Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Her güne bir suni gündem: Ay da unutuldu yeni anayasa da

Ekonomik kriz ve pandemi nedeniyle her geçen gün daha da sıkıntılı günler yaşayan halk, geçim derdine düştü. AKP iktidarı ise gerçek sorunları suni gündemlerle gizlemeye çalışıyor.

BOLD – İktidar partisi AKP’ye gündem dayanmıyor. Şubat ayında geride kalan iki haftada büyük müjdeden Ay’a astronot göndermeye, yeni anayasadan Boğaziçi’ne kadar birçok gündem kısa sürede unutuldu. işte gün gün Şubat ayında AKP’nin ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oluşturduğu gündemler…

ERDOĞAN VE BAHÇELİ BOĞAZİÇİLİ GENÇLERİ HEDEF ALDI

1 Şubat: Boğaziçi Üniversitesi’nde sergilenen Kabe figürü etrafına LGBT bayrakları çizilmiş görsele AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tepki gösterdi. Partisinin gençlik kollarına kongresinde konuşan Erdoğan, “Siz LGBT gençliği değilsiniz” dedi. Cumhur İttifakı üyesi MHP’nin lideri Devlet Bahçeli de Boğaziçili gençleri hedef alarak “Kabe’yi aşağılayanların, 1979’da işgal eden teröristlerden farkı yoktur” dedi.

ERDOĞAN YENİ ANAYASA ÇAĞRISI YAPTI

2 Şubat: AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada yeni Anayasa çağrısında bulundu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Erdoğan’a destek vererek Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacının açık olduğunu söyledi. Polis, İstanbul Kadıköy’de toplanıp Boğaziçi Üniversitesi’ne dışarıdan rektör atanmasına tepki gösteren öğrencilere biber gazı ve plastik mermi ile müdahale edip 104 eylemciyi gözaltına aldı.

ERDOĞAN’DAN BOĞAZİÇİLİ ÖĞRENCİLERE: TALEBE MİSİNİZ TERÖRİST MİSİNİZ?

3 Şubat: Boğaziçi Üniversitesi’nde iki gün önceki eylemlerde gözaltına alınan 51 kişi’den 30’u tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. 12’si için ev hapsi verildi, dokuzu ise adli kontrol ile serbest bırakıldı. Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanmasının ardından düzenlenen eylemleri sert sözlerle eleştiren Erdoğan, “Talebe misiniz, rektörün odasını işgale kalkışan terörist misiniz?” dedi. Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Melih Bulu, istifa etmeyi asla düşünmediğini söyledi.

4 Şubat: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Boğaziçi Üniversitesi’ndeki ‘kayyum rektör’ protestolarına katılanları ‘zehirli yılan’ olarak nitelendirdiği paylaşıma Twitter tarafından kısıtlama getirildi. Soylu da Twitter’ı “Demokrasinin kimyasını bozmaya çalışmak” ile suçladı. Kadıköy’deki eylemde gözaltına alınan 23 kişiden 10’u hakkında tutuklama talep edildi.

SOYLU’NUN TWETİNE KISITLAMA

5 Şubat: Boğaziçi Üniversitesi’ne ‘kayyım rektör’ atanması protestolarında Adana’da 10, İzmir’de 26 kişi gözaltına alındı. ‘Ailenin direği annedir’ diyen AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Lezbiyenlerin mezbiyenlerin falan dediklerine takılmayalım” dedi. Sosyal medya platformu Twitter, ‘nefret davranışı hakkındaki kuralları’ ve ‘taciz içeren davranış hakkındaki kuralları’ ihlal ettiği gerekçesiyle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun iki tweet’ini daha kısıtladı.

ERDOĞAN BOĞAZİÇİ’NE İKİ FAKÜLTE KURDU

6 Şubat: İstanbul’un Kadıköy ilçesinde ‘kayyum rektör’ protestosuna katıldığı gerekçesiyle iki gün önce gözaltına alınan altı kişiden beşi tutuklama talebi ile sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Adli kontrol talebi ile sevk edilen bir kişi hakkında ise ev hapsi kararı verildi. AKP’li Cumhurbaşkanı kararıyla bir aydan fazla süredir dışarıdan rektör atanmasına yönelik eylemlerin yapıldığı Boğaziçi Üniversitesi’ne iletişim ve hukuk fakültesi kuruldu.

