Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Rütbesi düşük olan yüksek olandan çok ceza alıyor: İstihbarat mülkün temelidir!

15 Temmuz’dan sonra Suriye’de görevlendirilen 140 askerin yargılandığı Maltepe 2. Zırhlı Tugayı davasında hakimin biri sanıkların hepsinin tahliyesini, diğeri ise hepsinin tutuklu kalmasını istiyor. 15 Temmuz davalarında mahkeme heyetlerinin istihbarattan gelen bilgilerle karar aldığı iddiaları konuşulurken avukat Kemal Uçar yargıçlara ve siyasetçilere zor sorular soruyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

37 askeri öğrencinin yeniden mahkemeye çıktığı TRT-Dijitürk Davası ve Maltepe 2. Zırhlı Tugayı’ndan 140 askerin yargılandığı davalar iki gündür Silivri Cezaevinde görülmeye devam ediyor. Bugün verilen ara kararda 37 Harbiyeli’den 3’ü tahliye edildi. Bir sonraki duruşma 1-3 Aralık’a ertelendi.

Tutuklu askerlerin avukatı Kemal Uçar,  Maltepe 2. Zırhlı Tugayı’nın davasını tarafsız bir gözle izlemeleri için günlerdir CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e, HDP, Deva, Gelecek partilerine, gazetecilere ve insan hakları savunucularına çağrı yapıyor. CHP 11 milletvekili göndereceğini söyledi, göndermedi, İyi Parti’den de bir dönüş olmadı .

Siyasetçilerin tavırlarını eleştiren Uçar “Maltepe 2. Zırhlı Tugayı davasında yargılanan askerler, siyasetçilerin yere göğe sığdıramadığı, kahraman askerlerimiz diye konuştuğu, şehit haberi geldiği zaman, cenazesine gidip cenazeyi paylaşamadıkları, kavga ettikleri fakat tutuklanınca da seslerini çıkarmadıkları askerler. Maalesef böyle öksüz, yetim yargılanıyorlar” dedi.

“BİR MAHKEME TABANA TABANA ZIT İKİ KARAR NASIL VEREBİLİR?”

İdlip, Mümbiç, Cerablus’ta savaşan askerlere 15 Temmuz’dan 4 yıl sonra dava açıldığını ve Maltepe 2. Zırhlı Tugayı’ndan 140 kişiden 90 civarında askerin tutuklandığını söyleyen Uçar, “Tahliyelerden sonra 55-60 asker kaldı tutuklu olan. Temmuz ayında görülen duruşmada mahkeme başkanı herkesin tutukluluğunun devamını istedi. Üyelerden biri 20 kişinin tahliyesini istedi. Diğer üye ‘Hepsi tahliye olması gerekir’ dedi. Taban tabana zıt iki karar. Hukuk tek, adalet tek. Bir mahkeme heyeti taban tabana iki kararı nasıl verebilir?” diye sordu.

15 Ekim’e kadar devam edecek olan Maltepe 2. Zırhlı Tugayı davasının avukatı Uçar, 15 Temmuz davalarında mahkemelerde yaşananlara dair sorularımızı cevapladı.

Bugün hangi davalar var?

37 Harbiyeli’nin yargılandığı TRT-Dijitürk davası ve Maltepe 2. Zırhlı Tugayı’nın, ikinci grubunun davası var. Kamuoyunda Maltepe 2. Zırhlı Tugayı diye bilinen bir davamız zaten vardı. Onunla karıştırılmasın. Bugün görülecek dava, Maltepe 2. Zırhlı Tugayı’nın ikinci dosyasıdır.

İlk dosyadan farkı ne?

