Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve AKP’nin yeni planı!

AKP, Kanal İstanbul projesi üzerinden Montrö’yü Ruslar ile bir pazarlık konusu yapmak istiyor. Amiraller Bildirisi ile yeniden gündeme gelen Montrö Sözleşmesi, Türkiye’ye çok büyük ayrıcalık ve haklar tanıyor. Montrö’nün önemi ne? Kanal İstanbul, Montrö’yü etkisiz mi kılar? Rusya ve ABD bu konuda ne düşünüyor?

BOLD ANALİZ – Kanal İstanbul tartışmaları ve İstanbul Sözleşmesi’nin AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla feshedilmesinin ardından uluslararası anlaşmalardan çıkılma yöntemiyle ilgili tartışmalar başladı. Bu tartışmalar kapsamında özellikle Montrö Sözleşmesi bir süredir gündemde bulunuyor.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, katıldığı bir televizyon programında, Montrö Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı tarafından feshinin mümkün olup olmadığı yönündeki bir soruya bunun ‘teknik olarak yapılabileceği’ yanıtını vermesi Montrö konusunu tartışmaların merkezine getirdi.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan emekli 104 amiral de hafta sonu yaptıkları ortak açıklamada, Montrö Sözleşmesi’nin tartışma konusu yapılmasından kaçınılması gerektiğini söyledi.

Lozan Antlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir nevi tapusu, egemenliğinin ve bağımsızlığının uluslararası toplumda kabul edilmesinin nişanesi olduğu için, bugüne kadar her iki belgenin de tartışılmamasına özen gösterildi.

MONTRÖ SÖZLEŞMESİ NEDİR VE NE ZAMAN İMZALANDI?

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’nin yoğun diplomatik temasların ardından 1936 yılının yaz aylarında haftalarca süren görüşmelerin ardından İsviçre’nin Montrö şehrinde imzalandı ve imzalandığı kentin adını aldı.

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne göre; askeri olmayan gemi ve uçakların barış zamanı boğazlardan geçmesi, her iki yakasının da askeri güçten arındırılması ve Türk askerinin girişinin yasaklanması öngörülüyordu. Bunun için de başkanı Türk olan bir uluslararası kurul (Boğazlar Komisyonu) oluşturulmuştu. Boğazlar Bölgesi gayri askeri hale getirerek kontrolü Milletler Cemiyeti’ne bırakıldı ve Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliği kısmen sınırlandırıldı.

Türkiye ise yaklaşan İkinci Dünya Savaşı öncesi boğazlardaki geçiş üzerinde hakimiyetini arttırmak ve  boğazlara askeri tahkimat yapmak istiyordu. Lozan Antlaşması’yla getirilen geçici düzenlemelerin değiştirilmesi; kalıcı ve yeni bir düzenleme yapılması hedefleniyordu.

Türkiye’nin çabaları 1930’ların ortasında karşılık buldu. Başta İngiltere olmak üzere, Balkan ülkeleri yeni bir düzenleme yapılması için İsviçre’nin Montrö kentinde bir konferans düzenlenmesini kabul etti. O dönem ki Sovyetler Birliği de özellikle Karadeniz’in Alman tehdidine kapatılması için Türkiye’nin girişimlerini destekledi ve konferans sırasında da Türkiye’ye destek oldu.

Sovyetler 1933 yılından itibaren, İngiltere ise 1936 yılında Hitler’in tek taraflı olarak Ren bölgesine askerlerini sokmasından sonra, Türkiye’yi bu konuda destekledi.

Konferans 22 Haziran’da toplandı ve haftalar süren görüşmelerin ardından 20 Temmuz 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.  Konferans esnasında yoğunlukla İngiliz ve Sovyet tezleri çatıştı.

Sözleşmeye Türkiye’nin yanı sıra Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya imza attı.

SÖZLEŞME NEDEN ÖNEMLİ?

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye tarafından çok önemli bir uluslararası anlaşma olarak kabul ediliyor.

Dışişleri Bakanlığı’nın yakın zamanda hazırladığı bir kitapçığa göre Montrö Sözleşmesi ‘temel bir belge’ olarak tanımlanıyor.

Montrö Sözleşmesi Türk Boğazları’ndan (İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi) ‘ticaret ve harp gemilerinin geçiş ilkelerini düzenleyen temel belge niteliğinde’.