7 Şubat: Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eylemlere ilişkin soruşturmada gözaltına alınan öğrenci Beyza Buldağ tutuklandı. TRT’de yayınlanan ‘Sıfır Atık’ belgeselinde geçim mücadelesi veren vatandaşa çöpten toplanan gıdalarla nasıl yemek hazırlanacağı anlatıldı.

ERDOĞAN’DAN BÜYÜK MÜJDE AÇIKLAMASI

8 Şubat: Kuracakları partinin hazırlıklarının tamamlandığını söyleyen Muharrem İnce, CHP’nin artık bir tabeladan ibaret olduğunu, Atatürk’ün ideolojisinden uzaklaştığını savundu. İnce, parti üyeliğinden istifa etti. CHP’yi hedef alıp “Parçalanmaya başladılar” diyen Erdoğan, CHP’nin kendi çürümüşlüğünün üzerini örtmek için gençleri kullandığını, onların geleceğini tehlikeye attığını söyledi. Erdoğan, 10 Şubat’ta Millete Sesleniş Konuşması’nın takip edilmesini ve büyük bir müjde vereceğini söyledi.

ERDOĞAN: 2023’TE AY’A İNECEĞİZ

9 Şubat: AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2023 sonunda yakın dünya yörüngesinde ateşleyeceğimiz kendi milli ve özgün hibrit roketimizle Ay’a ulaşarak sert iniş gerçekleştireceğiz” dedi.

10 Şubat: Erdoğan vereceğini ifade ettiği müjde ile ilgili bir açıklama yapmadı. Erdoğan, yeni anayasa konusunda tüm partilerin sürece katılmasını tercih edeceklerini söyledi.

11 Şubat: Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin, Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini almasını konusunda geri adım atmayacağını söyledi. Erdoğan, Kovid-19 aşısının ikinci dozunu yaptırdı. Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı kanun teklifi taslağında, zincir marketlere ilişkin bir dizi yasak getirilmesi gündeme alındı. Teklif kabul edildiğinde zincir marketler sigara, elektronik, mobilya satışı yapamayacak.

ERDOĞAN İMAMOĞLU’NU HEDEF ALDI

12 Şubat: AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, 40 bin tablet dağıtmaya başlayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu eleştirerek, Milli Eğitim Bakanlığının sadece Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde 50 bin tablet dağıttığını söyledi. Erdoğan, “40 bin tabletle övünüyor; MEB 2 milyonu aşkın tablet dağıttı” dedi. AKP’nin yeni teklifi ile siyasi partiler ve seçim yasalarındaki değişiklik kapsamında seçim barajının yüzde 10’dan yüzde 7’ye indirileceği öne sürüldü. Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’a yönelik saldırıyla ilgili dava kapsamında tutuklu bulunan beş sanık tahliye edildi.

AKP’DEN YENİDEN KURULUŞ ANAYASASI

13 Şubat: AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan, “yeniden kuruluş anayasası” sözüyle ‘kuruluştaki maddi-manevi değerleri yeniden hayata geçirmeyi’ kast ettiğini söyledi. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, AKP’li Cahit Özkan’ın yeni anayasaya ilişkin sözlerine tepki gösterdi.

GARA PAYLAŞIMLARINA SORUŞTURMA

14 Şubat: Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Kartal-2 operasyonunun yapıldığı Irak’ın kuzeyindeki Gara bölgesinde bir mağarada başlarından vurulmuş halde 13 Türk devlet görevlisinin cansız bedenlerinin bulunduğunu açıkladı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 13 şehitle ilgili sosyal medyada ‘provokatif’ paylaşım yapanlar hakkında soruşturma başlattı.

15 Şubat: İçişleri Bakanlığı, 40 ilde düzenlenen operasyonda, aralarında HDP il ve ilçe başkanlarının da bulunduğu 718 kişinin gözaltına alındığını bildirdi.

