Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Almanya’da ‘gri pasaport’ alarmı: Sınır dışı edilecekler

Alman İçişleri Bakanlığı, Türkiye’den gelen gri pasaportluları takibe aldı. Federal polis ve İnterpol uyarıldı. Tüm Gri Pasaportlar kontrol edilecek, yakalananlar derhal sınır dışı edilecek.

BOLD – Almanya İçişleri Bakanlığı, Türkiye’den gri pasaportla giriş yapanların kaçak olduğunu belirten bir notla Federal Polisi uyardı. Uyarı tüm polis birimlerine, sınırlara ve İnterpol’e iletildi. Sözcü’den Ali Gülen’in haberine göre bakanlık, organize şekilde resmi pasaportla insan ticaretinin sıkı şekilde takibe başladı. Polise bir yapılacaklar listesi ve kontrol sistemlerini de içeren bir talimat gönderildi.

Talimatta, gri pasaportlu Türkler’in sıkı takibi, vizesiz bu pasaportların incelenmesi, gerektiğinde el konulabilmesi ve kişinin memur ya da görevli olup olmadığının bilinmesi için Türkiye Büyükelçiliği’ne sorulması, cevap gelene kadar bekletebilme gibi önlemler yer alıyor.

BU BİR İLK!

Böylece, ilk kez bir devletin resmi pasaportu toptan zan altına girmiş oldu. Bakanlık ayrıca, “Bu olayları çok yakından izliyoruz” açıklaması yaptı. Gri pasaportlular yakalandıkları yerde gözaltına alınacak ve sınır dışı edilecek. Almanya’da suça karışmış olanlar ceza alacak ve bunların Almanya’ya girişleri yasaklanacak.

Olayı soruşturan Hannover Başsavcısı Thomas Klinge, Alman Haber Ajansı DPA’ya verdiği bilgide kaçakları sahte belge düzenleyerek getiren Ersin K. hakkındaki soruşturmaları doğruladı.

Daha önce gelenlerin dışında, AKP’li Yeşilyurt Belediyesi aracılığı ile gelenlerin 5’inin de “Ben Kürt kökenliyim. Eziyet görüyorum” diyerek iltica talebinde bulunduğu açıklandı. Bu kişilerin ismi, adresi ile bilgileri Federal Göç ve Mülteciler Dairesinde (BAMF) yer alıyor.

MANŞETLERDE ONLAR VAR

Bu arada Alman ve diğer Avrupa medyası da, olayları manşetlerine taşımaya başladı. Süddeuttsche Zeitung, Frankfurter Allgemeine Zeitung, Hannover gazetesi HAZ, tüm yerel medya ve TV’ler, “Resmi pasaportla getirilen Türkler, Almanya’da kayıplara karıştı” diye manşet attı.

GRİ PASAPORT NEDİR?

Gri pasaport, 5682 no’lu Pasaport Kanunu kapsamında devlet adına yurt dışında çalışmak üzere görevlendirilen kişilere verilen pasaport türü. Hizmet pasaportu olarak da bilinen gri pasaport, devlet adına yurt dışı görevine gönderilen ancak diplomatik (siyah) ya da hususi (yeşil) pasaportu olmayan kişilere veriliyor. Gri pasaport hizmet kapsamında verilen bir pasaport olduğu için şahsi işler veya tatil amacıyla kullanılmıyor.

Gri pasaport almaya hak kazananlar:

  • Türkiye’nin üyesi olduğu uluslararası kuruluşlardan birinde memur olarak görev alanlar
  • Türk Kızılay Cemiyeti ya da Türk Hava Kurumunun yurt dışında görevlendirdiği kişiler
  • Özel idare, hükumet veya belediyeler tarafından yurt dışı görevine gönderilmiş kişiler

Gri pasaport almaya hak kazanan kişilerin aile fertleri de bu ayrıcalıklardan yararlanabiliyor. Gri pasaport sahibinin eşi, 18 yaşını doldurmamış çocukları, 18 yaşını doldurmuş ancak 25 yaşını geçmemiş öğrenime devam eden, iş sahibi olmayan çocuklar, reşit olsa dahi zihinsel, bedensel ya da ruhsal olarak herhangi bir engeli bulunan ve işsiz çocukları yaş sınırı olmaksızın gri pasaport almaya hak kazanırlar.

Gri pasaport başvuru için başvuru evrakları şunlar:

  • Çalışılan kurum/kuruluş tarafından alınmış gri pasaport talep formu (yetkili kişiye ait ıslak imza, damga, gidilecek ülkeler) ve gri pasaport süresi gibi bilgiler yer almalıdır)
  • Nüfus cüzdanı aslı
  • Varsa önceki pasaportlarınızın aslı
  • 2 adet biyometrik fotoğraf
  • Öğrenciler için güncel öğrenim belgesi
  • Pasaport defter bedeli (gri pasaport harcı ödenmesine gerek yoktur, yalnızca defter bedeli ödenir.)

Dünya

Din istismarına dayalı popülizmin kaçınılmaz sonu: Otoriterlik

Brüksel merkezli Avrupa Popülizm Araştırmaları Merkezi’nin (ECPS) “Asya’da Dinsel Popülizm, Siber Uzay ve Otoriterlik” başlığıyla yayınladığı rapor, Hindistan, Endonezya, Malezya, Pakistan ve Türkiye’nin demokratik yönetimle taçlanabilecek çoğulcu kültürel birikiminin din istismarcısı otoriter popülist iktidarlar tarafından nasıl yok edildiğini ortaya koyuyor.

BOLD – Dördü Müslüman, biri Hindu çoğunluklu beş Asya ülkesinde yapılan bir akademik araştırma İslamcı ya da Hinduist olması fark etmeksizin din istismarına dayalı popülist siyasi hareketlerin hızla otoriterliğe kaydığını akademik verilerle gözler önüne seriyor.

Resmen 2021 Eylül ayında Brüksel’de kurulan Avrupa Popülizm Araştırmaları Merkezi (ECPS), “Asya’da Dinsel Popülizm, Siber Uzay ve Otoriterlik” başlığıyla 40 sayfalık bir rapor yayınladı. Hindistan, Endonezya, Malezya, Pakistan ve Türkiye’yi kapsayan raporda, yüzyıllara dayalı çoğulcu yönetim yapısına ve oldukça heterojen toplum özelliklerine sahip olmalarına rağmen, bu beş ülkenin hak ve özgürlükleri önceleyen köklü demokratik kültürünün ve liberal demokratik bir siyasi yapıyı garanti edecek birikiminin dinci popülistler eliyle nasıl aşındığı verilerle ortaya konuyor.

DİN VE MİLLİYETÇİLİK SÖMÜRÜSÜ

Liderliği Avustralya’nın Deakin Üniversitesi’nden Prof. Dr. İhsan Yılmaz tarafından yapılan 5 ülkeden 6 akademisyen ve araştırmacı tarafından gerçekleştirilen çalışmada, yakın zamana kadar Latin Amerika ve bazı Avrupa ülkelerine has bir politik olgu olduğu düşünülen otoriter popülizmin din ve milliyetçilik sömürüsünü esas alan İslamcı ve Hinduist siyasi hareketler eliyle Asya ülkelerini de tesir altına aldığı kaydediliyor. Kitlelerin siyasi amaçlarla harekete geçirilerek seferber edilmesinde dinsel söylemlerin gücüne dikkat çekilen raporda, inanç ile popülizm buluşmasının oluşturduğu hiper gerçekliğin hem dijital hem de gerçek dünyada sosyo-politik olayların cereyan ettiği bir alana dönüştüğüne dikkat çekiliyor.