Boğazlardan geçişi, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğini ve Karadeniz’deki askeri dengeyi belirleyen sözleşme İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş dönemi, Rusya-Gürcistan Savaşı (2008) ve Ukrayna krizlerinde (2014) ön plana çıktı.

SÖZLEŞME TÜRKİYE’YE HANGİ HAKLARI TANIYOR?

Montrö Sözleşmesi’nin Türkiye açısından en büyük kazanımları arasında 1923 tarihli Boğazlar Sözleşmesi’nin getirdiği kısıtlamaların kaldırılması gösteriliyor.

Montrö ile birlikte her iki Boğaz ve boğazların giriş noktalarını da kapsayan bölgede Türkiye’nin egemenlik hakları tesis edildi.

Montrö’nün Türkiye’ye kazandırdığı üç temel hak sıralanıyor:

  • Boğazlar bölgesi askerileştirildi. Böylece Türkiye, Boğazlar bölgesine yeniden asker konuşlandırma hakkı elde etti.
  • 1923’te kurulan Boğazlar Komisyonu’nun yetkileri Türkiye’ye devredildi. Bu da egemenliğin kurulmasını sağladı.
  • Savaş ve yakın savaş halinde Türkiye’ye yabancı savaş gemilerinin geçişine kısıtlama koyma yetkisi tanındı. Ayrıca bir seferde geçebilecek savaş gemisi, tipine, sayısına ve ağırlığına sınırlama getirildi ve önceden haber verme şartı konuldu.

Sözleşmenin 19’uncu maddesi savaş zamanında gemilerin geçişini düzenliyor ve 20’nci madde bu dönemlerde savaş gemilerinin geçişiyle ilgili Türkiye’nin ‘dilediği gibi davranabileceğini’ belirtiyor. 21’inci maddede de yakın savaş tehlikesi olması halinde de Türkiye’ye benzer şekilde istediği gibi davranma yetkisi tanıyor.

MONTRÖ SÖZLEŞMESİ İPTAL EDİLEBİLİR Mİ?

Sözleşmenin nasıl iptal edileceği 28’inci maddede düzenleniyor. Buna göre; sözleşmenin yürürlük süresi 20 yıl. Bu süre 9 Kasım 1956 tarihinde sona erdi. Ancak iptal sürecinin başlayabilmesi için imzacı devletlerden birinin sözleşmede yer aldığı şekliyle fesih beyanını depoziter devlet olan Fransa’ya bildirmesi gerekiyor. II. Dünya Savaşı süresince ve hemen sonrasında ABD, İngiltere ve SSCB arasında Sözleşme’nin feshi veya değiştirilmesi birkaç defa gündeme gelmesine rağmen bugüne kadar hiçbir fesih beyanı yapılmadı ve bu süreç hiç işletilmedi.

Bugün imzacı devletlerden birinin bu süreci başlatması durumunda; Sözleşme talebin yapıldığı tarihten başlamak üzere iki yıl daha yürürlükte kalacak ve bu sürenin sonunda iptal edilecek. Sözleşmeye göre imzacı devletler yeni bir sözleşmenin yapılması için tekrar bir konferansta bir araya gelmesi gerekiyor. Ancak bu konferans sonunda yeni bir sözleşme imzalanabileceği gibi imzalanmaması da mümkün.

YENİ SÖZLEŞME YAPILMAZSA NE OLACAK?

Yeni bir sözleşmeme yapılamaması durumunda iki ayrı uluslararası düzenleme geçerliliğini koruyacak. Bunlardan ilki Lozan Antlaşması’nın 23’üncü Maddesi. Diğeri ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 1’inci Maddesinin ilk paragrafı. Boğazlardan geçiş ve ulaşım serbestliği ilkesinin uygulama süresinin sonsuz olacağını bu düzenlemeler ile kayıt altına almış durumda. Geçiş esnasında zararsız geçiş veya transit geçiş rejimlerinden hangisinin uygulanacağı ise, üzerinde bir uzlaşıya varılmadığı takdirde belirsizliğini koruyacak. Ancak her koşulda egemen devlet olarak Türkiye’nin zabıta ve yargı yetkisi ile geçişin zararsız olmasını isteme ve geçiş trafiğini düzenleme yetkisi mevcut. Bu koşullar altında Türkiye Lozan Antlaşması’nın 23’üncü Maddesi ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 1’inci Maddesindeki soyut ilkeler ve sahip olduğu haklar doğrultusunda Boğazlardan geçişin ve ulaşımın nasıl olacağını düzenleyebilir.

Ancak bu düzenleme Karadeniz’in açık deniz alanlarında kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemilerinin sahip olacağı serbestileri içermeyecektir. Zaten esas üzerinde tartışılacak konuda da bu olacaktır. Zira Montrö Boğazlar Sözleşmesi serbest geçiş rejimini düzenlediği gibi savaş gemilerinin Karadeniz’de bulunabilecekleri süre ve tonaj miktarını da düzenlediğinden kıyıdaş ülkelerin ve Türkiye’nin güvenlik kaygılarını dikkate almıştı.

MONTRÖ RUSYA AÇISINDAN NE İFADE EDİYOR?

Rusya açısından Montrö Boğazlar Sözleşmesi en önemli kısmı, yabancı savaş gemilerinin Karadeniz’de tabi olduğu kısıtlamalar. Soğuk Savaş döneminden sonra, göreceli olarak zayıf durumda bulunan Rus Donanmasına rağmen, Montrö düzenlemeleri sayesinde başta Amerika olmak üzere diğer NATO üyesi ülkelerin savaş gemileri Karadeniz’de Ruslar için tehlike arz etmedi. Bu dönemde Türkiye’nin “Karadeniz sorunları kıyıdaş ülkeler arasında çözülmeli, dışarıdan müdahale olmamalı” politikası da sorun yaşanmamasında etkili oldu. Ancak bir hususu da dikkate gözden kaçırmamak gerekiyor. Rusya 2014 yılında Kırım’ı ilhak ettikten sonra modern ve güçlü bir donanma inşa etmeye başladı. Sivastopol ve Tartus arasında devamlı kuvvet aktarımı yaparak hem Karadeniz’de hem de Doğu Akdeniz’de güvenlik ortamını şekillendirebiliyor. Türkiye ile iyi ilişkilerini kullanarak zaman zaman Montrö’nün denizaltılara yönelik kısıtlamalarını da kendi istediği şekilde kullanıyor.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Rusya için de çok önemli olduğu söylemek gerekiyor. Montrö’nün yerine gelebilecek ve savaş gemilerinin geçişi ve Karadeniz’de bulunuşlarına yönelik kısıtlamalarını yeniden düzenleyecek bir sözleşme ABD’nin etkisiyle her koşulda Montrö’den daha gevşek koşullar ihtiva edecektir. Bu da herkesten çok Rusya’yı rahatsız edecek Karadeniz güvenliğini kırılgan hale getirecektir.

Montrö Sözleşmesi’ne göre Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin (örneğin ABD, İngiltere) Karadeniz’de savaş gemileri en fazla 21 gün süre ile kalabiliyor. Ayrıca tonaj sınırlamaları da bulunuyor.

TÜRKİYE, MOSKOVA’NIN HASSASİYETLERİNİ ÇOĞU ZAMAN GÖZETTİ

Örneğin 2008 yılında ABD, Rusya-Ukrayna savaşı sırasında Karadeniz’e savaş gemileri göndermiş ve süre sınırlaması nedeniyle gemilerini belirli sürelerle rotasyona tabi tutmak zorunda kalmıştı. Ayrıca tonaj sınırlamaları nedeniyle de bazı gemilerin geçişi mümkün olmamıştı.

NATO Daimi Deniz Görev Grubu gemileri ve ABD gemileri, Ukrayna krizi (2014) nedeniyle Karadeniz’e sıklıkla girmişler ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre Karadeniz’de 21 gün süre ile kalma hakkına sahip olmuşlardır. Moskova, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesinin Rusya’nın aleyhine olabileceğini, bunun yerine Rusya ile birlikte hareket ederek sözleşme maddelerini Rusya’nın hassasiyetlerine göre yorumlayacak bir Türkiye’nin kontrolünde, mevcut durumun devam ettirilmesinin en uygun hareket tarzı olacağını düşünüyor.

Türkiye tarihi süreç içerisinde askeri gemilerinin geçişine ilişkin nezaret etme ve sözleşme maddelerini yorumlama hakkını siyasi olarak birkaç defa Rusya lehine kullandı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre uçak gemilerinin boğazları kullanması yasaktır. Ancak Türkiye 1976 yılında KIEV adlı uçak gemisinin ve 1981 yılında Amiral KUZNETSOV uçak gemisinin geçişine NATO Genel Kurulu’nun itirazına rağmen izin vermiştir.

Türkiye, anlaşmadaki takdir hakkını son yıllarda Rus donanmasına ait denizaltıların Karadeniz ve Suriye’nin Tartus limanı arasındaki gidiş gelişlerinde de Rusya’nın lehine kullanmıştır.

Türkiye 2008 yılında Gürcistan krizi esnasında insani yardım taşıyan toplam tonajları 140 bin tonu bulan “USN Comfort” ve “USN Mercy” isimli iki hastane gemisinin geçişine sözleşmede yer alan tonaj kısıtlamaları aşıldığı için izi vermemiş Rusya ile yaşanabilecek olası bir krizin önünü almıştı.

MONTRÖ RUSLARLA PAZARLIK KONUSU MU?

AKP’nin Kanal İstanbul projesi üzerinden Montrö’yü Ruslar ile bir pazarlık konusu yapmak istediği söylentileri de dolaşıyor. Ancak Montrö Türkiye’ye çok büyük ayrıcalık ve haklar tanıyor. Uluslararası Adalet Divanı’nın Korfu Boğazı Davasında barış zamanında savaş gemilerinin önceden izin almadan uluslararası ulaşımda kullanılan boğazlardan geçiş hakkı olduğuna karar verdi. Uzmanlara göre, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin iptal edilmesi durumunda yerine gelecek rejimin ister zararsız ister transit geçiş kuralları uygulansın Türkiye’ye bugünkünden daha fazla hak tanımayacağı belirtiliyor.

ABD NE İSTİYOR?

2008 Gürcistan ve 2014 Ukrayna krizi sırasında ABD kamuoyunda tartışılan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Ukranya’nın Donbas bölgesinde savaş ihtimalinin belirmesi ve Rusya’nın Ukrayna sınırına asker yığması nedeniyle yeniden gündeme gelmiş durumda.

ABD ve NATO, savaş gemilerinin Karadeniz’e girişlerine tonaj ve süre sınırlaması getirmesinden dolayı sözleşmeden kısmen rahatsız. Karadeniz’de daha çok etkin olmak isteyen ve Ukrayna krizi gibi çatışma bölgelerine daha kolay ulaşmak isteyen ABD açısından sözleşme bir engel.

S-400 krizi yüzünden Washington ile ilişkilerin çok bozuk olduğu bir dönemde ABD ile ilişkileri düzeltmek isteyen AKP hükumetinin özellikle Montrö’yü tartışmaya açtığına ilişkin söylemler dile getiriliyor.

“KANAL İSTANBUL MONTRÖ SÖZLEŞMESİNİ TARTIŞMAYA AÇAR”

Kanal İstanbul ile ilgili tartışmalarda da Montrö Sözleşmesi konusu zaman zaman gündeme geldi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aralık 2019’da yaptığı açıklamalarda bu konuya değindi. Erdoğan, ilk açıklamasında “Bir İstanbul boğazımız var. Siz Independenta olayını unutuyor musunuz? Hepsinden öte Montrö Anlaşması Türkiye’ye ne kazandırmıştır ne kaybettirmiştir? Bunu hiç düşündünüz mü?” dedi.

Bundan yaklaşık bir hafta sonra yaptığı bir başka açıklamada ise, Erdoğan, “Montrö Sözleşmesi’nin siyasi tehdidine” dikkat çekmiş; sonrasında ise katıldığı bir televizyon programında konuyla ilgili soruya “Montrö’yü kafaya takmayın” yanıtını vermişti.

Bu açıklamalardan kısa bir süre sonra, Ocak 2020’de 126 emekli büyükelçi Montrö’nün tartışmaya açılmaması gerektiğini belirten ortak bir açıklama yaptı.

Büyükelçilerin ortak açıklamasında, Kanal İstanbul projesinin Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açacağı ve bu durumun Türkiye’nin boğazlar ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğini kaybetmesine yol açacağı belirtildi.

Açıklamada, “Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye’ye bütün bu kazanımlarını kaybettirebilecek yaşamsal bir egemenlik ve güvenlik, kısacası gerçek bir beka sorununa yol açacaktır. Türkiye Cumhuriyeti üzerinde çeşitli emelleri olan devletlerin çıkarına hizmet edecek olan Kanal İstanbul’dan vazgeçilmelidir” denildi.

ABD VE NATO GEMİLERİ KANAL İSTANBUL’DAN RAHATÇA KARADENİZ’E GİREBİLİR Mİ?

Kanal İstanbul’un Montrö Boğazlar Sözleşmesine etkisi konusunda dile getirilen tezlerden birisi de Kanal İstanbul’u ABD’nin istediği ve bu yolla ABD’nin Karadeniz’e rahatça girmek istediği söylemi.

Ancak bu söylem gerçeklerle ve Montrö Sözleşmesi ile uyuşmuyor. Çünkü Montrö Sözleşmesi’nde Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı bir su yolu olarak bir bütün şeklinde değerlendiriliyor.

Akdeniz’den Karadeniz’e geçmek isteyen bir savaş gemisinin öncelikle Çanakkale ve Marmara Denizi’ni geçmesi, ardından İstanbul Boğazı’nı aşması gerekiyor. Örneğin ABD’ye ait bir savaş gemisi Karadeniz’e hiçbir kısıtlama olmadan açılmak için Kanal İstanbul’u kullanacak olsa bile öncelikle Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’ni kullanmak zorunda. Bu durumda da yine Montrö Sözleşmesi’nin kısıtlamalarına uymak zorunda kalacaktır. Yani Montrö Sözleşmesi sadece İstanbul Boğazı’ndan ibaret değildir. Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı ile birlikte düşünülmelidir.

Bu yönüyle Kanal İstanbul Montrö’deki kısıtlamaları bypass edecek bir yol değildir. Ancak Montrö Sözleşmesi’ni yeniden tartışmaya açabilir.

Ayrıca AKP’li kesimlerin dile getirdiği gibi Kanal İstanbul yapılırsa Türkiye’nin boğazlara tamamen hakim olacağı tezi de yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı tamamen hayal ürünü ve gerçeklerle ve Montrö Sözleşmesi ile uyuşmuyor.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin iptal edilmesi durumunda yerine gelecek rejimin ister zararsız ister transit geçiş kuralları uygulansın uluslararası ortam bakımından Türkiye’ye bugünkünden daha fazla hak tanımayacağı belirtiliyor.

Yeni bir sözleşme yapılmaması durumunda da geçişlerde kullanılacak uluslararası deniz hukuku yine Türkiye’ye Montrö’den daha fazla hak tanımamaktadır.

Aman Putin kızmasın: Ukrayna’ya Karadeniz ve Donbas için Bayraktar SİHA’ları verildi

Analiz

AKP Türkiye’si: 128 milyar dolar, 43 işçi, 50 at kayıp

Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele vaadiyle iktidara gelen AKP, 2013 sonrası mücadele kısmını attı. Geriye 3Y kaldı. AKP’nin adı ‘Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklar’ ile anılır oldu.

BOLD ANALİZ – AKP, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele vaadiyle iktidara geldi. Ancak 2013 sonrası bu 3Y ile mücadeleden vazgeçildi. AKP’de Başbakanlık yapmış Ahmet Davutoğlu da ekonomiyi yöneten Ali Babacan da her fırsatta AKP’nin adının ‘yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar’ ile anıldığını dile getiriyor. AKP’nin ateşli savunucusu köşe yazarları Mehmet Ocaktan, Akif Beki, Ahmet Taşgetiren de bu gerçekleri söylemekten artık kendilerini alamıyor.

AKP’Lİ OLMAK TC VATANDAŞLIĞINDAN EVLA

‘Eşit vatandaş’ ‘Adil yargılama’ gibi cümleler, AKP tüzüğünde ve her seçim beyannamesinde yer alan beylik ifadelerden öteye geçemiyor. Kovid-19 yasakları AKP’lilere işlemiyor. Sıradan vatandaşa ise para cezası olarak dönüyor. AKP yargısı, 15 Temmuz 2016 tarihinden bu yana Hizmet Hareketi mensupları başta olmak üzere tüm muhalifleri susturmak için kullanılıyor. Susmayanlar mı? ‘Silivri soğuktur’ tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Haklarında soruşturma açılanlar kısa süre içinde cezaevlerinin yolunu tutuyor.

DİBİN DİBİ YOK

Adaletin olmadığı bir ülkede ekonominin iyi olması beklenmiyor. 2016 yılından bu yana her yıl döviz kuru şoku yaşayan AKP Türkiyesi fakirleştikçe fakirleşiyor. Dibin dibi olmadığı için ekonomi batmasa bile vatandaşlar artık evine yağ almakta dahi zorlanıyor. 8 milyon hanenin geliri bin 192 liranın altında olduğu için resmi yoksul sayılırken Genel Sağlık Sigortası primlerini devlet ödüyor. Diğer tarafta ise AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a milyon liralık 2’nci Mercedes alınıyor. Bilal Erdoğan’ın arkadaşı Şenol Kazancı 56 bin lira maaşla yeni işine başlarken 40 maaşla geçinemeyen AKP’li eski bakan, milletvekili ve bürokratlara 41’nci maaş bağlanıyor.

MİLLETİN ADAMI YER SOFRASINDA!

Tabii Cumhurbaşkanı Erdoğan, yoksul vatandaşı unutmuyor! Ramazan klasiği haline gelen sinili yer sofralarında garip gureba ile iftar yapıp fotoğraf vermeyi ihmal etmiyor. AKP’li troller ise bu fotoğrafları ‘Milletin adamı’ sloganlarıyla süsleyip yükleniyorlar tweetlere. Kimse ’19 yıldır ülkeyi yöneten AKP yoksulluğu neden azaltmadı?’ diye sormuyor.

128 MİLYAR DOLAR NEREDE?

Bu soruyu yöneltmek isteyenler ise karşısında Saray’ın polisin buluyor. 83 milyon vatandaşın parası olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kayıp 128 milyar dolarının akıbetini soran ana muhalefet partisi CHP’nin binaları özel harekat polislerince basılıyor.

EUROCULARIN “NANKÖRSÜNÜZ” HİTABI

Gurbetçiler 10 liraya yaklaşan 1 eurolarla Türkiye’nin şehirlerinde çıktıkları alışverişlerde “Siz nankörsünüz. Türkiye Almanya’dan iyi. Türkiye’de her şey ucuz” diyor. “Gel o zaman Türkiye’de yaşa” diyenlere ise gurbetçilerin verecek cevabı olmuyor.

AKP eliyle 43 işçi toplu olarak Almanya’ya ilticaya götürüldü. Daha yüzlerce örneğin olduğu söyleniyor. Ama net rakam bilinmiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin MHP’li Dörtyol Belediyesine hibe ettiği 50 attan da haber alınamıyor.

Zira AKP Türkiye’si kayıplar ülkesi. 128 milyar dolar kayıp, 43 işçi kayıp, 50 at kayıp.

Vefatının 28. yıl dönümünde Turgut Özal kimdir?

Okumaya devam et

Analiz

Patron Hisarcıklıoğlu’nun gözü de işsizin parasında

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da gözünü İşsizlik Sigortası Fonuna dikti. Milyarlarca liralık bütçesi olan TOBB’u yöneten Hisarcıklıoğlu’nun, çalışanların maaşlarının emekçinin fonundan ödenmesini istemesi büyük tepki topladı.

BOLD ANALİZ – AKP Hükumeti ile TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, 131 milyar liradan 91 milyar liraya gerileyen İşsizlik Sigortası Fonu’nu tamamen ‘sıfırlamayı’ hedefliyor. Tasarruf yerine kamudaki harcamaları katlayan AKP ve milyarlarca lira varlığı yöneten Hisarcıklıoğlu, koronavirüs salgınına karşı hep İşsizin Fonu’nun kullanılmasını istiyor.

1 MİLYON 400 BİN ÜYEDEN AİDAT ALIYOR

Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam edildiği Yassıada’ya tesis yapan, sınır kapılarını işleten, üniversite ve hastane çalıştıran, Ankara’da ikiz kulelerde faaliyet gösteren TOBB 1 milyon 400 bin üyesinden her ay aidat alıyor. İşletmelerin bilanço karının binde 5’i kadar ödediği aidatların ulaştığı büyüklük milyar liralarla ifade ediliyor. TOBB’un gelir gider dengesi bilinmiyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurumu ve Ticaret Bakanlığı’nın incelediği TOBB hesapları kamuoyuna açıklanmıyor.

TOBB HEP AKP’NİN YANINDA

Cumhurbaşkanlığı TOBB’u korurken, TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu da her fırsatta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başlattığı projelere destek vermek öne atılıyor. Kovid-19 salgınında işçiyi yalnız bırakan Hisarcıkloğlu, çalışanların ve işverenlerin primlerinin biriktiği İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işçilere maaş verilmesini istiyor.

İŞÇİ YERİNE ERDOĞAN’A DESTEK

Çalışan ve işsize hiçbir katkısı olmayan Hisarcıklıoğlu, Erdoğan’ın açıkladığı her destek kampanyasına bağış yapıyor. İşte o bağışlar:

  • Pakistan sel felaketine 2 milyon dolar
  • 15 Temmuz Dayanışma Kampanyasına 53 milyon lira,
  • Soma’da ölen 301 madencinin ailelerine dağıtılmak üzere 16 milyon 838 lira
  • Yerli otomobil TOGG projesine 500 milyon dolar
  • Biz Bize Yeteriz Kampanyasına 10 milyon lira
  • Yassıada Projesine 1 milyar TL

2016 yılında Erdoğan’ın istihdamı arttırmak için başlattığı ‘TOBB üyeleri 1 işçi alsın’ projesine destek vereceğini açıklayan ancak 1 milyon 400 bin kişiye iş imkanı sunmadığı ortaya çıkan Hisarcıklıoğlu’nun son çağrısına esnaf ve işletme sahiplerinden tepkiler geldi.

Okumaya devam et

Analiz

Özlem Zengin emekçinin parasını “Yardım yaptık” diye duyurdu

Merkez Bankasının 128 milyar dolarını harcayan AKP, işçinin maşından kesilen parayla yapılan ödemeleri ‘destek ve yardım’ diye açıkladı. İşsizlik Sigortası Fonundan verilen maaşların listesi Kovid-19 salgınında AKP’nin hiçbir yardım yapmadığının kanıtı oldu.

BOLD ANALİZ – 83 milyon vatandaşın 128 milyar dolarını ‘yok eden’ AKP Hükumeti, paraların akıbetini açıklamaya çalıştıkça yeni skandallara imza atıyor. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 128 milyar doların nereye harcandığını açıklamak için bir liste hazırladı. Kovid-19 salgınında yapılan doğrudan destek ve yardımların yer aldığı listedeki paraların tamamı Merkez Bankasının değil, İşsizlik Sigortası Fonunun parası çıktı.

ÖZLEM ZENGİN DE PAYLAŞTI

Bakanlığın işçi ve işsizin parasını koronavirüs salgınında kullandığının resmi belgesi olan fotoğrafı önce AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal kullandı. Ünal, paranın Merkez Bankasının 128 milyar doları olmadığını anlayınca tweeti sildi. 128 milyar doları açıklamaya çalışan AKP Genel Başkan Yardımcısı Özlem Zengin de İşsizlik Fonu’ndan çalışanlara verilen işsizlik maaşı, kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin parasını destek ve yardım diye duyurdu.

60 MİLYAR LİRANIN 51 MİLYARI İŞSİZLİK FONU’NDAN

‘HükümetMilletininYanında’ ifadelerini de kullanan Zengin, Tokat özelinde de yapılan yardımları duyurdu. Ancak bu ödemelerin işçi ve işsizin parasının biriktiği Fon’dan yapıldığını görmezden geldi. Salgında AKP Hükumetinin destek ve yardımı olarak açıklanan 60 milyar liranın 51 milyar 471 milyon lirası işçinin primlerinin biriktiği İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapıldı. Geriye kalan 9 milyar lira ise yine vatandaşa verilen IBAN ile toplanan paralardan yapıldı. Bakanlık logolu belgeyle bu gerçek gözler önüne serildi.

Özlem Zengin’in, AKP Grup Başkanvekili olduğu dönemde emniyette ve cezaevlerinde yapılan çıplak aramayı inkar ederken kullandığı cümleler büyük tepki toplamıştı.

 

Merkez’in rezervi bitti, sırada işçinin fonu var

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0