Connect with us

Analiz

Hrant Dink cinayetinin 15. yılı: Gazeteciler hapiste Dink’in işaret ettiği kişiler dışarıda

Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden 15 yıl geçti. 19 Ocak 2007’de öldürülen Dink’in, 15 Temmuz’dan sonra ‘torba dava’ya dönüştürülen mahkeme sürecinde konuyu araştıran gazeteciler bu çuvalın içine dolduruldu. Ancak Dink’in son yazısında bahsettiği kişi ve ilişkiler mahkemede hiç gündeme gelmedi.

BOLD – Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de Agos Gazetesi’nin eski çalışma ofisinin bulunduğu Sebat Apartmanı’nın önünde 17 yaşındaki Ogün Samast tarafından haince arkadan vurularak öldürüldü.

Davası 14 yıl sürdü ve geçen yıl Mart ayında karar açıklandı. Seyri, sürekli konjonktüre göre değişen ve 15 Temmuz sonrası Gülen Hareketi’ne yönelik ‘torba’ bir davaya dönüştürülen dava sürecine olayı araştıran gazeteciler bile dahil edildi ancak Dink’in son yazısında bahsettiği kişi, ilişki ya da olayların hiçbirisi ‘özenle’ gündeme getirilmedi. Sonuçta davada ortaya çıkan sonuç ailesi dahil hiçbir kimseyi ve kamuoyunu tatmin etmedi.

Dink, yarın İstanbul’da 15 yıl önce öldürüldüğü yer olan Agos gazetesinin eski çalışma ofisinin bulunduğu Sebat Apartmanı’nın önünde saat 15.00’te anılacak.

CİNAYETTEN SONRA NELER YAŞANDI?

Hrant Dink’in İstanbul’un Şişli ilçesinde bulunan Agos gazetesi yakınlarında, ana cadde üzerinde suikasta uğramasından kısa süre sonra, güvenlik kamerası kayıtlarından cinayet şüphelisi tespit edildi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, cinayetten kısa bir süre sonra zanlı Ogün Samast’ın görüntülerini basınla paylaştı.

Samast’ın sorgusunda cinayeti kabul ettiği ancak pişman olmadığını söylediği basına yansıdı. Haberlere göre, Samast, suikastı Yasin Hayal’in talimatı üzerine işlediğini de ifade etti.

Yasin Hayal’in adı daha önce 2004 yılında Trabzon’da bir fast-food restoranında altı kişinin yaralandığı bombalama olayına karışmıştı. Samast’ın ifadelerinin ardından Hayal de gözaltına alındı.

Hayal de ifadesinde cinayeti Erhan Tuncel ile birlikte planladığını söyledi. Bu ifade üzerine o dönem Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi olan Tuncel de yakalandı. Tuncel’in bir dönem Trabzon Emniyet Müdürlüğü için muhbirlik yaptığı ortaya çıktı.

Samast’ın Samsun’da yakalandıktan birkaç gün sonra bazı emniyet ve jandarma görevlileriyle birlikte Türkiye bayrağı önünde çekilmiş görüntüleri medyaya yansıdı.

İLK KARAR: CİNAYET VAR, ÖRGÜT YOK

Dink suikastıyla ilgili yargı süreci Nisan 2007’de başladı ve ilk duruşma 2 Temmuz 2007 tarihinde 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Bu dava, Ocak 2012’de hükme bağlandı. Kararda sanıklara çeşitli cezalar verildi ancak cinayette mahkeme örgüt olmadığına hükmetti.

Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin, karar duruşmasının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Cinayetin üzerinden beş yıl geçti. Hrant Dink ne derdi bu karar için: ‘Bizimle dalga geçiyorlar.’ Dalganın en büyüğünü meğer en sona saklamışlar. Meğer Hrant Dink bütün planlı eylemlerden değil, 3-5 kendini bilmez tarafından öldürülmüş. Burada örgüt yokmuş. Bu kadarını beklemiyorduk” dedi.

