Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

MİT’in işkence merkezi ve kaçırılmalar dosyası

Mit'in İşkence Merkezi

Siyah Transporter vakaları, MİT’in işkence üssü, yurt dışından kaçırılanlar… 8 ülkede 9 medya kuruluşundan 13 gazetecinin birlikte hazırladığı çok çarpıcı dosya.

Türkçeye “Türkiye – Karanlık Mekânlar” diye de çevrilebilecek ‘Black Sites Turkey’ dosyasının içeriğine göre Türk istihbarat teşkilatı imkânları ve kendisine bağlı farklı oluşumları kullanarak Gülen Hareketi’nde yer alan, yurtdışında veya yurtiçinde yaşayan kişileri zorla kaçırıyor, uzun süre gizli yerlerde tutup çeşitli işkenceler uyguluyor.

Toplam 8 ülkede 9 medya organından 13 gazetecinin çapraz kaynak sorgulamaları ile hazırladığı haber dosyasında bir dönem Gülen Hareketi ile bağlantılı olduğu bilinen şirketlerde, kurumlarda ve organizasyonlarda yer almış kişilerin gerçek isimleri veya rumuzlarıyla başlarından geçenler aktarılıyor.

DÜNYANIN EN SAYGIN MEDYA KURULUŞLARI

Alman ZDF, İspanyol El País, Fransız Le Monde, İsrail Haaretz, İtalyan İl Fatto Quatidiano, Avusturya’dan Addendum, Danimarka’dan Monday Morning ve İsveç’ten TT Haber Ajansı gibi medya kuruluşları ile ortaklaşa çalışan Almanya merkezli Correctiv.org’un dosyasında çarpıcı iddiaların arka planına dair bilgiler de paylaşılıyor.

Dosyadaki iddialara göre kaçırılma olayları Kosova, Gabon, Sudan, Moldova, Azerbaycan, Ukrayna, Malezya, İsviçre, Moğolistan ve daha pek çok ülkede benzer şekillerde yaşanıyor.

MİT’İN KAÇIRMA VE İŞKENCELERİ DOSYASININ GENİŞ METNİ

Türkiye’nin karanlık yüzü

Erdoğan rejimi dünyanın her tarafında Gülen Hareketi mensuplarını kaçırıyor ve kaçırılanlara çok ağır suçlamalarda bulunuyor. İnsan kaçırma programının bir yönünü de işkence yapılan gizli cezaevleri oluşturuyor. Bu araştırma Correctiv yönetiminde dokuz uluslararası medya kuruluşunun ortak çalışmasıdır.

Kosova

Tarih 29 Mart 2018, sabah saat 8’e geliyor. Priştine şehrinin bir kenar sokağında yaşanan sahne, ilk bakışta rutin bir trafik kontrolü gibi görünüyor. İki araba yolun kenarına, beyaz çiçekli çalılıkların ve sıra halinde ekilmiş ağaç fidelerinin yanına arka arkaya park etmiş. İki polis öndeki gümüş arabadan iniyorlar.

Sonra arkadaki arabanın kapısı açılıyor. Polislerden biri arabanın arka koltuğundan bir erkek çocuğunu boğazından tutarak dışarı çıkarıp yere yatırıyor. Arabanın arkasından bir kadın dışarı atlıyor, çocuğu kurtarmaya çalışıyor. Çalılıkların arasında kayboluyorlar. Diğer polis arabadan sürücüyü çıkarıyor ve ellerini kelepçeliyor. Polisler onu zorla öndeki arabaya bindirip gidiyorlar.

Kadın sokağa çıkıp umutsuzca bir araba durdurmaya çalışıyor. “Biz öğretmeniz, bu Erdoğan’ın işi!” diye panikle bağırıyor.

Dakikalar önce Priştine’nin Uluslararası Havalimanına inen TC-KLE ismiyle tescilli Bombardier Challenger tipi bir özel jet saat 10’da tekrar havalanıyor. Uçakta arabadan çekiştirilerek indirilen adam ile kaçırılan 5 kişi daha var. Beşi de Priştine’deki Mehmet Akif Koleji’nde öğretmen. Uçağın resmi güzergâhı: Ankara’da bir askeri havalimanı.

Neyse ki bir bahçenin güvenlik kamerası kaçırılma anını kaydetmiş. Kosova başkenti Priştina’da yaşanan kaçırılma olayının videosu türünün tek örneği değil. Kosova, Gabon, Sudan, Moldova Cumhuriyeti, Azerbaycan, Ukrayna, Malezya: Türk vatandaşlarının kaçırılıp Türkiye’ye götürüldüğü ülkelerin listesi uzun.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gülen Hareketi mensuplarının yurtdışından Türkiye’ye getirilip yargıya teslim edileceklerini açıklamıştı. Aralarında ZDF Magazin Frontal 21’in de olduğu dokuz uluslararası medya kuruluşu, CORRECTIV’nin koordine ettiği bir araştırmada Türk istihbarat teşkilatı MİT’in geliştirdiği kaçırma programınının genişliğini ve nerelere uzandığını açığa çıkarıyor. Bunun yanında, baskıcı uygulamaların ikinci ve şimdiye kadar bilinmeyen bir kısmına işaretlerde bulunuyor: Türkiyedeki gizli işkence odaları. Türkiye hükümeti CORRECTIV’in sorularına cevap vermedi. Hükümet geçmişte işkence iddialarını reddetmişti.