Özellikle, dinsel popülizmin dijital alandaki etkilerine odaklanan ECPS raporu, Batı ve Güney Asya’da otoriter dinci-popülist siyasi hareketlerin iktidarda olduğunun, Doğu Asya’da ise bu tarz otoriter dinci-popülist siyasi hareketlerin şimdilik parlamento dışında olduğunun altını çiziyor. Bu ülkelerde Internet ve dijital mecraların yönetilme şeklinin mukayese edildiği raporda, vatandaşların Internet’e erişimlerinin ve bu mecralarda kendilerini ifade etmelerinin önündeki sorunlar “erişim engeli,” “içerik sınırlaması” ve “kullanıcı haklarının ihlali” şeklinde üç kategoride sınıflandırılıyor. Bütün otoriter sistemlerin kullandığı bu yasakçı paketin uygulanmasında incelenen ülkeler arasındaki farklılıkların ve benzerliklerin mukayese edildiği raporda, bu ülkelerde muhaliflerin ve demokrat seslerin alanının sürekli daraltıldığı, otoriter dinci-popülist söylemlerin alanının ise sürekli genişletilerek seslerinin yükseltildiği bulgusuna yer veriliyor.

DİNCİ SİYASETİN ROLÜ

Rapor, Türkiye’nin da aralarında bulunduğu dijital otoriter popülizmin baskın olduğu bu 5 Asya ülkesinde, otoriter dinci-popülist iktidarların ve hareketlerin takip, sansür, dezenformasyon kampanyaları, Internet’in kısmen ya da toptan kapatılması ve organize siber saldırıların yanı sıra tutuklamalar ve dijital alanda şiddetin yayılması gibi yöntemlerin ortak özellikler olduğu kaydediliyor. Bu ülkelerde İslamcı ya da Başbakan Narendra Modi örneğinde olduğu gibi Hinduist iktidarların siber uzayın kontrolü konusunda toplumdaki dinci-popülist güçlerle koordineli çalıştıklarına işaret edilen raporda, dijital otoriterliğin tesisinde milliyetçiliğin yanı sıra dinci siyasetin rolü akademik verilerle gözler önüne seriliyor.

İncelenen 5 Asya ülkesinde iktidarda olan siyasi liderlerin çoğunun Internet yasaklarını dinsel argümanlarla meşrulaştırma yoluna gittiğine değinilen raporda, dini liderlerin de “ahlaki hastalıklar” ve “inançsızlık” salgınını sınırlama argümanıyla bu tür yasakları destekledikleri ifade ediliyor. “Halk” adınaymış gibi hareket edilerek temel hakları ve sivil özgürlükleri kısıtlayan politika değişikliklerinin arkasındaki itici gücün dinci popülizm olduğu kaydedilen raporda, dijital alanın kısıtlanmasının asli dini duyguların değil, dinsel temalarla popülist dilin birleşiminin oluşturduğu hibrit tarzın sonucu olduğunun altı çiziliyor.

Raporda, Türkiye, Pakistan, Malezya ve Endonezya’daki İslamcı trollerin, Hindistan’da ise Hindutva trollerinin son yıllarda daha önce hiç olmadıkları kadar kendilerini muktedir ettiklerini, fiziken görmeksizin hedefe koydukları kurbanlarına telafisi imkânsız büyük duygusal ve psikolojik zararlar verdiklerine özellikle vurgu yapılıyor.

Ankara Barosu TEM şubede devam eden işkencelerle ilgili harekete geçti

Okumaya devam et

Dünya

AP Türkiye Raportörü’nden Erdoğan’a: Aşk mektubu değil, pratikte uygulama bekliyoruz

DW Türkçe’ye konuşan Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa’ya bağlılık konusundaki ifadelerini olumlu bulduklarını ancak somut reformlar beklediklerini söyledi.

BOLD – Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa’ya bağlılık konusundaki ifadelerini olumlu bulduklarını ancak somut reformlar beklediklerini söyledi. İspanyol parlamenter, “Söylemlerinizin eylemlerinizle ahenk içinde olduğunu kanıtlamalısınız” diye konuştu.

Amor, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’yi, bir kez daha, Avrupa Birliği tarihine, kültürüne ve politik alanına bağlayan son açıklamalarını olumlu buluyorum ancak biz Türk makamlarından pratik uygulama bekliyoruz. ‘Daha fazla aşk mektubu göndermeyin, sadece pratik uygulama gönderin’ diyorum. Söylemlerinizin eylemlerinizle ahenk içinde olduğunu kanıtlamalısınız. Reform da AİHM kararlarını yerine getirmek ve AB yoluna pratik uygulamalarla yaklaşmaya çalışmaktan geçiyor.”

“TÜRKİYE’NİN AİHM’LE İLGİLİ YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMESİNİ İSTİYORUZ”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın salıverilmesi ile ilgili kararları ve bu kararları AKP hükumetinin uygulamamasını değerlendiren Avrupalı parlamenter,

“Türkiye Avrupa Konseyi üyesi ve AİHM kararlarını yerine getirmekle yükümlü. Bizim siyasi bir tutum olarak talepte bulunmamız söz konusu değil. Ülkenin imajı söz konusu. Şayet uluslararası yükümlülüklerinizi yerine getirmiyorsanız dünyadaki ortaklarınızın güvenini kaybedersiniz. Bu nedenle ısrar ediyorum.” diye konuştu.

Türkiye’nin Kavala ve Demirtaş davalarıyla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmemesinin Türkiye-AB ilişkilerine etkisini değerlendiren Amor, “Kavala, Demirtaş ve diğer birçok davayı Türkiye’de demokratik standartlardaki muazzam gerilemenin kurbanı ve imajı olarak görüyoruz. Türkiye gerçek ve samimi bir aday ülke olmak istiyorsa başta insan hakları ve hukukun üstünlüğü olmak üzere birçok alanda Avrupa standartlarıyla yakınlaşmak zorunda.” dedi.

AMOR, BU YIL DA MÜZAKERELERİN ASKIYA ALINMASINI İSTEYECEK

Geçen yılki raporda Türkiye ile Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını isteyen Amor, bu yıl aynı talebi yineleyeceklerini söyledi.

Amor, şöyle devam etti:

“Türkiye’den aday ülke olarak bir şeyler istiyorsak, net ve dürüst olmalıyız. Türkiye sonuçta kriterleri yerine getiriyorsa -ki o noktadan henüz çok uzaktayız- kültürel, dini, kimliksel mücadele olamaz. Burası çok net. Teklifimiz işin en başında samimi olmalı zira ancak bu şekilde Türkiye’den taleplerde bulunabiliriz. Türkiye insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında gerekeni yapmadı, çok net gerileme var, bu kaygı verici durum tüm uluslararası raporlarda dile getiriliyor. Müzakerelerin resmen askıya alınmasını istiyoruz çünkü Türk makamlarının bu alanlarda ilerleme kaydetme konusunda siyasi iradeye sahip olmadığı kanaatine vardık. Bu nedenle, artık yeni bir eylem planı okumak istemiyorum. Savcıların sadece bir tweet attıkları için üniversite öğrencileri hakkında suç duyurusunda bulunmadıklarına dair haberler okumak istiyorum. Ya da terörist kavramının çok geniş çerçevede herhangi bir kişiye karşı yargı tarafından kullanılması veya broşür yayımlayan bir kişinin Cumhurbaşkanına fiziki saldırıdan suçlanması gibi. Biz bu konularda ilerleme istiyoruz, sadece daha fazla belge, daha fazla plan ya da reform taslağı değil.”

Ceza hukukçusu Özgenç: KHK’lıların mağduriyetleri kanunla telafi edilmeli

Okumaya devam et

Dünya

Erdoğan hayranı El Salvador Başkanı’na IMF’den Bitcoin uyarısı

IMF, kripto para Bitcoin’i yasal ödeme aracı olarak kabul eden El Salvador’a uyardı. Uluslararası Para Fonu, bir kripto para biriminin resmi para birimi olarak kabul edilmesinin finansal bütünlük ve istikrar ile tüketicinin korunması açısından büyük riskler taşıdığını vurguladı.

