Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Erdoğan’ın pişkinlikleri

15 Temmuz sonrası Türkiye siyasi, ekonomi ve adalet alanlarında büyük gerileme yaşadı. Gün geçmiyor ki bu gerilemeleri su yüzüne çıkaran hükumet aleyhine bir skandal patlak vermesin. Ne yaşanırsa yaşansın Erdoğan, konuşmalarında pembe tablodan vazgeçmiyor.

BOLD –  AKP’li Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan, hafta sonu İstanbul’daki Huber Köşkü’nden canlı bağlantıyla katıldığı Hasankeyf-2 Köprüsü açılış töreninde şunları söyledi: “İnsanlarımız çoğu zaman tedavi için, üniversite eğitimi, iş, aş bulmak için Avrupa’ya Amerika’ya gitmek zorunda kalırdı. Allah’a hamdolsun bugün bu tablo büyük oranda tersine döndü.”

Erdoğan bu konuşmayı, AKP’li Malatya Yeşilyurt Belediyesinin gri pasaportla Almanya’ya eğitim ve kültür faaliyeti için gönderdiği 45 kişiden 43’ünün geri gelmemesi skandalının ardından yaptı. Yapılan tüm anketlerde gençlerin büyük kısmı yurt dışında yaşamak istediğini söylüyor. Metropoll Araştırmanın Şubat ayı anketine göre, AKP’lilerin yüzde 34 de yurt dışında yaşamak istiyor.

EKONOMİK PİŞKİNLİK

Pandemi, gelişmekte olan ülkeler liginde olan Türkiye ekonomisinde ağır hasar bıraktı. Türkiye ekonomisi pandeminin vurduğu Nisan-Mayıs 2020 döneminde yaklaşık yüzde 10 küçüldü. Son bir yılda hayat pahalılığı artarken, işsizlik ve yoksulluk geniş kesimlere yayıldı. Uzmanlar ailelere doğrudan yardımların ulaşması gerektiği konusunda hemfikir.

Erdoğan ise tüm bunlara rağmen, ekonomide pembe tablo çizmeye devam ediyor. Türk ekonomisine dair karamsar senaryolar çizen uluslararası kuruluşların tablolarını güncellemeye başladığını söyleyen Erdoğan: “Aynı şekilde ihracatta, sanayi üretiminde her ay yeni rekorların haberlerini alıyoruz. Mart ayında ihracatımız geçen yılın mart ayına göre yüzde 42,2 artışla tüm zamanların en yüksek aylık ihracatı olan 18,9 milyon dolara ulaştı. Elbette sıkıntılarımız var ama aynı zamanda geleceğe ümitle bakmak için pek çok sebebe de sahibiz. İnşallah 2021 senesini ülkemiz ve milletimiz için bir şahlanış senesine dönüştüreceğiz. Bunu da hep olduğu gibi kardeşlikle, dayanışmayla, birlik ve beraberlikle başaracağız. Tüm umutlarını Türkiye’nin tökezlemesine, ülkemizin kaosa ve krize sürüklenmesine bağlayan muhterislere fırsat vermeyeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

ADALET PİŞKİNLİĞİ

15 Temmuz’dan sonra ülkede tam bir hukuk katliamı yaşandı. Yerel mahkemelerin üst mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin karalarını takmadığı , Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararları başta olmak üzere bazı önemli kararlarının uygulanmadığı, yüzbinlerce insanın uluslararası hukuk normlara uymayan delillerle tutuklu yargılandığı Türkiye’de vatandaşın adalete olan güveni de sarsıldı. Yapılan kamuoyu araştırmalarında Türkiye’nin en büyük sorunları arasında, ekonomi ve pandemiden sonra adalet 3. sırada yer alıyor. İktidar, muhalefet tarafından yargıyı siyasallaştırmakla suçlanıyor.

MERKEL’DEN AİHM UYARISI

Türkiye’deki hukuksuzluklar AB ve üye devletleri de rahatsız ediyor. Son olarak Almanya Başbakanı Angela Merkel, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Avrupa Konseyi üyelerini, AİHM kararlarını ‘hızlı ve kapsamlı bir şekilde’ uygulamaya çağırdı.

Öte yandan, siyaset Akademisi’nin açılışındaki konuşmasında Erdoğan adalet ile ilgili şunları kaydetti: “Adaletin olmadığı yer oksijensiz dünya gibidir. Her işinizde adaleti gözetirseniz, siyaseten küçülmez tam tersine sürekli büyürsünüz. Attığınız her adımda, söylediğiniz her sözde, yaptığınız her işte millet sizi görür, notunuzu verir, günü geldiğinde de yerinizi gösterir. Siyasetçinin sözü ve tavrı kendi hayatında karşılık bulduğu ölçüde etkilidir.”

Siyasi, ekonomi ve adalet alanlarındaki büyük gerilemeye rağmen, her konuşmasına pembe tablo çizen Erdoğan, pişkinlikte de ısrarını sürdürüyor.

Merkel’den AİHM kararlarını uyun çağrısı

Analiz

Sedat Peker’in son videosu Hizmet Hareketine kurulan tuzağı deşifre etti

Hizmet Hareketi’ne yönelik kurulan kumpaslarla ilgili itiraflara bir yenisi daha eklendi. Daha önce AKP’li Şamil Tayyar ve Serkan Kurtuluş’un gündeme getirdiği Fetö Borsası iddiasını bu kez de suç örgütü lideri Sedat Peker doğruladı. Peker, “Yarısını istiyor bizim derinciler” dedi.

BOLD ANALİZ – Hizmet Hareketi mensuplarının mallarına çökülmesiyle ilgili bir itiraf da organize suç örgütü lideri Sedat Peker’den geldi. Peker birçok iş adamının mallarına haksız yere çöküldüğünün belirterek, bununla ilgili tapu kayıtlarının incelenmesinin yeterli olacağının altını çizdi.

SERKAN KURTULUŞ DA AÇIKLAMIŞTI

Arjantin’e kaçan ve AKP’nin birlikte iş yaptığı suç örgütü lideri Serkan Kurtuluş da Türkiye’de devlet-mafya ortaklığının ne kadar güçlü olduğunu anlatmıştı. Kurtuluş, eski Başbakan Binali Yıldırım ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da bulunduğu FETÖ Borsası itiraflarında bulunmuştu. Kurtuluş, Rahip Brunson’a suikast, Rus uçağının düşürülmesi, Suriye’de yaşananlarla ilgili anlattıkları sonrasında FBI harekete geçmişti.

AKP’Lİ TAYYAR DA İTİRAF ETTİ

AKP’li Şamil Tayyar da illerde oluşturulan FETÖ borsaları ile ilgili katıldığı bir televizyon kanalında açıklamalar yapmıştı. Tayyar, “Gaziantep’te çok ciddi FETÖ borsası var. Milyon dolarlar dönüyor. Ben bunu söylüyorum. Evet, itirafçı adı altında iş adamlarını serbest bırakıyorlar. Türkiye’nin birçok yerinde var bu. Ben milletvekiliyim her konuşmam suç duyurusudur. Bununla ilgili daha bugün suç duyurusunda bulundum, HSK teftiş kuruluna. Sadece televizyonda konuşmuyorum. HSK ne yapmış? Bir yerde problem var” demişti.

KÜÇÜK VE METİNER DE BORSANIN PARÇALARI

AKP’ye yakın gazeteci Cem Küçük ve AKP’li Mehmet Metiner’in de Kayseri’de oluşturulan Fetö Borsası’nın elemanları olduğu öne sürülmüştü. Gazeteci Mehmet Tahsin, Cem Küçük ve Mehmet Metiner’in iş adamlarına giderek haklarında gizli soruşturma olduğunu söyleyerek korkuttukları, ardından çözme vaadiyle şantajla para kopardıklarını yazmıştı.

YARISINI İSTİYOR BİZİM DERİNCİLER

Sedat Peker, son yayınladığı videoda borsa iddialarını doğruladı. Peker, “Tapu dairelerine bir yazı yazılsın. Bakın tapuların yarısı nerelere gitmiş. Parası olan FETÖ’cülükten yırtıyor, para olmayan cezaevinde. Bu nasıl bir adalet?  Adam ‘FETÖ’den alınırsam hepsi gidecek devlete’ diyor. Yarısını istiyor bizim ‘derin’ciler” demişti.

