Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Cezaevlerinde onlarca Ahmet Altan özgür kalacağı günü bekliyor

AİHM’in hak ihlali sonrası 4,5 yıldır Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan Ahmet Altan tahliye oldu ancak cezaevlerinde yıllardır tutsak olan 87 gazeteci demir parmaklıkların ardında bulunuyor. Sadece yazılarından ve düşüncesinden dolayı cezaevinde olan gazetecilerden birkaçı: Hidayet Karaca, Mehmet Baransu, Mustafa Ünal, Ali Ünal, Gültekin Avcı, Ayşenur Parıldak, Ahmet Böken ve Sedat Laçiner.

BOLD ANALİZ – Taraf Gazetesi eski Yayın Yönetmeni Ahmet Altan’ın 15 Temmuz’un ardından başlayan 4,5 yıllık tutukluluğu AİHM kararıyla son buldu. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, “silahlı terör örgütüne yardım” suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Ahmet Altan ile 8 yıl 9 ay hapis verilen Nazlı Ilıcak hakkındaki hükmü bozdu. Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan Altan, Yargıtay’ın kararıyla tahliye oldu.

Altan’ın AİHM’in hak ihlali kararıyla yıllar sonra tahliyesi ailesini sevindirdi. Ancak Uluslararası Gazeteciler Federasyonun(IFJ) 2020 verilerine göre Türkiye dünyada en fazla gazetecinin tutuklu bulunduğu ülke konumunda bulunuyor. 15 Temmuz’un ardından 2016’da sadece yazıları ve düşüncesinden dolayı tutuklanan 87 gazeteci ya da medya çalışanı cezaevlerinde özgürlüğünü bekliyor.

İşte o gazetecilerden bazıları:

DİZİ SENARSYOSUNDAN MÜEBBET CEZASI VERİLDİ

KHK’yla kapatılan Samanyolu Medya Grup Başkanı Hidayet Karaca, Tahşiye Davası’nda bir dizi senaryosundaki iki kelime nedeniyle Aralık 2014’te tutuklanarak Silivri Cezaevine konuldu. Yargılandığı bu dosyada örgüt kurmak ve yönetmek suçundan 31,5 yıl hapis cezası verildi. Ankara’da devam eden Hizmet Hareketiyle ilgili Çatı davasında ise iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Karaca, 6,5 yıldır tek kişilik hücrede tutuklu bulunuyor.

Mustafa Ünal

ÜNAL YAZILARINDAN DOLAYI 4,5 YILDIR SİLİVRİ’DE

Kapatılan Zaman Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal, 15 Temmuz’un hemen ardından gözaltına alınarak tutuklandı. Zaman’da yazdığı yazılar suç delili olarak gösterilen Ünal’ın Zaman gazetesinin Ankara temsilciliğini yaptığı gerekçesiyle örgüt üyeliği iddiasıyla 10 yıl  6 ay hapis cezası verildi. Yargıtay, gazeteci Ünal’ın cezasını onadı. Ünal, 4,5 yıldır Silivri Cezaevinde özgürlüğünü bekliyor.

Mehmet Baransu

BARANSU 6 YILDIR TUTUKLU

Kapatılan Taraf Gazetesi muhabiri Mehmet Baransu, Balyoz darbe planıyla ilgili haberleri nedeniyle 3 Mart 2015’te tutuklandı. Mersin’de Rusya’dan getirilen 5 bin ton GDO’lu pirinç haberlerine açılan davada yargılanan Baransu’ya gizliliği ihlal, yasaklanan bilgileri açıklama, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından toplam 19 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Balyoz davasıyla ilgili haberlerinden dolayı açılan davada ise 28 Kasım 2013 tarihinde Taraf Gazetesi’nde yayınlanan “Gülen’i bitirme kararı 2004’te MGK’da alındı” başlıklı haberinden dolayı 4 ayrı suçtan 17 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Baransu, 6 yıldır Silivri Cezaevinde tutuklu.

