Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

AİHM ve AYM kararlarını ‘paspas’ yapan hakimler: Kılıçdaroğlu hesap sorabilecek mi?

Türkiye, 15 Temmuz sonrası uygulanmayan mahkeme kararları ile tanıştı. Hatta Anayasa’ya göre kararları bağlayıcı olan AİHM ve AYM kararları uygulanmadı. Bir süredir bürokratları hukuksuzluklar konusunda uyaran CHP Genel Başkanı, 2 yüksek mahkemenin kararlarını uygulamayan hakimlerden hesap sorabilecek mi?

BOLD ANALİZ – TBMM’de hükumetin 2022 bütçesi üzerine konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’lilere ‘yargıyı mahvettiniz’ diye seslendi. CHP lideri Kılıçdaroğlu, “AYM, AİHM kararını uygulamayanların tamamını temizleyeceğim. Bu memlekete adalet ya gelecek ya gelecek” ifadelerini kullandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) hükümetin 2022 bütçesi üzerine konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, birçok önemli mesajlar verdi.

Kemal Kılıçdaroğlu, bir süredir AKP döneminde kanun dışına çıkan ve hukuksuzluklara imza atan bürokratları uyarıyor. Kılıçdaroğlu’nun bu kez hedefinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamayan hakimler vardı.

AKP’ye “Yargıyı mahvettiniz” diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Bir tek Yargıtay kararının altında imzası olmayan birisi AYM üyesi oldu. AYM, AİHM kararını uygulamayanların tamamını temizleyeceğim. Bu memlekete adalet ya gelecek ya gelecek” ifadelerini kullandı.

15 TEMMUZ’DAN SONRA BİR İLK: AYM VE AİHM KARARLARI UYGULANMADI

Kılıçdaroğlu’nun ‘yargıyı mahvettiniz’ sözleriyle özetlediği AKP hükumeti ile Türkiye, 15 Temmuz’dan sonra birçok hukuksuzlara, insan hakları ihlallerine, toplu yargılamalara, işkencelere, adam kaçırmalara ve bir grubun nefret öğesi haline getirilerek soykırımına şahit oldu.

Ancak 15 Temmuz’da Türkiye belki tarihinde ilk kez uygulanmayan mahkeme kararları ile karşılaşmaya başladı. Ve bu uygulanmayan kararlar Anadolu’nun ücra köşesindeki bir yerel mahkemenin değil yargının en tepesindeki Anayasa Mahkemesi’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası anlaşmalarla yarım yüzyıldır yargı yetkisini kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları idi.

AYM KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI

Anayasa Mahkemesi, Anayasanın “Yargı” başlığının taşıyan “Üçüncü Bölüm”ünde “II Yüksek Mahkemeler” başlığı altında 146-153. maddelerinde düzenlenmiştir. Anayasanın 153. maddesinin son fıkrasına göre “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

153. maddedeki hükmün herhangi bir istisnası bulunmamaktadır. Dolayısıyla mahkemeler ve kamu gücünü kullanan diğer organlar Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaktan veya gereğini yerine getirmekten kaçınamaz.

Anayasanın yargı kararlarına ilişkin genel düzenlemesi olan 138. maddesine göre de “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.“

Anayasa Mahkemesi’nin yapılan bireysel başlvurulara ilişkin ihlal kararı, bir kişinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokolleri kapsamındaki anayasal haklarının ihlal edildiğini tespit eder. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kanununun 50. maddesinin birinci fıkrasına göre de “ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir.” Yani? İhlal kararı verip bırakmaz, ihlalin ortadan kaldırılması gereğine de hükmeder. Bu da yetmez, ihlalin sonuçlarının da ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmeder.

Aynı madedenin ikinci fıkrasında da “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir… Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde … karar verir.”

AİHM KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 47 üyesi bulunan Avrupa Konseyinin yargılama organıdır. Üyesi bulunduğumuz ve ilk kurucularından olduğumuz Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) hazırladı. Türkiye, bu sözleşmenin ilk imzacılarından biri oldu, iç hukukumuza 1954 yılında dahil edildi.

Anayasanın 90. maddesine göre usulüne göre yürürlüğe giren uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. Kanunlar da bağlayıcıdır.

Yani, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bir Türkiye Cumhuriyeti Kanunu’dur, Anayasanın 7. maddesi anlamında yasama yetkisinin kullanılmasıyla ortaya çıkmış olup, tüm kamu kuruluşları, yürütmeyi, mahkemeleri, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.

Türkiye, 1989 yılında da AİHM’nin bağlayıcı yargı yetkisini kabul etti.

Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasına göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hukuk uygulamasında kanunlardan üstündür ve Anayasanın 148. maddesinin 3. fıkrası uyarınca içtihatları Anayasa Mahkemesi içtihatlarını da biçimlendirir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinin birinci fıkrasına göre üye devletler taraf oldukları her davada AİHM’nin kesin kararlarına uymayı taahhüt ederler. Bu taahhüt, Türkiye Cumhuriyeti Kanununu olduğu için yasal bir taahhüt, Sözleşme olduğu için de uluslararası bir taahhüttür.

Bu nedenlerle AİHM içtihadını bağlayıcı görmemek, bu nedenle, hem Türkiye Cumhuriyeti yasalarını hem de uluslararası hukuku yok saymaktır.

AYM VE AİHM KARARLARI YENİDEN YARGILAMA SEBEBİDİR

Sonuç olarak, AYM ve AİHM kararları bağlayıcıdır. Bu bağlayıcılık esasa ilişkin bir bağlayıcılıktır aynı zamanda. İlk derece mahkemelerinin veya diğer devlet organlarının AYM ve AİHM kararlarıyla tespit edilen ihlalleri ve sonuçlarını ortadan kaldırıp kaldırmama, buna uyup uymama gibi bir takdir yetkileri de yoktur.

AYM ve AİHM ihlalin ortadan kaldırılmasına ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmettiği durumda, yargılamanın yenilenmesi gerekir.

Ancak 15 Temmuz sonrası Türkiye, AYM ve AİHM karalarını uygulamayan mahkemeleri, bir davada yüksek mahkemeler ihlal kararı verilmişse uyduruk gerekçelerle açılan ikinci ve hatta üçüncü davaları, tutukluluğun sona erdirilmesi kararı verilmişse bekleyen başka dosyalardan  verilen alelacele kararları gördü.

İşte, uygulanmayan yüksek mahkeme karaları, hukukun, anayasanın, yasaların ve Türkiye’nin imzacısı bulunduğu uluslararası sözleşmelerin ayaklar altına alındığı bazı yargılama süreçleri.

OSMAN KAVALA: BİR DAVADAN TAHLİYE EDİLDİ, İKİNCİ DAVADAN SAATLER SONRA TUTUKLANDI

Osman Kavala

İş adamı Osman Kavala, 1 Kasım 2017’de Gezi Parkı Davası’ndan tutuklandı. AİHM, Aralık 2019’da verdiği bir kararla Kavala’nın tutuklanması ve tutuklu yargılanmasının onu susturmak ve diğer insan hakları savunucularının cesaretini kırmak amaçlı olduğunu belirterek, Türkiye hükümetinden Kavala’nın bir an önce serbest kalması için gerekli önlemleri alması çağrısında bulundu.

Bu arada Kavala tutuklu yargılandığı Gezi davasından Şubat 2020’de beraat etti ve hakkında tahliye kararı verildi. Ancak bu karardan birkaç saat sonra hakkında 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili soruşturma çerçevesinde tekrar tutuklama kararı çıkarıldı. Şubat 2021’de bu dava Gezi davası ile birleştirildi.

Sonuçta Kavala Gezi davasından beraat ettirilip tahliye edilmesiyle bir anlamda AİHM kararı yerine getiriliyor ancak bir kez daha tutuklanarak da AİHM kararı boşa düşürülmüş oluyordu. Kısaca Kavala’yı salıvermemek adına hukuk ayaklar altına alınıyordu.

Türkiye’nin itirazı üzerine yapılan temyiz incelemesi sonucunda da AİHM’nin kararı Mayıs 2020’de kesinleşti.

AVRUPA KONSEYİ, TÜRKİYE İÇİN İHLAL PROSEDÜRÜ BAŞLATTI

Avrupa Konseyi’nin karar organı olan Bakanlar Komitesi, AİHM’nin kesinleşmiş mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetliyor.

Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin Kavala davasında gerekli adımları atması için 8 kez karar aldı ancak AKP hükumeti ve ilgili mahkemeler kararı uygulamayı reddetti.

Sonuç olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu yıl Aralık ayı başında AİHM’nin iş insanı Osman Kavala’nın serbest bırakılması kararını uygulamayan Türkiye için ‘ihlal prosedürü’ başlattı. Türkiye, böylece, 2010’dan bu yana Azerbaycan’dan sonra bu sürece tabi tutulan ikinci ülke oldu.

Bakanlar Komitesi’nde yapılan oylamada, 47 üyeli konseydeki 35 ülke “ihlal prosedürü” başlatılmasına destek verdi.

