Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Yüzde 98 engelli Bilal Konakçı: Hapiste tam bir işkence çekiyorum

Bir buçuk ay önce tutuklanan yüzde 98 engelli gazi polis memuru Bilal Konakçı, ellerini kullanamadığı için kişisel ihtiyaçlarını gideremediğini, can güvenliğinin tehlikede olduğunu ve cezaevinde tam bir işkence çektiğini söyledi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

17 Şubat 2021 tarihinden bu yana İzmir 2 Nolu F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan yüzde 98 engelli, gazi polis Bilal Konakçı cezaevinde yaşadığı sıkıntıları yazdı. Mektubuna nasıl gazi olduğunu anlatarak başlayan Konakçı, neden terörist ilan edildiğini, içeriği olmayan Bylock nedeniyle 7,5 yıl hukuksuz bir ceza verildiğini, en vahimi de “O gazi, onu tutuklamaz, işlem yapmazlar” diye düşünüp hakkında itirafçılık yapanlar yüzünden ne hallere düştüğünü ayrıntılarıyla anlattı.

“CAN GÜVENLİĞİM TEHLİKEDE”

Maruz kaldığı hak ihlallerini, tutukluluğunun 25. gününde bir koğuş arkadaşının yardımıyla kaleme alan Bilal Konakçı, kişisel ihtiyaçlarını gidermenin tam bir işkenceye dönüştüğünü söyledi. Tek başına yemek yiyemediğini, eşyalarını yıkayamadığını, geceleri tuvalete yetişemediği için üzerini ve etrafını kirlettiğini belirtti. Koğuş şartlarının ise can güvenliğini tehlikeye attığını ifade etti. Banyoda, tuvalette ve merdivenlerde düşme ihtimalinin çok yüksek olduğunu vurguladı. İçeride çaresiz olduğunu söyleyen Konakçı sesinin duyurulmasını istedi.

“12 AMELİYAT GEÇİRDİM”

İzmir Aliağa İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde bomba imha uzmanı olarak görev yaparken 5 Şubat 2019’da elinde bomba patlaması sonucu ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Bilal Konakçı’ya 2 aylık tedavi sonucunda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yüzde 98 engelli raporu verdi.

İyileşebilmek için 12 ayrı ameliyat geçirdiğini söyleyen Konakçı, patlama sonucunda yüzde yüz görme engelli oldu. Kulak zarları parçalandığı için ileri derecede görme kaybı oluştu. Yüz bölgesi ağır yara aldı, burnu tamamen tahrip oldu. Çene ve dişleri kırıldı. Sağ eli bilekten itibaren koptu. Sol elinin tarak kemiği parçalandı. 3 parmağı koptu. İki tanesi sonradan dikilmesine rağmen elinin yüzde 70’ini kullanamayacak duruma geldi. Sağ bacağı dizinden ayak bileğine kadar parçalandı. Tamamen dağılan kaval kemiği ancak platin ve çivilerle bir araya getirilebildi ancak belirgin bir şekilde eğri kaldı.

“NE DEVLETİME NE MİLLETİME KÜSTÜM”

Bilal Konakçı’ya gazilik unvanı verilirken.

2010’da gazi polis memuru olarak emekliye ayrılan Konakçı’ya devlet erkanı tarafından özel törenlerle gazilik unvanı verildi. Ankara’da defalarca kutlamalarda ve iftar programlarında ağırlandı. Kendisi kahraman, eşi Özlem Konakçı’ da yılın fedakar eşi ilan edildi. Yaşadıklarından sonra ne devletine ne de milletine küsmediğini söyleyen Konakçı, 15 Temmuz’dan sonra terörist ilan edildi.

İzmir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından 20 Aralık 2016’da gözaltına alınan Konakçı, 23 gün Çankaya’daki emniyet binasında çok ağır şartlarda kaldı. Daha sonra tutuklanarak Menemen Kapalı Cezaevine gönderildi. 8 kişilik koğuşta 22 kişiyle yaşamak zorunda kalan Konakçı, o günlerde sosyal medyada oluşan tepkiler nedeniyle 14 gün sonra ev hapsiyle serbest bırakıldı. Ama kendisi özgür olur olmaz bu kez eşi tutuklandı ve 9 ay boyunca 3 ve 12 yaşında olan çocuklarıyla o halde yapayalnız kaldı.

