Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda alınan kararlar Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

2030 planlarını şekillendirmek için toplanan NATO, S-400 hassasiyetinin altını bir kez daha çizdi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye’ye alternatif çözüm olarak Patriot, SAMP-T sistemlerinin önerildiğini, sonuçta ortada bir sorun olduğunu ve bunun çözülmesi gerektiğini ifade etti.

FATİH YURTSEVER | BOLD ANALİZ

NATO Savunma Bakanları Toplantısı KOVID-19 tedbirleri dolasıyla video tele konferans üzerinden 17-18 Şubat tarihleri arasında yapıldı. Genel sekreter Stoltenberg ’in talebiyle uzmanlar grubuna hazırlatılan NATO’nun 2030 vizyonunu ortaya koyan belgeye yönelik konuların görüşülecek olması ile yeni ABD yönetiminin ilk defa bir NATO toplantısına katılacak olması, dikkatleri toplantının üzerine çekti. Peki, Türkiye ve ABD arasında S-400 krizinin devam ettiği ve Türkiye’nin NATO’nun çekirdek değerleri olan demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularında geri gidişinin her geçen gün hızlandığı bir ortamda, yapılan toplantıda alınan kararlar Türkiye’yi ve çevresini nasıl etkileyecek?

NATO 2030 BELGESİNDE NELER ÖN PLANA ÇIKIYOR?

Bir güvenlik teşkilatı olarak NATO’yu bugüne kadar ayakta tutan en önemli etken, NATO’nun değişen güvenlik ortamının gereklerine çok kısa sürede uyum sağlayacak değişiklikleri hayata geçirilebilme yeteneği olarak ifade edilebilir. İnsan hayatında kısa sürede çok büyük değişiklikler yapan yıkıcı teknolojiler olarak ifade edilen; yapay zekâ, kuantum bilgisayar, otonom sistemler, 5G ve bio teknoloji güvenlik algısında da değişikliklere neden oldu. NATO geleceğin tahmin edilmez olduğunu tasavvur ediyor, bu teknolojiler konusunda üstünlüğün elde tutulmasını hayati olarak görüyor. Çin ve Rusya’nın bu konudaki çalışmaları güvenlik riski olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan Çin ve Rusya’nın ekonomik, askeri ve siyasi olarak her geçen gün artan etkisinin, Trump döneminde ABD’nin içe kapanması ve bireysel hareket etmesiyle aynı zamana gelmesinin, tüm dünyada otoriter rejimleri güçlendirdiği, liberal, özgürlükçü demokratik değerlere olan inancı azalttığı açık bir şekilde vurgulanıyor. AB ve ABD’nin yeniden NATO çatısı altında her konuda yakın bir iş birliğine girmelerinin gelecek açısından önemli olduğu ifade ediliyor.

ABD SAVUNMA BAKANI WASHINGTON POST’TAKİ YAYIMLANAN YAZISINDA NE DEDİ?

ABD Başkanı olarak Joe Biden’ın seçilmesi NATO’da memnuniyetle karşılandı. Savunma Bakanı bu beklentiyi haklı çıkaracak şekilde tam da NATO Savunma Bakanları Toplantısının başladığı 17 Şubat tarihinde Washington Post gazetesinde yayımlanan bir makale kaleme kaldı. Lyod Austin, ABD’nin bundan sonra diplomasiyi öne alacağını, sorunları tek başlarına çözmelerinin mümkün olmayacağını, bunun için iş birliğinin şart olduğunu, ABD olarak yeni dönemde müttefik ve ortak ülkeler ile yakın çalışacaklarını, bunun bir işareti olarak görevi devraldığında ilk olarak NATO Genel Sekreterini aradığını ifade etti. Dikkat çekici bir şekilde ABD askerlerinin Almanya’dan çekilmeyeceğini, ABD’nin kolektif savunma konusunda sorumluluklarını yerine getirmeye hazır olduğunu söyledi.

TOPLANTININ BİRİNCİ GÜNÜNDE HANGİ KARARLAR ALINDI?

Genel Sekter yaptığı açıklamada toplantının ilk gününde 2030 belgesi, uygulanacak yol haritası, eylem planı, caydırıcılık ve ortak savunma harcamaları ve AB ile ilişkilerin görüşüldüğünü belirtti. Toplantıda AB, İsveç ve Finlandiya’nın temsil edilmesinin Atlantik’in iki yakası arasında yeniden kurulacak yakın iş birliği için atılmış önemli bir adım olduğunu vurguladı. 2010 yılında yayımlanan “Stratejik Konseptin” ihtiyaçlar doğrultusunda güncelleneceğini, teknolojik üstünlüğün devam ettirilmesi için geliştirilecek sistemlerin birbiriyle uyumlu olmasının önemli olduğunu ifade etti.

