Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Orhan İnandı’yı bulana 1 milyon $

Kırgızistan’da kaçırılan Sapat Eğitim Kurumlarının eski Genel Müdürü Orhan İnandı’nın bulunması için eski mezunlar 1 milyon dolarlık ödül vaat etti. Kırgız aydınlar ise İnandı’nın bir an önce sağ salim bulunması için çağrı yaptı. 

BOLD – 1 Haziran günü evinin önünde kaçırılan Kırgızistan’daki Sapat Eğitim Kurumları’nın eski Genel Müdürü Orhan İnandı için düzenlenen protestolar ABD’ye taşındı. ABD’nin Chicago şehrinde yaşayan Sapat okullarından mezun öğrenciler, Orhan hocaları için protesto düzenledi. Kırgızistan’daki eski mezunlar, İnandı’nın bulunması için 1 milyon dolarlık ödül vaat etti.

BULANA 1 MİLYON DOLAR ÖDÜL VERİLECEK

İnandı’nın bulunması için Kırgızistan’da Türkiye Büyükelçiliği binası başta olmak üzere Cumhurbaşkanlığı, Parlamento binası ve Birleşmiş Milletler temsilciliğinin önündeki protestolar da devam ediyor. Mezunlar, Kırgız parlamentosu önündeki açıklamalarında, “Mezunlar olarak toplandık, bir karar aldık. Orhan beyi bulup getirene 1 milyon dolar ödül verilecek” ifadelerini kullandı.

AYTMATOV’UN OĞLU VE KIZ KARDEŞİNDEN İNANDI’YA DESTEK

Protesto gösterilerine katılan dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un oğlu ve eski Kırgızistan Dışişleri Bakanı Haskar Aytmatov, İnandı’nın Kırgızistan’a çok büyük yararı dokunduğunu belirterek, bulunması çağrısında bulundu. Aytmatov, “Çok güzel bir nesil yetişiyor. Bunda Sabat Eğitim Kurumlarının çok büyük katkısı var. Sabat Eğitim Kurumları buraya ilk geldiğinde onları kabul eden karşılayan Kırgız yetkililerin içinde olduğum için çok gururlu ve mutluyum. Onların bereketli işler yapmasına yardımcı olduğumdan dolayı mutluyum” dedi. Aytmatov’un kız kardeşi Roza Aytmatova da İnandı’nın bulunması için yapılan bir açık çağrıya imzasını koyarak destek verdi.

AYDINLARINDAN “HEPİMİZ İNANDI’YIZ” AÇIKLAMASI

Kırgızistan’ın en önemli vakıflarından biri olarak kabul edilen Tarih Vakfı adına Cumhurbaşkanı, Meclis ve Kırgız Toplum Meclisi Temsilcilerine yazılan bir mektuba ülkenin önde gelen profesörleri destek verdi. Açıklamada İnandı’nın kaçırılmasının kabul edilemez olduğu vurgulanarak, bu adımın ülkenin bağımsızlığına müdahale anlamına geldiği vurgulandı. Mektuba Cengiz Aytmatov’un kız kardeşi Roza Aytmatova, Profesör İşengül Bolcurova, Kırgızistan eski Milli Eğitim Bakanı Profesör Orozbek Moldaliyev, Profesör Asan Ormuşev, Profesör Taşmanbet Kenensariev, Profesör Kuban Mambetaliyev, Profesör, Eski Büyükelçi Tınçtıbek Çorotegin, Uluslararası Kırgız Tarih Toplum Derneği Başkanı Kıyas Moldokasımov ve Kırgız Tarih Vakfı Başkanı Tynchtykbek Chorotegin imza attı. Bu meselenin Kırgızistan’ın bağımsızlığı ile çok yakından ilgili olduğunu vurgulanan açıklamada, “O asla yalnız değildir. Biz de her birimiz – Orhan İnandıyız!” denildi.

“MOĞOLİSTAN KADAR OLAMIYOR MUYUZ?”

