Aralık 2020, Kahramanmaraş Türkoğlu.

8- Metin Yücel (51), Avukat, 18 Ocak 2021, Düzce Cezaevi.

9- Kahraman Sezer, Diyarbakır Çevik Kuvvet eski Şube Müdürü, 30 Ocak 2021, İskenderun T Tipi Cezaevi.

10- Ersoy Karamustafa (44), Din Kültürü Öğretmeni, 13 Şubat 2021, Manisa T Tipi.

11- Önder Ateş (45), İngilizce öğretmeni, 3 Mart 2021, Samsun T Tipi Cezaevi.

12- Ali Orhan (56), makine mühendisi, 4 Mayıs 2021, Afyon Bolvadin Cezaevi (12 Nisan’da tahliye edilmişti).

13- Yrd. Doç. Halil Şimşek (53), 5 Mayıs 2021, Çanakkale E Tipi Cezaevi.

14- Yarbay Erdal Kılınç (48), 12 Mayıs 2021, Silivri 5 Nolu Cezaevi.

VAKALAR SAKLANIYOR MU?

Salgın başladığından bu yana cezaevlerindeki koronavirüs vakalarının saklandığı bilinen bir gerçek. Sincan Cezaevinde virüs kaptıktan sonra 14 Nisan 2020’de hayatını kaybeden 70 yaşındaki Arif Yıldırım’ın ölüm nedenini ortaya çıkardığı için insan hakları savunucusu HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında soruşturma başlatıldı. Gergerlioğlu ayrıca geçen yıl haziran ayında “Dalaman Açık Cezaevi’nden tahliye olduktan sonra vefat eden başka bir mahpus da var. Tahliye sonrası aileyle konuştum. Nusaybin’de yaşıyorlar. Bu mahpus da koronadan öldü.” demişti.

ÇELİŞKİLİ RESMİ AÇIKLAMALAR

Cezaevlerindeki vakaların saklandığına dair en kuvvetli delil, 3 Nisan 2020’de Samsun Cezaevinde koronavirüse yakalanıp ölen Mehmet Yeter ile ilgili iki ayrı resmi kurumdan yapılan çelişkili açıklamaydı. Samsun Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’nün 3 Nisan 2020’de yaptığı, Cumhuriyet Savcısı Serhan Güven imzalı açıklamaya göre Mehmet Yeter, Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti ve cenazenin bekletilmesi riskli olduğu için ailesine ulaşılmadan hemen defnedildi. Yeter’in ailesi ölümden ancak 5 gün sonra haberdar edildi ve oğlu Ferhat Yeter bu olaya isyan etti.

Sosyal medyada çok tepki çeken bu ölüm sonrasında 8 Nisan 2020’de Bafra Cumhuriyet Başsavcılığı ikinci bir açıklama yapmak zorunda kaldı ve Mehmet Yeter’in koronavirüs nedeniyle değil, bacağındaki kangrene bağlı olarak hayatını kaybettiği ve ailesine de haber verildiği açıklandı.

Samsun ve Bafra olmak üzere iki cumhuriyet savcılığından açıklama yapılmasını nedeni; seker hastası Mehmet Yeter, 3 yıl Bafra Cezaevinde kaldıktan sonra sağlık sorunları nedeniyle 16 Mart’ta Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Hastanesi’ne yatırıldı. Bir hafta sonra sol bacağı kangren nedeniyle kesildi. 26 Mart’ta taburcu edilen Yeter, Samsun Cezaevine gönderildi. Burada tekrar fenalaşan Yeter, 3 Nisan 2020’de öldü. Hangi açıklama doğru ve akla daha yatkın? Hemen defnedilmesini talimat veren 3 Nisan’daki mi, yoksa ölümünden 5 gün sonra yapılan açıklama mı?

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0