Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Tertemiz bir mafya babası!

Youtube videolarıyla Türkiye’de siyaset-mafya ilişkisini yeniden gündeme getiren Sedat Peker’in adli sicil kaydının temiz olduğu ortaya çıktı. Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, “Susurluk’u aşan bir durum var” dedi.

BOLD – Organize Suç örgütü lideri olduğu belirtilerek kırmızı bültenle aranan Sedat Peker’in, Mehmet Ağar ve oğlu Tolga Ağar üzerinden ortaya attığı iddialarla ilgili yargıdan henüz bir adım atılmadı. İddiaların araştırılmasına ilişkin herhangi bir inceleme veya soruşturma olmadığı öğrenilirken, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında muhalif kesimleri hedef gösteren ve üç davada beraat, bir soruşturmada ise takipsizlik alan Sedat Peker’in adli sicil kaydının “temiz” olduğu ortaya çıktı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü “suç örgütü” soruşturması kapsamında aranan Sedat Peker’in, operasyondan aylarca önce kendisine “bilgi gelmesi” üzerine yurt dışına kaçtığı basına yansıdı. Bu operasyon konusunda Pelikancılar ve Mehmet Ağar’ı suçlayan Peker’in YouTube hesabı üzerinden yayınladığı üç video, Türkiye’nin gündemine oturdu.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre işte Sedat Peker’in hikayesi ve Türkiye’de mafya-devlet-siyaset üçgeni arasındaki ilişkilerin detayları…

İSMİNİ REİS SEDAT PEKER OLARAK DEĞİŞTİRDİ

Rizeli bir ailenin çocuğu olarak Sakarya’da 1971 yılında dünyaya gelen Sedat Peker, faili meçhul cinayetlerin yaşandığı, Susurluk çetesi ve JİTEM gibi suç örgütlerinin ortaya çıktığı 1990’lı yıllardan itibaren mafya oluşumlarının içerisinde yer aldı.

Çevresinde kendisine “Reis” denilen Peker, daha sonra bu lakabını mahkeme kararıyla isim dahi yaptırdı ve “Reis Sedat Peker” adını aldı.

2000’lerin başına kadar Peker’e zaman zaman çeşitli operasyonlar yapıldı. 1997’de Rize’de Abdullah Topçu’yu öldürmek suçundan beraat eden Peker, daha sonra işlediği çeşitli suçlar nedeniyle Romanya’ya kaçtı.

1998’de bu ülkeden Türkiye’ye getirilen Peker, “suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüte üye olmak” suçundan 8 ay 29 gün tutuklu kaldı. İstanbul’da 12 Mart 2005 tarihinde düzenlenen operasyonda tutuklanan Sedat Peker, 109 kişinin yargılandığı davada, “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek”, “hürriyetinden yoksun bırakmak” ve “evrakta sahtecilik” gibi suçlardan toplam 14 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı. Peker’in aldığı hapis cezası, bu süreçte bozularak 1 yıl 3 aya düşürüldü.

ERGENEKON’DAN HAPSE ATILDI

Peker, 27 Ocak 2012 yılında Ergenekon davasında “silahlı örgüt üyesi olmak” suçundan da tutuklandı. Bu davada 10 yıl hapis cezasına çarptırılan Peker, 17-25 Aralık operasyonundan sonra cemaat ile hükümet arasındaki ortaklığın bozulmasının etkisiyle Ergenekon davasında yaşanan tahliyeler kapsamında cezaevinden çıktı. Yaklaşık 9 yıl cezaevinde kalan Peker, çıktıktan sonra “yıldızı” parlayan isimlerdendi.

“Hayırsever iş adamı” görüntüsü veren Peker, 2015’te Taha Ün’ün düğününde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile fotoğraf vermişti. Rize’de 10 Ekim katliamından bir gün önce, 9 Ekim 2015’te 4 bin kişinin katıldığı “teröre lanet” mitinginde konuşan Peker, “Adeta dünyanın şah damarları kesilmişçesine oluk oluk hepsinin kanlarını akıtacağız. Nehirler dolusu kanları aktıkları zaman anlayacaklar” şeklinde tehditler savurdu.

