Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

16 ay hücreye kapatılan eski HSYK üyesi Teoman Gökçe’nin son anları: Mezar gibi hücrede ölüme gönderdiler

Sincan T Tipi Cezaevinin 8 Nolu hücresinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden eski HSYK üyesi Teoman Gökçe’nin ölüm anına ait kamera görüntülerine Bold Medya ulaştı. 10 metrekarelik hücrede kriz geçirdikten 30 dakika sonra sedyede hastaneye götürülen Gökçe’nin seccadesi, tel kafesle kapatılan penceresi ve demir dolaptaki aile fotoğrafları görülüyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Gökhan Açıkkollu’nun İstanbul Emniyeti’nin nezarethanesindeki son görüntülerini, Mustafa Kabakçıoğlu’nun cezaevinde beyaz sandalyede nasıl can verdiğini gösteren fotoğrafları ilk kez yayınlayan Bold Medya, bu kez Sincan T Tipi Cezaevinde, kanuna aykırı olmasına rağmen 16 ay hücrede tutulan ihraç hakim Teoman Gökçe’nin (49) ölüm anına ait kamera kayıtlarını ve hücresinin fotoğraflarını yayınlıyor.

Toplam 32 dakikalık görüntülerde Teoman Gökçe’nin 2 Nisan 2018 pazartesi günü saat 17.19’da hücresinden sedyeye konularak çıkarıldığı, 8-10 görevli eşliğinde cezaevinin koridorlarından geçirilerek asansöre götürüldüğü, bir süre asansörde bekletildikten sonra zemin kattaki mahkum kabul bölümüne indirildiği görülüyor. Bu bölümde bir memur Gökçe’ye kalp masajı yapıyor, daha sonra da kapıya yanaşan ambulanstan inen üç hemşire olaya müdahale ediyor. Ancak Gökçe bir yaşam belirtisi göstermiyor.

“AĞZINDAN KÖPÜK GELİYORDU, DUDAKLARI ŞİŞMİŞ, YÜZÜ MORARMIŞTI”

Seccadesinin üzerinde yerde yatar halde bulunan Gökçe hiçbir müdahaleye tepki vermiyor. Teoman Gökçe’yi hücresinde ilk gören infaz koruma memuru H.N.’nin savcılığa verdiği ifadeye göre ihraç hakimin “ağzı köpük ve yapışkan hale gelmiş tükürükle doluydu.” Diğer gardiyan M.C.’nin ifadesine göre de dudakları şişmiş ve yüzü morarmıştı.

Teoman Gökçe’nin hücresine ait fotoğraflarda ise penceresinin tel kafes ile tamamen kapatıldığı, akşam yemeğini henüz yemediği, eşyalarının da ortalığa saçıldığı görülüyor. Fotoğraflarda ayrıca masası, mutfak lavabosu, okuduğu kitaplar, seccadesi, dolabının üzerinde de ailesine ait resimler var.

Göreve 1993 yılında başlayan Teoman Gökçe, ceza hukuku alanında doktora yapmış, kendisini yetiştirmiş bir hakimdi.

Hücre kapısında fotoğrafı bulunuyor.

Akşam yemeği.

49 yaşında hayatını kaybeden ihraç hakim Teoman Gökçe, gayri insani koşullarda can verdiği A-üst 8 Nolu bu hücreden çıkabilmek için 16 ay boyunca mücadele etti. Tutukluluğunun hukuksuz olduğuna, kötü muamele yasağının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine dair Ankara Batı İnfaz Hakimliğine dilekçeler yazdı, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) de iki kez başvurdu. Ancak tüm dilekçeleri ve itirazları reddedildi.

Ölümünden sonra, 2 Mayıs 2018’de ailesi ve avukatı Gökçe’nin “yaşam hakkı”, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” ve “kötü muamele yasağının ihlal edildiği”ne dair AYM’ye yaptığı 3. başvuru ise 6 Ekim 2021’de karara bağlandı.

HANGİ GEREKÇEYLE 10 METREKARELİK BİR HÜCREYE ATILDI?

AYM’nin sitesinde geçen ay yayınlanan, Hasan Tahsin Gökcan, Muammer Topal, Recai Akyel, Selahaddin Menteş ve İrfan Fidan’ın oybirliğiyle verilen karara göre Gökçe’nin ölümünde yine hiçbir hak ihlali yoktu! Oysa AYM kararında cevap verilmeyen, gündeme bile getirilmeyen birçok soru var:

1- Kanunlara göre bir insan 20 günden fazla hücreye kapatılamaz. Teoman Gökçe hangi gerekçeyle 16 ay, 10 metrekarelik bir hücrede tutuldu?