“Extraordinary renditions” (sıradışı icraatlar) Amerika Birleşik Devletleri’nin teröre karşı mücadeledeki gizli programlarının adıydı. CIA terör zanlılarını dünyanın her yerinden kaçırıp çok uzak mekânlara götürüyor, orada işkence ediyordu. Küba’daki Guantanamo’nun yanında dünyanın birçok yerinde CIA’in gizli hapishaneleri/kampları vardı. Bunların arasında Polonya ve Tayland da sayılabilir. “Black Sites” (Kara/Karanlık Mekânlar) adı verilen bu kamplarda ne evrensel insan hakları ne de yerli yasalar geçerliydi.

Araştırmalarımız gösteriyor ki, Avrupa’nın eşiğinde ve Almanya’nın önemli bir partneri olan Türkiye’nin de benzer bir kaçırma programı var. Üç farkla: İstihbarat teşkilatı MİT sadece yurtdışındaki Türkleri kaçırmıyor. Araştırmalarımıza göre Türkiye’de de insanlar kaçırılıyor. Kaçırılanlar ülke vatandaşı ve istihbaratın onları yurt dışında ıssız bir yere uçurması gerekmiyor.

İki kişi CORRECTIV ve ZDF Magazin Frontal 21’e ilk defa ‘Black Sites’ı, yani Türkiye’nin ortasında olan gizli işkence odalarını anlatıyor. İkisi de Gülen Hareketi mensubu. İfadelerinin ayrıntıları doğrulanamadı ama tasvirleri inandırıcı görünüyor.

Ankara

Belki beş saniye sürmüş Tolga’nın sokaktan kaybolması. Kendisi öyle anlatıyor.

Tolga -gerçek adı bu değil- Kosova’da kaçırılanlar gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın 2016’da darbe girişiminde bulunmakla sorumlu tuttuğu Gülen Hareketi’ne mensup. 2017 yılında bir gün sokak ortasında kaçırıldığında, binlerce Gülen Hareketi mensubu gibi uzun süredir saklanıyordu. Birçok kez kaldığı yeri değiştirmişti.

Tolga, bir gün Ankara’da henüz kızını okula bırakmıştı ki karşısına bir adam çıkmış, kollarını sallayarak ona bir şey anlatmak istercesine seslenmişti. Tolga onu anlamaya çalışırken arkadan yakalandı. Dört kol onu bir araca doğru sürükledi.

Araçta diz darbeleri ve yumruklarla hırpalandı.

Sonra gözleri karardı.

Tolga’nın kafasına siyah bir çuval geçirilmiş. Tahmin etmediği şey: Sonraki hafta ve aylarda kısa aralar dışında bu çuvalı taşımış. Kendini savunamaz hale geldiğinde ise görünmez hasımları/düşmanları kollarını ve bacaklarını kablo bağları ile bağlamışlar.

Kafasından şöyle düşünceler geçmiş: Daha önce duyduğu bu tarz kaçırmalar şimdi onun mu başına geliyordu?

Yolculuk uzun sürmedi. Tolga ağır bir sürgülü kapının sesini duydu. Adımların yankılarına bakılırsa büyük bir hole getirilmişti. Soyunmak zorundaydı, pijama gibi bir şey verildi, bir hücreye götürüldü. Ona, bekçiler kapıya tıkladığında sırtını kapıya dönerek diz çöküp kafasını yere eğmesi gerektiğini söylediler.

Kısa bir süre sonra kapıya ilk kez vuruldu. Tolga söylendiği gibi davrandı. Birkaç adam onu hücreden çıkarıp başka bir odaya götürdüler. Ve sonra işkence başladı: Birçok adam değneklerle vurup ona elektrik verdiler. Bağırıp hakaret ettiler.

Tolga’nın eline bir şey tutuşturuldu. Bir tür seks oyuncağı. Adamlar Tolga’nın kıyafetlerini çıkarıp yere diz çökmesi için zorladılar. “Şimdi bununla ne yapmak istediğimizi biliyorsun,” dediler ve içlerinden biri Tolga’nın üzerine oturdu.

Hücrede Tolga’ya zorla Türkiye’yi öven sesli şarkılar dinletildi. Bir kamera ve hoparlör de olmalı: Tolga ne zaman kafasına geçirilen çuvalı hafifçe kaldırmak istese, hoparlörlerden bağırılıyordu. 10 gün sonra ilk kez yıkanmasına ve çuvalı çıkarmasına izin verildi. Ve Tolga kendi vücudunu gördü: Her tarafı siyah ve mor, bitkin.

Tolga’ya verilen suyun miktarı çok azdı. Sabahları da küçük bir peynirli sandviç ve bir dilim domates… Akşamları bir parça ekmekle bir kase pirinç çorbası. Günde 2-3 kez sorguya çekilirken işkence gördü.