Avrupa Konseyi, Türkiye’den 19 Ocak’a kadar görüşünü iletmesini istedi. Kavala davasında bir sonraki duruşma ise 17 Ocak’ta.

Bakanlar Komitesi, böylece Türk hükümetine ihlal prosedüründen ve prosedür sonucunda olası yaptırımlardan kurtulmak için bir fırsat daha sunmuş oldu.

Bakanlar Komitesi, Türkiye ile ilgili ihlal prosedürü kapsamında Türkiye’nin göndereceği görüşü ve 17 Ocak’taki duruşma kapsamında alınacak kararı 2 Şubat 2022’deki toplantısında karara bağlayacak.

Eğer Türkiye, 17 Ocak’ta Kavala’nın serbest kalmasını sağlar ve hakkındaki suçlamaları düşürürse ihlal prosedürünün ikinci aşamasının uygulanmasına gerek kalmayacak.

Aksi halde Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin vereceği görüşle birlikte gerekçeli kararını oluşturacak ve yine bir oylama sonucunda üçte iki çoğunluğu bulması durumunda AİHM’e resmi bildirimi yapacak ve süreci başlatmış olacak.

Bakanlar Komitesi, AİHM’den “Yükümlülük yerine getirilmemiştir” şeklinde bir bildirim alması durumunda Türkiye’ye uygulanacak tedbirleri ele alacak. Bunlar arasında söz konusu ülkenin oy hakkının veya üyeliğinin askıya alınması ve hatta üyelikten çıkarılması da yer alıyor.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ: BİR DAVADAN TAHLİYE EDİLDİ, İKİNCİ DAVADAN MAHKUMİYET VERİLDİ

Selahattin Demirtaş

HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, 4 Kasım 2016’da HDP’li vekillere yönelik operasyonda “örgüt üyesi olmak”, “örgüt adına suç işlemek” iddialarıyla gözaltına alındı ve ardından tutuklandı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Demirtaş hakkında 514 sayfalık iddianame hazırladı. Ocak 2017’de kabul edilen iddianamede, 142 yıla kadar hapis cezası istendi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş için avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ancak sonuç alamadı. Demirtaş’ın avukatları bu kez dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı. AİHM, 20 Kasım 2018 tarihinde verdiği kararda, Demirtaş’ın hiçbir gerekçe gösterilmeden uzun süre tutukluluk halinin devam etmesini hukuka aykırı buldu ve keyfi bir şekilde süren tutukluluk nedeniyle ihlal kararı verdi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kararın ardından, “AİHM kararları bizi bağlamaz” açıklaması yaptı. AİHM “derhal tahliye” demiş olsa da, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi tahliye başvurusunu, 30 Kasım 2018’de AİHM kararının henüz kesinleşmemiş olmasını gerekçe göstererek reddetti.

4 Aralık 2018’de “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla verilen 4 yıl 8 ay hapis cezasının onanmasıyla Demirtaş hüküm giyince, AİHM kararı boşa düşmüş oldu.

ŞÜPHELİ OLMADIĞI DAVADAN MÜKERRER SUÇLAMA İLE İKİNCİ KEZ TUTUKLANDI

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, “silahlı terör örgütüne üye olmak”tan yargılandığı ve dört yıldır tutuklu bulunduğu ana davadan Demirtaş hakkında 2 Eylül 2019 tarihinde tahliye kararı verildi. Tahliye kararının ardından avukatları, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne mahsupluk başvurusunda bulundu.

Bu karardan iki hafta sonra AİHM Büyük Dairesi’nde hem Demirtaş’ın avukatlarının hem de hükümetin AİHM kararına itiraz etmesi nedeniyle bir duruşma yapıldı. Bu duruşmadan iki gün sonra mahsup talebi kabul edildi ve Demirtaş’ın serbest kalmasının önü açıldı. Ancak 20 Eylül 2019’da şüpheli olmadığı Kobani dosyasından ve mükerrer bir suçlama nedeniyle ikinci kez tutuklandı. Demirtaş’ın bu dosyadan da tutukluluğu 2 yılı geçmiş durumda.

AİHM BÜYÜK DAİRE KARARI: DERHAL SERBEST BIRAKILMALI

AİHM’nin 30 Kasım 2018’de verdiği Demirtaş kararını, Türkiye temyiz etti. AİHM’nin 17 yargıçlı Büyük Dairesi, Demirtaş hakkındaki nihai kararını 22 Aralık 2020 tarihinde verdi ve “Demirtaş derhal serbest bırakılmalı” dedi.

AİHM’nin Büyük Dairesi, Demirtaş dosyasında AİHS’nin birçok maddesinin ihlal edildiğini de belirtti.