İlk dosyada birliğini farklı nedenlerle terk ettiği için yargılanan askerler olmuştu. İkinci dosyada yargılanan askerler, birlikte çıkmadıkları için herhangi bir soruşturmaya tabi tutulmamışlardı. Yani biz öyle biliyorduk. Ama meğer haklarında 2017’de soruşturma açılmış ve savcı onların yurt dışında olduğunu görünce hiçbir şey yapmıyor. Türkiye’ye döndükten sonra operasyonu başlatıyor. Ölenleri görüyor, onlara takipsizlik veriyor, gazi olanlara ve sağ kalanlara da gözaltı kararları çıkartıp tutuklamaya sevk ediyor.

Yurt dışında derken bu askerler TSK tarafından Suriye’de görevlendirilmiş askerler değil mi?

Evet tabi ki Suriye’deler. Barış Pınarı, Zeytin Dalı operasyonlarında, bir kısmı Kıbrıs’ta, Afrin’de, Mümbiç’te, Cerablus’ta bir kısmı Türkiye’de savaşan askerler bunlar. Siyasetçilerin yere göğe sığdıramadığı, kahraman askerlerimiz diye konuştuğu, şehit haberi geldiği zaman, cenazesine gidip cenazeyi paylaşamadıkları, kavga ettikleri fakat tutuklanınca da seslerini çıkarmadıkları askerler. Maalesef böyle öksüz yetim yargılanıyorlar.

İkinci grubunun davasında kaç asker yargılanıyor, ne zaman başladı bu dava?

Geçen yıl eylül ayında başladı. İlk tutuklamalar o zaman oldu. İddianame düzenlendikten sonra nisan ayında ilk duruşma görüldü. 128 asker vardı. Sonradan 11-12 kişi daha geldi, başka bir soruşturmadan. Toplam şu an 140 asker yargılanıyor. Bunlar arasında 55-60 asker tutuklu. İkinci duruşma temmuz ayında görüldü. Şimdi üçüncü duruşma görülüyor. Askerler savunma yapıyor. Bu askerler, 15 Temmuz” katılmadılar, 15 Temmuz’da birliklerinin güvenliğini sağladıkları için tutuklular. İktidar medyasında “Darbeye karşı birliği kurtardılar” diye haber olmuşlardı. Birliği neden terk etmediklerinin ama birlikte olup komutanlarından aldıkları terör emrine karşı neden birliğin emniyetini sağladıklarının hesabını veriyorlar. Bu askerlerin sesinin duyulmasını istiyorum. Çünkü dosyalarında suçlama dair en ufak bir delil yok.

Duruşmalarda size tuhaf gelen neler oluyor?

Maltepe 2. Zırhlı Tugayı’nın dosyasında, komutanı beraat edip kendisi tutuklu olan uzman çavuş ve astsubaylar var. Tank birliğinin komutanlarından biri biraz önce bahsettiğim ilk dosyada yargılandı ve beraat etti. Ama o bölüğün tankçı askerleri ikinci dosyada tutuklandı. Allah’tan hakim fark etti de geçen duruşmada tahliye etti bu askerleri ama bir yıl tutuklu kaldılar. Komutanları beraat etti, kendileri tutuksuz da olsa yargılanmaya devam ediyor. Her iki dosyada da iddia darbeye teşebbüs.

Mahkeme heyetleri bu çelişkileri fark etmiyorlar mı? 

Büyük bir baskı var. Maltepe 2. Zırhlı Tugay dosyasındaki duruşmada üç hakim var. Temmuz ayında görülen duruşmada başkan herkesin tutukluluğunun devamını istedi. Üyelerden biri 20 kişinin tahliyesini istedi. Diğer üye, “Bu askerler Cerablus’ta, İdlib’te, Mümbiç’te savaşmışlar, kahramanca bu vatana hizmet etmişler, kaçma şüphesi olamaz, delilleri karatma şüphesi zaten kalmamış, 15 Temmuz gecesi de birliklerini terk etmemişler. Kuvvetli suç şüphesi yok. Bunların hepsinin tahliye olması gerekir. Ancak ifadesi alınmayan askerler ev hapsi ile tahliye olsun, diğerleri de haftada bir imza ile” dedi. Yani şu çok mantıksız; hakimin biri hepsinin tahliyesini istiyor, diğeri hepsinin tutukluluğuna devam diyor. Taban tabana zıt iki karar. Hukuk tek, adalet tek, vicdanınız varsa, bir hakimin böyle uygun gördüğü kararın tam tersini diğeri nasıl söyler?

