Connect with us

Analiz

İnançlı insanların merak ettiği soru: Din eğitimi nasıl olmalı?

Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’nın ailesinin dini baskısına maruz kaldığını söyleyerek intihar etmesi dini eğitim tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Bold Medya, çocuklara dini eğitimin hangi yaşta, nasıl verilmesi gerektiğini uzmanlara sordu. İlahiyatçı Hakan Zafer, “Teşvikten vazgeçilmemesi gerekir. Bu ebeveynin hakkıdır. Fakat bu teşvik veya ısrar baskıya varmamalıdır” dedi.

BOLD ANALİZ –  Son videosunda “Açıkçası son 3 üç yıldır Müslüman değilim ama ailem tam tersine aşırı derecede dindar ve baskıcı” diyen Enes Kara’nın sözleri inançlı kesimi derinden etkiledi. Enes’in sözlerini seküler kesimler konuyu tarikat-cemaat yurtlarını kapatmaya getirirken dindarlar ise gençler arasında hızla yayılan ateizm ve deizm gerçeğiyle yüzleşti.

Enes Kara’nın intiharı ile ilgili Tr7/24’de bir yazı kaleme alan İlahiyatçı yazar Ahmet Kurucan, konunun diğer bir boyutuna dikkati çekiyor ve gençlerin ‘hür irade ile din seçimi’ konusuna değiniyordu.

“EBEVEYN ÇOCUK İLİŞKİSİ MÜLKİYET İLİŞKİSİ DEĞİLDİR”

Anadolu’da ebeveynlerin yetişkin de olsa çocuklarının dini tercihlerine karışma konusunda kendini yetkili gördüğünü ve bunun yanlış bir düşünce olduğunu belirten Kurucan,

“Ebeveyn-çocuk ilişkisi mülkiyet ilişkisi değildir. Hiçbir anne-baba reşit ve reşide olmuş çocukları üzerinde dini tercihlerini belirleme bağlamında baskı yapma hakkına sahip değildir. Bunu ilk başta inanması için zorlanılan İslam dini kabul etmez. Dinin kabul etmediği bu baskı aynı zamanda ahlaki de değildir, hukuki de değildir. Ama’sız ve fakat’sız olarak diyorum ki anne babanın çocuklarının dini tercihlerine karışma, bu tercihte onun özgür iradesini baskı altına alacak bir davranış içine girme ve benim inandığım dine inanacaksın deme hakkı yoktur.” ifadelerini kullandı.

“BASKILAR SAMİMİ BİR DİNDAR DEĞİL İKİ YÜZLÜ BİR MÜNAFIK ORTAYA ÇIKARIR”

Çocuğun yetişkinlik çağına vurgu yapan Kurucan, “Çocuk artık yetişkin diyebileceğimiz bir yaşa ulaştığında doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırabilecek ve kendi hayatına dair kararları kendi verebilecek bir seviyeye ulaştığında anne babanın yapacağı tek şey onun kararlarına saygı duymak, bilgi ve tecrübesi ile gördüğü muhtemel yanlışlıklar varsa uyarmaktan ibarettir.” diye yazdı.

Kurucan, yetişkinlik çağında baskının ters tepeceğini ifade ederek yazısına şöyle devam etti:

“Merhum Enes’te olduğu gibi ister anne-baba ve aile sevgisi saikiyle ister ekonomik gerekçelerle aileye bağımlı olmasından hareketle Müslüman olmadığı halde Müslüman gözüken, gözükmek zorunda hisseden çocuğunuz Müslüman mı olmuş olacak? Bunun dindeki adının nifak olduğunu bilmeyen mi var Allah aşkına? Demek ki o baskılar samimi bir dindar değil iki yüzlü bir münafık ortaya çıkartmaktan başka bir işe yaramıyor ve yaramaz da. Hangi dönemde hangi toplulukta ve hangi dinde olursa olsun böylesi bir zorlamanın doğuracağı sonuç aynıdır. Çünkü dini inanç ancak ve ancak candan, içten, gönülden, seve seve kişinin özgür iradesi ile kabulü üzerine kuruludur.”