YARGITAY, ÖRGÜT ÜYELİĞİNDEN BERAAT KARARLARINI BOZDU

İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı, Yargıtay’a taşındı. Mayıs 2013’te davayla ilgili kararını veren Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi, “örgüt” yönünden verilen beraat kararını bozarak, sanıkların “silahlı terör örgütü” değil, “suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüt” üyesi oldukları gerekçesiyle yeniden yargılanmalarına hükmetti.

Bu hükmün ardından davanın görülmesine yeniden başlandı. İstanbul’da devam eden ana davaya ek olarak, Samsun ve Trabzon’da da emniyet ve jandarma görevlileri hakkında çeşitli soruşturmalar ve dava süreçleri yürütüldü.

TBMM Hrant Dink Cinayetini Araştırma Komisyonu da yaptığı inceleme sonucunda, Trabzon ve İstanbul emniyet birimlerinin ihmali olduğu yönünde görüş bildirdi.

AİHM’DEN İSTİSNA KARAR

Dink ailesi, yargılama süreci devam ederken, konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. AİHM, bu başvurularda “iç hukuk yollarının tüketilmiş olması” şartı konusunda bir istisna yaparak, davayı ele aldı.

Dink’in ailesinin farklı tarihlerde yaptıkları beş ayrı başvuruyu birleştirerek ele alan AİHM, Şubat 2010’da verdiği kararda, cinayette kamu görevlilerinin rolüne dair ‘etkin bir soruşturma’ yürütülmediğine hükmetti.

Yüksek Mahkeme, Türkiye’yi, Dink’in yaşam hakkını koruyamadığı ve öldürülmesiyle ilgili etkili bir soruşturma yürütmediği gerekçesiyle mahkum etti.

İKİNCİ DAVADA NELER YAŞANDI?

Bu süreçte dokuz sanıkla ilgili dosyanın kamu görevlilerinin yargılanacağı ana dosyadan ayrıldığı ifade edildi. Erhan Tuncel, Yasin Hayal ve Ogün Samast’ın da aralarında bulunduğu dokuz sanık hakkındaki karar Ağustos 2019’da açıklandı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi bu davada Erhan Tuncel’e 99 yıl 6 ay, Yasin Hayal’e 7 yıl 6 ay, Ogün Samast’a ise 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Erhan Tuncel hükümle birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi. İki kişi hakkında beraat kararı verilen davada diğer 4 sanık da çeşitli hapis cezalarına çarptırıldılar.

Bu kez kararda Yasin Hayal liderliğinde oluşan bir örgüte işaret edildi.

17/25 ARALIK SONRASI DAVANIN SEYRİ DEĞİŞİYOR

17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları sonrası Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk davalarının seyri değiştiği gibi Hrant Dink davası da siyasi konjonktüre göre değişmeye başladı.

Hedefe bugüne kadar yargı sürecinde hiç gündeme gelmeyen ‘Gülen Hareketi’ konuldu.

Adalet Bakanlığı, 2014 yılı ortalarında aldığı kararla emniyet ve jandarma istihbarat yetkilileri için yargı yolunu açmıştı.

2015 yılında da farklı illerde yürütülen ve kamu görevlileri hakkında açılanların da olduğu farklı soruşturma dosyaları İstanbul’da birleştirildi.

KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANDIĞI DAVALAR

Savcı, 14 Aralık 2020 tarihinde 68 sayfalık nihai mütalaasını sundu. 2020’nin Aralık ayında savcılığın esas hakkındaki mütalaasını sunmasından sonra tüm sanıklar nihai savunmalarını yaptı. Son olarak Dink Ailesi avukatları da esasa dair görüşlerini mahkemeye sundu.

76 sanığın yargılandığı davada karar 26 Mart 2021’de açıklandı. Kararlarda ismi ‘Gülen Hareketi’yle özdeşleştirilen kamu görevlileri ve olayı araştıran gazeteciler hedefe konuldu.

Gazeteci Ercan Gün, 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

KARARLAR, AİLEYİ VE KAMUYUNU MEMNUN ETMEDİ

Dink ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu, kararın ardından adliye önünde yaptığı basın açıklamasında “Bugün verilen karar da Hrant Dink cinayetinin tüm yönlerini açığa çıkartmayan ve sorumlular hakkında hüküm kurmayan bir karardır” dedi.