16 Şubat: TBMM’de vekilleri bilgilendiren Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Kuzey Irak’taki Gara operasyonu sırasında mağara girişinde yalnızca göz yaşartıcı bomba kullanıldığını söyledi. CHP’den ayrılarak Memleket Hareketi çatısı altında siyaset yapan Muharrem İnce, ‘oyları bölünmezse’ iktidar olacağını söyledi.

Aşı çare olacak mı? Cevap bekleyen sorular neler?

Gündem

23 bin kişinin atıldığı TSK’da ankesör soruşturması: 51 gözaltı

ByLock ve ankesör iddiasıyla 23 bin kişinin ilişiğinin kesildiği TSK’da ankesör soruşturmaları devam ediyor. Ankesörlü telefonla arandıkları gerekçesiyle Ankara merkezli 19 ilde 51 TSK personeline gözaltı kararı verildi. Bu kişiler arasında daha önce ilişiği kesilmiş 4 askeri öğrenci de bulunuyor.

BOLD – 15 Temmuz sonrası askeri okulla ilişiği kesilmiş, ancak yaşı küçük olduğu için hakkında işlem yapılamayan askeri okul öğrencilerine yönelik gözaltılar devam ediyor. Bu yıl başından beri gözaltına alınan askeri okul öğrenci sayısı 700’ü geçerken, bugün Ankara merkezli 19 ilde başlatılan soruşturmalar kapsamında daha önce ilişiği kesilmiş 4 askeri okul öğrencisi için gözaltı kararı verildi.

GÖREVDE OLAN 14 ASKER DE SORUŞTURMA DOSYASINDA

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Gülen Hareketi’nin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki yapılanması iddiasıyla yapılan soruşturmada toplam 51 şüpheli hakkında Ankara merkezli 19 ilde gözaltı kararı verildi. Aktif görevde olan 2 binbaşı, 1 yüzbaşı, 1 üsteğmen, 1 teğmen, 7 astsubay, 2 uzman çavuş, daha önce ilişiği kesilen 3 albay, 3 yarbay, 2 binbaşı, 4 astsubay, 1 uzman çavuş olmak üzerek 27 askeri personel ile daha önce ilişiği kesilmiş 4 askeri öğrenci hakkında gözaltı kararı verildi. 51 kişinin gözaltına alınması için çalışma başlatıldı.

SUÇLARI ANKESÖRLE ARANMAK

Ankara genelinde çeşitli semtler ve daha önce görev yaptıkları yerlerde bulunan büfe, bakkal, market gibi umuma açık iş yerlerinde bulunan kontörlü sabit hatlar veya ankesörlü telefonlar kullanılarak arandıkları delil olarak sunuluyor.

TSK’DA ATILAN PERSONEL SAYISI 23 BİNİ GEÇTİ

Bylock, ankesörle aranma gibi deliller öne sürülerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihraç edilenlerin sayısı ise 23 bini geçti. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, iki ay önce bu konuda yaptığı açıklamada Gülen Hareketi ile mücadele kapsamında toplam 23 bin 364 kişinin Türk silahlı kuvvetlerinden ihraç edildiğini açıklamıştı.

108 Kürt siyasetçinin yargılandığı gün Erdoğan’dan ‘Kürt Sorunu’ yorumu: Çözdük, aştık, bitirdik

 

 

Okumaya devam et

Gündem

KHK’lı hakime ısmarlama ceza: “Başkanım Süleyman Bozoğlu’na 7 yıl 6 ay az olur”

Otizmli iki oğlu olmasına rağmen tutuklanan ve 16 ay hapis yatan KHK’lı hakim Süleyman Bozoğlu, yaşadığı hukuksuzlukları bugün Avrupalı yargıçlar ve insan hakları uzmanlarının önünde anlattı. Yargılandığı mahkemenin savcısının hakimden ricasını kulaklarıyla duyduğunu ifade eden Bozoğlu, “Hukukun ve adaletin ne olduğunu anlatmaktan başka çaremiz yok.” dedi.

BOLD – 15 yıl hakimlik yaptıktan sonra ihraç edilen Süleyman Bozoğlu Turkey Tribunal‘in bugünkü son oturumunda ihraç sürecini, otizmli çocuklarını ve bir hukukçu olarak 15 Temmuz’dan sonra maruz kaldığı hukuksuzluklara dair konuşma yaptı.