“ALEYHİMDE İFADE VEREN İTİRAFÇILAR BENİ KURBAN ETTİ”

Bylock kullandığı iddiası ve tanık ifadelerine dayanılarak 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılan Konakçı’nın cezasını Yargıtay onaylayınca 17 Şubat’ta tekrar tutuklanıp hapse gönderildi. Mektubunda hakkındaki iddiaları açıkça ifade eden Konakçı, “İddianamede Bylock kullandığım iddiası vardı. Benim gibi gözleri görmeyen, elleri olmayan, çatal kaşık dahi tutamayan engelli birisi için son derece tuhaf ve anlamsız bir iddia idi. Hiçbir yazışma kaydı, kullanıcı adı, şifresi ve dijital eşleşmesi olmayan içi tamamen boş ve asılsız bu Bylock iddiası üzerine beni yargılayan İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi ısrarla durarak ve esas kabul ederek beni yargılamaya devam etti.” dedi.

Bilal Konakçı, ismini veren itirafçılarla ilgili ise şu notu düştü: “Aleyhimde ifade vererek itirafçı olmak isteyenler beni kurban etti. Polis gazisi, ağır engelli olduğum için bana hiçbir şey olmayacağını düşünerek bunu yapmışlar. Hakkımda verdikleri ifadeleri geri çekip benden özür dilediler. Beni yargılayan mahkeme üzerime isnad ettiği suçları nasıl işlemiş olabileceğimi dair hiçbir açıklama yapmadan sadece beni suçlu ilan edip 7,5 yıl hapis cezası vererek dosyayı karar bağladı. Verilen bu karar İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay tarafından bozulacağını umarak bekledim. Fakat bu olmadı, onlar da kararı aynen onadılar.”

“EN TEMEL İNSANI İHTİYAÇLARIMI GİDERMEK TAM BİR İŞKENCE”

Bilal Konakçı hapiste yaşadığı zorlukları şöyle anlattı:

“Cezaevinin karantina koğuşuna kapatıldım. Yaşadığım şokun etkisiyle 2 gün hiçbir şey yiyemedim. Tamamen yabancısı olduğum bir ortam. Neyin nerede olduğunu bilmiyorum. Koğuş içinde kendi başıma dolaşmam, tırabzan olmayan merdivenlerden inip çıkmam, tek başıma avluya çıkmam mümkün değil. Kaşık çatal kullanamadığım için yemeğimi tek başıma yiyemiyorum. Sürekli kıyafetlerimi ve yerleri kirletiyorum. Mevcut şartlarda banyo yapmam, kirlenen kıyafetlerimi yıkamam, vücut temizliğimi ve bakımımı gerçekleştirmem mümkün değil. Ciddi hijyen sorunları yaşıyorum. Hastalanmam içten bile değil… Banyoda, tuvalette, merdivenlerde kayıp düşmem, ağır yaralanmam ve hayatımı kaybetmem kaçınılmaz bir gerçek. Can güvenliğim yok. En temel insani ihtiyaçlarımı gidermek tam bir işkence. Geceleri tuvalete yetişemediğim için sürekli kıyafetlerimi ve etrafı kirletiyorum… Psikolojim bozuldu.”

“BEN İÇERİDEN AİLEM DIŞARIDA ÇARESİZ, SESİMİZİ DUYUN”

Heyet raporu çıktığı için bugün Menemen R (Rehabilitasyon) Tipi Cezaevine sevk edilen Bilal Konakçı, R Tipi cezaevlerinin diğerlerinden farkı olmadığını hatta daha kötü olduğunu belirterek yatağında ölü bulunan hasta mahpuslar gibi olmak istemediğini söyledi:

“R tipi cezaevlerinin şartlarının çok kötü olduğunu, personel yetersizliği sebebiyle hasta ve engelli mahkumlarla yeterli ilgilenilmediğini, bazı hasta mahkumların yatağında ölü bulunduğu, orada psikolojisi çok kötü durumda olan mahkumların cezaevi şartlarını ve yönetimini protesto etmek amacıyla ölüm orucu tuttuklarını, birçok yönden normal cezaevlerinden kötü durumda olduklarını bana ilettiler. Ben içeride ailem dışarıda çok çaresiz. Sesimizi duyurabilmek ve derdimizi anlatabilmek için elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışıyoruz.”

BİLAL KONAKÇI’NIN 15 MART 2021 TARİHLİ MEKTUBU

 

BOLD ÖZEL

5 yaşındaki Zülal ikinci kez hapse girdi

Cezaevindeki çekirdek ailelere bir yenisi daha eklendi. Üç yıldır tutuklu bulunan eğitimci Ali Uysal’ın eşi Hilal Uysal ve 5 yaşındaki kızı da cezaevine gönderildi. Zülal 1,5 yaşındayken de annesiyle hapis yatmıştı.

BOLD ÖZEL – Bir çocuk daha hapse girdi. Daha önce annesi Hilal Uysal ile birlikte 7 ay hapiste kalan 5 yaşındaki Zülal, yine annesiyle birlikte 24 Kasım gecesi cezaevine gönderildi.

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında Bank Asya hesabı ve Bylock kullandığı iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan ve cezası Yargıtay tarafından onaylanan Hilal Uysal önceki gün tutuklanıp yine Şakran Cezaevine gönderildi. Hilal Uysal’ın eşi Ali Uysal da üç yıldır aynı cezaevinde kaldıktan sonra bu yıl başında Afyon Bolvadin Cezaevine nakledildi.

Ev hanımı Hilal Uysal, daha önceki hapis sürecinde yaşadıklarını Bold Medya‘ya şöyle anlatmıştı: “Ben oradayken kızım iki kere kaza geçirdi. Ranzadan düştü ve kampüs içerisindeki hastaneye sevk ettiler. İki saat boyunca gözlem altında tutulduk. Doktor yoktu. Kendi çocuğunuzun doktoru kendiniz olacaksınız denildi ve gönderildik.”

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 9 Mayıs 2018’de eşiyle birlikte tutuklanan Ali Uysal, kapatılan derneğe üye olduğu için 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat mezunu olan Uysal, etüt merkezlerinde eğitmenlik yapıyordu.

Hilal Uysal ve kızı Zülal.

16 AYLIK MUAZ DA ANNE-BABASIYLA HAPİSTE

İzmir Şakran Cezaevinde, bir çekirdek aile daha birlikte kalıyor. Esra-Abdurrahman Aşçı, 16 aylık bebekleri Muaz ile 17 Kasım 2021’de tutuklanmıştı.

Burada bin memur var, gardiyanlar botlarıyla odamızı basıyor, koğuşun yarısı hasta

16 aylık Muaz, annesi ve babasıyla birlikte hapse gönderildi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Yaycı-Metre kriteri: Kürtaj yaptırmayan subay ihraç edildi

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen başarılı subayların anlatımları raporlaştırıldı. Raporda yer alan bir tanık ifadesi şöyle: “Engelli bir bebeğe hamile olmak ve kürtaj yaptırmamak açıkça FETÖ-Metre kriteridir. Engelli çocuk sahibi olma kriteriyle ihraç yapıldığını bizzat Yaycı anlatmıştı.”

BOLD – İngiltere merkezli Statewatch kuruluşu emekli Tümamiral Cihat Yaycı’nın kriterleriyle ilgili şok edici bir rapor yayınladı. Rapora göre, Temmuz 2016’dan bu yana en az 13 bin 1 Türk askeri personeli ‘FETÖ-Metre’ olarak bilinen algoritma yoluyla ‘terörist ya da terörle iltisaklı’ ilan edilerek ihraç edildi.

ALGORİTMALARLA İNSAN HAKLARI İHLALİ

Dr. Emre Turkut ve avukat Ali Yıldız tarafından hazırlanan rapora göre, OHAL döneminde kullanılan algoritmalar ağır insan hakları ihlallerine yol açtı. Yaycı ve AKP iktidarının ortak çalışmasıyla ordudaki subayların kendileri ya da akrabalarının hassas kişisel verileri, mesleki geçmişleri temelinde yapılan fişleme temel insan haklarını da çiğnedi.

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ YERLE BİR ETTİ

Raporda yer alan şekliyle ‘FETÖ-Metre’ olarak bilinen algoritma, 97 ana kriter ve 290 alt kritere dayanıyor. Kriterlerin birçoğu özel hayatın ve kişisel verilerin gizliği gizliliği haklarını yerle bir etti. Bu algoritmayla Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından TSK’nın her kademesine el atıldı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde Adli İşlem ve İdari İşlemler Daire Başkanlığı (ATİİİŞ) adı verilen özel bir birim tarafından kullanılan algoritma ile asker ve sivil yüz binlerce kişinin profili çıkarılarak bu kişilere ‘puan’ verildi.

YAYCI’NIN KRİTERLERİYLE 810 BİN KİŞİ FİŞLENDİ

ATİİİŞ, en az 810 bin kişinin ‘hassas’ nitelikle olanlar dahil olmak üzere kişisel verilerini toplayarak FETÖ-Metre sistemin dahil etti. Bu veriler bankacılık işlemleri verileri, Bank Asya’da hesabı bulunanlara dair veriler, KHK ile kapatılan kurumlar ile her türden ilişkiye dair veri, bir milyon GSM numarasının telefon görüşme ve internet trafik kayıtları yanı sıra İngilizce bilgisi gibi dil becerilerini bile kapsamaktadır. Rapor, bu tür kişisel verilerin yasal bir dayanak olmaksızın elde edilip ve işlendiğini tespit ediyor.

AVRUPA BİRLİĞİ’NE SIĞINAN RÜTBELİ ASKER İFADELERİ

Avrupa Birliği’ne (AB) sığınma talebinde bulunan pek çok yüksek rütbeli eski askeri yetkilinin tanıklıklarını içeren rapor, algoritmanın uygulanmasının keyfi olduğunu ortaya koydu. Yalnızca birincil süjelere değil, aynı zamanda onların sosyal çevrelerindeki herkese, aile üyelerine, meslektaş ve komşularına da cezai yaptırımları uygulandığını ortaya koydu.

BİRGÜN HERKES ALGORİTMİK ZULME KURBAN GİDEBİLİR

Ankara ve Brüksel barolarına kayıtlı avukat ve raporun yazarlarından Ali Yıldız, binlerce kişinin FETÖ-Metre denilen bir zulüm aletiyle kendilerine verilen ‘puan’ üzerinden işsiz bırakıldığını söyledi. Bu subayların tutuklandığına da dikkat çeken Yıldız, “Devletlerin terörle mücadelede dijital izleme araçlarına daha fazla başvurduğu, giderek daha fazla bağlantılı hale gelen bir dünyada, herkesin benzer algoritmik zulme kurban gitme olasılığı yüksektir.” diye konuştu.

Statewatch araştırmacısı Yasha Maccanico ise “Bu rapor, şüphelileri algoritmik olarak belirlemek için kullanılabilecek araç ve kriterlerin, yetkililerin diledikleri kişileri suçlu durumuna düşürmelerine izin verecek şekilde tasarlanabileceğinin tüyler ürpertici bir hatırlatıcısıdır.” dedi.

Cihat Yaycı da Fetöcü çıktı

 

 

 

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

21 aydır tutuklu Yusuf Bekmezci’ye Aziz Nesin hikayesini yaşattılar: 60 sayfalık yakarış

Hafıza kaybı, uyku apnesi ve halisünasyon görme başta olmak üzere birçok sağlık sorunuyla mücadele eden 82 yaşındaki Yusuf Bekmezci, 20 ay sonra geçtiğimiz ay hastaneye yatırıldı. Kayınpederiyle aynı koğuşta kalan Şeref Aytekin ise, Bekmezci’nin 21 ayda hapiste geçirdiği hastane sürecini 60 sayfalık bir dilekçeyle anlattı. Mahkemeye sunulan dilekçe, hasta mahpusların yaşadığı hak ihlallerini gözler önüne seriyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 21 ay önce tutuklanan 82 yaşındaki Yusuf Bekmezci’nin damadı Şeref Aytekin, hafıza kaybı yaşayan, halisülasyon gören ve uyku apnesi gibi ölümcül hastalığı bulunan kayınpederinin sağlık sorunlarını anlatabilmek için aylardır dilekçe yazıyor. En son 25 Ekim’de İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi Başkanlığı’na, ekleriyle birlikte 60 sayfa dilekçe veren Şeref Aytekin’in mücadelesi Aziz Nesin hikayelerini aratmayacak cinsten.

DAMADI KENDİSİNDEN 8 AY ÖNCE TUTUKLANDI

Hasta, yaşlı ve bakıma muhtaç olmasına rağmen 23 Ocak 2020’de tutuklanan Yusuf Bekmezci yaklaşık iki yıldır İzmir 1 Nolu F Tipi Cezaevine kalıyor. İlk günlerde yalnız olan Bekmezci’nin yanına 14 Şubat 2020’de, kendisinden 8 ay önce tutuklanan damadı Şeref Aytekin sevk edildi.

O sırada İzmir 2 Nolu F Tipi Cezaevinde olan Aytekin, kayınpederinin tutuklandığını öğrenince nakil talebinde bulundu. KHK’lı emniyet müdürü Şeref Aytekin 21 aydır kayınpederinin kişisel ihtiyaçlarına yardımcı oluyor. Tedavi, tetkik, ilaç işlerini takip etmek, hastane doktoruna da koğuştaki gözlemlerine dair bilgi vermek istiyor ama ne mümkün. Cezaevi bürokrasisi önünde koca bir engel.

TEŞHİS 20 AY ÖNCE KOYULDU, HASTANEYE GEÇEN AY YATIRILDI

Hasta mahpusların en önemli sorunu, sağlık hizmetlerinden zamanında ve tam olarak faydalanamaması. Bir de bunlara kelepçeli yolculuk, hastanelerin mahkum odalarında kalma zorunluluğu, doktorlarla direkt muhatap olunmaması (cezaevine göre değişiyor) gibi olumsuz durumlar eklenince psikolojik olarak çok yıpranıyorlar. Sağlıkları daha da bozuluyor.

Kurum doktorunun 27 Ocak 2020’de uyku apnesi teşhisi koyduğu ve ani ölümle sonuçlanabilecek bir hastalık olduğu için hastaneye sevk ettiği, İzmir’in esnaflarından Yusuf Bekmezci, 20 ay sonra daha 21 Ekim 2021’de hastaneye yatırıldı. Uyku apnesi hastalarının gece kullandığı cihazın denemesi için bir gece hastanede kaldı. Ertesi gün sabahtan tekrar koğuşuna döndü. Cihazı ne zaman alabileceği henüz belli değil.

HASTALIKLARINI ANLATAMIYOR

Alzheimer (henüz alzheimer teşhisi konulmadı) belirtileri gösteren hastalığıyla ilgili ise henüz doğru dürüst bir tetkik yapılmış değil. Çünkü Bekmezci, tek başına hastaneye götürüldüğü için derdini anlatamıyor, hastalıklarını ifade edemiyor. “Doktor ne sordu, ne dedi?” sorularına “Bir şey demedi, doktoru görmedim” gibi cevaplar veren Bekmezci’nin damadı Şeref Aytekin, kaç aydır kayınpederinin yanında refakatçi olmak için ya da eline hastalıklarını ve koğuştaki gözlemlerini yazdığı kağıdı verebilmek için uğraşıp duruyor.

“NEREYE GÖTÜRDÜKLERİNİ BİLMİYORUM”

Aytekin, kayınpederini doktora götüren memurla görüşebilmek, muayene sonuçlarını öğrenebilmek için de ayrıca dilekçeler yazıyor. Çünkü Bekmezci’nin hastane dönüşlerinde anlatabildikleri genelde şöyle:

“Buradan çıktık, vardığımızda araçtan indik, hapishaneye götürdüler (nezareti kast ediyor), nereye niçin gittiğimizi, geldiğimizi bilmiyorum, sonra bir araca bindirdiler. 2-3 yere gittik, doktorlar bir şey söylemedi, muayene eden doktor olmadı, sonra indik, minibüse bindirdiler, yola çıktık, nereye götürdüklerini bilmiyorum, indiğimde nerede olduğumu anlayamadım, giriş kapısı görünce ben buraya daha önce geldim, benziyor dedim, bina içerisine girdik, kafamı yine toparlayamadım, buradaki memurlara nereye gideceğiz dedim, memur gidelim dedi, merdivenleri görünce burada olduğumuzu anladım.”