Bakırcıoğlu, “Bu karara itiraz edeceğiz. İstinaf’a, Yargıtay’a taşıyacağız. Bu karar hatalı bir karardır. Bu karar cinayette sorumluluğu olan ve delillerle açığa çıkmış olan birçok kişinin hatalı bir şekilde beraatiyle sonuçlanmıştır. Elbette ki bu karar bozulacaktır” diye konuştu.

Dink ailesi de açıklamasında “Tüm mekanizma açığa çıkarılıp bir daha kullanılmayacak hale getirilene kadar” hukuki mücadeleye devam edeceklerini vurguladı.

DİNK’İN İŞARET ETTİĞİ KİŞİLER MAHKEMEDEN ‘ÖZENLE’ KAÇIRILDI

Ailenin açıklamasında Hrant Dink’in Gülen Hareketi mensupları tarafından öldürüldüğü çıkarımına temkinle yaklaşıldı.

Dink ailesi, yargılamanın kendilerini ikna etmediğini belirterek, Dink’in son yazısında bahsettiği kişi ya da ilişkilerin soruşturmaya dahil edilmediğini belirtti.

Dink’in öldürülmeden bir hafta önce “Neden hedef seçildim?” başlıklı bir yazıyla not bıraktığı ve son konuşmalarında “Bu, devletin derinliğinin bana haddimi bildirme operasyonudur” dediğine dikkat çekildi.

“Hrant Dink’in bu son yazısında bahsettiği hiçbir olay, kişi veya ilişki 14 yıldır soruşturmaya dâhil edilmedi” denilen açıklamada “Operasyon öldürmeyle son bulmadı; ihmal, örtbas, delil karartma ve yanlış yönlendirmelerle devam etti. Bütün bu mekanizmayı ele almayan bir yargılamanın bizi de kamuoyunu da ikna etmesi mümkün değil” denildi.

“Bugün verilen karar bu hakikatten oldukça uzak” diyen Dink ailesi “Kendi içinde dahi orantısız bazı beraat ve ceza hükümlerini anlamak da anlatmak da oldukça güç. Hele bazı kararlar var ki; sanki kötülüğün kendisi değil adeta sızması cezalandırılmış izlenimi veriyor” açıklamasını yaptı.

Yenişafak yazarı Karagül, 2023 seçimlerini iç savaşa benzetti

Analiz

Böyle giderse herkes “Dombra” dinleyecek

İktidar yanlısı stk ve bazı siyasi partilerin hedef gösterdiği sanatçıların konserleri bir bir iptal ediliyor. AKP’li belediyelerin peş peşe iptallerinin ardından konu Meclis’e taşınırken, hedefin sanatçılar değil yaşam tarzı olduğu konusunda uyarılar geliyor.

BOLD – Sırasıyla Kürt sanatçı Aynur Doğan, Metin-Kemal Kahraman, Niyazi Koyuncu ve Apolas Lermi konserleri “değerleri paylaşmadığı” veya “sakıncalı” görülmesi bahaneleri ile AKP belediyeler tarafından iptal edildi.

HDP Milletvekili Oya Ersoy sanatçıların konserlerinin iptal edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Ersoy, cevaplaması istemiyle Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a “Belediyelerinin konserleri iptal etmeleri konusunda talimatınız oldu mu?” diye sordu

Bugün de bazı parti ve stk’ların hedef göstermesi üzerine Uluslararası Isparta Gül Festivali kapsamında sahne alacak olan şarkıcı Melek Mosso’nun 3 Haziran’daki konseri iptal edildi.

AHLAKSIZLIĞI ÖZENDİRİYOR

İptal öncesi Yeniden Refah Partisi İl Başkanı Mehmet Kaya, konsere tepki göstererek, “Asım’ın neslini böyle mi yetiştireceksiniz?” ifadelerini kullandı.

