Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kızının gözü önünde tutuklanan Günnur Şahin: O nezarethaneyi hatırlamak bile istemiyorum

Beş yıldır tutuklu olan eşini cezaevinde ziyarete gittiği gün kendisi de tutuklanan Günnur Şahin, o gün ve sonrasında Afyon Emniyeti’nde yaşadıklarını yazdı. İki kızının anne-babasız bırakılmasına tepki gösteren Şahin, “Çocuklarımı benden, beni çocuklarımdan ayırdılar. Seslerini 17 gün sonra duyabildim. İki gece kaldığım o nezarethaneyi hatırlamak bile istemiyorum.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 9 Eylül 2016’da tutuklanıp Burdur E Tipi Cezaevine gönderilen KHK’lı memur İbrahim Şahin’in eşi Günnur Şahin, 23 Kasım 2021’de eşini ziyarete gittiği gün gözaltına alınıp tutuklandı. O gün yanında 11 yaşındaki büyük kızı Elif Rana vardı. 8 yaşındaki kızı Beyza Nur ise dede ve babaannesinin yanında kalmıştı.

GÖRÜŞ GÜNÜ MUTLULUĞU YARIM KALDI

Günnur Şahin, daha görüşe girmeden kendisini kapıda bekleyen sivil polisleri görünce şok oldu. Polisler, görüş bittikten sonra emniyete gitmeleri gerektiğini söyledi. O sırada küçük kızını sormak için aradığı kayınvalidesi, Afyonkarahisar KOM Şube’nin evinde arama yaptığını söyleyince ikinci kez sarsıldı.

O günü ve Afyon Emniyeti’nde yaşadıklarını avukatına gönderdiği mektupta anlatan Günnur Şahin, Kızım ters giden bir şeylerin olduğunu anlamıştı. Eşim ile görüş esnasında durumu anlattım. O da bu olan bitene anlam verememişti. Eşim kızımızı teselli etmek için, onu rahatlatmak için onunla konuşmaya devam ediyordu. Gözleri dolmuştu, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Babası elinden alınan bir çocuğun, şimdi de annesi alınacaktı.” dedi.

“ÇOCUKLARIMDAN BENİ, BENİ DE ÇOCUKLARIMDAN AYIRMIŞLARDI”

“Cezaevinde Kalan Bir Annenin Kaleminden Düşenler” başlığıyla üç sayfalık bir mektup kaleme alan Şahin, “Kızımla ve babamla vedalaşırken, kızım bana sarıldı ve ‘Anne Beyza, seni bana sorduğunda ne cevap vereceğim.’ Yüreğim darmadağın olmuştu. Sadece söyleyebildiğim tek şey ‘Merak etme anneciğim geleceğim inşallah.” Kızıma son bir kez sarılıp, kokusunu içime çektim. Sanki vücudumu ateşlere atılmış gibi hissediyordum. Çocuklarımdan beni, beni de çocuklarımdan ayırmışlardı.” ifadelerini kullandı.

“ÇOCUKLARIMA HAYATIN EN AĞIR YÜKÜNÜ YÜKLEMİŞLERDİ”

İki gün sonra tutuklanıp Afyon E Tipi Cezaevine gönderilen Şahin, mektubunda emniyette namaz kılmasına bile izin vermediklerini, 17 gün sonra çocuklarının sesini duyabildiğini ve “Anne ne zaman geleceksin?” sorularını karşısındaki çaresizliğini dile getirdi:

“Afyonkarahisar’dan evimin araması için gönderilen ekip KOM Şube’ye gelmişlerdi ve ben hala daha neden gözaltına alındığımı bilmiyordum. Akşam namazını kılmak için müsaade istediğim halde izin vermemişlerdi. En azından farzını kılmak için müsaade edin dedim. Afyonkarahisar’dan gelen dört kişilik ekibin içinden biri sert bir üslupla ‘sabaha kadar nezarethanede ister namaz kıl, ister dua et’ diye cevap vermişti. Çocuklarıma hayatın ağır yükünü yüklemişlerdi. Adı anneden koparılmaydı. Afyonkarahisar’a geldikten sonra Kocatepe tarafında bir şubede 2 gün nezarethanede kaldım. Bir insanın yaşam şartlarını zorlayacak bir yerdi. Şu an bile orayı hatırlamak istemiyorum. 24 Kasım’da savcılıktan alınan ifademden sonra tutuklanarak Afyonkarahisar E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildim.”