Orhan İnandı için Kırgızistan’da parlamentodaki milletvekilleri başta olmak üzere ülkenin önde gelen kanaat önderleri ardı ardına destek mesajları yayımlıyor. Eğitim Araştırmaları Merkezi veAnaliz Enstitü Merkezi Müdürü Rita Karasartova, “Sapat Eğitim Kurumları Yönetim Kurumları Başkanı Orhan İnandı iki gün önce kaçırıldı ve hala kayıp. Eğitim kurumlarının öğretmenleri, velileri İnandı’nın bulunması için eylem yapıyorlar. Buna benzer bir mesele Moğolistan’da yaşandığında ‘Bu bizim iç işlerimize müdahaledir, kabul edilemez’ demişti. Biz, bağımsız bir ülkeyiz. Moğolistan kadar olamıyor muyuz?” dedi.

“DEVLET ONU SAĞSALİM BULMALI”

Eski Milletvekili Ravshan Djeyenbekov ise mesajında şu ifadelere yer verdi: “Orhan İnandı müthiş bir kişidir. Ülkemizin eğitim sistemine büyük katkıları olan bu adam eğitimli ve vatansever bir neslin yetiştirilmesinde öncülük etti. Orhan İnandı Kırgız vatandaşıdır ve tanıdığım en vatansever Kırgızlardan biridir. Hatta, Kırgızların en iyilerinden birisidir. Devlet onu sağsalim bulmak için her şeyi yapmalıdır.”

“İNANDI KIRGIZİSTAN EĞİTİM SİSTEMİNE ÖNCÜLÜK ETTİ”

Eski Milletvekili Ömürbek Abdırakman da “Kırgızistan’ın en iyi eğitim kurumları bu kişinin öncülüğünde açıldı. Küçük oğlum Sapat Eğitim Kurumları’na bağlı faaliyet gösteren Tokmok Lisesi’nde okudu. Oradan aldığı eğitim sayesinde Boston Üniversitesi’ni kazandı ve başarılı bir şekilde mezun oldu. Torunumu da bu okullarda okuttum ve mezun oldu. Şu anda New York’ta Columbia Üniversitesi’nde okuyor. Sapat Eğitim Kurumları’na bağlı okullarda okuyan öğrenciler dünyanın birçok yerinde önemli üniversitelerde okuyorlar. İnandı Kırgızistan’ın eğitim sistemine öncülük etti. Kırgızistan’ı çok sevdi ve Kırgız vatandaşı oldu. Yaşananlardan dolayı büyük üzüntü duyuyoruz. Umarım sağ, salim bulunur ve ülkemizin neslini yetiştirmeye, eğitim vermeye kaldığı yerde devam eder” dedi.

“KAÇIRILMASI ÜLKEMİZ İÇİN UTANÇ KAYNAĞI OLUR”

Reform Partisi de yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Ülkemize büyük hizmetleri olan Orhan İnandı’nın bir an önce bulunması için güvenlik güçlerinin elindeki bütün imkanları seferber etmesi gerekiyor. Orhan İnanda’nın kaçırılma hadisesi, Kırgızistan’ın güvenli, insana değer veren ve vatandaşlarını koruyan ülke imajına gölge düşürüyor. Ayrıca Orhan İnanda’nın kaçırılma olayına başka ülke veya ülkelerin de karışma ihtimalinin araştırılması gerekmektedir. Orhan İnandı’nın yurtdışına kaçırılmasının engellenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde bu olay, bu ülkemiz için unutulmaz bir utanç kaynağı olacaktır.”

“İNANDI KIRGIZ CUMHURİYETİ VATANDAŞIDIR”

Cumhurbaşkanlığı eski Genel Sekreteri Emilbek Kaptagaev de “Orhan Bey, Kırgızistan’da eğitim seviyesinin yükseltilmesinde, çağdaş ve eğitimli gençlerin yetiştirilmesinde çok büyük işler yaptı. Biz kendisine karşı borçluyuz. Kaçırma sebebi şu ana kadar bilinmiyor. Ancak bu, Türk istihbarat teşkilatı tarafından ‘Gülenci’ bahanesiyle kaçırıldı ise, bu iki kardeş ülke ve halkı arasında onarılması güç zararlar verecektir. Birincisi, Sayın Orhan Kırgız Cumhuriyeti vatandaşıdır. İkincisi, egemen bir devletin topraklarında adam kaçırmak insanlık dışı bir davranıştır ve uluslararası ilişkilerde de yeri yoktur” dedi.

“YABANCILAR KENDİNİ GÜVENDE HİSSETMEYECEK”

Milletvekili Kanıbek İmanaliyev, “Orhan İnandı Bey, Kırgızistan için büyük işler yaptı. Onun bulunması hepimiz için büyük bir sorumluluktur” dedi. Devlet Televizyonu eski Genel Müdürü İlim Karıpbekov ise “Orhan Bey’in kaçırılmasında yetkililerin bir dahli yoksa, tüm çabalarını onu aramak için harcamalılar. Aksi takdirde ülkemizdeki tek bir yabancı bile kendini güvende hissetmeyecek. Bu olay gerek ülkede gerekse dünyada yankı uyandıracak ve ülkenin imajına büyük zarar verecektir. Aynı zamanda turizm ve ekonomi üzerinde olumsuz sonuçları olacaktır” dedi.

“BİŞKEK 1970’LERİN BEYRUT’UNA BENZER”

Delovoy Kırgızistan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kurmanbek Mambetov ise “2000’li yılların başında, eski Dışişleri Bakanı Muratbek İmanaliev, Bişkek’in 1970’lerdeki Beyrut’a benzediğini söyledi. O zaman kendisine: ‘O yıllarda Lübnan’ın başkentinde ne oldu?’ diye sordum. Bana: ‘Beyrut’ta tüm dünya istihbarat servisleri kendilerini evlerinde hissettiler’ dedi. Orhan İnandı’nın kaçırılması ile ilgili olaya bakınca o eski konuşmayı hatırladım” diye konuştu.

1.500 Kırgız BM yetkililerine seslendi

Dünya

Ermenistan’da batı yanlısı Paşinyan ile Rusya yanlısı Koçaryan seçimde yarışıyor

Ermenistan’da seçmenler, erken parlamento seçimi için bugün sandık başına gitti. Azerbaycan ile Dağlık Karabağ’da 44 gün süren savaşın kaybedilmesinin ardından Başbakan Nikol Paşinyan’ın görevinden istifa etmesi sonucu ülkede erken seçime gitme kararı alınmıştı.

BOLD – Ermenistan’da 2 milyon 581 bin 93 seçmen, erken parlamento seçimleri için sandık başına gitti. Seçime Ermenistan tarihinde rekor denecek seviyede toplam 26 siyasi hareket (22 siyasi parti ve 4 ittifak) katılıyor.

Bu siyasi hareketler arasında başbakan olarak Nikol Paşinyan’a ve 3 eski cumhurbaşkanına ait partiler de yer alıyor.

ÜÇ CUMHURBAŞKANI VE BİR BAŞBAKAN

Başbakan Paşinyan bu seçime “Sivil Sözleşme Partisi” ile katılıyor.

Ermenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan (1991-1998) “Ermeni Ulusal Kongre Partisi”, Rusya yanlısı tutumu ile bilinen eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan (1998-2008) ise “Ermenistan İttifakı” ile yarışacak.

Paşinyan’ın halk hareketi başlatarak koltuğundan ettiği eski Cumhurbaşkanı ve Başbakan Serj Sarkisyan (2008-2018) bu seçime doğrudan girmese de desteklediği “Onurum Var İttifakı” oy pusulasında yer alacak.

ERMENİSTAN’DA NASIL BİR SEÇİM SİSTEMİ UYGULANIYOR?

Seçimde, kısa bir süre önce yapılan değişiklikle “nispi temsil sistemi” uygulanacak.

Daha önceki dönemlerde en az 105 sandalyeli parlamentoya, 2018’de yapılan seçim sonucunda eski sistem gereği 132 milletvekili girmişti. Yeni sistem nedeniyle, bu seçim sonucunda parlamentoda tam olarak kaç milletvekilinin olacağı şimdilik net değil.