KHK’lı hakim Süleyman Bozoğlu Türkiye’de en son Yargıtay Genel Kurulu Raportör hakimiydi. Aynı zamanda hakimler ve savcılar tarafından kurulan ilk meslek örgütü Hakimler ve Savcılar Derneği’nin (YARSAV) üyesiydi. 2012-2014 yılları arasında YARSAV Yönetim Kurulu Üyeliği de yaptı.

8 ve 15 yaşlarında otizmli ve yüzde 98 engelli iki oğlu bulunan Bozoğlu, 22 Temmuz 2016’da tutuklandı. 16 ay 1 gün tutuklu yargılandıktan sonra 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılıp çocuklarının durumu göz önünde bulundurularak tahliye edildi.

Süleyman Bozoğlu, 15 Temmuz gerçekleştiğinde otizmli iki oğlunun eğitimi, gelişimi ve tedavi süreçleriyle daha yakından ilgilenmek üzere bir yıllık bir izne ayrılmıştı. Ama olaydan tam 6 gün sonra Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs ve terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandı.

Süleyman Bozoğlu, ailesiyle birlikte artık bir Avrupa ülkesinde yaşıyor.

Kırıkkale savcısının hakkında gözaltı verdiğini öğrendikten sonra avukatlarıyla birlikte ifade vermeye giden Bozoğlu, savcının kendisine delil sunmak yerine Ankara Başsavcısının, ekinde bir hakim-savcı listesi olan yazısını gösterdiğini ifade etti. Savcının odasındayken uzun namlulu polislerin kapıya geldiğini anlatan Bozoğlu, savcıya yaptığı soruşturmanın usule aykırı olduğunu, kanunlara göre bir hakime soruşturma açma yetkisinin olmadığını hatırlattığını belirtti.

Süleyman Bozoğlu, konuşmasında tutuklanma ve yargılanma sırasında haklarından nasıl mahrum edildiğini, iddianamesindeki usulsüzlükleri, bunları ortaya çıkarmasının engellendiğini ve hakkında ifade veren tanıkların yalan beyanlarını çürütmesine de izin verilmediğini aktardı.

Mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili başından geçen somut olayları da anlatan Bozoğlu, “Aleyhime iki hakim tanıklık yaptı. Benim bunların dediklerini çürütmek için yaptığım talebim kabul edilmedi. Mahkeme heyeti benim onurumu kırmak için huzurlarında kelepçelettiler. Mahkemenin savcısı başkana hitaben hepimizin duyabileceği şekilde çok net bir ifade kullandı. ‘Başkanım Süleyman Bozoğlu’na 7 yıl 6 ay az olur’ dedi. Bunu ben duydum. Askerler de duydular ve telaşlandılar. Beni apar topar alt kattaki başka bir yere götürdüler. Bir sonraki celsede savunmamı yaptım. 8 yıl 1 ay 15 ceza verildi.” dedi.

Hakkında soruşturma açılan 2 bin 745 hakim arasında adı bulunan Süleyman Bozoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bazı başlıklar şöyle:

“15 Temmuz 2016 tarihinde ben görevde değildim. Eylül 2015’te ücretsiz izne ayrılmıştım. O gece çocuklarım ve eşimle birlikte evimdeydim. Evim Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne yaklaşık 900 metre uzaklıkta. Bu şu açıdan önemli. Ankara Emniyet Müdürlüğü o gece ciddi çalışmaların olduğu yerlerden biriydi. O gece biz de çok korktuk. Çocuklarım sabaha kadar ağladı. Eşimle birlikte onları sakinleştirmek için uğraştık. Gecenin ilerleyen saatlerinde Ankara Başsavcı vekili daha o gece kalkışmaya katılan askerler gözaltına alınmadan 2 Anayasa Mahkemesi Üyesi, onlarca Danıştay ve Yargıtay üyesi, binlerce hakim savcı hakkında gözaltı kararı verildiğine ilişkin canlı yayındaki açıklaması üzerine bir gariplik olduğunu ben de hissettim.