Milli Gençlik Vakfı ve Anadolu Gençlik Derneği tarafından ortak yapılan yazılı açıklamada ise Mosso “Ahlaksızlığı özendiriyor” denilerek konserin iptal edilmesi çağrısı yapıldı. Açıklamada “Bu ve benzeri şarkıcıların Isparta’mız da yeri yoktur” denildi.

HEDEF YAŞAM TARZLARI

Sadece muhalif sanatçıların konserlerinin iptal edilmesi tepkileri de beraberinde getirdi.

Bazı milletvekilleri hedefin birkaç sanatçıdan ziyade “yaşam tarzı” olduğunu düşünüyor.

Birlikte mücadele çağrısı yapan TİP Milletvekili Barış Atay, “Sanatın herhangi bir disipliniyle uğraşan herkese sesleniyoruz. Bugün bu yasaklara hep beraber ses çıkarmazsak, hiçbirimiz bundan kaçamayacağız! Bu saldırıları bir kaç kişiye özel sanmayın. İktidarın ve yardakçılarının bu saldırıları; sanatadır, yaşam biçiminedir.

SANATÇI BULAMAYACAĞIZ

Sanatçı Ozan Çoban da “Onun konserini istemiyoruz bunun konseri olmasın diyenlere teslim olursak yarın konser verebilecek tek sanatçı bulamayacağız” diyerek uyardı.

Adalet can çekişiyor: Hukuk mizah malzemesi olmaktan öteye gidemiyor

Okumaya Devam Et

Analiz

Adalet can çekişiyor: Hukuk mizah malzemesi olmaktan öteye gidemiyor

Türkiye’nin geleceği üniversiteli gençler “beraber iftar yapmak” ve “aynı evde oturmak” suçlarıyla cezaevinde çürütülürken, mahkemede 100 kilo kokain kendisine yanlışlıkla geldiğini söyleyen baronlar serbest bırakılıyor. Adaletin can çekiştiği ülkede vatandaş kadar Adalet Bakanının da kafası karışık. AKP adaleti yine mizah dergisi Leman’ın kapağına konu oldu.

BOLD – Türkiye ekonomik krizle boğuşurken AKP iktidarı, kitleler halinde öğrencileri tutukluyor. Üniversite okumak için bir araya gelip ev tutan öğrencilerin tek suçu, aynı evde kalmak.

Dua eden, iftara katılan, Kuran ve hadis kitabı okuyan, komşusunun çocuğunun bisikletini tamir edeni örgüt üyeliğinden yargılayana AKP yargısı, “111 kilo kokaini bana yanlışlıkla yollamışlar” diyen yandaş holding patronunu ise serbest bırakıyor.

VATANDAŞIN KAFASI KARIŞIK

DHA’nın haberine göre, Bursa’da, 37 yaşındaki H.Ç. adlı kişi aldığı uyuşturucu madde, limon tuzu çıkınca dolandırıldığı gerekçesiyle, torbacıyı savcılığa şikayet etti.

Şikayet dilekçesinde 1,5 yıldır uyuşturucu kullandığını itiraf eden H.Ç., son 3 aydır ise kullanmadığını iddia etti.

Anlaştığı torbacı Ç.K.Y.’den metamfetamin aldığını, karşılığında da 200 TL’yi elden verdiğini belirten H.Ç., maddeyi kullandığında ise limon tuzu olduğunu anladığını söyleyip şikayetçi oldu.

ADALET BAKANI DA TARİF EDEMEDİ

Yargıtay 12 Mayıs’ta, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na 2012-2017 arasındaki bazı Twitter paylaşımları nedeniyle beş ayrı suçtan verilen dokuz yıl sekiz ay 20 gün hapis cezasının dört yıl 11 ay 20 günlük bölümünü onadı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kararı tanımıyoruz” çıkışını eleştiren Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Diyor ki, ‘Tweet attı, hayatı karardı.’ Tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir Allah’ın kulu var mı, bilmiyorum… Yok. O zaman sormak lazım ‘Yahu bu tweet attı da, tweet’in içinde ne yazıyor?’ Soruşturma onun üzerine açılıyor” şeklinde savunmuştu.