Tolga gözünü kapatır kapatmaz kâbus görüyordu: Karşısında ağlayan çocuklarını… Dayağa karşı işkencecilerin tehditlerinden daha dayanıklıydı: “Bu yaptıklarımızı karına da yapacağız, anne babana da. Çocukların da izleyecekler.” Bazen de Tolga’nın kafasından çuvalı çekip duvarda asılı olan resimlerin dibine getiriyorlardı. Gülen Hareketi’nin diğer mensupları hakkında ‘dökülmesini’ istiyorlardı: Kimin para sorunu var, kimin maddi şeylere ilgisi ve merakı var…

Çoğunu biliyor gözüküyorlardı.

Erdoğan’ın kavgası

Eskiden dost olan bir düşmana karşı insan daha amansız davranıyor. Erdoğan rejiminin 2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra Gülencilere karşı bu sertliğini bu şekilde açıklamak mümkün olabilir. “Gülencilere karşı mücadelemizi onları tamamen yok edene kadar sürdüreceğiz” diye açıklıyor Erdoğan temmuzda bir AKP toplantısı esnasında, meclis binasında.
İslamcı hareketin siyasete askeri hâkimiyeti üzerinden yolu kapalı olunca, toplumu tabandan İslamlaştırma yolunu seçti. Hareket buna okul ve yardım kuruluşları inşa ederek odaklandı.

Fethullah Gülen ve onun İslam anlayışı etrafındaki hareket,n dünya çapında birkaç milyon insandan oluştuğu tahmin ediliyor. Neredeyse sayısı 2000’e varan okulları yaklaşık 160 ülkede işletiyorlar –örneğin Priştine’deki Mehmet Akif Koleji. Gülen Hareketi’ne atfedilen şirketlerin değeri iki haneli milyar değerinde…

1990’lı yıllarda Erdoğan’ın AKP’si bu hareketle stratejik bir ittifak kurmuştu.
Birlikte Türkiye’de on yıllar süren askeri vesayete ve siyasi bir sınıfa meydan okumuşlardı. AKP’nin seçim zaferlerinden sonra Gülenciler de yönetimde, yargıda, eğitim sisteminde, güvenlik kollarında, emniyette ve medyada yer aldılar.

AKP ve Gülenciler siyasi rakiplerine karşı birlikte hareket etti: Ordu, Kürtler, sekülerler. Fakat 2013’te bir kırılma yaşandı. Şu an Gülenciler Erdoğan’ın en büyük düşmanı. 11 Eylül 2001’deki saldırılardan sonra CIA’in başlattığı “extraordinary renditions” gibi bir kaçırma programı yaptı Türkiye. “Kaçıp kendilerini güvende zanneden Gülencileri tek tek ülkeye geri getirip yargıya teslim edeceğiz,” dedi Erdoğan mecliste.

Nisanda bir hükümet üyesi basın açıklamasında 80 Gülenciyi yurt dışından Türkiye’ye getirdiklerini söyledi. Kaçırılanlar hükümet yanlısı basında ganimet gibi sunuldu.

Dönemin ekonomi bakanı Nihat Zeybekçi darbeden kısa bir süre sonra Ağustos 2016’da net konuşmuştu: “Bunları öyle bir cezalandıracağız ki bırak idamı, gebersek de kurtulsak diye yalvaracak bunlar. Bunları yalvartacağız.”

İnandırıcı bir tanık?

Başarısız darbeden girişiminden bu yana, Gülen Hareketi’nin kendisini uluslararası sahnede kurban olarak sunmak için her türlü nedeni var.

Gizli işkence, hapishane hikâyeleri Hareket’in uyarlanmış bir PR çalışması mı?

Gülen’e yakın gazeteciler işkence odaları versiyonunu yayıyorlar. Örneğin Bold Medya bir videosunda kimliği belirsiz işkence kurbanlarından bahsediyor.

Bazı detaylar Tolga’nın anlattıklarıyla benzeşiyor.

Tolga’yla inandırıcılığını denetlemek için birçok kez buluştuk. Onu tehlikeye sokmamak için buluşma yerleri olarak yeraltı otoparkından girişi olan otelleri tercih ediyorduk.

Tolga’yla en son Avrupa’da küçük bir otel odasında buluştuk. Kimi meslektaşlar yatakta, kimi de yerde oturmuş, Tolga’ya sorular soruyorlardı. Tasvirleri ayrıntılı, önceki konuşmalarla da çelişkiler bulunmuyor.

Zaman zaman ayağa kalkıp tutulduğunu söylediği hücreyi tarif ediyor. Tekrar tekrar gözleri yaşarıyor.

CORRECTIV ve araştırma ortakları ikinci bir kurban daha buldu.

Ona Ali diyoruz.

Türkiye’nin bir başka şehrinde kaçırıldı ve o da üç aydan fazla Ankara’da bir işkence kampında tutuldu. Tolga’dan bağımsız bir şekilde, kendisini kaçıranları ve işkence yöntemlerini tasdik ediyor.

Ali’nin namaz kılması yasakmış, yorgunluktan düşene kadar çıplak bir şekilde ayakta durması gerekiyormuş: “Bana bir terörist olduğumu söylediler ve beni her türlü suç ile suçladılar…. Kafalarında bir senaryo yazmışlar ve bana bir rol biçmişler. Ben de baskı ve işkence altında bunu kabullenecektim.”

Ali ve Tolga’nın ailelerinin sosyal medya üzerinden kaçırmalarla ilgili yapmış oldukları çağrılar, Tolga ve Ali’nin anlattıklarının uydurma olma ihtimalini zayıflatıyor.

“Karın bizi rahatsız ediyor,” diye mırıldanıyor bir keresinde gardiyan Tolga’ya. Böylelikle öğrenmiş karısının kendisini aradığını. Karısı tekrar tekrar polise ve savcılığa gitmiş, uluslararası insan hakları derneklerine başvurmuş, sosyal medya üzerinden eşini arama konusunda yardım istemiş.

Human Rights Watch gibi uluslararası insan hakları dernekleri Türkiye’deki karakollarda ve hapishanelerde sistematik işkence ve kötü muameleleri belgelediler.

İsveç merkezli Stockholm Center for Freedom, Türkiye’de iz bırakmadan kaybolan Gülenci sayısını yaklaşık 20 olarak tespit etti. Türk insan hakları derneği IHD’nin Başkanı Öztürk Türkdoğan, 15 kaçırılma olayı üzerine çalıştıklarını söyledi. Türkdoğan bunların istihbari eylemler olduğunu kabul ediyor. Sokağın ortasında, çoğu zaman siyah camlı küçük bir pikap ile.

“Tutuklandıktan sonra serbest kalan birçok kurban yaşadıkları hakkında maalesef konuşmuyor” diyor Türkdoğan ve ekliyor: “Ancak kurbanların aileleri bize çok ağır işkenceye maruz kaldıklarını anlattılar. Aileler ayrıca işkenceye maruz kalan birçok kişinin buna dayanamayarak intihar ettiğini de söyledi.”

Türk hükümeti uluslararası kaçırma programı ve gizli işkence cezaevleri bulundurduğu ile ilgili suçlamalara ilkişkin sorularımıza cevap vermedi. Geçmişte hükümet Türkiye’de işkence olduğunu reddediyordu. Darbeden sonraki bir konuşmasında başkan Erdoğan: “Siz bizim işkence yaptığımızdan söz ediyorsunuz. Bizde işkenceye karşı sıfır tolerans var,” demişti.
Belirtildiği gibi yurtdışından Türklerin devlet zoruyla ülkelerine götürülmeleri yeni bir şey değil.

Alman federal hükümetine bu konuyla ilgili soru soranlar öncelikle olayların meydana geldiği yerel idarelere yönlendiriliyorlar.

Federal hükümet Sol Parti’nin soru önergesine verdiği cevapta şunu belirtti: Meydana gelen olaylar her ne kadar Türk tarafından tetiklense de çoğunluğunu yerel yönetimler gerçekleştiriyor. Türkler yabancı ülke topraklarında operasyon gerçekleştirmiyor.

Çok şüpheli bir olay için karmaşık bir tanımlama bu: Aslında federal hükümet “Türk istihbaratı devlet düşmanlarını siyah transporter’lara binmeye kimse zorlamıyor” demeye getiriyor.

Herhalde olay şöyle cereyan ediyor: MİT kaçıracağı kurbanları belirliyor. Sonra kaçırmak istediği Türklerin yaşadığı ülkenin emniyet birimlerini onları kaçırmaya ve kendilerine teslim etmeye ikna ediyor. Bunun hukuki iade prosedürleriyle hiçbir ilgisi yok. Federal hükümet bunun farkında olmalı. Federal meclise sunulan başka bir soru önergesinde verdiği cevapta şunları yazıyor: MİT Almanya’da çok aktif bir şekilde kaçan Gülencileri ikamet yerini tespit etmeye çalışıyor.

Federal Dışişleri Bakanlığı’nın Şubat 2017 tarihli bir iç yazışmasından anlaşıldığını göre federal hükümet gizli işkence yerlerinin olduğu bilgisine de sahip.

Bu iç yazışmada insan hakları aktivistlerinin kurbanların maruz kaldıkları yaralanma şekillerinden hareketle bunların normal bir polis istasyonunda olamayacağı bilgisine yer veriliyor.

Hükümetlerin iş birlikleri

Dünya çapında bir kaçırma programı mevcut ülkelerde ortak bulsa bile hukuki sayılmaz. “Şunu ifade edebilirim, tüm bulgular gösteriyor ki bu olay bağımsızlığımızı ilan ettikten sonra egemenliğimize yapılmış en büyük hukuk ihlalidir. Ve kendi resmi dairelerimiz tarafından işlenmiştir,” diyor Xhelal Sveçla. Kendisi Kosova’da bir muhalefet milletvekili ve öğretmenlerin kaçırılma operasyonlarını aydınlatmaya çalışıyor.

Türkiye Kosova’ya birçok yatırım yapıyor. Başkent Priştine’deki havalimanı Erdoğan’a yakın Türk bir iş insanına ait.

Mart ayında tutuklanan şahısların tümü arabadan çıkarılarak kaçırılmamış. Bazıları o sabah bir bahaneyle polis karakoluna çağırılarak orada tutsak edilmiş. Priştine Havalimanı’ndaki güvenlik kamerası kayıtları o altı kişinin polisler tarafından elleri ters kelepçeyle pistte bekleyen özel uçağa götürüldüklerini gösteriyor.

Bahçe yanındaki sokak hadisesinde arabadan atlayan kadının ismi Yasemin Karabina. Kendisi kaçırılan eşiyle aynı okulda öğretmen. Karabina o gün Türkiye’deki akrabalarıyla konuşuyor. Onların anlattıklarına göre, ilgili makamlar kendisini eşinin Türk hukukuna teslim edildiği konusunda bilgilendirmişler. Ve bir avukat belirleme konusunda düşüncelerini sormuşlar.

Kosova’daki aileler bunlara inanmak istememiş ve öğretmenleri aramayı sürdürmüşler. Öğrenciler havalimanında ellerindeki pankartlarla protesto eetmişler: “Öğretmenlerimizi bize geri verin!”

CORRECTIV ve Frontal 21 araştırmalarına göre TC-KLE kodlu uçak Türk istihbaratı MİT’in gizli uçak filosuna ait. Priştine havalimanındaki evrak işleri esnasında uçak personeli özel uçağın kime ait olduğu konusunda bir evrak bırakıyor: Birleşik İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi isimli bir Türk şirketi.

Şirket aynı zamanda uçağın işleticisi. Türk ticaret siciline göre Ankara Yenimahalle’de bir adrese ait görünüyor. MİT personelinin kaldığı lojmanlar da işte tam bu adreste. MİT’e ait kurumlar hemen yanı başında.

Yani şirket muhtemelen çok iyi kamufle edilmemiş, MİT’e ait bir karton şirket. Yaptığımız başvuruya bir cevap alamadık. TC-KLE kodlu uçak radar bilgilerine ve hobi olarak uçak fotoğrafı çeken Planespotter isimli bir grubun kayıtlarına göre son dönem iki kez Almanya’da da görüntülenmiş. 27 Eylül 2018’de Berlin Tegel havalimanında. O gün Erdoğan’ın Berlin ziyareti vardı. Ve 18 Şubat 2017’de. Yine o günlerde Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı gerçekleşti.

Karabina isimli öğretmen bugüne kadar aradan tam sekiz ay geçmesine rağmen bir haber alamamış. En azından İstanbul Silivri cezaevinde hücrede kaldığına dair bir bilgisi var. Eşiyle ilgili bugüne kadar bir iddianame hazırlanmamış. Ayda bir avukat ve yakınlarının katılmalarına müsaade edilmediği bir görüşmede tutukluluğu ile ilgili karar verilmiş. Avukat ve yakınlarına sadece sonuç açıklanmış: Tutukluluğa devam kararı.

İş birliği konusunda her ülke Kosova gibi değil. Moğolistan’da bir kaçırma operasyonu suya düştü. 27 Temmuz 2018’de MİT başkent Ulan Bator’daki Gülen Hareketi’ne bağlı okulun müdürünü kaçırma girişiminde bulundu. Kendisinin yakınları sosyal medya üzerinden olayı duyurdular. Moğolistan hükumeti uçağın kalkmasını son anda engelledi. Ve müdürün uçaktan inmesine izin verildi.

Yerel medya uçağın resmini çekti. Bombardier markalı Challenger isimli bir uçak. Kayıt numarası TT-4010. Ve görünen o ki bu uçak da Türk Havacılık Kayıtlarına göre MİT’in genel merkezi yakınındaki sözde inşaat ve turizm şirketi adına kayıtlı.

Moldova cumhuriyetindeki bir kaçırma olayında ise kaçıranlar komple bir tarifeli uçağı kiralamışlardı.

12 Mayıs 2017’de Malezya’daki yerel yetkililer İsmet Özçelik isimli bir fizik doçentini Türk Hava Yolları’na ait tarifeli bir uçakla Türkiye’ye geri dönmeye zorladılar. Kendisine iki Türk güvenlik yetkilisi ve Gülenci tutuklu iki kişi eşlik etti.

İsveç’te bir yer

Özçelik ailesi şu an babasız ve küçük, tipik İsveç tarzı döşenmiş bir evde oturuyor. Issız mekânın etrafında göller var. Oğlu Süheyl Özçelik de bir zamanlar Malezya’daki bir Gülen okulunda öğretmenlik yapmış. Şu an hasta bakıcısı. Çocuklar anaokuluna gidiyor. Küçük kız kardeşi ise okula.

Darbe sonrası Süheyl, anne ve babasını Türkiye’den Kuala Lumpur’a getirmiş. Fakat birkaç ay sonra orada da aranmaya başlanmışlar.

Malezya yabancı dairesinden beş memur ve dört sivil polis Aralık 2016’da Süheyl’in evinin kapısına dayanmış. Ellerinde ne bir tutuklama ne de bir arama emri var. Ellerindeki tek belge Türk elçiliğine ait. Türkiye Cumhuriyeti babasının pasaportunu iptal etmiş. Bundan dolayı İsmet Özçelik’i götürmek istiyorlar. Süheyl her şeyi cep telefonuyla kaydediyor. Bir arbede yaşanıyor ve babası dövülüyor.

Üniformalı beş polis daha geliyor. Baba, oğul ve üç arkadaş daha tutuklanıyor. İki hafta boyunca 200 kişilik bir hücrede kalıyorlar. Mayısta sivil polisler tekrar evin kapısını kırıp babasını arıyorlar.

Süheyl Özçelik’in ertesi günkü babasını güvenli bir yere götürme çabası sonuçsuz kalıyor.

Şehir sınırında bir anda beş araç tarafından etrafı sarılıyor. 25 belki 30 adam, bazıları dövmeli ve uzun saçlı, arabalardan iniyorlar. Babasını götürüyor, oğlunu 6 saat bir benzincide tutuyorlar.

Erdoğan’ın Malezya hükumeti ile ilişkileri çok iyi. Birçok Gülenci burada tutuklandı. Bir diğer kaçırılma olayı bir yer altı otoparkının güvenlik kamerası tarafından kaydedildi.

Özçelik ailesi her şeyini kaybetmiş durumda. Memleketi Konya’daki evlerini de. En azından İsveç’te kendilerini güvende hissediyorlar. “İsveç Kosova gibi bir ülke değil. Kalkınmakta olan bir ülkenin liderinin kafasına göre insan kaçırabildiği bir yer değil” diyor Hatice Özçelik.

Gülencilerin Avrupa’daki potansiyel kaçırılma denemeleri ile ilgili şu ana kadar pek fazla bilgi yok. Ortak araştırmanın gösterdiği gibi burada da mutlak güvende değiller.

Bilhassa Danimarka’da Gülenciler baskı altında. Oradaki güvenlik yetkilileri 2017 yılının başında bir gazeteciyi kendisinin emniyetinden endişelendikleri için güvenli bir yere götürmüşler. Türk hükumeti okullarına “terör okulu” dedikten sonra 1000’den fazla öğrenci kaybettiler.

İsviçre’de darbenin hemen sonrası Türk ajanları Gülenci bir iş adamını Zürih’ten kaçırmak için plan yapmışlar. Türk hükumeti buna dair raporları yalanladı. Fakat İsviçre yetkilileri bu yılın haziran ayında iki Türk diplomatı ile ilgili tutuklama emri çıkardı.

İtalya’daki bir örnekte görüldüğü gibi gerilim Avrupa çapında kişilerin kaderlerini etkiliyor. Orada Gülenci ailelerin iki çocuğu vatandaşlıkları olmadan büyüyor; İtalya’daki Türk konsoloslukları kendilerine kimlik ve pasaport vermiyorlar.

Avrupa’da bir yer

“Burada yaşayan diğer Türklerden korkuyorum,” diyor Tolga. Erdoğan rejiminin destekçileri olabiliceklerini düşünüyor. Bundan dolayı ne Türkiye’de ne de kaldığı yerde şu anki hayatı ile ilgili bir şey yayımlanmamalı.

Biz Tolga’yla ilk kez geniş bir meydanda bir kafede buluşuyoruz. Siyah bir VW-Transporter geçiyor meydandan. Tolga ona işaret ederek, “Korkuyorum böyle arabalardan” diyor. İşinden atılalı bir yıl olmuş.

Sürekli gözleri doluyor. Bilhassa söz konusu ailesi olunca.

Tolga tutukluluğunun en zor anlarında ölmeyi göze almış. Sadece hızlı gerçekleşmesini dilemiş. Ve cesedinin yakılmaması konusunda dua etmiş. Çünkü ailesi cesedini bulamazsa sürekli kendisinin bir gün geri dönmesini bekleyeceklermiş.

Bir zaman sonra Tolga kendisine işkence yapanların onu öldürmeyeceklerini anlamış. Kendisinin yüzlerini görmeme noktasında çok gayret göstermişler. Hücreden çıkarken öyle duruyorlarmış ki, gölgelerini bile görmesine imkân yokmuş. Ona göre boyları ile ilgili bir ipucuna varmasın diye böyle yapıyorlarmış.

Birkaç hafta sonra artık iki üç günde bir sorguya çekiliyormuş. Tolga’nın kaldığı yerle ilgili daha fazla bilgi edinme imkânı olmuş. Hücrenin duvarları süngerle kaplı. Altında metal hissetmiş. Büyük bir kapalı alana sıra boyu yan yana dizilmiş beş veya altı hücre.

Hücrenin önünden biri geçince Tolga onu duyabiliyor. Yan hücreden de sesler işitiyor. Sorgu odalarında bazen açık kalan bir pencereden dışarıdan gelen bir geniş caddenin trafik sesi geliyor.

Tolga’ya eziyet edenler kendisini saflarına çekmek istiyorlar. Gizli tanık olarak ifade vermesi isteniyor. Türk hukuk sistemine ait bir özellik: İddianame gizli bir tanığın ifadesine dayanabiliyor. Bir perdenin arkasında oturuyorlar. Hiç kimse onların kim olduğunu bilmiyor.

İnsan Hakları Derneği Başkanı Türkdoğan diyor ki: “Devletin legal yollarla elde edemeyeceği bilgileri bu insanları kaçırarak elde etmeye çalışıyor. Bu insanlar serbest bırakılıyor ve gizli tanık olmaya zorlanıyorlar.”

Darbe girişimi sonrası Türk yargısı bağımsızlığını yitirmiş durumda. Hareket tarzı bir cadı avına benziyor. Gülen Hareketi’ne yakın olduğu iddia edilen bir bankada hesabı olan kişilere dava açılıyor. Binlerce Gülen takipçisine bu yolla dava açıldı. Yanı sıra gizli tanıklar vesilesiyle kendileri yıllarca hapis cezasına çarptırıldı. Binlerce kişi şu an kendileri hakkında iddianame olmadan hapishanede.

“Sizin hakkınızda zaten her şeyi biliyoruz,” diyor işkence yapan kişilerden bir Tolga’ya. “Sadece tasdik et ve kendini kurtar.”

Göstermelikte olsa Tolga isteklerine cevap veriyor. Daha inandırıcı olabilmek için para talep ediyor. Ve işkence sonrası artık kendinde olmadığı imajını veriyor. Günleri sayabilmek için artık bir yol bulmuş. Fakat işkence yapanlar kendisine kaç günden beri içeride olduğunu sorduklarında bilerek yanlış bir sayı söylüyor.

Tolga üç ay işkence yapılan gizli mekânda tutulduktan sonra bir akşam oradan çıkarılıyor. Ağır demir kapının yana doğru nasıl açıldığını tekrar işitiyor. Ve tekrar bir transportera bindiriliyor.

Bu kez yol daha uzun sürüyor. Belki üç saat. Tolga her sesi aklında tutmaya çalışıyor, virajları, vitesi, tümsekleri. Bir zaman sonra daire çizdiklerinin farkına varıyor.

Sonra serbest kalıyor. Gardiyanlar kendisine tutuklanırken yanında bulundurduğu eşyalarını geri veriyor, saklanırken kullandığı sahte kimliği bile…

Serbest bırakılmadan önce kendisine bir görev veriliyor. Belirli bir saatte Ankara’nın bir mekânına bir mektup bırakılması isteniyor. Serbest kaldığı ilk günleri anlatan bir raporu içeren. Muhbir olarak kariyeri bu şekilde başlaması öngörülüyor.

Fakat Tolga bu işte yok. Tekrar saklanıyor. Birkaç hafta sonra Avrupa’ya kaçmayı başarıyor.

Tolga hikâyesinin duyulmasını istiyor. Bir hedefi daha var. Bunu yapanların bir gün Türkiye’de kanun önünde hesaba çekilmelerini istiyor. Türkiye’nin tekrar bir hukuk ülkesi olmasını ve kendisi hakkında dava açılan kişilerin bağımsız mahkemeler önünde kendilerini savunabilmelerini arzu ediyor. Türkiye’nin bir gün güçlünün haklı olduğu bir ülke olmaktan çıktığını görmek istiyor.

Haberin Alman ZDF televizyonunda yayınlanan 30 dakikalık belgesel hali için tıklayın

NOT: Çeviri Kronos tarafından yapılmıştır.

Gündem

Karantina koğuşları ölüm saçıyor

Türkiye’de cezaevleri koşulları ve beraberinde yaşanan hak ihlalleri gündemden düşmüyor. İnsan hayatını dahi hiçe sayan bu ihlallerin devam ettiği Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan tutukluların durumu İnsan Hakları Derneği tarafından raporlaştırıldı. Raporda salgınla birlikte ağırlaşan şartlara dikkat çekildi ve karantina koğuşlarının incelenmesi istendi.

BOLD – Raporda Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinden tahliye edilen Erdoğan Erduran’ın eşi Sıdıka Erduran’ın İHD’ye yaptığı başvuruya yer verildi. Rapora göre Erduran kanser hastası olmasına rağmen hastaneye gidiş gelişlerde birden çok riskli kişinin aynı yerde tutulduğu karantina koğuşuna konuldu. Erduran en son C-15 nolu karantina koğuşunda, riskli 28 kişi ile birlikte kaldı ve bu karantinada koronavirüse yakalanarak hastanede tedavi edildi. Rapora göre aynı koğuştan 5 kişinin daha kovid-19 testi pozitif çıktı. Raporda toplam kaç kişiye virüs bulaştığına, virüs bulaştığı halde hastaneye götürülmeyenler olup olmadığına ilişkin bilgi edinilemediği belirtildi.

TUTUKLULAR ÖLÜMLE BURUN BURUNA YAŞIYOR

Raporda karantina koğuşlarının tutukluların yaşam hakkını ihlal eder bir hal aldığı ve benzer risklerin başka cezaevlerinde de yaşandığı vurgulandı. Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde sıcak ve soğuk su kotasının devam ettiği bu durumun ise hastalığa karşı gerekli hijyen şartlarını karşılamadığı vurgulandı.

Raporda, mevcut sorunlara dair ise şu çözüm önerileri sıralandı:

-Meclis’te grubu bulunan siyasi partiler, hukukçu milletvekilleri ile iletişime geçilerek, TBMM İnsan Hakları, Sağlık ve Adalet Komisyonlarının, Antalya ve mümkünse Türkiye çapında ‘karantina koğuşları’ uygulamasını ve mahpusların karantina koşullarını incelemeli.

-Hastanelerde ‘mahkum koğuşu’ olarak adlandırılan, mahpusların tedavi edildiği odalardaki uygulama ve yoğunluğu incelenmeli.

-Ağır hastaların bu yoğunluk nedeniyle tedavi süreçlerinin nasıl etkilendiği incelenmeli.

-Keyfi arama ve bu yolla mahpusların can güvenliklerinin tehlikeye sokulduğu iddialarının araştırılması.

-Bu konularda kamuoyu duyarlılığının arttırılması amacıyla mecliste soru önergeleri verilmesi, Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlıkları ile iletişime geçilmesi sağlanabilir.

-TTB ile iletişim kurularak, İnsan Hakları Komisyonu tarafından konuyla ilgili inceleme yapılması ve gerekli girişimlerde bulunması talep edilebilir.

-Antalya özelinde, Antalya milletvekilleri bilgilendirilebilir, Antalya ve Alanya C. Başsavcılıklarına ve İl Sağlık Müdürlüğü’ne yazılar yazılarak, bilgilendirilip, müdahale edilmesi talep edilebilir kanaatindeyiz.

Okumaya devam et

Gündem

7 aylık hamile kadın gözaltına alındı

Doğum yapmasına iki ay kalan ve 3 yaşında bir oğlu daha bulunan Aysel Delican Edirne’de gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi ise bilinmiyor.

BOLD – Hamile kadınlar gözaltına alınmaya ve tutuklanmaya devam ediyor. Edirne’de 3 yaşında bir oğlu bulunan hamile Aysel Delican’ın gözaltı haberini insan hakları aktivisti Arlet Natali Avazyan sosyal medya hesabından duyurdu.

Avazyan, “Aysel Delican 7 aylık hamile. 3 yaşında oğlu var. Annesine ihtiyacı var. Yeter artık çocuklar ağlamasın. Bebeği olan annelere ev hapsi verilmeli” dedi.

“BIRAKIN ARTIK BİZDEN DEĞİL DÜŞÜNCESİNİ”

Kadın milletvekillerine seslenen Avazyan, “Kadın milletvekillerimiz, annelere sesleniyorum bırakın artık ‘bizden değil’ düşüncesini” ifadelerini kullandı. 28 yaşındaki Delican’ın neden gözaltına alındığı henüz bilinmiyor.

Okumaya devam et

Gündem

Perihan Koca: Türkiye’de yeni tip faşizm inşa ediliyor

Demokrasi İçin Birlik (DİB) Koordinasyon üyeleri gözaltında yaşanan işkence vakalarıyla ilgili hazırladıkları inceleme raporunu kamuoyuyla paylaştılar. Devletin çıplak bir şiddet aygıtına dönüştüğüne dikkat çeken DİB Koordinasyon Üyesi Perihan Koca, faşizm karşısında ortak eylem pratiğinin inşa edilmesi gerektiğini söyledi.

BOLD – Demokrasi İçin Birlik, 11 Eylül’de iki vatandaşın helikopterden atılması olayıyla ilgili Van’da inceleme yaptı. Ülkede yeni tip bir faşizmin inşa edilmeye çalışıldığına dikkat çeken Koca, bu sürecin 1990’lı yıllardaki sürecin aynısının olmayacağını söyledi. Bu dönemin kaotik iklimine has bir durumun yaşandığını dile getiren Koca, bu kaotik durumun sınırlarına doğru sürüklendiklerini ifade etti.

“ORTAK EYLEM PROTİKLERİNİ İNŞA ETMELİYİZ”

AKP-MHP iktidarının politikaları karşısında birlik olunması gerektiğinin altını çizen Koca, “Van’da iki köylünün helikopterden atılma olayını bir an evvel aydınlatılmasını talep ediyoruz. Bunu talep ederken de anayasal, hukuksal bir düzlem içinde olmadığımızı görerek bu talebin ancak demokratik halkçı kurumların ortak mücadelesiyle mümkün olacağını biliyoruz. Böylesi bir dönemde demokrasi güçlerinin yan yana gelme zeminlerini yaratmamız gerekiyor. Kriz dinamikleri giderek derinleşiyor, faşist kurumsallaşmanın basıncını hissettirdiği ama bir yandan da politikleşme olanaklarının açıldığı bir dönemden geçiyoruz. Halkın acil sorun ve taleplerini, halkın itirazını ve arayışını politik özneyle buluşturma ihtiyacı her zamankinden daha fazla hissediliyor. Bunun için somut talepler etrafında ortak eylem pratiklerini inşa etmemiz gerekiyor” diye konuştu.

GAZETECİLER REHİN ALINDI

Olayı kamuoyuna duyuran gazetecilerin tutuklanmasını da eleştiren Koca, “İktidar medyasının yazdıkları başka, gerçekte olanlar başka. İki yurttaşımızdan biri normal olmayan bir ölümle yaşamını kaybetti.  Halka gerçeği ulaştırmakla yükümlü olan gazeteciler ‘devlet aleyhine propaganda’ yaptıkları iddiasıyla tutuklandılar. Artık ülkemizde haber alma özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi temel özgürlüklerden bile bahsedemediğimiz bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Ama bu durumu normalleştirmemek gerekiyor. Gazeteciler gazetecilik yaptığı için bugün siyasi iktidarın rehin alma politikalarına maruz kalıyorlar. Bir devlet gözaltına alınan yurttaşlarının başına gelenlerin peşine düşmek hesabını vermekle yükümlüdür. Gazetecilerin bir an evvel serbest bırakılması Servet Turgut ve Osman Şiban’ın gördükleri işkencenin ve helikopter vakasının aydınlatılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Popular