Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Avrupalı parlamenterlerden Gergerlioğlu’na destek

Çıplak aramayı gündeme getirdiği için İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin tarafından hedef gösterilen Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na, Avrupalı parlamenterler ve insan hakları savunucuları Erdoğan’a mektup göndererek destek oldu.

BOLD – Cezaevlerinde ve gözaltı merkezlerinde yapılan çıplak aramayı gündeme getirdiği için İçişleri bakanı Süleyman Soylu tarafından hedef gösterilen HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na Avrupalı parlamenterlerden ve insan hakları savunucularından destek geldi.

“TEHDİTLERE SON VERİN”

Aralarında Avrupa Parlamentosu Milletvekili Dietmar Köster, Alman Federal Meclisi İnsan Hakları ve İnsani Yardım Komisyonu Başkanı Gyde Jensen, Brüksel Parlamentosu Üyesi ve Senatosu Üyesi Simone Susskind, Avusturya Parlamentosu Üyesi Berivan Aslan gibi isimler “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Açık Mektup” başlığıyla bir çağrıda bulundu ve “başta Gergerlioğlu olmak üzere insan hakları savunuculuğu yapan kişilere kamu görevlileri, siyasiler ve savcılar tarafından yöneltilen tehditlere son verilmesini bekliyoruz ” dedi.

İnsan hakları konusunda çaba gösteren kişi ve kurumlara ilişkin baskılar konusunda endişeli olunduğunun belirtildiği açıklama şöyle:

İnsan hakları kuruluşları, aktivistler, hukukçular, yazarlar, gazeteciler, politikacılar ve akademisyenler olarak bizler, bu mektubu Türkiye’de insan hakları konusunda bitmek bilmeyen bir çaba gösteren başta Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu olmak üzere, bu amaç doğrultusunda çalışan kişi ve kurumlara karşı mevcut baskılar konusundaki endişelerimizi ifade etmek için yazıyoruz.

Bilindiği üzere, insan hakları aktivisti ve milletvekili olan Gergerlioğlu, önce Uşak Emniyet Müdürü sonrasında da AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından ‘terörist’ suçlamasında bulunularak tehdit edilmiştir.

Uşak Üniversitesi’nde okuyan 23 kız öğrencinin, 31 Ağustos 2020 tarihinde gözaltına alındıktan sonraki 5 gün boyunca iki sefer çıplak aramaya maruz kalmış olmaları , toplumda infial yaratan bir haber olarak sosyal medyada yer almıştır. Sayın Gergerlioğlu, bu haberi Meclis’te de dile getirilerek hukuka aykırı şekilde yapılan çıplak arama uygulamasına son verilmesi çağrısında bulunmuştur.

Çıplak arama uygulamasının sosyal medyada gündem olması üzerine, bu uygulamanın mağduru olan kadınlar, çektikleri videolar aracılığıyla yaşadıklarını tüm ayrıntılarıyla kamuoyu ile paylaşmışlardır. Bu paylaşımlar sonrasında çok sayıda insan hakları savunucusu, hiçbir şekilde insan onuruyla bağdaşmayan bu hukuksuzluğa tepki göstermek suretiyle, mağdurlara destek olmuştur.

Uşak Emniyeti tarafından sözde ‘güvenlik araması’ adı altında hem de iki kez yapılmış olan çıplak arama uygulaması, insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağını ihlal etmektedir. Bununla ilgili etkili bir soruşturma yapılmasının gerekliliğine rağmen, konuyu Meclise taşıyan Ömer Faruk Gergerlioğlu suçlamalara maruz kalmıştır.

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, “Ömer Faruk Gergerlioğlu kadar ben Meclis’i terörize eden başka bir milletvekili görmedim” diyerek, Gergerlioğlu’nu hedef göstermiştir.