İngiltere’de 53 parlamenterden Türkiye’yle ilgili mektup: Kaygı duyuyoruz

Okumaya devam et

Analiz

Teşkilat’ın katliamcısı: Dr. Bahaeddin Şakir kimdir?

İttihatçıların istihbarat örgütü Teşkilat-ı Mahsusa’nın önemli isimlerinden Bahaeddin Şakir, Ermeni Tehciri sırasında yapılan katliamları organize etti. Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye’yi terk etti ancak Berlin’de bir suikasta kurban gitti.

BOLD – Dr. Yüksel Nizamoğlu, TR724’te yayınlanan yazısında İttihat ve Terakki merkez heyetinin en önemli isimlerinden Dr. Bahaeddin Şakir’i anlattı.

Nizamoğlu, Bahaeddin Şakir ile ilgili şu bilgileri paylaştı: “İttihat ve Terakki’nin merkez heyetinin en önemli kişilerinden birisi Dr. Bahaeddin Şakir’dir. O, adeta cemiyetin derin yapısının lideri gibidir ve cemiyetteki görevinden dolayı İttihat ve Terakki hükümetlerinde bakanlık yapmamıştır. Buna karşılık İttihatçıların istihbarat teşkilatı olarak oluşturduğu, yurt içi ve yurt dışında operasyonlar yapan Teşkilat-ı Mahsusa’nın önemli isimlerinden biri olmuştur. Teşkilat-ı Mahsusa adına Kafkas cephesinde bulunmuş ve tehcir sırasında yapılan katliamların organizatörü olmakla itham edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonunda önde gelen diğer İttihatçılar gibi Türkiye’yi terk eden Bahaeddin Şakir, Ermenilerin takibinden kurtulamayacak ve Berlin’de bir suikast sonucunda hayata veda edecektir.”

Bahaeddin Şakir’in dikkat çeken hayatının detayları için işte yazının devamı…

İTTİHATÇI-İHTİLALCİ BAHAEDDİN ŞAKİR

1874 yılında dünyaya gelen Bahaeddin Şakir’in doğum yeri olarak İstanbul ve İslimiye şeklinde iki farklı yer belirtilmektedir. O henüz on sekiz yaşında iken Askeri Tıbbiye’yi yüzbaşı rütbesiyle birincilikle bitirmiş ve sonrasında İttihat ve Terakki içinde Dr. Nazım ve Dr. Rusuhi gibi “Doktor” olarak anılan üç kişiden biri olmuştur.

İttihat ve Terakki’nin ilk üyelerinden olan Bahaeddin Şakir, sonradan resmî “veliaht” ilan edilecek olan şehzade Yusuf İzzeddin Efendi’nin doktorluğunu yapmış hatta onun verdiği paraların Jön Türklere ulaştırılmasında aracı olmuştu. Ancak yurt dışındaki İttihatçılarla haberleştiği gerekçesiyle Erzincan’a sürgün edilecek ve buradan firar ederek Paris’e gidecektir.

Avrupa’da iken cemiyetin geçirdiği sarsıntıdan çıkmasında ve Ermeni örgütleriyle iş birliği yapmasında aktif bir rol üstlenmiştir. O Balkan komitelerini ve Ermeni ihtilal komitelerini, Avrupa’daki sosyalist ve anarşist örgütleri inceleyerek İttihat ve Terakki’nin bir fikir kulübünden ihtilalci ve komitacı bir kimliğe dönüşmesini sağlayan ve orduda örgütlenmeden başarıya ulaşılamayacağını öngören kişidir.

Firarında ve Paris’te kaldığı dönemde en çok yardımı, Ermeni entelektüel Diran Kelekyan’dan gören Bahaeddin Şakir, Arif Cemil’e göre 24 Nisan 1915’te Ermeni aydınlarının Ayaş ve Çankırı’ya sürülmesi sonrasında onun ortadan kaldırılmasını organize eden kişi olmuştur.

“Hıristiyanlara düşmanlığıyla bilinen” Dr. Nazım’dan etkilenen Bahaeddin Şakir, önce İslamcılık sonra da Türkçülük düşüncesini savunmuş, Prens Sabahattin tarafından ortaya atılan adem-i merkeziyetçilik fikrine ise şiddetle karşı çıkmıştır.

