Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Mevlana’nın elinden düşürmediği kitabı sürgünde Türkçeye çevirdi

Türkiye’yi terk etmek mecburiyetinde kalan Doç. Dr. Şadi Aydın, Yunanistan’da Türk ve Fars edebiyatı üzerine eserler kaleme almaya devam ediyor.

Doç. Dr. Şadi Aydın, Türk ve Fars edebiyatı üzerine eserler kaleme aldı. Hayırseverlerin “Mevlana” ismini verdiği üniversite ve araştırma merkezinde gecesini gündüzüne kattı. 15 Temmuz’dan sonra Hizmet Hareketi ile irtibatlı kişi ve müesseselerin maruz kaldığı baskı, yağma ve zulüm onun da hayatını altüst etti. Üzerinde çalıştığı eserler yarım kaldı. Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled’in “Maarif” isimli eserin Türkçe tercümesini ise sürgünde tamamladı. 

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Türk ve Fars edebiyatı uzmanı Doç. Dr. Şadi Aydın, Mevlana ve ailesinin eserlerini Farsça’dan Türkçeye çeviren önemli bir akademisyen. Üç sene önce Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in Divanı’nı çevirmişti.

Bu çalışma biter bitmez babası Bahaeddin Veled’in Maarif’ine başlamıştı. Fakat 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin içine düştüğü kaos sebebiyle çeviri yarım kaldı.

15 TEMMUZ’DAN SONRA MEVLANA ARAŞTIRMA MERKEZİ DE KAPATILDI

Yıllardır emek verdiği Konya Mevlana Üniversitesi ve müdürü olduğu Mevlana Sosyal Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (MEVSAM) kapatıldı. Kendisi de 26 Temmuz 2016’da Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı.

Bosna, ABD, Kosova, Arnavutluk, Selanik derken uzun bir yolculuktan sonra artık ailesiyle birlikte Yunanistan’a yerleşti. Eşi de aslen Selanik göçmeni bir ailenin kızı.

15 aydır Selanik’te yaşayan Aydın, akademik çalışmalarına burada devam ediyor. İki yıldır hiç boş durmamış, önce yarım kalan çalışmasının çevirisini tamamlamış.

Maarif (Rumi Yayınları) artık Türkçe’de. Aydın, ayrıca Yunanistan’daki kütüphaneleri gezerek İslamî elyazmalarını tespit etmiş. Toplamda 100 olan bu elyazmalarının içeriğini, bir makale ile yakında ilim dünyasının istifadesine sunacak.

Maarif, Rûmî Yayınları tarafından yayımlandı.

13 KİTAP YAZDI, MÜKÂFATI “SÜRGÜN” OLDU

Şadi Aydın, sadece Konya’da değil birçok üniversitede ders verdi, yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Kendi alanında çeşitli dillerde 13 kitap ve onlarca bilimsel makale yazdı. “Mevlana bu eseri elinden hiç bırakmamış. Yüzlerce kez okuduğu biliniyor. 8-9 asır sonra çevirmek bize nasip oldu.” dediği Maarif, 13’üncü yüzyılda yazılmış, Mevleviliğin ana kaynaklarından kıymetli bir eser.

Böyle bir eserin Türkçeye bu kadar geç çevirilmesi bir yana, bu çalışmaları yapan akademisyenlere ‘terörist’ muamelesi yapıp, sürgüne zorlamak da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetine nasip oldu.

En büyük arzusu; insan hakları, adalet, demokrasi, özgürlük, barış, hukuk ve eşitliğin ülkesine geri dönmesi olan Doç. Dr. Şadi Aydın, 15 Temmuz’dan sonra yaşadıklarını ve yayımlanan kitabına dair düşüncelerini BOLD’a anlattı.

Türkiye’den neden ve ne zaman ayrıldınız?

15 Temmuz darbe projesinden sonra yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birçok üniversitenin yanında bizim de çalıştığımız Mevlana Üniversitesi kapatıldı.

Çalışanlarına terörist muamelesi yapıldı, dolayısıyla Türkiye’de akademide çalışma imkanımız kalmadı. Biz de iş bulabilmek ve mesleğimizi sürdürebilmek için 26 Temmuz 2016 tarihinde yurt dışına çıkmak zorunda kaldık.

Hakkınızda bir ihbar, arama kararı var mıydı?