Bold Medya’nın ulaştığı Günnur Şahin’in mektubu…

 

 

Bundan tam 5 yıl 3 ay 4 gün önce eşim tutuklanarak Burdur E Tipi Kapalı Cezaevine götürülmüştü. Bu geçen süre içinde zor zamanlar geçirmiştik. Hayatımızdaki bu uzun süreçte çocuklar büyümüş ve biz hayatımızdaki bazı şeyleri, Allah’ın izniyle biraz da olsa düzene koymuştuk.

Her ay çocuklarımla beraber eşimi ziyarete gider, biraz da olsa hasret giderirdik. Pandemi sürecinden dolayı 2 kişi zorunluluğu vardı. Bir görüş bir kızımı diğer görüş diğer kızımı götürürdüm. Babalarına sarılamadan camın arkalarından telefonla konuşup özlem gidermeye çalışırdık.

Tarih 23 Kasım 2021, günlerden salıydı. Bugün, diğer günlerden bizim için daha farklıydı. Bugün eşim ile görüş günümüz vardı. Saat 14.30’a yetişecek şekilde evden çıkmıştık. Yanımda büyük kızım, Elif’im vardı. Babasını görme sırası ondaydı. Ne kadar acıydı aslında. Bir çocuğun babasını görmek için sıra beklemesi. İnsana acı veren bir resim karesi gibiydi. Hüzünle, özlemle çizilen bir resmi andırıyordu.

Cezaevinin önünde bekleyen çocuklar, hafızalardan hiç silinmeyecek hatıralar bırakıyordu. Küçük kızımın okuldan eve gelip gelmediğini sormak için annemi aramıştım. Annemin sesi çok garip geliyordu. Her şey normalinde giderken annemin ses tonundaki değişiklikle gelen haberle şaşırmıştım. Polisler evimizi arıyorlarmış.

Ne ifadeye çağırılma olmuştu ne de bir bilgilendirme. Olup biteni anlamaya çalışırken, bir taraftan da yanımda bulunan kızıma bir şeyler belli etmemeye çalışıyordum. Bizimle beraber Burdur’a gelen babamın yanına gidip durumu izah etmek için, kızımdan ayrılıp babamın yanına doğru gittiğimde, sonradan sivil polis olduğunu öğrendiğim bir kişiyle konuşuyordu.

Sivil polis görüşten sonra emniyete gideceğimizi söylemişti. Nedenini sorduğumda ise bir bilgilerinin olmadığını, Afyonkarahisar’dan gelecek evrakı beklediklerini söylemişlerdi. Gözaltına alınma nedenimi bile bilmiyordum.

Kızım ters giden bir şeylerin olduğunu anlamıştı. Eşim ile görüş esnasında durumu anlattım. O da bu olan bitene anlam verememişti. Eşim kızımızı teselli etmek için, onu rahatlatmak için onunla konuşmaya devam ediyordu.

Gözleri dolmuştu, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Olup biteni anlamaya çalışıyordu. Babası elinden alınan bir çocuğun, şimdi de annesi alınacaktı. Çünkü bir çocuğun tüm dünyası annesidir. Kızıma korkmamasını, endişelenmemesini söyleyerek ona sarıldım. Elinden tutarak sivil polislerin yanına gittik. Telefonumu istediler verdim.

Buraya kadar elini hiç bırakmadığım kızımın elini bırakıp polislerin arabasına binmiştim. Buradan hastaneye gelmiştik. Dedesiyle beraber kızım da benim yanıma gelerek tekrardan elimden sımsıkı tutmuştu. Bu, bir çocuğun, annesinin elinden alınmasının çaresizliğiydi aslında.

