Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Sedef Demirhan: Eşime birliğine dön emri veren de birliğe girer girmez vurulmasını emreden de aynı kişi

Müebbet hapis cezasına çarptırılan Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan’ın eşi Sedef Demirhan BOLD’a özel röportaj verdi. O gün 23.00’e kadar eşiyle birlikte olan Sedef Demirhan, tanıklıklarını ve mahkemede yaşadığı tartışmaları anlattı. 

Sevinç Özarslan

BOLD ÖZEL

Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Nejat Atilla Demirhan, Mersin çatı davasında bir yıl önce müebbet hapse mahkum edildi. Demirhan, o gece emrindeki hiçbir askeri birlikten çıkartmadığı ve Mersin’de herhangi bir olay yaşanmadığı halde darbe yapmaya teşebbüs ettiği iddiasıyla kendisine kumpas kurulduğunu ifade etmişti. Dün yayınladığımız mektubunda da adil bir yargılama süreci geçirmediğini, çağırdıkları tanıkların mahkemeye gelmediğini ve hakim taleplerini dikkate almadığı için iddiasını ispatlayamadığını belirtmişti. 

BOLD’a özel röportaj veren Nejat Atilla Demirhan’ın eşi Sedef Demirhan o günün yakın tanıklarından biri. 15 Temmuz günü ve gecesinde saat 23.00’e kadar eşinin yanında olan Sedef Demirhan da eşine tuzak kurulduğunu düşünüyor ve eşine o gün birliğe dönmesi emrini veren ile, birliğine girer girmez vurulması emrini veren kişinin Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Hasan Uşaklıoğlu olduğunu söylüyor. Demirhan’ı vurması için ise Kurmay Başkanı Tayfun Ergi görevlendiriliyor. Sedef Demirhan’a göre eğer bu olay gerçekleşseydi ikinci Semih Terzi vakası yaşanacaktı.

Nejat Atilla Demirhan’ı tutuklayan ’emekli’ Merkez Komutanı Albay Ekrem Özer ise, Mersin’de yaşanan 15 Temmuz gecesinin kilit isimlerinden biri. Sedef Demirhan ve müebbet alan bir askerin kardeşi Cengiz Çelebi’nin (müstear isim) iddiasına göre Ekrem Özer’i MİT görevlendirdi. 

15 Temmuz’da neredeydiniz?

Afyon’da tatildeydik. Cuma akşamı annemlere yemeğe davetliydik. Benim annemler Afyon’da, kayınvalidemler de Afyon’da yaşıyor. Onları ziyaret için gitmiştik zaten. Yemeğe hazırlanırken eşime bir telefon geldi. Eşimin ‘Buyrun komutanım, tabi komutanım’ dediğini duydum. İçeriği neydi bilmiyorum ama bana aynen şunu söyledi. ‘Benim hemen jandarmaya gidip tafiks hattından görüşmem lazım.’ dedi. Bu askeriyeden askeriye görüşülen gizli bir telefon hattı. Biz Bolvadin ilçesindeydik. Eşim hemen oradaki jandarma komutanlığına gitti. Güney Deniz Saha Komutanlığı’ndan, ‘Terör tehditi var, hemen birliğine dön’ diye emir alıyor.

Kim veriyor emri?

Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Hasan Uşaklıoğlu. O bizim üst amirimiz. Birinci amirimiz oluyor. Eşim geri geldi bana dedi ki, hemen eşyaları topla, gidiyoruz. Neden, niye gitmek zorundayız demeye kalmadan, ‘Acilen çıkmamız lazım, terör tehditi varmış, acilen çıkmamız lazım’ dedi. Normalde biz cumartesi yola çıkacağız, pazar dinleneceğiz, pazartesi de işe başlayacak eşim.

Saat kaç civarı oluyor bu konuşmalar?

17.00-18.00 civarı. Mersin-Afyon arası hızlıca giderseniz 5 saat sürüyor. Biz yola çıktık. Tabi eşim rahat değil ama rahat bir şekilde yol alıyoruz. Konya’da yemek yedik. Darbe yapacak olsa eşim uçarak gider ya da bir şey gelir alır onu. Biz rahat rahat arabamızla, arkada oğlum, yanında ben eşyalarımızı topladık, dönüyoruz. Mersin’e 23.00 civarında ulaşabildik.

Darbe girişimi 22.00 civarında başlamıştı.

Darbe olayı olmuş, oğlum sürekli telefondan Twitter’a bakıyor. İstanbul’da köprünün bir tarafı kapatılmış, diyor. ‘Allah Allah diyoruz, herhalde bir uyuşturucu mafyası var.’ Hiçbir şeyden haberimiz yok. Çünkü yollar tertemiz. Herhangi bir sorun görünmüyor. Fakat sonra Ankara’da jetler uçuşuyor, haberini alıyoruz, meraktayız. Biz 23.00 gibi Mersin’e vardık. Eşim beni lojmana bıraktı. Eşyaları yukarı çıkardı. Ben birliğe geçiyorum, dedi.

Daha sonra biz mahkemede şöyle bir şey öğrendik. O zamanki MİT Bölge Başkanı -tam hatırlayamıyorum adı Ali’ydi galiba- ‘Bir hareketlenme var, ne oluyor’ diye birliğe gidiyor. Eşim daha gitmeden. Eşim gider gitmez de sıkıyönetim emri geldi diye eline bir kağıt tutuşturuyorlar.

Kim tutuşturuyor?

Kurmay Başkanı Albay Tayfun Ergi. Ergi darbeden sonra 20 ay dışarıdaydı, 20. ayda artık suçlamalar artınca içeriye alındı. Eşim eline bu kağıt verilince bir toplantı yapıyor. 12 kişiyle beraber. Bölge Jandarma komutanları, diğer askerlerle beraber. O sırada Hasan Basri Dağdelen (eski emniyet müdürü) geliyor. ‘Beni buradan gönderebilir misiniz’ diyor eşime.

Niye çıkmak istiyor, orada ne işi var?

Hasan Basri Dağdelen’in evine o gece 19.00 sularında bir astsubay gelmiş, kimliğini göstermiş. Dağdelen bu kişinin adını mahkemede verdi fakat öyle bir astsubay olmadığı ortaya çıktı. Yani sahte kimlikli biri evine geliyor. ‘Birliğe gidin, önlem alın, amirallere suikast düzenlenecek’ diye bilgi getiriyorlar. O astsubay iki telefon numarası veriyor kendisine. Biri buranın üst komutanının telefonu, diğeri de ‘Genelkurmay’dan teyit alabileceğiniz numara’ diye. Dağdelen, Genelkurmay’ı aradığında ‘evet böyle bir tehdit var, amirallere suikast düzenlenecek’ diye teyit ederek birliğe gidiyor.

Sonra neden oradan ayrılmak istiyor?

Sıkıyönetim olayını duyduktan sonra oradan çıkmak istiyor. Mahkemede bir telsiz uzmanı şunu söyledi. Biz saat 22.00’de sıkıyönetim emrini aldık. Bütün birliklere geldi emir. Kurmay Başkanı (Tayfun Ergi) bunu okudu, Mazhar Süha Söylem (albay) okudu, Ayhan Canlı (albay) okudu. Bütün albaylar okudular. Böyle bir şey olacağını valiye telefon açıp söyleselerdi, ‘sıkıyönetim ilanı geldi ne yapayım’ diye sorsalardı. Orada 112 acil merkez kurulmuş. Ve madem eşim darbeci daha gelmeden gişelerde yakalansaydı. Biz o sırada Tarsus’a bile girmemiştik, gişelerdeydik.

Niye yapmadılar sizce?

Tayfun Ergi mahkemede ‘komutanın gelmesini bekledik’, dedi. Eviniz yanıyor, ama siz diyorsunuz ki, eşimi bekleyeyim de ondan sonra haber vereyim itfaiyeye. İnsan bekler mi böyle bir şey için. Ama öyle olmuyor, bütün herkes toparlanıyor orada eşim gidince de eline sıkıyönetim kağıdı veriliyor… Saat gece 02.00 gibi kendi astı olan ve o gün emekliliği dolan Mersin Merkez Komutanı Albay Ekrem Özer eşimi darbe yaptığı gerekçesiyle tutuklamaya geliyor.

Nasıl tutuklamaya geliyor? Öyle bir yetkisi var mı?

MİT’ten görev almış. O gece kriz masasında MİT de var. MİT Bölge Başkanı 23.00’te birliğe geliyor. Bunların hepsi mahkeme kayıtlarında. Birlikte 16 kamera var. 15’ini bozuk olduğunu söylüyorlar. Mahkemede sadece bir kamerayı gösterdiler. O kamerada da eşim koridorda yürüyor. Yalancı tanıklar şunu söylüyor. Çok bağırıyordu, çok öfkeliydi. Kameralarda aşırı sakin bir şekilde bir odadan bir odaya gidiyor. Ne bir öfke belirtisi var, ne bir bağırma sesi var. Sadece Ekrem Özer ile bir tartışmaları olmuş ve eşim ‘sen benim astımsın, emekli oldun, tutuklayamazsın’ diye karşı çıkıyor.

Emekli biri istediği zaman birliğe girebiliyor mu?

Aslında kartla giriş yapılıyor birliğe. Ana kapıdan rahatça girebilir. Kimliği, giriş kartları hala elinde var. Sadece ana birlik binasına ayrı bir kartla girilebilir. Ama o gece kart mart kaydı tutulmamış. Biz ısrarla o kart girişlerinden eşimin kaçta geldiği, diğer memurların, binbaşının, yüzbaşının kaçta geldiğini ispatlamak istedik. Ama hiçbir şekilde kayıt tutulmamış.

Ekrem Özer’in MİT’ten emir aldığını nereden biliyorsunuz?

Kendisi mahkemede söyledi. Merkez komutanı zaten bölgenin kara birliğine bakar. Kriz yönetimine gider. 112 acilde de görevlidir, ama o gün hiçbir görevi yok. Ve biz mahkemede şunları öğreniyoruz: Güney Deniz Saha Komutanı, eşim için vur emri vermiş. Birliğine girer girmez vurun. Bunu Ekrem Özer’e de söylemiş. O sırada vekil olan Murat yüzbaşıya da söylemiş. Ve ben Kurmay Başkanı Tayfun Ergi ile mahkemede tartıştım.

Niye tartıştınız?

Tayfun Ergi, döndü bana dedi ki, ‘bana şükretmen lazım.’ Neden dedim, ‘eşini vuracaktım, eşinin tabutu çıkacaktı, sağ kaldığı için bana şükret.’ Sen mi vuracaktın, diye sordum. Evet dedi, ‘ben emir almıştım, ben vuracaktım’ dedi.

Tayfun Ergi’ye eşinizi vur emrini kim veriyor?

Güney Deniz Saha Komutanı Hasan Uşaklıoğlu. Bizi çağıran kişi. İkinci bir Semih Terzi vakası olacaktı.

Eşinizi ‘birliğine dön’ emrini veren kişi de, vurulması emrini veren kişi de aynı. Hasan Uşaklıoğlu nerede şimdi?

Evet aynı kişi. Hasan Uşaklıoğlu’nu tanık olarak mahkemeye çağırdık. Bizim avukatımız mahkeme başkanı ile görüştü. ‘Hasan Uşaklıoğlu’na ulaşamıyoruz, büyük bir ihtimalle yurt dışında’ dedi. Mahkemeye de gelmedi. 2 Ağustos 2017’de emekli edildi -ki kendisi kuvvet komutanı olmayı bekliyordu. Şu anda yurt dışında olabilir. İki çocuğu da Amerika’da yaşıyordu zaten.

Saat 23.30 eşiniz birliğine gitti, o gece daha sonra hiç kendisiyle görüştünüz mü?

16 Temmuz sabahına kadar sürekli telefonla görüştük. Çünkü televizyonda hep alt yazı geçiyor. Akdeniz Bölge Komutanı gözaltına alındı, Akdeniz Bölge Komutanı tutuklandı. Bu haberleri duyuyorum, eşimi arıyorum. Eşim diyor ki, görev yerindeyim, görevimin başındayım, bir problem yok. Sabah altı buçukta aradığımda Tayfun Ergi açtı telefonu. Ne oluyor, bir problem mi var dedim. ‘Komutanımız hiçbirimizi dinlemedi, darbe yapmaya kalktı, şu anda da cezalandırılmak için tutuklanıyor, dedi.

Ben tabi çılgına döndüm. Ya nasıl olur bu, niye olur diye. Tayfun Ergi lojmanda alt komşumuz. 16 Temmuz sabahı karşıma geçti, öyle bir şekilde konuştu ki benimle, ‘inanın hiçbir şekilde bizi dinlemedi, şöyle yaptı böyle yaptı’ diye eşim hakkında bir sürü yalan söyledi. Ben o sırada ‘haklı herhalde, benim kocam yanlış yaptı’ diye düşündüm. O kadar inandırıcı konuşuyor.

Çocuklarım eşimin eşyalarını toplamaya birliğe gittiğinde de bize aşırı derecede yardımcı oldu. Çocuklarıma hakaret ediyorlar tabi, ‘eşyaları aldırtmayız, toplatmayız’ diye. Tayfun Ergi, ‘yapmayın silah arkadaşlarımızın çocuklarına, bu şekilde davranamazsınız, diyor. Bize o kadar iyilik yapıyor ki, ben herhalde bu adam doğru bir adam diye düşünüyorum.

Nejat Atilla Demirhan’ın çocukları da tutuklanmıştı.

Doğru biri olmadığını sonra nasıl anladınız?

Sonra mahkemede öğrendik ki, darbeden üç ya da dört gün sonra yüzbaşıya (eski harekat şube müdürü kurmay yüzbaşı Ali Gül) ısrarla şunu yaptırmış; şunun da cezası var, şu da cezalı, bunu da cezalı yazacaksın diye, eşim hakkında bir sürü şey yazdırmış. Sonra ikisi hakkında evrakta sahtecilikten ikinci bir dava açıldı. Eşimin emir subayı bölgede değildi. Tayfun Ergi, komutanının odası aranacak diye onu birliğe çağırıyor ve 16 Temmuz sabahı altıda birliğe girer girmez kelepçeletiyor. Hiçbir şeyden habersiz bu çocuk.

Ben artık bunları gördükçe, öğrenince ilk mahkemede Tayfun Ergi’ye patladım. Sen neler yaptın, niye böyle şeyler yaptın, yalancısın diye. O şekilde tartışma başladı. Suç duyurusunda bulunacaktık ama uzatmak istemedik, tekrar bir mahkeme… Benim hakkımda da bir soruşturma vardı ve onun için fazla deşelemedik.

Neden deşelemediniz, sonuçta ciddi iddialarınız var.

Şöyle; benim hakkımda da bir soruşturma açıldı. Darbe yapmaktan benim hakkımda da soruşturma açıldı.

Neye dayanarak açıldı?

Onu da bilemiyorum. Takipsizlik aldım. Hatta Mersin yetkisizlik vererek Ankara’ya gönderdi. Ankara herhangi bir şey bulamadık deyip takipsizlik verdi. O dönemde ben bu soruşturmayla uğraşıyordum. Çocukların davasına gittiğimde benim soruşturmam önlerine çıkıyordu, eşimin davasına gittiğimde onun da önüne sunuyorlardı. Ben tekrar bir suç dosyası daha oluşturmak istemedim.

İftira atıyor diye dava açılamıyor mu?

Bunları zaten mahkemede eşim söyledi. Tayfun Ergi’nin tutuklanmasının sebebi de bu zaten. Eşimle birlikte tutuklu olan diğer herkes Tayfun Ergi’yi şikayet edince onu da aldılar. Ben, benim tartışmam adına bir suç duyurusunda bulunacaktım. Bana bu şekilde davrandı, üzerime yürüdü diye. Bunu yapmak istemedim. Başka bir davayla uğraşmak istemedim. Tayfun Ergi’nin şu anda darbe yapmaktan bir davası var, bir de evrakta sahtecilik yapmaktan davası var. Diğer davalardaki binbaşı, yüzbaşı hepsi ayrı suç duyurusunda bulundu hakkında.

Tayfun Ergi’ye ‘darbe yapma’ davasını kim açtı?

O ilk başlarda tutuksuz tanık olarak gidip geliyordu. Hem tanıktı, hem sanıktı. Ama tutuksuz yargılanıyordu. En sonunda bütün herkes onun adını verince siviller, polisler dahiller ‘Tayfun şunu yaptı, öyle dedi, bunu deyince’ artık hakim baskılara dayanamayarak aldı. Yoksa 20 ay dışarıdaydı. Mahkemeye gidip geliyordu.

Bütün bu olanlarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Yani Kurmay Başkanı Albay Tayfun Ergi ya da birileri eşinize tuzak mı kurdu?

Tayfun Ergi ve üç albay. Ayhan Canlı, Mazhar Süha Söylem, Habil Uğurluel. Ekrem Özer’in zaten en başta piyon olduğunu düşünüyorum ama birlikte olanlar bunlar. Çünkü önceden her şeyi hazırlamışlar, kazanı kaynatmışlar, eşim on bir buçukta gelir gelmez de içine attılar.

O zamanki Vali Özdemir Çakacak’ın da bu işin içinde olduğunu düşünüyorum. Ekrem Özer darbeden bir buçuk ay önce izne ayrılmıştı. Bir burun ameliyatı olacaktı. Ondan sonran 1,5 ay da istirahatliydi. 15 Temmuz cuma sabahı Mersin Valiliği’nin sitesinde valiyi ziyaret ettiği fotoğraflarını gördüm. İzne ayrılmış, emekliye ayrılmış biri, o sabah resmi kıyafetlerini giymiş valiyi ziyaret ediyor. Eşime gösterdim, Allah Allah niye gitti ki acaba, bu adam bir şey düşünüyor ama dedi… Başka hiçbir şey demedi. Orada bir şeyler planladılar.

Vali darbeden üç gün şehrin ortasında Lütfi Elvan (dönemin Kalkınma Bakanı) ile birlikte miting yapıyorlar. ‘O komutan dediğiniz adam, -halk o kadar çok seviyor ki eşimi, herkes komutan dendi mi ölür biterdi- ki ben ona komutan bile demem.’ diyor. Şöyle yaptı, böyle yaptı. Oysa o gece hiçbir şey olmadı, halkın dışında kimse sokakta değildi. Halk da zaten lojmanların önünde toplandı. Birliği bile kimse bilmez. Çünkü birlik limanın arka tarafındadır.

Bahsettiğiniz diğer isimler neredeler?

Onlar hakkında da davalar açıldı ama organize suçlarda bir dava açıldı. Çünkü mahkemede onlar hakkında da çok şey söylendi. Habil Uğurluel emekli oldu, diğerleri görevde olması lazım. Ekrem Özer zaten baştan itibaren emekliydi. Mersin’de bir hastanenin müdürlüğü yapıyor bildiğim kadarıyla. Üç korumayla geziyor, demek ki bu kadar korkuyor. Mahkemeye müşteki olarak geldi. Bizim avukatların hepsi olayın içinde olan bir kişi müşteki olamaz diye itiraz ettiler. Müşteki sıfatı düştü, tanık sıfatıyla geldi. Mahkemede bunların hepsi konuşuldu.

Peki eşinize bir an bile olsa darbe yapmayı aklından geçirdiğini sordunuz mu?

Hep sordum. Askeriyenin içinde iki yıldır bu hep konuşuluyordu. ‘Biz bu adamı sevmiyoruz, bu adamın inmesi lazım, Hulusi Akar dahil olmak üzere. Ama eşim hep şunu söylüyordu: ‘Darbe ülkeyi 10 yıl geriye götürür. Bu şekilde olmaz. Askeriyenin başa gelmesiyle böyle bir şey düzelmez’ diye bunu hep söylüyordu. Hala söylüyor.

Bu işte bir parmağın var mı diye sordunuz mu?

Sordum, hep sordum. En başta da sordum. Bana ilk başta 30 sayfalık yazı gönderdi. Onda da yazıyor zaten. Hep kendisine terör tehdidi var denildiğini söylüyor. Hatta kurmay başkanı (Tayfun Ergi), Mersin’de lojmanlardan başka bir kamp yeri var. Tatil yapılan bir yer burası. Kurmay Başkanı oraya polis girdi diye eşimi sürekli kışkırtmaya çalışıyor. Asker gönderilmesini istiyor. Yani amaç dışarıya asker çıkartmak. Ve eşim de ısrarla asker çıkartmıyor. Darbeye bir iştiraki olsa emrinde 1500 adam var, kim buna karşı gelebilecek.

Eşim şu an Sincan Cezaevi’nde, gardiyanlar sürekli onu tehlikeli tutuklu kategorisine almak için kışkırtıyorlar. Geçen hafta ben çıktıktan sonra açık görüşte bir tartışma yaşanıyor, eşim de ‘Allah var, hukuk var’ diye karşı çıkıyor. Gardiyanlar ‘sen bize bunu nasıl söylersin’ diye tartaklamışlar. Özellikle kameraların olduğu yerlere geçtiğini söyledi o anda, kameraların olmadığı yerlere çekmişler. Hakaretler etmişler, bağırmışlar. Ertesi gün de savunmasını almışlar. Avukatımıza anlattım durumu, ‘tehlikeli suçlu yapmak istiyorlar’ diyor.

EMEKLİ ALBAY EKREM ÖZER MİT’TEN EMİR ALDI

Cengiz Çelebi müstear isimli bir asker yakını, Mersin davasıyla ilgili 2 Haziran 2018’de Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanlığı’nda neler yaşandığını yazmıştı.

Sosyal medya üzerinde görüştüğümüz Çelebi’nin iddiasına göre o gece olanlar şöyle:

“Davada Ekrem Özer diye bir albay vardı. Emekliliğini vermiş bir albay. MİT Bölge Başkanı 15 Temmuz günü onu arıyor ve garnizonluğa görevine dönmesini istiyor. Medyada 15 Temmuz gecesinde ‘Nejat Atilla Demirhan direndi’ diye haberler yapıldı. Ama Nejat Atilla Demirhan polislere teslim olmak istiyor ama Ekrem Özer olmak istemiyor. O yüzden sorun çıkıyor. Olayın aslı bu.

Eğer o gece Hasan Basri Dağdelen garnizonluğa gitmeseydi aslında maksat Nejat Demirhan’ı öldürüp Mersin’i kana bulamaktı. Nejat Atilla Demirhan izindeyken 15 Temmuz günü aranıyor ve Mersin’e gelmesi emrediliyor.

Yetmedi 21 Temmuz’da Tayfun Ergi, Mazhar Süha Söylem ve Ayhan Canlı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na rapor gönderiyor. Rapor sahte. Yani o saatlerde orada olmayan kişilerin isimlerini veriyorlar. O rapordan sonra o askerler ihraç oldu. Ama rapor olduğu gibi yalan ve mahkemede kanıtlandı. Zaten ondan sonra Tayfun Ergi’ye belgede sahtecilik davası açtılar. Mazhar Süha Söylem, Ayhan Canlı, Tayfun Ergi bu üçlü her şeyi planlayan. Tayfun Ergi içeride, diğerleri dışarıda. Onlara dışarıdan destek veren Ekrem Özer. Ekrem Özer ve bu üç isim birlikte hareket ediyor. Özer bu 3 ismi kurtarmak için de ifadeler veriyor. Ama kendisi de patladı. Ekrem Özer’in birliği girişi yasak, çünkü emekli. Ekrem Özer’e MİT 23.17’de telefon ediyor.

Mahkemede Ekrem Özer’e ‘senin sicil amirin kim? diye soruldu. Ekrem Özer de ‘Nejat Atilla’ dedi. Orada Ekrem patladı. Öyle bir emir alamaz. Kendisi bir kere emekli. Emri MİT Bölge Başkanı’ndan alıyor. Hepsi resmi kayıtta. Tayfun Ergi niye içeride? O kadar hata yaptı ki…”

Cengiz Çelebi, bu konuşmadan sonra ‘Bize ne kadar haksızlık yapılırsa yapılsın size konuşmam’ diyerek sorularımıza cevap vermedi, bağlantıyı kesti. Bir süre sonra da hesabını kapattı.

BOLD ÖZEL

KHK’lı öğretmenden Oxford’da karşılaştığı Numan Kurtulmuş’a: Bu gece nasıl uyuyacaksınız?

KHK ile işinden olan Gülşen öğretmen İngiltere’de karşılaştığı AKP’li Numan Kurtulmuş’un yanına gidip yaşadığı sıkıntıları anlattı. “Haklılığın ve doğruluğun rahatlığıyla bu gece mışıl mışıl uyuyacağım. Ya siz” diye sordu.

BOLD – Türkiye’de pasaport yasağı bulunan öğretmen Gülşen Altınova, Oxford İslam Araştırmaları Merkezini ziyaret eden AKP’li Numan Kurtulmuş ile karşılaşmasını ve aralarında geçen diyaloğu sosyal medya hesabından paylaştı.

Altınova, Numan Kurtulmuş ve eşine, kendisi gibi terörist damgası yiyen yüz binlerce insana haklarının ve pasaportlarının geri verilmesi konusunda bir şeyler yapmaları için çağrıda bulunduğunu belirtti.

O DENLİ TERÖRİSTİM YANİ

Hakkındaki pasaport yasağı yüzünden Türkiye’ye giremeyen ve memleket hasreti çektiğini söyleyen Altınova, ”Numan Kurtulmuş ve eşine şunu söyledim: Hükümetten birisiyle karşılaşsam öfkeli olurdum diye düşünüyordum ama siz bana memleketimin kokusunu getirdiniz. O denli teröristim yani” ifadelerini kullandı.

ÇOCUKLARIMIZA BUNU YAPMAYA KİMSENİN HAKKI YOK

Kurtulmuş ve eşini gördüğünde 11 yaşındaki kızının korktuğunu söyleyen Altınova, Kurtulmuş ailesine, “Hadi bizi geçtim, evlatlarımızın içinde bulunduğu durum bu. Çocuklara bunu yapmaya hangimizin hakkı var” dediğini aktardı.

KADINLAR OLARAK DUR DEMELİYİZ

Türkiye’de yaşayan anne ve babasının hasretini çektiğini belirten Altınova Kurtulmuş’un eşine de şunları söylediğini anlattı:

“Kadınlar olarak bir şeyler yapmak zorundasınız, bu gidişe hep beraber dur demeliyiz. Anadolu’nun kadınlarında bu güç vardır. Ben Gülşen öğretmen tüm varlığımla iyilik adına mücadeleye varım.”

Gülşen öğretmen Numan Kurtulmuş’a son olarak şu soruyu sorduğunu aktardı: “Ben haklılığın ve doğruluğun rahatlığıyla bu gece mışıl mışıl uyuyacağım. Ya siz?”

Sevinç Kart: Yargıtay’a rağmen neden hala cezaevinde fotoğraf çektiriyoruz?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezası ertelenen hasta tutuklu Engin Kara: Yüzüne rüzgar vurması ne büyük nimetmiş

Karaciğer nakli olan hasta tutuklu Engin Kara’nın, 6 yıl 10 ay’lık cezası 30 aylık tutukluluğunun ardından 6 ay ertelendi. Halen hastanede olan Kara, “Psikolojik olarak çok rahatladım” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 2 Nisan 2019’da Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’nde karaciğer nakli yapılan hasta tutuklu Engin Kara’nın cezası 6 ay ertelendi. Kara’nın tedavisine artık başında askerler olmadan, eşi Olcay Kara’nın desteğiyle devam ediliyor.

“Psikolojik olarak çok rahatladım. Yürümek, halıya basmak, rüzgarın yüzünüze vurması ne büyük nimetmiş. Destek olan herkese çok teşekkür ediyorum” diyen Kara ile son durumu hakkında küçük bir röportaj yaptık.

Engin bey geçmiş olsun, infaz erteleme kararı verildi hakkınızda.

Çok teşekkürler, destek olan herkesten Allah razı olsun. Açıkçası hastanenin verdiği rapor da bunu gerektiriyordu. ‘Cezaevine giremez’ demişti doktorlar. Durumum zaten onu gösteriyordu. Rapor verilmeyen hastalar olmuş daha önce ve kansere dönüşmüş onların durumu. Bu faktörleri göz önünde bulundurdular. İnşallah raporları verilmeyenlere de en kısa zamanda verilir. Karaciğer nakli kritik bir hastalık.

Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Çok şükür kafamız rahatladı. 4 aydır buraya her sabah asker geliyordu. Yanımda aynı odada kalıyorduk. Yememize içmemize müdahale ediyorlardı. Her şeyi yiyemiyoruz. Yememiz gereken ekstra gıdalar var. Kan alıyorlar, kanda protein düşük çıkıyor. Onu dışarıdan almamıza izin vermiyorlar. Çok şükür bunlar bitti.

Yemeğinize neden karışıyorlar? Doktor ne diyorsa onu yemeniz gerekmiyor mu?

Cezaevi koşulları geçerli. Hasta olsak da mahkum uygulaması yapılıyor. Dışarıdan bir şey alamıyorsunuz. Hastane ne verirse o… Hatta sesim kısıktı. Ben onu hastalığa bağlıyordum. Meğer ki konuşmamaktan, moralsizliktenmiş. Karar çıktıktan sonra iki günde sesim düzeldi. Diyaframın etrafında karın tüpü diye bir şey var. O diyaframa değince sesim ondan kısılıyor diye düşünüyordum. Ondan değilmiş. Konuşmaya başlayınca sesim normale döndü. Çevrenizde konuşacak insan olmayınca öyle oluyor. Ağrılarımız var tabi, rutin ağrılar, ama şimdi bir an önce kendimi toparlayıp çıkmak istiyorum. Tabi ki artık çocuk gibi hassas bir durumdayım, ömür boyu böyle olacak artık.

Şu anda neredesiniz?

Biz Malatya’da Turgut Özal Hastanesindeyiz. Aynı odadayız. Sadece başımızdaki askerler gitti. İstediğim zaman dışarı çıkabiliyorum, güneş görebiliyorum, istediğim yere gidebiliyorum doktordan izinli. Taburcu olmadım ama tahliye oldum.

Psikolojik olarak rahatlamışsınızdır.

Hem de nasıl. Benim çok yürümem lazım mesela. Koridora çıkıp yürüyemiyordum, bazıları odanın içeride dahi yürmeme izin vermiyorlardı. Kimseye bir şey demiyorum, herkes görevini yapıyor ama yürümeyince de benim ağrılarım çok artıyordu. Çünkü vücudumda boşalan halen safra var. Vücudumdaki tüple yaşıyorum. Dışarıya tüple vücuttan sürekli safra ve kan geliyor. Yürümeyince onlar içeride birikiyor. Şu an kafamız rahatladı. Eşim de çok çekti, şimdi o da mutlu.

Şu an sağlığınız nasıl? Nakil yapılan ciğer size uyum sağladı mı?

Diyelim ki kolunuza bir kıymık batsa, o kıymığın battığı yer iltihap oluyor ya, bu şu anlama geliyor vücut o kıymığı kabul etmiyor, bu benden değil diyor. Şu anda da benim durumum bu. Karaciğer bir takım salgılar salgılıyor. Ama bunu ilaçlarla baskılıyorlar. ALT diye bir değer var. Buna karaciğer enzimi diyoruz. Bu değer normal insanlarda en fazla 30 ile 55 arasında olması gerekiyor.

Sizde ne kadar bu değer?

Bende bu değer 1500’dü. 700’lere düşmüştü. Şu an 300’lerde. Bu sabah kan aldılar. Heyecanla karnemi bekliyorum acaba nasıl gelecek diye. O değer normale dönene kadar hastanede yatmaya devam edeceğiz. Bu hastane çok ciddi bir hastane. Çok ilgilendiler, sağolsunlar. Benimle ilgilenen doktorlara, hemşirelere çok teşekkür ederim. Doktorlar değerler düşüne kadar hastanede kalmam gerektiğini söyledi. Ama o değerler ne zaman düşer şu anda bilemiyorlar. Bir de beyaz kürem düşük benim.

Beyaz küre ne oluyor?

Beyaz küre ilikte üretilen akyuvarlar. O da düşük. Zaman zaman yükseliyor düşüyor. Şimdi onunla da uğraşıyorlar. Eğer o normale gelmezse kansere dönüşme ihtimali olabiliyormuş. Zaten raporu ona göre yazdılar.

Tahliye edilmek, sağlığınıza kısmen de olsa kavuşmuş olmanız size neler hissettirdi?

Kıymetini bilmediğimiz şeylerin kıymetini burada öğreniyoruz. Eşim halı serdi odaya. Halıya basabilmek bile ne büyük nimetmiş. İnsanın yüzüne rüzgarın vurması ne güzel, ne büyük nimetmiş. Hamd olsun, normal bir hayata döndüm ama koridora çıkınca yanımda asker var mı, arkamdan gelen kimse var mı, acaba şuraya gitsem bir şey diyen olur mu diye hala içimde tedirginlik var, sivile alışmış değilim. Gayret gösteren, destek olan herkesten Allah razı olsun.

22 yıllık öğretmen olan Engin Kara, Cemaat soruşturmaları kapsamında 5 Şubat 2017’de tutuklandı. Üyelikten 6 ay 10 ay hapis cezasına çarptırılan Kara, Ordu E Tipi Cezaevinde kalırken rahatsızlanmış ve karaciğer nakli için Nisan 2019’da Malatya’ya sevk edilmişti.

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen kişilerin cezası, hasta iyileşinceye kadar ertelenmesi gerekiyor. Fakat bu yasa, Cemaat operasyonları kapsamında tutuklananlara keyfi olarak uygulanmıyordu. Bir adım atılmış oldu. Türkiye cezaevlerinde 2019 yılı itibariyle yaklaşık 1154 hasta ve engelli tutuklu bulunuyor.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Ömer Faruk Gergerlioğlu, karar için “4 aydır ayak sürüyorlardı, nihayet karar verildi.  Darısı infaz ertelemesi 110 gündür uygulanmayan Şerif Ağu’nun başına” diye yazdı.

20 yıllık öğretmen Şerif Ağu da karaciğer yapıldıktan sonra tekrar cezaevine gönderildi. 60 gündür Antalya L Tipi Cezaevinin revir odasında tutuluyor. Ailesi görüş günlerinde yanına maske kullanarak gidebiliyor.

AİHM inanamadı: Karaciğer nakli olan hasta gerçekten cezaevinde mi?

Doktorlar “Cezaevine dönmesi cinayet olur” diyor

Karaciğer nakli yapılan tutuklu Engin Kara’nın eşi: Eşimin durumu kritik, kanunlara göre cezasının ertelenmesini istiyoruz

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hakimden üç çocuk annesine: Çocuklarını cezaevinde büyüt!

Uşak’ta Türkiye’de halkın yargıya neden güvenmediğini ortaya koyan bir olay yaşandı. Zeynep Öztan hakkında, bir mahkeme çocukları için ev hapsi verirken diğer mahkeme “Çocuklarını cezaevinde büyüt” diyerek tutukladı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, CHP Antalya Milletvekili Cahit Arı’nın yargıya duyulan güvenin yüzde 20 dolaylarında olduğu sözlerine bugün “Halkın güveni yüzde 20 değil yüzde 38” cevabını verdi.

Oktay’ın bu cevabına yargı mağduru birçok insan tepki gösterdi, yargıya güvenlerinin ‘sıfır noktası’nda olduğunu söyledi. 15 Temmuz’dan sonra mahkemelerdeki uygulamalar, kararlar da bunun kanıtı.

16 aydır Balıkesir Kepsüt Cezaevinde tutuklu bulunan Zeynep Öztan’ın (33) yargılanma süreci hukuk garabatine dönmüş durumda. Bir mahkeme kendisini serbest bırakırken, ertesi gün diğer mahkeme bir telefonla kararı tam tersi yönde değiştirebildi.

Zeynep Öztan’ı Balıkesir’deki hakim üç küçük çocuğu bulunduğu için ev hapsi vererek serbest bıraktı, bir gün sonra Uşak hakimi devreye girerek Öztan’ı tekrar tutuklattı. En küçüğü o zaman 7 aylık olan, 3 çocuk annesi kadına hakim bey bir de “Çocuklarını mahkemede büyüt sen!” dedi.

Öztan, bu karardan sonra bir türlü kendini savunamadı. Hangi mahkemede yargılanacağına karar verilemediği için bir buçuk sene bekletildikten sonra 18 Temmuz 2019’da Uşak’ta ilk duruşmaya çıktı ve tanıklar dinlendikten sonra mahkemesi 5 Eylül 2019’a ertelendi.

5 TEMMUZ’DA 40 GÜNLÜK LOHUSAYDI

Zeynep Öztan, Mustafa Nadir ve Zehra ile Balıkesir Kepsüt Cezaevinde, 2018.

Uşak Üniversitesi Kamu Yönetiminden mezun olduktan sonra Uşak’ta 8 sene özel bir yurtta müdürlük yapan Öztan ve memur olan eşi Tahir Öztan hakkında, 15 Temmuz’dan sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında yakalama kararı çıkarıldı.

15 Temmuz olduğunda 40 günlük lohusa olan Zeynep Öztan, ikinci çocuğunu dünyaya getirmişti. Hem görev yaptığı yurt 15 Temmuz’dan önce kapatıldığı için, hem de hamilelik nedeniyle çalışmıyor, çocuklarıyla ilgileniyordu. İşsiz kalınca Uşak’tan ayrılıp Balıkesir’e taşındılar.

Üçüncü çocukları Mustafa Nadir (2) ise Balıkesir’de dünyaya geldi. Öztan çifti, 28 Mart 2019’da Balıkesir’deki evlerinde gözaltına alındığında Mustafa Nadir 7 aylıktı. 10 gün nezarethanede kalan Zeynep Öztan’ı, Balıkesir hakimi çocukları çok küçük olduğu için ev hapsi vererek bıraktı.

Fakat yakalama kararı Uşak’ta çıkarıldığı için Uşak hakimi, Balıkesir hakimini arayarak kararı değiştirtti ve Öztan ertesi sabah ablasının evinin önünde kızını oynatırken tekrar gözaltına alındı.

Balıkesir’den SEGBİS ile bağlandığı Uşak mahkemesi hakimi “Sen çocuklarını içeride büyüt” diyerek Zeynep Öztan’ın tutuklanmasına karar verdi. O günden beri oğlu Mustafa Nadir ile birlikte (zaman zaman Mustafa Nadir teyzesinin yanına gidip geldi) Kepsüt’te bulunuyor.

Öztan’ın aile yakınları “Bir hakim şahsi düşüncelerini nasıl böyle söyleyebiliyor. Şahsi fikrine göre mi hukuka göre mi karar veriyor. Nasıl oluyor da aynı kişi hakkında iki mahkeme farklı karar veriyor” diyerek haksızlıklara tepki gösterdi.

MUSTAFA NADİR İÇERİDE HAVALE GEÇİRDİ

Öztan çiftinin üç çocukları bulunuyor. Kerem Mahir (8), Zehra (3) ve Mustafa Nadir (2). Anne babası tutuklu bulunan çocuklar, aileler arasında darmadağın olmuş durumda.

Polis baskınını yaşadığı için geçirdiği travmayı atlatamayan Kerem Mahir babaannesiyle Safranbolu’da yaşıyor. Ayda bir annesinin açık görüşüne gelebiliyor. Zehra teyzesinin yanında. Mustafa Nadir ise cezaevi ile teyze evi arasında gidip geliyor.

Mustafa Nadir’in geçen kış cezaevinde havale geçirdiğini söyleyen teyzesi “Küçücük çocuk cezaevi ortamında mikrop kapmış, havale geçirmiş, hemen acile sevk edilmiş, üç gün boyunca yoğun bakımda kaldı. Annesi de tabi ki yanındaydı fakat kelepçe takmak istemişler. Çocuğa nasıl bakacam diye itiraz edince vazgeçmişler” dedi.

KORNEA NAKLİ OLDU

Kardeşinin de hasta olduğunu ifade eden abla şöyle devam etti: “Zeynep kornea nakli oldu. O yüzden lens ve gözlük kullanıyor. Ve onların sık sık değişmesi gerekiyor. Gözünün mikrop kapmaması lazım. Cezaevi ortamında bunlar kolay değil. Üçüncü doğumu çok sıkıntılı geçti zaten, rahmi alındı.”

Okumaya devam et

Popular