Bahaeddin Şakir, İttihat ve Terakki’nin Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile birleşmesinde önemli bir rol oynamış hatta meşrutiyetin ikinci defa ilanı için Erzurum’u seçmiş, bunun için Hüseyin Tosun’u buraya göndermişse de Vali’nin örfi idare ilanıyla hedef gerçekleşmemiş ve meşrutiyet Manastır’da ilan edilmişti.

Bahaeddin Şakir’in meşrutiyetin ilanı sonrasında İttihatçıların Padişah ve Sadrazam’la muhatap olmaları için oluşturduğu heyette yer alması, İttihatçıların yayınladığı Şura-i Ümmet gazetesinin imtiyaz sahipliğini üstlenmesi, onun cemiyet içindeki ağırlığını göstermektedir. Yurda dönüşünde Mekteb-i Tıbbiye’deki görevine iade edilen Bahaeddin Şakir, 1918’e kadar resmen hem bu görevini hem de atandığı Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’nı devam ettirmiştir.

TEŞKİLAT-I MAHSUSA’DA

Bahaeddin Şakir’in Ermenilere karşı ilk hareketi olarak 1909’da Adana’da yaşanan olaylar gösterilmektedir. Benzer bir durum Arnavutlara karşı da yaşanmış, Dr. Nazım ve Dr. Bahaeddin Şakir, Arnavutların silahsızlandırılması için hükümete baskı yaparak Arnavutların küstürülmesine ve isyanlarına neden olmuşlardır. Bu durumun ağır bir faturası Balkan Harbi’nde çıkacak ve Osmanlı Devleti, Arnavutların desteğinden büyük ölçüde mahrum kalacaktır.

Balkan Harbi’nde Edirne’de görev yapan Bahaeddin Şakir, Bulgarlara esir düştü ve İstanbul’a dönüşünde Teşkilat-ı Mahsusa’da siyasi bölüm şefi olarak yer aldı. İttihat ve Terakki’nin savaşa girme kararında etkili isimlerden birisi olduğu gibi savaş esnasında Kafkas cephesinde aktif olarak bulundu. Görevi, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkasya operasyonları kapsamında Rus egemenliğindeki Türkî toplulukları ayaklandırmaktı.

Bunun için Erzurum’a geldi ve kurduğu Kafkas İhtilal Cemiyeti ile Kafkas topluluklarını harekete geçirmeye çalıştı. Ayrıca III. Ordu bölgesinde gönüllü alaylar oluşturarak “Bahaeddin Bey Müfrezesi” denilen bu birliklerle Ruslara karşı savaştı. Ancak bu faaliyetleri, mülkî ve askerî erkanın üzerinde bir konum sergilemesi, İttihat ve Terakki temsilcisi olarak parti kimliğiyle hareket etmesi komutanların şikayetlerine yol açtı.

Bahaeddin Şakir, 1915 Mart’ında İstanbul’a döndü ve bundan sonra Teşkilat-ı Mahsusa adına dışarıda bir isyan çıkarma yerine Ruslarla iş birliği yapma ihtimaline binaen Ermenileri hedef alan planlar yapmaya başladı.

TEHCİRDEKİ ROLÜ

Bahaeddin Şakir, tehcir kararının alınmasında ve uygulanmasında en önemli isimlerden birisi olarak değerlendirilmektedir. Diğer iddia ise oluşturduğu “özel örgüt” vasıtasıyla tehcir esnasında yaşanan katliamları organize ettiği şeklindedir.

İttihatçı aydınlardan Ahmet Rıza Bey’in “mutaassıp bir vatansever” olarak tanımladığı, Yahya Kemal’in “saplandığı fikirleri şiddet ve hiddetle savunduğunu” ifade ettiği Bahaeddin Şakir’i, Hüseyin Cahit tam bir “jakoben” olarak tarif etmiştir.

Bahaeddin Şakir, Ermenileri “iç düşman” olarak değerlendirmiş ve tehcir sırasındaki faaliyetlerini buna göre organize etmiştir. Bu nedenle Süleyman Askerî tarafından programda “yağma ve talan olmadığı” şeklinde uyarılmış, M. Şükrü Bleda’ya göre benzer ikazlar birçok kez Merkez-i Umumi tarafından da yapılmıştır.

6 Mart 1916’da III. Ordu komutanlığı görevine başlayan Vehip Paşa, mütareke döneminde “Tehcir ve Taktil Mahkemelerinde” okunan raporunda tehcirin bir katliama dönüşmesiyle ilgili olarak onu suçlamakta ve otomobiliyle gezerek katliam emirleri verdiğini ifade etmektedir. Paşa’ya göre bununla ilgili delil olmamasının nedeni, Bahaeddin Şakir’in emirleri “şifahi” olarak vermesiydi.

Yine Trabzon Tehciri Davası’nda Trabzon tehcirinin planlanmasında onun etkili olduğu ve emirleriyle bölgedeki Ermenilerin bir kısmının çocuklarıyla birlikte öldürüldüğü hatta denize döküldüğü iddia edilmiştir.

Bahaeddin Şakir MamuretülAziz Tehciri Davası’nda gıyabında yargılanmış ve idama mahkûm edilmiştir. Gerekçelerde çok ağır iddialar yer almakta ve suçlarının sabit olduğu belirtilmektedir. Bunlar, Teşkilat-ı Mahsusa reisi sıfatıyla Trabzon ve Erzurum’a giderek hapisten tahliye edilen kişileri Ermeniler aleyhine teşkilatlandırmak, onlar vasıtasıyla Ermenileri öldürtmek, mallarını yağma ettirmek, valilere gönderdiği şifrelerle Ermenilerin imhası için emirler vermekti.

Bunun yanında herhalde vicdanını rahatlatmak için olsa gerek, eşinin anlatımına göre iki yetim Ermeni çocuğunu evlatlık olarak İstanbul’a getirmiş ve onları yetiştirmiştir.

YURT DIŞINA KAÇIŞI

Bahaeddin Şakir bir ihtilalci olarak Mehmet Reşad’ın ölümüyle tahta çıkan ve “tam bir İttihatçı düşmanı olan” Vahdettin’i tahttan indirme planları da yapmıştır. 1918’de Mondros Mütarekesi sonrasında ülkeyi terk eden İttihatçı liderler arasında yer almış ve ölümüne kadar yaşayacağı Berlin’e gitmiştir.

Enver Paşa ile Millî Mücadele için Bolşeviklerin yardımını alma amacıyla Moskova’ya giden, Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kurultayı’na katılan kişilerden birisi de Bahaeddin Şakir’dir.

1921’de yeniden Berlin’e döndü ve 1922 yılında eski Trabzon Valisi Cemal Azmi ile bir suikasta kurban gitti. Ancak suikastçılar yakalanamadı. Bugün Dr. Bahaeddin Şakir’in mezarı Berlin’de bulunmaktadır.

Öldüğünde eşi ve çocukları Berlin’de parasız kaldılar. Atatürk devrinde Bahaeddin Şakir’in ailesine Ermenilerden geriye kalan mallardan Osmanbey’de dört katlı bir bina, İnönü devrinde de Galata’da dükkân hissesi verilmesi, cumhuriyet idaresinin katliam iddialarına rağmen ailesine sahip çıktığını göstermektedir.

Ayrıca belli zamanlarda mezarının taşınması gündeme getirilmektedir. En son “İttihatçı” olmasıyla bilinen Celal Bayar bıraktığı vasiyetinde bu talebi dile getirmiştir.

Bahaeddin Şakir’in bir hatıratının olmaması nedeniyle hakkındaki iddialara nasıl bir cevap verdiğini bilmek mümkün değildir. Yine tehcir davalarında bizzat yargılanamaması da suçlamalarla ilgili önemli bir boşluktur.

Buna karşılık hakkında ortaya atılan iddialar ve mahkemelerde şahitlerin verdiği ifadeler, tehcirin katliama dönüşmesinde önde gelen isim olduğunu ortaya koymaktadır. Bugün de soykırım iddialarının temelindeki en önemli kişinin Dr. Bahaeddin Şakir’in icraatları olduğu görülmektedir.