İşlemlerin ardından KOM Şube’ye geçtik. Beni işlemlerin yapılacağı odaya geçirdiler, babamla kızım da koridorda bekliyorlardı. Babamın endişesi, kızımın korkusu yüzlerine yansımıştı. Kaç çocuk, kaç baba bu duruma maruz kalmıştı ki? Küçücük yaşta emniyet koridorlarında bir çocuk annesini bekliyordu. Bu bir annenin, evlatlarından koparılmanın bekleyişiydi aslında.

Polis memurundan müsaade isteyerek, görevli bir bayan memurun eşliğinde endişeyle bekleyen kızıma biraz su içirdim ve hep beraber lavaboya gittik. Akşam ezanı okunmuştu. Abdestimi de alıp tekrar geri döndük. Kızımı koridorda bırakıp, kendim içeri geçtim.

Afyonkarahisar’dan evimin araması için gönderilen ekip KOM Şube’ye gelmişlerdi ve ben hala daha neden gözaltına alındığımı bilmiyordum. Akşam namazını kılmak için müsaade istediğim halde izin vermemişlerdi. En azından farzını kılmak için müsaade edin dedim.

Afyonkarahisar’dan gelen dört kişilik ekibin içinden biri sert bir üslupla “sabaha kadar nezarethanede ister namaz kıl, ister dua et” diye cevap vermişti. Her Müslüman olana farz kılınan bir ibadet bile çok görülmüştü. Ne acı verici bir durumdu bu.

Gelen ekip işlemleri tamamladıktan sonra beni Afyonkarahisar’a götürmek için yola çıkacağımızı söylediler. Kızımla ve babamla vedalaşırken, kızım bana sarıldı ve “Anne Beyza, seni bana sorduğunda ne cevap vereceğim.” Yüreğim darmadağın olmuştu. Sadece söyleyebildiğim tek şey “Merak etme anneciğim geleceğim inşallah.” Kızıma son bir kez sarılıp, kokusunu içime çektim. Sanki vücudumu ateşlere atılmış gibi hissediyordum. Çocuklarımdan beni, beni de çocuklarımdan ayırmışlardı.

Ben ardımda, hem babasız hem de annesiz kalan iki evladımı bırakarak Burdur’dan Afyonkarahisar’a doğru yola çıkmıştım. Ya diğer kızım, onu en son öğlen görmüştüm ne bir vedalaşabilmiştik ne de sarılabilmiştim ne de yavrumu öpebilmiştim. Acaba polisleri görünce korkmuş muydu? Kendi dünyasından olup biteni nasıl seyretmişti ki? Peki şimdi annesiz de kalan canımdan bir parça evlatlarım bunları nasıl atlatacaklardı?

Darmadağın yapılan hayatların, çocukları da darmadağın olmuşlardı. Çocuklarıma hayatın ağır yükünü yüklemişlerdi. Adı “anneden koparılma”ydı. Afyonkarahisar’a geldikten sonra Kocatepe tarafında bir şubede 2 gün nezarethanede kaldım. Bir insanın yaşam şartlarını zorlayacak bir yerdi. Şu an bile orayı hatırlamak istemiyorum. 24 Kasım’da savcılıktan alınan ifademden sonra tutuklanarak Afyonkarahisar E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildim.

Adliyedeki işlemlerim bittikten sonra 5 dk ailemle görüşmeme izin verilmişti. İki gündür evlatlarımdan ayrıydım, onları çok özlemiştim ve endişeleniyordum. Şimdi nasıllardı acaba? Büyük kızım Burdur’da “Anne yarın okula gitmesek olur mu?” demişti. Bu bir çocuğun dağılma gösterdiği bir davranıştı.

Canım annemin gözünden yaşlar akıyordu. Babam, çınarım benim kızım üzülme, çocukların emanet ellerde, sen başını dik tut demişti. Adliye koridorları bir ailenin darmadağın edilmesine, çocukların annelerinden ayrılmaya mahkum edilmelerinin şahitliğini yapıyordu.

Cezaevine getirildiğimde yalnız kaldığımda ben susmuştum ve gözyaşlarım konuşuyordu. Çocuklarım cennet kokulularım öksüz gibi bırakılmışlardı. Dünyada çocuklara yapılabilecek en acımasız olayla baş başa bırakılmışlardı. Bu yaştaki çocukların tüm dünyaları anneleri olan çocuklardan, anneleri koparılmıştı.

Çocuklarımın sesini 17 gün sonra ilk defa telefon görüşünde duyuyordum. Küçük kızım hem ağlıyor hem de “Anne neden gelmiyorsun, orada ne yapıyorsun, ne zaman geleceksin, babam da yok sen de yoksun. Ben seni çok özlüyorum” diye bana sitem ediyordu.

Anne yüreğim daha fazla dayanamadı ve ağlamaya başladım. Kızım ağlayarak telefonu ablasına verdi. Kendimi zor da olsa topladım. Kuzum benim o da ağlayarak “Ne zaman geleceksin anne?” dedi. Canım evladım birçok sorun yaşamış tek tek anlattı bana. O an yanında olabilmeyi o kadar çok istemiştim ki ama bu şimdilik imkansız gibiydi. Bu ayrılık, bu hasret, bu özlem ne zaman biterdi bende bilmiyordum.

Çocuklarımdan gelen mektuplarında istekleri olarak “Annemi istiyorum, annemi istiyorum ve babamı istiyorum” yazıyordu. Piknik sofraları çizmişler, çiçekler çizmişler, özlemlerini resimlere yansıtmışlardı. Küçük kızım her gün annem ne zaman gelecek diye ağlıyormuş. Çocukların dengeleri alt üst olmuştu. Aile yapı taşımız parçalanmıştı. Baba yok, anne yok, çocuklar anneanne ve dede yanında. Dağılmış bir aileydik artık. Çocuklarım emin ellerdeydi. Bu nedenle içim biraz da olsa rahattı.

Her çocuğun annelerine duydukları sevgi, her annenin de çocuklarına duyduğu sevgi özgürce, hiçbir şekilde engellenmeden yaşanabilirse, işte o zaman her çocuk gibi benim çocuklarım da mutlu olabilecekler ve tekrardan hayallerini, umutlarını, güvenlerini, yarına bakışlarını, korkmadan ve endişe etmeden tekrardan yeşertebilecekler.

Gözünün önünde annesi tutuklanan Elif Rana travma geçirdi, üç gün kimseyle konuşamadı

BOLD ÖZEL

Tutuklu kanser hastası Gülden Aşık’a tetkik eziyeti: 1 ay bekleyecek

Cezaevinde tiroid kanserine yakalanan Gülden Aşık, tümörün vücuduna ne kadar yayılıp yayılmadığını öğrenebilmek için tam bir ay bekleyecek.

BOLD ÖZEL – Cezaevindeki hastalar, sağlık hizmetlerine ulaşamadığı ya da çok geç ulaştığı için hayatını kaybediyor. Kanser gibi ölümcül hastalığı olanların yaşam hakkı bu nedenle daha da tehlikeye atılıyor.

İki yıl önce Bandırma M Tipi Cezaevinde kansere yakalanan ev hanımı Gülden Aşık, o dönemde, aynı zamanda 7 haftalık bebeğini de kaybettiği için tahliye edilmişti. 15 Eylül 2021’de tekrar tutuklanan Aşık, dört aydır hapiste kanserle mücadele ediyor.

DOKTOR AMELİYAT DEDİ

Sürekli hastaneye gidip geldiği için karantina hücresinden kalan Aşık, iki gün önce ailesiyle yaptığı kapalı görüşte 22 Şubat 2022’de Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi’ne götürüleceğini söyledi.