BASKI DEĞİL TEŞVİK

‘Din Psikolojisi’ uzmanı Hakan Zafer de baskının kesinlikle yapılamayacağını ancak ‘psikolojik gelişim dönemleri’ olan 18 yaşına kadarki çocuklukta dini eğitimin teşvikle yapılabileceğini vurguluyor.

İlahiyatçı Zafer, “Baskı kesinlikle yapılmaz. Ama bu şu demek değildir. Kayıtsız kalınmalıdır, umuruna alınmamalıdır, ilgilenilmemelidir veya teşvik edilmemelidir değildir. Çünkü dinin kendi içerisinde emir, çocukların hem dünyasını hem de ahiretini düşünmesi adına Tahrim Suresi’nin bir ayeti var bununla alakalı. Fakat aynı zamanda Bakara Suresi’nde dinde zorlamanın olmadığını da söylediğini görüyoruz. Burada dolayısıyla böyle bir şiddete, baskıya, bütün hakları iradesi elinden alınmış bir şekilde ortada bırakmaya izin yok. Fakat bir anne-baba pekala teşvik edebilir.” diyor.

“DİNDE ZITLAŞILMAZ, İNATLAŞILMAZ”

Çocuğun 18-20 yaşını doldurduktan ve psikolojik gelişimini tamamladıktan sonra teşviğin de çok işe yaramayabileceğini ifade eden Zafer, şunları söylüyor: “Teşvikten vazgeçilmemesi gerekir. Bu ebeveynin hakkıdır. Çocuğuna karşı aynı zaman da sorumluluğudur. Fakat bu teşvik veya ısrar ya da işte örnek olma ya da öğretme dini bilginin nakli konusunda yapacağı hiçbir şey baskıya varmamalıdır. Baskı olduğunda ne olur. Bir kere amaçladığınız şeyin tam tersi olur. Yani dinde zıtlaşılmaz, inatlaşılmaz. İşte baskı ile bir yere varılmaz. Kabul etmez. Kabul ediyormuş gibi gözükür. Dinin en sevmediği şeylerden bir tanesidir olmadığı halde olmuş gibi gözükmek. Dolayısıyla ikiyüzlülüğe nifaka da sevketmiş oluruz çocuklarımızı. Bu da doğru birşey değil.” diye konuştu.

PSİKOLOG ABACI: ANNE-BABAYA ÖFKE, ONLARIN İNANCINA YÖNELİYOR

Almanya’da Köln Üniversitesi’nde Türkiye’den Almanya’ya göç eden ailelerin çocuklarındaki psikolojik sorunlar ve intihar vakaları üzerine çalışmalar yapan Prof. Dr. Ramazan Abacı ise, Enes Kara’nın intiharını psikoloji açısından değerlendiriyor. 20 yaşın altındaki intiharlarda ana sebep büyük oranda ‘kişilikle ilgili sorunlar’ olduğunu söyleyen Abacı, “İntiharın büyük bir oranda o yaş grubu için söylüyorum yani 30 yaş altı, 20’li yaş büyük bir çoğunluğu kişilikle ilgilidir… Daha önce öğrendikleriyle yani ailesinden babasından, muhafazakar bir aile belli ki hani kaldığı yer itibariyle söylüyorum öğrendikleriyle yeni öğrendiklerinin çelişkilerini görmüş olabilir. Yeni öğrendikleri daha önce öğrendiklerine baskın gelmiş olabilir. Yani bilişsel bir yanı olabilir.” diyor.

13-18 yaş arasını gençler için kritik bir evre olarak tanımlayan Abacı, bu dönemde çocuklarda ‘anne-babaya tepki’ şeklinde gelişen psikolojik duruma ve çocuklara gösterilen ilgi eksikliğine dikkati çekiyor: “Bu sefer babasına bir tepkisi varsa inancına da tepkisini ortaya koyuyor… Sonuçta çocuk o çelişkiyi yaşıyor. Bir de öfke varsa, o psikolojik ihtiyaçlar giderilmemişse o öfke anne babaya olan öfke, ailenin inancına doğru kolaylıkla geçebiliyor.”

ANNE-BABA İLGİSİZLİĞİ

“Anadolu kültüründe büyüyen çocuklar anne-baba yoksunluğuyla büyüyor. Özellikle erkek çocuğu baba yoksunluğunu hisseder, hissedebilir. Bu ihtiyaç giderilmezse hayat hep çelişkili tozlu dumanlı geçirecektir.” diyen Prof. Dr. Abacı, “Anne-baba psikolojik anlamda yanlarında olmamışlar. Karnelerindeki kırık notlarla ilgilenen anne-babalarımız maalesef kalplerimizin kırıklığıyla ilgilenmemişler.” ifadelerini kullanıyor.

POLİTİK AMAÇLAR İÇİN KULLANILIYOR, BU YANLIŞ

Psikolog Vedat Bilgiç ise Enes’in intiharı konusunda sadece tarikat yurdunda kalması ve baskıya odaklanılmasını yanlış buluyor. İntiharda çok sayıda sebebin etkili olduğunu ve tek bir noktaya odaklanılmasının doğru ve bilimsel olmadığını vurgulayan Bilgiç, “Ülkemizde bir politik cinnet durumu söz konusu ve her şey politik açıdan bakılıyor. Böyle bir üzücü durum bile bir kesimin görmemesine yol açıyor ya da bir kesimde intihar etmiş bir çocuğu alıp kendi politik amaçları için kullanmaya çalışıyor. Bu hoş birşey değil. Yani böyle tartışılmamalı bu konular.” değerlendirmesi yapıyor.

Bahadır’ın babasının kelepçelerini çözseydiniz devlet yıkılır mıydı?

Analiz

Böyle giderse herkes “Dombra” dinleyecek

İktidar yanlısı stk ve bazı siyasi partilerin hedef gösterdiği sanatçıların konserleri bir bir iptal ediliyor. AKP’li belediyelerin peş peşe iptallerinin ardından konu Meclis’e taşınırken, hedefin sanatçılar değil yaşam tarzı olduğu konusunda uyarılar geliyor.

BOLD – Sırasıyla Kürt sanatçı Aynur Doğan, Metin-Kemal Kahraman, Niyazi Koyuncu ve Apolas Lermi konserleri “değerleri paylaşmadığı” veya “sakıncalı” görülmesi bahaneleri ile AKP belediyeler tarafından iptal edildi.

HDP Milletvekili Oya Ersoy sanatçıların konserlerinin iptal edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Ersoy, cevaplaması istemiyle Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a “Belediyelerinin konserleri iptal etmeleri konusunda talimatınız oldu mu?” diye sordu

Bugün de bazı parti ve stk’ların hedef göstermesi üzerine Uluslararası Isparta Gül Festivali kapsamında sahne alacak olan şarkıcı Melek Mosso’nun 3 Haziran’daki konseri iptal edildi.

AHLAKSIZLIĞI ÖZENDİRİYOR

İptal öncesi Yeniden Refah Partisi İl Başkanı Mehmet Kaya, konsere tepki göstererek, “Asım’ın neslini böyle mi yetiştireceksiniz?” ifadelerini kullandı.

Milli Gençlik Vakfı ve Anadolu Gençlik Derneği tarafından ortak yapılan yazılı açıklamada ise Mosso “Ahlaksızlığı özendiriyor” denilerek konserin iptal edilmesi çağrısı yapıldı. Açıklamada “Bu ve benzeri şarkıcıların Isparta’mız da yeri yoktur” denildi.

HEDEF YAŞAM TARZLARI

Sadece muhalif sanatçıların konserlerinin iptal edilmesi tepkileri de beraberinde getirdi.

