Connect with us

Analiz

17-25 Aralık yolsuzluğuna “Midem bulandı okurken, götürün tutuklansınlar” diyen savcı, nasıl terfi etti?

AKP iktidarının bakanları ve çocuklarının merkezinde olduğu 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonu 8. yılına girerken, yeni bilgiler ortaya çıkıyor. 17-25 Aralık soruşturmasında teknik takip, dinleme ve tutuklama kararı veren sulh ceza hakimleri, iktidarın emrine girip önce sanıkları tahliye ettiler. Daha sonra da dosyayı kapatıp terfi aldılar.

BOLD ANALİZ – AKP’li eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın “A’dan Z’ye her şey doğrudur” itirafıyla delilleri bir kez daha doğrulanan 17-25 Aralık yolsuzluğu 8’nci yıldönümüne girdi.

Muhalefet partisi milletvekilleri yıllardır soruşturmayı Meclis kürsülerinden anlatıyor ancak 17-25 soruşturmasını yürüten polis müdürleri Yakup Saygılı, Nazmi Ardıç, Kazım Aksoy, Yasin Topçu ve Mehmet Akif Üner’in de aralarında olduğu polislere ‘kumpas’ kurdukları iddiasıyla müebbet hapis cezası verildi. Mahkeme kararıyla yapılan teknik takip, dinleme ve ele geçirilen para sayma makineleri, onbinlerce dolar ve diğer deliller ortadayken, hakkında yolsuzluk fezlekesi düzenlenen Erdoğan Bayraktar’ın doğruladığı 17-25 dosyasını hazırlayan polislere kumpas iftirasıyla ceza verildi.

Reza Zarrab, Türkiye’de 17 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmasında tutuklanmış, iki ay sonra serbest kalmıştı.

MUHALEFET, YOLSUZLUĞU ORTAYA ÇIKARAN POLİSLERE SAHİP ÇIKMADI

Yolsuzlukların uzandığı isim olan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve partisi var güçleriyle yolsuzluğun üzerini kapatmaya uğraştılar. Yargıya ve emniyete yaptıkları müdahalelerle yolsuzluğun üzerini örttüler. Hukuk ve etiğe aykırı bu durumdan dolayı AKP’nin duruşu anlaşılsa da 17-25 delillerini medyada ve Meclis kürsülerinde her daim kullanan muhalefet partilerinin 7.5 yıldır cezaevinde tutulan polis müdürlerine kurulan ‘kumpas’a sessiz kalması dikkat çekiyor. Bu durumun ahlakiliği kamuoyu ve tarih tarafından mutlaka yargılanacaktır.

17-25 ARALIK SÜRECİ NEDİR?

Evet 17 ve 25 Aralık 2013 tarihinde yapılan yolsuzluk soruşturmasının kısa bir özetiyle başlayalım. 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması Zekeriya Öz’ün koordinesinde savcılar Celal Kara, Mehmet Yüzgeç ve Muammer Akkaş tarafından yürütülüyordu. Savcı Celal Kara’nın 17 Aralık 2013 günü verdiği talimatla İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ile Mali Şube Müdürlüğü ekipleri dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Oğuz Bayraktar, iş adamı Ali Ağaoğlu, dönemin Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ve iş insanı Rıza Zarrab’ı gözaltına aldı.

Tayyip Erdoğan, 17 Aralık 2013’te oğlu Bilal Erdoğan’dan evdeki paraları sıfırlamasını istedi.

ERDOĞAN’IN BİLAL’LE SIFIRLAMA KONUŞMASI

Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın 17 Aralık günü oğlu Bilal Erdoğan’ı arayarak Üsküdar Kısıklı’daki milyonlarca euroyu sıfırlamasını istediği ortaya çıktı. Şüphelilerin ev ve işyerlerinde aramalar yapıldı, para sayma makinalarıyla büyük miktarda nakit para ele geçirildi. Rıza Zarrab’ın bürokraside dört bakan ile geliştirdiği ilişkiler ve rüşvet çarkı sayesinde kara para aklama, altın kaçakçılığı gibi birtakım yasadışı işleri yürüttüğü belirtiliyordu. Erdoğan hükumeti, yargıda ve emniyette peş peşe adımlar atarak soruşturmayı adeta kilitledi. Adli kolluk yönetmeliği değiştirilerek, savcıların Operasyonu yapan emniyet müdürleri ve polisler görevden alındı. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın merkeze çekilirken, yerine Aksaray Valisi Selami Altınok atandı. Muammer Akkaş’ın yürüttüğü, aralarında Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da yer aldığı ihaleye fesat karıştırma ve suç örgütü kurma iddiasıyla yapılan soruşturma ise İstanbul Emniyetinin Akkaş’ın gözaltı talimatını yerine getirmeyi reddetmesi nedeniyle sonuçsuz kaldı. Soruşturma savcıları Zekeriya Öz, Celal Kara, Mehmet Yüzgeç ve Muammer Akkaş, AKP’nin HSYK’daki kontrolü ele geçirmesinin ardından görevden alındı. Ve 17 ve 25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının üzerini kapatacak süreç başladı.

17-25 Aralık’ın sembolleri para sayma makinesi ve ayakkabı kutusuydu.

17-25’İ KAPATAN HAKİM VE SAVCILAR

Bold Medya, 8’nci yıldönümünde soruşturmayla ilgili çarpıcı bilgilere ulaştı. 17-25’in üzerini kapatan savcı ve hakimler, Erdoğan hükumeti tarafından ödüllendirildi. 17-25 Aralık dosyalarını kapatan savcılardan İrfan Fidan AYM üyeliğine, sanıkları 2 kez tutuklatan rüzgarın dönmesiyle de dosyayı takipsizlikle kapatan Ekrem Aydıner sicili temizlenerek Ankara Başsavcıvekilliğine atandı. Savcı Fuzuli Aydoğdu ile hakimler Hulusi Pur ve İslam Çiçek ise Yargıtay üyesi yapıldı. Yolsuzluk soruşturmasında Reza Zarrab ve diğer sanıkların tutukluluğunun devamına kararı veren hakim Ahmet Civelek ise 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasını yaptığı için tutuklanan polisleri yargılayan mahkemenin başkanlığına atandı.

17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmasını yürüten polisler önce görevden alındı sonra da tutuklandılar.

KARARLARINI UYGULAYAN POLİSLERİ TUTUKLADILAR

Terfi ettirilen hakim ve savcıların durumu ise dikkat çekici. Çünkü, terfi ettirilen isimlerden bazıları 17-25 henüz soruşturma aşamasındayken polislerin talep ettiği teknik takip ve dinleme kararlarına imza atıp, sanıklar hakkında tutuklama kararı verdiler. Örneğin Sulh Ceza Hakimi Bekir Altun, 5 Nisan 2013 tarihinde Rıza Zarrab ve Süleyman Aslan hakkında 2 kez dinleme ve teknik takip kararı verdi. Sulh Ceza Hakimi Hulusi Pur ise sanıklar Abdullah Happani, Ahmet Murat Öziş, Adem Gelgeç, İrfan Işıkgün hakkında 13 Şubat 2013’te dinleme kararı verdi. Sulh Ceza Hakimi Kürşad Serbes, 2 Eylül 2013’te teknik takip kararı verdi. Yargıtay üyeliğine atanarak ödüllendirilen İslam Çiçek ise, Sulh Ceza Hakimiyken Rıza Zarrab hakkında teknik takip kararı verdi. 17-25 Aralık soruşturmasıyla ilgili teknik takip ve dinleme kararlarını veren bu hakimlerden bazıları, AKP iktidarının istediği şekilde dosyanın kapatılmasında rol aldı. Kararlarını uygulayan polisleri ‘kumpas’ iddiasıyla tutukladılar.

TAKİP KARARI VERDİ, SONRA DA POLİSLERİ TUTUKLADI

Teknik takip kararı veren Hulusi Pur, eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın da aralarında bulunduğu 6 kişiyi tahliye etti. Pur, daha sonra da 17 Aralık operasyonunda görev alan 115 polis hakkında Selam Tevhid soruşturmasında arama ve gözaltı kararı verdi. Pur, bu kararlarının ardından İstanbul’da Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına, 2018’de de Yargıtay üyeliğine atanarak ödüllendirildi.

17 ARALIK’TA DİNLEME KARARI VERDİ, ADLİ YARGI KOMİSYONU BAŞKANI OLDU

17-25’te dinleme kararı veren Bekir Altun ise, TOKİ, Fatih Belediyesi ve Halk Bankası’na yönelik operasyonu dalgasında nöbete çağırılarak haklarında tutuklama talep edilen kişilerin salınmasını sağlamıştı. Selam-Tevhid dosyasında 150’ye yakın dinleme kararına imza atan Altun, 17 Aralık sonrası rüzgarın dönmesiyle talimatını uygulayan polisleri tutukladı. Altun, İstanbul Anadolu Adliyesi Adli Yargı Komisyon Başkanlığına atanarak terfi ettirildi.