Bu açıklamadan kısa bir süre sonra Uşak Emniyet Müdürü Mesut Gezer, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hedef alan şu açıklamayı yapmıştır; “Bize iftira atan bu kalleşlere, bu kan dökücü, ağzından kandan başka hiçbir şey akmayan bu müfterilerle hukuk önünde adaletle mücadele etmek adına geldik… Onlara bu ülkede nefes aldırmayacağız. Fetösü, PKK’sı kim gelirse gelsin, Türk Polisi burada!”

Bu açıklamanın ardından, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da “Üzerinde sadece milletvekili kılıfı var. Fetönün sözleriyle bunu ifade etmektedir. Zihni bulanmış, aklı gitmiş. Fetö teröristi olan… Açık söylüyorum. Ben buradan yargıya da çağrıda bulunuyorum. Hakikaten bu adam teröristtir, suç duyurusunda bulunduk defalarca. Gereği yerine getirilsin” diyerek Gergerlioğlu’nu hedef almıştır.

Bunun hemen akabinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Gergerlioğlu ve çıplak arama konusunda tepkilerini ortaya koyan kişiler hakkında soruşturma başlatıldığı açıklaması yapmıştır.

Kamu görevlilerinin insan hakları savunucularına ve milletvekillerine kolay bir şekilde ‘terörist’ suçlamasında bulunması nedeniyle, uzun süredir devam eden kitlesel gözaltılar ve insan hakları ihlalleri konusunda ciddi endişe içerisinde olduğumuzu belirtmek isteriz.

İnsan hak ve özgürlüklerine inanan ve bu kapsamda mücadele eden kişi ve kurumlar olarak Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yanında olduğumuzu belirtiyor ve başta Gergerlioğlu olmak üzere insan hakları savunuculuğu yapan kişilere kamu görevlileri, siyasiler ve savcılar tarafından yöneltilen tehditlere son verilmesini bekliyoruz.”

GERGERLİOĞLU’NA DESTEK OLAN İSİMLER

Dietmar KÖSTER, Avrupa Parlamentosu Milletvekili

Avrupa Parlamentosu Çağdaş Sosyalistler ve Demokratlar İttifakı Grubu

Sophie ROHONYI, Federal Parlamento üyesi (Belçika)

Christophe LACROIX, Federal Parlamento üyesi (Belçika)

Gökay AKBULUT, Federal Milletvekili (Almanya)

Gyde JENSEN, Alman Federal Meclisi İnsan Hakları ve İnsani Yardım Komisyonu Başkanı (Almanya)

Sevim DAĞDELEN, Alman Parlamentosu Dışişleri Komitesi “Die Linke” Grubu Başkanı (Almanya)

Simone SUSSKIND, Brüksel Parlamentosu Üyesi ve Senatosu Üyesi (Belçika)

Andrej HUNKO, Alman Parlamentosu ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi (Almanya)

Bianca DEBAETS, Brüksel Parlamentosu Üyesi (Belçika)

Victoria AUSTRAET, Brüksel Parlamentosu Üyesi (Belçika)

Joris NACHTERGAELE, Flaman Parlamentosu Üyesi (Belçika)

Hannelore GOEMAN, Flaman Parlamentosu Üyesi (Belçika)

Karl VANLOUWE, Flaman Parlamentosu Üyesi (Belçika)

Kai GEHRING, Alman Parlamentosu Üyesi (Almanya)

Berivan ASLAN, Avusturya Parlamentosu Üyesi (Avusturya)

Philippe COURARD, Valon Parlamentosu Üyesi ve Senatör (Belçika)

Ulla JELPKE, Alman Parlamentosu Üyesi (Almanya)

Dr. Peter PILZ, Eski Avusturya Parlamentosu Üyesi (Avusturya)

Johan VANDE LANOTTE, Gent Üniversitesinde Profesör, Eski Başbakan Yardımcısı (Belçika)

Sophia PANDYA, Long Beach’teki California eyalet üniversitesinde profesör

Ramiro Jesús SANDOVAL, Meksika Ulusal Özerk Üniversitesinde Profesör-UNAM (Meksika)