Bazı milletvekilleri hedefin birkaç sanatçıdan ziyade “yaşam tarzı” olduğunu düşünüyor.

Birlikte mücadele çağrısı yapan TİP Milletvekili Barış Atay, “Sanatın herhangi bir disipliniyle uğraşan herkese sesleniyoruz. Bugün bu yasaklara hep beraber ses çıkarmazsak, hiçbirimiz bundan kaçamayacağız! Bu saldırıları bir kaç kişiye özel sanmayın. İktidarın ve yardakçılarının bu saldırıları; sanatadır, yaşam biçiminedir.

SANATÇI BULAMAYACAĞIZ

Sanatçı Ozan Çoban da “Onun konserini istemiyoruz bunun konseri olmasın diyenlere teslim olursak yarın konser verebilecek tek sanatçı bulamayacağız” diyerek uyardı.

Adalet can çekişiyor: Hukuk mizah malzemesi olmaktan öteye gidemiyor

Okumaya Devam Et

Analiz

Adalet can çekişiyor: Hukuk mizah malzemesi olmaktan öteye gidemiyor

Türkiye’nin geleceği üniversiteli gençler “beraber iftar yapmak” ve “aynı evde oturmak” suçlarıyla cezaevinde çürütülürken, mahkemede 100 kilo kokain kendisine yanlışlıkla geldiğini söyleyen baronlar serbest bırakılıyor. Adaletin can çekiştiği ülkede vatandaş kadar Adalet Bakanının da kafası karışık. AKP adaleti yine mizah dergisi Leman’ın kapağına konu oldu.

BOLD – Türkiye ekonomik krizle boğuşurken AKP iktidarı, kitleler halinde öğrencileri tutukluyor. Üniversite okumak için bir araya gelip ev tutan öğrencilerin tek suçu, aynı evde kalmak.

Dua eden, iftara katılan, Kuran ve hadis kitabı okuyan, komşusunun çocuğunun bisikletini tamir edeni örgüt üyeliğinden yargılayana AKP yargısı, “111 kilo kokaini bana yanlışlıkla yollamışlar” diyen yandaş holding patronunu ise serbest bırakıyor.

VATANDAŞIN KAFASI KARIŞIK

DHA’nın haberine göre, Bursa’da, 37 yaşındaki H.Ç. adlı kişi aldığı uyuşturucu madde, limon tuzu çıkınca dolandırıldığı gerekçesiyle, torbacıyı savcılığa şikayet etti.

Şikayet dilekçesinde 1,5 yıldır uyuşturucu kullandığını itiraf eden H.Ç., son 3 aydır ise kullanmadığını iddia etti.

Anlaştığı torbacı Ç.K.Y.’den metamfetamin aldığını, karşılığında da 200 TL’yi elden verdiğini belirten H.Ç., maddeyi kullandığında ise limon tuzu olduğunu anladığını söyleyip şikayetçi oldu.

ADALET BAKANI DA TARİF EDEMEDİ

Yargıtay 12 Mayıs’ta, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na 2012-2017 arasındaki bazı Twitter paylaşımları nedeniyle beş ayrı suçtan verilen dokuz yıl sekiz ay 20 gün hapis cezasının dört yıl 11 ay 20 günlük bölümünü onadı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kararı tanımıyoruz” çıkışını eleştiren Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Diyor ki, ‘Tweet attı, hayatı karardı.’ Tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir Allah’ın kulu var mı, bilmiyorum… Yok. O zaman sormak lazım ‘Yahu bu tweet attı da, tweet’in içinde ne yazıyor?’ Soruşturma onun üzerine açılıyor” şeklinde savunmuştu.

MİZAH MALZEMESİ

Bozdağ’ın, “Türkiye’de tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir kişi yok. Tweet’in içinde yazandan dolayı soruşturma açılıyor” ifadeleri, karikatür dergisi LeMan’a konu oldu.