15 TEMMUZ SONRASI MUHALİFLERİ HEDEF ALDI

15 Temmuz darbe girişiminin ardından “alan” kazanan Peker, bu süreçte toplumun muhalif kesimlerini de hedefine koymayı sürdürdü. Ancak yargı, Peker’in tartışmalı sözlerine “hoşgörülü” yaklaşan kararlara imza attı.

Sedat Peker, 13 Ocak 2016 tarihinde kendi adını taşıyan internet sitesinde, “Sözde Aydınlar Çanlar İlk Önce Sizin İçin Çalacak” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıda, Barış Akademisyenleri’ni hedef gösteren Peker, “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızda duş alacağız” dedi. Şikâyet üzerine Peker hakkında İstanbul Anadolu 20. Asliye Ceza Mahkemesi’nde “tehdit” ve “suç işlemeye alenen tahrik etmek” suçlarından dava açıldı. Mahkeme, 13 Temmuz 2018’de suçun yasal unsurlarının oluşmaması gerekçesiyle Peker’in beraatine karar verdi.

Kararın gerekçesinde, sanığın ele aldığı metinin kaba ve ağır sözler içerse de suç işleme kastı ile söylenmediği iddia edilirken, “devlet egemenliğinin ortadan kalkması, kamu düzenini bozulması halinde yaşanacak olası durumlara vurgu yapmak amacıyla uyarı mahiyetinde söylendiği” savunuldu.

“BOYUNLARINDAN BAYRAK DİREKLERİNE ASACAĞIZ”

Peker, İstanbul Anadolu 41. Asliye Ceza Mahkemesi’nde de “suç işlemeye alenen tahrik etmek” iddiasıyla yargılandı. Peker’in yargılanmasının nedeni, 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümünde 2017’de Üsküdar’da düzenlenen şehitleri anma programındaki “Cezaevleri de bir gün basılacak. Ancak onların hayal ettiği gibi değil. Dışarıda yakaladıklarımızın hepsini ağaçlara, bayrak direklerine astıktan sonra cezaevlerine de gireceğiz. Onları cezaevlerinde de asacağız. Boyunlarından asacağız bayrak direklerine” sözleri oldu.

Sedat Peker’i “eylemin suç oluşturmadığı” gerekçesiyle beraat ettiren mahkeme ise şu gerekçeyi kararına yazdı: “Sanığın sözlerinden, genel olarak devlet ve hükümete karşı yeni bir darbe girişiminde ya da eylemde bulunulması halinde milletin aynı şekilde ve daha şiddetli olarak karşılık vereceği anlamının çıktığı, bu sözlerin de herhangi bir suç oluşturmadığı, zira ismi ne olursa olsun, terör örgütlerine karşı devlet ve milletin yanında olmak her Türk vatandaşının borcu ve görevi olduğu, sanığın bu görevini kendi dünya görüşü çerçevesinde, yargılamaya konu sözleri ile kendince ifa ettiği, anılan bu sözleri sarf ettikten sonra herhangi bir şiddet içerikli olay ya da eylemin de baş göstermediği anlaşılmıştır.”

SENİ BUGÜNE KADAR ÖLDÜRMEMİŞ OLMAM BİLE…

Sedat Peker, “Seni bugüne kadar öldürmemiş olmam bile, benim suç örgütü lideri olmadığımın en büyük kanıtıdır” diyerek gazeteci yazar Fatih Altaylı’yı tehdit etmek suçundan da İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandı. Peker, davada 2019 yılında beraat etti. 2019’da İstanbul Ataşehir’de bir işyerinin açılışında konuşan Sedat Peker, “Silah iyi insanların elinde bir güvencedir. Bu sebeple imkânı olanlar ruhsatlı silahlar, av tüfekleri alsınlar, mutlaka hazırlıklı olsunlar” dedi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bu sözlere ise takipsizlik kararı verdi.

SABIKASI ‘TEMİZ’ ÇIKTI

Sedat Peker’in “Adli Sicil Kaydı” sorgulamasında “Yukarıda kimlik bilgileri bulunan şahsın adli sicil kaydı yoktur” sonucu çıktı. Peker’in arşiv kaydında ise sadece Kelebek operasyonundaki mahkûmiyet kararı yer aldı.

Siyasi iktidarla yakın ilişkiler kuran, yargı tarafından da korunduğu izlenimi verilen Sedat Peker, Ocak 2020 tarihinde sürpriz bir şekilde yurt dışına çıktı.

Karabağ’dan açıklama yapan Peker, bunun gerekçesini ise “Bu sene üniversite mezuniyetimi tamamlayıp diplomamı alacağım. Ayrıca ticari çalışmalarım için bazı ülkelerden de oturum alma işlemlerimi tamamladım” sözleriyle açıkladı.

GÖRÜNÜRDE POLİS ÖZÜNDE HAİN

“Ben herhangi bir suç işlemedim ki aranayım” iddiasında bulunan Peker, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin polisleriyle hiçbir sorunum yok, olamaz da. Ancak bu şerefli teşkilatın içine bir şekilde monte olmuş görünürde polis ama özünde hain olanlarla bizim hesabımız her zaman var olacaktır” diyerek, polis teşkilatı içindeki bazı grupları işaret etti.

Peker’in yurt dışına kaçmasının ardından Alaattin Çakıcı ile yaşadığı gerilim de gün yüzüne çıkmaya başladı. Çakıcı’nın henüz cezaevindeyken Peker’e yönelik “ona etek giydireceğim” sözü sosyal medyada yayıldı. Bunun üzerine bir video yayınlayan Peker, “Ancak küçük Sedat’a prezervatif giydirebilir” yanıtını verdi.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ısrarı üzerine infaz paketi kapsamında Alaattin Çakıcı 16 Nisan 2020’de tahliye oldu. Peker’in boşalttığı yeri, Çakıcı doldurdu. Mayıs 2020’de ise bir arabulucunun etkisiyle telefonda konuşan Peker ve Çakıcı’nın barıştığı iddia edildi. Çakıcı, bir süre sonra Bodrum Marina’da Mehmet Ağar, Korkut Eken, Engin Alan ile birlikte fotoğraf verdi.

SEDAT PEKER’İN İDDİALARI
  • 9 Nisan 2021’de “Sedat Peker Suç Örgütü”ne yönelik 63 kişiye operasyon düzenlenmesiyle birlikte Sedat Peker, üç ayrı video yayınlayarak karşı hamle yaptı.
  • Peker, konuşmalarında özellikle Mehmet Ağar ve “Pelikancılar” diyerek Serhat Albayrak’ı suçladığı görüldü.
  • Palmali Group’un sahibi Azeri-Türk iş adamı Mübariz Mansimov’un Gülen yapılanmasını kapsamında tutuklanması konusunda Ağar’a işaret eden Peker, Ağar ve oğlu Tolga Ağar’ı Mansimov’un mallarına çökmekle suçladı.
  • Peker, Elazığ’da 28 Mart 2019’da evinde ölü bulunan Kazakistan uyruklu üniversite öğrencisi Yeldana Kaharman’ın ölümünden Tolga Ağar’ı sorumlu tutarak “Bir tane kızcağız var Kırgız veya Kazak uyruklu. Bir gün evvel jandarmaya gidiyor, ‘Tolga Ağar bana taciz yaptı’. Tecavüz, kibarlaştırmaya gerek yok. Kıza tecavüz ediyor. Kız şikayet ediyor. Daha sonra helikopterle gelip babası (Mehmet Ağar) bu kızı aldırıyor. Kız ertesi günü ölü bulunuyor… Kimse ağzını açmıyor. E derin devletin başı. Adam ne isterse o oluyor” dedi.
  • Kolombiya’da operasyonla ele geçirilen 4 ton 900 kilo kokainle ilgili de Ağar’a işaret eden Peker, “Lütfen internete gidin bakın Kolombiya Limanı’nda 4 ton 900 kilo kokain yakaladılar. Açıklama yaptılar, ‘Bunlar Türkiye’ye gidecekti’ diye. İzmir Limanına bir kimya firmasına. Türkiye’de bu kokainleri teslim alacak yerle ilgili hiçbir operasyon yok. Hiç kimseye. Biz 4 ton bulgur getirsek bizi alır faturayı eksik yazdık diye gelir nezarete atarsınız. Uyuşturucunun geldiği adres belli” dedi.
  • Peker’in bir diğer iddiası da eski AKP Milletvekili Feyzi İşbaşaran’ı cumhurbaşkanına hakaretten gözaltına alındığı sırada “dövdürttüğü” oldu.
YARGI KURUMLARI SEDAT PEKER’İ CİDDİYE BİLE ALMADI!