TÜRKİYE İÇİN BİR İHLAL PROSEDÜRÜ DE DEMİRTAŞ İÇİN BAŞLATILABİLİR

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM’nin 2020 yılı sonunda aldığı kesin karar sonrası bu yıl mart ve eylül aylarında konuyu görüştü ve Selahattin Demirtaş’ın AİHM kararı gereği “derhal serbest bırakılmasını” talep etti. Ancak Demirtaş’ın serbest bırakılması için Ankara’ya yaptığı çağrılar sonuçsuz kaldı.

Avrupa Konseyi’nin icra organı olan Bakanlar Komitesi, Aralık ayında yaptığı son toplantıda da Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması talebine yer verilen bir ara karar aldı.

Bakanlar Komitesi bu ara karar sonrası Demirtaş dosyasını Mart 2022’deki AİHM gündemli toplantıda yeniden ele alacak.

Kavala dosyasında 8 kez Türkiye’yi uyaran ve daha sonra “ihlal prosedürü” başlatan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Demirtaş dosyası nedeniyle de Ankara için ‘ihlal prosedürü’ başlatabileceği ifade ediliyor.

ERDAL TERCAN: AYM REDDETTİ, AİHM İHLAL KARARI VERDİ

Erdal Tercan

Anayasa Mahkemesi üyesi Erdal Tercan, 15 Temmuz’dan hemen sonra “terör örgütüne üye olduğu” gerekçesiyle tutuklandı. Tercan, 2019 yılı nisan ayında 10 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı.

2011’den 2016’ya kadar üyesi olduğu Anayasa Mahkemesi, Tercan’ın yaptığı bireysel başvuruyu reddetti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, eski Anayasa Mahkemesi üyesi Erdal Tercan’ın yaptığı başvuruyla ilgili olarak 29 Haziran 2021’de Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

Tercan’ın 2018 yılında yaptığı başvuruyu karara bağlayan AİHM, Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 1. ve 3. fıkralarıyla, 8. maddenin Türkiye tarafından ihlal edildiğine hükmetti.

Tercan’a 20 bin Euro tazminat ödenmesine karar veren AİHM gerekçeli kararında, gözaltı ve tutukluluğun makul gerekçe ve somut delillere dayandırılmadığı görüşünü dile getirdi.

Kararda, duruşma öncesi tutukluğunun 2 yıl 8 ay sürmesinin de makul sürenin ötesinde olduğu yorumu yapılırken, Anayasa Mahkemesi Genel Kurul kararı beklemeden eski üyenin evinin aranmasının da yine insan hakları ihlali teşkil ettiği değerlendirmesinde bulunuldu.

AİHM’nin verdiği ihlal kararı iç hukuka göre bir yeniden yargılama sebebi. Ancak Tercan hakkında şu ana kadar verilmiş bir yeniden yargılama kararı bulunmuyor.

ALPARSLAN ALTAN: AİHM, KESİN İHLAL KARARI VERDİ

Alparslan Altan

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili ve üyesi Alparslan Altan da 15 Temmuz’dan hemen sonra aynı suçlamalarla gözaltına alındı ve 16 Temmuz’da tutuklandı. . Anayasa Mahkemesi, 4 Ağustos 2016’daki oturumunda Altan’ın üyelikten ihraç edilmesi yolunda karar aldı.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 6 Mart 2019’da aldığı kararda, Alpaslan Altan’a 11 yıl 3 ay hapis cezası verdi.

AİHM, Altan’ın 2017 yılında yaptığı başvuruyla ilgili olarak 2019 yılı nisan ayında kararını aldı. Yüksek mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin eski Başkanvekili ve üyelesi Alparslan Altan’ın yaptığı başvuruyla ilgili olarak Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettiğine hükmetti.

Türkiye karara itiraz etti. Ancak AİHM’nin temyiz başvurularının ilk incelemesini yapan 5 hukukçudan oluşan paneli, 2019 yılı Eylül ayında Türk hükümetinin Alparslan Altan ile ilgili verdiği karara yaptığı itirazı kabul etmedi.

Bu karar gereği, Türk hükümetinin, Alparslan Altan’ın yaptığı başvurunun temyiz mahkemesi niteliğindeki 17 yargıçtan oluşan Büyük Dairede görülmesinin önü kapandı ve AİHM kararı kesinleşti.

Ancak yeniden yargılama sebebi olan AİHM’nin bu kesin kararı da tamamen gözden gelinerek Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021 yılı Şubat ayında aldığı kararla Altan’ın mahkumiyet kararını onadı.

MEHMET ALTAN: AYM VE AİHM İHLAL KARARI VERDİ, TAHLİYE EDİLMEDİ

Mehmet Altan

Akademisyen ve yazar Mehmet Altan, 22 Eylül 2016’da tutuklandı. Anayasa Mahkemesi 11 Ocak 2018’de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise 20 Mart 2018’de ihlal ve tahliye kararlarını açıkladı. Ancak Altan, AYM ve AİHM kararlarına rağmen beş buçuk ay daha tutuklu kaldı ve 7 Haziran 2018’de tahliye edildi.

Altan’ın avukatları, AYM ve AİHM kararlarına karşın tahliye kararı vermemesiyle hukuka ve anayasaya aykırı hareket ettiği ve açık yasa hükümlerine aykırı yargısal faaliyetleri gerekçesiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı’na tazminat davası açtı. Davalar halen devam ediyor.

Gizli raporla fişlendi, görev yaptığı cezaevinde hapis yattı: KHK’lı gardiyan nasıl beraat etti?

Analiz

Dini tartışmalardan AKP istediğini alıyor mu?

Sokakta, TV’de, Meclis’te hemen her yerde, 2021’in son aylarında yaşanan kriz tartışmaları yerini dini tartışmalara bırakıyor. Oy oranını Kasım ayına göre yüzde 4 arttırarak yeni yıla toparlanarak giren AKP’nin dini tartışmalardan beklentisi büyük.

BOLD – Türkiye son 3 ayını yüksek enflasyon, kur ve faiz oranlarını tartışarak geçirdi. Yaşanan zam furyası iktidar partileri AKP ve MHP’yi derinden sarstı. İki partinin toplam oy oranı yüzde 30’un altını gördü.

Sokakta, TV’de, Meclis’te, meydanlarda, marketlerde herkesin tek gündemi ekonomi oldu. Uzun ekmek kuyruklarında gözyaşı döken emekliler AKP’nin korkulu rüyası haline geldi.

Dolar 18 TL’yi görmüş, akşam zamla yatan vatandaş sabaha zamla uyanıyordu. Geçen birkaç haftalık sürede ekonomide pek de bir şey değişmedi. Gıda, enerji ve akaryakıta gün aşırı zam geliyor.

ZAMLAR DURDURAK BİLMİYOR

Çarşamba günü motorine 40 kuruş zam gelmesi bekleniyor. Bu zamla birlikte motorinin litresi tüm zamanların rekorunu kırarak 14 TL 20 kuruşu aşacak.

Elektriğe geçen hafta yüzde 129 ile tarihin en büyük zam oranının uygulanacağı duyuruldu.

Ekonomide 1 ay öncesine göre pek bir şey değişmedi ama gündemdeki konularda farklılık var.

Türkiye’de birkaç gündür sanatçıların konser kıyafetleri ve şarkı sözleri üzerinden dini tartışmalar yaşanıyor.

ŞARKILAR ÜZERİNDEN DİNİ TARTIŞMALAR

Tartışmalara siyasileşmekle eleştirilen Diyanet’e bağlı kurumlar da katılıyor. Hatta cami minberlerinden sanatçılar direk gösteriliyor.

AKP’ye yakın dernekler ölüm tehditleri yağdırıyor.

Bu tartışmaların öncesinde muhalefet ve iktidar arasında faiz-nas ve sıbyan mektepleri tartışması vardı. AKP bu tartışmaların siyasi getirisi olacağını düşünüyor.

AKP UMUTLU

AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, 4 yaşındaki çocuklar için açılacak Kuran kursları tartışmasına katılan muhalefetin halktan oy alamayacağını savunuyor.

Toplumsal Etki Araştırmaları Merkezi’nin (TEAM) dün açıklanan araştırmasına göre AKP’nin oylarının Kasım ayına göre 4.3 puan artırarak %32.1’e çıktığı görüldü.

Ekonomi tartışmalarından sonra yaşanan bu tür dini tartışmaların AKP’yi toparlama sürecine sokması bekleniyor.

A Haber’de Cemil Barlas faciası: Türkiye’deki enflasyonu bakın ne zannetti!

Okumaya devam et

Analiz

Bahadır Odabaşı olayı ilk değil: İhraç ve tutuklamalar KHK’lı ailelerin yuvasını yıktı

Babası tutuklu olduğu için girdiği bunalımdan çıkamayan Bahadır Odabaşı’nın (16) ölümü, aynı çaresizliği yaşamış, hala da yaşamaya devam eden birçok KHK’lı ailenin varlığını gündeme getirdi. 2016’dan beri süren haksız ihraç ve tutuklamalar hem ailelerini hem de çocukları bunalıma sürüklüyor.

BOLD ANALİZ – Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında anne-babası tutuklanan, okulda, toplumda ötekileştirilen gençler, yaşadıkları travmaları kaldıramıyor. Görüş günlerine gitmek için sürekli okuldan izin almak zorunda kalan ama neden izin aldığını saklayan öğrencilerin, dini sohbet yaptığı için tutuklanan babasını görüp kimlik ve inanç bunalımına giren çocukların sayısı az değil.

Dört yıldır Elazığ E Tipi Cezaevinde tutuklu olan KHK’lı Türkçe öğretmeni Nurettin Odabaşı’nın 13 Ocak 2021’de intihar eden oğlu 16 yaşındaki Bahadır Odabaşı gibi birçok genç intihar etti ya da intihar girişiminde bulundu.

“YEĞENİMİ BABASIZLIK ÖLDÜRDÜ”

Bahadır’ın intihar sebebini amcası şöyle açıkladı: “Babasının hapishanede olduğunu ilk etapta arkadaşlarına söyleyememiş. Zamanla babasının yokluğuna bir açıklama getirmek ve onun hem KHK’lı hem de hapishanede olduğunu söylemek zorunda kalmış ve arkadaşlarının bir çoğu yavaş yavaş ayrılmış etrafından. Bana babasına çok ihtiyacı olduğunu, kendisini yalnız hissettiğini söylüyordu. Hatta bu sömestr yanıma gelecekti, anlaşmıştık.. Yeğenimi babasızlık öldürdü.”

Sadece öğrenciler ya da gençler değil, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen 30’lu, 40’lı yaşlarda meslek sahibi birçok insan da hayatını kaybetti.

19 YAŞINDAKİ SÜEDA

Eskişehir’de okuyan 19 yaşındaki Süeda Çeliktürk, 16 Ocak 2020’de tıpkı Bahadır gibi apartman boşluğuna bıraktı kendini. Babası Kadir Çeliktürk Manisa Cezaevinde tutuklu olan Süeda, psikolojik tedavi görüyordu. İstanbul’da doktordan çıktıktan sonra kaldıkları akrabalarının evinde intihar etti. O gün doktor annesine, intihar eğiliminin olduğunu söylemiş ama evladı bir anda kayıp gitmişti.

Koç Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği son sınıfı öğrencisi 24 yaşındaki Ali Furkan Yabaneri, 16 Ocak 2018 günü, Kırşehir’de ailesinin evindeki odasında ölü bulundu. İlaç içmişti. Ali Furkan’ın babası KHK’lı öğretmen Mehmet Ali Yabaneri, Kırşehir Fen Lisesi’nde kimya öğretmeniyken ihraç edilmiş ve tutuklanmıştı. Ali Furkan 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan babasının tutukluluğuna dayanamadı.

Ali Furkan Yabaneri

ANNE-BABA İHRAÇ

Denizli’de babası memuriyetten, annesi ise hemşirelikten KHK ile atılan Pamukkale Üniversite öğrencisi 18 yaşındaki Musa Enes Pekdemir arkadaşlarının gözü önünde  8 Aralık 2021’de kendini boşluğa bıraktı. Psikolojik tedavi gören 18 yaşındaki Pekdemir’in intihar etmeden önce babasıyla birlikte doktora gitmiş, dönüşte de okula uğramışlardı.

Uşak’ta babası KHK ile TSK’dan atılan 15 yaşındaki Ağaoğlu Lisesi öğrencisi M.K.S. 5 Aralık 2021’de evdeki tüfekle yaşamına son verdi.

YEMİN TÖRENİNDEN ÖNCE…

25 yaşındaki Ogün İkbal, terörist ithamını kaldıramadığı için 14 Nisan 2017’de Kara Harp Okulu’ndaki yemin töreninden bir gün önce Dumlupınar Taburu koğuşunun 5’inci katından kendini bıraktı. İkbal ve 4-5 arkadaşına o gün taburdan ayrılmaları ve bir saat içinde bulundukları yeri terk etmeleri söylenmişti.

Ogün İkbal

KAMİL İSMAİL DE ÖĞRENCİ YURDUNDA KALIYORDU

Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü Hazırlık sınıfı öğrencisi ve Yükseköğretime Geçiş Sınavında ilk 500’e giren 19 yaşındaki Kamil İsmail Aydın, 25 Mart 2017’de kaldığı öğrenci yurdunda intihar etti. Kamil İsmail, İnönü Üniversitesi Tıbbi Pataloji Bölüm Başkanı iken ihraç edilen babası Prof. Dr. Nasuhi Engin Aydın tutuklanınca bunalıma girmişti.

HAİN DAMGASI YEMEKTEN YORULDU

29 yaşındaki avukat Emir Said İnam, “hain” damgası yemekten yorgun düştüğü için 14 Nisan 2019’da Zonguldak Devrek’te av tüfeğiyle intihar etti. Babası KHK’lıydı. Bursa Barosu’nda gören yapan İnam, annesini yalnız bırakmamak için Bursa’dan Zonguldak Barosu’na geçiş yapmıştı. Bursa’dan neden ayrıldığını soran meslektaşlarına, “Ailemin bana ihtiyacı var. Gerekirse avukatlık da yapmam ama orada olmam lazım.” demişti.

Emir Said İnam.

ÇOCUKLARI İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNAN KHK’LI AİLELER ANLATIYOR:

HDP’li milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu öncülüğünde bir grup KHK’lı akademisyen tarafından “OHAL’in Getirdiği Toplumsal Maliyetler – 2018” raporunda çocuğu intihar girişiminde bulunan babalarının anlattıkları dehşet verici:

Kızı intihar girişiminde bulunan anne Z.T.: “Büyük kızım iki kere intihara kalkıştı, okulu bıraktı, psikiyatrik tedavi için bir ay hastanede yattı. Küçük kızımın okul başarısı düştü. Tamamen içine kapandı. Sosyal çevre edinemedi.”

BÜYÜK OĞLUM İKİ KEZ GİRİŞİMDE BULUNDU, KÜÇÜK SİNİR KRİZLERİ YAŞIYOR

Hapis yatan bir baba: “İki yıl hapiste kaldım. Çocuklarım çok ciddi psikolojik rahatsızlık geçirdi. Şu an 12 yaşında olan büyük oğlum iki defa intihar girişiminde bulundu. Altı yaşındaki küçük oğlum ise ciddi sinir krizleri yaşıyor. Ben sekiz ay önce tahliye oldum. Çocuklarımın durumunda düzelme vardı, beş gün önce anneleri tutuklandı. Aynı psikolojik sıkıntıları tekrar yaşamalarından endişe ediyorum.”

14 ve 8 yaşında iki kızı olan anne D.Ç.: “Kızım çok bunalıp okula gitmek istemedi. Kimseyi görmek istemiyordu. Sekizinci sınıftaydı ve bütün bir yıl doğru düzgün okula gönderemedim, gidip okulda hocalarıyla konuştum ve öğretmen kurul kararıyla kızımı geçirdiler. Doğal olarak liseye geçiş sınavına da hazırlanmadı. Sorunları için yardım aldık. Çocuk psikiyatrına götürdüm, iki buçuk yıldır ilaç kullanıyor. İlk zamanlar ilaç içerek intihar etmeye kalktı. Daha sonra konuşup yardım alarak biraz düzeldi. Çocuklarımın hepsinde ya işinizi sorarlarsa ne diyeceğiz korkusu vardı. Kızım bunları yaşamamak için okula gitmek istemedi. Okul vakti geldiğinde tuvalete giriyor karnının ağrıdığını ve rahatsız olduğunu söylüyordu. Hatta kusuyordu. Onun sağlığının daha önemli olduğuna karar verip çok önem verdiğim eğitimini arka plana ittim.”

“KIZIM DÖRT KEZ DENEDİ”

Kızı 13 yaşındayken işten atılan baba Ö.D.: “O tarihte 13 yaşında olan kızım anlamlandıramadığı olaylar zinciri içerisinde kaldı. Suç işlemediğini bildiği ve temiz bir hayat yaşadığına inandığı ebeveyni işten çıkarılmış, polislerin evimize gelme korkusuyla psikolojik sorunlar yaşamaya başladı. 15 yaşında ilaç alıp intihar etmeye kalktı. Neden sorusunu soruyor üç yıldır. Şu anda kızım ve annesi, annesinin ailesinin yanında; ben ise kendi ailemin yanında kalıyoruz.”

İhraç edildikten sonra garsonluk yapan öğretmen A.G.: “Kızım dört defa intihara teşebbüs etti. İyileştirmek için ciddi paralar ödemek zorunda kaldım. Ortanca hiçbir arkadaşına ihracı bile söylememeyi seçti. Küçük olan ise babam gitti sen de gidersin diye okula bile alışamadı.”

Bahadır’ın babasının kelepçelerini çözseydiniz devlet yıkılır mıydı?