2- 10 metrekarelik bu hücre, bir insanın 16 ay yaşamasına elverişli bir yer miydi? Böyle bir hücrede bir insan uzun süre tutulabilir mi?

3- Hücredeki acil yardım butonu, kalp krizi geçiren bir insanın hayatını kurtarabilir mi? Kalp krizi geçiren bir insan tek başına bu butona basabilir mi? Nasıl basacak?

4- Teoman Gökçe’nin sağlık kontrolleri zamanında yapıldı mı?

5- AYM kararında ambulansın 10 dakika içinde yani saat 17.32’de cezaevine geldiği belirtiliyor. Bold Medya’nın ulaştığı görüntülere ve Teoman Gökçe’nin ölüm anına tanıklık eden yan hücre arkadaşı, hukukçu İ.T.A’nın Bold Medya’ya yaptığı açıklamaya göre Gökçe, kalp krizi geçirdikten ancak 35-40 dakika sonra hastaneye götürülebiliyor. O da cezaevinin içindeki hastaneye… Yani Gökçe hücresinden çıkarıldıktan sonra kamera kayıtlarına göre bir süre asansörde bekletiliyor. Bir süre de ambulansın yanaşabildiği zemin kattaki mahkum kabul bölümünde müdahale edildikten sonra hastaneye ulaştırılıyor. Kalp krizi gibi riskli durumlarda bir insana anında müdahale edilemeyecekse neden hücreye kapatılıyor?

16 AY TECRİTTE TUTULDU

Cezaevi İdare Kurulu tarafından “Tehlike hali taşıyan tutuklu” olarak damgalanan Teoman Gökçe, birçok hakkı kısıtlanarak 16 ay hücrede tecrit altında tutuldu. Ailesinin verdiği bilgiye göre cezaevine sapasağlam giren ve herhangi bir hastalığı olmayan Gökçe, vefatından önce sağlık sorunları nedeniyle revire çıkmaya başlamıştı.

Kalbinde bir sorun olduğu fark edilmişti ancak tetkik ve tedavisi diğer tüm mahpuslar gibi ihmal edildi. Hücreye atılmadan önce de zaten sağlık raporu alınmamıştı. Kendisinin başvurularında belirttiğine göre sağlık kontrolleri zamanında yapılmadı. Üstelik tutuklu olduğu süre içinde anne ve babasını 6 ay arayla kalp rahatsızlığı nedeniyle kaybetti. Bu rağmen Gökçe’de de kalp riski olacağı göz önünde bulundurulmadı.

Bir hukukçu, Türkiye’nin başkentindeki bir cezaevinde meslektaşlarının kararları, imzaları ve ihmaller zincirleriyle bile bile işte böyle ölüme gönderildi.

15 TEMMUZ’DAN İKİ GÜN SONRA GÖZALTINA ALINDI, 5 AY SONRA HÜCREYE KAPATILDI

Bir dönem Yargıtay 10 Daire’de tetkik hakimliği de yapan HSYK 1. Daire eski üyesi Teoman Gökçe, 15 Temmuz’dan iki gün sonra 17 Temmuz 2016’da Ankara’daki evinde gözaltına alındı.

Dört gün Ankara Emniyeti’nde kaldıktan sonra Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından darbeye katıldığı, hükümeti yıkmaya teşebbüs ettiği ve silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla 21 Temmuz 2016’da tutuklandı.

TÜM HAKLARI KISITLANDI

Sincan T Tipi Cezaevine konulan Gökçe, 9 Aralık 2016’da A-üst 8 Nolu tekli hücreye kapatıldı. 2 Nisan 2018’de saat 17.00 sularında kalp krizi geçirip ölene kadar burada yaşamaya mecbur bırakılan Gökçe’nin havalandırma, spor, telefon görüşü, haftalık görüşleri dahil birçok hakkına kısıtlama getirildi. 27 Aralık 2017’de Cezaevi İdare Kurulu tarafından “tehlikeli tutuklu” listesine dahil edildiği için başka mahpuslarla koridorlarda bile karşılaşmamasına ve konuşmamasına dikkat edildi.