Derginin kapağında, mahkeme önüne çıkarılan bir sanığa hakimin “Yaz kızım. Sanığın tweet atmaktan beraatine. Tweet’in içine yazdıklarından 2 yıl 4 ay hapsine” demesi yer aldı.

Erdoğan yargısı suç olmayan eylemleri cezalandırıyor: Hedefte neden öğrenciler var?

Okumaya Devam Et

Analiz

NATO vetosunun ardındaki iddia: Mesele terör mü Halkbank davası mı?

Tayyip Erdoğan’ın Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliğine karşı tavrının Rusya tehdidine yönelik seri önlemler almayı hedefleyen NATO içerisinde şimdilik bir çatlak meydana getirdiği görülüyor. Erdoğan’ın bu beklenmeyen çıkışı sonrası gözler haziran sonunda toplanacak NATO Liderler Zirvesi’ne çevrildi. Türkiye halihazırda söz konusu devletlerin başvurusunu veto edeceğini açıklayan tek üye ülke konumunda. Bunun Türkiye adına bir pazarlık kozuna döndüğüne dair genel kanı güçleniyor. Erdoğan istediklerini alabilecek mi? Bunu zaman gösterecek.

BOLD –  NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 18 Mayıs 2022 tarihinde Finlandiya ve İsveç temsilcilerinin resmi başvurularını kabul ettikten sonra NATO üyelerinin çabuk karar almakta kararlı olduklarını ifade etti. İsveç ve Finlandiya’nın gelişmişlik endekslerinde üst sıralarda yer alması ve ordularının bir süredir NATO ile geliştirdiği ilişkiler hesaba katıldığında üyeliğe uygun olduğu düşünülüyor.

BALTIK DENİZİ NATO GÖLÜ OLACAK

Bununla birlikte bu devletlerin üyelik başvurularının kabul edilmesi halinde NATO’nun güvenlik kalkanında baltık bölgesindeki açık kapatılmış olacak, bu bölgede NATO etki alanı genişleyecek hatta Baltık Denizi bir bakıma “NATO gölü” olacak. Ayrıca pakta halihazırda 19 bin 250 personeli olan Fin ordusu ile 14 bin 600 personeli olan İsveç ordusu da dahil edilmiş olacak.

İSVEÇ ÜS KURDURMAYACAK

Rusya ise bu girişimi kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algılıyor fakat Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik kararlarına yönelik tepkisi farklılık arz ediyor. Basın toplantısında Finlandiya’nın üyelik başvurusuna yönelik bir soruyu yanıtlayan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova “Bütün parametreler temel alınarak bu karar her şeyden önce ordu tarafında alınacak” diyerek askeri bir karşılığının olabileceğini ima ederken, Dışişleri Bakanlığı İsveç’in başvurusuna yönelik tepkilerinin bu ülkeye yabancı askeri üsler ve silahların konuşlandırılmaması şartına bağlı olacağını açıkladı.

ERDOĞAN NE İSTİYOR?

Erdoğan, 19 Mayıs tarihinde gençlerle buluşmasında kendisine yöneltilen soruya verdiği cevapla veto kararının sebebini, söz konusu devletlerle yaşanan diplomatik sorunlarla ilişkilendirdi. Cevabında bu iki devletin “terör yuvası” olduğunu, Türkiye’nin mücadele ettiği “terör örgütlerine maddi ve silah desteği sağladığını” ifade etti. Ayrıca bu devletlerin Kıbrıs sorunu ile ilgili Türkiye’nin tezini desteklemediklerini belirtti. Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye’ye göndereceği heyetleri kesin bir dille kabul etmeyeceğini belirtirken Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin bu devletlerin üyeliğine kapıyı kapatmadığı ifade etti. Hem Erdoğan’ın hem de Kalın’ın beyanları, NATO ve söz konusu devletlerle yürütülmek istenen bir pazarlık girişimi olarak görülüyor. Peki Erdoğan’ın istekleri neler?