Şeref Aytekin tedavi ve tetkiklerle ilgili memurdan bilgi alabilmek için 11 gün beklediği zamanlar bile olduğunu belirtiyor.

Yusuf Bekmezci, 9 Nisan 2021’de örgüt yöneticisi olduğu iddiasıyla 17 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. 82 yaşındaki Bekmezci, nerede olduğu, niçin yargılandığı ve ne kadar ceza verildiği gibi birçok şeyin farkında değil. Mahkeme heyetine üç kez “Ben neden burayım?” diye sorduğu da SEGBİS kayıtlarına geçmiş durumda. “Bir rahatsızlığın, şikayetin var mı?” sorusuna ise genelde “Şikayetim yok, iyiyim” diye cevap veriyor.

KOĞUŞ DUVARLARINDA ÇİÇEKLER GÖRÜYOR

Tutuklandıktan birkaç ay sonra unutkanlık baş gösteren, koğuşun duvarlarında çiçekler gördüğünü, komşularının ve onların çocuklarının kendisini koğuşa ziyarete geldiğini söyleyen Yusuf Bekmezci’nin en önemli sağlık sorunları uyku apnesi, hafıza kaybı ve halisünasyon görmesi.

Bunların yanı sıra prostat, ileri derecede işitme kaybı, bilişsel bozukluklar, algı ve muhakemesinde ciddi sıkıntılar, yaşlılığından dolayı düşkünlüğü de var. Gün geçtikte ilerleyen uyku apnesi, çiçek görmesi ve Alzheimer için hastaneye sevk edilen Yusuf Bekmezci, aciliyeti olmayan bir-iki şikayetinden muayenesi yapılıp geri gönderiliyor.

“Kayınbabamın hastaneye sevki yapıldı, durumunu biliyorsunuz, kendini ifade edemez, rahatsızlıklarıyla ilgili not yazayım, bu notu, onu hastaneye götürecek olan görevliye verelim, dedim. ‘Gerek yok sizin anlattıklarınızı doktor not aldı, hastanedeki doktor sistemden görür’ dedi. Kurum doktoru benim söylediklerimi not olarak yazmadı hastanedeki doktor bakmadı. Hastaneye götüren memur ve doktor da Alzheimer olduğunu bilemediklerinden farklı ve aciliyeti olmayan önemsiz bir iki şikayetiyle ilgili muayenesi yapıldı.” diyen Şeref Aytekin’in dilekçelerinde buna benzer birçok açıklama bulunuyor.

HASTANEYE KELEPÇELİ GÖTÜRÜLÜYOR

Dilekçelerinde kayınpederinin hastaneye kelepçeli götürüldüğünü ve 82 yaşındaki insana eziyet edildiğini de vurgulayan Aytekin, “Hastaneye ne kadar az giderse o kadar iyi. 82 yaşında, birçok hastalığı var. Bu durumuna rağmen bile araç içinde kelepçeleri çözülmüyor. Ayrıca Kovid-19 riski var. Normal bir insan bile o araçla hastaneye gidip geldiğinde başı dönüyor, istifra ediyor, bazıları 1-2 gün kendine gelemiyor. Bu durumdaki birinin hastaneye gidip gelirken ne kadar sıkıntı çektiğinin izahına gerek yok sanırım.” diye yazdı.

Şeref Aytekin, Yusuf Bekmezci’nin 27 Ocak 2020’den 21 Ekim 2021’e kadar hapiste geçirdiği hastane sürecini, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi Başkanlığı’na 25 Ekim 2021 tarihinde yazdığı uzun dilekçede tarih sırasına göre anlattı. Ekleriyle birlikte 60 sayfayı bulan dilekçe, hasta mahpusların ve yakınlarının yaşam hakkı için nasıl bir sistemle mücadele ettiklerini göstermesi açısından önemli.

ŞEREF AYTEKİN’İN MAHKEMEYE SUNDUĞU 60 SAYFALIK DİLEKÇENİN İLK 14 SAYFASI

 

Okumaya devam et

Popular

Shares