Bunun anlamı ne sizce? 

Heyetler üzerinde aşırı bir baskı var. O yüzden de birbirleriyle müzakere ederken sanırım ‘belli kişiler tahliye olsun’ şeklinde kararlar veriyorlar. Belli bir matematiğe oturtmuşlar, o matematik doğrultusunda hareket ediyorlar. Çünkü çok fazla tahliye ederlerse çok fazla baskı olacağından çekiniyor olabilirler. Ankara’dan bir telefon gelip ya da bir tayin atama… Hepsine tahliye verseler Sabah gazetesinin hemen bir ‘vay siz fetöcü müydünüz’ diye haber yapmasına bakar. Herkes kendisine terörist denilmesinden korkuyor.

Mahkeme başkanlarına karar vermeden önce bir telefon geldiğine, bir kağıt getirildiğine dair bazı iddialar duyuyoruz. Bunlar doğru mu? Siz böyle bir şey gördünüz mü?

Ben size çok güvendiğim bir hukukçu büyüğümden öğrendiğim bilgiyi aktarayım, cemaat davalarına bakan bir mahkeme başkanı, ‘elimde tutuklanacaklar ve tutuklanamayacaklar listesi var. Tahliye olacaklar ile olmayacakların listesi var’ demişti. Tahliye etmeyeceksiniz, diyorlar. Hakim de başını yakmak istemiyor. Benim yorumum, mahkeme heyetine istihbari bilgiler geliyor, o şekilde hareket ediyorlar. MİT’ten bahsediyor büyük ihtimalle.

Harbiyeli öğrencilerin davasında tuhaflıklar var mı?

Evet mesela, benim müvekkilim bir albay vardı. Harbiyelilerden daha az ceza almıştı. O çok üzülmüştü, duruşmada da söylemişti. “Harbiyeliler beni mi kandırmış, darbe varsa bunu Harbiyeliler mi yaptı, bana niye daha az ceza veriyorsunuz” mealinde konuşmuştu. Yani öyle tuhaflıklar yaşanıyor ki, rütbesi düşük olan, rütbesi yüksek olandan daha çok ceza alıyor. Başlarındaki komutan beraat edip kendisi tutuklu yargılanan uzman çavuşlar var. Kendisini birliğe çağırıp, tank hazırlama emri veren komutan beraat etti. 15 Temmuz gecesi Hava Harp Okulu öğrencileri Yalova’da kamptan otobüse bindirilip çıkarılıyorlar. O otobüsün şoförü er olduğu için beraat ediyor. Şoförle aynı otobüste bulunan, onunla aynı bilgiye sahip olan Harbiyeli müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alıyor.

Nasıl oluyor bu?

Yıllardır söylüyorum; mahkemelerde kritersizlik var. Bir dosyadaki beraat gerekçesi başka bir dosyada mahkumiyet gerekçesi olabiliyor. Bir dosyada hiç önemsenmeyen bir delil, başka bir dosyada tutuklama gerekçesi yapılıyor. Yalova’dan çıkıp Yeşilköy’deki Hava Harp Okulu’na gitmeye çalışan Harbiyeliler için mahkeme gerekçeli kararında; ‘kamptan çıktıkları saat itibariyle darbeyi bilmedikleri düşünülemez’ dedi. Öyle bir niyet okudu.

Siz bunları savunmalarda söylüyorsunuzdur mutlaka. Nasıl bir tepkiyle karşılaşıyorsunuz?

Çok güzel dinliyorlar. Hiç ses çıkarmıyorlar. Ha duvara karşı konuşmuşuz ha heyete karşı, o derece sessizler. Eskaza Hulusi Akar’dan, Abidin Ünal’dan bahsedersek de hemen sözümüzü kesiyorlar. Çünkü sorumluların onlar olduğunu düşünüyoruz. Bu mahkemelere sadece Kılıçdaroğlu’nu değil, Hulusi Akar ve Abidin Ünal gibi isimleri de çağırıyoruz. Mahkemelerde diyorum zaten: Ya bugün tanık olarak gelsinler ya da yarın sanık olarak gelecekler zaten. Gelmeliler. Er ya da geç tecelli edecek bu adalet. Bir askerin darbeye karıştığı iddia ediliyorsa onun komutanına denir ki ‘sen bu askeri neden darbeye karıştırttın, neden engelleyemedin.’ Ama günümüzde şu var. ‘Senin askerlerin darbeye karışmış, sen ise kaçmışsın, saklanmışsın, kahramansın.’ Mesela Bülent Bostanoğlu’na kahraman diyorlar. Sokak sokak gezip otoparkta saklanan bir oramiral nasıl kahraman olabilir?

Mahkemelerde olması gereken ama gelmeyen başka kim var? 

Harbiyelilerin yargılandığı TRT’de Dijitürk davasında Abidin Ünal’ın, Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Küçükakyüz’ün gelmesi gerektiğine inanıyorum. Maltepe 2. Zırhlı Tugay dosyasında da Tümer Komutanı Yavuz Türkgenci ve 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar’ın gelmesi gerekiyor. Dündar, Maltepe’nin garnizon komutanı aynı zamanda. Yani en üstteki komutan. Savunmalar bittikten sonra tanık olarak çağrılmalarını mahkemeden isteyeceğiz. Tugaylarına neden sahip çıkamadıklarına dair hesap vermeleri lazım. Ümit Dündar gece saat 01.44’e kadar resmi olarak bunun bir darbe girişimi olduğunu kimseye söylemiyor.

Bakırköy Kadın Cezaevinde tutuklu Harbiyeli 3 kız öğrenci; Nagihan Yavuz, Nimet Ecem Gönüllü, Şuheda Sena Öğütalan sizin müvekkiliniz. Yalova’daki kamptan çıkarıldıktan sonra Orhanlı gişelerinde gözaltına alınmışlardı. Onlar hakkındaki suçlama neydi?

Yalova’daki kamptan çıkan otobüsler İstanbul’a girişlerinde hem yolları karıştırma hem de farklı gerekçelerle yolları ayrılıyor. Kimi FSM’den kimi Boğaziçi Köprüsü’nden geçerek okula gitmek istiyor ya da otobanda kalanlar var, Sultanbeyli ve Orhanlı gişeler gibi. Bu öğrenciler orada trafiğin sıkışmasından sonra, komutanlarının ‘otobüslerden inin’ emri doğrultusunda iniyorlar ve sağ üst köşeden iki kalaşnikoflinin atışına maruz kalıyorlar. Müşteki bir vatandaşımız da bunu mahkemede söyledi, iki kalaşnikoflu vatandaşa ve askere ayrım yapmadan şarjörünü boşaltana kadar ateş ediyor. Bunun videoları Youtube’ta var, isteyen izleyebilir. Vatandaş asker ateş etti zannediyor, asker vatandaş ateş etti zannediyor. Dolayısıyla bir kaos çıkıyor. Orada 6 kişi hayatını kaybetti. Biri polis memuruydu, 5 kişi sivildi. Fakat o sivillerin adli tıp raporları yok. Kimin öldürdüğü, hangi kovandan çıkan mermiyle hayatlarını kaybettiği belli değil.

Polis memurunun ölümüyle ilgili üç kız öğrenci, Harbiyeli melekler, o dosyada yargılanıyorlar. İfade veren bazı müştekiler dediler ki, “Seni gördük. Refüjün yanında, ayaktaydın.” Hatta saçları açıkmış ki, değil topluydu. Üzerlerinde rüzgarlık varmış, o gün yaz günü, rüzgarlık giymiyorlardı. Polis arabasına doğru kurşun yağdırmışlar. Fakat adli tıptan polisin otopsi raporu geldi. Polis bitişik atışla şehit edilmiş. Çok enteresan. Bu suçlamaların içinden çıkamayan mahkeme heyeti bence, bu benim yorumum, üzerlerindeki ağır baskıdan dolayı müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları verdiler.

Harbiyelilere müebbet verilmesi kamu vicdanını yaralıyor, bunu görmüyorlar mı? Gencecik çocuklara neden bu kadar taktılar?

Çünkü onlar geleceğin hava kuvvetlerinin gücünü oluşturuyor. Onlar geleceğin subaylarıydı. Zalimane ve gaddarca yargılandılar, 5 yıl 3 aydır tutuklular. Erlere, uzman çavuşlara bu kadar gaddar bakmıyorlar. Harp okullarını kapatabilmek ve çocukları da iyice meslekten yıldırıp olası bir beraatten sonra tekrar mesleklerine dönmelerini engellemek, heveslerini kırmak istiyorlar. Tamamen mahvettiler, bitirdiler. NASA’dan teklif alan Harbiyeliler vardı. Ben bu kararları veren hakimlerin üzüldüğüne kesinlikle inanıyorum. Baskı olmazsa bu kararı vereceklerini düşünmüyorum. Mesela korgeneral Metin İyidil’e beraat verildi, İstinaf Mahkemesi heyetini hemen dağıttılar.

BOLD ÖZEL

Türkiye, dünyanın en büyük kitap fuarında yok

Kültür ve Turizm Bakanlığı, bugün başlayan Frankfurt Kitap Fuarı’na 2 hafta önce katılmaktan vazgeçti. 110 ülkeden 7 bin 140 yayıncının yer aldığı fuarda Türkiye’den sadece Birgün Yayıncılık katıldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Kültür Bakanlığı ve Türkiye Yayıncılar Birliği, tüm dünyadan yazar ve yayıncıların yer aldığı Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’na (Frankfurt Buch Messe) katılmaktan iki hafta önce vazgeçti.

Kanada’nın konuk ülke olduğu fuarda yabancı ülkelerin stantları 4. salonda bulunuyor. Ağırlıklı olarak İtalya, Fransa, İspanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden yayıncıların yer aldığı fuarda Türkiye sadece Birgün Yayıncılık ile temsil ediliyor. Edinilen bilgiye göre Kültür Bakanlığı, iki hafta önce fuar yönetimini arayarak rezervasyon yapılan stantları iptal etti.

Fuarda özellikle Arap ülkelerinden gelen yayıncıları devasa stantları dikkat çekiyor. 22-28 Mayıs 2022’de gerçekleştirilecek Abu Dhabi Kitap Fuarı için ayrı bir stant açılarak, kitap fuarının içinden fuar tanıtımı yapılıyor.

Yayıncılık trendlerinin belirlendiği, dünyanın en büyük fuarı olarak görülen Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı, geçen yıl koronavirüs salgını nedeniyle iptal edilmiş, oturumlar online gerçekleştirilmişti.

20-24 Ekim tarihleri arasında düzenlenen bu yılki fuar da kısmen korona kısıtlamalarının gölgesinde geçiyor. Ancak yazar-yayıncı ve okur buluşmaları gerçekleştiriliyor. Bu nedenle bu yılki fuarın sloganı “Frankfurt’a tekrar hoş geldiniz” olarak belirlendi. www.frankfurtbuchmesse.com

Fuarın bu yılki konuk ülkesi Kanada.

Frankfurt Kitap Fuarı açıldı: Sürgündeki gazeteciler tutsak meslektaşlarını anlatacak

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Sincan Cezaevinde tutuklu anneye eziyet: Bebeğine bez verilmiyor

Tutsak bebekler cezaevinde “bez” sorunu yaşıyor. Dokuz ay önce tutuklanan Yasemin Melizci’nin kızı Saime bebeğe 10 gündür bez verilmiyor.

BOLD ÖZEL | 21 Ocak’tan beri annesiyle birlikte Ankara Sincan Cezaevinde kalan 18 aylık Saime bebeğe 10 gündür bebek bezi verilmiyor. Dünkü telefon görüşünde ailesine durumu aktaran anne Yasemin Melizci, “Saime’ye 10 gündür bez verilmedi, canım biraz ona sıkıldı.” dedi. Melizci, gerekçesine dair herhangi bir bilgi söylemedi.

Kızı yedi aylıkken tutuklanan ve 9 ay Konya Ereğli Cezaevinde kalan Saime bebeğin halası Öznur Çakar, aynı durumu kendisinin de yaşadığını söyledi. OHAL döneminde  tutuklandığı için cezaevinde bebek bezinden bile mahrum kaldıklarını ifade eden Çakar, “OHAL var diye yapılmayan kalmamıştı. Hala devam ediyor demek ki… Bir günde 3-4 bez kullanma hakkı vardı. Daha fazlasını aşamazsın. Bana gardiyan ‘Çocuğunda sıkıntı var, bir çocuk 4 bezden fazlasını kullanmaz’ demişti. Kendisi de anneydi.” dedi.

“ÇOCUK DA BEZİ İDARELİ KULLANACAK, MANTIK BÖYLE”

Koğuştaki diğer bebeklerin bezlerini kullanmak zorunda kaldığını belirten Çakar, “Şimdi tam hatırlayamıyorum, 15 ya da 21 günde bir bez veriyorlardı. 46’lı paket mesela, 15 gün yetmesi lazım. Kalmıyordu tabi. Koğuşta başka bir bebek daha vardı. Onun bezlerinden kullanıyorduk. Çocuk da bezi idareli kullanacak, mantık böyle.” diye konuştu.

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında Ankara’da 21 Ocak’ta gözaltına alınan Yasemin Melizci (29), eşi Kasım Melizci’nin (32) ve Saime bebek bir gün sonra tutuklanıp Sincan Cezaevine gönderildi. 8 Mart’ta Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne SEGBİS ile bağlanan hemşirelik mezunu Yasemin Melizci, Bylock kullandığı iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

345 BEBEK VE ÇOCUK TUTSAK

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre hamile ve bebekli anneler gözaltına alınamaz, tutuklanamaz. Hükmü kesinleşen annenin bile cezası bebek 18 aylık olana kadar ertelenmesi gerekiyor. Ancak bu kanun Gülen Hareketi ve Kürt soruşturmaları kapsamında tutuklanan annelere uygulanmıyor.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından Şubat 2021’de açıklanan son açıklanan resmi rakamlara göre Türkiye cezaevlerinde 0-6 yaş arası 345 bebek ve çocuk anneleriyle birlikte hapiste yaşıyor.

Tutsak bebek Saime Sincan Cezaevinde havale geçirdi

Öznur Çakar Belgeseli: “Bebeği kucağında bir anne koğuştan içeri girdiğinde…”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Oğlum annesinin yanından ayrılınca bir hafta konuşmadı”

Tutuklu anaokulu öğretmeni Elif Yalçın’ın 22 aylık oğlu Salih Enes, 5 aydır annesiz. Eşi hapse girince çok zorlandıklarını söyleyen Ahmet Yalçın, “Oğlum annesinden ayrılınca eve gelene kadar yolda hiç konuşmuyordu. Bir hafta sonra kendine geliyordu. Etkilenmesin diye uğraşıyoruz ama anne gibi olmuyor.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Küçük bebekleri olduğu halde tutuklanan annelerin ve çocukların maruz kaldığı hak ihlalleri her gün artıyor. Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan anaokulu öğretmeni Elif Yalçın, cezası Yargıtay tarafından onaylandığı için 5 Mayıs 2021’de tutuklanıp Gebze Kadın Kapalı Cezaevine gönderildi. Bank Asya hesabı ve ByLock kullandığı iddiasıyla hapse konulan Elif Yalçın’ın 22 aylık oğlu Salih Enes, 5 aydır annesinden ayrı.