MİZAH MALZEMESİ

Bozdağ’ın, “Türkiye’de tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir kişi yok. Tweet’in içinde yazandan dolayı soruşturma açılıyor” ifadeleri, karikatür dergisi LeMan’a konu oldu.

Derginin kapağında, mahkeme önüne çıkarılan bir sanığa hakimin “Yaz kızım. Sanığın tweet atmaktan beraatine. Tweet’in içine yazdıklarından 2 yıl 4 ay hapsine” demesi yer aldı.

Erdoğan yargısı suç olmayan eylemleri cezalandırıyor: Hedefte neden öğrenciler var?

Okumaya Devam Et

Analiz

NATO vetosunun ardındaki iddia: Mesele terör mü Halkbank davası mı?

Tayyip Erdoğan’ın Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliğine karşı tavrının Rusya tehdidine yönelik seri önlemler almayı hedefleyen NATO içerisinde şimdilik bir çatlak meydana getirdiği görülüyor. Erdoğan’ın bu beklenmeyen çıkışı sonrası gözler haziran sonunda toplanacak NATO Liderler Zirvesi’ne çevrildi. Türkiye halihazırda söz konusu devletlerin başvurusunu veto edeceğini açıklayan tek üye ülke konumunda. Bunun Türkiye adına bir pazarlık kozuna döndüğüne dair genel kanı güçleniyor. Erdoğan istediklerini alabilecek mi? Bunu zaman gösterecek.

BOLD –  NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 18 Mayıs 2022 tarihinde Finlandiya ve İsveç temsilcilerinin resmi başvurularını kabul ettikten sonra NATO üyelerinin çabuk karar almakta kararlı olduklarını ifade etti. İsveç ve Finlandiya’nın gelişmişlik endekslerinde üst sıralarda yer alması ve ordularının bir süredir NATO ile geliştirdiği ilişkiler hesaba katıldığında üyeliğe uygun olduğu düşünülüyor.

BALTIK DENİZİ NATO GÖLÜ OLACAK

Bununla birlikte bu devletlerin üyelik başvurularının kabul edilmesi halinde NATO’nun güvenlik kalkanında baltık bölgesindeki açık kapatılmış olacak, bu bölgede NATO etki alanı genişleyecek hatta Baltık Denizi bir bakıma “NATO gölü” olacak. Ayrıca pakta halihazırda 19 bin 250 personeli olan Fin ordusu ile 14 bin 600 personeli olan İsveç ordusu da dahil edilmiş olacak.

İSVEÇ ÜS KURDURMAYACAK

Rusya ise bu girişimi kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algılıyor fakat Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik kararlarına yönelik tepkisi farklılık arz ediyor. Basın toplantısında Finlandiya’nın üyelik başvurusuna yönelik bir soruyu yanıtlayan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova “Bütün parametreler temel alınarak bu karar her şeyden önce ordu tarafında alınacak” diyerek askeri bir karşılığının olabileceğini ima ederken, Dışişleri Bakanlığı İsveç’in başvurusuna yönelik tepkilerinin bu ülkeye yabancı askeri üsler ve silahların konuşlandırılmaması şartına bağlı olacağını açıkladı.

ERDOĞAN NE İSTİYOR?

Erdoğan, 19 Mayıs tarihinde gençlerle buluşmasında kendisine yöneltilen soruya verdiği cevapla veto kararının sebebini, söz konusu devletlerle yaşanan diplomatik sorunlarla ilişkilendirdi. Cevabında bu iki devletin “terör yuvası” olduğunu, Türkiye’nin mücadele ettiği “terör örgütlerine maddi ve silah desteği sağladığını” ifade etti. Ayrıca bu devletlerin Kıbrıs sorunu ile ilgili Türkiye’nin tezini desteklemediklerini belirtti. Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye’ye göndereceği heyetleri kesin bir dille kabul etmeyeceğini belirtirken Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin bu devletlerin üyeliğine kapıyı kapatmadığı ifade etti. Hem Erdoğan’ın hem de Kalın’ın beyanları, NATO ve söz konusu devletlerle yürütülmek istenen bir pazarlık girişimi olarak görülüyor. Peki Erdoğan’ın istekleri neler?