Ayrıldığım tarihlerde herhangi bir durum söz konusu değildi. Lakin 8 Eylül 2016 tarihli bir mahkeme kararıyla üniversitemizden, aralarında bizim de bulunduğumuz 43 akademisyene terör örgütü üyeliğinden arama ve gözaltı kararı verildi.

Maalesef, bu arkadaşlarımın önemli kısmı haksız ve hukuksuz olarak uzun zaman hapis yattı.

Mevlana Üniversitesi’nde yaptığınız bilimsel çalışmaları kısmen biliyoruz fakat yine de anlatabilir misiniz?

Çalışma sahamız; klasik Türk ve Fars edebiyatının yanı sıra Mevlana ve Mevlevilik. Üniversitede Mevlana Araştırmaları Merkezi’ni idare ediyorduk. Mevlana ve Mevlevilik ile ilgili çalışmalar yaptık. Mevlana ve Mevlevilikle ilgili birçok kitap yayınladık ve bilimsel toplantılar düzenledik.

Üniversitede Hz. Mevlana’nın “Mesnevi” adlı eserini kampüs dersi haline getirdik. Türkiye’de ilk defa Barış Enstitüsü’nün temellerini attık. Yüksek Öğretim Kurulu’ndan (YÖK) enstitü kuruluş izni aldık. Fakat siyasi şartlar enstitünün faaliyete geçmesine müsaade etmedi. Mevlevilikle ilgili birçok çalışma ve projeye imza attık.

Hatta şunu söyleyebilirim; menhus 15 Temmuz günü yine Mevleviliğe dair mühim bir eser üzerinde çalışıp yorgun argın eve dönmüştük ki o meş’um hadise meydana geldi.

Akademik çalışmalarınıza devam ediyor musunuz?

O uğursuz temmuz günlerinde Hz. Mevlana’nın babası, âlimler sultanı Bahaeddin Veled’in “Maârif” isimli eserini Türkçeye kazandırmak için çaba sarfediyorduk.

15 Temmuz hadisesiyle eser maalesef yarıda kalmıştı. Yurt dışına çıktıktan bir müddet sonra tercümeye devam ettik ve nihayet geçen ay çalışmayı bitirerek eseri yayınladık.

Tercüme kaç yılda tamamlanmış oldu?

Tercüme toplamda üç yılda bitti. Zorlu üç yıl. Aslında 2016 yılında bitirmeyi hedeflemiştik. Fakat Türkiye’de ortalık iyice kararmaya başlamıştı. Biz gece gündüz tercümeyi bitirmeye çalışıyorduk.

Maârif’in içeriğinde ne var, ana konuları nedir?

Maârif, Bahaeddin Veled hazretlerinin farklı zamanlarda farklı meclislerde dile getirdiği Farsça vaaz ve sohbetleri içeriyor. Bu vaaz ve sohbetler fasıl fasıl kendi talebeleri tarafından kayda alınmış ve kitaplaştırılmıştır.

Hz. Mevlana’nın elinden düşürmediği başucu kitabıdır. Bu kıymetli eseri ilk defa Türkçeye biz kazandırdık.

Eser ne zaman yazıldı? Siz İran’daki neşrini esas alarak yaptınız bu çalışmayı. O ne zaman ve nasıl yayınlanmıştı?

Maârif 13. asırda yazılmıştır. Mevleviliğin en temel eserlerinden biridir. Meşhur âlim merhum Bediüzzaman Fürüzanfer tarafından Türkiye ve İran’da bulunan elyazma nüshalar karşılaştırılmak suretiyle ilk defa 1954 yılında Tahran’da basılmıştır. Biz de bu ilmi neşri gözönünde bulundurarak tercümemizi bu eser üzerinden yaptık. 8-9 asır sonra çevirmiş olduk.

Maârif Mevlevilik açısından neden önemli? Mevlana’nın Mesnevi’sini ne ölçüde etkiledi?

Maârif bir açıdan Mevleviliğin ilk kitabı sayılır. Bu yönüyle oldukça önemlidir. Mevlana menkıbelerinde zikredilen rivayetlerde Hz. Mevlana’nın bu kitabı yüzlerce kez okuduğu hatta elinden hiç bırakmadığı rivayet edilir.

Maârif sadece Mesnevi’yi değil Mevlana’nın bütün eserlerini etkilemesinin yanında onun düşünce dünyasına da şekil veren bir iman ve itikat kitabıdır.

Mevlana ve Mevlevilik açısından önemli olan bu eser neden bu zamana kadar tercüme edilmedi?