Hakim İslam Çiçek.

FACEBOOK’TAN ERDOĞAN’A SEVGİSİNİ İLAN ETTİ, YARGITAY’A ATANDI

17 Aralık soruşturmasında Reza Zarrab ve diğer sanıklar hakkında teknik takip kararı veren İslam Çiçek, iktidarın yargıda kontrolü alması sonrası Reza Zarrab ile Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan, Muammer Güler’in oğlu Barış Güler’i tahliye etti. Facebook sayfasından Tayyip Erdoğan için “Allah UZUN ömür versin UZUN adam” paylaşımları yaparak sevgisini gösteren Çiçek, 2017’de Yargıtay üyeliğine seçildi.

Savcı Ekrem Aydıner.

‘DOSYAYI OKURKEN MİDEM BULANDI, GÖTÜRÜN BUNLARI’

17-25 Aralık soruşturmasında yer alıp daha sonra da takipsizlik kararı vererek yolsuzluk dosyasının kapatılmasını sağlayan Savcı Ekrem Aydıner’e özel bir parantez açmak gerekiyor. Aydıner, savcılar Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in yürüttüğü 17 Aralık yolsuzluk soruşturması savcısına 3’ncü savcı olarak atandı. Kara ve Yüzgeç’in görevden alınmasının ardından dosyada tek savcı olarak kalan Aydıner, 17 Ekim 2014’te 17 Aralık soruşturmasında ‘Usulüne uygun delil toplanmadığı, suçun unsurlarının oluşmadığı ve herhangi bir örgüte rastlanmadığı’ gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi. Aydıner’in bu kararı sonrası hakkında daha önce HSYK tarafından verilen ‘kınama’ cezası kaldırıldı. Aydıner, 2020 yılında önce İzmir Başsavcı Vekilliğine kısa süre sonra da Ankara Başsavcı Vekilliğine atandı. Aydıner, CHP’li milletvekilleri hakkında fezleke düzenlemesiyle gündeme geldi. Aydıner, Sanıkları tutuklamaya gönderen savcı Ekrem Aydıner, 17 Aralık sürecinde 2 defa sanıkların tutuklamasının uzatılmasını talep etti. Aydıner’in sanıkları tutuklamaya sevkederken “Dosyayı okurken midem bulandı, götürün bunları mahkemeye tutuklansınlar” dediği belirtildi.

İRFAN FİDAN: 25 ARALIK’I KAPATTI, POLİSLERİ TUTUKLATTI

25 Aralık soruşturmasının kapatılmasında bizzat rol alan isimlerden savcı İrfan Fidan ise, soruşturmada görev alan 115 polis hakkında Selam Tevhid iddiasıyla gözaltı kararı verdi. Fidan, Fidan, üstün gayretlerinin ardından önce İstanbul Başsavcı Vekilliği görevine ardından ise İstanbul Başsavcılığına atandı. Fidan, 27 Kasım 2020’de Yargıtay üyeliğine seçildi. Yargıtay’da bir gün dahi görev yapmadan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday olan Fidan, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından AYM üyeliğine seçildi.

FUZULİ AYDOĞDU: SORUŞTURMAYI KAPATTI, KOLTUĞU KAPTI

17-25 Aralık soruşturmalarında takipsizlik kararı veren savcılardan bir diğeri olan Fuzuli Aydoğdu da, önce İstanbul Başsavcı Vekilliğine ardından HSK Genel Sekreterliğine oradan da Yargıtay üyeliğine terfi ettirildi. 25 Aralık dosyasını kapatan savcılardan İsmail Uçar ise İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanarak ödüllendirildi.

Yüz milyarlarca dolarlık çark deşifre oldu: Çark yayında

Analiz

Böyle giderse herkes “Dombra” dinleyecek

İktidar yanlısı stk ve bazı siyasi partilerin hedef gösterdiği sanatçıların konserleri bir bir iptal ediliyor. AKP’li belediyelerin peş peşe iptallerinin ardından konu Meclis’e taşınırken, hedefin sanatçılar değil yaşam tarzı olduğu konusunda uyarılar geliyor.

BOLD – Sırasıyla Kürt sanatçı Aynur Doğan, Metin-Kemal Kahraman, Niyazi Koyuncu ve Apolas Lermi konserleri “değerleri paylaşmadığı” veya “sakıncalı” görülmesi bahaneleri ile AKP belediyeler tarafından iptal edildi.

HDP Milletvekili Oya Ersoy sanatçıların konserlerinin iptal edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Ersoy, cevaplaması istemiyle Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a “Belediyelerinin konserleri iptal etmeleri konusunda talimatınız oldu mu?” diye sordu

Bugün de bazı parti ve stk’ların hedef göstermesi üzerine Uluslararası Isparta Gül Festivali kapsamında sahne alacak olan şarkıcı Melek Mosso’nun 3 Haziran’daki konseri iptal edildi.

AHLAKSIZLIĞI ÖZENDİRİYOR

İptal öncesi Yeniden Refah Partisi İl Başkanı Mehmet Kaya, konsere tepki göstererek, “Asım’ın neslini böyle mi yetiştireceksiniz?” ifadelerini kullandı.

Milli Gençlik Vakfı ve Anadolu Gençlik Derneği tarafından ortak yapılan yazılı açıklamada ise Mosso “Ahlaksızlığı özendiriyor” denilerek konserin iptal edilmesi çağrısı yapıldı. Açıklamada “Bu ve benzeri şarkıcıların Isparta’mız da yeri yoktur” denildi.

HEDEF YAŞAM TARZLARI

Sadece muhalif sanatçıların konserlerinin iptal edilmesi tepkileri de beraberinde getirdi.

Bazı milletvekilleri hedefin birkaç sanatçıdan ziyade “yaşam tarzı” olduğunu düşünüyor.

Birlikte mücadele çağrısı yapan TİP Milletvekili Barış Atay, “Sanatın herhangi bir disipliniyle uğraşan herkese sesleniyoruz. Bugün bu yasaklara hep beraber ses çıkarmazsak, hiçbirimiz bundan kaçamayacağız! Bu saldırıları bir kaç kişiye özel sanmayın. İktidarın ve yardakçılarının bu saldırıları; sanatadır, yaşam biçiminedir.

SANATÇI BULAMAYACAĞIZ

Sanatçı Ozan Çoban da “Onun konserini istemiyoruz bunun konseri olmasın diyenlere teslim olursak yarın konser verebilecek tek sanatçı bulamayacağız” diyerek uyardı.

Adalet can çekişiyor: Hukuk mizah malzemesi olmaktan öteye gidemiyor

Okumaya Devam Et

Analiz

Adalet can çekişiyor: Hukuk mizah malzemesi olmaktan öteye gidemiyor

Türkiye’nin geleceği üniversiteli gençler “beraber iftar yapmak” ve “aynı evde oturmak” suçlarıyla cezaevinde çürütülürken, mahkemede 100 kilo kokain kendisine yanlışlıkla geldiğini söyleyen baronlar serbest bırakılıyor. Adaletin can çekiştiği ülkede vatandaş kadar Adalet Bakanının da kafası karışık. AKP adaleti yine mizah dergisi Leman’ın kapağına konu oldu.

BOLD – Türkiye ekonomik krizle boğuşurken AKP iktidarı, kitleler halinde öğrencileri tutukluyor. Üniversite okumak için bir araya gelip ev tutan öğrencilerin tek suçu, aynı evde kalmak.

Dua eden, iftara katılan, Kuran ve hadis kitabı okuyan, komşusunun çocuğunun bisikletini tamir edeni örgüt üyeliğinden yargılayana AKP yargısı, “111 kilo kokaini bana yanlışlıkla yollamışlar” diyen yandaş holding patronunu ise serbest bırakıyor.

VATANDAŞIN KAFASI KARIŞIK

DHA’nın haberine göre, Bursa’da, 37 yaşındaki H.Ç. adlı kişi aldığı uyuşturucu madde, limon tuzu çıkınca dolandırıldığı gerekçesiyle, torbacıyı savcılığa şikayet etti.

Şikayet dilekçesinde 1,5 yıldır uyuşturucu kullandığını itiraf eden H.Ç., son 3 aydır ise kullanmadığını iddia etti.

Anlaştığı torbacı Ç.K.Y.’den metamfetamin aldığını, karşılığında da 200 TL’yi elden verdiğini belirten H.Ç., maddeyi kullandığında ise limon tuzu olduğunu anladığını söyleyip şikayetçi oldu.