BOLD – Geçtiğimiz hafta AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın konuğu olarak Ankara’ya gelen El Salvador Başkanı Nayip Bukele, radikal bir karar alarak kripto parayı ödeme aracı yaptı. IMF, Bitcoin konusunda El Salavador Başkanı Bukele’yi uyardı.

Eylül ayında El Salvador’un ABD dolarının yanında Bitcoin’i de ödeme aracı olarak kabul etmesi tartışmalara sebep olmuştu. El Salvador’un bunun üzerinde kara para aklayacağı uyarısı yapıldı.

1,3 MİLYAR  DOLARI VERMEYEN IMF YENİ KREDİ DE VERMEYECEK

Son olarak IMF yetkilileri de El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’yi kripto para biriminin ülkeye getirdiği riskler konusunda uyardı. Bu gidişle El Salvador’un IMF’den kredi almasının zor olacağını vurguladı. El Salvador geçtiğimiz yıl 1,3 milyar dolarlık bir IMF kredisi istemiş ancak görüşmeler IMF’nin Bitcoin endişeleri nedeniyle engellenmişti.

IMF dün yaptığı açıklamada Bitcoin’in “finansal istikrar, finansal bütünlük ve tüketicinin korunması” üzerindeki riskleri vurguladı. IMF yetkilileri El Salvador’u Bitcoin’in yasal para birimi statüsünün kaldırarak Bitcoin yasasının kapsamını daraltmaya çağırdı.

BİTCOİN’İ RESMİ TEDAVÜLE SOKAN TEK ÜLKE

Geçtiğimiz eylül ayında El Salvador Bitcoin’i ülkede yasal ödeme aracı olarak kabul etmeye başladı. Ülke, geçen yıl 50 bin dolar civarında işlem görürken Bitcoin almaya başladı ve en az 1801 Bitcoin satın aldı. Boomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Bitcoin’in zirveden yüzde 45’lik bir kayıp yaşaması nedeniyle El Salvador’un 20 milyon dolar kaybettiği tahmin ediliyor. Orta Amerika ülkesi, yasal para birimi olan ABD dolarının yanı sıra tüketicilerin tüm işlemlerinde Bitcoin kullanılmasına olanak veriyor.

Bitcoin’i resmen tedavüle sokarak dünyada bir ilke imza atan El Salvador, volkan enerjisiyle Bitcoin madenciliği yapma, Bitcoin Şehri kurma ve Bitcoin tahvili çıkarma gibi girişimleriyle kripto para alanındaki adımlarını hızlandırmıştı.

BİTCOİNCİ BAŞKANIN TÜRKİYE İLGİSİ DİKKAT ÇEKİYOR

El Salvador Başkanı Nayib Bukele’nin başta Bitcoin olmak üzere uyguladığı pek çok politika tartışmalara sebep oldu. 35 yaşındaki lider aynı zamanda Twitter’da yaptığı paylaşımlarla da kendinden söz ettiriyor. Bukele, 19-21 Ocak’ta gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya gelmişti. Bukele, Erdoğan’a övgüler yağdırmıştı.

Bukele son olarak Twitter hesabından Türkiye ziyaretinden görüntülerin yer aldığı bir video paylaştı. Bukele paylaşımında, “Ah Türkiyem! Güzel insanların güzel ülkesi… Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetine, Osmanlı İmparatorluğu’nun hazinesine bu denli sahip çıkılmasına şahit olmak beni hem mutlu etti hem de gururlandırdı” ifadelerini kullandı.

ABD-Rusya arasında Ukrayna krizi: Biden, Putin’i yaptırımla tehdit etti

Okumaya devam et

Popular

Shares