Üzülerek söyleyeyim; Türkiye’de Mevlana ve Mevlevilik çok ihmal ve istismar edilmiş bir konudur. Zira daha çok meselenin magazin ve görsel boyutuyla ilgileniliyor.

Mevleviliğin en büyük şahsiyetlerinden ve Mevleviliği kurumsallaştıran Sultan Veled hazretlerinin fevkalade hacimli olan şiir divanı da yine tarafımızca tercüme edilerek Mevlana Üniversitesi tarafından basılmıştı.

Türkiye’de Mevlana ve Mevlevilik üzerine çalışan akademisyenlerin sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Bunların arasında da Farsça bilenlerin sayısı azdır. Arapça bilmeksizin ilahiyatçı, Farsça bilmeksizin de tasavvufçu olmak Türkiye’de olağan bir şeydir.

Bahaeddin Veled’in eseri dil ve içerik bakımından çok zor bir eserdir. Zannediyoruz ki bundan ötürü eserin tercümesiyle kimse ilgilenmemiş. Şu da ilave edilmelidir ki; Mevlana ve Mevlevilik ile ilgili neşredilmeyi bekleyen epeyce eser bulunmaktadır.

Yine bu konuyla alakalı henüz tespit edilmemiş bir eser üzerinde yakında çalışmaya başlayacağımız müjdesini de vermiş olalım.

Mevlana Araştırmalar Merkezi’nden önce, yani sizin yaptığınız çalışmalardan, tercümelerden önce Mevlevilikle ilgili neler yapıldı? Bu çalışmalar ne zaman kesintiye uğradı?

Mevlana ve Mevlevilikle ilgili olarak Türkiye’de Feridun Nafiz Uzluk, Veled Çelebi İzbudak, Tahirü’l-Mevlevi, Abdulbaki Gölpınarlı ve Şefik Can gibi muhakkikler tarafından çok mükemmel eserler ortaya konmuştur.

Bu çalışmalar daha çok Mevlana ve Mevleviliğe ait eserlerin tercüme, şerh, tefsir ve tahlilini içermekteydi. Bu isimler sonrasında bu sahada entelektüel bir boşluk hasıl oldu ve bunun sonucunda bu alanda ihmaller yaşandı. Son 20-30 yıldır yapılan çalışmalar yüzeysel araştırmalardan ibarettir.

Bu mühim husus son zamanlarda da sadece Şeb-i Arûs ihtifallerine indirgendi. Zira Mevlana’nın fikirlerinin yeni Türkiye’de politik ve siyasi bir karşılığı bulunmamaktadır. Çünkü o hep sevgiden, aşktan, bağışlamaktan, barıştan, erdemden, diyalogdan, hoşgörüden ve sanattan bahsetmektedir..

Mevlana’nın ailesiyle ilgileniyor, onların eserlerini çeviriyorsunuz. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in Divanı’nı çevirdiniz. Babasının Maârif’ini tercüme ettiniz. Ailede başka kimler var, neler yazmışlar?

Hz. Mevlana’nın babası Sultanü’l-Ulema Bahaeddin Veled, Şeyh Necmeddin-i Kübra hazretlerinin talebesidir. Kendisi Belh’ten siyasi sebeplerin yanı sıra birtakım saray ulemasının haset ve çekememezliğinden dolayı bulunduğu beldeden göçü ihtiyar etmiştir.

Bahaeddin Veled hatırı sayılır bir İslam âlimidir. Mevlana çocuk yaşta iken bu yolculuğa çıkmıştır. Burada ilginç olan durum şudur ki; Hz. Mevlana, babasının mesleği olan Kübreviliği takip etmemiş ve kendi duyuş, anlayış ve hislerine göre yeni şeyler söylemiştir.

Kendisinden sonra oğlu Sultan Veled, Hz. Mevlana’nın bıraktığı miras, hatıralar, tecrübeler ve eserler üzerine Mevleviliği inşa etmiş ve bu düşünceyi kurumsallaştırmıştır. Sultan Veled, babası gibi oldukça entelektüel bir şahsiyettir. Yazdığı eserler bu ifadenin şahididir. Ancak daha sonra Mevlevi postuna oturanlar yazma işinde bu kadar velud değiller.

Genellikle Hz. Mevlana’nın baş eseri “Mesnevi” okunmuş ve okutulmuştur. Bunun dışında Mevlana’nın Divan-ı Kebir adlı şiir mecmuası okunmuş ve bestelenmiştir. Elbette Sultan Veled’in eserleri de yine en çok okunan ve okutulan eserler arasındadır.

Doğrusu Mevleviliğin esası; Hz. Mevlana ve oğlu Sultan Veled’in eserleridir.

Türkiye’de baskı ve zulümden kaçan Doç. Dr. Şadi Aydın, hayatını eşi ve çocukları ile Yunanistan’da idame ettiriyor.

Kaç aydır Yunanistan’da yaşıyorsunuz? Nasıl bir ortamınız var?

Yaklaşık 15 aydır Yunanistan’da yaşıyorum. Komşularımız genelde Lozan mübadillerinin çocukları ve torunları. Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen ailelerin fertleri.

Yaklaşık yüzyıl geçmesine rağmen atalarından tevarüs ettikleri malumat ve gelenekleri fark etmek mümkün. Aslında burada pek yabancılık çekmiyoruz. İnsana bakış, bazı kültür unsurları ve yaşam felsefesi bakımından özlediğimiz eski Türkiye’yi hatırlatıyor. Bizi anlayışla karşılıyor ve empati yapıyorlar.

Yan komşumuz Bursalı bir diğeri Niğdeli… Evimiz Trabzon caddesinde…

Burada yaptığınız herhangi bir akademik çalışma var mı?

Biz nerede olursa olsun çalışmaya alışkınız. Mekan değişikliği bizim için önemli değil. Zaten akademik hayatımız boyunca çok farklı coğrafya ve ülkelerde çalıştık.

Karadenizliyiz, eşim de Selanik göçmeni bir ailenin evladı, yaşadığımız mahalle de bahsettiğim üzere Anadolu’dan gelen Rumlarla dolu. Çok şükür bu açıdan bir sıkıntımız yok.

Akademik çalışma noktasında en büyük eksikliğimiz ana kaynaklara ulaşamamak ve kütüphane yokluğu. Türkiye’de iken içinde 5 bin kitabı barındıran şahsi kütüphanemiz vardı. Artık maalesef yok. Geçmiş yıllarda hem yurt içinde hem de yurt dışında elyazma eserler üzerinde çalışmıştık.

Bu konuda kitaplar ve makaleler yayınlamıştık. Şu günlerde Yunanistan kütüphanelerinde bulunan İslami elyazma eserlerle ilgili bir araştırmayla meşgulüz. Kısmetse birkaç haftaya kadar bu çalışmayı bitirip yayınlamayı düşünüyoruz.

Kaç İslamî el yazması buldunuz? Bunların içeriği nedir?

Yunanistan kütüphanelerinde bulunan Türkçe, Arapça ve Farsça eserler yani İslamî elyazmaları Lozan antlaşması çerçevesinde karşılıklı olarak Türkiye’ye nakledilmiş.

Fakat bir miktar İslami elyazma eser sağda solda kalmış ve daha sonra bunlar bir şekilde Yunanistan kütüphanelerinde yer almış. Biz işte bu eserlerin izini takip ettik. Toplamda yüz kadar İslami elyazma eseri -Kur’an-ı Kerim, tefsir, tarih, edebiyat ve dil ile ilgili- tespit ettik ve evsafını çıkardık.

Akademik geleceğinizle alakalı neler planlıyorsunuz?

Şimdilik Türkiye dışındayız. Türkiye’ye dönmek bugünkü şartlar itibarıyla bizim için neredeyse mümkün değil. Bütün sahalardan eğitimli insanlar ve akademisyenler ülkeyi terk ediyor.

Ülkedeki baskı ve şiddet ortamı, özgürlük ve demokrasinin bulunmayışı ve hukukun iflası maalesef bu neticeleri veriyor. Ancak gün gelir bütün bu olumsuzluklar bir mucize eseri olarak ortadan kalkarsa biz de o günkü durumu değerlendirir ve faydalı olacağımız yerde bulunmaya gayret ederiz.

Yapmayı planladığımız bazı bilimsel projeler var. Kısmen bunlara başlamış durumdayız. Sanırım bu projelere Avrupa’da devam ederek bilime katkıda bulunmaya devam edeceğiz.

“Cezaevinde saçlarımızdan fırça yapıp özgürlüğün resmini çizdik”

Türkiye’den çok ciddi bir beyin göçü var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Yüzbinlerce insan mesleğini ve sanatını icra etmekten men ediliyor. Bir ülkede üniversiteler, araştırma merkezleri, hastaneler ve okullar kapatılıyor ve bütün bunların yerine hapishaneler inşa ediliyorsa elbette ilim ve bilim ehli kimseler orada durmazlar.

İlim ve bilim demokratik ve özgür ortamlarda gelişir, demokrasi, özgürlük ve hukukun bulunmadığı ülkelerde ilim ve bilim olmaz. Bu sebeplerle Türkiye’nin beyin gücü batıya göçmektedir.

Daha dün Hitler’den kaçanlar Türkiye’ye sığınırken bugün Türkiye’den ayrılanlar Almanya başta olmak üzere diğer batı ülkelerine gitmek mecburiyetinde kalıyor. Tarih bir şekilde tekerrür ediyor.

Ömrü kütüphanede geçen genç bir akademisyen

Doç. Dr. Şadi Aydın gençlik yıllarında Fatih Üniversitesi’nde, daha sonrasında ise Türkmenistan’da Uluslararası Türkmen-Türk Üniversitesi ve İran’da Tahran Allame Tabatabai Üniversitesi’nde klasik Osmanlı edebiyatı dersleri verdi.

Doktorasını 2004’te Tahran Üniversitesi’nde tamamladı. Ömrü kütüphanelerde geçti desek yeridir.

Doç. Dr. Şadi Aydın’ın bugüne kadar kaleme aldığı eserler.
  • Fars Kültür ve Edebi Unsurlarının Osmanlı Divân Şiirine Tesiri, Tahran-2007, (Farsça).
  • Sebk-i Hindî ve Türk Edebiyatında Hint Tarzı, (Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan ile birlikte), İstanbul-2007.
  • İran Kütüphaneleri Türkçe Yazmalar Kataloğu, Timaş Yayınları, İstanbul-2008.
  • Osmanlı Şiiri Antolojisi, Tahran-2010, (Türkçe-Farsça).
  • Türk Edebiyatında Farsça Divân ve Divânçeler, Ankara-2010.
  • Şeh-nâme’nin Dünya Kültür ve Dillerindeki Varlığı, Türk Edebiyatında Hâkim Firdevsî-i Tusî ve Şeh-nâme, (Kitapta Bölüm, Birinci Yazar, Farsça), Tahran-2010.
  • Çağdaş İran Edebiyatı, (Prof. Dr. İsmail Hâkimî’den Çeviri), Ankara-2012.
  • Şark İlyada’sı Şehnâme, Muallim M. Cevdet, Ankara-2012.
  • Klasik Fars Şiirinde Sevgili, Ankara-2012.
  • Keşkül: Mesnevi’den Seçmeler, Konya-2013, (Farsça-Türkçe).
  • Sultan Veled Divânı Tercümesi, (Doç. Dr. Elvir Musiç ile birlikte), Konya-2015.
  • Sultan Veled Divânı’ndan Seçmeler, (Doç. Dr. Elvir Musiç ile birlikte), İstanbul-2015.
  • Maârif Tercümesi, Sultanü’l-Ulema Bahâeddin Veled, (Doç. Dr. Elvir Musiç ile birlikte), İstanbul-2018.

Okumaya devam et
Reklamlar

BOLD ÖZEL

Dünya Enes Kanter’e uygulanan sansüre inanamadı!

Boston Celtics’in Miami Heat ile oynadığı Doğu Konferansı finalinin 2. maçında Türk spikerlerin uyguladığı sansür dünya basınına konu oldu. Arap ve Polonya basını skandal sansürü bakın nasıl haber yaptı…

MUHAMMET ALİ TOKSOY – BOLD MEDYA

3 senedir Enes Kanter’in maçlarını yayınlanmayan S Sport kanalı, Boston-Miami arasında oynanan Doğu Konferansı Final Serisi’ni yayınlamaya karar verdi. Maçı ESPN kanalı için anlatan ABD’li spiker başarılı Türk yıldıza övgüler yağdırırken S Sport sunucuları Uğur Ozan Sulak ve Kaan Kural, maçta 9 sayı, 6 ribaundla oynayan Enes Kanter’e sansür uygulayarak adını ağızlarına bile alamadı.

S Sport kanalının uygulamış olduğu bu sansür dünya çapında haber olmaya devam ediyor. Polonya’nın en büyük ve en prestijli spor gazetesi Przegląd Sportowy’nin başarılı muhabiri Jakub Wojczyński olayı Polonyalı basketbolseverler için haberleştirdi.

NBA ve Avrupa Basketbolunu yakından takip eden tecrübeli gazeteci, geniş kapsamlı bir yazı kaleme alarak, Enes Kanter’e uygulanan komik sansürü görmek için Türkçe bilmenize gerek yok ifadelerini kullandı. Avrupa Kupası maçları için Türkiye’ye de gelen ve Enes Kanter’in son yıllarda yaşadıklarını haberinde anlatan Jakub Wojczyński, yazısını NBA yıldızının düşüncelerini aktararak bitirdi:

“Türkiye diktatörün eline bırakılmamalı. Eğer Türk hükumetini eleştirirsen kötü birisin. Ben sadece özgürlük, demokrasi ve insan hakları için savaşıyorum. İnsanlar benim hikayemi NBA’de oynadığım için biliyor ama Türkiye’de hikayeleri benimkinden çok daha kötü olan binlerce aile var. Pek çok insan bana basketbola odaklanmamı ve siyaseti bırakmamı söyledi, ancak söylediklerim kesinlikle siyaset değil.”

ARAPÇA NBA TWITTER HESABI ŞAŞIRDI

Twitter üzerinden Arapça yayın yapan ve yaklaşık 100 bin takipçisi olan NBA hesabı Enes Kanter’e uygulanan sansürü şaşkınlıkla karşıladı. Doğu Finalinde Enes Kanter’in ribaund aldığını, sayılar attığını ancak Türk spikerlerin Boston Celtics maçı 4 kişi oynuyormuş gibi davrandığını ifade etti ve görüntüleri takipçileriyle paylaştı. İşte o tweet:

Enes Kanter’in Miami Heat karşısındaki ribaund ve sayılarını, ABD’li spikerler ile Türk spikerlerin karşılaştırmalı anlatımıyla, aşağıdaki YouTube linkinden izleyebilirsiniz.

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Acun Karadağ “Koğuşun değişecek” denerek Kayseri Cezaevi’ne sürgün edildi

Ankara Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan Acun Karadağ’ın dün gece ‘koğuşun değişecek’ denerek apar topar çıkartıldığı hücresinden Kayseri Cezaevi’ne sürgün edildiği öğrenildi.  

MUSTAFA GÜRLEK-BOLD ÖZEL

BOLD – KHK ile işten çıkarılan ve Ankara Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önündeki ‘İşimi geri istiyorum’ eylemlerinin sembol isimlerinden biri olan Acun Karadağ’ın kızı İpek Moral, annesinin dün gece yaşadığı sürgünü Bold Medya’ya anlattı.  

Acun Karadağ’ın kızı İpek Moral

İpek Moral, haftalık telefon görüşmesi için annesinin aramasını beklerken Acun Karadağ’ın Ankara Sincan Cezaevi’nden Kayseri Cezaevi’ne nakledildiğini öğrendiğini belirtti. Yaklaşık 25 gün önce tutuklanan Karadağ’ın hücresine gelen cezaevi memurlarınca “koğuşun değişecek” denerek dışarı çıkarılıp apar topar Kayseri’ye sevk edildiği ortaya çıktı.  

“YAŞADIKLARININ TARİFİ İŞKENCE”

Annesiyle birlikte Alev Şahin’in cezaevi aracıyla bir metre karelik bir alanda Kayseri’ye götürülmek üzere yola çıkartıldığını ifade eden İpek Moral, “Nakil süreci uzun sürmüş. Çok fazla toza maruz kalmışlar. Annemin astım hastalığı var. Yaşadıklarının tarifi işkencedir.” şeklinde konuştu.  

“Annemin koğuş arkadaşlarına veda etmesine dahi müsaade etmediler” diyerek gece yaşanan sürgünü anlatan Moral, “Cezaevi kantininden yeni aldıkları eşyaları Sincan’da kaldı. Cezaevi yönetimi kontrol ettikten sonra göndereceklerini söylemişler. Annemin kitapları da eline yeni ulaşmıştı. Sincan Cezaevi’nin onaylı kaşesi olmasına rağmen Kayseri Cezaevi’nde yeniden kaşe basılması gerektiğini söylemişler” dedi. 

“SIRF EZİYET OLSUN DİYE AİLELERİNDEN UZAK ŞEHİRLERE NAKİL EDİLDİLER”

Ankara Sincan Cezaevinde tutuklu bulunan Yüksel Direnişçilerinin kasıtlı olarak farklı cezaevlerine sürgün edildiğini anlatan Moral, “Sincan’da karantina koğuşunda kalıyordu. Şimdi Kayseri’de yine bir 2 haftalık karantina süreci olacak. Şu an Alev Şahin ile birlikte kalıyor. Tüm siyasi tutukluları, sırf eziyet olsun diye ailelerinin yaşadığı şehirlerden uzak ters istikamette sevk etmişler. Aynı zamanda tutuklularının ailerlerine de işkence yapılıyor. Nazan Bozkurt’un ailesi Ankara’da fakat Gebze’ye sevk edildi. Ben İstanbul’da yaşıyorum. Annem Acun Karadağ’ı Gebze yerine Kayseri’ye gönderdiler. Mehmet Dersulu’nun ailesi Hatay’da Mehmet’i neden Adana’ya değil de Bolu’ya sürdüler?” diye sordu.  

Mahmut Konuk’unda Adana’ya ailesinden uzak bir şehre sevk edildiğini belirten Moral, “Bu yapılanların hepsi kasıtlı. Kadınlar için Sincan’da siyasi tutuklular kısmı varken yapılan bu uygulamaları keyfi olarak görüyorum. Suçsuz olduklarının ispatı dosyalarda olmasına rağmen bu yapılanlar işkence” şeklinde değerlendirdi.  

NE OLMUŞTU? 

Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde “İşimizi geri istiyoruz” eylemini sürdüren Acun Karadağ, Alev Şahin, Armağan Özbaş, Mahmut Konuk, Mehmet Dersulu, Nazan Bozkurt 13 Ağustos’ta evlerine düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alındı. Yüksel eylemcileri, 8 gün süren gözaltı sonunda çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. 

Bahçeli, TTB’nin kapatılmasını ikinci kez istedi

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Sansür tarihinde böylesi yok: ‘Enes Kanter’ demeden maç anlattılar

NBA Doğu Konferansı Finali’nde Miami – Boston karşılaşmasını yayınlayan S Sport’un spikerleri, Enes Kanter’in attığı sayılar ve ribaundları anlatmadan maçı sundu.

MUHAMMET ALİ TOKSOY – BOLD ÖZEL

NBA maçlarının yayın haklarını elinde bulunduran ve 3 senedir Batı Konferansı Finali dahil Enes Kanter’in maçlarını yayınlamayan S Sport kanalı, Doğu Konferansı Final serisini Türkçe olarak yayınladı. Ancak bu kez de Miami-Boston maçını anlatan ve yorumlayan spikerler Uğur Ozan Sulak ve Kaan Kural eşi görülmemiş bir sansüre imza attı.

Maçta ilk çeyreğin sonuna doğru, NBA Play Off’larındaki tek temsilcimiz Enes Kanter oyuna girdi. Maçı canlı olarak olarak anlatan Sulak ve Kural değişiklikten bahsetmedi. İlerleyen dakikalarda Enes Kanter’in aldığı ribaundlarda ve attığı sayılarda farklı olaylardan bahseden ikili, Enes Kanter’in 3 kişinin arasından aldığı hücum ribaundunu basket faul ile sonuçlandırarak Celtics benchini ayağa kaldırdığı pozisyonda ise oyunda olmayan Theis’den bahsettiler. İşte o pozisyon:

Miami Heat, final serisinin 2. maçını da 17 sayı geriden gelerek 106-101 kazandı ve durumu 2-0’a taşıdı. Maçta 11 dakika süre alan başarılı oyuncu Enes Kanter’in 9 sayı, 6 ribaundluk performansı galibiyet için yeterli olmadı. Koç Brad Stevens’in maçın son bölümündeki oyun planı ve oyuncu tercihleri NBA basınında eleştirilere neden oldu. Serinin 3. maçı 20 Eylül Pazar günü 03:30’da (TSİ) oynanacak.

YABANCI SPİKER ENES’E ÖVGÜ YAĞDIRDI

Enes Kanter’in bu maçtaki performansına Türk spikerler sansür uygularken, ABD’li spikerler ise övgüler yağdırdı. Başarılı oyuncunun Miami Heat karşısındaki ribaund ve sayılarını, yabancı spikerler ile Türk spikerlerin karşılaştırmalı anlatımıyla, aşağıdaki YouTube linkinden izleyebilirsiniz.

Okumaya devam et

Popular