GENEL SEKRETER S-400 KONUSUNDA SORULAN SORUYA NE CEVAP VERDİ?

Toplantı sonunda Genel Sekreter’in S-400 konusunda sorulan bir soruya verdiği cevap dikkat çekti. Daha önceki toplantılarda benzer sorulara daha muğlak ve ortada cevaplar veren Genel Sekreter, bu toplantıda S-400 konusunun görüşülmediğini, bu konunun toplantıdan önce gündeme geldiğini, Türk tarafına S-400 konusunun olası sonuçları hakkında taşıdığı kaygılarını ilettiğini, alternatif çözüm olarak Patriot, SAMP-T sistemlerinin önerildiğini, sonuçta ortada bir sorun olduğunu ve bunun çözülmesi gerektiğini ifade etti. NATO üyesi her ülkenin her konuda aynı düşünmemesinin normal olduğunu, ancak NATO’nun sorunların çözümü için en uygun zeminlerden biri olduğunu Doğu Akdeniz’de yaşanan Türk-Yunan geriliminde tansiyonun bu yolla düşürüldüğünü öne sürdü.

RUS DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI SÖZCÜSÜ NEDEN KARADENİZ’E DİKKAT ÇEKTİ?

Rus Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova 9 Şubat tarihinde Karadeniz’de ABD ve Türk Deniz Kuvvetleri unsurları tarafından yapılan geçiş eğitimlerinin doğrudan Rusya’yı hedef aldığını, kendi sınırları yakınında yapılan bu tür faaliyetlerin bölgede barış ve güvenliği tehdit ettiğini söyledi. ABD 6.filosunun bölgede kendisine düşman bulmak için can attığını iddia etti.

Türkiye ve ABD arasında Karadeniz’de geçiş eğitimleri ilk defa icra edilmiyor. Rusya daha önce bu tür eğitimlere tepki vermez iken tam da Savunma Bakanları Toplantısı esnasında caydırıcılık konusunun görüşüldüğü bir ortamda bu açıklamayı yapması Rusya’nın, NATO’nun Karadeniz’deki varlığını artıracağından endişe duyduğunu ortaya koyuyor. Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedeniyle Karadeniz’de kıyıdaş olmayan ülkelerin bulunduracakları gemi tonajı ve gün sayısı kısıtlı. Romanya ve Bulgaristan’ın deniz kuvvetleri, caydırıcılık için yeterli değil. Bu durumda geriye tek seçenek olarak Türkiye kalıyor.
Türkiye şimdiye kadar Karadeniz’in kapalı bir deniz olduğunu, sorunların kıyıdaş ülkeler arasında çözülmesi gerektiğini, dışarıdan yapılacak müdahalelerin sorunların daha derinleşmesine neden olacağını öne sürdü. Baltık ve Doğu Avrupa ülkeleri Rusya’yı ciddi tehdit olarak görüyorlar. NATO’dan bu konuda somut adım atmasını istiyorlar. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’nın doğusunu istikrarsızlaştırmaya devam etmesi, uygulanan yaptırımların çok da etkili olmadığını gösteriyor.

ALINAN KARARLAR TÜRKİYE’Yİ NASIL ETKİLEYECEK?

NATO’da görev yapanlar arasında çok meşhur olmuş bir söz vardır. NATO için “No Action Talk Only” derler. Ancak son 10 yılda yaşanan baş döndürücü gelişmeler ve dünyanın sorunlarının bir hegemon güç tarafından tek başına çözülemez hale gelmesi, 2010 yılından sonra kendisini küresel bir güvenlik örgütü olarak konumlandıran NATO’nun konumunu güçlendirdi. Başkan Trump döneminde gerilen AB-ABD ilişkileri, Biden’ın Başkan seçilmesi ile yumuşadı.

Savunma Bakanları toplantısında ABD’nin Afganistan’dan askerlerini çekmek için müttefikler ile yakın iş birliği içerisinde olacağını söylemesi, IŞİD’in Irak topraklarında yeniden hayat bulmaması için NATO’nun bölgedeki varlığını 500 askerden 4000’e çıkarması ve misyonun görevinin Bağdat sınırlarının ötesine taşınması, Savunma Bakanı’nın ABD askerlerinin Avrupa’dan çekilmeyeceğini açıklaması somut ilerlemeler olarak değerlendirilebilir.