“POLİSLER UZUN NAMLULU SİLAHLARLA SAVCININ KAPISINA GELDİ”

16 Temmuz’da açıklanan listede benim de ismim vardı ve evimde beklemeye başladım. 21 Temmuz günü evde usule aykırı şekilde, benim olmadığım sırada bir arama yapıldı. Ben o gün büyük oğlumun doktoruyla görüşmeye gitmiştim. Ardından arama tutanaklarından hakkımdaki gözaltı kararını Kırıkkale savcısını verdiğini anladım ve iki avukatımla birlikte Kırıkkale savcısının odasına 22 Temmuz günü gittik. Savcı benim hakkımda Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs ve terör örgütü üyeliğinden Ankara Başsavcılığı’nın soruşturma başlattığını ve ifademi alması gerektiğini söyledi. O sırada polislere haber verilmiş. 4-5 polis uzun namlulu silahlarla savcının kapısının önüne geldiler.

“HAKKIMDA SORUŞTURMA YAPMA YETKİSİ OLMAMASINA RAĞMEN”

Savcıya elindeki delillerin ne olduğunu sorduk. Sadece Ankara Başsavcısının yazısı ve ekinde bir hakim savcı listesi olduğunu ifade etti. Bu yazı ve listeyi de bize göstermedi. Anket tarzında sorular sordu. Ben hepsini cevapladım. Savcıya yaptığı soruşturmanın usule aykırı olduğunu, benim hakkımda soruşturma yapma yetkisinin bulunmadığını ifade ettim. Çünkü hakim ve savcılar hakkında soruşturmanın nasıl yapılacağını kanunda açık olduğunu ve bu şartların soruşturma dosyasında olmadığını, benim bir suçüstü halinde bulunmadığımı açıkça belirttim. Buna rağmen savcı talimatı yerine getirmesi gerektiğini söyledi ve beni tutuklamaya sevk edeceğini söyledi.

Bu arada çocuklarımın durumlarıyla ilgili bilgi verdim, raporlarını sundum ama buna rağmen tutuklamaya sevk etti. Ardından Sulh Ceza Hakimi’nin önüne gittik. Hakimden ısrarla şunu talep ettim. Çocuklarımın sağlık durumlarını ifade ederek özellikle büyük oğlumun bana çok bağımlı olduğunu, o yaşa kadar bütün eğitim ve tedavileriyle benim ilgilendiğimi, tutuklanmam durumunda ağır sonuçları olacağını açıkça anlattım. Gelişim ve sağlık raporlarını hakime sundum. Avukatlarım da ısrarla benim adli kontrol şartıyla bırakılmamı istedi. Ancak Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs, terör örgütü üyeliği ve anayasal düzeni yıkma teşebbüsü sırasına başka bir suçlamayla beni tutuklamaya karar verdi.

11 AY İDDİANAME DÜZENLENMEDİ

Cezaevinde en büyük sorun avukat görüşüydü. Ben tutuklandıktan hemen sonra avukat görüşmeleri sınırlandırıldı. Yarım saat olarak belirlendi. Görüntülü ve sesli kayıt alınması uygulaması getirildi. Yaklaşık 5 ay da görüşme sırasında bir memur yanınızda bekliyordu. Böyle bir ortamda görüşmeler yapıldı.

Yaklaşık 11 ay sonra hakkımda iddianame düzenlendi. İddianame düzenleninceye kadar tutukluluk devam kararları dosya üzerinden verildi. Hakim karşısına çıkarılmadım. Tutuklama incelemeleri dosya üzerinden yapıldığı için herhangi bir hakim görmedim. tutukluluk devam kararları bana bazen 3, bazen 4, bazen 5 sonra bana tebliğ edilmedi. Dolayısıyla tutukluluğa itiraz hakkımı da kullanamadım.

Öte yandan tutukluluk devam kararlarında bizim kanunumuzda önemli olan 30 günlük azami ve emredici süreye de uyulmadı. Bu ne demek? Hakim 30 günlük süre içinde tutukluluk devam kararıyla ilgili inceleme yapması ve devam ya da tahliyeye karar vermesi gerekir. Bunlar 36 günde, 40 günde yapıldı. Bu kanunumuza aykırıdır. Kişinin tahliye edilmesi gerekir ama bu uygulama yapılmadı.

