Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Yeniden yargılanan Soma’nın patronu rahat: Patron korkmaz burası Türkiye

Yargıtay’ın patronlar lehine bozduğu Soma faciası davasının 3. duruşmasında SEBGİS ile savunma yapan maden sahibi Can Gürkan cezadan korkmadığını söyledi. Türkiye’de patronların cezadan korkmadığını söyleyen Gürkan’ın sözleri cezasız kalan toplu işçi ölümlerinin yaşandığı büyük faciaları hatırlattı.

BOLD – Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma maden kazası davasının 3. duruşması bugün yapıldı. Tutuklu sanığın olmadığı dava Yargıtay’ın patronlar lehine verdiği bozma kararı sonrası Akhisar Ceza Mahkemesi’nde 13 Nisan’da tekrar görülmeye başladı.

Duruşmaya SEGBİS ile katılan maden sahibi Can Gürkan, savunma yaptı. Sözlerine “Beni az çok tanıdınız sayın başkan” diyerek başlayan Gürkan, “Sayın hakim, siz bu davaya neden geç geldiniz, Aytaç Ballı (Davadan alınan eski mahkeme başkanı) bazı konularda yanlış düşünüyordu. Neden kaza olduğu hala bilinmiyor. Olası kasttan ceza verseniz de hiçbir patron korkmaz, burası Türkiye. Sermayeye bu kadar düşman olmaya ne gerek var anlamıyorum” diye konuştu. Gürkan’ın sözleri salondaki yakınlarını kaybeden ailelerin tepkisini çekti.

Gürkan’ın sözleri bir Türkiye gerçeğini daha görünür kıldı. Yakın zamanda toplu işçi ölümlerine neden olan bir çok faciada patronlar, siyasi bağlantıları sayesinde paçayı kurtarmayı bildi.

10 CAN İÇİN PARA CEZASI

İstanbul Mecidiyeköy’de 6 Eylül 2014’te eski Ali Sami Yen Stadı arazisinde Torunlar İnşaat tarafından yapılan Torun Center’ın inşaatında malzeme ve işçi taşıyan asansörün 32. kattan zemine düşmesi sonucu, 10 işçi hayatını kaybetmişti. Olaya ilişkin 25 kişi hakkında “Taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçundan 2 buçuk yıldan 22 buçuk yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

YEREL MAHKEME PARA CEZASINA ÇEVİRDİ

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 yıl süren yargılama sonucunda davayı karara bağlayarak, 9 sanığı 8 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırdı, hapis cezası da 60 bin 800’er lira adli para cezasına çevrildi. Mahkeme 16 sanık hakkında ise beraat kararı verdi. Karar 2019 yılında Yargıtay tarafından onandı.

AYNI MADENDE AYNI ŞEKİLDE ART ARDA 2 KAZA

Balıkesir’in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy’de Şentaş Madencilik’e ait kömür ocağındaki grizu patlaması sonucu 2006 yılında 17 işçi hayatını kaybetti.

Olayı soruşturan savcı, bilirkişi raporunun, ocakta havalandırmanın yetersiz olduğunu, elektrik kablolarının antigrizu özelliği taşımadığını, patlamanın bu nedenle meydana gelebileceğini ortaya koyduğunu söyledi. Yapılan incelemelerde madende yeterli önlem alınmadığı vurgulandı.

Yaşanan facianın ardından şirketin patronu ve sorumlular ceza almadı. Kapatılan ocak kısa bir süre sonra yeniden faaliyete geçti.

Bundan 4 yıl sonra aynı maden şirketine ait bir ocakta aynı sebeplerden dolayı yaşanan grizu patlaması sonucu ise 13 işçi madende, 4 işçi kaldırıldıkları hastanede hayatını kaybetti.

Tüm raporlara rağmen dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, 13 kişinin ölümüyle sonuçlanan grizu patlamasının yaşandığı maden ocağının yakın zamanda denetimden geçtiğini belirterek, “Denetim raporlarımızda kapatmayı gerektiren bir durum söz konusu değildi” dedi.

Türkiye’nin gerçeğe açlarını kim doyuruverecek?