Bu koşullar altında Türkiye’nin S-400 sisteminden vazgeçmeden mevcut durumunu sürdürmesi mümkün değil. Bu mutlaka çözüme kavuşturulacak. NATO Karadeniz’de varlığını artıracak, bunun için Türkiye kilit ülke. Türkiye-Rusya ilişkileri Türkiye’nin takınacağı tavra göre sertleşecektir. Türkiye’nin elinde Rusya’ya karşı doğru kullanıldığı takdirde Rusya’nın uzlaşmacı bir tutum takınmasını sağlayacak siyasi ve ekonomik araçlar mevcuttur. Bunların etkili kullanılabilmesi iç siyasette varılacak uzlaşı ile mümkün olacaktır. Son günlerde yaşanan gelişmeler Türkiye’nin takınacağı tavır konusunda içeride yaşanan tartışmaların tezahürüdür. Yoksa başka türlü, tam da İstikşafi görüşmelerin başladığı bir atmosferde Türkiye’nin elinin diplomatik olarak zayıf olduğu bir ortamda NATO toplantısı esnasında Ege Denizi’nde hukuken doğru olsa bile siyaseten ve diplomatik açıdan zamanlaması yanlış bir NAVTEX ilanına gidilmezdi.

Sonuç olarak Erdoğan iç siyaseti okuma konusunda gösterdiği mahareti dış politika konusunda da gösterirse bunun hem iç hem de dış politika da önemli yansımaları olacaktır. Türkiye’nin maceraperestliği bırakıp, hukuka dönmekten ve zamanın ruhuna uygun hareket ederek NATO imkanlarından faydalanarak iş birliği içerisinde teknoloji temelli bir savunma ve ekonomi modeline geçmekten başka çaresi yok.

Analiz

Erdoğan damadına önemli bir görev için zemin yokluyor

Tayyip Erdoğan, Instagram mesajıyla kabineden istifa eden ve aylardır kimsenin ulaşamadığı damadı Berat Albayrak’ı yeniden önemli bir göreve atamak için zemin yoklamaya başladı. Ekonomi yönetimindeki başarısız politikalarıyla eleştirilen Albayrak için Dışişleri Bakanlığı düşünülüyor.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, Kasım 2020’de Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden Instagram üzerinden istifa etti. Bu garip istifanın sebebi, Albayrak’ın istifasını yayınlayacak mecra bulamamasıydı. İstifasını yayınladığı gün önce şahsi Twitter hesabı, ardından bakanlığın Twitter hesabı bloke edildi. Albayrak istifasını kişisel Instagram hesabından yayınladı ancak Erdoğan’ın kontrolündeki Türk medyası istifayı haber yapmadı. Konu sosyal medyada bir gün boyunca tartışılınca Erdoğan, sağlık gerekçesiyle Albayrak’ın görevden affını istediğini söyledi. turkishminute.com’dan Cevheri Güven’in haberine göre Albayrak’ın Instagram açıklamasında protest sayılabilecek bir dil hakimdi.

ALİ ERDOĞAN’DAN DAYAK YEDİ

Albayrak, istifasının ardından kayıplara karıştı. Erdoğan’ın ailesine ait 5 ultra lüks villadan oluşan komplekste hapis tutulduğu, hatta Erdoğan’ın aynı zamanda yeğeni olan koruma müdürü Ali Erdoğan ve ekibi tarafından feci biçimde dövüldüğü iddia edildi. Spekülasyonları besleyen medya önünde olmayı seven Berat Albayrak’tan hiçbir iz bulunamamasıydı.

Erdoğan yaklaşık üç ay sonra aniden Berat Albayrak’ı savunan bir açıklama yaptı ve bakanlığı döneminde Albayrak’ın çok başarılı olduğu ancak “damat” söyleminin başarılarını gölgelediğini belirtti. Erdoğan’ın bu açıklamasından hemen önce ana muhalefet partisi CHP, bir video hazırlamış ve Berat Albayrak’ın başarısızlığı, ekonomiyi krize sokması, şimdi de ortadan kaybolmasını eleştirmişti. Ailesiyle ilgili eleştirilere sert tepkisiyle bilinen Erdoğan, bu videonun ardından damadını güçlü biçimde savundu.

ULUSAL GÜVENLİK SORUNU

CHP, “AKP’nin ekonomi yönetimi gelinen noktada ülkemiz için bir ulusal güvenlik sorunu haline gelmiştir. Merkez Bankası rezervlerinin tamamı satılmıştır. Net rezervi eksi 47 milyar dolara kadar düşmüştür” şeklinde Albayrak’ı hedef almıştı.

Albayrak’la ilgili siyasi kulisler de hareketlendi. Erdoğan’ın aylar sonra Albayrak’ı ilk kez andığı konuşmasında özellikle Albayrak’ın enerji bakanlığı dönemini övmesi dikkat çekti. Bu sebeple Albayrak’ın yeniden Enerji Bakanı olarak kabineye dönebileceği belirtiliyor. Bir başka ihtimal ise Dışişleri Bakanlığı. AKP kulislerine yansıyan başka bir iddia ise, Albayrak’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak, “ekonomi ve enerjiden sorumlu” bir pozisyonda Saray’da olacağı.

YARAYI SARMAK İSTİYOR

AKP kulisleri Erdoğan’ın Albayrak’ın protesto içeren istifasıyla aile içinden aldığı yarayı kapatmak için AKP’nin 24 Mart’taki büyük kongresinden önce harekete geçebileceğini belirtiyorlar.

Albayrak’ın ekonomi yönetiminin başına dönme ihtimali oldukça zayıf görülüyor. Sebebi ise piyasaların Albayrak’ın istifasına verdiği olumlu tepki. Albayrak’ın istifa ettiği gün döviz kuru gerilemişti. Ancak Erdoğan’ın üç ay sonra yeniden Berat Albayrak’ı andığı gün döviz kuru yükselişe geçti.

DAVUTOĞLU ESKİ DEFTERLERİ AÇTI

Bir dönem Başbakanlık koltuğunda Erdoğan’a en yakın isim olarak çalışan ancak şimdi yollarını ayıran Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Albayrak’ın yeniden gündeme gelmesi üzerine eski defterleri açtı. Davutoğlu, Albayrak’ın siyasete girdiği dönemde Erdoğan’a itiraz ettiğini söyledi:

“Berat Albayrak’ın milletvekili olması için sayın Cumhurbaşkanı ilk konuyu açtığında ben neredeyse kendisine yalvardım, ‘sizin bir yakınınızın siyasete girmesi herkese zarar verir, yapmayın’ dedim. Dinletemedim. Sonra Berat Albayrak bakan yapılmak istendiğinde yine yalvardım. Özellikle kaynak tüketen bakanlıklara getirmeyin, gereksiz spekülasyon olur dedim. Ama yine dinletemedim. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı’na sormak istiyorum: İyi mi oldu?”

Berat Albayrak, yanlış ekonomi politikaları nedeniyle döviz kurunu frenleyebilmek için Merkez Bankasının döviz rezervlerini tüketmekle suçlanıyor. Albayrak döneminde Merkez Bankası döviz rezervi eksi 40 milyar dolara düşerek tarihte görülmemiş bir seviyeye gerilemişti.

Okumaya devam et

Analiz

Gazetecilikten başka suçu olmayan Mehmet Baransu 6 yıldır neden hapiste?

Tutukluluğunun 6. yılına günler kala gazeteci Mehmet Baransu’nun neden tutuklu olduğu sorgulanıyor. 20 yıla yakın ceza aldığı 3 davada da gazetecilik faaliyetinden başka bir suç işlemediği ortaya çıkan Baransu için Ahmet Şık, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan gibi isimler tutuklu bulunması haksızlık dedi.

BOLD – Gazeteci Mehmet Baransu’nun yargılandığı Mersin 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Temmuz 2020 tarihli karar duruşmasında Baransu’nun ‘gizliliği ihlal’ iddiasıyla 2 yıl hapsine, ‘yasaklanan bilgileri açıklama’ iddiasında ise 4 yıl hapsine hükmetti.

Mahkeme heyeti, Baransu’ya ayrıca ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ iddiası kapsamında da 13 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Baransu’nun 3 suçtan toplam 19 yıl 6 ay hapsine hükmedildi. Mahkeme heyeti, tutuklu Baransu’nun tutukluluk halinin devamına karar verdi. Baransu’nun ‘Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ ve ‘iftira’ suçlarından beraatine hükmedildi.

BAŞSAVCILIK SORUŞTURMASI KANITLADI

3 Mart 2015 yılından beri Silivri Cezaevinde bulunan Baransu’nun tutukluluğu sorgulanıyor. Baransu, GDO’lu pirinç haberi Mersin Başsavcılığının yaptığı soruşturma kapsamında doğruluğu kanıtlansa da yargılandığı bu davadan ceza almaktan kurtulamadı.

Baransu’nun yakından takip ettiği ve sık sık haberleştirdiği Ergenekon davalarının sanıkları da Baransu’nun gazetecilik faaliyetlerinden ötürü içeride olduğunu söylüyor.  Baransu’nun gazetecilik faaliyetlerinin yargılanamayacağını belirten Ahmet Şık, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay gibi isimler en azından ‘Baransu ve diğer gazeteciler tutuksuz yargılanmalı’ görüşünde.

BU GAZETECİLİKTİR

Genelkurmay Başkanlığı’nın Baransu’nun yayınladığı belgeleri reddetmediğini hatırlatan Şık: “Gerçek olduğunu da mahkemeye bilirkişi raporuyla gönderdiği bir belgeyi yayınlamaktan suçlanıyor. Bu gazetecilik faaliyetidir ve Baransu bu suçlamadan dışarıda olmalıdır” diye konuştu. Tuncay Özkan da “Mehmet Baransu, MGK kararını ele geçirmiş, yayımlıyor, bu gazeteciliktir. Devletin sırlarını, savcı, polis, yargıç açıklayınca vatan hainliği olmuyor, gazeteci açıklayınca vatan hainliği oluyor” dedi.

KAÇABİLİRDİ KAÇMADI

Baransu’nun kaçabileceği halde kaçmadığını söyleyen Mustafa Balbay: Mehmet Baransu tutuksuz yargılanmalı. Kaçabilirdi. Veya farklı bir yöntem izleyebilirdi. Usul usul ona geliyordu süreç. Adil yargılanmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

Ali Bayramoğlu da Baransu’nun tutuklanmasının hukuk devleti ve basın özgürlüğü ilkelerine aykırı bir durum olduğunu söyledi.

Baransu’nun elindeki belgeleri savcılıkla paylaştığını söyleyen Yasemin Çongar ise: “Bir gazeteci elindeki belgelerde “sahtecilik” yapsa ya da bu belgelerin “sahte” olabileceğini düşünse, bunları kendi eliyle devlete teslim eder mi? Bir gazetecinin amacı askeri sırları başka ülkelere satmak olsa, yani casusluk yapsa, bunu o sırlarla ilgili haberi gazetesinin manşetinden duyurarak, elindeki belgeleri de kendi devletine teslim ederek yapar mı?” diye sordu.

Baransu intihar eden Ergenekon sanıklarından Ali Tatar’ın da sorumlu tutuldu. Ergenekon sürecini yakından takip eden Baransu, Tatar ile ilgili hiç haber yapmadığını söyledi.

Cezaevinde kansere yenik düşen Kuddusi Okkır üzerinden yapılan saldırılara da Baransu, Okkır’ın ölümünden 4 ay sonra çalıştığı Taraf gazetesinin yayın hayatına girdiğini söyledi.

Baransu’nun cezaevine girmesine neden olduğu iddia edilen  Ahmet Şık, Baransu’nun gazetecilik faaliyeti yüzünden cezaevinde olduğu ve serbest bırakılması gerektiğini söylüyor.

Baransu ödülü haberlere imza attı. Baransu, 4 erin kışlada hayatını nasıl kaybettiğini anlattığı  ‘Pimini çekip bombayı verdi’ başlıklı haberi sayesinden Sedat Simavi ödülünün de sahibi oldu.

Erdoğan’ın ‘inadına’ dediği Kanal İstanbul’un getireceği felaketler

Okumaya devam et

Analiz

Erdoğan’ın partililerle toplu ‘Rabia’ seansı meşhur Nazi üçlemesini anımsattı

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında partilileri ayağa kaldırarak ‘Rabia’ işareti yaptırdı. Erdoğan’ın ‘tek millet, tek bayrak, tek devlet’ mottosu, Adolf Hitler’in Nazilere çektirdiği aynı anlamlara gelen ‘Ein Volk, ein Reich, ein Führer’ üçlemesini hatırlattı.

BOLD – AKP grup toplantısında konuşan Genel Başkan Tayyip Erdoğan konuşmasını sonunda partililere toplu halde ‘Rabia’ işareti yaptırdı. Toplantıya katılan partililere “Şöyle bir ayağa kalkalım bakalım” diyen Erdoğan: “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Ne yaparlarsa yapsınlar milletimizin birliğini beraberliğini kardeşliğini bozamayacaklar” dedi.

NAZİLERİ HATIRLATTI

Erdoğan’ın grup toplantısında bütün partilileri ayağa kaldırarak Rabia işareti yapması ve partililere tekrar ettirdiği ‘tek millet, tek bayrak, tek devlet’ sloganı, Adolf Hitler’in Nazilere çektirdiği hemen hemen aynı anlamlara gelen ‘Ein Volk, ein Reich, ein Führer’ üçlemesini hatırlattı.

EN KÖTÜ ŞÖHRETLİ LİDER

Almanya siyasi tarihine 1. Dünya Savaşı sonrası Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi damga vurdu. Polonya seferi ile milyonlarca insanın hayatını kaybettiği 2. Dünya Savaşını başlatan liderleri Adolf Hitler yirminci yüzyılın en güçlü ve kötü şöhretli diktatörlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Sadece 11 yıl süren fakat dünyanın kaderini değiştiren Naziler dönemi yüzlerce film ve kitaba konu oldu. Nazi selamlaması olarak bilinen “Ein Volk, ein Reich, ein Führer”, Türkçede “Tek Halk, tek İmparatorluk, tek Lider” anlamına geliyor. Bu ilke aynı zamanda dünyayı kana bulayan, Nazi Almanyasının dış politikasının temelini oluşturdu.

1933’te iktidara geldikten sonra bu amacı adım adım gerçekleştirmeye başlayan Adolf Hitler’in, 1934’te Almanya ile Avusturya’nın birleşmesi için yaptığı ilk girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Ama bunun ardından Versay Barış Antlaşması’na göre Saar Bölgesi’nde yapılan referandum sonucu, bölge Fransa’dan ayrılarak Almanya’ya katıldı.

NAZİLERİN DIŞ POLİTİKASININ ÖZETİYDİ

1938’deki ikinci Anschluss denemesi ise başarıyla sonuçlandı ve Mart 1938’de Avusturya Almanya’ya katıldı. Aynı yıl Hitler Çekoslovakya’nın Südetler bölgesinin Almanya’ya katılması için bu ülkeye baskı uygulamaya başladı. Eylül 1938’deki Münih Konferansı ile de önce Südetler Bölgesi, sonra da Çekoslovakya’nın geri kalanı Almanya tarafından ilhak edildi. Hitler Tek Halk, tek İmparatorluk, tek Lider ilkesini büyük ölçüde gerçekleştirdikten sonra dış politikasının ikinci aşaması olan Lebensraum (yaşam alanı) için çalışmaya başladı.

İLK OLARAK ABD’DE KULLANILDI

Orijinal adı ‘Bellamy Salute’ olan Nazi selamlaması, Francis Bellamy’nin ‘Pledge of Allegiance’ı yazdığı 1890’larda başladığı da iddia ediliyor. Odatv’de yer alan bir habere göre, Hristiyan sosyalist bir vaiz olan Bellamy, dönemin dergi kralı Daniel Sharp Ford’un, Güney – Kuzey iç savaşının son izlerini de kapatacak, bayrak etrafında bütünleşmeyi teşvik edecek bir ‘ant’ metni yazması talebini yerine getirerek ve Pledge of Allegiance’ı yazdı. Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinin 400’ncü yıldönümü kutlamaları sırasında kamu okullarında okuma geleneği başladı. Ant, hızla yaygınlaştı ve kısa sürede ABD genelindeki bütün okullarda ve resmi törenlerde benimsendi.

FAŞİSTLERİN YÜKSELİŞİNDEN SONRA VAZGEÇİLDİ

Ta ki 1920’lerde Avrupa’da faşizmin yükselişine kadar. Adolp Hitler’in ve Mussoli’nin destekçileri führerlerini ve liderlerini bu şekilde selamlamaya başladı. İtalyanlar selamlamanın kökeninin Roma imparatorluğu olduğunu, Naziler ise antik Alman selamlaması olduğunu iddia etseler de iki ülke için de ilham kaynağı ABD’deki bağlılık andı selamlamasıydı. Selamlama hızla faşizmle özdeşleşti ve 1936 Olimpiyat Oyunları, bu selamlamalar nedeniyle politik bir krize neden oldu.

Selamlamanın, totaliteryan geleneklerin sembolüne dönüştüğünü gören Amerikalılar, yarım yüzyıllık bu selamlamaya karşı sempatilerini yitirdiler. Ve 22 Aralık 1942’de kabul edilen Bayrak Yasası ile, bağlılık andı okunurken, sağ elin kalbin üstüne konması selamlaması getirildi.

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0