HAKKIMDAKİ DİJİTAL DELİLLER BANA HİÇBİR ŞEKİLDE VERİLMEDİ

Yargılama aşamasında avukat görüşlerinden kısıtlamalar devam etti. Böyle bir ortamda sağlıklı hukuki yardım almak mümkün olmadı. Avukatlarıma yazdığım mektuplar idare tarafından okunuyor ve üzerine “Görüldü” mührü vuruluyordu. Bu da etkin savunma hazırlığı yapmamıza engel oldu. İddianame bana mahkeme tarafından tebliğ edildikten sonra mahkemeden bana dosyadaki kağıt ve dijital tüm delillerin bana gönderilmesini istedim. Fakat mahkeme bu talebimi karşılamadı. Özellikle dijital delillere avukatlarım dahi ulaşamadı. Çünkü dijital deliller CD olarak değil, mahkemenin kasasında saklanıyormuş.

İddianamede bahsedilen özellikle iki tutanak var. Mahkemeden onların Ankara Başsavcısından istenerek tarafıma gönderilmesini talep ettim. Mahkeme bu talebi de karşılamadı. Bu tutanaklar hakim ve savcılar hakkında yapılan soruşturmanın usulsüzlüğünü ortaya koyan tutanaklardı. Çünkü iddianamenin giriş kısmında soruşturmanın 15 Temmuz gecesi başladığı yazılmış. Fakat bir sonraki paragrafta 18 Temmuz tarihinde tutulan iki tutanak sonrasında soruşturmanın başladığı ve genişletildiği yazmakta. Bu usulsüzlüğü ortaya çıkarabilmem için tutanaklara ulaşmam gerekiyordu. Fakat mahkeme bunları bize ulaştırmadı. Bu tutanaklar Ankara Başsavcılığı’nın kasasında hala saklanıyor.

TANIKLARIN ANLATIMLARINI ÇÜRÜTME HAKKIM ELİMDEN ALINDI

Tanık beyanlarıyla ilgili anlatmak istediklerim var. Mahkeme benim hakkımda iki tanık dinledi. Bu tanıkların ortak özellikleri, geçmişe hakim olan, benimle aynı soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla soruşturma geçiren ve sonrasında etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerdi. Bu tanıkların biri açık tanıktı. Tanık Kazım Uslu. Diğeri gizli tanıktı. Tanık Sinop adıyla kayıtlarda geçiyor. Daha sonra kimliği deşifre oldu: Süleyman Savut. Ben bu tanıkların anlatımlarını çürütmek için bazı taleplerde bulundum. Mahkeme bu talepleri de kabul etmedi ve tanıkların anlatımlarını çürütme hakkım elimden alındı.

AMAÇLARI RENCİDE ETMEK, ONURUMU KIRMAK VE KÜÇÜK DÜŞÜRMEKTİ

Mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili başımdan geçen iki olayı da aktarmak istiyorum. İlk olay birinci duruşmada meydana geldi. Duruşmanın sonunda henüz mahkeme bitmeden, mahkeme başkanı ara kararları yazdırdığı sırada mahkemenin üyesi, askerlere hitaben ‘Duruşma bitti, sanığı kelepçeleyin ve duruşma salonundan çıkarın’ dedi. Bunun üzerine askerler telaşlandılar ve beni mahkemenin huzurunda, eşimin, arkadaşlarımın ve avukatlarımın bulunduğu ortamda kelepçelediler ve hızlıca dışarı çıkardılar. Bu bizim yasal mevzuatımıza göre yasak bir uygulamadır. Çünkü tutuklu sanık mahkeme huzurundayken asla kelepçelenmez. Neden yaptılar? Beni herkesin önünde rencide etmek, onurumu kırmak, küçük düşürmek için.