Juan Manuel PORTILLA GÓMEZ, Meksika Ulusal Özerk Üniversitesinde Profesör-UNAM (Meksika)

Valentin STELIAN BĂDESCU – Bilimsel Yardımcı Araştırmacı, Bükreş Barosunda Avukat (Romanya)

Felix KAIZA, Bağımsız Medya Danışmanı (Tanzanya)

Constantin IONUT COJOCARU, Üniversite Öğretim Görevlisi, Gazeteci, Tarih Araştırmacısı, Glasul Istoriei Derneği Başkanı (Romanya)

Isaac LONGWE, insan hakları savunucusu, Uluslararası Af Örgütü (Doğu Afrika)

Habib MIRADJI, Dar es Salaam’da faaliyet gösteren Azaniapost gazetesinin direktörü (Tanzanya)

Aaron COHEN (Amerika Birleşik Devletleri)

International Observatory of Human Rights (İngiltere)

International Association of People’s Lawyers (Fransa)

Open Dialogue (Polonya)

Lawyers’ Rights Watch (Kanada)

Australasian Muslim Times (Avustralya)

Human Rights Foundation (Amerika)

Raoul Wallenberg Centre for Human Rights (Kanada)

Gesellschaft für bedrohte Völker (Almanya)

Ori Z Soltes, Georgetown Üniversitesi

Human Rights Monitoring Institute/ Žmogaus teisių stebėjimo institutas (Litvanya)

International Bar Association’s Human Rights Institute

Gündem

AKP’li belediyenin skandal Ramazan kolileri

İzmir’in Bergama Belediyesi, 116 kişinin hayatını kaybettiği 6,6’lık deprem sonrası depremzedeler için toplanan gıda yardımlarını, aylarca bekleterek Ramazan kolisine dönüştürdü.

BOLD – Geçen Ekim ayında İzmir’in Seferihisar İlçesi’nde meydana gelen depremde 116 kişi hayatını kaybetti, 1034 kişi ise yaralandı.

Ajansbakircay haber sitesinde yer alan habere göre, yıkıcı depremin ardından Türkiye’nin her yerinden depremzedeler için gelen yardımlar valilik eliyle kaymakamlıklara gönderildi.

CHP’li Meclis Üyesi Selim Tok, depremzedeler için Elazığ, Balıkesir, Isparta, Gümüşhane gibi valiliklerden gelen gıda yardımlarının aylardır Bergama Belediyesi’nin tekstil fabrikası depolarında bekletildiğini ve Ramazan kolisine dönüştürüldüğünü ortaya çıkardı.

BAŞKANININ ADINI TAŞIYAN TORBALAR

Tok’un Bergama Belediyesi’nin tekstil fabrikasında tesadüfen karşılaştığı manzarayı anlatan CHP Bergama İlçe Başkanı Mehmet Ecevit Canbaz: “Bergama Belediyesi, İzmir depremi sonrası depremzedeler için ülkemizin değişik vilayetlerinden gelen yardımları depremzedelere dağıtmayarak ya da bir kısmını dağıtıp, bir kısmını ayırarak belediyenin depolarına kaldırdılar. Depremden tam altı ay sonra bugün, depremzedeler için alınan yardımlar belediye başkanının adını taşıdığı torbalarla Ramazan yardımı olarak dağıtılıyor. Bunu doğru bulmuyoruz, kamuoyunun bilgisine sunuyoruz” dedi.

KOLİLER DEPREM YARALARINI SARMAK İÇİN GELDİ

Propaganda amaçlı yapılan işlemi kınadığını söyleyen CHP Bergama Meclis Üyesi Selim Tok ise, “Tekstil fabrikasına tesadüfen yaptığımız bir ziyaret sonucunda, ülkemizin çeşitli vilayetlerinden yaraları sarmak için İzmir’e gönderilen gıda yardım kolilerinin belediye başkanı Hakan Koştu adını taşıyan torbalara konularak Ramazan yardımı olarak dağıtıldığını gördük” diye konuştu.