Gündem

Planlı ve organize katliam: Mahallede tek Kürt olduğum için uğraşıyorlar

Konya’da katledilen Dedeoğulları Ailesi’nin avukatı, saldırının tek kişi tarafından yapılmadığına dikkat çekti. Katliamın planlı ve organize olduğunu savundu. Yaşar Dedeoğulları’nın ise katledilmeden önce “Mahallede ben tek Kürt olduğum için benimle uğraşıyorlar” dediği ve koruma talep ettiği ortaya çıktı.

BOLD – Konya’nın Meram ilçesinde 12 Mayıs’ta 60 kişilik ırkçı grubunun saldırısına uğrayan Dedeoğulları Ailesi’nden 7 kişi, 30 Temmuz’da saldırı yapan grupta yer alanların akrabası Mehmet Altun tarafından katledildi. Dedeoğulları ailesine yönelik ilk saldırıdan bugüne yaşanan hukuki süreci, katliamı duyuran aile avukatı Abdurrahman Karabulut anlattı.

BİRER BİRER TAHLİYE EDİLDİLER

MA’nın haberine göre Dedeoğulları Ailesi’ne yönelik 12 Mayıs’ta gerçekleşen saldırı dosyasına 15 Haziran’da dahil olduğunu aktaran Karabulut, tutuklanan 6 kişinin yanı sıra saldırıda bulunan diğer kişilerin tutuklanmasına yönelik hukuki bir mücadele yürütmeye başladıklarını söyledi. Müvekkilleriyle birlikte saldırıda yer alanların tespit edilmesi ve tutuklanmalarına yönelik her taleplerinin aksine tutuklanan saldırganların birer birer tahliye edilmelerine tanık olduklarını ifade eden Karabulut, “Kısa sürede 6 kişiden 4’ü tahliye oldu. Aile tedirgin olmaya başladı. Hal böyle olunca, aileyle sürekli görüşüyorduk. Aile yeni bir saldırı olabileceğini bizimle paylaşıyorlardı” ifadelerini kullandı.

SALDIRIYA UĞRADIKTAN SONRA POLİS KORUMAYA GELECEK!

Saldırının ardından hem müvekkilleri hem de saldırıyı gerçekleştiren ancak tutuklanmayanlar için süreli koruma kararı verildiğini belirten Karabulut, “Süreli ve çağrı üzerine koruma verilmişti. İşlevselliği olmayan bir koruma sistemi var. Bir saldırıyla karşılaşacaksınız, polisi çağıracaksınız, polis gelip bakıp, gidecek. Bu işlevsiz koruma, bizim müvekkillere de verilmişti” dedi.

Irkçı saldırıda bulunanların serbest bırakılmasını, cezasızlık politikasının yeni saldırılara zemin hazırladığını ve saldırganları cesaretlendirdiğini defalarca farklı mecralarda dile getirdiklerini aktaran Karabulut, şöyle devam etti:

IRKÇILARA CESARET VERİLDİ

“Cezasızlık politikası yeni saldırıların önünü açmakta ve ırkçı saldırıları gerçekleştiren kişileri cesaretlendirmekteydi. Son olayda da bu şekilde oldu. Defalarca uyarmamıza ve söylememize rağmen, yeni tutuklamalar talep etmemize rağmen, yargı adeta saldıranları koruyucu bir tavırla hareket etti. Bizler olmamış bir şeyi olmuş gibi gösteremeyiz. Bu ahlaki, vicdani, hukuki değildir. Bunda ırkçı saik varsa ve müvekkilimin beyanıyla sabitse, onların bize yansıttığı gibi yargılama sürecinde dile getirmek zorundayız. Dolayısıyla İçişleri Bakanı, valilik, başsavcılık başta olmak üzere hükümet yetkilileri olaya vakıf olmadan bunun ırkçı saikle olmadığını, basit sıradan bir komşu kavgası olduğunu, 10 yıl öncesine dayanan karşılıklı hakareti gündeme getirerek buna bağlaması, olayın gerekçesini örtbas etmekten başka bir şey değildir.”