ADALET BAKANI DA TARİF EDEMEDİ

Yargıtay 12 Mayıs’ta, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na 2012-2017 arasındaki bazı Twitter paylaşımları nedeniyle beş ayrı suçtan verilen dokuz yıl sekiz ay 20 gün hapis cezasının dört yıl 11 ay 20 günlük bölümünü onadı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kararı tanımıyoruz” çıkışını eleştiren Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Diyor ki, ‘Tweet attı, hayatı karardı.’ Tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir Allah’ın kulu var mı, bilmiyorum… Yok. O zaman sormak lazım ‘Yahu bu tweet attı da, tweet’in içinde ne yazıyor?’ Soruşturma onun üzerine açılıyor” şeklinde savunmuştu.

MİZAH MALZEMESİ

Bozdağ’ın, “Türkiye’de tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir kişi yok. Tweet’in içinde yazandan dolayı soruşturma açılıyor” ifadeleri, karikatür dergisi LeMan’a konu oldu.

Derginin kapağında, mahkeme önüne çıkarılan bir sanığa hakimin “Yaz kızım. Sanığın tweet atmaktan beraatine. Tweet’in içine yazdıklarından 2 yıl 4 ay hapsine” demesi yer aldı.

Erdoğan yargısı suç olmayan eylemleri cezalandırıyor: Hedefte neden öğrenciler var?

Okumaya Devam Et

Analiz

NATO vetosunun ardındaki iddia: Mesele terör mü Halkbank davası mı?

Tayyip Erdoğan’ın Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliğine karşı tavrının Rusya tehdidine yönelik seri önlemler almayı hedefleyen NATO içerisinde şimdilik bir çatlak meydana getirdiği görülüyor. Erdoğan’ın bu beklenmeyen çıkışı sonrası gözler haziran sonunda toplanacak NATO Liderler Zirvesi’ne çevrildi. Türkiye halihazırda söz konusu devletlerin başvurusunu veto edeceğini açıklayan tek üye ülke konumunda. Bunun Türkiye adına bir pazarlık kozuna döndüğüne dair genel kanı güçleniyor. Erdoğan istediklerini alabilecek mi? Bunu zaman gösterecek.

BOLD –  NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 18 Mayıs 2022 tarihinde Finlandiya ve İsveç temsilcilerinin resmi başvurularını kabul ettikten sonra NATO üyelerinin çabuk karar almakta kararlı olduklarını ifade etti. İsveç ve Finlandiya’nın gelişmişlik endekslerinde üst sıralarda yer alması ve ordularının bir süredir NATO ile geliştirdiği ilişkiler hesaba katıldığında üyeliğe uygun olduğu düşünülüyor.

BALTIK DENİZİ NATO GÖLÜ OLACAK

Bununla birlikte bu devletlerin üyelik başvurularının kabul edilmesi halinde NATO’nun güvenlik kalkanında baltık bölgesindeki açık kapatılmış olacak, bu bölgede NATO etki alanı genişleyecek hatta Baltık Denizi bir bakıma “NATO gölü” olacak. Ayrıca pakta halihazırda 19 bin 250 personeli olan Fin ordusu ile 14 bin 600 personeli olan İsveç ordusu da dahil edilmiş olacak.

İSVEÇ ÜS KURDURMAYACAK

Rusya ise bu girişimi kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algılıyor fakat Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik kararlarına yönelik tepkisi farklılık arz ediyor. Basın toplantısında Finlandiya’nın üyelik başvurusuna yönelik bir soruyu yanıtlayan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova “Bütün parametreler temel alınarak bu karar her şeyden önce ordu tarafında alınacak” diyerek askeri bir karşılığının olabileceğini ima ederken, Dışişleri Bakanlığı İsveç’in başvurusuna yönelik tepkilerinin bu ülkeye yabancı askeri üsler ve silahların konuşlandırılmaması şartına bağlı olacağını açıkladı.

ERDOĞAN NE İSTİYOR?

Erdoğan, 19 Mayıs tarihinde gençlerle buluşmasında kendisine yöneltilen soruya verdiği cevapla veto kararının sebebini, söz konusu devletlerle yaşanan diplomatik sorunlarla ilişkilendirdi. Cevabında bu iki devletin “terör yuvası” olduğunu, Türkiye’nin mücadele ettiği “terör örgütlerine maddi ve silah desteği sağladığını” ifade etti. Ayrıca bu devletlerin Kıbrıs sorunu ile ilgili Türkiye’nin tezini desteklemediklerini belirtti. Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye’ye göndereceği heyetleri kesin bir dille kabul etmeyeceğini belirtirken Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin bu devletlerin üyeliğine kapıyı kapatmadığı ifade etti. Hem Erdoğan’ın hem de Kalın’ın beyanları, NATO ve söz konusu devletlerle yürütülmek istenen bir pazarlık girişimi olarak görülüyor. Peki Erdoğan’ın istekleri neler?

Bloomberg’de yer alan bir haberde bir Türk yetkililerin beyanlarına dayandırılarak talepler şu şekilde listelendi:

-Ankara, NATO üyeliği için herhangi bir yeni adayın, hem Türkiye içinde hem de Suriye ve Irak’ta sınırlarının ötesindeki terör endişelerini kabul etmesini istedi.
-Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına izin verilmeden önce yalnızca terör örgütü PKK’yı değil, ona bağlı kuruluşları (YPG) ve yapılanmaları da kamuoyu önünde kınamasını ve terör örgütü olarak tanınmasını talep etti.
-Türkiye’nin YPG’yi sınırdan geri itmek için, 2019’da Suriye’ye girmesinin ardından İsveç ve Finlandiya’nın diğer bazı Avrupa Birliği üyeleriyle birlikte Türkiye’ye uyguladıkları silah ihracatı kısıtlamalarına son verilmesi istendi.
-Türkiye, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemleri satın aldıktan sonra çıkarıldığı F-35 programına yeniden dahil olmayı talep etti.
-Yeni F-16 savaş uçaklarının ve modernizasyon kitlerinin verilmesi istendi.
-S-400’ler sebebiyle Türkiye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılması talep edildi.

MESELE HALKBANK DAVASI MI?

Ayrıca basına yansıyan bilgilere göre Türkiye’nin aralarında Gülen Hareketi mensuplarının da olduğu 33 kişiyi terör örgütü üyesi olmak iddiasıyla söz konusu devletlerden istediği ortaya çıktı. Gazeteci Adem Yavuz Arslan ise sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda ABD’ye giden bir heyetin yakın zamanda başlaması beklenen Halkbank davasını engellemek üzere çalıştığını ifade ederken bu davanın da esas olarak Erdoğan’ın pazarlık masasında olduğunu belirtti.

İÇ POLİTİKAYA MALZEME YAPTI

Erdoğan’ın çıkışı Türkiye’de muhalefetin de tepkisini çekiyor. CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Bir dış politika konusunu oy devşirmek için iç politikaya malzeme etmeye başladı” dedi. Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise Erdoğan’ın çıkışındaki tutarsızlığa değindi. Babacan “Madem İsveç ile Finlandiya’ya böyle davranıyorsunuz; PKK’yı terör örgütü kabul etmeyen, başkentinde PKK’nın bürosu olan bir ülke var: Rusya. Rusya’ya neden meydan okumuyorsunuz?” dedi.

TÜRKİYE İLE İYİ OLACAĞIZ

19 Mayıs tarihinde İsveç başbakanı Magdalena Andersson ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto’yu Beyaz Saray’da ağırlayan ABD Başkanı Joe Biden’a “Türkiye’yi tekliflerini kabul etmeye ikna edebilir misiniz?” diye sorulduğunda ise “Türkiye’ye gitmiyorum ama sanırım iyi olacağız” dedi. Niinisto ise “NATO müttefiki olarak Türkiye’nin güvenlik endişelerinin giderilmesi konusunda mutabıkız. Terörü ciddiye alıyoruz ve her türünü kınıyoruz” dedi.

New York Times gazetesinde yayınlanan bir haberde NATO’nun başvuruları hızlandırılmış olarak işleme sokmasıyla ilgili ilk girişimi Türkiye’nin bloke ettiği ifade edildi. Planlanan takvime göre, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerine yönelik teknik sürecin Haziran sonunda yapılacak NATO Liderler Zirvesi’ne kadar tamamlanması ve devamında liderler tarafından üyeliklerinin onaylanması bekleniyor. Ardından İsveç ve Finlandiya’nın katılımının üye ülkelerin parlamentolarında tek tek onaylanması da gerekecek. Türkiye bu sürecin her aşamasında veto hakkını kullanarak söz konusu devletlerin üyeliğine engel olabilir. Bunu biraz da Erdoğan’ın yürüttüğü pazarlık politikası belirleyecek.

Erdoğan’ın ördüğü korku duvarlarını yıkıyor

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar