Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Almanya’da Merkel’in halefi belli oldu: Armin Laschet

Almanya’da Hristiyan Birlik partilerinin Başbakanlık adayı Armin Laschet oldu. Sosyal Demokrat Partinin başbakan adayı Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Olaf Scholz, Yeşiller Partisinin başbakan adayı ise Annalena Baerbock.

BOLD – Almanya’da Başbakan Angela Merkel 26 Eylül’de yapılacak seçimlerle birlikte siyasete veda edecek. 2005’ten beri dört kez seçimi kazanarak 16 yıldır ülkeyi yöneten Başbakan Merkel’in bir daha başbakanlığa aday olmayacağını açıklaması diğer partilerin iktidara gelme umutlarını arttırdı.

Almanya’da siyasi partiler genel başkan dışında bir de başbakan adayı seçiyorlar. Bu durumda partilerin genel başkanı ile partinin başbakan adayı bazen aynı kişiler olmayabiliyor.

HRİSTİYAN BİRLİK PARTİLERİNDE LASCHET VE SÖDER YARIŞTI

İktidardaki Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin başbakan adayı bugün belli oldu. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Partisi Genel Başkanı Armin Laschet 26 Eylül’de yapılacak seçimde başbakanlık için yarışacak.

Bir süredir Almanya Başbakanlığı için ortak aday konusunda uzlaşı arayışında olan Hristiyan Birlik (CDU / CSU) partileri cephesinden beklenen açıklama geldi. Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisi lideri ve Bavyera Eyalet Başbakanı Markus Söder, adaylığını geri çektiğini açıkladı. Rakibi Hristiyan Demokrat Parti (CDU) lideri Armin Laschet’in adaylığını kabul ettiğini ifade eden Söder, “Verdiğim söz hala geçerli” diye konuştu.

Pazartesi günü düzenlenen olağanüstü çevrimiçi toplantı öncesi Söder, başbakan adaylığı konusunda kararı CDU’ya bıraktığını açıklamış ve “CSU da, ben de karara saygı duyacağım” demişti.

Böylece 26 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde CDU ve CSU’nun ortak adayı olarak Armin Laschet başbakanlık için yarışacak.

Başbakan Angela Merkel’in partisi CDU’nun yönetim kurulu yaklaşık altı saat süren görüşmelerin ardından sabaha karşı parti lideri Laschet’in başbakan adaylığına desteğini açıklamıştı.

Hristiyan Birlik partileri Almanya’daki 16 eyaletin 15’inde Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) adıyla seçimlere giriyor; Münih ve Nürnberg şehirlerini kapsayan Bavyera eyaletinde ise Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) adı altında teşkilatlanmış durumda.

Alman Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Genel Başkanı Markus Söder

CDU Genel Başkanı ve Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Başbakanı Laschet’in ardından, CSU lideri ve Bavyera Eyaleti Başbakanı Söder’in de yaklaşık 10 gün önce başbakan adayı olmak istediğini açıklamasıyla iki siyasetçi arasında mücadele başlamıştı.

CDU ve CSU geleneksel olarak genel seçimlere ortak bir başbakan adayı ile giriyor, genellikle de başbakan adayı CDU’dan seçiliyor.

Armin Laschet, Ocak ayında yapılan kongrede CDU Genel Başkanlığı’na seçilmişti.

YEŞİLLER’İN BAŞBAKAN ADAYI ANNALENA BAERBOCK

Alman Yeşiller Partisi Eş Genel Başkanları Annalena Baerbock ve Robert Habeck

Almanya’da son dönemlerde yapılan kamuoyu yoklamalarına göre siyasetin yükselen gücü Yeşiller’in başbakan adayı Annalena Baerbock oldu.

41 yaşındaki Baerbock, Avrupa politikası, yoksullukla mücadele ve iklimlerin korunması konularında uzman olarak biliniyor. Buna karşılık siyaset uzmanları, Baerbock’un ekonomi konularında eksiklikleri olduğunu vurguluyor. 2013’ten bu yana Yeşiller’den Federal Meclis milletvekili olan evli ve iki çocuk annesi Baerbock, 2018’den bu yana Robert Habeck ile partiye eş başkanlık yapıyor.