SUÇU ÖRTBAS EDENLER DE SUÇLU

Saldırının ırkçı olduğunu 5 müvekkilinin 12 Mayıs’ta yapılan saldırının ardından verdikleri ifadede de belirttiklerini hatırlatan Karabulut, şunları söyledi:

“Serap Dedeoğulları, ‘Sizi buradan kaldıracağız dediler. Biz Kürt olduğumuz için saldırdıklarını düşünüyoruz’ diyor. Yine katledilen Yaşar Dedeoğulları ‘Yahya Çalık isimli şahısla aramda 10 yıldır husumet var. Husumetin sebebi bizim Kürt olmamız nedeniyle kaynaklanmaktadır’ diyor. Saldıranların ırkçı saikle saldırdığı kendi ifadelerinde sabitken toplumsal hassasiyet gerekçesiyle böyle bir suçu örtbas edenler, en az suçu işleyenler kadar sorumludur. Böyle bir açıklamayı kabul etmiyoruz.”

SAVUNMA HAKKI NASIL İHLAL EDİLDİ?

Katliamın ardından olay yerine gittiğini anlatan Karabulut, “Dedeoğulları Ailesi’nde de eksik olabileceğini düşündüğümüz delillerin toplanması açısından yargılamaya faydamız olurdu ama bizi olay yerine 2 saat boyunca almadılar. Israr ve girişimlerimiz sonucu olay yerine alındık ama alındığımızda da delillerin çoğu toplanmıştı. Avukatın olay yerine en azından gözlemci olarak alınmaması, savunma hakkının ihlali demektir, bu da ciddi bir hak ihlalidir. Olay yeri evin bahçesinin içerisiydi, dar bir alandı. Bahçeden içeri girmedik, biz sadece bahçe duvarının önüne kadar gidebildik. Orada gözlemleyebildik. Toplanan deliller hakkında bilgi veriliyordu ama ne kadar eksik bilemiyoruz” diye belirtti.

BUNLAR NEDEN ÇIKIYORLAR?

Katliam günü saat 16.30 sularında katledilen aile büyüğü Yaşar Dedeoğulları ve oğlu Barış Dedeoğulları’nın ofisine geldiğini, soruşturma dosya üzerinden son değerlendirmelerini yaptıklarını söyleyen Karabulut, “Neden bunlar çıkıyorlar? Neden yeni tutuklamalar olmuyor? Dolaylı olarak haberler geliyor bize, biz tedirginiz, dediler. Bir saldırı olabileceğini hissediyorlardı. Böyle bir saldırı karşısında evlerine kamera düzeneği kurmuşlardı. Nitekim bu saldırıda da faili ortaya çıkaran bu kamera kaydı oldu. Aile kendilerine yönelik yeni bir saldırı oluşabileceğini düşündükleri için kendi güvenliklerini kendileri sağlamışlardı” şeklinde konuştu.

ATV VE SABAH ALGI OLUŞTURMAK İÇİN KULLANILDI

Kamera kayıtlarının savunma makamına verilmeden ATV ve Sabah grubuyla paylaşılmasına tepki gösteren Karabulut, algı oluşturmak için katledilenlerle saldırgan arasında geçen arbede kısmının kamuoyuna yansıtıldığını belirtti. Karabulut, oluşturmak istenen algıyı ise şöyle anlattı: “Müvekkillerim katile saldırmış, o da kendini korumak istemiş gibi bir algı yaratılmak isteniyor. Temelinde bu zihniyet vardır. Bunların artık ne olduğunu çok iyi biliyor ve tanıyoruz. 45 dakikalık kamera kaydı var. Katil önce olay yerine geliyor, konuşuyor. Başsavcının anlatımına göre sonra silah ve benzinle gelerek, aileyi katlediyor. Ama onlar işine gelen kısmı yayınlayıp, kamuoyunda saldıran Dedeoğulları ailesiymiş gibi algı yaratılmaya çalışılması, vicdansızlık ve ahlaksızlıktır. Başsavcı kamera kayıtlarını bugün bize teslim edeceğini söyledi. Kamuoyuyla da paylaşacağız.”