Bloomberg’de yer alan bir haberde bir Türk yetkililerin beyanlarına dayandırılarak talepler şu şekilde listelendi:

-Ankara, NATO üyeliği için herhangi bir yeni adayın, hem Türkiye içinde hem de Suriye ve Irak’ta sınırlarının ötesindeki terör endişelerini kabul etmesini istedi.
-Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına izin verilmeden önce yalnızca terör örgütü PKK’yı değil, ona bağlı kuruluşları (YPG) ve yapılanmaları da kamuoyu önünde kınamasını ve terör örgütü olarak tanınmasını talep etti.
-Türkiye’nin YPG’yi sınırdan geri itmek için, 2019’da Suriye’ye girmesinin ardından İsveç ve Finlandiya’nın diğer bazı Avrupa Birliği üyeleriyle birlikte Türkiye’ye uyguladıkları silah ihracatı kısıtlamalarına son verilmesi istendi.
-Türkiye, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemleri satın aldıktan sonra çıkarıldığı F-35 programına yeniden dahil olmayı talep etti.
-Yeni F-16 savaş uçaklarının ve modernizasyon kitlerinin verilmesi istendi.
-S-400’ler sebebiyle Türkiye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılması talep edildi.

MESELE HALKBANK DAVASI MI?

Ayrıca basına yansıyan bilgilere göre Türkiye’nin aralarında Gülen Hareketi mensuplarının da olduğu 33 kişiyi terör örgütü üyesi olmak iddiasıyla söz konusu devletlerden istediği ortaya çıktı. Gazeteci Adem Yavuz Arslan ise sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda ABD’ye giden bir heyetin yakın zamanda başlaması beklenen Halkbank davasını engellemek üzere çalıştığını ifade ederken bu davanın da esas olarak Erdoğan’ın pazarlık masasında olduğunu belirtti.

İÇ POLİTİKAYA MALZEME YAPTI

Erdoğan’ın çıkışı Türkiye’de muhalefetin de tepkisini çekiyor. CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Bir dış politika konusunu oy devşirmek için iç politikaya malzeme etmeye başladı” dedi. Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise Erdoğan’ın çıkışındaki tutarsızlığa değindi. Babacan “Madem İsveç ile Finlandiya’ya böyle davranıyorsunuz; PKK’yı terör örgütü kabul etmeyen, başkentinde PKK’nın bürosu olan bir ülke var: Rusya. Rusya’ya neden meydan okumuyorsunuz?” dedi.

TÜRKİYE İLE İYİ OLACAĞIZ

19 Mayıs tarihinde İsveç başbakanı Magdalena Andersson ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto’yu Beyaz Saray’da ağırlayan ABD Başkanı Joe Biden’a “Türkiye’yi tekliflerini kabul etmeye ikna edebilir misiniz?” diye sorulduğunda ise “Türkiye’ye gitmiyorum ama sanırım iyi olacağız” dedi. Niinisto ise “NATO müttefiki olarak Türkiye’nin güvenlik endişelerinin giderilmesi konusunda mutabıkız. Terörü ciddiye alıyoruz ve her türünü kınıyoruz” dedi.

New York Times gazetesinde yayınlanan bir haberde NATO’nun başvuruları hızlandırılmış olarak işleme sokmasıyla ilgili ilk girişimi Türkiye’nin bloke ettiği ifade edildi. Planlanan takvime göre, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerine yönelik teknik sürecin Haziran sonunda yapılacak NATO Liderler Zirvesi’ne kadar tamamlanması ve devamında liderler tarafından üyeliklerinin onaylanması bekleniyor. Ardından İsveç ve Finlandiya’nın katılımının üye ülkelerin parlamentolarında tek tek onaylanması da gerekecek. Türkiye bu sürecin her aşamasında veto hakkını kullanarak söz konusu devletlerin üyeliğine engel olabilir. Bunu biraz da Erdoğan’ın yürüttüğü pazarlık politikası belirleyecek.

Erdoğan’ın ördüğü korku duvarlarını yıkıyor

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar