Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Saldırılar artıyor: Rusya ve Suriye’nin İdlib planı ne?

Rusya ve Suriye, Suriye’nin İdlib vilayetine yönelik saldırılarını son günlerde arttırdı. İdlib’de bir hastaneye düzenlenen saldırıda siviller hayatını kaybetti. Saldırıların artması Rusya ve İran destekli Suriye’nin bölgeye geniş çaplı bir harekat başlatma ihtimalini akıllara getirdi.

BOLD – Suriye’de rejimin İdlib’deki bir hastaneye yaptığı saldırısı sonucu biri çocuk beş kişi öldü, 10 sivil yaralandı. Reuters haber ajansı ise saldırıda en az yedi sivil vatandaşın hayatını kaybettiğini, 14 sağlık çalışanının ise yaralandığını kaydetti.

Reuters’a konuşan tıp çalışanları ile arama-kurtarma ekibi mensupları, hayatını kaybedenler arasında bir kadın ve bir çocuğun olduğunu aktardı.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Twitter hesabından yapılan açıklamada, “Esed rejimi yine Suriyeli masum sivillere acımasızca bir saldırı gerçekleştirdi. İdlib Atarib’deki bir hastaneye yapılan top atışlarıyla 1’i çocuk olmak üzere 5 masum sivil, rejim tarafından katledildi. Hastaneyi vurarak yine insanlık suçu işleyen rejim 10 sivili de yaraladı” denildi.

Suriye Sivil Savunma (Beyaz Baretliler), hastaneye karadan karaya atış yapan silahlarla saldırı düzenlediğini öne sürdü.

BÖLGE GENELİNDE RUSYA-SURİYE SALDIRILARI

İdlib’de gerçekleşen başka bir saldırı Rus jetleri Suriye’nin kuzeybatısında Türkiye sınırı yakınındaki bölgede silahlı eğitim verilen bir kampı vurdu.

Muhaliflere ait uçak gözlemevinin Rusya’ya ait olduğunu bildirdiği savaş uçakları, İdlib’in Sarmada beldesiyle Hatay’ın Reyhanlı ilçesi karşısındaki Babu’l Hava sınır kapısı alanına ve M4 kara yolu yakınlarına saldırılar düzenledi.

Saldırılar, Babu’l Hava sınır kapısı alanındaki tüp dolum tesisi, ticari malzemeler taşıyan tırlar, yerel insani yardım derneğinin deposunun yakınları, dağlık alanlar ve İdlib’in güneyindeki M4 kara yolu üzerindeki Keferşileye köyüne yapıldı.

Öte yandan, uçak gözlemevine göre, Akdeniz’den atılan bir balistik füze de İdlib’in Türkiye sınırına yaklaşık 3 kilometre uzaklıktaki Kah köyünde Suriye Milli Ordusu karargahı yakınlarına düştü.

Söz konusu saldırılarda 7 sivil yaralandı.

TÜRKİYE’DEN RUSYA’YA UYARI

Milli Savunma Bakanlığı’nın Twitter hesabından yapılan paylaşımda, saldırılar sonrası Rusya’nın uyarıldığı kaydedildi.

Açıklamada, “Saldırıların derhal sonlandırılması için Rusya Federasyonu tarafına bildirimde bulunuldu. Birliklerimiz ikaz edildi. Gelişmeler takip edilmektedir” denildi.

RUSYA VE SURİYE, GENİ ÇAPLI BİR HAREKATA MI BAŞLIYOR?

Saldırıların artması Rusya ve İran destekli Suriye’nin bölgeye geniş çaplı bir harekat başlatma ihtimalini akıllara getirdi. Ancak muhalifler bu düşüncede değil.

Muhaliflerin oluşturduğu ve Türkiye’nin destek verdiği Suriye Milli Ordusu’ndan (SMO) yapılan açıklamada Rusya’nın bölgeyi istikrarsızlaştırmaya çalıştığı fakat saldırıların İdlib’e yönelik önemli bir harekatın başladığına işaret olmadığı kaydedildi.

İDLİB’DEKİ DURUM

Türkiye, Rusya ve İran arasında 4-5 Mayıs 2017’de gerçekleşen Astana toplantısında, İdlib ve komşu illerin (Lazkiye, Hama ve Halep vilayetleri) bazı bölgeleri, Humus ilinin kuzeyi, başkent Şam’daki Doğu Guta ile ülkenin güney bölgeleri (Dera ve Kuneytra vilayetleri) olmak üzere 4 “gerginliği azaltma bölgesi” oluşturuldu.

Ancak Suriye Ordusu, İranlı milisler ve Rusya’nın hava desteğiyle 4 bölgeden 3’ünü ele geçirip İdlib’e yöneldi. Türkiye, Eylül 2018’de Rusya ile ateşkesi güçlendirmek için Soçi’de ek mutabakata vardı.

Rusya ve rejim güçleri, Mayıs 2019’da tüm bölgeyi ele geçirmek için operasyonlara başladı ve İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi içinde çok sayıda büyük yerleşimi ele geçirdi.

Son olarak Türkiye ile Rusya arasında 5 Mart 2020’de Moskova’da yeni bir mutabakat sağlandı.

İki tarafın da zaman zaman ihlal ettiği ateşkes büyük ölçüde korunuyor. 2017-2020 döneminde yaklaşık 2 milyon sivil, Rusya ve rejim güçlerinin saldırılarında Türkiye sınırına yakın bölgelere göç etmek zorunda kaldı.

Türkiye, Suriye’nin kuzeyine 17 ay sonra hava operasyonu düzenledi

Dünya

Hazır gıda uyuşturucu gibi!

İngiltere’de Dr. Chris van Tulleken, 4 hafta boyunca işlenmiş gıda yiyerek bir deney yaptı. Deney sonucunda kilo alan ve vücudunda yağ biriken Tulleken, beyninin bir uyuşturucu madde bağımlısınınkiyle aynı hale geldiğini söyledi.

BOLD – Türkiye’de ve dünyada insan sağlığını tehdit eden hazır gıdalarla ilgili çarpıcı deney süresinde Tulleken’in halsizleştiği, kötü uyuduğu, mide ekşimesi ve kabızlık gibi sorunlar da yaşadığı not edildi. Ayrıca libidosunun da azaldığı kaydedildi.

PLASTİĞE SARILMIŞSA VE FABRİKADA ÜRETİLİYORSA

Daily Mail’e yaptığı deneyin detaylarını aktaran Dr. Tulleken, bir ay boyunca, bilimsel gözetim altında ultra işlenmiş gıdalar tükettiğini kaydetti. Doktor, aşırı işlenmiş gıdalar için ise şu tanımı yaptı: “Bir fabrikada hazırlanmışsa, plastiğe sarılmışsa ve tipik olarak evinizin mutfağında bulamayacağınız bir bileşen içeriyorsa (dengeleyiciler, nemlendiriciler, koruyucular, tatlandırıcılar ve benzeri) o zaman bu bir ultra işlenmiş gıdadır.”

BEYİN DAHA FAZLASINI İSTİYOR

Hazır gıda sektörünün yiyecek yapmakla ilgili fizik ve kimyanın tüm yönlerini incelediklerine işaret eden Tulleken, “Beynimiz için bağımlılık yaratan nitelikte sonuçlar elde edebiliyorlar. Bu araştırmalar; beynimizin “daha fazlasını istiyorum” demesini sağlamak için tam olarak doğru tuz, yağ, şeker ve çiğneme kombinasyonunu içeriyor. Amaç sizi beslemek değil; en ucuz malzemeler kullanılarak ve aşırı tüketilmek üzere tasarlanmış yiyecekler yapmak.” diye konuştu.

ALKOL, SİGARA VE UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞIYLA AYNI

Ultra işlenmiş gıda tüketiminden bir ay sonra yapılan MRI taramasının sonucunu da anlatan Tulleken, “Beynimin ödül merkezi ile otomatik davranışları harekete geçiren alanlar arasındaki bağlantılarda önemli bir artış olduğu görüldü. Beynim bana aşırı işlenmiş yiyecekleri istemeden yememi söylüyordu. Bu tam olarak alkol, sigara veya uyuşturucu bağımlısı bir kişide görebileceğiniz türden bir şeydir. Ve gecenin yarısı bile bu yiyeceklerden neden daha fazla istediğimi açıklıyordu.” dedi.

Okumaya devam et

Dünya

Almanya’dan çarpıcı araştırma: İslam entegrasyona engel değil

Almanya Federal Göç ve Mülteci Dairesi, Almanya’da yaşayan Müslümanlarla ilgili ilginç bir çalışma gerçekleştirdi. Müslümanların yaşamının incelendiği çalışma, dinin günlük yaşam üzerindeki etkisini ve İslam’ın entegrasyona neden engel olmadığını açıklıyor.

BOLD – Almanya Federal Göç ve Mülteci Dairesi’nden (BAMF) Sosyolog Katrin Pfündel ve Ekonomist Dr. Kerstin Tanis Almanya’da yaşayan Müslüman nüfusu araştırdı. Haber portalı DTJ’de yayınlanan röportajda Pfündel ve Tanis araştırmaya dair merak edilen soruları yanıtladı.

MÜSLÜMAN NÜFUSTA BÜYÜK ARTIŞ

Almanya’da 5,3 – 5,6 milyon arasında Müslüman yaşıdığıı belirten Pfündel, “Yakın ve Orta Doğu’daki Müslüman ülkelerden artan göçler sonrası bu sayının 2015’ten bu yana yaklaşık 1 milyon arttığını söyledi.

Bu sayının Almanya’da toplam nüfusun oranı yüzde 6,5’ine dek geldiğini söyleyen Pfündel, “‘Almanya’da Müslüman Yaşamı 2020’ araştırmamızın bir parçası olarak, Almanya’daki Müslüman yaşamın çok çeşitli olduğu sonucuna vardık. Türk kökenli Müslümanlar, Müslüman halk arasında en büyük menşe grubu olmaya devam ediyor. Almanya, ancak birkaç yıl önceki gibi artık mutlak çoğunluk değil” diye konuştu.

KÖKENE VE İNANCA GÖRE FARKLILAR VAR

Müslüman toplumların özelliklerine de değinen Pfündel: “Çalışma için günlük dini uygulamaların çeşitli yönlerini topladık. Müslümanlar için çok farklı anlamları olduğu gösterilmiştir. Örneğin yüzde 39’u her gün ibadet ediyor. Ancak yaklaşık dörtte biri hiç ibadet etmiyor. Dini yiyecek ve içecek kurallarına uyanların oranı yüzde 70. Dini bayramların kutlanması da Müslümanlar için çok önemli. Burada kökene veya inanca göre farklılıklar vardır. Bir örnek vermek gerekirse: Kuzey Afrika’daki Müslümanların yüzde 85’i oruç tutarken, Güneydoğu Avrupa’dan gelen Müslümanların sadece yüzde 40’ı oruç tutuyor” dedi.

ENTEGRASYON SÜRECİ ABARTILIYOR

Dinin entegrasyon üzerindeki etkisine değinen Tanis kıyaslama yapabilmek için de Müslümanlarla Hristiyanları karşılaştırdıklarını söyledi. Karşılaştırma sonucuyla ilgili Tanis: “Neredeyse hiç fark yoktu. Çalışmanın kendisinde, örneğin Almanca bilgisi, eğitim nitelikleri veya Almanya’ya bağlanma gibi çeşitli göstergelere başvurduk. Verilerimiz, sosyal köken, Almanya’da kalış süresi veya göç tarihi gibi etkileyen faktörlerin entegrasyon için basit dini bağlılıktan daha yüksek bir açıklayıcı değere sahip olduğunu göstermektedir. Her şeyi açıklığa kavuşturacak olursak: Dini bağlılığın entegrasyon süreci üzerindeki etkisinin genellikle abartıldığı sonucuna varıyoruz” ifadelerini kullandı.

MÜSLÜMANLARIN 3’TE 2’Sİ ALMANLARLA TEMAS HALİNDE

Tanis, Müslümanların topluma sosyal katılımıyla ilgili de: “Sosyal içerme, entegrasyon sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu bağlamda, örneğin, menşe ülkeleriyle ilgili Alman dernek ve derneklerine üyelikleri ve ayrıca Alman kökenli kişilerle temas sıklığını sorduk. Bu iki göstergeye bakarsak, Müslümanların büyük çoğunluğunun Almanya’da oldukça iyi entegre olduğunu görürüz. Günlük temaslarla ilgili olarak, örneğin, tüm Müslümanların üçte ikisinin genellikle Alman kökenli insanlarla temas halinde olduğu görülebilir. Bu mahalleyi, aileyi ve aynı zamanda arkadaş çevresini de etkiler. Temas sıklığı işyerinde en yüksektir ve neredeyse yüzde 100’dür” şeklinde konuştu.

Bazıları naz yapsa da erken seçim yükleniyor

Okumaya devam et

Dünya

Türkiye AB savunma projesinde yer almak için başvurdu

Türkiye‘nin, AB ülkelerinin savunma alanında ortak çalışmalarına çerçeve oluşturan Yapılandırılmış Daimi İşbirliği (PESCO) projesinde yer almak üzere başvurduğu ileri sürüldü. Türkiye ile ilgili kararda Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın tepkisi belirleyici olacak.

BOLD – Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin savunma alanında yoğun işbirliğine çerçeve oluşturan Yapılandırılmış Daimi İşbirliği’nin (PESCO) bir projesinde yer almak üzere resmen başvurdu.

Alman Welt am Sonntag gazetesinin diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre Türkiye, yer almak istediği PESCO projesinin koordinasyonundan sorumlu olan AB ülkesi Hollanda’ya bu konuda geçen hafta resmi başvuru yaptı.

Türkiye’nin yer almak istediği milyarlık projenin ‘askeri hareket kabiliyetinin iyileştirilmesini’ içerdiği bildiriliyor. Hollanda, askeri birliklerin ve askeri araç ile teçhizatın Avrupa içinde naklinin iyileştirilmesine dair projeninin koordinasyonunu yürüten üye ülke.

Kasım 2020’den bu yana AB üyesi olmayan ülkeler de PESCO projelerine katılabiliyor. PESCO 24 AB üyesi ülkesi müşterekliğinde yürütülüyor.

AB ÜYESİ OLMAYAN ÜLKELER HANGİ ŞARTLARLA KATILABİLİYOR?

Avrupa Birliği dönem başkanlığını Almanya’nın yönettiği 2020’nin ikinci yarısında, AB üyesi olmayan ülkelerin de PESCO projelerinde yer alabilmesinin önü açılmıştı.

AB üyesi olmayan ülkelerin belli siyasi, yasal ve maddi kriterleri yerine getirmesi şartıyla projelere dahil olması mümkün. Bu kriterlerin başında da söz konusu ülkenin AB’nin değerlerini paylaşması, ayrıca AB ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkileri ilkeleri çerçevesinde davranması, ortak güvenlik ve savunma çıkarlarıyla çelişecek adımlar atmaması şartı bulunuyor.

Mayıs ayı başında Brüksel’de düzenlenen AB ülkeleri savunma bakanları toplantısında Türkiye’nin dahil olmak istediği projeye ABD, Kanada ve Norveç’in de katılabilmesi yönünde izin çıkmıştı. PESCO projeleri, katılımcı ülkelerin tamamı veya bir kısmının iştiraki ile yürütülebiliyor. AB Konseyi de projeye dahil olmak isteyen AB üyesi olmayan ülkelerin gerekli şartları yerine getirip getirmediğini denetlemekle yükümlü.

2017 yılında kurulan PESCO, proje üyesi ülkelere savunma kabiliyetlerini işbirliği içinde geliştirme, operasyonel hazırlık yürütme ve askeri kuvvetlerin katkılarını artırma imkanı tanıyor. PESCO kapsamında şu ana kadar eğitim, kara formasyon sistemleri, deniz ve hava sistemleri, siber güvenlik gibi alanlarda biri tamamlanmış, 46 da süren proje bulunuyor.

GÜNEY KIBRIS VE YUNANİSTAN’IN TAVRI BELİRLEYİCİ OLACAK

Geçen yıl Doğu Akdeniz’deki gerilimlerin yaşandığı göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin AB’nin ortak savunma projesine iştirak için başvuruda bulunmasına Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın tepkisinin ne olacağı merak konusu. Welt am Sonntag gazetesine konuşan, adını vermek istemeyen diplomatlar, “Türkiye ile PESCO çerçevesinde yapılacak bir işbirliğinin AB ile NATO arasındaki işbirliğini iyileştirimesi dışında Türkiye ile Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında da normalleşme sağlamasını umut ediyoruz” dedi.

PESCO, Avrupa Birliği’nin güvenlik ve savunma alanındaki hareket kabiliyetini iyileştirme ve söz konusu alanlardaki zaafiyetin kapatılması amacını hedefliyor. Avrupa’da askeri birliklerle araç ve teçhizatların nakliye ve hareketliliğini kapsayan ve Türkiye’nin de dahil olmak üzere başvurduğu iddia edilen proje 46 PESCO projesinden sadece biri.

Avrupalı yetkililere göre, birliğin koyduğu şartlar dolayısıyla Rusya ve Çin, PESCO projelerinde yer alamaz. Son dönemde Avrupa Birliği ile ilişkileri bozulan Türkiye’nin de yer almaması gerekiyor. Avrupalı diplomatlar Türkiye’nin projeleri alınması durumunda kapının bütün ülkelerin katılımına açılmış olacağını belirtiyor.

EURACTIV sitesi, Kasım ayında yaptığı haberde Türkiye’nin Güney Kıbrıs’la problemleri çözülmediği sürece, Doğu Akdeniz’de de Yunanistan ve Fransa ile yaşadığı gerilim dinmeden Türkiye’nin PESCO projelerine alınmamasının kararlaştırıldığını iddia etmişti.

Türkiye’nin projeye katılımını ‘Truva Atı’ gibi gören Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın Ankara’nın başvurusuna karşı çıkması bekleniyor.

Arabistan Türkiye’nin verileri inandırıcı bulunmuyor

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0