GÜLTEKİN AVCI’NIN 6 YAZISINA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET

İran’ın Türkiye’deki casusluk faaliyetlerini deşifre eden 6 köşe yazısı nedeniyle dönemin İstanbul savcısı İrfan Fidan’ın açtığı davada eski savcı ve Bugün Gazetesi yazarı Gültekin Avcı, 20 Eylül 2015’te tutuklandı. 9 Haziran 2016’da ilk duruşmada tahliye edilen Avcı, 25 Eylül 2016’da tekrar tutuklandı. 3 yıl tutuklu kaldıktan sonra 13 Eylül 2019’da tahliye edilip bir gün sonra tutuklanan Avcı’ya cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya teşebbüs iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Avcı, İzmir’de tutuklu bulunuyor.

ZAMAN YAZARI ALİ ÜNAL 4,5 YILDIR TUTUKLU

Kapatılan Zaman gazetesinin yazarı ve ilahiyatçı Ali Ünal, 15 Temmuz’un ardından Ağustos 2016’da Uşak’ta tutuklandı. Hakkında darbeye teşebbüs ve örgüt yöneticiliği iddiasıyla dava açılan Ünal’ın Fethullah Gülen ile görüşmesi, kitaplarının çevirisini yapması, yurtdışı seyahatleri ve rüyaları yorumlamada itimat edilen kişi olduğu iddiaları yöneltildi. Uşak’taki davada Ünal’a darbe teşebbüsünden beraat kararı verilirken, örgüt yöneticiliği iddiasıyla 19 yıl 6 yıl hapis cezası verildi. Ali Ünal, halen tutuklu bulunuyor.

BİR TWEET’E 7,5 YIL HAPİS CEZASI

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyken Zaman’da muhabirlik yapan Ayşenur Parıldak, 15 Temmuz sonrası başlatılan cadı avında üniversiteye kaydını dondurmak için gittiği sırada polis tarafından gözaltına alındı. 11 Ağustos 2016’da tutuklanan Parıldak hakkında attığı tweetler ve Zaman’da çalışması suç olarak gösterildi. Örgüt üyeliği iddiasıyla yargılandığı davada 2017’te tahliye kararı verilen Parıldak, savcının itirazı üzerine tekrar tutuklandı. 7 yıl 6 ay hapis cezası verilen Ayşenur Parıldak, Sincan Cezaevinde tutuklu bulunuyor.

TRT Haber eski Yayın Yönetmeni Ahmet Böken

TRT HABERİ ZİRVEYE TAŞIYAN İSİMDİ

Görev yaptığı dönemde TRT Haber’i yeniden yapılandıran ve yöneticisi olduğu kanalı zirveye  taşıyan TRT Haber ve Spor Dairesi Başkan Yardımcısı Ahmet Böken, 11 Ağustos 2016’da gözaltına alınarak tutuklandı. Böken, cemaate üyelik iddiasıyla 9 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Böken, halen Akşehir T Tipi Cezaevinde tutuklu bulunuyor.

HABERLERİM BENİM ÇOCUKLARIMDIR

Zaman Gazetesi Cumhurbaşkanlığı ve savunma muhabiri Emre Soncan, 15 Temmuz sonrası medya yapılanması iddiasıyla çok sayıda gazeteciyle birlikte 25 Temmuz 2016’da tutuklandı. Attığı tweetler ve çalıştığı gazete gerekçe gösterilerek 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Soncan hapis cezası kararıyla ilgili sosyal medyadan, “7 yıl 6 ay ceza aldım. Haberlerim, kitaplarım, düşüncelerim benim çocuklarımdır. Çocuklarımı istediler, vermedim” mesajı paylaştı. Soncan, halen Silivri Cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Fevzi Yazıcı yaklaşık dört yıldır tutsak

ZAMAN’IN ÖDÜLLÜ YÖNETMENİ SİLİVRİ’DE

Zaman Gazetesinin dünya çapında ödüllü Görsel Yönetmeni Fevzi Yazıcı, Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak, Zaman Reklam Direktörü Yakup Şimşek’le birlikte tutuklu yargılandı. Yazdığı twitler ile Zaman’ın abone kampanyası reklamında ağlayan bebek konseptli reklam filmi toplantısına katıldığı için suçlanan Yazıcı, darbeye teşebbüs iddiasıyla müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Yargıtay’ın cezayı bozması üzerine yeniden yargılanan Yazıcı’ya örgüt üyeliği suçundan 11 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Dosyası halen Yargıtay’da bulunan Yazıcı, 6 Ağustos 2016’tan bu yana Silivri Cezaevinde tutuklu bulunuyor. Yazıcı’nın cezaevinde çizdiği resimler ise New York’un St. John’s Üniversitesi galerisinde sergilendi.