İktidarın cevap veremediği soru: 128 milyar dolar nerede?

Okumaya devam et

Gündem

Bildiriyi imzalayan amiralle Dolmabahçe Sarayında Balyoz davasını görüşmüş

Amiraller Bildirisine imza atan Atilla Kezek’in 2012 yılında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’la Ergenekon ve Balyoz davalarını görüştüğü ve tutuklu askerlerle ilgili rapor sunduğu ortaya çıktı. Cumhuriyet Yazarı Barış Terkoğlu, yazısında Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğla ilgili “Tutuklanmasını hâlâ kabullenemiyorum” dediğini aktardı.

BOLD – Cumhuriyet Yazarı Barış Terkoğlu, Amiraller Bildirisine imza attığı gerekçesiyle gözaltına alınan ve serbest bırakılan 14 amiral arasında yer alan emekli Koramiral Atilla Kezek’in Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanıyken 2012 ve 2013 yıllarında Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmeyi yazdı.

Terkoğlu yazısında, Kezek’in Dışarıdakiler isimli kitabında Erdoğan’la yaptığı görüşmeye dair notlarını yazdı. Kezek’in, Ergenekon-Balyoz davalarıyla denizcilerin nasıl tasfiye edildiğine dair bir dosya sunduğunu ve bu dosyanın Erdoğan tarafından saklandığını anlatan Terkoğlu, Kezek’in görüşmede Erdoğan’ın eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasından rahatsızlık duyduğuna dair sözler sarf ettiğini aktardı.

BU BENDE KALABİLİR Mİ?

Kezek’in kitabında o ayrıntılar şöyle ifade edildi: “Bana, ‘Genelkurmay Başkanı’nın tutuklanmasını hâlâ kabullenemiyorum’ demişti. Sanki olanlardan o da rahatsızmış gibi bir izlenim edindim…Başbakan yapmış olduğum çalışmayı göstererek ‘Bu bende kalabilir mi’ diye sordu. Ben de bir kopyası olduğu için memnuniyetle kendisine teslim ettim.”

Emekli Koramiral Atilla Kezek

Emekli Koramiral Atilla Kezek, Kasım 2013’te Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevinden istifa etmişti. Kezek’in Balyoz davasında verilen kararlara tepki olarak istifa ettiği belirtilmişti.

Barış Terkoğlu’nun yazısında şunlar kaydedildi:

Pazartesi günü, bu köşede hedefe konmuş amirallerin hikâyelerini okudunuz. Yine de eksik kaldı… Deniz Kuvvetleri Komutanlığı kurmay başkanıyken istifa eden Atilla Kezek’in, o yıllarda, iki kez Erdoğan’la görüştüğünü yazmıştım. Acaba iki kişi neler konuşmuştu?

ERDOĞAN: HÂLÂ KABULLENEMİYORUM

Yanıtını bulmak için Kezek’in kitabı “Dışarıdakiler”i açtım. (Galeati Yayıncılık) Kitapta anlattığına göre, görüşme Kezek’in isteğiyle gerçekleşmiş ve bunda “Kasımpaşalılık” etkili olmuştu:

“Çocukluğumda babamın teyzesi ve ailesi, Kasımpaşa’nın Kulaksız semtinin Sinanpaşa Mahallesi’nde oturuyordu. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi ile aynı mahallede yakın komşuydular. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan beni hatırlamasa da kardeşimi tanıyordu. Kardeşim vasıtasıyla randevu talep ettim.”

“Randevu talebimden kısa bir süre sonra kabul cevabı geldi. Görüşme 1 Mayıs 2012 saat 14.00’te Ankara’da Başbakanlık’ta olacaktı” diyor Kezek. “Oldukça riskli bir işe girişmiştim” diye devam ediyor. Sadece eşi ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Murat Bilgel’e haber verdiğini de ekliyor. (Kezek, Bilgel’in görüşmeye karşı çıktığını, buna rağmen gittiğini de not etmiş.)