Okumaya devam et

Analiz

AKP’lilerin yalan 15 Temmuz kahramanlıkları

15 Temmuz’un hemen ardından kamuoyu, AKP siyasilerin kahramanlık hikayelerini kendi ağızlarından dinlemeye başladı. “Darbeyi önleyen 2. kişiyim”, “Bir silahım 3 şarjörümle kapıda darbecileri bekledi”, “Oradaydım darbecilerle çatıştım” bu sözler AKP’li siyasilerin daha sonra görüntü kayıtları, kendi beyanları ve komisyon toplantılarında yalanlanan 15 Temmuz hikayelerinden bazıları.

BOLD – 15 Temmuz 2016 gecesi başlayan askeri hareketlilik gece bitmeden sona erdi. Tam bir kaosun olduğu geceye dair herkesin bir hikayesi var. O gece, “yaptım” dediği şeyler yüzünden tarihi şahsiyetlerle özleştirilen ve heykeli dikilenlerin yalancı olduğu bizzat olayların şahitlerinin itiraflarıyla sabit.

Otomobil kullanmayı bilmeyen Şerife Boz’un kamyonla meydanlara adam taşıdığı yalanı bunlardan biri.

Bu hikayelerden hangisinin gerçek hangisinin yalan olduğunu ise zamanla ortaya çıkıyor.

AKP’LİLERİN 15 TEMMUZ YALANLARI

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da 15 Temmuz’a ilişkin “Eniştemden öğrendim”, “Darbeciler uçağı girdi kimseyi göremedi” gibi tartışılan açıklamaları var.

AKP’li bazı siyasilerin o geceye dair kahramanlık anlatılarının çoğu belgeleriyle yalanlandı.

DARBEYİ ÖNLEYEN NAÇİZANE MELİH GÖKÇEK’TİR

TV 100’de “Pazar Siyaseti” adlı programa konuk olan Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) görevden alınan eski Belediye Başkanı AKP’li Melih Gökçek, “Eğer Türkiye’de darbe olamadıysa, olamamasında birçok insanın emeği vardır. Elbette bu işin bir numaralı kahramanı Sayın Cumhurbaşkanı. Ama iki numaralı kahramanı naçizane Melih Gökçek’tir” dedi.

Melih Gökçek CNN Türk’te katıldığı bir programda 15 Temmuz gecesinde belediyede olduğunu belirterek “Saat 10 civarında ben de belediyeden ayrıldım. Yolda jetleri gördük. Ben de evime yakın mesafede bir gecekonduya gittim” demişti.

Gökçek, o günlerde gecekonduya saklanmasıyla ile ilgili şunları söyledi: “Lider konumunda, özellikle halka bir şey söylemek durumunda olan insanların mutlaka böyle zamanlarda olayı idare edebilmesi için gözden ırak bir yere gitmesi lazım. Ben de evime yakın mesafede bir gecekonduya gittim.”

CANLI TESLİM OLMAYACAĞIM

15 Temmuz sonrası kendisini kahraman ilan edenler arasında Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci de var. Üstün bir cesaret örneği gösterdiğini ifade eden Zeybekçi, “Meclis’e o bombalar yağarken oradaydık. Yanımda bir bakan kardeşimiz vardı ona ve arkadaşlarıma dedim ki ‘canlı teslim olmayacağım. Bu hainler buraya girerse, Meclis salonuna girerlerse beni canlı almayacaklar’ dedim. Ve o gün hazırlıklı da gitmiştik. Yanımızda ruhsatlı silahımız da vardı üç tane de şarjör ile beraber. Bunları konuşmayacaktım ama ilk defa konuşuyorum, bilmesi lazım bu milletin” dedi.

Gerçek Anadolu Ajansı’nın (AA) servis ettiği görüntülerle ortaya çıktı. O gece TBMM’de olan Zeybekci’nin korumaları tarafından korunduğu ve otoparka sığındığı görüldü. Görüntülerde Meclis’e ateş açılmasıyla korumalar Bakan Zeybekci’nin üzerine kapanarak bakanı kaçırıyor.

ÇATIŞTIM DEDİ ANTALYA’DA ÇIKTI

15 Temmuz’da Ankara’da askerlerle çatıştığını iddia eden dönemin Kahramankazan Belediye Başkanı Lokman Ertürk’ün o gün Antalya’da olduğu ortaya çıktı.

Gerçeğin ortaya çıktığı darbe komisyonu toplantısında “Konuşmanıza başlarken o gece Kazan’da olmadığınızı zaten söylediniz ama, anlatımınızı sanki oradaymış gibi yaptınız” sorusuna Ertürk, “Oradaydım, orada gibiydim yani” diyerek cevap verdi.

TÜGVA’nın tanıtım müziği Grup Yorum’dan çalıntı çıktı

 

Okumaya devam et

Popular

Shares