SAVCININ SUÇLAMALARI ÇOK AĞIRDI

İkinci olay da ikinci duruşmada meydana geldi. Savcı mütaalasını açıkladı. Ben ve avukatlarım, mütaalaya karşı savunma yapmak için süre istedik. Aynı zamanda çocuklarımın sağlık durumlarını da dile getirmek suretiyle tahliye talebinde bulunduk. Mahkeme başkanı bana, ‘Tahliyenizi hükümle birlikte değerlendireceğiz, eğer süre istemezseniz tahliyenizle ilgili bir karar vereceğiz.’ Ben şunu anladım. Beni tahliye etmek istiyor ama süre talep etmemi de istemiyor. Fakat ben savcının suçlamaları çok ağır olduğu için sürede ısrar ettim. Tahliye konusunda da ısrarcı oldum. Fakat mahkeme bunu uygun görmedi, tutukluluğumun devamına karar verdi ve bana yaklaşık bir aylık bir süre verdi.

“BAŞKANIM SÜLEYMAN BOZOĞLU’NA 7 YIL 6 AY AZ OLUR”

Bu sefer beni kelepçelemeden duruşma salonundan dışarı çıkardılar. Orada bir bekleme alanı var. Tutuklular duruşmadan önce orada bekliyor. Orada askerler, ben ve bir de benden sonra duruşmaya girecek olan tutuklu hakim vardı. Mahkemenin savcısı başkana hitaben hepimizin duyabileceği şekilde çok net bir ifade kullandı. ‘Başkanım Süleyman Bozoğlu’na 7 yıl 6 ay az olur’ dedi. Bunu ben duydum. Başkan bir şeyler söyledi ancak onu ben duyamadım. Askerler de duydular ve telaşlandılar. Beni apar topar alt kattaki başka bir yere götürdüler. Bir sonraki celsede savunmamı yaptım. 8 yıl 1 ay 15 gün vermek suretiyle beni tahliye etti.”

Profesör Lanotte, Turkey Tribunal’de işkencenin fotoğrafını gösterdi

Okumaya devam et

Gündem

Hukukun Kerbalasını yaşıyoruz: Osman Kavala hangi takımda oynuyor?

Osman Kavala, Selçuk Kozağaçlı ve Mustafa Ünal’ı Silivri’de ziyaret eden Sezgin Tanrıkulu, 3 ismin davalarındaki absürtlüklerden örnekler vererek “Hukukun Kerbalasını yaşıyoruz” dedi.

BOLD – CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Silivri cezaevinde yatan iş insanı ve aktivist Osman Kavala, Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi avukat Selçuk Kozağaçlı ve gazeteci Mustafa Ünal’ı ziyaret etti. Tanrıkulu, ziyaret sonrası bir video paylaştı.

Ekim ayında Osman Kavala’nın duruşması olduğunu hatırlatan Tanrıkulu, AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan Kavala’nın dosyasının en son Çarşı-Gezi davasıyla birleştirildiğini söyledi.

Çarşı-Gezi davasının sanıklarının Osman Kavala’yı dahi tanımadığını söyleyen Tanrıkulu, “Sanıklara Osman Kavala’yı tanıyor musunuz diye sormuşlar, biri ‘hangi takımda oynuyor?’ demiş. Bir diğeri de ‘Osman Kavala’yı tanımam Ümit Davala’yı tanırım’ demiş” dedi.

BERBAT BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ

Tanrıkulu, Selçuk Kozağaçlı’nın dosyasının Yargıtay’da onanmamasına rağmen 5 yıllık tutukluluk halinin devam ettiğini belirtti.

Zaman gazetesi yazarı Mustafa Ünal’a düşman hukukunun uygulandığını ve 10 yıl ceza verildiğini söyleyen Tanrıkulu, “Bu dönemde hukukun Kerbala’sını yaşıyoruz. Hukukun kokusu bile yok yargılamalarda. Berbat bir dönemden geçiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Tanrıkulu yayınladığı videoyu “Silivri cezaevinde Osman Kavala, Selçuk Kozağaçlı ve Mustafa Ünal’ı ziyaret ettim. Herkese selam ve sevgileri var” notuyla paylaştı.

https://twitter.com/i/broadcasts/1OdKrBEEnlnKX

AYM’den KHK’lılarla ilgili önemli karar: Kamu görevlisi hukuksuz işlemden sorumlu olacak

Okumaya devam et

Popular

Shares