Sonuçta belki de jakobenliğinin bir sonucu olarak Diyarbakır Valisi Dr. Reşit’in dediği gibi “Türklüğü hekimliğine galebe çalmış” ve bu felaketlerde başrolde yer almıştır.

Okumaya devam et

Analiz

AKP sonrası hayal kırıklığı olur mu?

Ekonomide dibe vuruş muhalefetin AKP’ye karşı kullandığı en büyük koz haline geldi. CHP ve İyi Partinin başını çektiği Millet İttifakı bu kozu iyi değerlendirirken, insan hakları ihlalleri ise gündemin gerisinde kaldı. Oysa siyasetçisinden gazetecisine, avukatından memuruna milyonlarca insan, yargı eliyle Cumhuriyet tarihinde eşine az rastlanır mağduriyetler yaşadı. Kötü ekonomi AKP’yi halkın gözünden düşürse de alternatiflerinin hak ihlalleri karşısında umut veremediği görülüyor.

BOLD – CHP ve İyi Parti’nin başını çektiği Millet İttifakı, AKP hükumetinin ekonomik başarısızlığını gündemde tutmayı başarıyor.
Muhalefet sayesinde Türkiye’nin konuştuğu, Merkez Bankasının kayıp 128 milyar dolarlık rezervi, bakanlıklarda ortaya devasa yolsuzluklar, partililerin astronomik maaşları AKP’yi zor durumda bıraktı.
Kötü ekonomi üzerinde yapılan muhalefet başarılı ilerlese de ülkenin tek sorunu ekonomi yönetimi değil. Ne CHP ne de İyi Parti, insan hakları ihlalleri konusunda yeteri kadar politika üretmiyor.
Yüzbinlerce KHK’lı Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmeyen hak ihlalleriyle yaşam mücadelesi veriyor.

MECLİS’TE BİLE HAK İHLALİ VAR

Halkın seçtiği milletvekilleri bir sosyal medya paylaşımı yüzünden vekillikleri düşürülüp yaka paça Meclis’ten dışarı atılıyor, tartaklanarak gözaltına alınıyor.
Meclis’teki 3. Büyük partinin lideri yaklaşık 4,5 yıldır 10 milletvekiliyle birlikte hapiste. HDP’nin seçilmiş 48 belediye başkanı mahkeme kararı olmadan görevlerinden el çektirildi. 19 Belediye başkanı ise cezaevine atıldı.
Türkiye, en çok gazetecinin tutuklu olduğu ülkeler listesinde açık ara lider.

VALİLERİN PANDEMİ BAHANESİ

Hak ihlalleri koronavirüs pandemisiyle başka bir boyut kazandı. Çanakkale Cezaevinde olduğu gibi koronavirüsten ölen mahkumlar siyasetin gündemine hiç gelmedi.  İl valileri pandemiyi bahane ederek, kadın hakları aktivistleri, sağlık çalışanları ve muhalefet partilerinin barışçıl protesto gösterilerini yasaklıyor.
Ekrem İmamoğlu’nun türbe ziyaretinde olduğu gibi, kanunda yer almayan suçlardan siyasi rakiplere soruşturmalar açılıyor. Canan Kaftancıoğlu’na 7 yıl önceki paylaşımları yüzünden 10 yıl hapis cezası verildi.
Terör suçlarından yargılanan sanıkları savunan avukatlar, müvekkilleriyle aynı suçlardan tutuklanma ve yargılanma riskiyle karşı karşıya.

MAFYA BİLE ŞİKAYETÇİ

Organize suç örgütü liderliğinden hükümlü Sedat Peker, evine yapılan polis operasyonunda, operasyonun saati, şekli ve basına servis ediliş şekliyle kendisinin, eşinin ve çocuklarının haklarının ihlal edildiğinden şikayet etti.
Hak ihlalleri listesi uzun. Tahribatın büyüklüğü yüzünden muhalefetin sadece ekonomi üzerinden hükumeti köşeye sıkıştırması bile, ilk seçimde yönetim değişikliğine neden olabilir. Fakat AKP’nin mevcut alternatifleri, eylemleri ve söylemleriyle mağduriyetlerin giderilmesi konusunda pek de umut vermiyor.

Türkiye’yi en doğru anlatan tarihi fotoğraf: Turist gören emekçi Türk

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0