AZMETTİRİCİLER ORTAYA ÇIKARILABİLİR

Saldırganın 12 Mayıs’ta Dedeoğulları’na saldıranların akrabaları olmasının, önceki saldırının devamı niteliğinde olduğuna ilişkin şüpheleri doğrulamış olduğunu vurgulayan Karabulut, olayın azmettiricileri, yardım edenlerinin kimler olduğunun da soruşturmanın genişletilmesiyle ortaya çıkacağına işaret etti. Soruşturma dosyasına henüz gizlilik kararı konulmadığını belirten Karabulut, “Tabi son dakika bir gizlilik kararı konulmaz ise bugün dosyayla ilgili belgeleri almaya çalışacağız” dedi.

PLANLI VE ORGANİZE SALDIRI

Saldırı üzerinden geçen 4 güne rağmen tespit edilen failin yakalanmamasının saldırının planlı ve organize yapıldığının göstergesi olduğunun altını çizen Karabulut, şunlara dikkat çekti: “Katil ve yahut katille işbirliği yapan kişiler, bu organizasyonu yapmışlar. Katliamın ardından nasıl kaçacaklarını, HTS kayıtlarından ve telefon sinyallerinden nasıl kurtulacaklarının planını yapmışlar ve birileri ustaca bunu yönlendirmiş. Yoksa emniyet tarafından spontane gelişen cinayet vakalarında ya da başka suçlarda suç sonrası çok kısa sürede failler yakalanıyor. 4 gündür yakalanmamasının en büyük sebebi, katliamın önceden tasarlanarak, planlı ve tek kişi tarafından yapılmadığının göstergesidir. Yönlendiren birilerinin var olduğunun, planlamayı yapanlar arasında profesyonel kişiler olduğunun da göstergesidir.”

BAŞSAVCI NEDEN ÇEKİNİYOR?

Başsavcının failin geçmişine, herhangi bir silah eğitimi alıp almadığına dair bir bilgi paylaşımından kaçındığını sözlerine ekleyen Karabulut, “Otopsi raporunu incelediğimizde, 7 müvekkilimizde vücutlarına isabet eden 20 tane kurşun tespit ettik. Bundan isabet etmeyenler yok. Başsavcı olay yerinde başka kovanlar olduğunu da söyledi. Bu şunu gösterir ya silah birden fazla şarjörle kullanılmıştır. Biliyorsunuz en fazla bir silah 15+1 mermi alır. 20 tane vücutlara isabet eden kurşun var. Kimisine 5, kimisine 4 kurşun isabet eden var. Kurşunların birçoğu da kafalarına isabet etmiş. Çok profesyonel bir saldırı olduğunu, bu çok net ortaya koyar ya da birden fazla silahın olduğu şüphesini bizde uyandırıyor. Bunlar aynı zamanda birden fazla saldırgan olma ihtimalini de gösteriyor” ifadelerini kullandı.

HER AN HERKESE SALDIRABİLİRLER!

Etkili bir soruşturma yapılması için Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) avukatlarıyla birlikte süreci takip ettiklerini ifade eden Karabulut, meslektaşlarıyla birlikte soruşturma ve kovuşturmanın etkili yürütülmesi için mücadele edeceklerini söyledi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarını eleştiren Karabulut, “Süleyman Soylu; ‘Bu katliamın yapılmasını provoke edenler, farklı mecralara çekmeye çalışanlar, ırkçı saikle olduğunu söyleyenler, en az onlar kadar alçaktır’ sözleriyle bizleri de hedef gösteriyor. Bunun başka bir izahı olamaz. Soylu’nun açıklamalarından cesaret alanlar, her an herkese saldırabilirler” diye belirtti.

TEHDİTLERE BOYUN EĞMEK YOK

Kendisinin de tehdit edildiğini dile getiren Karabulut, devamında şunları söyledi: “Cenazenin defnedildiği gün, ofisim ismini vermeyen biri tarafından aranarak, hakaretler ve tehditler yapılmış. Asla hiçbir şekilde geri adım atmayacağız. Elbette hukuki çerçevede tedbir alacağız. Ama zerre kadar kimseden korkmuyoruz. Katledilen müvekkillerimin emanetinin sorumluluğunu yerine getirmek için son nefesime kadar çalışacağım.”

TARAFLAR ARASINDAKİ ‘HUSUMET’İN PERDE ARKASI

İktidar yetkililerinin ve iktidara yakın medyanın “husumet” tartışmalarına değinen Karabulut, şu bilgileri paylaştı: “Müvekkilim bana anlattı. Husumetin de tamamen ırkçı saiklerle olduğunu ve daha önceki tartışmaların da bu saiklerden kaynaklandığını bana izah etti. Şunu söylediler; 2008-2009 yıllarında Diyarbakır’da bir çatışma olmuş. Bu çatışma esnasında güvenlik görevlileri hayatını kaybetmiş. Bu haberlere çıkınca, saldırganlardan biri, zannedersem Veli Keleş, müvekkilimin olduğu yerde tüm Kürtlere küfrediyor. Yaşar Dedeoğulları kendisinin ses çıkarmadığını, sonra yeniden bütün Kürtlere küfrettiğini ve bundan sonra da müvekkilimde ‘Neden küfrediyorsun’ şeklinde cevap verdiğini söylüyor. Olay bundan ibaret. Kediymiş, el feneriymiş… Bunlar hiçbir zaman insan öldürmeyi gerektirecek sebepler olamaz. 50-60 kişinin organize bir şekilde toplanıp, 4’ü kadın 7 kişiye saldırmasına sebep olamaz. Bu akıl dışıdır ve hayatın olağan akışına da uygun değildir. Kimse bunları sebep olarak gösterip, olayın üstünü örtmeye çalışmasın. Varsa bir suç saiki, ortaya çıkarılsın. Müvekkilimin iddialarına itibar etmeyebilirsiniz ama ciddiye almak zorundasınız. Ciddiye alın, soruşturun, eğer yoksa böyle bir saik, ‘biz araştırdık, soruşturduk, delillerde böyle bir şey ortaya çıkmadı’, denilirse bu anlaşılır. Ama peşin fikirle bunu inkar edip, müvekkillerimi yalancı çıkarmaya kimsenin hakkı yok.”

KAÇ KİŞİNİN ÖLMESİ GEREKİYOR?

Cezasızlık politikasının bu tür saldırılara zemin hazırladığı uyarısında bulunan Karabulut, sözlerini şöyle sürdürdü. “Biz bunları yaşadık. Türkiye daha bunu ne kadar tecrübe edecek. 7 kişi değil de 70, 700 ya da 7 bin kişinin mi ölmesi gerekiyor? Bu tecrübe artık yargı ve devlet aklına fazlasıyla yeter. Cezasızlık politikası yeni saldırıların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bugün bizde tehdit ediliyoruz. Biz de mi bu saldırıya maruz kalalım? Hem yasal düzenlemelerin yapılması hem de yargının daha hassas yaklaşması gerekiyor.”

KÜRT OLDUĞUM İÇİN…

Irkçı saldırıda katledilen Yaşar Dedeoğulları’nın katledilmeden önce “Mahallede ben tek Kürt olduğum için benimle uğraşıyorlar” dediğini aktaran kuzeni Halis Boran, ailenin tehditlerle ilgili şikayetlerine rağmen korunmadıklarını öne sürdü.

Dedeoğulları ailesinden 7 kişinin katledilmesi, iktidar tarafından “husumet” sözleriyle adli vaka olarak yansıtılmaya çalışıldı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da Kürt aileye yönelik ırkçı katliamın “Bunun Türk-Kürt meselesiyle ilgisi yok” diyerek, husumet olduğunu savundu. Katledilen Dedeoğulları ailesinin yakınları, iktidarın söylemlerinin aksine, ailenin Kürt oldukları için katledildiklerini söyledi. Dedeoğulları ailesinin 1992 yılında Kars’tan Konya’ya geldiklerini aktaran Yaşar Dedeoğulları’nın kuzeni Halis Boran, katliam öncesi yaşanan saldırı ve aileye yönelik tehditleri anlattı. Yaşar Dedeoğulları’nın Meram’ın Hasanköy Mahallesi’nde kendine arsa aldığını ve ev yaptığını belirten Boran, kamuoyuna yansıyan ve iktidar sözcülerinin ısrarla “husumet” olarak lanse ettiği olayın 15 yıl önce gerçekleştiğini söyledi.

KÜRTLERE HAKARET VE KÜFÜR ETTİ

Husumetin ise Yaşar Dedeoğulları’nın yanında işçi olarak çalıştığı Veli adlı kişinin Kürtlere hakaret ve küfürleri nedeniyle yaşandığını dile getiren Boran, “15 yıl önce Veli adında birine işçi olarak çalıştığı zaman, mola veriyorlar. Molada radyoyu açıyorlar. Radyoda 5 tane askerin öldüğü duyuruluyor. O arada Veli, dönüp Kürtlere hakaret ediyor, küfrediyor. İkinci kez küfrettiğinde, Yaşar Dedeoğulları da ‘Ben de Kürt’üm, neden küfrediyorsun?’ diyor. Orada kavga çıkıyor. Millet araya giriyor, bunları ayırıyor. Husumet, o günden bugüne devam ediyor” diye anlattı.

BENİ TEHDİT EDİYORLAR

Boran, Yaşar Dedeoğulları ile arasında geçen bir diyalogu şöyle anlattı: “Yaşar, ‘O mahallede ben tek Kürt olduğum için benimle uğraşıyorlar, beni tehdit ediyorlar’ dedi. ‘Buraları terk et, biz burada Kürtleri yaşatmayız diyorlar’ tehditlerini aktardı. Bu durum en son bu yıl Ramazan ayında 60 kişilik saldırıyla devam ediyor. Saldırıya uğrayanlardan Metin Dedeoğulları bir hafta yoğun bakımda kaldı. Hepsine hastanelik etmişlerdi. Yaşar’a ‘burayı terk et, bunlar seni yaşatmazlar’ dedim. Yaşar ise ‘Ben bu yıl biraz bostan ekmişim, bostanımı kaldırayım, bu mahalleyi terk edeceğim’ dedi. Fakat kendisine müsaade etmediler. Yaşar, Meram Kaymakamlığı’na, Emniyet Müdürlüğü’ne, savcılığa tehdit edildiklerini anlattı. Bize koruma verin, ailemizi koruyun, dediler. Ama maalesef korunamadı. İçimiz yanıyor, 7 insani katlettiler.”

EMNİYET MÜDÜRÜ ENGİN DİNÇ’TEN MORGDA ŞOV

Katliamın ihmaller nedeniyle yaşandığını ifade eden Boran, mağduriyetin katliam sonrasında da sürdüğünü söyledi. Boran, “Morga cenazeleri almaya gittiğimizde, Konya Emniyet Müdürü (Engin Dinç) oraya geldi. Orada bir konuşma yapmak istedi. Ben kendisine şunu söyledim; ‘Bizim 7 canımız gitti. Bu konuda biraz bize yardımcı olun, müsamaha gösterin, bırakın insanlar gelip, gitsinler.’ O da ‘Sen olayı başka yöne çekiyorsun’ diyerek, beni provokatörlükle suçladı. Polislere ‘Adamı alın’ diyor” dedi.

Boran, “Yedi tane tabut defnettik, içim yandı” diyerek, yakınlarının Kürt oldukları için hedef alındığını belirtti.

KARDEŞ OLAN BU ZULMÜ YAPMAZ

Ailenin yakınlarından Gülbahar Yakut da Dedeoğulları ailesine yönelik saldırıları hatırlatarak, “Zulmedip, bıraktılar. Zilan Katliamı’nda da böyle yaptılar. Aynı o dönem gibi olmuş. Bu zulümdür. Kürtlere yapılan hakarettir. Kürt-Türk kardeş diyorlar ama kardeş olsalardı bu zulüm yapılmazdı” şeklinde konuştu.

Okumaya devam et

Analiz

Tayyip Erdoğan’ı çay fırlatarak protesto ettiler: Mutlu musun?

Sosyal medyada AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın cayır cayır yanan Marmaris’te vatandaşlara çay dağıtmasına tepki gösteren videolar dikkat çekti. Bir sosyal medya kullanıcısı Erdoğan’ın tavrını turistlere “Mutlu musunuz?” sözleriyle çay fırlatarak eleştirdi. Rap şarkıcısı Şehinşah ise konserinde izleyicilerine çay fırlattı.

BOLD ANALİZ – AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sel felaketi yaşayan Rize’nin ardından yangınlarla boğuşan Marmaris’te düzenlediği mitingde çay dağıtması vatandaşların tepkisini çekti.

Özellikle sosyal medyada Erdoğan’ın mitingindeki tavrını mizahla eleştirenlerin çektiği videolar onbinlerce kez izlendi.

TURİSTLERE ÇAY FIRLATTI

Begüm isimli sosyal medya kullanıcısı, yoldan geçenlere Erdoğan gibi çay fırlatarak ‘Mutlu musunuz?’ diye sordu. Videoda ‘Are you happy?’ ifadesiyle çay atılan turistler ise büyük şaşkınlık yaşadı. Videoda “Memnun musun her şeyden?” sorusuna bir dükkan sahibi, iktidardan memnun olmadığını söylerken, çay fırlatıldıktan sonra ise “Hah şimdi memnunum” cevabı izleyenleri güldürüyor.

ŞEHİNŞAH DA KONSERDE ÇAY FIRLATTI

Erdoğan’ın yangın bölgesi Marmaris’te çay fırlatışını rap müzik sanatçısı Şehinşah’ta düzenlediği konserde izleyenlerine çay atarak eleştirdi.  Şehinşah, “Bir sürprizim var umarım beğenirsiniz” diyerek izleyicilere çay fırlattı.

AYIP DENEN BİR ŞEY VAR YETER ARTIK

Erdoğan, Marmaris ziyaretinde düzenlediği miting ve dönüş yolunda yolda bekleyenlere çay fırlatması büyük tepki çekmişti. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Erdoğan’a “Ayıp denen bir şey var yeter artık” diyerek tepki göstermişti.

Rant sevdası Türkiye’yi yaktı

Okumaya devam et

Gündem

3 şehirde 7 yangın devam ediyor

Türkiye genelinde 119 yangın kontrol altına alındı, 3 şehirdeki 7 noktada yangınlar devam ediyor. Can kaybı sekize yükseldi.

BOLD – Yangın bölgelerindeki incelemelerinin ardından açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 28 Temmuz – 1 Ağustos arasında 32 şehirde çıkan 119 yangının kontrol altına alındığını aktardı. 3 şehirde 7 yangının devam ettiğini açıklayan Bakan, can kaybının ise 8’e yükseldiğini duyurdu.

DW Türkçe’de yer alan habere göre Pakdemirli, Antalya’da Manavgat ve Gündoğmuş yangınları ile Muğla’da Marmaris, Köyceğiz, Milas, Kavaklıdere ve Seydikemer yangınlarının devam ettiğini, Seydikemer ile Menteşe’de çıkan yangınlarda soğutma çalışmalarının devam ettiğini belirtti. Tunceli Hozatlı’da çıkan yangının da sürdüğünü vurgulayan Pakdemirli, Mersin Silifke, Antalya Gazipaşa, Antalya Kemer ve Muğla Bodrum yangınlarının kontrol altına alındığını iletti.

YANGINLARA KAÇ KİŞİ NE İLE MÜDAHALE EDİYOR?

Orman Genel Müdürlüğü de sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada 13 su atar, 3 idari uçak, 9 İHA, 45 helikopter, 6 yönetim helikopteri, 1 insansız helikopter, 708 arazöz ve su tanker, 12 iş makinası ve 4 bin 800 personelin görevde olduğunu duyurdu.

Bakan Pakdemirli, Muğla’dan vatandaşların havadan müdahale göremediği için serzenişlerde de bulunduğunu belirterek, bunun müdahale edilen alanın genişliğiyle ilgili olduğunu savundu.

ÇÖKERTME CAYIR CAYIR YANIYOR

Bodrum’un Milas ilçesinde bulunan Çökertme’de devam eden yangın üzerine açıklama yapan Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat da Kemerköy Termin Santrali için bir tehlike olmadığını açıkladı. Tokat, “Ören için, yollarımız için ve termik santral için şu anda bir tehlike yok. Ama Çökertme cayır cayır yanıyor” diye konuştu.

Sanatçı Haluk Levent de Bodrum’da bölgeden dün gece paylaştığı videoda, Mazı Mahallesi‘ni aşarak Çökertme Köyü’nü etkisi altına alan yangına dikkat çekti ve “Havadan destek bekleniyor” dedi.

Okumaya devam et

Popular

Shares