AKADEMİSYEN YAZAR LAÇİNER’E 9 YIL 4 AY HAPİS CEZASI

Eski Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü ve yazar Prof. Dr. Sedat Laçiner, 23 Temmuz 2016’da tutuklandı. Örgüt üyeliği iddiasıyla yargılanan Laçiner, 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Pek çok gazetede dış politika ve güncel konularda yazarlık, TRT’de program yapan Laçiner, ileride derecede şeker ve tansiyon hastası olmasına rağmen tahliye edilmedi. Cezaevinde koronavirüse yakalanan Laçiner, 4,5 yıldır Çanakkale E Tipi Cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Tutuklu gazetecilerin tam listesine Jailed Journos’un sitesinden ulaşabilirsiniz…

Ahmet Altan hakkında tahliye kararı

Analiz

Sedat Peker’in son videosu Hizmet Hareketine kurulan tuzağı deşifre etti

Hizmet Hareketi’ne yönelik kurulan kumpaslarla ilgili itiraflara bir yenisi daha eklendi. Daha önce AKP’li Şamil Tayyar ve Serkan Kurtuluş’un gündeme getirdiği Fetö Borsası iddiasını bu kez de suç örgütü lideri Sedat Peker doğruladı. Peker, “Yarısını istiyor bizim derinciler” dedi.

BOLD ANALİZ – Hizmet Hareketi mensuplarının mallarına çökülmesiyle ilgili bir itiraf da organize suç örgütü lideri Sedat Peker’den geldi. Peker birçok iş adamının mallarına haksız yere çöküldüğünün belirterek, bununla ilgili tapu kayıtlarının incelenmesinin yeterli olacağının altını çizdi.

SERKAN KURTULUŞ DA AÇIKLAMIŞTI

Arjantin’e kaçan ve AKP’nin birlikte iş yaptığı suç örgütü lideri Serkan Kurtuluş da Türkiye’de devlet-mafya ortaklığının ne kadar güçlü olduğunu anlatmıştı. Kurtuluş, eski Başbakan Binali Yıldırım ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da bulunduğu FETÖ Borsası itiraflarında bulunmuştu. Kurtuluş, Rahip Brunson’a suikast, Rus uçağının düşürülmesi, Suriye’de yaşananlarla ilgili anlattıkları sonrasında FBI harekete geçmişti.

AKP’Lİ TAYYAR DA İTİRAF ETTİ

AKP’li Şamil Tayyar da illerde oluşturulan FETÖ borsaları ile ilgili katıldığı bir televizyon kanalında açıklamalar yapmıştı. Tayyar, “Gaziantep’te çok ciddi FETÖ borsası var. Milyon dolarlar dönüyor. Ben bunu söylüyorum. Evet, itirafçı adı altında iş adamlarını serbest bırakıyorlar. Türkiye’nin birçok yerinde var bu. Ben milletvekiliyim her konuşmam suç duyurusudur. Bununla ilgili daha bugün suç duyurusunda bulundum, HSK teftiş kuruluna. Sadece televizyonda konuşmuyorum. HSK ne yapmış? Bir yerde problem var” demişti.

KÜÇÜK VE METİNER DE BORSANIN PARÇALARI

AKP’ye yakın gazeteci Cem Küçük ve AKP’li Mehmet Metiner’in de Kayseri’de oluşturulan Fetö Borsası’nın elemanları olduğu öne sürülmüştü. Gazeteci Mehmet Tahsin, Cem Küçük ve Mehmet Metiner’in iş adamlarına giderek haklarında gizli soruşturma olduğunu söyleyerek korkuttukları, ardından çözme vaadiyle şantajla para kopardıklarını yazmıştı.

YARISINI İSTİYOR BİZİM DERİNCİLER

Sedat Peker, son yayınladığı videoda borsa iddialarını doğruladı. Peker, “Tapu dairelerine bir yazı yazılsın. Bakın tapuların yarısı nerelere gitmiş. Parası olan FETÖ’cülükten yırtıyor, para olmayan cezaevinde. Bu nasıl bir adalet?  Adam ‘FETÖ’den alınırsam hepsi gidecek devlete’ diyor. Yarısını istiyor bizim ‘derin’ciler” demişti.

