Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda alınan kararlar Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

2030 planlarını şekillendirmek için toplanan NATO, S-400 hassasiyetinin altını bir kez daha çizdi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye’ye alternatif çözüm olarak Patriot, SAMP-T sistemlerinin önerildiğini, sonuçta ortada bir sorun olduğunu ve bunun çözülmesi gerektiğini ifade etti.

FATİH YURTSEVER | BOLD ANALİZ

NATO Savunma Bakanları Toplantısı KOVID-19 tedbirleri dolasıyla video tele konferans üzerinden 17-18 Şubat tarihleri arasında yapıldı. Genel sekreter Stoltenberg ’in talebiyle uzmanlar grubuna hazırlatılan NATO’nun 2030 vizyonunu ortaya koyan belgeye yönelik konuların görüşülecek olması ile yeni ABD yönetiminin ilk defa bir NATO toplantısına katılacak olması, dikkatleri toplantının üzerine çekti. Peki, Türkiye ve ABD arasında S-400 krizinin devam ettiği ve Türkiye’nin NATO’nun çekirdek değerleri olan demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularında geri gidişinin her geçen gün hızlandığı bir ortamda, yapılan toplantıda alınan kararlar Türkiye’yi ve çevresini nasıl etkileyecek?

NATO 2030 BELGESİNDE NELER ÖN PLANA ÇIKIYOR?

Bir güvenlik teşkilatı olarak NATO’yu bugüne kadar ayakta tutan en önemli etken, NATO’nun değişen güvenlik ortamının gereklerine çok kısa sürede uyum sağlayacak değişiklikleri hayata geçirilebilme yeteneği olarak ifade edilebilir. İnsan hayatında kısa sürede çok büyük değişiklikler yapan yıkıcı teknolojiler olarak ifade edilen; yapay zekâ, kuantum bilgisayar, otonom sistemler, 5G ve bio teknoloji güvenlik algısında da değişikliklere neden oldu. NATO geleceğin tahmin edilmez olduğunu tasavvur ediyor, bu teknolojiler konusunda üstünlüğün elde tutulmasını hayati olarak görüyor. Çin ve Rusya’nın bu konudaki çalışmaları güvenlik riski olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan Çin ve Rusya’nın ekonomik, askeri ve siyasi olarak her geçen gün artan etkisinin, Trump döneminde ABD’nin içe kapanması ve bireysel hareket etmesiyle aynı zamana gelmesinin, tüm dünyada otoriter rejimleri güçlendirdiği, liberal, özgürlükçü demokratik değerlere olan inancı azalttığı açık bir şekilde vurgulanıyor. AB ve ABD’nin yeniden NATO çatısı altında her konuda yakın bir iş birliğine girmelerinin gelecek açısından önemli olduğu ifade ediliyor.

ABD SAVUNMA BAKANI WASHINGTON POST’TAKİ YAYIMLANAN YAZISINDA NE DEDİ?

ABD Başkanı olarak Joe Biden’ın seçilmesi NATO’da memnuniyetle karşılandı. Savunma Bakanı bu beklentiyi haklı çıkaracak şekilde tam da NATO Savunma Bakanları Toplantısının başladığı 17 Şubat tarihinde Washington Post gazetesinde yayımlanan bir makale kaleme kaldı. Lyod Austin, ABD’nin bundan sonra diplomasiyi öne alacağını, sorunları tek başlarına çözmelerinin mümkün olmayacağını, bunun için iş birliğinin şart olduğunu, ABD olarak yeni dönemde müttefik ve ortak ülkeler ile yakın çalışacaklarını, bunun bir işareti olarak görevi devraldığında ilk olarak NATO Genel Sekreterini aradığını ifade etti. Dikkat çekici bir şekilde ABD askerlerinin Almanya’dan çekilmeyeceğini, ABD’nin kolektif savunma konusunda sorumluluklarını yerine getirmeye hazır olduğunu söyledi.

TOPLANTININ BİRİNCİ GÜNÜNDE HANGİ KARARLAR ALINDI?

Genel Sekter yaptığı açıklamada toplantının ilk gününde 2030 belgesi, uygulanacak yol haritası, eylem planı, caydırıcılık ve ortak savunma harcamaları ve AB ile ilişkilerin görüşüldüğünü belirtti. Toplantıda AB, İsveç ve Finlandiya’nın temsil edilmesinin Atlantik’in iki yakası arasında yeniden kurulacak yakın iş birliği için atılmış önemli bir adım olduğunu vurguladı. 2010 yılında yayımlanan “Stratejik Konseptin” ihtiyaçlar doğrultusunda güncelleneceğini, teknolojik üstünlüğün devam ettirilmesi için geliştirilecek sistemlerin birbiriyle uyumlu olmasının önemli olduğunu ifade etti.

GENEL SEKRETER S-400 KONUSUNDA SORULAN SORUYA NE CEVAP VERDİ?

Toplantı sonunda Genel Sekreter’in S-400 konusunda sorulan bir soruya verdiği cevap dikkat çekti. Daha önceki toplantılarda benzer sorulara daha muğlak ve ortada cevaplar veren Genel Sekreter, bu toplantıda S-400 konusunun görüşülmediğini, bu konunun toplantıdan önce gündeme geldiğini, Türk tarafına S-400 konusunun olası sonuçları hakkında taşıdığı kaygılarını ilettiğini, alternatif çözüm olarak Patriot, SAMP-T sistemlerinin önerildiğini, sonuçta ortada bir sorun olduğunu ve bunun çözülmesi gerektiğini ifade etti. NATO üyesi her ülkenin her konuda aynı düşünmemesinin normal olduğunu, ancak NATO’nun sorunların çözümü için en uygun zeminlerden biri olduğunu Doğu Akdeniz’de yaşanan Türk-Yunan geriliminde tansiyonun bu yolla düşürüldüğünü öne sürdü.

RUS DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI SÖZCÜSÜ NEDEN KARADENİZ’E DİKKAT ÇEKTİ?

Rus Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova 9 Şubat tarihinde Karadeniz’de ABD ve Türk Deniz Kuvvetleri unsurları tarafından yapılan geçiş eğitimlerinin doğrudan Rusya’yı hedef aldığını, kendi sınırları yakınında yapılan bu tür faaliyetlerin bölgede barış ve güvenliği tehdit ettiğini söyledi. ABD 6.filosunun bölgede kendisine düşman bulmak için can attığını iddia etti.

Türkiye ve ABD arasında Karadeniz’de geçiş eğitimleri ilk defa icra edilmiyor. Rusya daha önce bu tür eğitimlere tepki vermez iken tam da Savunma Bakanları Toplantısı esnasında caydırıcılık konusunun görüşüldüğü bir ortamda bu açıklamayı yapması Rusya’nın, NATO’nun Karadeniz’deki varlığını artıracağından endişe duyduğunu ortaya koyuyor. Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedeniyle Karadeniz’de kıyıdaş olmayan ülkelerin bulunduracakları gemi tonajı ve gün sayısı kısıtlı. Romanya ve Bulgaristan’ın deniz kuvvetleri, caydırıcılık için yeterli değil. Bu durumda geriye tek seçenek olarak Türkiye kalıyor.
Türkiye şimdiye kadar Karadeniz’in kapalı bir deniz olduğunu, sorunların kıyıdaş ülkeler arasında çözülmesi gerektiğini, dışarıdan yapılacak müdahalelerin sorunların daha derinleşmesine neden olacağını öne sürdü. Baltık ve Doğu Avrupa ülkeleri Rusya’yı ciddi tehdit olarak görüyorlar. NATO’dan bu konuda somut adım atmasını istiyorlar. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’nın doğusunu istikrarsızlaştırmaya devam etmesi, uygulanan yaptırımların çok da etkili olmadığını gösteriyor.

ALINAN KARARLAR TÜRKİYE’Yİ NASIL ETKİLEYECEK?

NATO’da görev yapanlar arasında çok meşhur olmuş bir söz vardır. NATO için “No Action Talk Only” derler. Ancak son 10 yılda yaşanan baş döndürücü gelişmeler ve dünyanın sorunlarının bir hegemon güç tarafından tek başına çözülemez hale gelmesi, 2010 yılından sonra kendisini küresel bir güvenlik örgütü olarak konumlandıran NATO’nun konumunu güçlendirdi. Başkan Trump döneminde gerilen AB-ABD ilişkileri, Biden’ın Başkan seçilmesi ile yumuşadı.

Savunma Bakanları toplantısında ABD’nin Afganistan’dan askerlerini çekmek için müttefikler ile yakın iş birliği içerisinde olacağını söylemesi, IŞİD’in Irak topraklarında yeniden hayat bulmaması için NATO’nun bölgedeki varlığını 500 askerden 4000’e çıkarması ve misyonun görevinin Bağdat sınırlarının ötesine taşınması, Savunma Bakanı’nın ABD askerlerinin Avrupa’dan çekilmeyeceğini açıklaması somut ilerlemeler olarak değerlendirilebilir.

Bu koşullar altında Türkiye’nin S-400 sisteminden vazgeçmeden mevcut durumunu sürdürmesi mümkün değil. Bu mutlaka çözüme kavuşturulacak. NATO Karadeniz’de varlığını artıracak, bunun için Türkiye kilit ülke. Türkiye-Rusya ilişkileri Türkiye’nin takınacağı tavra göre sertleşecektir. Türkiye’nin elinde Rusya’ya karşı doğru kullanıldığı takdirde Rusya’nın uzlaşmacı bir tutum takınmasını sağlayacak siyasi ve ekonomik araçlar mevcuttur. Bunların etkili kullanılabilmesi iç siyasette varılacak uzlaşı ile mümkün olacaktır. Son günlerde yaşanan gelişmeler Türkiye’nin takınacağı tavır konusunda içeride yaşanan tartışmaların tezahürüdür. Yoksa başka türlü, tam da İstikşafi görüşmelerin başladığı bir atmosferde Türkiye’nin elinin diplomatik olarak zayıf olduğu bir ortamda NATO toplantısı esnasında Ege Denizi’nde hukuken doğru olsa bile siyaseten ve diplomatik açıdan zamanlaması yanlış bir NAVTEX ilanına gidilmezdi.

Sonuç olarak Erdoğan iç siyaseti okuma konusunda gösterdiği mahareti dış politika konusunda da gösterirse bunun hem iç hem de dış politika da önemli yansımaları olacaktır. Türkiye’nin maceraperestliği bırakıp, hukuka dönmekten ve zamanın ruhuna uygun hareket ederek NATO imkanlarından faydalanarak iş birliği içerisinde teknoloji temelli bir savunma ve ekonomi modeline geçmekten başka çaresi yok.

Analiz

Erdoğan’ın dövizi düşürme planı: Dolara ek vergi, iş insanlarının yurtdışındaki hesapları, Katar’la swap

Merkez Bankası müdahalesiyle doları durduramayan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan operasyonun ikinci aşamasına geçti. Katar ile swap anlaşması yapılarak para takası devreye sokulacak. Erdoğan’a yakın işadamlarının yurtdışı hesaplarındaki dolarlar Türkiye’ye getirilecek ve dövizin ateşi söndürülmeye çalışılacak. Ardından vatandaşın döviz alış satışlarındaki binde 2’lik vergi arttırılacak.

BOLD ANALİZ – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 1 milyar doların üzerinde döviz satmasına rağmen kurdaki yükseliş devam ediyor. Türk Lirası değer kaybediyor, dolara bağlı zamlara her geçen gün yenileri ekleniyor. AKP Hükumeti, 13,50 ile 13,85 lira arasında gidip gelen dolar kurunu 13 liranın altına indirmek için yeni hamleler yapacak.

KATAR İLE SWAP ANLAŞMASI

Her krizde olduğu gibi bu krizde de soluğu Katar’da alan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Katar ile çok sayıda anlaşmaya imza atacaklarını açıkladı. En önemli anlaşma ise iki ülke Merkez Bankaları arasında yapılacak Swap anlaşmasıyla (Para takası) doların ateşinin söndürülmesi hedefleniyor. Katar ile yapılacak 10 milyar dolarlık anlaşmayla Merkez Bankası’nın elinin rahatlayacağı tahmin ediliyor. Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun dövize daha rahat müdahale edeceği aktarılıyor.

YURTDIŞINDAKİ DOLARLAR GETİRİLECEK

Ekonomist Devrim Zelyut’un Erdoğan’ın dolarda ‘6-7 Aralık Planı’ olarak anlattığı ikinci adım ise yurtdışındaki dolarların Türkiye’ye sokulması olacak. Zelyut söz konusu planın detaylarını şöyle anlattı: “Erdoğan’ın ziyareti ile hem Katar Emiri’nden hem de Türkiye’de milyarlarca dolar vurup dışarıya istifleyen o malum kesimden de (Hollanda basınında yazdığı üzere!) bir giriş başlatılacağını değerlendiriyorum. Ayın 10’u itibari ile kura basacaklar. Ancak bu baskı en fazla ay sonuna kadar dayanır sonrasında kurun yine kafayı kaldıracağını izleyeceğiz.”

DÖVİZE VERGİ

Doları düşürmek için yapılacak üçüncü operasyon ise Türkiye’deki bankalarda bulunan 235 milyar dolara yönelik olacak. Özel şirketlerin ve hane halkının yatırım için bankalarda tuttuğu döviz hesaplarına ciddi vergi oranları getirilecek. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu hem kamu hem özel bankalara bir dizi kural getiriyor. Alınan bilgiye göre dolar hesabı açma zorlaştırılacak. Ayrıca dolar hesaplarından hesap işletim ücretleri kesilecek. Dolar alım ve satımı arasındaki makas açılarak vatandaşların dolar alış satışı yapmasının yavaşlatılması hedefleniyor.

Geçen ay Birleşik Arap Emirlikleri ile 10 milyar dolarlık anlaşma imzalayan Erdoğan, 6-7 Aralık  tarihlerinde de Katar ile imzalar attı. Bütün bu tedbirlerin dolar ve Euro’daki artışı durdurup durdurmayacağı merak edilirken, Merkez Bankası’nın da 16 Aralık toplantısında faiz indirimi yapmadan pas geçeceği kaydediliyor.

Al Jazeera, Sedat Peker’in gözaltına alındığına ilişkin haberini geri çekti

Okumaya devam et

Analiz

Dolardan parayı vuran MHP’den kur yorumu: Tamamen psikolojik

TBMM Genel Kurul’da kur ataklarına ilişkin konuşma yapan MHP’li Akçay, dış ve uzantısı iç güçleri suçlayarak “Doların yükselmesi tamamen psikolojik algı operasyonları neticesinde oluşmuştur” dedi. Son genel seçimler öncesi aldığı 100 milyon TL’lik hazine yardımının önemli bir kısmını dövize yatıran MHP, bu işlemden yüzde 50 kar elde etmişti.

BOLD – Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla indirilen faizler yüzünden zaten yüksek olan dolar kurunda patlama yaşandı. Türk Lirası’nda son günlerde hızlanan değer kaybı korkutuyor. 14 TL’ye merdiven dayayan doların nerede duracağını kimse tahmin edemiyor. Dolara endeksli tüketim ürünleri ise son 1 ayda yüzde 100’e varan oranlarda zamlandı.

Şirketler artan maliyetlerden olumsuz etkileniyor. Ekonomistlere göre dolar kurundaki yükseliş daha fazla enflasyon ve daha fazla işsizlik olarak vatandaşa geri dönüyor.

MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, TBMM’de Bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada Türk Lirası’nın yabancı para birimleri karşısında son dönemde yaşadığı büyük değer kaybıyla ilgili ilginç bir konuşma yaptı.

DIŞ GÜÇLERİN UZANTISI İÇ GÜÇLER

Dolar kuru ve faiz üzerinden ekonominin değerlendirilemeyeceğini söyleyen Akçay, “Ekonominin battığını iddia etmek yalandır, kara propagandadır. Bazı odaklar döviz kurundaki ekonomik gerçeklerle bağdaşmayan suni dalgalanmaları istismar etmektedirler, adeta zil takıp oynamaktadır. Zil takıp oynayanlar, dış güçlerin uzantısı iç güçlerdir. Bu odaklar kur faiz fiyatları genel düzeyindeki dengesizlikler üzerinden manipülasyon üreterek vatandaşlarımızı karamsarlığa umutsuzluğa ve sokakların kör karanlığına çekmeye çalışmaktadır” dedi.

Türk ekonomisinin dış kaynaklı saldırı altında olduğunu iddia eden Akçay, “Terörle mücadelemizin rövanşını kur üzerinden almaya çalışıyorlar. Faiz lobilerinin döviz operasyonları, sinsice faiz kulisi yapan IMF’ci odakların kaos yaratma hali boşunadır” ifadelerini kullandı.

İstihdamın artmaya devam ettiğini ileri süren Akçay, “Doların yükselmesi tamamen psikolojik algı operasyonları neticesinde oluşmuştur. Bize biçtiğiniz rolleri, hapsetmeye çalıştığınız blokları reddediyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

MHP PARASINI DOLARDA DEĞERLENDİRİYOR

MHP’ye 2018 yılında seçim çalışmaları için 100 milyon TL’nin üzerinden hazine yardımı yapıldı. 2018 Genel Seçimleri öncesi fazla miting yapmayan MHP’nin parayı nerede kullandığı merak konusu oldu.

MHP’nin parayla dolar aldığı iddiaları ortaya atılırken, o dönem gazetecilerin sorusu üzerine Bahçeli, “Dövize yatırılan bazı banka mevduatlarımız da bulunmaktadır” dedi.

MHP 15 Ağustos 2018’de döviz mevduatlarını bozdurma kararı aldı. Hazine yardımı aldığında 4,73 olan dolar satıldığı gün 6,80 TL’den işlem görüyordu.

Siirt’teki bomba seçim habercisi mi?

Okumaya devam et

Analiz

19 yıldır gitmemek için her şeyi yaptılar! Bombalı araç başlangıç mı?

AKP’nin, ekonomideki olumsuz gelişmelerden sonra hızla erimeye başlamasının ardından Kılıçdaroğlu ve diğer muhalefet liderleri, yakın zamanda siyasi suikast endişelerini dile getirdi. Seçimin konuşulduğu bugünlerde 15 Temmuz gibi kanlı bir eylemin sahne konmasından endişe ediliyor. Siirt’teki amacı belirsiz bombalı araç olayı ise kafalardaki soru işaretlerini daha da arttırıyor.

BOLD – Türkiye’de 2002’den beri iktidarda olan AKP ilk ağır yenilgisini 17/25 Aralık Büyük Yolsuzluk operasyonları sonrası yapılan ilk genel seçimde aldı.

7 Haziran 2015 yılında yapılan seçimlerde AKP, çoğunluğu kaybedince koalisyon hükumetleri konuşulmaya başlandı. Kilit parti konumuna gelen MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin koalisyona yanaşmaması yüzünden yeniden seçim kararı alındı.

862 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

Seçimlerin yapıldığı 1 Kasım tarihine kadar Türkiye resmen kana bulandı. Ceylanpınar’da 2 polis evlerinde esrarengiz bir şekilde öldürülmesinin ardından parti mitingleri dahil her yerde bombalar patlamaya başladı.

146 günlük dönemde yaşanan siyasi çalkantılar bir yana, çözüm süreci sonlandı. Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırıları gerçekleşti. Sadece Suruç ve Ankara’daki IŞİD saldırılarında 136 kişi katledildi. Aynı süreçte 167 güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Resmi açıklamalara göre, operasyonlarda 453 PKK’lı öldürüldü. Çatışmalarda 106 sivil can verdi. Bu dönemde iki bombalı saldırıda ölenlerle birlikte 242 sivil yaşamını yitirdi. İki seçim arasındaki dönemde hayatını kaybedenlerin sayısı 862’ye ulaştı.

AKP YENİDEN İKTİDAR

Kabus gibi beş ay yaşayan Türkiye, 1 Kasım 2015’te yeniden sandık başında gitti. AKP, yüzde 49,5 oy ve 317 milletvekili ile sandıktan tek başına iktidar olarak çıktı.

Gelecek Partisini kuran eski Başbakan Ahmet Davutoğlu o günleri şöyle anlattı: “Terörle mücadelede defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” dedi.

ADIM ADIM 15 TEMMUZ

AKP tarihinin en yüksek oy oranını alan Ahmet Davutoğlu’nun Saray darbesiyle görevden ayrılmasının ardından partinin kurucuları ve eski milletvekilinin Erdoğan’a yönelik eleştirileri de artmaya başladı.

AKP’nin kurucuları arasında yer alan ve bakanlık, milletvekilliği yapmış isimlerin art arda Hamamönü’nde çalışma ofisi tutmaya başlaması “Yeni bir siyasi hareket mi kuruluyor?” sorusunu akıllara getirdi.

Erdoğan’a karşı partide bir hareketlilik yaşanırken 15 Temmuz gerçekleşti.

15 TEMMUZ SONRASI

15 Temmuz sonrası siyasi hesapların tamamı yine değişti. Daha önce defalarca karşı olduğunu beyan eden Bahçeli’nin sürpriz bir şekilde Başkanlık teklifinin Meclis’e getirilmesini istedi. İki partinin oylarıyla Ocak 2017’de mecliste kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne 16 Nisan 2017’de gerçekleşen anayasa referandumunda yüzde 51,2’ye karşılık yüzde 48,8 ile halktan onay çıktı. Böylece Erdoğan 15 Temmuz sonrası ilk siyasi zaferini aldı.

MUHALEFETİN SİYASİ SUİKAST KAYGISI

Yakın zamanda muhalif liderler Erdoğan’ı işaret ederek, siyasi suikast duyumlarını kamuoyu ile paylaştı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan’ın iktidardan gitmemek için her yolu deneyeceğini savunarak, “Siyasi cinayetler kaygım var” görüşünü dile getirdi. İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın da Sözcü gazetesinde yer alan röportajında “siyasi suikastler yapılacağı yönünde bizim da aldığımız duyumlar var” diye konuştu.

BOMBALI ARAÇ MUAMMASI

Erdoğan’ın Siirt ziyareti sırasında, iddiaya göre görevli polislerden birinin aracının altında bomba düzeneğine rastlandı. Uzmanlara göre, saldırı planı oldukça absürt.

Gazeteci Adem Yavuz Arslan, siyaset arenası ısındıkça Tayyip Erdoğan ve MİT’in kirli planlarının devreye girdiğini söyledi. 1 Kasım seçimleri öncesi Ceylanpınar saldırısıyla başlayan kanlı olaylar ve sonrasında gelen AKP’nin seçim zaferini hatırlatan gazeteci Adem Yavuz Arslan Siirt’teki bombalı araç konusunda muhalefeti uyardı.

Siirt’teki bomba seçim habercisi mi?

 

Okumaya devam et

Popular

Shares