Fetö takibinden kurtulmak için telefonunu kapatıp İstanbul’da bırakan Kezek, tam saatinde Erdoğan’ın odasına girdi:

“Önce mahalle ve akrabalar bilahare Kasımpaşa ve Okmeydanı sohbetinden sonra iş, ziyaretin esas konusuna gelmişti. Konuyla ilgisi olmadığından Başbakan’dan müsaade isteyip kardeşimi görüşme salonundan çıkardım.”

Devamını şöyle aktarıyor:

“Genel olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir saldırıyla karşı karşıya olduğunu, başta Deniz Kuvvetleri personeli olmak üzere liyakatli, başarılı personelin hedefe koyularak tasfiye edilmeye çalışıldığını, Balyoz diye bir şeyin olmadığını, başta dijital belgeler olmak üzere, belgelerin sahte olduğunu kendi üslubumla anlatmaya çalıştım. Deniz Kuvvetleri’nde en önemli muharip görevlerden olan fırkateyn komutanlıklarının doldurulamadığını, bu zafiyeti gidermek için makineci personelin komutan yapılmaya başlandığını anlattım.”

Sohbetin geldiği nokta ne yapılabileceğine kilitlenmiş görünüyor:

“Kendisinin arkadaşlarımızın suçsuzluğunu görüp inandığını belirtmesi halinde her şeyin yoluna gireceğini söylediğimde, bu konuda bir şey söylemesi halinde herkesin ve basının ‘yargıya müdahale’ diye saldırıya geçtiğini söyledi.”

Kezek, bir ayrıntı daha veriyor:

“Bana, ‘Genelkurmay Başkanı’nın tutuklanmasını hâlâ kabullenemiyorum’ demişti. Sanki olanlardan o da rahatsızmış gibi bir izlenim edindim.”

2013’TE DOLMABAHÇE’DE GÖRÜŞTÜLER

Kezek’in anlattığına göre, kumpaslar tam gaz devam etti. TSK’de tasfiye davaları sürüyordu. İkinci bir adım attı. Bir kez daha randevu istedi. 20 Temmuz 2013’te Başbakan’ın Dolmabahçe’de kabul edeceği söylendi. Bu kez eşinden başka kimseye haber vermemişti. Yine de içi içini yiyordu:

“Bir taraftan da yaptığımı sorguluyordum. Her zaman iftihar ettiğim, meslek hayatım boyunca her yerde söylediğim Kasımpaşalılığımın o günlerde parmaklıklar arkasında da herkes tarafından olmasa da bir kısım arkadaşım tarafından, fısıltı halinde bir şeylere bağlanmaya çalışıldığını biliyordum.”

Kezek, ikinci karşılamadaki havayı şöyle anlatıyor:

“Başbakan yine ayakta ve oldukça sıcak karşıladı. Oturduk, genel kısa bir sohbetten sonra doğrudan konuya girdim.”

Bu kez daha somut konuşmuştu:

“Olayların zirve yaptığı 2009-2012 yılları arasında Deniz Kuvvetleri’ndeki kadro ve atamaları mercek altına alıp kritik görevlerde bulunan ve kumpasa uğrayan personel ile ilgili bir çalışma yapmıştım.(…) Başbakan, ‘Yan tarafa geçelim’ dedi. Geçtik ve yaptığım çalışmayı masanın üzerine serdim…”

Emekli Tuğamiral Ertürk: Gözaltı şartları onur kırıcı ve çok zordu

Okumaya devam et

Gündem

Emekli Tuğamiral Ertürk: Gözaltı şartları onur kırıcı ve çok zordu

Amiraller Bildirisi’nde imzası olduğu gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, Ankara Emniyetindeki 8 günlük gözaltı sırasında yaşadıklarının onur kırıcı olduğunu söyledi.