İngiltere’de 53 parlamenterden Türkiye’yle ilgili mektup: Kaygı duyuyoruz

Okumaya devam et

Analiz

Teşkilat’ın katliamcısı: Dr. Bahaeddin Şakir kimdir?

İttihatçıların istihbarat örgütü Teşkilat-ı Mahsusa’nın önemli isimlerinden Bahaeddin Şakir, Ermeni Tehciri sırasında yapılan katliamları organize etti. Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye’yi terk etti ancak Berlin’de bir suikasta kurban gitti.

BOLD – Dr. Yüksel Nizamoğlu, TR724’te yayınlanan yazısında İttihat ve Terakki merkez heyetinin en önemli isimlerinden Dr. Bahaeddin Şakir’i anlattı.

Nizamoğlu, Bahaeddin Şakir ile ilgili şu bilgileri paylaştı: “İttihat ve Terakki’nin merkez heyetinin en önemli kişilerinden birisi Dr. Bahaeddin Şakir’dir. O, adeta cemiyetin derin yapısının lideri gibidir ve cemiyetteki görevinden dolayı İttihat ve Terakki hükümetlerinde bakanlık yapmamıştır. Buna karşılık İttihatçıların istihbarat teşkilatı olarak oluşturduğu, yurt içi ve yurt dışında operasyonlar yapan Teşkilat-ı Mahsusa’nın önemli isimlerinden biri olmuştur. Teşkilat-ı Mahsusa adına Kafkas cephesinde bulunmuş ve tehcir sırasında yapılan katliamların organizatörü olmakla itham edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonunda önde gelen diğer İttihatçılar gibi Türkiye’yi terk eden Bahaeddin Şakir, Ermenilerin takibinden kurtulamayacak ve Berlin’de bir suikast sonucunda hayata veda edecektir.”

Bahaeddin Şakir’in dikkat çeken hayatının detayları için işte yazının devamı…

İTTİHATÇI-İHTİLALCİ BAHAEDDİN ŞAKİR

1874 yılında dünyaya gelen Bahaeddin Şakir’in doğum yeri olarak İstanbul ve İslimiye şeklinde iki farklı yer belirtilmektedir. O henüz on sekiz yaşında iken Askeri Tıbbiye’yi yüzbaşı rütbesiyle birincilikle bitirmiş ve sonrasında İttihat ve Terakki içinde Dr. Nazım ve Dr. Rusuhi gibi “Doktor” olarak anılan üç kişiden biri olmuştur.

İttihat ve Terakki’nin ilk üyelerinden olan Bahaeddin Şakir, sonradan resmî “veliaht” ilan edilecek olan şehzade Yusuf İzzeddin Efendi’nin doktorluğunu yapmış hatta onun verdiği paraların Jön Türklere ulaştırılmasında aracı olmuştu. Ancak yurt dışındaki İttihatçılarla haberleştiği gerekçesiyle Erzincan’a sürgün edilecek ve buradan firar ederek Paris’e gidecektir.

Avrupa’da iken cemiyetin geçirdiği sarsıntıdan çıkmasında ve Ermeni örgütleriyle iş birliği yapmasında aktif bir rol üstlenmiştir. O Balkan komitelerini ve Ermeni ihtilal komitelerini, Avrupa’daki sosyalist ve anarşist örgütleri inceleyerek İttihat ve Terakki’nin bir fikir kulübünden ihtilalci ve komitacı bir kimliğe dönüşmesini sağlayan ve orduda örgütlenmeden başarıya ulaşılamayacağını öngören kişidir.

Firarında ve Paris’te kaldığı dönemde en çok yardımı, Ermeni entelektüel Diran Kelekyan’dan gören Bahaeddin Şakir, Arif Cemil’e göre 24 Nisan 1915’te Ermeni aydınlarının Ayaş ve Çankırı’ya sürülmesi sonrasında onun ortadan kaldırılmasını organize eden kişi olmuştur.