Bloomberg’de yer alan bir haberde bir Türk yetkililerin beyanlarına dayandırılarak talepler şu şekilde listelendi:

-Ankara, NATO üyeliği için herhangi bir yeni adayın, hem Türkiye içinde hem de Suriye ve Irak’ta sınırlarının ötesindeki terör endişelerini kabul etmesini istedi.
-Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına izin verilmeden önce yalnızca terör örgütü PKK’yı değil, ona bağlı kuruluşları (YPG) ve yapılanmaları da kamuoyu önünde kınamasını ve terör örgütü olarak tanınmasını talep etti.
-Türkiye’nin YPG’yi sınırdan geri itmek için, 2019’da Suriye’ye girmesinin ardından İsveç ve Finlandiya’nın diğer bazı Avrupa Birliği üyeleriyle birlikte Türkiye’ye uyguladıkları silah ihracatı kısıtlamalarına son verilmesi istendi.
-Türkiye, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemleri satın aldıktan sonra çıkarıldığı F-35 programına yeniden dahil olmayı talep etti.
-Yeni F-16 savaş uçaklarının ve modernizasyon kitlerinin verilmesi istendi.
-S-400’ler sebebiyle Türkiye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılması talep edildi.

MESELE HALKBANK DAVASI MI?

Ayrıca basına yansıyan bilgilere göre Türkiye’nin aralarında Gülen Hareketi mensuplarının da olduğu 33 kişiyi terör örgütü üyesi olmak iddiasıyla söz konusu devletlerden istediği ortaya çıktı. Gazeteci Adem Yavuz Arslan ise sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda ABD’ye giden bir heyetin yakın zamanda başlaması beklenen Halkbank davasını engellemek üzere çalıştığını ifade ederken bu davanın da esas olarak Erdoğan’ın pazarlık masasında olduğunu belirtti.

İÇ POLİTİKAYA MALZEME YAPTI

Erdoğan’ın çıkışı Türkiye’de muhalefetin de tepkisini çekiyor. CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Bir dış politika konusunu oy devşirmek için iç politikaya malzeme etmeye başladı” dedi. Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise Erdoğan’ın çıkışındaki tutarsızlığa değindi. Babacan “Madem İsveç ile Finlandiya’ya böyle davranıyorsunuz; PKK’yı terör örgütü kabul etmeyen, başkentinde PKK’nın bürosu olan bir ülke var: Rusya. Rusya’ya neden meydan okumuyorsunuz?” dedi.

TÜRKİYE İLE İYİ OLACAĞIZ

19 Mayıs tarihinde İsveç başbakanı Magdalena Andersson ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto’yu Beyaz Saray’da ağırlayan ABD Başkanı Joe Biden’a “Türkiye’yi tekliflerini kabul etmeye ikna edebilir misiniz?” diye sorulduğunda ise “Türkiye’ye gitmiyorum ama sanırım iyi olacağız” dedi. Niinisto ise “NATO müttefiki olarak Türkiye’nin güvenlik endişelerinin giderilmesi konusunda mutabıkız. Terörü ciddiye alıyoruz ve her türünü kınıyoruz” dedi.

New York Times gazetesinde yayınlanan bir haberde NATO’nun başvuruları hızlandırılmış olarak işleme sokmasıyla ilgili ilk girişimi Türkiye’nin bloke ettiği ifade edildi. Planlanan takvime göre, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerine yönelik teknik sürecin Haziran sonunda yapılacak NATO Liderler Zirvesi’ne kadar tamamlanması ve devamında liderler tarafından üyeliklerinin onaylanması bekleniyor. Ardından İsveç ve Finlandiya’nın katılımının üye ülkelerin parlamentolarında tek tek onaylanması da gerekecek. Türkiye bu sürecin her aşamasında veto hakkını kullanarak söz konusu devletlerin üyeliğine engel olabilir. Bunu biraz da Erdoğan’ın yürüttüğü pazarlık politikası belirleyecek.

Erdoğan’ın ördüğü korku duvarlarını yıkıyor

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar