Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Erdoğan, Mahşerin Üç Atlısı’ndan Kolin’in üstünü çizdi mi?

Son yıllarda Türkiye'de gerçekleştirilen bütün tartışmalı ihalelerde imzası bulunan Kolin Grup, en büyük proje olan İGA'dan neden ayrıldı? (Fotoğraf: Capital Dergis)

AKP hükümetinden en fazla kamu ihalesi alan beş gruptan biri olan Kolin Grup’un, ani bir kararla en büyük proje olan İstanbul Havalimanı işletmesinden çekilmesi, çeşitli soruları da beraberinde getirdi. Kolin’in bu kararı kendi inisiyatifiyle alamayacağı yorumları yapılırken, kulislerde “Saray, yani Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kolin’in üstünü çizdi mi?” sorusu dolaşıyor.

İşte, Türkiye’deki bütün tartışmalarda imzası bulunan Kolin İnşaat’ın baş döndüren yükselişinin hikâyesi…

ANALİZ- Dünya Bankası verilerine göre altyapı yatırımlarında, dünyada en fazla ihale alan ilk 10 şirket arasında Limak Holding, Cengiz Holding, Kolin Grubu, Kalyon Grubu ve MNG Holding de bulunuyor.

Yaklaşık bir ay önce medyaya yansıyan bu haber, son 10 yılda “yandaş” diye nitelendirilen bazı müteahhitlik firmalarının ne kadar büyüdüğünü, bir kez daha gündeme taşımıştı.

KAMU İHALELERİNDE DÜNYA REKORU KIRDI

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinden önce adları fazla bilinmeyen bu şirketler, son 10 yılda milyarlarca dolarlık alt yapı projelerine imza attı ve dünyanın sayılı şirketlerine arasına girdi.

Soldan sağa: Naci Koloğlu (Kolin Grubu), Ulaştırma Bakanı Cahit Turhan, Cemal Kalyoncu (Kalyon İnşaat), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Mehmet Cengiz (Cengiz İnşaat), M. Nazif Günal (Mapa Grubu), Nihat Özdemir (Limak İnşaat).

MAHŞERİN ÜÇ ATLISI!

Bu beş firmadan üçü Cengiz, Kolin ve Limak kamuoyunda “mahşerin üç atlısı” olarak zikrediliyor. Son yıllarda pek çok büyük çaplı işte ortaklık yapmaları, isimlerinin hep birlikte anılmasına yol açtı. Bu üç atlıya proje bazında Kalyon ve Mapa’yı da ekleyebiliriz.

Son zamanlarda üç atlıdan Kolin dev projelerde yolunu diğer yandaşlardan ayırmaya başladı veya ayırmak zorunda kaldı. Bunun en çarpıcı örneği, beş yandaş firmanın yaptığı, tartışmasız en büyük proje denebilecek, İstanbul Havalimanı’nda yaşandı.

KOLİN İGA’DAN NEDEN AYRILDI?

İstanbul Grand Airport (İGA) adı altında, yeni havalimanının işletmesini 25 yıllığına devralan beş ortaktan Kolin, hisselerini Kalyon Grubu’na devrederek tam para kazanma safhasında dev projeden ayrılıverdi!

2018 yılı aralık ayında yapılan genel kurulda, sermayesi 7 milyar 368 milyon TL’ye yükseltilen İGA Havalimanı AŞ, 7 Ekim 2013 günü kuruldu. Şirketin kuruluşunda yer alan 5 ortak da eşit hisseye sahipti.

İhale rekortmeni Mehmet Cengiz (sağdan 2’nci), Erdoğan’a en yakın işadamlarından biri olarak biliniyor.

Şirketin son genel kurulu geçen 20 Aralık 2018 günü yapıldı. Ticaret Sicil gazetesinde 2 Ocak günü yayımlanan genel kurul kararına göre Cengiz İnşaat San. Ve Tic. AŞ, Mapa İnşaat ve Tic. AŞ, Limak İnşaat San. Ve Tic. AŞ, Kolin İnşaat Tur. San. Ve AŞ ve Kalyon Havacılık ve İnşaat AŞ’nin yüzde 20’şer pay sahibi olduğu kaydedilmişti.

Bu ayrılıkla beraber Kalyon Grubu’nun hissesi yüzde 40’a çıktı ve büyük ortak konumuna geçti. Kolin İnşaat AŞ adına yapılan yazılı açıklamada, taraflar arasındaki hisse devrine ilişkin sürecin devam ettiği kaydedilse de artık İGA’nın dört ortaklı olduğunu söyleyebiliriz.

KOLİN: YENİ BİR DEĞERLENDİRMEYE GİTME KARARI ALDIK

Kolin’in açıklamasında, “Türkiye’nin son dönemde ortaya koyduğu önemli mega projelerden biri olan İstanbul Havalimanı’nın sıfır noktasından itibaren ortakları arasında yer alan kuruluşumuz, bu yatırımın, projenin tamamlanma aşamasına gelmesi ve işletmeye açılmasıyla birlikte yeni bir değerlendirmeye gitme kararı almıştır. Kolin İnşaat olarak farklı işlerimizde de ortaklığımızı sürdürdüğümüz İGA’daki ortaklarımızla İGA’daki hisselerimizin devri üzerine görüşmeleri sürdürdüğümüzü bildirmek isteriz.” ifadelerine yer verildi.

Peki, tam işletmenin para kazanma aşamasında Kolin Grubu bu kararı neden aldı? Neden yeni bir değerlendirmeye gitme ihtiyacı hissetti?

BU İLK AYRILIK DEĞİL

Cengiz-Limak-Kolin arasındaki İGA ayrılığı aslında onların ilk ayrılığı değil. Bu üçlüyü kamuoyuna ilk tanıtan, Boğaziçi Elektrik Dağıtım ihalesine ortak olarak girip, ihaleyi kazanmaları olmuştu.

Türkiye’nin en büyük ve en önemli bölgesinde elektrik dağıtım işini alan üçlünün ortak şirketlerinin adı da, holdinglerin baş harflerinden mülhem, CLK Boğaziçi Elektrik olmuştu.

Erdoğan döneminde milyarlarca dolar tutarındaki kamu ihalesi Limak (Nihat Özdemir), Kolin (Naci Koloğlu), Cengiz (Mehmet Cengiz), Kalyon (Cemal Kalyoncu) ve Mapa (M. Nafiz Günal) gruplarına verildi.

Kolin’in “ekipten” ilk ayrılığı CLK’da yaşanmıştı. Kolin, 2016 yılı ekim ayında CLK’daki hisselerini devrederek, şirketi Cengiz ve Limak’a bırakmıştı. O dönem bu ayrılık hakkında, Hürriyet yazarı Vahap Munyar’a açıklama yapan Limak Holding’in patronu Nihat Özdemir, ekipten ayrılacak şirketin kura ile belirlendiği gibi tuhaf bir açıklama yapmıştı.

Özdemir, “Kolin ve Cengiz ile üçüncü havalimanı ve Ankara Garı’nda ortaklığımız sürüyor.” diye de eklemişti.

Vahap Munyar yazısını, “Bakalım bu, “iyi ayrılık” ortaklara zamanla nasıl yansıyacak?” diye bitirmişti.

İşte şimdi o yansımayı yaşıyoruz. Bugüne kadar aldığı bütün mega proje ihalelerinde, sarayın dizayn ettiği oyun alanında kalmaya özen gösteren ve bunun karşılığını da fazlasıyla alan Kolin İnşaat’ın, kendi inisiyatifiyle İGA’dan çekildiğine kimse ihtimal vermiyor.

Şimdi soru şu, Kolin Saray’dan çizik mi yedi? Sorunun cevabı için BOTAŞ’ın Kolin’e kestiği 50 milyon TL faturanın tarihi ile Kolin’in İstanbul Havalimanı’ndan ayrılış tarihine bakmak yeterli.

Kolin İnşaat, termik santral için Soma Yırca’da 6 bin zeytin ağacını iş makineleriyle vahşice yok etmişti.

SOMA’DA ZEYTİN AĞAÇLARINI KESTİREN GRUP

Kolin Grup’a biraz daha yakından bakacak olursak, farklı alanlarda yatırımlar yapmış, asıl odağını ise kamunun taahhüt projeleri oluşturmuş bir firma profili ortaya çıkıyor. Enerji de grubun gözde yatırım alanlarından.

Kolin Şirketler Grubu’nun “Amiral Gemisi” olan ve grubun bu günlere gelmesinde en önemli rolü üstlenen Kolin İnşaat’ın temelleri, Koloğlu Ailesi’nin mühendis fertleri tarafından 1977 yılında Elazığ’da atıldı.

Grubun yönetim kurulu başkanlığını Naci Koloğlu yapıyor. Celal Koloğlu ve Veysi Akın Koloğlu ise yönetim kurulu üyeleri. Kemal Koloğlu ise genel koordinatörlük görevini yürütüyor.

Kolin Grubu’nun kamuoyunda adının ilk duyulduğu olaylardan biri, Manisa’nın Soma ilçesi Yırca köyünde, termik santral kurmak için 6 bin zeytin ağacının iş makineleriyle kesmesi olmuştu.

Kolin, o olayda bölge halkıyla karşı karşıya gelmiş, halkın direnişi ile santral projesi askıya alınmıştı. Daha sonra yeri değiştirilen termik santral halen bitme aşamasında ve grubun en önem verdiği yatırımları arasında yer alıyor. Projenin yatırım tutarı 1,1 milyar dolar.

BÜTÜN TARTIŞMALI PROJELERDE VAR

Medyada görünmemeye özen gösteren Kolin Yönetim Kurulu Başkanı Naci Koloğlu, ilk ve tek söyleşisini aralık 2017’de Capital dergisine vermişti. Koloğlu, daha bir yıl önceki söyleşide yeni havaalanı İGA projesini övmüş, ortaklardan biri sıfatıyla projenin altyapı işlerini kontrol ettiğini açıklamıştı. Bu açıklamadan sadece 1 yıl sonra Kolin o projeden çekildi.

Kolin’in yer aldığı ve kamuoyunda tepkilere ve protestolara sebep olan projeler İGA ve Soma Termik Santrali’nden ibaret değil elbette. Sürekli fahiş geçiş ücretleriyle gündeme gelen Osmangazi Köprüsü’nün bağlantı yolu olan, Kuzey Marmara Otoyolu da Kolin’in ortağı olduğu mega projelerden.

Madencilik alanında da önemli işlere imza atan Kolin, Hekimhan Maden Sahası’nı da, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’ndan aldı. Kolin o bölgede, “Hekimhan Madencilik Siderit Kalsinasyon” tesisi kuruyor.

Naci Koloğlu’nun verdiği bilgilere Kolin Grup, sadece son beş yıldaki projelerden 770 milyon dolar ciro yapmış. Bunun içinde İGA ve Soma yok. Bu iki projeyle grubun cirosu 2 milyar dolara çıkıyor.

Naci Koloğlu mülakatında 5 yıl sonrası için 3 milyar dolar ciro hedefi koymuş. Şimdi İGA’nın devreden çıkmasıyla nasıl bir sonuç ortaya çıkacağı ise bilinmiyor.

Ankara’daki hızlı tren kazasının altından da Kolin çıkmıştı.

HIZLI TREN KAZASININ MEYDANA GELDİĞİ HATTI CLK ÜÇLÜSÜ İNŞA ETTİ

Kolin’in yine önemli yatırımlarından biri de Ankara Hızlı Tren Garı inşası ve işletmesi. Bu projeyi, yine ayrılmaz üçlü Cengiz-Limak-Kolin (CLK) aldı ve 19 yıl 7 aylık bir işletme hakkı kazandı. Ankara Hızlı Tren Garı projesi aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın (TCDD) ilk yap–işlet–devret projesiydi.

Bilindiği gibi bu hat, hizmete açıldıktan kısa süre sonra bir tren kazasıyla gündeme geldi. 13 Aralık 2018’deki kazada 9 kişi ölmüş, 92 kişi yaralanmıştı. Kazadan sonra hatta sinyalizasyon bulunmadığı ortaya çıkmıştı.

Kolin inşaatın internet sitesinde projeye dair verilen bilgiler arasında “sinyalizasyon işlerini de kapsamaktadır” bilgisi yer alıyor. Sinyalizasyon sistemi tamamlanmadan sefere başlayan Başkentray’ın 12 Nisan 2018’de açılışında, dönemin Başbakanı Binali Yıldırım “Ulaştırma Bakanı başta olmak üzere tüm ekibe teşekkür ediyorum. Yüklenici firma Kolin İnşaat’a da teşekkür ediyorum. Mucize sürede bitirdiler.” demişti.

ATV–SABAH İHALESİNDE DE KOLİN VARDI

Kolin Grubu’nun “tartışmalı” ihaleleri arasında elbette ilk ve en çarpıcı olanı Sabah – Atv’nin bünyesinde bulunduğu, Turkuvaz Medya Grup’un satın alınma süreciydi. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla grubu Ahmet Çalık’tan almak için para toplayan iş adamlarından.

Mahşerin üç atlısından Mehmet Cengiz’in medya grubunu almak için topladığı 630 milyon dolar paraya, Celal Koloğlu’nun, Nihat Özdemir’le beraber 100 milyon dolar katkı yaptığı daha sonra sosyal medyaya düşen sen kayıtlarında yansımıştı. Grubu almak için Zirve AŞ’yi kuran isimse Kalyon Grubu’nun sahibi Cemal Kalyoncu’ydu.

CLK’NIN ORTAK OLDUĞU PROJELER

Mahşerin üç atlısı Cengiz-Limak-Kolin’in ortak olduğu projeler

  • Bedaş-İstanbul Avrupa Yakası Boğaziçi Dağıtım Şirketi özelleştirmesi, (Kolin bu projeden ayrıldı)
  • Akdeniz Elektrik dağıtımı özelleştirmesi
  • Bursa Uludağ Elektrik dağıtımı özelleştirmesi
  • Sivas-Tokat-Yozgat (Çamlıbel) elektrik dağıtımı özelleştirmesi
  • Yusufeli Barajı
  • Ankara Hızlı Tren Garı Projesi
  • İGA İstanbul Grand Airport İşletmesi (Kolin bu projeden ayrıldı)

Kazanın olduğu sinyalizasyonsuz yolun müteahhidi Sabah’ın patronu

BOLD ÖZEL

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

290 gündür kızını göremediğini söyleyen tutuklu Hülya Bayden ailece yaşadıkları mağduriyetlerinin giderilmesi için milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan yardım istedi.

BOLD ÖZEL – Eşiyle birlikte tutuklanan ve Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen Hülya Bayden, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup göndererek cezaevinde koronavirüs kapan eşini ve psikolojisi bozulan kızını anlattı.

“PSİKOLOJİM ALT ÜST”

Bir kız evladı sahibi Bayden çifti 10 ay önce tutuklandı. Mehmet Yasin Bayden Bitlis, Hülya Bayden Bakırköy Cezaevine gönderildi. Kovid-19 tedbirleri kapsamında 22 gün karantina hücresinde kalmak zorunda kalan Hülya Bayden, karantinadan çıkınca eşinin cezaevinde koronavirüse yakalandığını öğrendiğini söyledi.

Bir taraftan evlat hasreti çeken bir yandan da eşinin sağlığından endişe eden Bayden, kendisinin de ilaç kullanmaya başladığını belirtti ve “Bu sıkıntılar psikolojimi alt üst etti. Vücut direncimin düşmesine yol açtı.” dedi.

“KIZIM ONU ALMAK İSTEMEDİĞİMİ SANIYOR”

10 aydır kızına sarılamadığını vurgulayan Bayden, “10 aydır 3 yaşındaki kızına sarılamamış, sadece geçen hafta kapalı görüşte camın arkasından görmüş bir anne olarak yazıyorum. Kızım onu almak istemediğimi sanıyor, konuşmadı bana küsmüş, çocuğa salgını nasıl anlatsam ki? Eşim de tutuklu.” diye yazdı. 

Mağduriyetinin giderilmesini ve bu zorlu korona günlerinde kızının yanında olmak istediğini belirten Bayden, 290 gündür çocuğuna hasret acılı bir anne olarak yardım istedi.

Hülya Bayden’in kızı.

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

İki yıldır tutuklu astım hastası Ender İleriye’ye koronavirüs teşhisi konuldu. Bir aydır sıcak suyun verilmediği Antalya L Tipi Cezaevinde birçok insanın hasta olduğu belirtiliyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL 

İki yıldır Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde kalan astım, şeker ve kalp hastası Ender İleriye, cezaevinde koronavirüs kaptı. 35 kişilik C10 koğuşunda kalan İleriye, üç gün önce bayılınca Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine kaldırıldı. İlk yapılan testi negatif çıkan İleriye’nin ciğer filminden şüphelenen doktorlar, dün ikinci test yaptı. Pozitif çıkan Ender İleriye şu anda hastanede tedavi görüyor.

“İKİ KİŞİ KOĞUŞA BAYILDI, BİR AYDIR SOĞUK DUŞ ALIYORLAR”

Antalya L Tipi Cezaevinde bir aydır sıcak suyun akmadığını belirten Ender İleriye’nin kardeşi Ahmet İleriye, “C10 koğuşundaki herkes şu anda hasta ve bu hastalıklarını soğuk duş almaya bağlamışlar. Bir hafta önce koğuşta iki kişi bayılmış. Abim de bunlardan biri. Abim 35 kişilik koğuşta kalıyordu. Çoğunda hastalık belirtisi var. Telefon ahizesi yoluyla diğer mahkumlara da virüs geçebilir” dedi. Cezaevi yönetiminin vakaları gizlediği de iddia ediliyor.

Antalya’da bir vakıfta çalışan Ender İleriye Cemaat soruşturmaları kapsamında Ekim 2018’de tutuklandı. 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan İleriye’nin dosyası Yargıtay tarafından onaylandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hastane yolunda kötü muamele mahkum koğuşunda ilaç zulmü

Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevinde tedavisi aksatılan Hepatit B hastası Fethi Kazancı’ya ilaçları düzenli verilmiyor. Kazancı, maruz kaldığı kötü muamele ve uzayan karantina nedeniyle de doktora gitmek istemiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Bandırma T Tipi Cezaevinde tutuklu Hepatit B hastası 38 yaşındaki Fethi Kazancı, 9 aydır doktora gidemediği için hastalığı ilerledi. Vücut ağrıları artan ve ağrı kesicilerle idare etmeye çalışan Kazancı, daha önce biyopsi için götürüldüğü hastanede ve yolda kötü muamele ile karşılaştığı için hastaneye gitmek istemiyor.

Ayrıca pandemi başladığından bu yana cezaevlerindeki hastalar büyük bir çıkmazın içinde. Sürekli uzayan karantina süreleri nedeniyle hasta tutuklular cezaevinde kalmaya kendini mecbur hissediyor. Çünkü koğuştan çıkan 1-2 ay geri dönemiyor. “Bunlara dayanacak gücüm yok” diyen Kazancı, 9 aydır sağlık hizmetlerinden mahrum.

1996 yılında Hepatit B teşhisi konulan KHK’lı sınıf öğretmeni Fethi Kazancı 26 Mayıs 2018’de gözaltına alındı. İki gün sonra tutuklanıp önce Edirne Cezaevine gönderildi. Dört ay sonra Bandırma T Tipi Cezaevine nakledildi. Nakil dönemi kışa denk gelen Kazancı, koğuşta yer olmadığı için 6 ay betonda uyumak zorunda kaldı. İlaç tedavisiyle baskılanan hastalığı bu süreçte tekrar ortaya çıktı.

SİROZ YA DA KANSERE DÖNÜŞEBİLİYOR

Bold Medya’ya konuşan Fethi Kazancı’nın eşi Atife Kazancı, “Hepatit karaciğerde bulunan bir virüs. Her sene bu yüzden eşime DNA testi yapılıyor. Bazen bu testlerin sıklığı artabiliyor. HSBC değeri diye bir şey var. O değer arttığı zaman vücudun dengesi bozuluyor. Buna bağlı olarak ya siroz ya da kanser olabiliyor. Çok dikkat edilmesi gereken bir hastalık. Cezaevine girdikten sonra eşimin tedavileri aksadı, doktora gidemedi, ilaç kullanamadı, tahlilleri yapılmadı” dedi.

Normalde durumu iyi olan Kazancı, cezaevinin kötü koşulları nedeniyle tutuklandıktan sonra ağrıları arttı. Ocak 2018’de biyopsi için iki kez Bursa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. Hastaneye gidip gelirken yaşadıklarını Ocak ve Şubat 2019’da eşine gönderdiği mektuplarda anlatan Kazancı’nın maruz kaldığı hak ihlalleri korkunç.

“SANA BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM AMA SAKIN PANİKLEME”

“Şimdi sana bir şey söyleyeceğim ama ne panikleme, ben iyiyim” diye durumu eşine izah etmeye çalışan Fethi Kazancı, Bursa’da mahkum odası olmadığı için bütün gün cezaevi aracında hiçbir şey yemeden kelepçeli bir şekilde beklemek zorunda kaldı.

Hastanede yaşadığı ise daha büyük bir eziyet. Başındaki komutan “Ben bir daha bu hastayı buraya getiremem” dediği için lokal anestezi yapıldı. Ancak operasyon sırasında bayıldı. Doktor bu riski göze alamayacağını söyleyerek biyopsiden vazgeçti. Kazancı o günü 6 Ocak 2019 tarihli mektubunda şöyle anlattı:

“Cuma günü Bursa’ya gittik. Normalde randevu 10 civarındaydı. Hava karlıydı ve yol da kapalıydı. Bu yüzden öğlene ancak vardık. Tabi öğle arası olduğu için biraz bekledik. Bu arada bir gün öncesinden açtım. Bazı aksaklıklar oldu ama nihayet biyopsi odasına girdik. Başımda 2 asker 1 komutan bekliyor. Doktor geldi, önce bir kağıt imzalattılar. Ardından lokal anestezi yaptı, karaciğerden. Elinde kocaman bir iğne vardı. Çuvaldızından daha kalın. Radyo anteninin en son kısmı kalınlığında. Lokal anesteziyi uygulandığında beni bir anda titreme tuttu, gözlerim karardı, midem bulandı o anda bayıldım (ama korkudan değil). Sonra doktorun dediklerini duyar gibi oldum. “Komplikasyon oluştu. Ben böyle bir mesuliyeti alamama, operasyon iptal dedi. Yanındaki hemşire de ‘efendim hasta şu anda baygın isterseniz girin.’ Ama doktor olmaz dedi. Ben bu mesuliyetin altına giremem deyip gitti.

Tabi ben yataktayım, üst tarafım çıplak. Askerler ayağımın altına yüksek bir şey koydular. Başımın altını da boşalttılar, çöp kovasını yaklaştırdılar. Kendime biraz gelince ona kustum. Bu arada hemşire askere ‘bir tuzlu ayran getirin içsin’ diyor. Tabi ne gezer, onları da anlıyorum. Bir şey olsa mesul olacaklar. Ama öyle bir sahipsizliği hissettim ki anlatamam. Etrafımda hiç kimse yok. Normalde müşahede altında tutmaları gerek (serum vs.) veya tansiyon ölçülür. Tabi bunların hiçbiri olmadı. Sonra kendimi toparlayınca ayağa kalktım. Üstümü giyindim. Komutana dedim ‘ufak bir operasyona dayanamayan birini ‘terörist’ diye cezaevine tıktılar. Tabi orada gözyaşlarıma hakim olamadım. Ellerimi uzattım, kelepçeyi taktılar. Gittik doktorun yanına.”

Komutanların baskısıyla doktorların hastalarla ilgilenmediği birçok hasta tutuklu yakınları tarafından dile getiriliyor.

“ELLERİMİZ KELEPÇELİ BEKLEDİK, ÇOK BİTKİN DÜŞTÜM”

Doktor olmadığı için cezaevi aracında beklemek zorunda kalan Fethi Kazancı, içinde bulunduğu koşulları da tarif etti:

“Sonra beni otobüse geri getirdiler. Hastanenin nezareti olmadığı için ellerimiz kelepçeli otobüsün kabininde bekliyorduk. Hava karlı, benim ayağımda yazlık spor ayakkabı. Kabinin için buz gibi. Dayanamadım. Kabinde koltuğun üzerine yan dönerek, ayaklarımı da karnıma çekerek uyudum. Çok bitkin düştüm o ara. Kumanya diye getirmişler bisküvi verdiler. Mecbur dayanamayıp onu yedim.”

Fethi Kazancı ikinci biyopside yaşadıklarını ise 24 Şubat 2019 tarihli mektubunda yazarak kayda geçirdi. Kazancı, operasyonun yine zor geçtiğini ve bir gün hastanede kalması gerektiği söylendiği halde o gün cezaevine götürüldüğünü ifade ediyor. İkinci genel anestezide Kazancı’dan alınan parça onkolojiye gönderildi. Sonuçlar temiz çıktı. Hastanın gözetim altında tutulmasına karar verildi. Bir ömür boyu kullanması gereken ilaçlar reçeteye yazılıp cezaevine gönderildi. Ancak Kazancı ilaçlarıyla ilgili şu anda sorun yaşıyor.

HASTANEYE GİTMEYE ÇOK KORKUYOR

Eşinin her gün ilaç alması gerektiğini belirten Atife Kazancı, “İlaçlarını hastaneye gitmeden yazmayız demişler. Eşim de bu sefer cumhuriyet savcılığına dilekçe vermiş. andemi süreci başlayınca seni hastaneye götürmeyeceğiz ama ilaçlarını vereceğiz dediler. 3-4 ay kadar ilaçlarını verdiler. Vermedikleri dönem oldu. Müdüriyete dilekçe gönderdik. Sonra verdiler. İki ay veriyorlar, sonra vermiyorlar, sonra tekrar bir ay veriyorlar. Öyle böyle geçti. CİMER’e hep dilekçe gönderdik. Eşimin her gün ilaç kullanması lazım, tahlillerinin yapılması lazım, dışarıda tedavi olması lazım diye. Eşim gitmeye çok korkuyor. Hem kaldıramam hem de gidenleri hala getirmediler diyor” ifadelerini kullandı.

“BESLENME YOK, İLAÇ YOK, DOKTOR YOK”

Eşinin çok zayıfladığını ve diyet menüsü olarak sürekli haşlama ya da konserve yiyecekler verildiğini belirten Kazancı, 5 gün boyunca sadece konserve bamya verildiğini vurguladı. “Beslenme yok, doktor yok, ilaç yok, hatta ağrı kesici bile yazmıyorlar, revir yasak” diyen Kazancı şöyle devam etti: “Eşim zaten 7-8 ay yerde yattı. Hastalığının ilerlemesinin buna bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bir ara psikolojik yardım da aldı, ayrıca şeker hastası. Pandemiden önce biz hep tedavi olsun diye dilekçe yazıyorduk. Şimdi de tehdit eder gibi geliyorlar, seni hastaneye götüreceğiz, yoksa ilaç milaç yok diyorlar.”

“ARTIK NE YAPACAĞIMIZI BİLEMİYORUZ”

Kazancı ailesi de aile boyu mağdur edilen ailelerden. Atife Kazancı’nı kayınpederi 6 ay Kütahya Tavşanlı’da, görümcesi 17 ay Şakran’da tutuklu kaldı. Kaynı hala Silivri’de. Eşiyle birlikte gözaltına alınan Atife Kazancı 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf’ta. 2009’dan beri lenf kanseri tedavisi gören kayınvalidesinin hastalığı ise 2017’de tekrar nüksetti. 8 ve 5 yaşında Muhammed Sezai ve Melih adında iki çocuğu bulunan Atife Kazancı, eşi tutuklandıktan sonra büyük oğlunda kalp ritim bozukluğu çıktığını belirtiyor. Kazancı, “Artık ne yapacağımızı bilemiyoruz” diyor.

DOSYASI YARGITAY’DA

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Fethi Kazancı’nın dosyası Yargıtay’da bulunuyor. En son Yozgat’ta öğretmenlik yapan Fethi Kazancı, Bank Asya hesabı, mesajlaşma programı Bylock, tanık ifadeleri ve KPPS sınavında soru çaldığı iddiasıyla yargılandı. 2010’da iptal edilen KPSS sınavında 86 puan alan Kazancı’ya mahkemede neden ikinci sınava girdiği soruldu.

Atife Kazancı, “Eşim o kadar hazırlandım diye ikinci sınava girdi ve sadece 6 puan daha az aldı. Eşim çok umutsuzca girmişti ikinci sınava, çok stresliydi. Bütün emeklerim heba oldu. Nasıl yüksek puan alacağım deyip durdu. Sınavla ilgili iddianame geldi. “Yüksek kanaat” ibaresi var. Avukat bunlar delil olamaz, dedi. Eşim ilahiyat da okudu. Ege Üniversitesine DGS ile geçiş yaptı ama yarım kaldı içeri girince. KHK ile ihraç edildikten sonra antrenör belgesi aldı. İçeride spor yönetimi okudu. Şimdi aşçılık okuyor. Bir de üniversite sınavına tekrar girecek.” diye konuştu.

Sınavı kazanıp atanan Fethi Kazancı’ya haksız kazanç elde ettiği iddiasıyla 220 milyar para cezası da verildi.

Fethi Kazancı’nın ikinci biyopsiye götürüldüğü 18 Ocak 2019 tarihli hastane raporu.

51 aydır babasız olan 2 kardeşin annesi de tutuklandı

Okumaya devam et

Popular