“Hıristiyanlara düşmanlığıyla bilinen” Dr. Nazım’dan etkilenen Bahaeddin Şakir, önce İslamcılık sonra da Türkçülük düşüncesini savunmuş, Prens Sabahattin tarafından ortaya atılan adem-i merkeziyetçilik fikrine ise şiddetle karşı çıkmıştır.

Bahaeddin Şakir, İttihat ve Terakki’nin Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile birleşmesinde önemli bir rol oynamış hatta meşrutiyetin ikinci defa ilanı için Erzurum’u seçmiş, bunun için Hüseyin Tosun’u buraya göndermişse de Vali’nin örfi idare ilanıyla hedef gerçekleşmemiş ve meşrutiyet Manastır’da ilan edilmişti.

Bahaeddin Şakir’in meşrutiyetin ilanı sonrasında İttihatçıların Padişah ve Sadrazam’la muhatap olmaları için oluşturduğu heyette yer alması, İttihatçıların yayınladığı Şura-i Ümmet gazetesinin imtiyaz sahipliğini üstlenmesi, onun cemiyet içindeki ağırlığını göstermektedir. Yurda dönüşünde Mekteb-i Tıbbiye’deki görevine iade edilen Bahaeddin Şakir, 1918’e kadar resmen hem bu görevini hem de atandığı Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’nı devam ettirmiştir.

TEŞKİLAT-I MAHSUSA’DA

Bahaeddin Şakir’in Ermenilere karşı ilk hareketi olarak 1909’da Adana’da yaşanan olaylar gösterilmektedir. Benzer bir durum Arnavutlara karşı da yaşanmış, Dr. Nazım ve Dr. Bahaeddin Şakir, Arnavutların silahsızlandırılması için hükümete baskı yaparak Arnavutların küstürülmesine ve isyanlarına neden olmuşlardır. Bu durumun ağır bir faturası Balkan Harbi’nde çıkacak ve Osmanlı Devleti, Arnavutların desteğinden büyük ölçüde mahrum kalacaktır.

Balkan Harbi’nde Edirne’de görev yapan Bahaeddin Şakir, Bulgarlara esir düştü ve İstanbul’a dönüşünde Teşkilat-ı Mahsusa’da siyasi bölüm şefi olarak yer aldı. İttihat ve Terakki’nin savaşa girme kararında etkili isimlerden birisi olduğu gibi savaş esnasında Kafkas cephesinde aktif olarak bulundu. Görevi, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkasya operasyonları kapsamında Rus egemenliğindeki Türkî toplulukları ayaklandırmaktı.

Bunun için Erzurum’a geldi ve kurduğu Kafkas İhtilal Cemiyeti ile Kafkas topluluklarını harekete geçirmeye çalıştı. Ayrıca III. Ordu bölgesinde gönüllü alaylar oluşturarak “Bahaeddin Bey Müfrezesi” denilen bu birliklerle Ruslara karşı savaştı. Ancak bu faaliyetleri, mülkî ve askerî erkanın üzerinde bir konum sergilemesi, İttihat ve Terakki temsilcisi olarak parti kimliğiyle hareket etmesi komutanların şikayetlerine yol açtı.

Bahaeddin Şakir, 1915 Mart’ında İstanbul’a döndü ve bundan sonra Teşkilat-ı Mahsusa adına dışarıda bir isyan çıkarma yerine Ruslarla iş birliği yapma ihtimaline binaen Ermenileri hedef alan planlar yapmaya başladı.

TEHCİRDEKİ ROLÜ

Bahaeddin Şakir, tehcir kararının alınmasında ve uygulanmasında en önemli isimlerden birisi olarak değerlendirilmektedir. Diğer iddia ise oluşturduğu “özel örgüt” vasıtasıyla tehcir esnasında yaşanan katliamları organize ettiği şeklindedir.

İttihatçı aydınlardan Ahmet Rıza Bey’in “mutaassıp bir vatansever” olarak tanımladığı, Yahya Kemal’in “saplandığı fikirleri şiddet ve hiddetle savunduğunu” ifade ettiği Bahaeddin Şakir’i, Hüseyin Cahit tam bir “jakoben” olarak tarif etmiştir.

Bahaeddin Şakir, Ermenileri “iç düşman” olarak değerlendirmiş ve tehcir sırasındaki faaliyetlerini buna göre organize etmiştir. Bu nedenle Süleyman Askerî tarafından programda “yağma ve talan olmadığı” şeklinde uyarılmış, M. Şükrü Bleda’ya göre benzer ikazlar birçok kez Merkez-i Umumi tarafından da yapılmıştır.

6 Mart 1916’da III. Ordu komutanlığı görevine başlayan Vehip Paşa, mütareke döneminde “Tehcir ve Taktil Mahkemelerinde” okunan raporunda tehcirin bir katliama dönüşmesiyle ilgili olarak onu suçlamakta ve otomobiliyle gezerek katliam emirleri verdiğini ifade etmektedir. Paşa’ya göre bununla ilgili delil olmamasının nedeni, Bahaeddin Şakir’in emirleri “şifahi” olarak vermesiydi.

Yine Trabzon Tehciri Davası’nda Trabzon tehcirinin planlanmasında onun etkili olduğu ve emirleriyle bölgedeki Ermenilerin bir kısmının çocuklarıyla birlikte öldürüldüğü hatta denize döküldüğü iddia edilmiştir.

Bahaeddin Şakir MamuretülAziz Tehciri Davası’nda gıyabında yargılanmış ve idama mahkûm edilmiştir. Gerekçelerde çok ağır iddialar yer almakta ve suçlarının sabit olduğu belirtilmektedir. Bunlar, Teşkilat-ı Mahsusa reisi sıfatıyla Trabzon ve Erzurum’a giderek hapisten tahliye edilen kişileri Ermeniler aleyhine teşkilatlandırmak, onlar vasıtasıyla Ermenileri öldürtmek, mallarını yağma ettirmek, valilere gönderdiği şifrelerle Ermenilerin imhası için emirler vermekti.

Bunun yanında herhalde vicdanını rahatlatmak için olsa gerek, eşinin anlatımına göre iki yetim Ermeni çocuğunu evlatlık olarak İstanbul’a getirmiş ve onları yetiştirmiştir.

YURT DIŞINA KAÇIŞI

Bahaeddin Şakir bir ihtilalci olarak Mehmet Reşad’ın ölümüyle tahta çıkan ve “tam bir İttihatçı düşmanı olan” Vahdettin’i tahttan indirme planları da yapmıştır. 1918’de Mondros Mütarekesi sonrasında ülkeyi terk eden İttihatçı liderler arasında yer almış ve ölümüne kadar yaşayacağı Berlin’e gitmiştir.

Enver Paşa ile Millî Mücadele için Bolşeviklerin yardımını alma amacıyla Moskova’ya giden, Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kurultayı’na katılan kişilerden birisi de Bahaeddin Şakir’dir.

1921’de yeniden Berlin’e döndü ve 1922 yılında eski Trabzon Valisi Cemal Azmi ile bir suikasta kurban gitti. Ancak suikastçılar yakalanamadı. Bugün Dr. Bahaeddin Şakir’in mezarı Berlin’de bulunmaktadır.

Öldüğünde eşi ve çocukları Berlin’de parasız kaldılar. Atatürk devrinde Bahaeddin Şakir’in ailesine Ermenilerden geriye kalan mallardan Osmanbey’de dört katlı bir bina, İnönü devrinde de Galata’da dükkân hissesi verilmesi, cumhuriyet idaresinin katliam iddialarına rağmen ailesine sahip çıktığını göstermektedir.

Ayrıca belli zamanlarda mezarının taşınması gündeme getirilmektedir. En son “İttihatçı” olmasıyla bilinen Celal Bayar bıraktığı vasiyetinde bu talebi dile getirmiştir.

Bahaeddin Şakir’in bir hatıratının olmaması nedeniyle hakkındaki iddialara nasıl bir cevap verdiğini bilmek mümkün değildir. Yine tehcir davalarında bizzat yargılanamaması da suçlamalarla ilgili önemli bir boşluktur.

Buna karşılık hakkında ortaya atılan iddialar ve mahkemelerde şahitlerin verdiği ifadeler, tehcirin katliama dönüşmesinde önde gelen isim olduğunu ortaya koymaktadır. Bugün de soykırım iddialarının temelindeki en önemli kişinin Dr. Bahaeddin Şakir’in icraatları olduğu görülmektedir.

Sonuçta belki de jakobenliğinin bir sonucu olarak Diyarbakır Valisi Dr. Reşit’in dediği gibi “Türklüğü hekimliğine galebe çalmış” ve bu felaketlerde başrolde yer almıştır.

Okumaya devam et

Analiz

AKP sonrası hayal kırıklığı olur mu?

Ekonomide dibe vuruş muhalefetin AKP’ye karşı kullandığı en büyük koz haline geldi. CHP ve İyi Partinin başını çektiği Millet İttifakı bu kozu iyi değerlendirirken, insan hakları ihlalleri ise gündemin gerisinde kaldı. Oysa siyasetçisinden gazetecisine, avukatından memuruna milyonlarca insan, yargı eliyle Cumhuriyet tarihinde eşine az rastlanır mağduriyetler yaşadı. Kötü ekonomi AKP’yi halkın gözünden düşürse de alternatiflerinin hak ihlalleri karşısında umut veremediği görülüyor.

BOLD – CHP ve İyi Parti’nin başını çektiği Millet İttifakı, AKP hükumetinin ekonomik başarısızlığını gündemde tutmayı başarıyor.
Muhalefet sayesinde Türkiye’nin konuştuğu, Merkez Bankasının kayıp 128 milyar dolarlık rezervi, bakanlıklarda ortaya devasa yolsuzluklar, partililerin astronomik maaşları AKP’yi zor durumda bıraktı.
Kötü ekonomi üzerinde yapılan muhalefet başarılı ilerlese de ülkenin tek sorunu ekonomi yönetimi değil. Ne CHP ne de İyi Parti, insan hakları ihlalleri konusunda yeteri kadar politika üretmiyor.
Yüzbinlerce KHK’lı Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmeyen hak ihlalleriyle yaşam mücadelesi veriyor.

MECLİS’TE BİLE HAK İHLALİ VAR

Halkın seçtiği milletvekilleri bir sosyal medya paylaşımı yüzünden vekillikleri düşürülüp yaka paça Meclis’ten dışarı atılıyor, tartaklanarak gözaltına alınıyor.
Meclis’teki 3. Büyük partinin lideri yaklaşık 4,5 yıldır 10 milletvekiliyle birlikte hapiste. HDP’nin seçilmiş 48 belediye başkanı mahkeme kararı olmadan görevlerinden el çektirildi. 19 Belediye başkanı ise cezaevine atıldı.
Türkiye, en çok gazetecinin tutuklu olduğu ülkeler listesinde açık ara lider.

VALİLERİN PANDEMİ BAHANESİ

Hak ihlalleri koronavirüs pandemisiyle başka bir boyut kazandı. Çanakkale Cezaevinde olduğu gibi koronavirüsten ölen mahkumlar siyasetin gündemine hiç gelmedi.  İl valileri pandemiyi bahane ederek, kadın hakları aktivistleri, sağlık çalışanları ve muhalefet partilerinin barışçıl protesto gösterilerini yasaklıyor.
Ekrem İmamoğlu’nun türbe ziyaretinde olduğu gibi, kanunda yer almayan suçlardan siyasi rakiplere soruşturmalar açılıyor. Canan Kaftancıoğlu’na 7 yıl önceki paylaşımları yüzünden 10 yıl hapis cezası verildi.
Terör suçlarından yargılanan sanıkları savunan avukatlar, müvekkilleriyle aynı suçlardan tutuklanma ve yargılanma riskiyle karşı karşıya.

MAFYA BİLE ŞİKAYETÇİ

Organize suç örgütü liderliğinden hükümlü Sedat Peker, evine yapılan polis operasyonunda, operasyonun saati, şekli ve basına servis ediliş şekliyle kendisinin, eşinin ve çocuklarının haklarının ihlal edildiğinden şikayet etti.
Hak ihlalleri listesi uzun. Tahribatın büyüklüğü yüzünden muhalefetin sadece ekonomi üzerinden hükumeti köşeye sıkıştırması bile, ilk seçimde yönetim değişikliğine neden olabilir. Fakat AKP’nin mevcut alternatifleri, eylemleri ve söylemleriyle mağduriyetlerin giderilmesi konusunda pek de umut vermiyor.

Türkiye’yi en doğru anlatan tarihi fotoğraf: Turist gören emekçi Türk

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0