Bold Medya’ya konuşan Gülden Aşık’ın eşi İbrahim Aşık, “Önce Bandırma Devlet Hastanesi’ne götürmüşler. Oradaki doktor eşime ameliyat olması gerektiğini söylemiş, sevk etmişler. Bursa Uludağ Üniversitesi 22 Şubat’a gün vermiş. Tümörün vücuduna ne kadar yayıldığına bakacaklar önce. Her geçen gün ömründen gidiyor.” dedi.

AÇIK GÖRÜŞ HAKKI VERİLMİYOR

Eşinin sürekli karantina hücresinde kaldığı için açık görüş hakkının da verilmediğini söyleyen İbrahim Aşık, “Bandırma’da açık görüşler genelde ay sonunda yapılıyor. Eşim hapse girdiğinden beri çocuklarla hiç açık görüş yapamadı. Karantina olduğu için görüşe çıkarmıyorlar. Cezaevi yönetimine dilekçe yazdık prosedür böyle, dediler.” diye konuştu.

12, 11, 8 yaşlarında üç çocuk sahibi olan ev hanımı Gülden Aşık, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 10 Nisan 2019’da Bandırma’da gözaltına alındı. 2 gün sonra tutuklanıp Bandırma M Tipi Cezaevine konuldu. Bylock kullandığı iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak 26 Şubat 2020’de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Aşık’ın dosyası İstinaf Mahkemesi’nde bulunuyor.

Hapse girdiğinde hamile olduğunu öğrenen Aşık, 1 Haziran 2019’da bebeği 10 haftalıkken düşük yaptı. Ancak otopsi sonucunda bebeğin 7 haftalık 5 günlükken kalbi durduğu ortaya çıktı. Karnında ölü bebekle hapiste 3 hafta yaşayan Gülden Aşık, kürtajdan 1 gün sonra taburcu edilip tekrar hapse gönderildi.

Bebeğini kaybettikten sonra eşine 19 sayfalık bir mektup yazan Aşık, gardiyanların doğmamış çocuğuna çöp muamelesi yaptığını kaleme almıştı. Bold Medya’nın yayınladığı mektupta geçen Aşık’ın “Benim yavrum canım kanım, onlar için çöptü” cümlesi ise akıllara kazınmıştı.

Yedi haftalık bebeğini hapiste kaybeden kanser hastası Gülden Aşık yine tutuklandı

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Yangın uçağı bulunamayan Antalya’da, KHK’lı veteriner hekim özel uçakla tutuklandı

Yangın uçağı bulunamadığı için binlerce hektar ormanın yok olduğu, insanların öldüğü Manavgat yangınından kısa bir süre sonra tutuklanan veteriner hekim Ali Kara’nın özel uçakla Antalya’ya getirildiği ortaya çıktı.

BOLD ÖZEL | 12 gün süren Manavgat yangınında 7 kişi hayatını kaybetti. 70 bin hektar cayır cayır yandı. 38 köyün doğrudan etkilendiği yangında 12 köy ise tamamen yok oldu. Orman Bakanlığı’nın yangını söndürmek için organize olamaması ve yangın uçağı bulunamaması bütün Türkiye’yi ayağa kaldırdı.

Olaydan kısa bir süre sonra Hakkari’de gözaltına alınan veteriner Ali Kara ise özel uçakla hemen Antalya’ya getirildi.

GÖNÜLLÜ OLARAK HAKKARİ’YE ATANDI

Uzun yıllar Antalya ve Burdur çevresindeki illerde görev yapan Ali Kara, veteriner hekim olarak çalışmak için 2020 yılında Tarım ve Orman Bakanlığına yaptığı başvuru sonucu tayini, gönüllü olarak çalışmak istediği tayini Hakkâri’ye çıktı.

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, cezaevinde kalan ailelere yardım edildiği gerekçesiyle 13 Eylül 2021’de 36 kişi hakkında gözaltı kararı çıkardı. İki hafta gözaltında kalan 36 kişiden 25’i çıkarıldığı sulh ceza hakimlikleri tarafından tutuklandı. Tutuklananlar arasında veteriner hekim Ali Kara da yer aldı.

“TOPLUMU KORKUTMAK VE BASKI İÇİN YAPILIYOR”

Dört aydır Antalya L Tipi Cezaevinde tutuklu olan ve 21 Şubat 2022’de Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşması görülecek olan Ali Kara, kendisini ziyaret eden avukatı Mücahit Gündoğdu’ya, “Eşleri cezaevinde bulunan ailelere yardım etmekle suçlanıyoruz. Özel uçakla getirilince kendimi çok özel hissettim. Ben ne yaptım ki!” dedi.

Mücahit Gündoğdu gazeteci Tuncer Çetinkaya’nın da Aksaray’dan Antalya’ya aynı şekilde getirildiğini, toplumda korku ve baskı oluşturmak için bunların bilinçli yapıldığını söyledi. Gündoğdu, “Tuncer Çetinkaya’nın böbrek rahatsızlığı nedeni ile cezaevinden ring aracıyla Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirilirken yanında çok sayıda özel harekat polisi, jandarma ve infaz koruma memuru vardı ve birçok basın mensubu çağrılmıştı. Yazılan karalama haberlerle insanlara itibar suikastı yapıldı.” diye konuştu. (Abdurrahman Keskin) 

Öğretmen İlayda Tekgöz iki çocuğuyla birlikte 1 yıldır hapiste

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Annesi gözünün önünde tutuklanan KHK’lı çocuğu Elif Rana’nın günlüğünden: Hayatım karanlığa gömüldü

Burdur E Tipi Cezaevinde tutuklu olan eşini ziyarete gittiği gün kendisi de gözaltına alınan ve tutuklanan ev hanımı Günnur Şahin’in büyük kızı Elif Rana, o gün yaşadıklarını ve hissettiklerini günlüğüne yazdı. “Hayatım karanlığa gömüldü. Gecenin karanlığında polis ışıklarını altında ondan ayrılışım hala kalımda” diyen Elif Rana’nın cümleleri yürekleri dağlıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 9 Eylül 2016’dan beri hapiste olan KHK’lı memur İbrahim Şahin’in eşi Günnur Şahin, 23 Kasım 2021’de eşini ziyarete gitti. O gün yanında 11 yaşındaki büyük kızı Elif Rana da vardı. 8 yaşındaki kızı Beyza Nur ise dede ve babaannesinin yanında kalmıştı.

Elif Rana görüş için gelen diğer çocuklarla kapıda oynarken Günnur Şahin’in yanına Afyon KOM Şube’den polisler gelmiş ve ifade vermesi gerektiğini söylemişti. Eşi beş yıldır tutuklu olan Şahin’in başından aşağı kaynar sular dökülmüştü. İki kızı vardı, şimdi ne olacaktı, eşine bu haberi nasıl verecekti? Çok zor bir görüş geçirdiler.

“BEN HASRET KÖRÜYDÜM”

Halen Afyon E Tipi Cezaevinde tutuklu olan Günnur Şahin’in yarın ilk mahkemesi görülecek.

Annesinin gözaltına alınmasına şahit olan Elif Rana hissettiklerini daha sonra günlüğüne yazdı. Anne-babası tutuklu bir çocuğun kaleminden dökülenler, tıpkı Bahadır Odabaşı gibi KHK’lı ailelerin yalnız bırakılan çocuklarının yaşadıklarını gözler önüne seriyor.

“Hayatım karanlığa gömüldü. Hiçbir şey görmüyordum. Ben hasret körüydüm. Gecenin karanlığında polis ışıklarını altında ondan ayrılışım hala kalımda. Ben kendimi tek başıma karanlık ve sessiz bir yolda yürüyormuş gibi hissediyorum.” diyen Elif Rana’nın üç bölüm şeklinde yazdığı günlüğü:

Kızının gözü önünde tutuklanan Günnur Şahin: O nezarethaneyi hatırlamak bile istemiyorum

 

Okumaya devam et

Popular

Shares