Kadın-erkek eşitliğine büyük özen gösteren Yeşiller’in tüzüğüne göre, partide makamlarda öncelik kadınlara veriliyor. Erkekler ise kadın adayın feragat etmesi durumunda söz konusu makam için aday olabiliyor.

TÜRKLERİN ARMİN’İ

Almanya’nın en çok nüsufa sahip eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya’nın başbakanı Armin Laschet, Merkel’in partisini merkez sağda konumlandıran, diğer parti seçmenlerine de hitap eden ılımlı politikalarına yakınlığı ile tanınıyor.

2015 yılındaki mülteci krizi sonrasında Merkel’in izlediği “açık kapı” politikasına destek veren 59 yaşındaki Laschet, Türkiyeli göçmen nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti’nin uyum bakanı olarak da görev yaptı. Göçmen kuruluşları ve temsilcileri ile yakın ilişki içerisinde olan Laschet, liberal görüşleri nedeniyle sağcı kesimlerin eleştiri oklarının hedefindeki bir siyasetçi.

Angela Merkel ve Armin Laschet

Hatta Laschet, Alman basını ve kimi siyasetçiler tarafından “Türklerin Armin’i” olarak da adlandırılıyor. Yeşiller Partili Cem Özdemir, bir televizyon programında, sunucunun Laschet’ten söz ederken bu takma adı kullanması üzerine, “Ben bu tanımlamanızı reddediyorum” sözleriyle tepki göstermiş, sağcılar tarafından kötü amaçla takılan bu tür lakapların demokratlar tarafından kullanılmaması gerektiğini savunmuştu.

Armin Laschet, geçmiş yıllarda Türkiye iç siyasetinde yaşanan gerilim ve kutuplaşmanın, Almanya’daki Türk toplumuna yansımalarını frenlemeye çalışan, bu gerilimin Almanya topraklarına taşınmaması çağrısını yapan, hatta bunların iç güvenliği tehdit etme noktasına gelmesini önlemek için de aktif rol üstlenen siyasetçilerden.

“ÜYELİK SÜRECİNE SON VERMEK SADECE ERDOĞAN’I GÜÇLENDİRİR”

Laschet, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türk Hükümeti ile Almanya arasında yaşanan ağır siyasi gerilim ve krizler sırasında “şantaj ve tehditlere boyun eğilmemesi” gerektiğini savunmakla birlikte, NATO üyesi ve AB’nin komşusu olduğuna vurgu yaptığı Türkiye’nin ülke olarak Almanya için önem taşıdığına dikkat çekerek, iki ülke arasındaki tüm görüş ayrılıklarına rağmen diyalogun muhafaza edilmesini, sorunların bu yolla çözümlenmesi gerektiğini savunmuştu.

Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine karşı olan ama daha önceki federal hükümetlerin verdiği sözlere, ahde vefa ilkesi ışığında, bağlı kalınması gerektiğini savunan Laschet, hukuk devleti alanındaki gerileme nedeniyle Türkiye’nin AB üyelik sürecine son verilmesine de karşı çıkıyor.

Laschet, “Bu ancak Erdoğan’ı güçlendirir” diyerek Türkiye’de AKP’ye oy vermemiş milyonlarca insan olduğunu, üyelik sürecine son vermenin akılcı bir adım olmayacağını savunuyor. Geçen yıl Erdoğan’ın “Kapıyı açtık” sözleri üzerine Yunanistan sınırına yaşanan göçmen akınının yol açtığı kriz sırasında, “Şantaja boyun eğmemeliyiz” diyerek tepki gösteren Laschet, bununla birlikte Türkiye’ye ağırladığı Suriyeli mülteciler için daha fazla mali yardım yapılması gerektiğini savunuyor.

YEŞİLLER ANKETLERDE İKİNCİ SIRADA

Yeşiller, son yapılan kamuoyu yoklamalarına göre Hristiyan Birlik partilerinin ardından ikinci sırada bulunuyor.