Peker’in iddialarının ardından gözler yargıya çevrildi. Peker’in Kazakistanlı gazetecinin ölümüyle ilgili Tolga Ağar’ı suçlamasına karşılık Jandarma Genel Komutanlığı ile Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmadı, bunun yerine Peker’i yalanlayan bir açıklama yaptı. Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve oğlu Tolga Ağar’la ilgili de henüz açılmış bir soruşturma yok. Peker’in diğer iddialarıyla ilgili de herhangi bir soruşturma açılmadığı öğrenildi. Buna ilişkin ne yargı ne de bakanlık çevreleri olumlu bir yanıt vermedi.

ESKİ MİTÇİ’DEN KAVGANIN PERDE ARKASI

DW’nin haberinde eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’in de Sedat Peker’in iddialarına ilişkin değerlendirmeleri yer aldı. Peker’in 1990’lı yıllardan itibaren günümüze kadar gelen gelişmelerden örnekler verdiğini anımsatan Öneş, yaşanan kavga için şu ifadeleri kullandı:

“Bu konuşma olayı, hukuk sisteminin zayıfladığı, devlet kurumsal yapılarının çözüldüğü ve siyasetin içinde belirli şahıs ve grupların mafyatik veya suç örgütü ile bulaşık insanlarla olan ilişkilerinin geliştiği bir süreçte yeniden bir ortaya çıkış olarak görülebilir. Burada suç örgütleri arası veya belirli bir gruplar arasındaki bir alana hâkimiyet kurma ve karşılıklı birbirlerini tasfiye olayının da etkisini görüyorum.”

“Bu tamamen tarafsız ve bağımsız yargı sisteminin ortadan kalktığı, güvenlik sistemindeki zafiyetlerinin oluşması ve maalesef bazı örnekler, siyasette bu grupların kullanma ihtimalinin de ortaya çıktığını gösteriyor” diyen Öneş, son dönemde bazı gazeteci ve siyasetçilere yönelik saldırıların arkasında bu grupların kullanılıp kullanılmadığının da araştırılmasını istedi.

SUSURLUK DÖNEMİNE Mİ GEÇİLDİ?

Öneş, “Çakıcı ve Mehmet Ağar ekibinin yeniden alan hâkimiyeti kazanması, yeniden Susurluk dönemine mi geçildiğini gösteriyor” sorusu üzerine ise şu yanıtı verdi:

“Susurluk dönemindeki yapıyı aşan bir durumun ortaya çıktığını düşünüyorum. Susurluk döneminde devlet içindeki kirlenmiş yapılar olduğu kadar, bunları temizlemek isteyen kurumsal yapılar da vardı. Ama devlet içinde gene siyasi bağlantıları olan dar çerçevede olmasına rağmen illegal yapılarını yürütebilen bu tip örgütsel yapılar ortaya çıkmıştı. Bugün böylesine yapılarla ilişkilerin siyasetçiler tarafından sergilendiği bir dönemi de ortaya çıkarıyoruz. Siyasetin açıkça Peker ve Çakıcı grubuyla olan ilişkileri ortada. Böylesi yapılar için af yasası çıkarıldı. Onun için Susurluk dönemini aşan bir durum var, diyorum.”

Çakıcı-Ağar yapısının şu an hangi siyasi kanada yakın olduğuna ilişkin soruyu da cevaplayan Öneş, “Erdoğan iktidarının çürümekte olduğunu herkes görüyor. Bunun telaşının AKP üzerinde de olduğunu değerlendirebiliyoruz. Ama buna rağmen özellikle siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın olduğun bir ortamda, hukuk sisteminden uzaklaşılan bir ortamda, bu tip yapılarla ilişkilerin geliştiğini de görebiliyoruz. O bakımdan bunu Bahçeli veya AKP iktidarının bağlantısının ağırlıklı olduğu şeklinde değil, gelişmeleri gören bilenlerin bir ittifakı olan sonuçlar olarak bakıyorum” görüşünü aktardı.

Gündem

Yeniden yargılanan Soma’nın patronu rahat: Patron korkmaz burası Türkiye

Yargıtay’ın patronlar lehine bozduğu Soma faciası davasının 3. duruşmasında SEBGİS ile savunma yapan maden sahibi Can Gürkan cezadan korkmadığını söyledi. Türkiye’de patronların cezadan korkmadığını söyleyen Gürkan’ın sözleri cezasız kalan toplu işçi ölümlerinin yaşandığı büyük faciaları hatırlattı.

BOLD – Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma maden kazası davasının 3. duruşması bugün yapıldı. Tutuklu sanığın olmadığı dava Yargıtay’ın patronlar lehine verdiği bozma kararı sonrası Akhisar Ceza Mahkemesi’nde 13 Nisan’da tekrar görülmeye başladı.

Duruşmaya SEGBİS ile katılan maden sahibi Can Gürkan, savunma yaptı. Sözlerine “Beni az çok tanıdınız sayın başkan” diyerek başlayan Gürkan, “Sayın hakim, siz bu davaya neden geç geldiniz, Aytaç Ballı (Davadan alınan eski mahkeme başkanı) bazı konularda yanlış düşünüyordu. Neden kaza olduğu hala bilinmiyor. Olası kasttan ceza verseniz de hiçbir patron korkmaz, burası Türkiye. Sermayeye bu kadar düşman olmaya ne gerek var anlamıyorum” diye konuştu. Gürkan’ın sözleri salondaki yakınlarını kaybeden ailelerin tepkisini çekti.

Gürkan’ın sözleri bir Türkiye gerçeğini daha görünür kıldı. Yakın zamanda toplu işçi ölümlerine neden olan bir çok faciada patronlar, siyasi bağlantıları sayesinde paçayı kurtarmayı bildi.

10 CAN İÇİN PARA CEZASI

İstanbul Mecidiyeköy’de 6 Eylül 2014’te eski Ali Sami Yen Stadı arazisinde Torunlar İnşaat tarafından yapılan Torun Center’ın inşaatında malzeme ve işçi taşıyan asansörün 32. kattan zemine düşmesi sonucu, 10 işçi hayatını kaybetmişti. Olaya ilişkin 25 kişi hakkında “Taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçundan 2 buçuk yıldan 22 buçuk yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

YEREL MAHKEME PARA CEZASINA ÇEVİRDİ

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 yıl süren yargılama sonucunda davayı karara bağlayarak, 9 sanığı 8 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırdı, hapis cezası da 60 bin 800’er lira adli para cezasına çevrildi. Mahkeme 16 sanık hakkında ise beraat kararı verdi. Karar 2019 yılında Yargıtay tarafından onandı.

AYNI MADENDE AYNI ŞEKİLDE ART ARDA 2 KAZA

Balıkesir’in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy’de Şentaş Madencilik’e ait kömür ocağındaki grizu patlaması sonucu 2006 yılında 17 işçi hayatını kaybetti.

Olayı soruşturan savcı, bilirkişi raporunun, ocakta havalandırmanın yetersiz olduğunu, elektrik kablolarının antigrizu özelliği taşımadığını, patlamanın bu nedenle meydana gelebileceğini ortaya koyduğunu söyledi. Yapılan incelemelerde madende yeterli önlem alınmadığı vurgulandı.

Yaşanan facianın ardından şirketin patronu ve sorumlular ceza almadı. Kapatılan ocak kısa bir süre sonra yeniden faaliyete geçti.

Bundan 4 yıl sonra aynı maden şirketine ait bir ocakta aynı sebeplerden dolayı yaşanan grizu patlaması sonucu ise 13 işçi madende, 4 işçi kaldırıldıkları hastanede hayatını kaybetti.

Tüm raporlara rağmen dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, 13 kişinin ölümüyle sonuçlanan grizu patlamasının yaşandığı maden ocağının yakın zamanda denetimden geçtiğini belirterek, “Denetim raporlarımızda kapatmayı gerektiren bir durum söz konusu değildi” dedi.

Türkiye’nin gerçeğe açlarını kim doyuruverecek?

Okumaya devam et

Gündem

Yargıtay kanser hastası Ayşe Özdoğan cezasını onayladı: Hapse gönderilecek!

Yargıtay, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 9,4 yıl hapis cezasına çarptırılan Ayşe Özdoğan’ın dosyasını bugün onayladı. Hasta haliyle tekrar hapse girmek istemeyen ve kendini çaresiz hisseden Özdoğan yetkililere seslendi.

BOLD – Ayşe Özdoğan, özel bir yurtta idarecilik yaptığı için eşiyle birlikte 8 Nisan 2019’da Antalya’da gözaltına alındı. Kalbi delik dünyaya gelen 7 yaşındaki oğlu Burak Hamza’nın durumu göz önünde bulundurularak o dönemde adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Edebiyat öğretmeni eşi İlker Özdoğan ise tutuklanıp Antalya Döşemealtı Cezaevine gönderildi.

Ancak eşinin tutuklanmasıyla hayatı alt üst olan Ayşe Özdoğan’ın yaşadıkları bunlarla sınırlı kalmadı. Bir yandan oğlunun sağlığıyla ilgileniyor, diğer yandan eşine koşturmaya çalışıyordu ki kanser olduğunu öğrendi. Özdoğan’a 7 Kasım 2019’da tıpta çok nadir görülen Maxciller Sinus kanseri teşhisi konuldu ve hemen üst çenesinden ameliyat edildi.

Tutuksuz yargılanan ve ilk mahkemesi 31 Temmuz 2019’da görülen Özdoğan’ın, ikinci mahkemesi 4 Aralık 2019’daydı. Yani ameliyattan tam iki hafta sonra… Çenesindeki dikişler nedeniyle konuşamayan, ameliyatta çok kan kaybettiği için ayakta duramayan Özdoğan o haliyle mahkemeye gitmek zorunda kaldı. Çünkü savcı, gelmezse tutuklanacağını söylemişti.

Özdoğan mahkemeye gitti, yaşadığı stres nedeniyle mahkeme sırasında bayıldı. Hemen önünde duran eşi “Ayşeee” nidasıyla yanına gitmek isteyince izin verilmedi, salondan çıkarıldı. Özdoğan’a ilk müdahale yapıldıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi duruşmaya devam edildi.

ÇIPLAK ARAMAYA MARUZ KALDI

Mahkeme heyetine kanser tüm raporlarını, pet sonuçlarını, MR’ları sunmasına rağmen 12 Aralık 2019’daki karar mahkemesinde savcı en üst seviyeden ceza verilmesini istedi. Eşi 13,5, kendisi 9,5 yıl hapis cezasına çarptırılıp tutuklanan Özdoğan Antalya L Tipi Cezaevine gönderildi.

Mahkemedeki herkesin tutuklanmasına şok olduğu Özdoğan cezaevinde de birçok hak ihlaline maruz kaldı. Mahkeme süreçlerini ve hapiste yaşadıklarını iki ay önce Bold Medya’ya anlatan Özdoğan’ı gardiyanların bile şaşkınlıkla karşıladı. “Yoğun bakımdan hasta mı kaçırdınız?” diye tepki gösterdiler.

Ağzında maskesi, yüzü gözü şiş bir şekilde hapse konulan Özdoğan çıplak aramadan geçirildi. Cezaevi kimliği için fotoğraf çekilirken tekrar yere yığıldı. Parmak izi için elini kağıda bastıramayacak kadar güçsüzdü, başkaları kolundan tutup bu işlemi yapmasına yardımcı oldu.

Kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacak haldeydi. 35 kişinin kaldığı 15 kişilik koğuşta hijyenik olmayan, kalabalık bir ortamda yaşamaya mecbur bırakıldı. Hapisteki ilk gecesinde kaloriferlerin yanmadığı cezaevinde, aralık ayının soğuğunda yerde uyudu.

Beslenmesi ise daha zordu. Haşlanmış yumurta için bir hafta önceden sipariş veriliyordu. Gün gün yiyeceği her yumurta 7 gün öncede haşlanıyordu. Sıcak su haftanın üç günü veriliyordu. Kişi başına 6 dakika düşüyordu. Tek başına banyo yapması imkansız olan Özdoğan’ın 6 dakikada kişisel bakımını yapması gerekiyordu.

Hastaneye jandarma ordusuyla, tabut diye tabir edilen cezaevi aracında götürüldü. Tekerlekli sandalye olmadığı zamanlarda yürümek zorunda kaldı. O dönemde HDP Kocaeli Milletvekili olan Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun çabaları başta olmak üzere sosyal medya baskısı nedeniyle haftada üç gün imza şartıyla tahliye edilen Özdoğan’ın ikinci ameliyatı geciktiği için vücudunda birçok kayıp yaşadı.

Hapisten çıktıktan iki gün sonra Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki randevusuna giden Özdoğan’a doktor “Niye bu kadar ara verdiniz, geç kalmışsınız” dedi. Hemen ameliyat edildi. Geç kalındığı için sol üst dişi, sol damağı, elmacık kemiği, lenf bezleri alındı. Son çenesinin altı boş kaldı. Bacağından 20 cm kemik alınıp yüzüne konuldu. Bu ameliyatlar tüm vücudunu etkiledi. İşitme, görme ve konuşma kaybı meydana geldi. Yürüme sıkıntısı var. Gözyaşı kanalları alındığı için gözyaşı hiç durmuyor, sürekli akıyor. Gözünün altına platin konulduğu için o bölgede dışarıdan da görülen iltihap oluşuyor.

Tüm bu ağır ameliyatlardan sonra Ayşe Özdoğan’ın durumu şimdi daha da kritik. Tümör iki gözünün ortasına, beyin sapına çok yakın olan bölgeye sıçradı. Tekrar ameliyat olması çok riskli. Isparta’da özel bir yurtta müdürlük yaptığı için tanık ifadelerine dayanılarak 9,4 yıl hapis cezasına çarptırılan Özdoğan, dosyası Yargıtay tarafından  bugün onaylandı. 14Bu haliyle hapse girmek istemeyen Ayşe Özdoğan, yaşadıklarını Avrupa Adalet İnisiyatifi’nin Youtube kanalı Justice TV’ye bir kez daha gözyaşlarıyla anlatarak yetkililere çağrıda bulundu.

Ayşe Özdoğan: “İkinci ameliyattan sonra eve ilk geldiğimde oğlum benden korktu. Yüzüm, bacağım çok kötüydü. İmza için karakola gidemeyince 3 gün sonra polisler eve geldi. Sorularına ben yazarak cevap verdim. Bana inanmayan polisler doğru mu söylüyorum diye gelip yüzümü incelediler.”

Kanser ameliyatı olduktan sonra tutuklanan Ayşe Özdoğan’ın tek umudu kaldı

Okumaya devam et

Gündem

Salgın Diyanet’i vurdu: 9 milyar dolarlık zarar

Suudi Arabistan salgın nedeniyle iki yıldır hac yapılmasına izin vermiyor. Bu durum hac ve umre üzerinden milyarlarca lira gelir elde eden Diyanet’i olumsuz etkiledi. Diyanet’in son iki yılda yapılamayan hac ve umrelerden dolayı uğradığı zarar yaklaşık 9 milyar dolara yaklaştı.  

BOLD –  Suudi Arabistan bu yıl da koronavirüs salgınını gerekçe gösterip hac ve umre ziyaretlerini kabul etmeyeceğini açıkladı. Bu durum her yıl yaklaşık 80 bin hacı adayı ile yaklaşık 500 bin kişinin umre yapmalarına aracılık eden Diyanet’i olumsuz etkiledi. Diyanet İşleri Başkanlığı, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da umre ve hacdan gelir elde edemedi.

GEÇEN YIL DA TÜRK HACI ADAYLARI GİDEMEMİŞTİ

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı, yaptığı açıklamada, koronavirüs nedeniyle sadece Suudi Arabistan’da yaşayan sınırlı sayıdaki hacı adayına izin verileceğini duyurdu. Bu gelişmenin ardından Diyanet İşleri Başkanlığı da koronavirüs nedeniyle geçen yıl olduğu gibi bu yıl da hac ibadeti için Türkiye’den hacı adaylarının kutsal topraklara gidemeyeceğini ilan etti. Suudi Arabistan geçen yıl Türkiye’ye hac için 83 bin 430 kontenjan vermişti. Normal şartlarda bu yıl da 80 binin üzerinde Türk hacı adayının kutsal topraklara gitmesi bekleniyordu.

HAC VE UMRE YABANCI PARA CİNSİNDE

Yurt içinde ve yurt dışında hac ve umre ile ilgili olarak alınan ücretler ile harcamaların muhasebesini Diyanet Vakfı yapıyor. En ucuz hac ücreti 16 bin 400 Suudi Arabistan Riyali (36.408 TL), en ucuz umre ziyareti ise 1.050 dolar (8800 TL) olarak belirlenmişti. Diyanet tarafından yapılan hac ve umrelerden alınan ücretlerin önemli kısmı gelir olarak vakfa kalıyor. Diğer acentelerin kutsal topraklara gerçekleştirdiği  ziyaretlerden alınan paraların önemli bir kısmı da Diyanet Vakfı’na verilmesi eleştirilere konu oluyordu. Diyanet son iki yılda pandemi nedeniyle gerçekleştiremediği hac (3.5 milyar lira) ve umre (5.3 milyar lira) ziyaretlerinden dolayı yaklaşık 8.8 milyar lira gelir kaybına uğradı.

DÖVİZDEKİ ARTIŞ DİYANET’İN KASASINI DOLDURDU

Umre ve hac ücretlerinin döviz üzerinden olması son yıllarda ücretin katlanmasına neden oldu. 2011 yılında 6 bin 273 lira olan en uygun hac ücreti bu yıl altı kat artarak 36 bin 408 liraya kadar çıktı. Yıllara göre hac ücretlerinin gelişim seyri ise şöyle:

2011  6.273 TL
2012  6.248 TL
2013  6.363 TL
2014  8.040 TL
2015  9.673 TL
2016  10.901 TL
2017  13.480 TL
2018  17.988 TL
2019  24.201 TL
2020 28.646 TL
2021 36.408 TL

DİYANET’İN MERKEZİ BÜTÇEDEN ALDIĞI PAY DA KATLANDI

Diyanet, merkezi bütçeden aldığı payın birçok bakanlığın bütçesini geride bırakması nedeniyle eleştirilerin odağında oldu. Diyanet’in yıl içerisinde aldığı ek bütçeler hariç son 6 yıldaki bütçesi ise şu şekilde oluştu:

2015 5.75 milyar lira
2016 6.50 milyar lira
2017 6.87 milyar lira
2018 7.78 milyar lira
2019 10.45 milyar lira
2020 11.51 milyar lira
2021 12.98 milyar lira

63 yaşındaki kronik hasta Özcan Öztürk’e Denizli Cezaevinde koronavirüs tehdidi

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0