Seçimlerde partiler yüzde 4, iki partiden oluşan ittifaklar yüzde 8, üç partiden oluşan ittifaklar yüzde 9, dört ve fazla partiden oluşan ittifaklar ise yüzde 10 barajını aşarsa parlamentoya girmeye hak kazanacak.

Seçimlere Paşinyan’ın geçici de olsa başbakan olarak girmesinin sandıkta hile yapılması ihtimalini de gündeme getirebileceği ifade ediliyor. Seçim komisyonlarının iktidarın kontrolünde olacak olmasının getireceği avantajlara dikkati çeken uzmanlar, şimdiden bölgedeki komisyon üyelerinin Paşinyan lehinde propaganda yaptığına işaret ediyor.

SEÇİMİN FAVORİLERİ KİMLER?

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan

Seçim yarışının Paşinyan ve eski Cumhurbaşkanı Koçaryan’ın arasında geçmesi bekleniyor.

Gallup’a bağlı MPG tarafından yapılan ve cuma günü yayınlanan son ankete göre Koçaryan’ın partisi yüzde 28,7 ile yarışı önde götürürken; Paşinyan’ın yüzde 25,2 ile ikinci sırada olduğu görülüyor. Ancak iki partinin de yüzde 30’un üzerinde oy alması beklenmiyor. Sarkisyan’ın bloğu ise yüzde 10,8 ile üçüncü sırada yer alıyor.

Uzmanların tahminlerine göre, muhalefette bulunan Müreffeh Ermenistan Partisinin barajı aşması beklenirken, diğer muhalefet partisi Aydınlanmış Ermenistan’ın baraj altında kalacağı öngörülüyor.

Seçim sonrası senaryolara göre, parlamentoya Paşinyan ve Koçaryan’ın partisinin yakın oy oranlarıyla girmesi halinde bir koalisyon hükümetinin kurulması gündemde olacak. Bu durumda parlamentoya girecek üçüncü kilit parti, batı yanlısı Paşinyan’ın mı yoksa Rusya yanlısı oyarak bilinen Koçaryan’ın mı başbakan olacağına karar verecek.

Herhangi bir koalisyon hükümetinin kurulamaması halinde ise en çok oy almış ilk iki sıradaki ittifak ya da partinin katılımıyla yeniden seçime gidilmesi öngörülüyor.

ÜLKENİN GELECEĞİNİ NELER BEKLİYOR?

Batı yanlısı olarak tanımlanan Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın geçen yıl sonbahardaki Karabağ Savaşı sırasında Putin tarafından yeterli destek verilmeyerek cezalandırıldığı ifade edilmişti.

Savaş sonrası 10 Kasım’da Moskova’da imzalanan anlaşma ile Rus Barış Gücü bölgeye yerleştirilmiş, ateşkesi denetlemek üzere oluşturulan merkezde Rus ve Türk askerlerinin birlikte çalışması kararlaştırılmıştı.

Savaş sonrası Rusya’nın Ermenistan’daki askeri varlığının arttırılması kararlaştırılmıştı.

Sonuç olarak yaklaşık 3 milyon nüfuslu fakir Kafkas ülkesi Ermenistan’da ve Dağlık Karabağ sorununda Rusya’nın etkinliği daha da arttı.

Ermenistan Başbakanı Robert Koçaryan

Rusya uzmanı Kerim Has’a göre, Paşinyan’ın kazanması Türkiye için daha iyi olur.

Kerim Has, Ermenistan’daki seçimlere ilişkin sosyal medya hesabından şu değerlendirmelerde bulundu: “Paşinyan’ın kazanması Türkiye için daha iyi olur. Rusya için ise Koçaryan en ideal aday. Ama Paşinyan kalırsa da kıyamet değil. Koçaryan saf kan Rusya yanlısı. Karabağlı. 1998-2008 arası Ermenistan Cumhurbaşkanı’ydı. Erdoğan’la yaşıt. Türkiye’yi 1 numaralı tehdit olarak görüyor.”

ERMENİSTAN NEDEN ERKEN SEÇİME GİTTİ?

Ülkede 2018’de yapılan halk devriminin ardından iş başına gelen Batı yanlısı Nikol Paşinyan, on yıllardır devam eden yolsuzlukları sonlandıracağı ve yoksulluğu bitireceği vaadinde bulunmuştu. Ancak geçen yıl 6 bin kişinin hayatını kaybettiği Karabağ’daki yenilgi halk nezdinde tam bir hayal kırıklığı meydana getirdi.

Erivan yönetimi, 1990’daki savaşta Azerbaycan’dan alınan toprakların önemli bir kısmını geri vermek zorunda kaldı. Bu yenilginin ardından halk protestoları baş göstermiş ve Paşinyan’ın istifasını isteyen birçok gösterici meclisi işgal etmişti.

Ermenistan Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan ve üst düzey komutanlar, 25 Şubat’ta Başbakan Paşinyan’ı istifaya çağıran bir bildiriye imza atarak, Paşinyan’a ‘muhtıra’ vermişti. Paşinyan ise hemen Genelkurmay Başkanı Gasparyan’ı görevden aldığını duyurmuştu.

Muhalefet yanlısı tutum sergileyen Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Gasparyan’ın görevden alınmasına ilişkin 2 kararnameyi imzalamadı ve Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi.

Paşinyan, ordu komutanlarının kendisine yönelik istifa çağrılarını “darbe girişimi” olarak nitelendirdi.

Başbakan Paşinyan, aylarca süren protestoların ardından 25 Nisan’da parlamento seçimlerinin önünü açmak için istifa ettiğini açıkladı ancak seçime kadar geçen süre içinde başbakanlığa devam etti.

 

Rusya’dan Türkiye’ye: Azerbaycan’a üs kurarsanız…

Okumaya devam et

Dünya

Avrupa yolunda bir buçuk yılda 440 çocuk öldü

Sivil toplum kuruluşu ‘Lost in Europe’un verilerine göre Ocak 2018 ile Haziran 2019 arasında Avrupa Birliği’ne ulaşmaya çalışan 440 çocuk ve genç hayatını kaybetti.

BOLD – Veri toplayan ve analiz eden uluslararası sivil toplum kuruluşu Lost in Europe’un rakamlarına göre, Ocak 2018 ile Haziran 2019 arasında Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ulaşmaya çalışan 440 çocuk ve genç yollarda hayatını kaybetti.

Sözü edilen zaman zarfında hayatını kaybeden 440 çocuk ve genç arasında 35 de bebek bulunuyordu.

ÇOCUK MÜLTECİ KAYIPLARININ 4’TE BİRİ AKDENİZ’DE

Kuruluş, hayatını kaybedenlerin çoğunun boğularak can verdiğini haber veriyor. Söz konusu bebek, çocuk ve gençlerin Türkiye, Libya veya Fas üzerinden Akdeniz’i geçerek Avrupa’ya ulaşmaya çalıştığı bildiriliyor.

Uluslararası Göç Örgütü, Akdeniz’i geçerken hayatını kaybeden çocukların bütün dünyada hayatını kaybeden mülteci çocukların dörtte birinin oluşturduğunu bildiriyor.

Hayatını kaybettiği bildirilen 440 çocuk ve genç arasında Avrupa içinde yollarda veya sığınmacı kamplarında hayatını kaybedenler de yer alıyor. Avrupa’da kaçak yolla tır veya kamyonlarda bir yerden başka bir yere gitmeye çalışan çok sayıda kişinin de havasızlıktan hayatını kaybettiği olaylar meydana gelmişti. Çocuk ve gençlerin trafik kazalarında da hayatını kaybettiği belirtiliyor. Hayatını kaybeden çocukların üçte birinin kimliklerinin bile tespit edilemediği de verilen bilgiler arasında.

Bebek, çocuk ve genç ölümlerine dair verilerin uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olan United for Interculture Action tarafından, 45 Avrupa ülkesindeki 500 partner kuruluş ile işbirliği içinde toplandığı belirtiliyor. Söz konusu partner kuruluşların verileri dışında medyanın haberleştirdiği olayların, basın bültenleri ve sahil koruma kuvvetlerinin bilgilerinden de faydalanıldığı haber veriliyor. Lost in Europe adlı uluslararası veri ve analiz konsorsiyumu diğer STK’lardan farklı olarak göçün sonuçlarıyla ilgili verileri de toparlıyor.

Meriç’in taşan sularında 12 saat yürümek zorunda kalan çocukların hikayesi…

Okumaya devam et

Dünya

İran’ın yeni cumhurbaşkanı Reisi: Batı ile ilişkiler ve nükleer anlaşma ne olacak?

İran’da cumhurbaşkanlığı seçimlerini muhafazakar aday İbrahim Reisi, oyların yüzde 62’sini alarak ilk turda kazandı. Dini lider Hamaney’in adamı olarak görülen Reisi’nin seçilmesiyle ülkede dini liderlik ve devlet başkanlığı aynı çizgiye geldi. Peki, İran’ın batı ile ilişkileri ve nükleer anlaşmayı nasıl bir gelecek bekliyor?

BOLD – İran’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerini dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in yakın çevresinden muhafazakar aday İbrahim Reisi kazandı.

Resmi sonuçlara göre muhafazakar aday İbrahim Reisi,  oyların yaklaşık yüzde 62’sini (yaklaşık 17,8 milyon oy) aldı.

Yeni cumhurbaşkanının 3 Ağustos’ta göreve başlaması bekleniyor. İran’da cumhurbaşkanı, dini liderden sonra en yetkili ikinci kişi.

Reisi, 2017 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Hasan Ruhani’ye karşı yarışmış ve o dönem oyların yüzde 38’ini almaya başarmıştı. İki dönemdir cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Ruhani ise bu kez cumhurbaşkanlığı seçiminde yasal engel sebebiyle (3. dönem aday olamama kuralı) aday olamadı.

SEÇİM BOYKOT EDİLDİ: REKOR DÜZEYDE DÜŞÜK KATILIM

Devlet televizyonuna konuşan İçişleri Bakanı Abdülrıza Rahmani Fazlı, 28,9 milyon oyun tamamen sayıldığını açıkladı. Toplam 59 milyon seçmenin bulunduğu İran’da Cuma günkü seçime katılma oranının yüzde 48,8’de kaldığı belirtildi.

2021 cumhurbaşkanlığı seçimleri böylece İran İslam Cumhuriyeti tarihinde katılımın en düşük olduğu cumhurbaşkanlığı seçimi olarak tarihe geçti.

Adaylar belirlenirken birçok isme izin çıkmaması, ardından seçime günler kala bazı adayların diskalifiye edilmesi, ülkede tartışmalara yol açmıştı.

Reisi’nin aslında rakipsiz yarıştırıldığını ifade eden muhalifler ve reform yanlıları, seçimi boykot çağrıları yapmıştı.

Ekonomik gidişatın da seçmenlerin boykot kararı üzerinde etkili olduğu kaydediliyor.

İBRAHİM REİSİ KİMDİR?

14 Kasım 1960’ta İran’ın kuzey doğusundaki Meşhed kentinde doğan Seyyid İbrahim Reisi, eğitimini Şii İslam’ın entellektüel merkezi kabul edilen Kum’da tamamladı. Reisi, televizyonda yapılan tartışmalarda hukuk alanında doktorası olduğunu vurguladı.

1975’te Şah Rıza Pehlevi’nin yönetimine karşı hoşnutsuzluğun arttığı dönemlerde ülkenin önde gelen İran din alimleriyle bu kentte toplantılara katıldı, İran devriminin mimarı Humeyni’nin devrim fikri ve özellikle devlet politikası ve yönetiminin din alimlerinin gözetiminde olması gerektiği görüşünden etkilendi.

1979’daki devrimin ardından farklı bölgelerde savcı olarak görev yaptıktan sonra 1985 yılında savcı yardımcısı olarak başkent Tahran’a gönderildi.

Kariyerini iç muhalefetle mücadeleye adayan Reisi 1988 İran-Irak Savaşı’nın ardından Humeyni tarafından oluşturulan ve siyasi idamları gerçekleştiren ‘Ölüm Komitesi’nde yer aldı. Bu görevi nedeniyle muhalifler arasında “katliam ayetullahı” olarak anılmaya başlandı.

Özellikle 1989 yılında Hamaney’in İran’ın dini lideri olmasının ardından Reisi’nin yargı kanadındaki yükselişi hızlandı. Reisi, 1990-1994 yıllarında Tahran Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atandı.

1994 yılında Devlet Denetleme Kurumu Başkanlığına atanan Reisi, 10 yıl boyunca bu görevde kaldı. 2004-2014 tarihleri arasında da Yargıtay Birinci Hakimi olarak görev yaptı.

Reisi, 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yaşanan eylemlerin bastırılmasında önemli rol oynadı.

Reisi 2016 yılında Ayetullah Hamaney tarafından ülkenin en büyük vakfı olan Astan-ı Kuds-i Rezerv’inin başına getirildi. Reisi’ye önemli nüfuz kazandıran bu görevde milyarlarca dolarlık servetin yönetimini üstlendi.

Ülke yönetimindeki yüksek kademesine rağmen yolsuzlukla mücadele konusunda sert çıkışlar yapan Reisi 2017’deki cumhurbaşkanlığı seçiminde Hasan Ruhani’ye karşı aday oldu ancak seçimi kaybetti.

Reisi, kendisinden önceki Yargı Erki Başkanı Ayetullah Amuli Sadık Laricani’nin, Hamaney tarafından görevden alınarak Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi başkanlığına atanmasının ardından Mart 2019’da boşalan Yargı Erki Başkanlığı’na getirildi.

Laricani’nin görev yaptığı dönemle ilgili üst düzey yargı yetkililerine yönelik “yargıda yolsuzluk” soruşturmalarını başlatan Reisi, görev yaptığı süre boyunca sık sık ülkenin en büyük sorunlarından sayılan yolsuzlukların üzerine gitme vurgusu yaptı.

Haziran ayında katıldığı bir televizyon programında Reisi, ekonomik krize dikkati çekerek yolsuzlukla mücadele sözü verdi.

Reisi, “Enflasyon insanların en önemli sorunlarından biri, bazı kamu görevlilerinin dürüst olmaması da aynı şekilde büyük bir sorun” dedi.

Devrim Muhafızları Ordusu tarafından da desteklendiği öne sürülen İbrahim Reisi’nin ismi, Hamaney sonrasında ülke liderliği makamına oturması muhtemel adaylar arasında geçiyor.

3 BİN KİŞİNİN İDAM KARARINDAKİ ROLÜ NEDİR?

Reisi’nin seçilmesinin ardından Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İran devrim lideri Humeyni’nin talimatıyla 1988 yılında hapisteki rejim muhaliflerinin idam kararını veren komitede yer alan Reisi’nin uluslararası hukuk kapsamında sorumluluğunun soruşturulması yolunda daha önce yaptığı çağrıyı tekrarladı.

Rejim muhalifleri tarafından ‘ölüm komitesi’ olarak adlandırılan 4 kişilik heyette yer alan Reisi, muhaliflerce “katliam ayetullahı” olarak adlandırılıyor. O dönem yaklaşık 3 bin kişinin idam edildiği öne sürülüyor.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, yaptığı yazılı açıklamada, “Kurbanların akıbeti ve cesetlerinin nerede olduğu konusu bugüne kadar İran makamları tarafından sistematik olarak gizlendi. Bu geçmişte yapılanlar, devam eden ihlallerle birlikte insanlığa karşı suç teşkil ediyor. Reisi’nin, evrensel yargı yetkisini kullanan devletler de dahil olmak üzere, uluslararası hukuk kapsamında geçmişteki ve şu anda devam eden suçlara karışması nedeniyle soruşturulması için çağrıda bulunmaya devam ediyoruz, ” ifadesini kullandı.

Callamard, Reisi’nin İran’da son yıllardaki insan hakları ihlallerinden de sorumlu tutulması gerektiği görüşünü dile getirdi.

İran, siyasi mahkumların kitlesel bir şekilde infaz edildikleri yolundaki suçlamaları şu ana kadar hiçbir zaman kabul etmedi. Reisi, kendisine yönelik suçlamalara hiçbir zaman yanıt vermedi.

İnsan hakları aktivistleri tarafından ‘karanlık bir geçmişi olduğu’ düşünülen Reisi, 1988’de siyasi tutukluların idam edilmesinde ve 2009’daki cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası gösterilerin bastırılmasında oynadığı rol nedeniyle Kasım 2019’da ABD tarafından yaptırım listesine alındı.

İRAN’I NASIL BİR DÖNEM BEKLİYOR?

Reisi’nin yönetimi altında İran’da muhafazakarların sosyal etkinlikler üzerinde daha fazla baskı kurma, kadınların özgürlüklerini daha çok kısıtlama ve sosyal medya ile basın üzerindeki kontrolü sıkılaştırma arayışında olacağı belirtiliyor.

Ilımlı cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde İran’ın batı ile ilişkilerinde önemli ilerlemeler kaydedildi ve Ruhani 2013 yılı Eylül ayında New York’taki BM Genel Kurul toplantılarına katıldı. 2013 yılında Tahran’ın nükleer programı ile görüşmelerde İran-ABD dışişleri bakanları görüşmeler sırasında bir araya gelmiş ve Ruhani dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile telefonda görüşmüştü.

Obama-Ruhani telefon konuşması, 1979 yılındaki İran Devrimi ve ABD Konsolosluğu’nun basılması olayları sonrasında ABD ile İran arasındaki en üst düzeyli görüşme olarak kayıtlara geçmişti.

Ruhani döneminde imzalanan 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma ile ABD’nin ve Batı’nın uzun yıllardır İran’a uyguladığı yaptırımların kararlaştırıldı. Anlaşma İran’ın Batı ile ilişkilerinin gelişmesinin yolunu açtı.

Her ne kadar Donald Trump döneminde nükleer anlaşma rafa kaldırılsa ve İran’ın batı ve ABD ile ilişkileri bozulsa da Joe Biden yönetimi ile birlikte 2015 yılındaki nükleer anlaşmanın canlandırılması yönündeki görüşmeler yeniden başladı.

Batıyla ilişkiler konusunda mesafeli olsalar da hem Reisi hem de dini lider Hamaney’in nükleer anlaşmaya geri dönme yanlısı olduğu düşünülüyor.

Reisi, nükleer anlaşmayı bir devlet sözleşmesi olarak devam ettireceğini belirtiyor; ancak doğru bir yönde ilerlemesi için güçlü bir devletin gerekliliğine de inanıyor.

2015 yılındaki nükleer anlaşmaya dönülmemesi, İran için BM yaptırımlarının yeniden başlamasına ve büyük ekonomik zorluklara neden olabilir. Koronavirüs pandemisi ile ekonomisi daha da kötüleşen İran’ın yeniden BM yaptırımlarını göze alabilmesi oldukça zor görünüyor.

REİSİ BM GENEL KURULUNA KATILAMAYABİLİR

Reisi’yi önümüzdeki dönemde bir zorluk daha bekliyor. Daha önceki cumhurbaşkanları Ahmedinecad ve Ruhani, New York’taki BM Genel Kurul toplantılarına zaman zaman katılmıştı. Joe Biden yönetimi ayrıca geçtiğimiz aylarda New York’ta BM Genel Merkezi’nde görevli İranlı diplomatlara yönelik Trump yönetiminin aldığı kısıtlama kararlarını da kaldırmıştı.

ABD yönetiminin 1988 ve 2009’da aldığı yaptırım karaları (vize yasağı) nedeniyle Reisi, İran Cumhurbaşkanı sıfatıyla her yıl Eylül ayında New York’ta düzenlenen BM Genel Kurul çalışmalarına katılamayabilir.

Rusya’dan Türkiye’ye: Azerbaycan’a üs kurarsanız…

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0