Anketlerde Yeşiller’e artan destek, şu andaki Birlik Partileri-Sosyal Demokrat Parti (SPD) koalisyonunun son aylarda büyük eleştirilere uğrayan korona politikalarının ve KOVID-19 aşısını hizmete sunmaktaki başarısızlığının bir sonucu olarak tanımlanıyor.

Ayrıca maske tedariki sürecinde CDU ve CSU’lu bazı milletvekillerin karıştığı yolsuzluklar, Birlik Partileri’nde büyük oranda prestij kaybına yol açmıştı.

YEŞİLLER, TÜRKİYE’Yİ ÇOK SERT SÖYLEMLERLE ELEŞTİRİYOR

Yeşiller, son dönemde Türkiye’yi çok sert biçimde eleştiriyor. Alman hükümeti ve Avrupa Birliği’nin ‘demokrasi ve insan hakları konusunda Türkiye’ye baskı kurmak için elindeki tüm araçları kullanması’ gerektiği görüşünü ifade eden Yeşiller, bu bağlamda sıklıkla ekonomik yaptırımları da gündeme getiriyor. Yeşiller Partisi ayrıca AB ile Türkiye arasında imzalanan mülteci mutabakatının da sona erdirilmesini savunuyor.

SOSYAL DEMOKRAT PARTİ DE BAŞBAKAN ADAYINI BELİRLEDİ

Almanya Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Olaf Scholz

Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise aday olarak Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Olaf Scholz’u belirledi. Ancak Scholz’un başbakan olması olasılığı çok düşük.

Uzun süredir derin bir bölünmüşlük içerisinde olan SPD’nin oy oranı yüzde 16’larda seyrediyor. Son yapılan kamuoyu yoklamalarında Almanya’da bu hafta sonu genel seçim olsa CDU/CSU’nun yüzde 25, Yeşiller’in yüzde 23, Almanya için Alternatif’in (AfD) yüzde 11, Hür Demokrat Parti’nin (FDP) yüzde 10 ve Sol Parti’nin yüzde 9.5 oy alacağı saptandı.

Bu veriler ışığında Yeşiller öncülüğünde SPD ve FDP ile koalisyon veya Yeşiller, SPD ve Sol Parti’nin katılımıyla koalisyon oluşturulabileceği belirtiliyor. Böyle bir durumda Yeşiller Partisi’nden Baerbock, Başbakan Merkel’den boşalacak koltuğa oturarak tarihe geçecek.

Almanya’da ‘gri pasaport’ alarmı: Sınır dışı edilecekler

Dünya

Almanya’dan çarpıcı araştırma: İslam entegrasyona engel değil

Almanya Federal Göç ve Mülteci Dairesi, Almanya’da yaşayan Müslümanlarla ilgili ilginç bir çalışma gerçekleştirdi. Müslümanların yaşamının incelendiği çalışma, dinin günlük yaşam üzerindeki etkisini ve İslam’ın entegrasyona neden engel olmadığını açıklıyor.

BOLD – Almanya Federal Göç ve Mülteci Dairesi’nden (BAMF) Sosyolog Katrin Pfündel ve Ekonomist Dr. Kerstin Tanis Almanya’da yaşayan Müslüman nüfusu araştırdı. Haber portalı DTJ’de yayınlanan röportajda Pfündel ve Tanis araştırmaya dair merak edilen soruları yanıtladı.

MÜSLÜMAN NÜFUSTA BÜYÜK ARTIŞ

Almanya’da 5,3 – 5,6 milyon arasında Müslüman yaşıdığıı belirten Pfündel, “Yakın ve Orta Doğu’daki Müslüman ülkelerden artan göçler sonrası bu sayının 2015’ten bu yana yaklaşık 1 milyon arttığını söyledi.