BOLD – Amiraller Bildirisi nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada 8 gün gözaltında tutulduktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılan emekli Tuğamiral Türker Ertürk, gözaltında yaşadıklarını anlattı.

HIRSIZLIK MI YAPTIK?

Cumhuriyet’e konuşan Ertürk, polisin gözaltına almasına tepki gösterdi. Ertürk, “31 yıl vatanına hizmet etmiş, sicilinde en ufak leke olmayan bir insana böyle bir muamele yapılamaz. Sabah 6’da eve geliyorsun birçok polis ne yaptık biz? Kaçakçılık mı yaptık, adam mı öldürdük, hırsızlık mı yaptık , ihalelerden komisyon mu aldık, kokain mi kullandık yoksa kokain mi sattık? Nedir bu? Bana şu saatte şurada ol, ifadeni alacağız deseler giderdim” ifadelerini kullandı.

CEZALANDIRILDIĞIMI DÜŞÜNÜYORUM

Yaşadıklarının bir cezalandırma süreci olduğunu savunan Ertürk, “Benim dijital materyalimi incelemek istiyorlardı ve el koydular zaten. Peki 8 gün süresince benim kaçma şüphem var mı, delilleri karartma şüphem var mı? Yok. Peki neden 8 gün gözaltında tutuldum? Bunlar doğru şeyler değil, gerçekten üzücü. Bazen bizim gibi az gelişmiş veya gelişmesini, çağdaşlaşmasını henüz tamamlayamamış ülkelerde ne yazık ki vatana hizmet zaman zaman cezalandırılıyor. Ben bu konuda cezalandırıldığımı düşünüyorum” diye konuştu.

YEMEKLER ÇOK AZ VERİLDİ

Gözaltı şartları hakkında da konuşan Ertürk, şunları söyledi: “Uygun şartlarda gözaltı yaşamadık. Kötü bir davranış söz konusu değildi ancak şartlar onur kırıcı ve çok zordu. Emekli amirallerin yaşlarının ileri olduğunu düşünürsek beslenmenin de çok kötü olduğunu değerlendirirsek ve pandemiden dolayı daracık alanlarda onları böyle yaşamaya zorlamak iyi bir uygulama olmamıştır. Yemeklerde tuz, yağ, protein, vitamin yoktu ve miktar çok çok azdı. Bu şekilde vücudun bağışıklık sistemi ve direnci çöküyor. Kolaylıkla hastalığı kapacak duruma geliyorsunuz. Bu konuyu fazla istismar etmek istemiyorum. Biz askeriz, denizciyiz zor şartlara alışığız ama yaşları ilerlemiş hastalıkları olan emekli amirallere böyle davranmak doğru olmadı. Çağdaş ve demokrat bir Türkiye’yi böyle kuramayız.”

Cemaat soruşturmalarında gözaltına alınanlarla aynı hücreye kapatıldıklarını söyleyen Ertürk, “Bunu sorduğumuzda şartlar nedeniyle olduğu ifade edildi. Aynı zamanda FETÖ soruşturulması yapıldığından başka yer olmadığını dile getirdiler. Bence bu iyi bir mazeret değildi” dedi.

RÜTBELERİMİZ GENETİK SÖKÜLEMEZ

Rütbelerinin idari kararla sökülüp sökülmeyeceğiyle ilgili soru üzerine Ertürk, “Rütbelerin sökülmesi söz konusu bile olamaz. Bu çok yanlış ve düşünülmeden söylenmiş bir sözdür. Bizim yaşamamız vatana hizmetle geçmiştir. Hatta genetik devamlılığı içinde bulunduğumuz ailelerimiz, vatan ve millete hiç suç işlememiş aksine vatana ve millete hizmet etmiş ailelerin çocuklarıyız” ifadelerini kullandı.

Cezaevlerinde onlarca Ahmet Altan özgür kalacağı günü bekliyor

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0