“ANNE SÜTÜ VE EK GIDAYLA BESLENİYOR”

Bold Medya’ya konuşan Ahmet Yalçın, “Eşimi almaya gelmeden önce aradılar. ‘Koronavirüs filyasyon ekibindeniz’ dediler. Oysa biz evdeydik, bir yere gittiğimiz yoktu. Oğlum anne sütü ve ek gıdayla besleniyor. İlk zamanlar oğlumu yanına götürdük. Bir ay yanında kaldı. Cezaevinin şartları çok zor. Eşim oğlumuzdan ayrılmaya dayanamadı ama kendi nefsim için bunu yapamam deyip mecburen bize verdi. Salih Enes normalde uysal bir çocuktu. Şimdi hırçınlaştı.” dedi.

İlk dönemler çok zorlandıklarını belirten Yalçın, “Enes’i annesinin yanından alıyorduk. Gebze’den eve gelene kadar yolda hiç konuşmuyordu. Bir hafta sonra kendine geliyordu. Etkilenmesin diye biz ilgileniyoruz ama anne gibi olmuyor, içimiz parçalanıyor.” ifadelerini kullandı.

10 KİŞİLİK KOĞUŞTA 23 KİŞİ KALIYOR

Elif Yalçın, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu‘na geçtiğimiz günlerde mektup yazarak cezaevi koşullarını ve tutuksuz yargılanma talebini dile getirmişti: “20 aylık bebekli emziren mahpusum. 10 kişilik yerde 23 kişi kalınca sürekli yanımda kalamıyor. Yanıma alınca da oyun alanı bulamıyor. Bebeğim yemekteyken bir köfte daha istedi. Yoktu. Birlikte ağladık. Ev hapsi bile olsa tutukluluğum bitmeli.” demişti.

“SUÇ İŞLEMESELERDİ DİYENLERİ ANLAMIYORUM”

Kendisi de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan ve dosyası Yargıtay’da bulunan Ahmet Yalçın, yetkililere ve kendilerine “terörist” muamelesi yapanlara seslendi: “Suç işlemeselerdi diyenleri anlamıyorum. Dosyalarda suç yok. Hırsızlık, gasp, adam öldürme, yolsuzluk, ihaleye fesat… Hiçbiri yok. Olan varsa yargılansın ama dosyalarda yok bunlar. Bunlar şucu, delil bu. O yüzden bunlar terörist deniliyor özetle. Hak mı bu?

“BİZE TERÖRİST DİYENLER GELSİN EVİMİZE MİSAFİR OLSUN”

Terörist olup olmadığını merak ettiğiniz insanlarla vakit geçirin, evine misafir olun, sohbet edin. Ettiğiniz laflardan utanacaksınız garanti veriyorum. Oğlum 1.5 yaşında annesiz kaldı. Eşim okul öncesi öğretmeni ve hiç devlet memuru olmadı benim gibi. Yazık günah değil mi bu çocuk 5 aydır annesiz? Elektronik kelepçe ile evde dursun çocuğuna baksın dedik onu da kabul etmediler.

“HER GÜN ANNESİNİN FOTOĞRAFINI ÖPÜYOR”

Ben yavruma her gün annesinin fotoğraflarını öptürüyorum unutmasın diye. İnsan insana bunu yapar mı? Merhametiniz varsa kendinizi sigaya çekip bir düşünün. Salih Enes gibi kaç çocuk çok daha kötülerini yaşıyor. Yetmedi mi bunlar?”

 

“20 aylık bebekli, emziren bir mahpusum”

Okumaya devam et

Popular

Shares