Bu sayının Almanya’da toplam nüfusun oranı yüzde 6,5’ine dek geldiğini söyleyen Pfündel, “‘Almanya’da Müslüman Yaşamı 2020’ araştırmamızın bir parçası olarak, Almanya’daki Müslüman yaşamın çok çeşitli olduğu sonucuna vardık. Türk kökenli Müslümanlar, Müslüman halk arasında en büyük menşe grubu olmaya devam ediyor. Almanya, ancak birkaç yıl önceki gibi artık mutlak çoğunluk değil” diye konuştu.

KÖKENE VE İNANCA GÖRE FARKLILAR VAR

Müslüman toplumların özelliklerine de değinen Pfündel: “Çalışma için günlük dini uygulamaların çeşitli yönlerini topladık. Müslümanlar için çok farklı anlamları olduğu gösterilmiştir. Örneğin yüzde 39’u her gün ibadet ediyor. Ancak yaklaşık dörtte biri hiç ibadet etmiyor. Dini yiyecek ve içecek kurallarına uyanların oranı yüzde 70. Dini bayramların kutlanması da Müslümanlar için çok önemli. Burada kökene veya inanca göre farklılıklar vardır. Bir örnek vermek gerekirse: Kuzey Afrika’daki Müslümanların yüzde 85’i oruç tutarken, Güneydoğu Avrupa’dan gelen Müslümanların sadece yüzde 40’ı oruç tutuyor” dedi.

ENTEGRASYON SÜRECİ ABARTILIYOR

Dinin entegrasyon üzerindeki etkisine değinen Tanis kıyaslama yapabilmek için de Müslümanlarla Hristiyanları karşılaştırdıklarını söyledi. Karşılaştırma sonucuyla ilgili Tanis: “Neredeyse hiç fark yoktu. Çalışmanın kendisinde, örneğin Almanca bilgisi, eğitim nitelikleri veya Almanya’ya bağlanma gibi çeşitli göstergelere başvurduk. Verilerimiz, sosyal köken, Almanya’da kalış süresi veya göç tarihi gibi etkileyen faktörlerin entegrasyon için basit dini bağlılıktan daha yüksek bir açıklayıcı değere sahip olduğunu göstermektedir. Her şeyi açıklığa kavuşturacak olursak: Dini bağlılığın entegrasyon süreci üzerindeki etkisinin genellikle abartıldığı sonucuna varıyoruz” ifadelerini kullandı.

MÜSLÜMANLARIN 3’TE 2’Sİ ALMANLARLA TEMAS HALİNDE

Tanis, Müslümanların topluma sosyal katılımıyla ilgili de: “Sosyal içerme, entegrasyon sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu bağlamda, örneğin, menşe ülkeleriyle ilgili Alman dernek ve derneklerine üyelikleri ve ayrıca Alman kökenli kişilerle temas sıklığını sorduk. Bu iki göstergeye bakarsak, Müslümanların büyük çoğunluğunun Almanya’da oldukça iyi entegre olduğunu görürüz. Günlük temaslarla ilgili olarak, örneğin, tüm Müslümanların üçte ikisinin genellikle Alman kökenli insanlarla temas halinde olduğu görülebilir. Bu mahalleyi, aileyi ve aynı zamanda arkadaş çevresini de etkiler. Temas sıklığı işyerinde en yüksektir ve neredeyse yüzde 100’dür” şeklinde konuştu.

Bazıları naz yapsa da erken seçim yükleniyor

Okumaya devam et

Dünya

Türkiye AB savunma projesinde yer almak için başvurdu

Türkiye‘nin, AB ülkelerinin savunma alanında ortak çalışmalarına çerçeve oluşturan Yapılandırılmış Daimi İşbirliği (PESCO) projesinde yer almak üzere başvurduğu ileri sürüldü. Türkiye ile ilgili kararda Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın tepkisi belirleyici olacak.

BOLD – Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin savunma alanında yoğun işbirliğine çerçeve oluşturan Yapılandırılmış Daimi İşbirliği’nin (PESCO) bir projesinde yer almak üzere resmen başvurdu.

Alman Welt am Sonntag gazetesinin diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre Türkiye, yer almak istediği PESCO projesinin koordinasyonundan sorumlu olan AB ülkesi Hollanda’ya bu konuda geçen hafta resmi başvuru yaptı.

Türkiye’nin yer almak istediği milyarlık projenin ‘askeri hareket kabiliyetinin iyileştirilmesini’ içerdiği bildiriliyor. Hollanda, askeri birliklerin ve askeri araç ile teçhizatın Avrupa içinde naklinin iyileştirilmesine dair projeninin koordinasyonunu yürüten üye ülke.

Kasım 2020’den bu yana AB üyesi olmayan ülkeler de PESCO projelerine katılabiliyor. PESCO 24 AB üyesi ülkesi müşterekliğinde yürütülüyor.

AB ÜYESİ OLMAYAN ÜLKELER HANGİ ŞARTLARLA KATILABİLİYOR?

Avrupa Birliği dönem başkanlığını Almanya’nın yönettiği 2020’nin ikinci yarısında, AB üyesi olmayan ülkelerin de PESCO projelerinde yer alabilmesinin önü açılmıştı.

AB üyesi olmayan ülkelerin belli siyasi, yasal ve maddi kriterleri yerine getirmesi şartıyla projelere dahil olması mümkün. Bu kriterlerin başında da söz konusu ülkenin AB’nin değerlerini paylaşması, ayrıca AB ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkileri ilkeleri çerçevesinde davranması, ortak güvenlik ve savunma çıkarlarıyla çelişecek adımlar atmaması şartı bulunuyor.

Mayıs ayı başında Brüksel’de düzenlenen AB ülkeleri savunma bakanları toplantısında Türkiye’nin dahil olmak istediği projeye ABD, Kanada ve Norveç’in de katılabilmesi yönünde izin çıkmıştı. PESCO projeleri, katılımcı ülkelerin tamamı veya bir kısmının iştiraki ile yürütülebiliyor. AB Konseyi de projeye dahil olmak isteyen AB üyesi olmayan ülkelerin gerekli şartları yerine getirip getirmediğini denetlemekle yükümlü.

2017 yılında kurulan PESCO, proje üyesi ülkelere savunma kabiliyetlerini işbirliği içinde geliştirme, operasyonel hazırlık yürütme ve askeri kuvvetlerin katkılarını artırma imkanı tanıyor. PESCO kapsamında şu ana kadar eğitim, kara formasyon sistemleri, deniz ve hava sistemleri, siber güvenlik gibi alanlarda biri tamamlanmış, 46 da süren proje bulunuyor.

GÜNEY KIBRIS VE YUNANİSTAN’IN TAVRI BELİRLEYİCİ OLACAK

Geçen yıl Doğu Akdeniz’deki gerilimlerin yaşandığı göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin AB’nin ortak savunma projesine iştirak için başvuruda bulunmasına Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın tepkisinin ne olacağı merak konusu. Welt am Sonntag gazetesine konuşan, adını vermek istemeyen diplomatlar, “Türkiye ile PESCO çerçevesinde yapılacak bir işbirliğinin AB ile NATO arasındaki işbirliğini iyileştirimesi dışında Türkiye ile Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında da normalleşme sağlamasını umut ediyoruz” dedi.

PESCO, Avrupa Birliği’nin güvenlik ve savunma alanındaki hareket kabiliyetini iyileştirme ve söz konusu alanlardaki zaafiyetin kapatılması amacını hedefliyor. Avrupa’da askeri birliklerle araç ve teçhizatların nakliye ve hareketliliğini kapsayan ve Türkiye’nin de dahil olmak üzere başvurduğu iddia edilen proje 46 PESCO projesinden sadece biri.

Avrupalı yetkililere göre, birliğin koyduğu şartlar dolayısıyla Rusya ve Çin, PESCO projelerinde yer alamaz. Son dönemde Avrupa Birliği ile ilişkileri bozulan Türkiye’nin de yer almaması gerekiyor. Avrupalı diplomatlar Türkiye’nin projeleri alınması durumunda kapının bütün ülkelerin katılımına açılmış olacağını belirtiyor.

EURACTIV sitesi, Kasım ayında yaptığı haberde Türkiye’nin Güney Kıbrıs’la problemleri çözülmediği sürece, Doğu Akdeniz’de de Yunanistan ve Fransa ile yaşadığı gerilim dinmeden Türkiye’nin PESCO projelerine alınmamasının kararlaştırıldığını iddia etmişti.

Türkiye’nin projeye katılımını ‘Truva Atı’ gibi gören Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın Ankara’nın başvurusuna karşı çıkması bekleniyor.

Arabistan Türkiye’nin verileri inandırıcı bulunmuyor

Okumaya devam et

Dünya

Greepeace açıkladı: İngiltere’deki plastik atıklar Türkiye’de yakıldı

Çevre örgütü Greenpeace, İngiltere’deki plastik atıkların yaklaşık yüzde 40’ının Türkiye’ye ihraç edildiğini ve yasa dışı yollarla toplanıp yakıldığını açıkladı.

BOLD – Uluslararası çevre örgütü Greenpeace (Yeşil Barış) tarafından yayımlanan yeni bir rapora göre, geçen yıl İngiltere’deki plastik atıkların yaklaşık yüzde 40’ı Türkiye’ye ihraç edildi ve yasa dışı yollarla toplanıp yakıldı.

Raporda İngiltere’nin 2020 yılında Türkiye’ye ihraç ettiği plastik atıkların 210 bin ton civarında olduğu söylenirken araştırmacılar, atıkların Türkiye’de geri dönüştürülmek yerine, bir kısmının yollara, tarlalara ve su kaynaklarına atıldığını ve buralarda yakıldığını tespit etti.

Araştırmacılar rapor için Adana’daki 10 çöp sahasını inceledi ve İngiltere’de faaliyet gösteren Tesco, Asda, Co-op, Aldi, Sainsbury’s, Lidl ve Marks & Spencer gibi süpermarketlere ait plastik poşetler ve yine bu şirketlerin ürünlerini buldu.

Rapora göre Akdeniz kıyılarında da, İngiliz markası tuvalet kağıdı ambalajları da dahil olmak üzere, sahil boyunca İngiltere’den ithal edilmiş plastik bulundu.

Atıkların bir yıldan daha eski olamayacağının bir göstergesi olarak çöp sahalarında İngiltere’de yapılmış bir koronavirüs antikor testi de bulundu.

Raporda Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük plastik atık çöp ithalatçısı olabileceği yönünde uyarılarda bulunuldu.

AVRUPA’NIN EN BÜYÜK PLASTİK ATIK ÇÖPLÜĞÜ TÜRKİYE

Rapor Türkiye’nin 2016 yılında İngiltere’den 12 bin tonluk plastik atık ithal ettiğini aktarırken 2020 yılına gelindiği ise bu miktarın 18 kat artarak, İngiltere’nin toplam plastik atığının yüzde 40’ına denk düştüğünü gösterdi.

Avrupa Birliği (AB) üye ülkeleri de geçtiğimiz yıl 2016’ya kıyasla Türkiye’ye 20 kat daha fazla plastik atık gönderdi.

Türkiye merkezli Greenpeace Akdeniz’in biyoçeşitlilik projesi sorumlusu Nihan Temiz, Avrupa’dan Türkiye’ye her gün 241 kamyon dolusu plastik atık geldiğini söyledi.

Temiz, “Verilerden ve sahadan görebildiğimiz kadarıyla, Avrupa’nın en büyük plastik atık çöplüğü olmaya devam ediyoruz.”

Türkiye, Malezya ve Polonya ile beraber 2020’de en yüksek plastik atık ithal eden ülkeler arasında.

İngiltere ABD’den sonra kişi başı plastik atık üretiminde dünyada ikinci sırada yer aldı. 2018 yılında İngiltere’de tahmini 5,2 milyon ton plastik atık üretildi.

AB ülkeleri çöplerini Türkiye’ye gönderiyor

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0