ÖLDÜĞÜ GÜN VE KRİZ GEÇİRDİĞİ O AN NELER YAŞANDI? 

Teoman Gökçe, cezaevinde yaptığı açık görüşte ailesiyle.

Teoman Gökçe diğer günler olduğu gibi o günde saat 14.00 ile 16.30 arasında havalandırmaya çıktıktan sonra hücresine geri döndü.  Yan hücresinde bulunan hukukçu İ.T.A, 17.00 civarında Gökçe’ye nasıl olduğunu sordu. Gökçe göğsünde bir ağrı olduğunu belirttiği için İ.T.A., acil çağrı butonuna basmasını söyledi.

Aradan 3 dakika geçmesine rağmen Gökçe acil butonuna basmadı. Alta katta kalan başka bir mahpus bir hırıltı sesi duyduğunu söyleyince İ.T.A, 17.12’de acil çağrı butonuna bastı. Yaklaşık 4 dakika sonra görevli memurlar hücrelerin olduğu bölüme geldi.

Bold Medya’nın ulaştığı 5 adet kamera kaydı arasında 5 dakika 48 saniyelik ilk kayıtta, Teoman Gökçe’nin hücresinin bulunduğu A Üst koridoru görülüyor. Videoda, koridorda görülen 2 görevli önce Teoman Gökçe’nin hücre kapısından içeri bakıyor, bir görevli kapıyı açmaya çalışırken diğer görevli İ.T.A.’nın hücresinin önüne gidip ne olduğunu soruyor.

“SECCADESİNİN ÜZERİNDE YERDE YATIYORDU”

Daha sonra iki görevli daha geliyor. Gökçe’nin odasına giren görevlilerin her hallerinden telaşlı ve panik oldukları belli. Gökçe kamera kayıtlarına göre 17.18’de sedyeye konularak hücreden çıkarılıyor. Bold’a konuşan İ.T. A. o anları şöyle anlattı:

“17.12’de acil yardım butonuna bastık. Zaten biz her acil butonuna basışımızda gardiyanlarla mücadele ediyorduk. Geliyorlar, neden bastın diye bağırıyorlar. Butona bastığımızda geldiler, ne oldu dediler, yan tarafa bakmalarını söyledim. Teoman beyin seccadesinin üzerinde yattığını söylediler. Hemen kalp masajı yapmalarını ve dilini geri çekmelerini söyledim. Birinci ekip bunu yapamadı, ikinci ekibi aradılar. Onlar sedyeyle birlikte geldi. Teoman Gökçe, hücreden çıkarıldıktan sonra (17.19) benim hücremin önünden geçirildi. Ben de 10 yıl savcılık yaptım. Baş bölgesinde yoğun bir morarma vardı. Yani öldüğü belliydi. Neticede doktor değilim ama bir insanın beyin ölümünün gerçekleşmesi için 5 dakika oksijensiz kalması yeterli. İster üç dakikada, ister beş dakikada müdahale edilsin, bir insanı hücreye attıysanız ve orada kalp krizi geçirdiyse o insan ölür. Müdahale de etseniz de dakika içinde beyin ölümü gerçekleşir. Teoman beye hücrede ilk müdahale yapıldıktan sonra 10 dakika asansörde bekletiliyor. Aşağıdaki müdahalelerde 20 dakika geçiyor. Yani hastaneye götürülmesi 35-40 dakika arasında. Hücreler uzun süre kalmak için tasarlanmış, dizayn edilmiş yerler değildir.”

CEZAEVİ KORİDORLARINDA, ÖLÜMLE-YAŞAM ARASINDA

Teoman Gökçe hücresinden çıkarıldıktan sonra sayıları 8-10 arasında olan gardiyanlar eşliğinde geniş koridorlu bir bölgeden geçirilerek asansörlerin olduğu alana getiriliyor. Bu geçiş farklı açıdaki 2 kameralardan görülüyor. 2 dakikalık kamera kaydında ise asansörde yaklaşık 10 dakika bekletilen Gökçe, ambulansın geleceği zemin kata mahkum kabul noktasına indiriliyor.

5. kamera kaydı Teoman Gökçe’nin sedyeyle getirildiği mahkum kabul bölümüne ait. Burada acil müdahale eğitimi alan A.A. adlı memur Gökçe’ye kalp masajı yapıyor. Bir süre sonra girişe ambulans yanaşıyor. İki kadın, bir erkek hemşire iniyor, onlar da uzun bir süre kalp masajı yapıyorlar. Kamera kayıtlarına göre burada geçen zaman 22 dakika.

Resmi kayıtlara göre Teoman Gökçe 17.38 sıralarında Ankara Ceza İnfaz Kurumları Kampüs Devlet Hastanesi’ne (Kampüs Hastanesi) ulaştırılıyor.

ANKARA BATI İNFAZ HAKİMLİĞİ’NE YAZDIĞI DİLEKÇELER

Teoman Gökçe, hücreye kapatıldığı için 26 Aralık 2016’da Ankara Batı İnfaz Hakimliği’ne yazdığı dilekçesinde odasının değiştirilmesine ilişkin kararda gerekçe bulunmadığını, hücreye konulmasını gerektirecek bir davranışının olmadığını, yer değişikliği nedeniyle havalandırma alanında kalma süresinin günlük 9 saatten 2 saat 30 dakikaya düştüğünü ve 700 kişilik kapasiteye sahip olan Ceza İnfaz Kurumu’nda yalnızca 14 tutuklunun tek kişilik hücrede tutulduğunu belirterek kötü muamele yasağı ile bu yasakla bağlantılı olarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini vurguladı. Ancak hiçbir dilekçesi, itirazları dikkate alınmadı.

ANAYASA MAHKEMESİ’NE KENDİSİ İKİ KEZ BAŞVURDU

Tutuklu kaldığı süre içinde de iki kez Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. 25 Şubat 2017’de yaptığı ilk başvuruda, gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla ilgili kararların gerekçesiz olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gözaltı sırasındaki tutma koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine itiraz etti.

HÜCREYE KONULMADAN ÖNCE SAĞLIK RAPORU ALINMADI

11 Nisan 2017’de yaptığı ikinci başvuruda ise yasal güvencelere riayet edilmeden tutukluluğunun devam ettirildiğini, tutukluluğunun devamına ilişkin kararların hukuki olmadığını, 21 Temmuz 2016 ile 8 Aralık 2016 tarihleri arasında kalabalık bir koğuşta tutulduğunu, tek kişilik hücreye konulmadan önce sağlık durumu ile ilgili rapor alınmadığını, aradan geçen süre zarfında da sağlık denetimi yapılmadığını belirtti.

HÜCRENİN PENCERESİ TEL KAFES İLE KAPATILDI

Hücrenin penceresi tel kafesle kapatılmış. Gökçe bazı yiyeceklerini muhafaza etmek için pencere kenarına koymuş.

Ayrıca tutulduğu hücrenin müstakil bir havalandırma alanına sahip olmadığını, hücrenin penceresinde demire ilaveten tel kafes bulunduğunu, 10 Aralık 2016 tarihinden itibaren tek kişilik hücrelerde kalan iki tutuklu ile birlikte günde 2 saat 30 dakika süreyle havalandırma alanına çıkarıldığını, günün geriye kalan bölümünde hücresinde tutulduğunu, sporla ilgili olanlar da dâhil herhangi bir etkinliğe katılamadığını, revire gittiğinde diğer tutuklularla bir araya getirilmediğini ve koğuşlarda kalan tutukluların günde 11 saat 30 dakika havalandırma alanında kalabildiğini söyleyerek kötü muamele yasağı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ifade etti. Bu başvurularına  da olumsuz cevap verildi.

İçeride canla başla hukuk mücadelesi veren Teoman Gökçe, 25 Aralık 2017’de Sincan Cezaevi’nin İdare Kurulu tarafından kendisiyle aynı sebepten cezaevinde bulunan mahpuslara talimatlar vereceği iddiasıyla “tehlike hâli taşıyan tutuklular” grubuna dahil edildi ve haklarına bir kez daha kısıtlama getirildi. Buna göre Gökçe, havalandırma alanına sadece 14.00-16.30 saatleri arasında çıkarıldı. Zorunlu hâllere istinaden odasından çıkarıldığı durumlarda da Gökçe’nin diğer tutuklularla karşılaşmaması sağlandı.

Ölümünden sonra 2 Mayıs 2018’de, ailesinin ve avukatının Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı yaşam hakkının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ve gözaltı ve tutukluğa ilişkin süreçlerdeki maruz kaldığı koşullar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine dair başvurudan da ‘hak ihlali’ kararı çıkmadı. Kararın hüküm kısmında şöyle denildi:

Hapse girdikten sonra anne ve babasını 6 ay arayla kalp rahatsızlığı nedeniyle kaybeden Teoman Gökçe, yaşadığı üzüntüler, itirafçı olması için yapılan psikolojik baskılar ve hak ihlalleri nedeniyle 2 Nisan 2018’de kapatıldığı hücrede saat 17.00 civarında öldü. Ölüm nedeni ve saati otopsi raporuna kalp krizi ve 18.30 olarak yazıldı.

Şu an Türkiye cezaevlerinde 1000’in üzerinde hukukçu tıpkı Teoman Gökçe gibi gayri insani koşullarda hücrede tutulmaya devam ediyor. İhraç hakim Teoman Gökçe’nin hakkını ailesi bundan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası hukuk kurumlarında aramaya devam edecek.

Gökçe’nin tek kişilik hücreye konulmasına karar verenler, bu kararı uygulayanlar ile bu kişileri azmettirenler hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçu kapsamında yargılanması talep edilecek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), geçtiğimiz günlerde 427 hakimin ve savcının haksız yere tutuklandığına karar verdi. Teoman Gökçe ile ilgili de benzer bir kararın çıkması bekleniyor.

Teoman Gökçe’nin cenazesi memleketi Amasya’ya defnedildi.

Gökhan Açıkkollu’nun ölüm anına ilişkin ilk kez yayınlanan görüntüler

 

Karantina hücresinden cenazesi çıktı: Plastik sandalyede ölüm!

BOLD ÖZEL

Ankara TEM’deki işkence mağduru iki avukat ve bir mühendis tutuklandı

Ankara TEM şubede 10 gündür işkenceye maruz kaldıkları Ankara Barosu tarafından kanıtlanan, gözaltındaki iki avukat ve bir mühendisin tutuklandığı öğrenildi.

BOLD ÖZEL -17 Ocak’tan bu yana Ankara Terörle Mücadele (TEM) Şube’de gözaltında bulunan 2 avukat ile 1 mühendis bugün çıkarıldıkları mahkemenin kararıyla tutuklandı.

Ankara Emniyeti’nde 10 gündür gözaltında olan hukukçu, asker ve ev hanımlarına yapılan işkenceleri araştıran Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi avukatları ile baronun yönetimi arasında “işkence raporuyla” ilgili dün gece kriz çıkmıştı.

İşkence iddialarının doğru olduğunu ve müdahale ettiklerini Twiter hesabından duyuran Ankara Barosu’nun işkence raporunu yayınlamamasına milletvekilleri ve aktivistler tepki göstermişti.

Ayrıntılar hazırlanıyor.

Ankara Barosu’nda “işkence raporu” krizi

Ankara TEM’de işkence iddiası: Oğlumun hayatından endişe ediyorum

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Acılar cumhuriyeti: Ne görevine iade edildiğini görebildi ne de kızını kurtarabildi

67 yaşındaki İbrahim Söylemez’in hayatı, 2017’de bir gece çıkartılan KHK ile alt üst oldu. Önce ihraç edildi, daha sonra 5 çocuğu da işsiz kaldı. Kızı Feyza, yaşadıkları sıkıntılara dayanamayıp kanserden öldü. 2021 Eylül ayında Söylemez yaşananlara daha fazla dayanamadı, vefat etti. Bütün yaşanan acılardan sonra devlet, İbrahim Söylemez’e dün “pardon” dedi. OHAL Komisyonu tarafından görevine iade edildi. Söylemez, ne görevine iade edildiğini görebildi ne de kızını kurtarabildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

19 Eylül 2021’de hayatını kaybeden KHK’lı memur İbrahim Söylemez (67), OHAL Komisyonu tarafından dün görevine iade edildi. ByLock kullandığı iddiası ve bir tanık ifadesine dayanılarak ihraç edilen Söylemez hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma, kovuşturmaya gerek görülmediği için vefatından 5 ay önce kapatılmıştı.

YILLARCA FİZİK ÖĞRETMENLİĞİ YAPTI

Uzun yıllar İzmir’de fizik öğretmeni olarak çalışan İbrahim Söylemez, emekli olmak istemediği için öğretmenlikten huzurevine geçiş yaptı. Bir devlet memuru eğer görevinde başarılıysa, takdir ve teşekkürleri varsa kurum içi geçiş talepleri kabul ediliyor. Talebi kabul edilen İbrahim Söylemez, 2007’de Buca Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde çalışmaya başladı.

YAKIN BİR ARKADAŞI SAVCILIĞA MEKTUP GÖNDERDİ

14 Temmuz 2017’de 692 sayılı KHK ile ihraç edilene kadar Buca Huzurevi’nde gören yapan Söylemez, mesleğini çok seviyordu. Evde bakıma ihtiyacı olanları ziyaret edip maaş bağlanıp bağlanmamasına dair rapor hazırlıyordu.

Buradaki görevinde de birçok takdir ve teşekkür aldı. Gerçekten ihtiyacı olan insanlara maaş bağlansın diye titiz çalışıyordu. Gördüğü manzaralar onu o kadar çok etkiliyordu ki her akşam eve geldiğinde yardıma muhtaç insanları anlatıyor, üzüntüsünü dile getiriyordu.

İbrahim Söylemez’in ihraç edilmesine, yakın bir arkadaşının yazdığı uzun bir mektup neden oldu. 15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edilen mektupta Söylemez ve etrafındaki herkesin örgüt üyesi olduğu iddia ediliyordu. Savcılık, 5 yıl süren soruşturmadan sonra Söylemez hakkındaki iddiaları kovuşturmaya gerek duymadı ve Nisan 2021’de dosyayı kapattı. Ancak bu süreçte ailece çok yıprandılar.

KIZINI KANSERDEN KAYBETTİ

Feyza Söylemez

5 evlat sahibi olan İbrahim Söylemez’in tüm çocukları işlerini kaybetti. Eve her gelen bir acı anlatıyordu. Söylemez’i en çok etkileyen olay ise kapatılan bir dershanede kayıt görevlisi olarak çalışan ikinci kızı Feyza Söylemez’in vefatıydı. 38 yaşındaki Feyza Söylemez, yaşadıkları sıkıntılara dayanamayıp yakalandığı doku kanseri nedeniyle 30 Eylül 2017’de vefat etti.

GÖZALTI İÇİN GELEN POLİSLERE KIZININ ÖLÜM KAĞIDINI GÖSTERDİ

Arkadaşları tutuklanan, suçsuz yere hapse gönderilen Ferda Söylemez, o kadar çok üzülmüş ve endişelenmişti ki hep ‘bir gün beni de alacaklar’ korkusuyla yaşadı. Ölümünden kısa bir süre sonra da polisler gözaltı için evlerine geldi. Babası çıkarıp kızının ölüm kağıdını gösterdi.

İbrahim Söylemez ölmeden önce ailesini aramış ve “Beraat ettim” diye müjdeli haberi vermişti. Ama onun da kalbi yaşananlara daha fazla dayanamadı. Kalp krizi diye hastaneye kaldırıldı. Kalp kapakçığı yırtıldığı için ameliyata alınan Söylemez 19 Eylül 2021’de hayatını kaybetti. Ne görevine iade edildiğini görebildi ne kızını kurtarabildi. Tüm acılarıyla birlikte Bornova Beşyol Köyü’ne defnedildi.

Yaşanmamış bir ömür bıraktı geride: KHK’lı öğretmen öldükten sonra görevine iade edildi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Ankara’da işkence: “Adliyede 3-4 polis beni dövdü, 4 aylık bebeğimi düşürdüm”

Hacer Karaşal, mahkeme koridorunda işkence görerek doğmamış kızını kaybeden bir anne. İki yıl önce tam bugünlerde gerçekleşen olayı asla unutamayacağını söyleyen Karaşal, “Ben evimde otururken çocuğumu kaybetmedim, dayak yiyerek kızımı kaybettim. Adliyenin ortasında işkenceye maruz kaldım, bunun ötesi yok.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Ankara Emniyeti’nde 17 Ocak’ta gözaltına alınan avukat, ev hanımı ve askerlere işkence yapılması, işkence mağduru birçok insanın tepkisine neden oldu. Eşi tutuklandığında 4,5 aylık hamile olan Hacer Anlı Karaşal, Ankara Adliyesi’nde dört polis tarafından dövüldüğünü ve akabinde bebeğini kaybettiğini söyledi.

Hacer Karaşal’ın eşi KHK’lı üsteğmen Recep Karaşal, Ekim 2018’de gözaltına alındı. Hacer Karaşal, hamile olduğunu o gün Ankara TEM’in önünde fenalaşınca öğrendi. Daha 98 günlük evliydiler.

Eşi tutuklanıp Sincan Cezaevine gönderilen Karaşal, 24 Ocak 2019’da görülen duruşmada eşinin tutukluluğuna devam kararı verilince dayanamadı. Ertesi gün hakimin yanına gitti ve olanlar ondan sonra oldu.

Bir kız bebek dünyaya getirecek olan Karaşal, eşyalarını hazırladığı, adını bile koyduğu bebeğini kaybetme sürecini Bold Medya’ya anlattı.

“MAHKEME KORİDORUNDA DAYAK YEDİM”

“İlk dönemlerde bu konuyu çok gündeme getirmek istemiyordum. Psikolojik olarak hiç hazır hissetmiyordum. Bu olayı kişiliğinize, ruhunuza kabul ettirmek, sindirmek zor oluyor. Ankara Adliyesi’nde 27. Ağır Ceza ve 26. Ağır Ceza’nın karşılıklı olarak bulunduğu ara koridorda 3-4 polis tarafından dayak yedim. Polislerden biri karnıma karnıma vurdu. Bu bir kadın için çok zor bir şey ve bu benim ilk hamileliğim.

Kocam hapiste. Hiçbir suçu yok. Siz kalkıyorsunuz benim karnıma tekmeleri basıyorsunuz, bir de bana ‘Pensilvanyanın p… doğuracaksın” diyorlar. Bu ne kadar acımasız bir söz. Bebeğinizi parçalanarak alıyorlar içinizden, 4,5 aylık bir bebek, ismi, cinsiyeti belli, hazırlıklar yapmışım, heyecanlıyım, ilk annelik tecrübem olacak. Bütün olumsuzlara rağmen karnımda bir can taşımak beni çok mutlu ediyor.

“KARI-KOCA NE İLE YARGILANDIĞIMIZI BİLMİYORUZ”

24 Ocak 2019’da eşimin mahkemesi vardı. Tutukluluğuna devam dediler. 25 Ocak 2019 cuma günü de eşimin Sincan Cezaevinde görüş vardı. Sabah saat 09.00’daydı. Görüşten çıktım ağlayarak. Karı-koca ne ile yargılandığımızı bilmiyoruz. Saçma sapan tutuklanmış eşim. Yeni evliyiz. Karnımda bir çocuk var. Hakimin yanına gittim. Tutukluluğa itiraz sürecinde belki bir şey yapabilirim diye.

“HAKİM BİRDEN BAĞIRMAYA BAŞLADI”

Başka duruşması vardı. Duruşma bitti çıktılar, yanına gittim. Kendimi tanıttım. ‘Sayın hakim eşimin tutukluluğuna devam dediniz. Niye böyle oldu. Ne olur çıkartın. Bakın hamileyim’ dedim. Ben öyle söyleyince hakim birden bağırmaya başladı. O esnada koruma polisi beni dışarıya çıkarttı. Ben de o esnada haklı olarak bağırdım. Kocamın suçu ne, hamileyim, görmüyor musun, diye. Ortada ne var? Bir tane ankesörden aranma. Bir insanı tutuklamak için sebep midir bu?

“BANA İLK VURAN BAŞÖRTÜLÜ BİR KADIN POLİSTİ”

O sırada adliyenin polisleri geldi. Bir tanesi kolumdan tuttu beni, çok sert çekti. O sert çekince ben de tepki gösterdim. Ben de onu elimle ittim. Kimseyi öldürmeye gelmedim, hakkımı aramaya geldim dedim. Başörtülü bir kadın polis vardı. Bana vuran ilk oydu. Kimse yanlış anlamasın, ben başörtülü kızlar üniversiteye girsin diye yıllarca mücadele verdim ama o başörtülü polisin bana tekme atması çok ağrıma gitti. Beni iten diğer polis de göğsüme vurdu.

“HAMİLEYİM DEMEME RAĞMEN DEFALARCA KARNIMA TEKME ATTILAR”

Göğsüme vurunca yere çömeldim, gayri ihtiyarı karnımı korumaya çalıştım. Bu sefer sırtımdan tekme attılar ve ben yere düştüm. Bana vuran ilk polis karnıma karnıma vurmaya başladı, ayağını tuttum, karnıma vurmayın, hamileyim dedim. Sırtımdan da darbe yedim. En hassas noktaları, bel kısmımı korumaya çalışırken karnıma daha çok tekme yedim ve o polis dönüp bana ‘Pensilvanyanın p… doğuracaksın’ dedi.

“EVDE YIĞILIP KALMIŞIM”

Ondan sonra dolmuşla eve geldim. Kanama olmuş ama vücudum o kadar çok ağrıyordu ki hissetmedim. Kapının girişinde kan lekeleri gören apartmandaki bir kadın kapıya vuruyor, sesini duyuyorum ama kalkamıyorum. Öyle yığılıp kalmışım. Çilingir çağırıyor, beni yerde kanlar içinde buluyorlar, o ana kadar hatırlıyorum ondan sonrası bende yok. Hastaneye kaldırmışlar.

“HASTANEDEKİ DURUM DAHA DA VAHİM”

Gözümü açtım, hastanedeydim, 26 Ocak 2019. Önce doktor, ardından da polisler geldi. Doktor, ‘Polisler ifadenizi alacak’ dedi. ‘Tabi buyrun, bebeğime ne oldu’ dedim. Bir şey demediler, ‘Konuşacağız’ dediler. Ben o ana kadar daha bebeğimi kaybettiğimi bilmiyorum. Çok fazla kan kaybetmişim, kaç saat yerde orada yerde yattım, hiçbir şey hatırlamıyorum.

Polisler ‘Eşiniz mi size şiddet uyguladı’ dedi. Eşimin cezaevinde olduğunu söyleyince ‘Açık cezaevinde mi izinli mi geldi’ diye sordular. Bu sefer daha açık anlattım. ‘Benim eşim asker, Sincan’da C-16 koğuşunda, cemaat soruşturmalarından tutuklu. Adı Recep Karaşal. Beni eşim dövmedi, adliyede polisler dövdü’ dedim.

RAPORU DEĞİŞTİRDİLER: “ŞİDDET GÖREREK ÖLDÜ” YERİNE “ANNENİN STRESİ” YAZDILAR

Ben öyle söyleyince size yemin ediyorum doktor ve polisler birbirlerinin yüzüne baktı, şaşırdılar, hiçbir şekilde tutanak tutulmadı. Hepsi dışarı çıktılar. Başucumda bir dosya vardı. Ben onu açıp baktım, “Cenin şiddete bağlı travmadan ex olmuştur” yazıyordu. Bebeğin kalbi durmuş karnımda, kalp krizi geçirmiş ve öyle ölmüş. 20 Ocak’ta kontrole gitmiştim, bebek gayet sağlıklıydı. Anne karnındaki bebek kalp krizi geçirir mi?

Bebeğimin öldüğü ben o raporda gördüm ama o raporun fotoğrafını çekmek hiç aklıma gelmedi. O dosya gitti, aradan 1-1,5 saat geçti başka bir dosya geldi. “Annenin stresine bağlı olarak bebek kalp krizi geçirerek ex olmuştur” yazıyordu. Raporu değiştirdiler yani.

HER YER KAMERA DOLU ADLİYE AMA O GÜN KAMERALAR ÇALIŞMAMIŞ!

Cumartesi hastaneden taburcu oldum. Pazartesi avukata anlattım olayı, evdeki kanların fotoğrafını çektik. Ankara Adliyesi’ne gittik, şikayette bulunduk. Benim dayak yediğim yerdeki kamera görüntülerini istedi savcı. Her yer kamera dolu adliyede ama o güne dair kamera görüntüsü yokmuş, ne hikmetse o gün kameralar çalışmamış. Polisler böyle bir olayın olmadığına dair ifade vermiş. Soruşturmayı böylece kapattılar.

“BEN DAYAK YİYEREK ÇOCUĞUMU KAYBETTİM, ACISINI HİÇBİR ŞEY UNUTTURAMAZ”

Ben 33 yaşındayım, isterse bundan sonra 10 çocuğum olsun, bu bebeğin acısını bana hiçbir şey unutturamayacak. Ben evimde otururken çocuğumu kaybetmedim, ben dayak yiyerek çocuğumu kaybettim. Adliyenin ortasında işkenceye maruz kaldım, bunun ötesi yok.”

KHK’lı üsteğmen yoğun bakımda: Bu zulmü hak edecek ne yaptık?

Okumaya devam et

Popular

Shares