Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Halime Gülsu’nun annesi: Kızımı öldürdüler Allah da onları tüketsin

KHK’lı ve tutuklu ailelerin çocuklarına yardım ettiği için tutuklanan ve cezaevinde ölüme sürüklenen Halime Gülsu’nun annesi kızının ölüm yıldönümünde BOLD’a konuştu. 

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL

Halime Gülsu, 15 Temmuz’dan sonra cezaevinde hayatını kaybeden sembol isimlerden biri oldu. Yaşadıkları ne bugün ne de yarın unutulacak gibi değil. Annesi de zaten “Yazın, dünya duysun, tarihe geçsin” diyor.

Gülsu’nun ölümüme sürüklenişi ile ilgili 400 sayfalık bir dosya hazırlandı. Avukatları Tarsus Cezaevi yönetimine ve diğer sorumlulara dava açmaya hazırlanıyor. Bunun için MAZLUMDER Adana Şubesi’nin 4 Mayıs’ta açıklayacağı rapor bekleniyor. Tarsus Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturma ise 1 yıl geçmesine rağmen hala sonuçlanmadı.

Tutuklandığında kızının yanında olmayan, cenazesine de gidemeyen annesi Zeynep Gülsu (66) olan biteni Kanada’dan izliyor. Bir yandan üzülüyor, bir yandan acısını sahiplenen insanların varlığıyla teselli buluyor. İngilizce öğretmeni Halime Gülsu’yu vefatının birinci yıldönümünde annesi anlattı.

Röportajı, Halime Gülsu’nun vefatından bir-iki hafta önce Tarsus 3 No’lu Kadın Kapalı Cezaevi’nde çekilen Bold Medya’nın ulaştığı son karesi ve annesi ile birlikte 2017 yazında ziyaret ettikleri Mısır fotoğraflarıyla yayınlıyoruz.

Ne zamandır Kanada’da yaşıyorsunuz?

21 Ocak 2018’de Kanada’ya oğlumun yanına gelmiştim. Hâlâ buradayım. Gelinim hastalanmıştı, zatürre geçiriyordu. Oğlum ‘anne eşim hasta, iki çocuk var, gelebilir misin’ dedi. Karar verdik geldik. Bir daha da gitmedim. Şimdilik buradayım. Dönmeyi de düşünmüyorum. 82 yaşında hasta ablam var. Dün onunla konuştum. Gelmiyor musun diye soruyor. Ülkemi çok seviyorum ama özlemiyorum artık. Kırgınım çok.

Kaç çocuğunuz var?

Dört tane. Üç erkek bir kız. İrfan, Sinan, Zübeyir ve Halime. Halime en küçüğümdü. Beş de torum var, altıncısı yolda.

Vefatından bir-iki hafta önce Tarsus 3 No’lu Kadın Kapalı Cezaevi’nde çekilen son fotoğrafı…

Kızınızın vefatını nasıl öğrendiniz?

27 Nisan’da vefat etti kızım, bana 28 Nisan’ın sabahında söylediler. Buradaki oğlum öğrenince anneme ben diyemem demiş. Sabah kalktım, evde bir gariplik var. Saat 9-10 gibi bir adam börek alıp gelmiş. Pikniğe mi gidecekler diye düşünüyorum ben. Sonra kızkardeşim aradı, abim aldı telefonu eline. Öyle öğrendim. Ben zaten söylemiştim ‘Benim kızım çıkamaz oradan’ diye. Ağlayıp bağırma çağırma bizde olmaz zaten kızım. Dilimden dökülen ilk cümle ‘Kızımı öldürdüler, Allah da sizi tüketsin’ oldu.

Mersin’de birlikte mi yaşıyordunuz?

Evet, biz birlikte kalıyorduk. Eşim 14 Eylül 2015’te vefat etti. Abileri evli, Halime benim yanımdaydı. Tutuklandığında da kızımın yanında yoktum, görüşlerine de cenazesine de gidemedim (ağlıyor)…

Halime Gülsu vefatından 7 ay önce annesiyle birlikte Mısır’da yaşayan abisini ziyarete gitmişti.

Hakkınızı helal edin sizi üzdük, acınızı tazeledik…

Yok kızım, sen sor ki, dünya duysun, tarihe yazılsın. Ben bir yıldır unutamıyorum. Bizimle bir olan, acımızı paylaşan herkesten Allah razı olsun. Son mektubunu okumuşsunuzdur. Ben de her şeyi mektubundan öğrendim. Çok üzülüyordum, çocuğun bir şeyinden haberim yok diye. HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan da Allah razı olsun. Ona da çok dua ediyorum. O ilgilendi, mektuplarını her şeyi ortaya döktü.

Koğuş arkadaşlarıyla görüşme imkanınız oldu mu?

İki kişiyle görüştüm. Biri Adanalı bir hanımdı. Kızımın hastalandığını herkese bu hanım haber veriyor. 20 kişilermiş koğuşta, nöbetleşe baktık dedi. Ağrım yok ama çok halsizim diyormuş. Adı gibi halim selimdi, ne şikayet etti, ne sesini çıkardı dediler. Üst kattaymış Halime. Hastalanmış. Sedye istemişler. Kapıyı da açmamışlar. ‘Bir sürü varsınız, tutun götürün’ demişler. Bunları herkes bilsin, duysun…

En son ne zaman görüşmüştünüz?

20 Şubat 2018’de gözaltına aldılar. Herhalde bundan kısa bir süre önce görüşmüştük. Tam da hatırlamıyorum. Ben zaten Mersin’e dönmek için hazırlanıyordum. ‘Anne iyiyim, beni merak etme’ demişti. Cezaevine girince hiç görüşemedik. 25 Nisan’da abisi açık görüşe gitti. 30 dakika görüştüler. O gün geldiğinde Halime’nin durumu iyi değil eski haline dönmüş demişti. Doktor raporlarına kayıp dediler. Polise verilmiş rapor kayıp olur mu? Abisi tekrar aldı, götürdü. Yine kayıp dediler. Çok haksızlık yaptılar kızıma. Zulüm altında öldü. Koğuştaki arkadaşları hiç ilaç içmediğini söylüyor.

8 yaşından beri hastaydı kızınız. Hastalığı nasıl ortaya çıkmıştı?

Çocukken toprak yerdi, kansız diyordu doktorlar. Liseyi bitirdikten sonra çok hastalandı. Kan tahlilleri yaptılar. O kadar kötü bir hastalık ki, hemen perişan ediyor. Komaya girdi. Mersin’de ilk götürdüğümüz devlet hastanesi artık bizim yapacağımız bir şey kalmadı deyince fakülte hastanesine yatırdık. Oradaki doktoru Burak Akçay üç yıl takip etti kızımı.

Sonra abisi İrfan (Gülsu), Gaziantep’te Mesut Onat diye bir doktor buldu ona. O doktor Elhamdülillah kızımı iyi tedavi etmişti. Bayağı iyileşmişti. Hatta ben buraya gelmeden önce ‘kızım git bir muayene ol’ dedim. Halime gitti, kontrollerini yaptırdı. Doktor bir ilacı daha kesmiş, durumun çok iyi demişti. Gerçekten de öyleydi. Biz de seviniyorduk. Ben de öyle gelebildim buraya. Tam Mersin’e döneceğim zaman tutuklandı. Geldiler gece yarısı kızımı, sıcak yatağından aldılar, evimi de öyle dağıtmışlar ki hiç hakkımı helal etmiyorum. Zirveden zırvasına kadar hiç kimseye…

Nasıl bir çocuktu Halime Gülsu?

Aktif bir çocuktu. Çok saygılıydı bize. Zekiydi. Beni gezdirirdi. Eşim öldü evim yıkılmadı ama kızım öldü evim yıkıldı. Evlat acısı çok zor. Allah kimseye göstermesin. Ama ben mutluyum. Elhamdülillah dini uğruna öldü evladım. Onunla teselli oluyorum.

Nerede, nasıl büyüttünüz…

Eşim Mersin’in Tarsus ilçesinin Pirömerli Köyü’nde imamdı. 1975’te evlendik. 2002’ye kadar aynı köyde kaldık. 27 sene. Halime de o köyde doğdu, büyüdü. İlkokulu bitirince Halime’yi İmam Hatip Ortaokulu’na gönderdik. Hastalanınca okulu bitiremeden Malatya’ya kansızlık tedavisi için gitti. Sonra Malatya’da süper liseye geçti. En son Mersin Dumlupınar Lisesi’nden mezun oldu. Üniversite imtihanlarına girdi ama hastalığından dolayı iki-üç sefer kazanamadı. Sürekli hastanelerdeydik çünkü.

Sonra İngilizce öğretmeni oldu…

Önce iki yıl İlahiyat okudu kızım. Ama daha sonra Gaziantep Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü okudu. İngilizce Öğretmeni’ydi. Gaziantep Gazikent Lisesi’nde ancak bir yıl öğretmenlik yapabildi. 15 Temmuz’dan sonra eve gelmişti. O gün de kızımla birlikte evimizdeydik. Herkes gibi biz de ilk defa televizyondan duyduk.

Öğretmen olmak hayali miydi?

Öğretmen olmadan önce komşumuzun çocuklarını çalıştırırdı, herkes çok severdi onu. ‘İnşallah Halime ablamız öğretmen olur. Ne kadar güzel anlatıyor’ derlerdi. Gerçekten de çok iyi bir öğretmendi. İşine bağlıydı ve işini severdi. Okulu kapanınca Mersin’de mağdur ailelerin çocuklarına ders verdi, onlarla ilgilendi.

‘Birkaç kez gitme, yapma dedim. Anneyim, endişeleniyorum. ‘Yok anne, hiç bana mani olma, ben o çocuklara yardım etmem lazım’ demişti. Anne babası cezaevinde olan lise çağında genç bir kızdan bahsetmişti. Çocukla aileden kimse ilgilenmemiş, perişan halde. Psikolojisi bozulmuştu. ‘Anne nasıl ilgilenmeyeyim bu çocuklarla. Bak ne haldeler’ demişti. Ben de o zaman razı olmuştum.

 

Halime Gülsu Mersin Güneykent Mezarlığı’na defnedildi. Babasının da mezarlığı orada bulunuyor.

ZÜBEYİR GÜLSU (ABİSİ): TEK DÜŞÜNDÜĞÜ ZOR DURUMDAKİ ÖĞRENCİLERİYDİ

“Annem ile Halime en son 5 Temmuz 2017’de Mısır’a gelmişti. Eşim hamileydi o zaman. Doğum için geldiler. Gelmeden önce 4-5 aylık bir bilet almalarını söylemiştim. Bir yere göndermek istemiyordum. Ama ancak bir buçuk ay kaldılar. Halime’ye o zaman bayağı söylemiştim, biletini uzatalım, sen burada kal diye. İstemedi, aklında hep zor durumdaki öğrencileri vardı. Öyle deyince ben de zorlamadım.

Normalde Halime’nin hakkında hiçbir arama, soruşturma yoktu. Buradan gittikten 3-4 ay sonra bir öğrencisini teknik takibe almışlar. Onun evine gidince Halime’yi de orada görünce o da teknik takibe alınmış sanırım. Halime takip edildiğini fark etmişti ve bana söylemişti. Abi bizi takip ediyorlar, fotoğrafımı çekiyorlar demişti. Hatta bir ara ‘Mersin’deki Muğdat Camii’ne gittik namaz kılmak için, yukarı çıktık. Temizlikçi kılığında biri bizi namazı bitirene kadar bizi seyretti sonra gitti demişti. Birkaç kez parkta da aynı şeyi yaşamışlar.

Kardeşimin tek düşüncesi annesi babası hapse düşmüş çocuklardı. Onları düşünür, üzülür, elinden geldiğince onlara yardım ederdi. Yaptığı bundan başka bir şey değildi. Kardeşimi bu yüzden öldürdüler. Kendini öğrencilerine adamıştı. Biz de kararına her zaman saygı duyduk, destekledik. Bizim tek üzüntümüz, acımız onu bir daha göremeyecek olmak.”

İRFAN GÜLSU (ABİSİ) 28 NİSAN 2018’DE BOLD MEDYA’YA ÖZEL RÖPORTAJ VERMİŞTİ

HALİME GÜLSU’NUN ÖLDÜRÜLME SÜRECİ

32 yaşındaki Halime Gülsu 8 yaşında yakalandığı sistemik Lupus hastalığıyla yıllardır mücadele ediyordu. Cezaevine girmeden önce son kontrollerini yaptırmış, doktoru iyi durumda olduğunu söylemişti. Fakat cezaevinde ilaçları verilmediği ve tedavisi ihmal edildiği için hayatını kaybetti. Tarsus Cezaevi yönetimine defalarca dilekçe vermesine, vefatından 4 gün önce Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER)’e mektup yazmasına rağmen kimseye sesini duyuramadı ve 27 Nisan 2018’de cezaevinde hayatını kaybetti.

KHK’LI AİLELERE YARDIM ETMESİ SUÇ SAYILDI

Halime Gülsu, cemaat operasyonları kapsamında 20 Şubat 2018’de Tarsus terörle mücadele polisleri tarafından yapılan ev baskınlarında gözaltına alındı. Mersin 4. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 3 Mart 2018’de silahlı terör örgütüne üye olmak ve finanasal yardım sağlamak iddiasıyla tutuklandı. Yaptıkları iş, içli köfte yapıp satmak ve kendisi gibi KHK ile mağdur olan ailelere yardım etmekti.

Hapishanede göz göre göre ölüme sürüklenen Halime Gülsu’nun son mektubu

BOLD ÖZEL

Kalp hastası Muaz bebek 6 aydır hapiste

60 günlükken hapse atılan kalp hastası Muaz bebek, 6 aydır parmaklıkların ardında yaşam savaşı veriyor, tedavisi engelleniyor. Anne Nurhan Bahadır’ın tahliye talepleri ise reddediliyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 7 Aralık 2018’den bu yana annesi Nurhal Erdal Bahadır ile Tarsus Kadın Cezaevinde tutuklu bulunan kalp hastası Muaz bebek, 6 aydır olması gereken tedaviden mahrum bırakıldı.

60 günlükken cezaevine gönderilen 8 aylık Muaz, annesinin tutukluluğuna yapılan itiraz kabul edilmediği için İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 17 Ocak 2019 tarihinde verdiği randevuya gidemedi. 1 Ekim 2018’de dünyaya gelen Muaz, Aort Koarktasyonu adlı kalp rahatsızlığı nedeniyle aynı hastanede bir hafta kuvözde kalmıştı.

TELAFİSİ İMKANSIZ ZARAR VE YIKIMI YOL AÇILIYOR

38 yaşındaki Bahadır’ın tutuklanmasının ardından Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesine yapılan itirazda şu satırlar yer alıyordu:

“Sanık Nurhan Erdal Bahadır’ın Muaz adındaki iki aylık bebeğinin (01.10.2018 doğumlu) aort damarlarında daralma olarak tanımlanabilecek aort Koarktasyonu adlı ciddi kalp rahatsızlığı bulunmakta olup bebeğin tedavisinin cezaevi şartlarında yapılması imkansızdır. Bebeğin ameliyat olması da gerekebilecek hastalığının ağır ve düzenli tedavi ve takibinin tam teşekküllü bir hastanede yapılması gerekmektedir. Raporda İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 11.10.2018 tarihli EKO (kalp grafiği testi) bir sonraki testin 17 Ocak 2019 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir.”

Annenin tutukluluğunun devamının, bebeğin hayatını tehlikeye attığı için telafisi imkansız zarar ve yıkıma yol açacağı belirtilerek tahliyesi talebinde bulunuldu.

Dilekçede, anne sütüyle beslenen Muaz’ın tedavisi için annesinden ayrılmasının söz konusu olmadığı ifade edildi. “Cezaevi şartları bebeğin bulunması ve bakımı için gereken hijyen şartlarına uygun değildir. Kaldı ki mevcut durumda müvekkilin bulunduğu cezaevi koğuşu kapasitesinin üstünde tutuklu, hükümlüyü barındırmaktadır. Müvekkilin tutukluluğunun devamı halinde bebeğin hayati tehlikeye maruz kalmasına yol açacaktır ” ifadelerine yer verildi.

Fakat 7 aydır herhangi bir gelişme olmadı. Özel bir şirkette güvenlik görevlisi olarak çalışan Muaz’ın babası Levent Bahadır, bu süreçte oğlunun gözünde kayma meydana geldiğini ve bebeğin kullanması gereken gözlüğü ancak iki ay sonra oğluna ulaştırabildiklerini söylüyor.

EŞİM BİR AY ÖNCE SİNİR KRİZİ GEÇİRDİ

İkinci kez hapse giren ve zor bir yaşayan eşinin bir ay önce sinir krizi geçirdiğini anlatan Levent Bahadır, şunları söyledi:

“Anne bebekle beraber yatıyor yatağında. Beşik filan verilmiyor. 18 kişilik bir koğuş. Herkesin farklı sıkıntıları var. Tabi bebeğin farklı bir mekanı yok, gece ağladığı zaman ya da sabah erken kalktığı zaman rahatsız olanlar olmuş. Çocukla konuşmamaya çalışıyor, onu uyandırmamak için elinden geleni yapıyor tabi ama kendini çok sıkmış.” dedi.

Levent Bahadır, bir gün eşinin birdenbire önce ağlama sonra da gülmeye krizine girdiğini aktardı. Koğuş arkadaşlarının, eşinin yüzüne su serpip kendine getirmeye çalıştıklarını, uzun süre kendine gelemediğini vurguladı. Sonrasında ise hiçbir şeyi hatırlamadığını belirtti ve şöyle devam etti: “Bu bizi çok korkuttu. Ruh hali hiç iyi değil. Bel fıtığı vardı zaten, inerken çıkarken zorlanıyor. Ciddi anlamda bunalmış ve sıkışmış durumda. Onun için endişeleniyoruz.”


TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Nurhan Erdal Bahadır ve oğlunun durumunu sürekli Meclis’te gündeme getiriyor.

KARDEŞİMİ BIRAKIN, BENİ TUTUKLAYIN

2012 yılında Atatürk Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olan Nurhan Erdal Bahadır (38), 15 Temmuz’dan sonra Gülen Cemaati mensubu olduğu için tutuklandı. Nurhan Erdal Bahadır’ı aramak için Adana’daki evlerine gelen Adana KOM polisleri, Bahadır’ı evde bulamayınca kardeşini gözaltına aldı. O günlerde evlilik hazırlığı yapan Bahadır, olayı öğrenir öğrenmez karakola gitti. “Beni arıyorsunuz, kardeşimi bırakın, beni alın” demesine ve kendi ayaklarıyla ifadeye gitmesine rağmen 11 Eylül 2016’da iki kardeş de tutuklandı.

Tarsus Cezaevi’ne gönderilen Bahadır 10 ay sonra, kardeşi 2,5 ay sonra tahliye edildi. Tekrar evlilik hazırlıklarına devam eden Bahadır 2 Aralık 2017’de evlendi. 1 Ekim 2018’de oğlu dünyaya geldi. 7 Aralık 2018’de ise Adana 2 Ağır Ceza Mahkemesinde görülen karar duruşmasına giden Bahadır, 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı ve dosyada adı bulunan 24 kişiyle birlikte tutuklanıp tekrar Tarsus Cezaevine gönderildi. Dosyası şu anda İstinas Mahkemesinde.

OĞLUMUN HER ŞEYE ALERJİSİ VAR

Levent Bahadır, oğlunun doğumdan hemen sonra bir hafta yoğun bakımda kaldığını anlattı. Her şeye alerjisi olduğunu, eşinin süt ve süt ürünleri yiyemediğini belirtti. “Hassas bünyeye sahip. Maddi olarak biz ona imkan sunsak da içeriye götürülecek olanlar belli. Psikolojik olarak çökmüş durumda” dedi.

Bahadır, şu bilgileri de aktardı: “Gözünde kayma vardı. gözlük takması gerekiyordu, doktor verdi, ama iki ay boyunca bekledik. Sürekli takması lazım, takmadığı zaman düzelmeyeceği için gözleri için ameliyat gerekiyor, takip edilmesi lazım. Göz pınarları tıkalı olduğu için operasyon gerekiyordu. Tabi bunlar için hastaneye gitmesi gerekti, elleri kelepçeli hastaneye gitmek, bebeği emzirmek, bir sürü insanın içinde bunları yapmak…”

BEBEĞİ ASKERLER ARASINDA EMZİRMEK ZORUNDA KALINCA HASTALANDI

Hastaneye giderken eşinin ellerine kelepçe takıldığını kaydeden Levent Bahadır, “Arabaların içindeki hücrelere koyuyorlar. Hastanede başlarında askerler duruyor. Erkeklerin yanında bebeği emzirmek zorunda kaldığı için hastalanıyordu. Bebeğin gözlüğünü 2 ay sonra götürebildik. Bu süreçler başlayınca annesi rahatsızlandı. Ritm bozukluğu başladı, kalpte büyüme başladı, en son annesinin kalp kapakçığı işlevini kaybetti, bayram dönüşü açık kalp ameliyatı yaptıracak, herkes o kadar mağdur oldu ki…” diye konuştu.

Muaz bebek 60 günlükken annesinin yanına Tarsus Cezaevine gitmek zorunda kaldı.

Muaz bebeğin koğuş arkadaşları Yağız ve Yavuz’un hikayesini 5 Haziran 2019’da ‘Cezaevi yollarındaki bir anneannenin Ramazan bayramı’ başlığıyla haberleştirmiştik.

Cezaevi yollarındaki bir anneannenin Ramazan Bayramı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Parçalanan Alas ailesi çözüm arıyor

Pasaportuna tahdit konulduğu için yurt dışına tedaviye gidemeyen engelli Sedef, ağır bir hamilelik geçiren annesiyle Gürcistan’da; babası ise Polonya’da sıkıştı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD –  Ayrı cezaevlerinde tutuklu anne ve babalar, ayrı ülkelerde sıkışmış kalmış aile bireyleriyle OHAL süreci pek çok aileyi parçaladı. Serebral Palsili kızları bulunan Alas ailesinin yaşadıkları ise bunların en zorlu olanlarından biri.

Sedef Alas’ın tedavisi için İsveç ve Singapur’da ayarlanan tedavi süreçleri, 6 yaşındaki Sedef’in pasaportuna tahdit konulduğu için gerçekleşmedi.

Aile parçalanmak durumunda kaldı. Sedef Alas, coğrafya öğretmen annesi Elife Alas, Gürcistan’da oldukça zorlu bir hayatın içinde sıkışmış durumdalar. Türkçe öğretmeni baba Samet Alas ise Polonya’da.

Sedef Alas 6 yaşında.

İki ayrı ülkeye iltica etmek zorunda kalan aile Polonya ve Gürcistan’ın farklı iltica yasaları nedeniyle bir araya gelemiyor. Birleşmiş Milletler Engelliler Sözleşmesi’ne dayanarak ailenin bir araya getirilmesi çağrısını yapan baba Samet Alas, yaşadığı zorlukları anlatıyor:

“Eşim de ben de Hizmet Hareketi’ne bağlı dershanelerde çalışıyorduk. İşsiz kalınca serebral palsili kızımın tedavisi kolay olur ve iş bulabiliriz diye Maraş’tan Ankara’ya taşındık. Özel bir firmada iş de buldum. OHAL döneminde, Bank Asya’ya para yatırma, Vakıf üyeliği gibi gerekçelerle ben evde yokken polis gelmiş. Hakkımda gözaltı kararı varmış. Sonrasında 2018 sonuna kadar kaçak yaşamak zorunda kaldım.
Arkadaşlarımdan birini Siyah Transporter vakasına benzer biçimde beyaz bir Toyota’yla polis kaçırdı. Belli bir süre sonra serbest bıraktılar. Başıma benzer bir şey gelme ihtimali üzerine yurt dışına çıkış kararı verdim. 2019 başında Yunanistan’a kaçak yollarla geçtim. Ardından Polonya’ya gittim. Amacım Almanya’ya gitmekti ama havalimanında gözaltına alındım ve yaklaşık iki ay mülteci kampında kaldım. Şimdi Polonya’da iltica sürecimin sonuçlanmasını bekliyorum”

“KARIM HASTA KIZIM ENGELLİ VE YALNIZ BAŞINALAR”

Bu süreçte Sedef’in yurt dışında tedavisi için İsveç ve Singapur’dan doktor randevuları ayarlanır ancak OHAL KHK’larına dayandırılarak 6 yaşındaki Sedef’in pasaportuna tahdit konması nedeniyle bu tedavi şansı mümkün olmaz.

Samet Aras, günler geçtikçe eşi hakkında da yasal süreçlerin başlamasından ve engelli kızı Sedef’in yalnız kalma ihtimalinden çekindiği için onları da yurt dışına çıkarmaya karar verir. Kimlikle gidilebilecek tek ülke Gürcistan’dır. Eşi ve kızını Gürcistan’a çıkartır:

“Eşim ağır bir hamilelik süreci yaşıyor. İlk çocuktakine benzer sıkıntılar olma ihtimali nedeniyle normalde doktorlar doğuma kadar hastanede yatmasını istedi. Ancak engelli kızımı yalnız bırakamayacağı için çaresiz eve geri döndü.

Çevrelerinde bazı aileler var ama kapı kapanınca yalnız başına kalıyorlar. Kızım tuvalet ihtiyacını dahi kendi başına karşılayamıyor. Karım ise ağır hamilelik nedeniyle sürekli yatmak durumunda. Çok zor günler geçiriyorlar. İkinci çocuk doğacak ama aileden kimseyi oraya gitmeye ikna edemedik. Çaresiz kaldık şu an.”

“SEDEF YENİDEN YÜRÜYEMEMEYE BAŞLADI”

Kızı Sedef’in Türkiye’deyken düzenli fizik tedavilerle yürümeye başladığını anlatan Samet Alas, Gürcistan’da fizik tedavi sürecinin durması nedeniyle Sedef’in yürüme yetisini yeniden kaybetmeye başladığını söylüyor:

“Kızım serebral palsi hastası. Haftada 3 ya da 4 seans fizik tedavi ve bir gün bireysel eğitim almalı. Fizik tedavi almadığı zamanlar yürüme yetisini kaybediyor ve düşmeye başlıyor ki şimdi tekrar düşmeye başlamış. Son bir senede gelişmişti, evin içinde yürümeye başlamıştı. Bazen sinir krizleri geçiriyor. Baba hasreti ve sürekli evde kalmak zorunda olması nedeniyle. Eşim hamile ve onu taşıyıp dışarı götüremiyor. Çocuğun ayağında bir aparat var 6 ayda bir büyüdüğü için değişmesi lazım. Ama değiştiremediğimiz için ayağında yaralar başladı. Bunları Gürcistan’da karşılamıyorlar. Kendi tuvalet ihtiyacını bile karşılayamıyor.”

“AİLEMLE BİR ARAYA GETİRİLMELİYİM”

Kızının yaşadığı gerileme ve zorlukların Birleşmiş Milletler Engellileri Koruma Sözleşmesi kapsamına girdiğini belirten Samet Alas, bu sözleşme çerçevesinde Sedef’in tedavisinin yapılabileceği bir ülkeye götürülmesi gerektiğini söylüyor.

Gerek hamile eşi gerekse engelli kızının bakımı için yanlarında olması gerektiğini belirten Samet Alas, aile birleşimi sürecinin bir an önce tamamlanmasını istiyor.

Bunun için yetkililere başvuran Alas, prosedürlerin çok yavaş işlediğini ancak özellikle yürüme yetisini kaybetmeye başlayan kızı için zamanın olmadığını belirtiyor.

“Polonya iltica yasaları ve Gürcistan iltica yasalarını aşmak çok zor. Ancak ailemin özel durumu, kızımın engelli olması, eşimin ağır geçen hamileliği nedeniyle bizim aile birleşimimizin özel bir kapsamda hızla ele alınması gerekiyor.”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Muşambanın üzerinde yaptığı doğumu anlattı: Bebeğimi mutfak tartısıyla tarttık

Doğumhanede gözaltına alınanlar, bebeğiyle tutuklananlar nedeniyle Türkiye’de pek çok kadın evde doğum yapmak zorunda kalıyor. Eğitimci Yasemin Atik onlardan biri.

HABER | SEVİNÇ ÖZARSLAN

VİDEO-KURGU | BARBAROS KAYA

BOLD ÖZEL – Felsefe öğretmeni Yasin Atik’i (38) hemen hatırlayacaksınız. Eşi Yasemin Atik’in (35) evde doğum yapmak zorunda kaldığını gözyaşlarıyla anlamıştı.

Merkezi ABD’de bulunan insan hakları kuruluşu Advocates of Silenced Turkey (AST) tarafından hazırlanan videoda Yasin Atik, bir yıldır ayrı kaldığı eşine ve 4 çocuğuna duyduğu özlemi dile getirmek için kamera karşısına geçmişti.

Ama asıl içini yakan olay, ailece Türkiye’de yaşadıkları zor günlerdi. 15 Temmuz’dan sonra iki yıl saklanmak zorunda kalan Yasemin Atik, başkasına ait bir evde, 4 metrekarelik bir odada, muşambanın üzerinde oğlu Yusuf Muhsin’i dünyaya getirmişti.

Doğum gibi zor bir olayı, baskının, korkunun hakim olduğu bir ortamda hastane yerine evde başarabilen o kadını herkes merak etmişti.

Neler yaşadılar, ne oldu, ne bitti? Baba Amerika’da, anne ve çocuklar neredeydi? 11 aydır Selanik’te yaşayan Yasemin Atik’e ulaştık ve yaşadıklarını kendisinden dinledik.

PROTESTOYA KATILDIM DİYE FİŞLENMİŞTİM

Marmara Üniversitesinde Büro Yönetimi okudum. Mezun olduktan sonra İstanbul’da bir yurtta rehberlik yapmaya başladım. Daha sonra Beşyüzevler’de bir dernekte çalıştım. Aralık 2006’da evlendik ve sekiz ay sonra Edirne Keşan’a taşındık. Orada bir yurtta yönetici memur olarak görev yapıyordum. İşimiz öğrencilerin dertleriyle, sıkıntılarıyla ilgilenmekti.

Eşim Yasin Atik, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünden mezun. O da dershanede öğretmenlik yapıyordu. Keşan’da bir süre kaldıktan sonra Mart 2010’da Edirne merkeze geçtik. Bu kez Aile Yaşamını Destekleme Derneği (AYDER) ve Başarı Yurdunda çalışmaya başladım.

Bu arada üç çocuğumuz oldu. Enes 2 Haziran 2008’de, Reyhan 30 Aralık 2009’da, Nalan da 8 Ağustos 2015’te doğdu.

15 Temmuz olayını herkes gibi biz de televizyon öğrendik. O gün eşim ve çocuklarımla birlikte İstanbul’daki evimizdeydik. Ben çocuklarla ilgileniyordum. Eşim İnternet’te gezinirken söyledi darbe vs. diye… Yavaş yavaş etrafımızdaki arkadaşlar gözaltına alınıp tutuklanmaya başladı. Durum böyle olunca biz de evimizde kalmamaya başladık.

Eşimin zaten 15 Temmuz’dan önce, 4 Mart 2016’da ifadesini almaya gelmişlerdi. Yurt ve dershaneler kapatılınca biz İstanbul’a taşınmıştık. 4 Haziran 2016’da İstanbul’daki evimize tutuklama emriyle geldiler. Eşim yine evde yoktu. 2016 Ağustos’tan itibaren ben de evde kalmamaya başladım.

2 YIL SAKLANMAK ZORUNDA KALDIM

Tabi ki çok zor bir süreçti. 3 çocuk, eşim bir yerde, ben bir yerde… Git gel, çocuklarla olmuyor. Başka bir semtte ev tuttuk. Türkiye’de 2 yıl saklanmak zorunda kaldım, hiçbir suç işlemediğim halde, sırf birileri adımı verdi, ifadelerde adım geçti diye…

Aralık 2016’da hakkımda dosya açılmıştı. Aynı dosyada yer alan, ifadeye giden diğer arkadaşlar söylemişti. İlk mahkeme Şubat 2016’da oldu. Terör örgütü yöneticiliğinden aranıyordum. Duyunca şok geçirmiş, vay be demiş, gülmüştüm… Yurtta çalışan sıradan biriydim, örgüt yöneticiliği inanılır gibi değildi, neyi, hangi örgütü yönetiyor, ne yapıyordum ki! Edirne’de adliye önünde protestoya katılmıştım arkadaşlarımla. Hükümetin basın özgürlüğüne dair yaptığı hukuksuz uygulamaları protesto ettim diye fişlemişler meğer.

Bir de alt komşum ifade vermiş hakkımda. Burs topluyorlardı, sohbet yapıyorlardı demiş. Hemşire bir hanımdı, eşi de doktordu. Büyük ihtimalle kendilerine bir şey olmasın diye menfi ifade vermişlerdi. Ne onlara ne de başka kimseye bir şey söylemiyorum, gönül koymuyorum. Çünkü ifade alınırken insanlara neler söylediklerini, yapılan tehditleri biliyoruz.

DOKUZ AY BOYUNCA SADECE 4 KEZ DOKTORA GİDEBİLDİM

Başka bir semtte ev tutmuştuk. Bu arada dördüncü çocuğuma hamile olduğumu öğrenmiştim. Hamilelik sürecinde 4 kez doktora gidebildim En sonuncusu doğumdan bir hafta önceydi. O da çok büyük riskleri göze alarak gittim. Sırayı alıyorum, hastaneden çıkıyorum, hastaneyi görebilecek yerlerde sağda solda dolaşıp, gelen giden var mı diye bakınıyorum, sıra bana gelince tekrar içeri giriyorum.

KHK İLE İHRAÇ OLMUŞ BİR EBE BULDUM

Atik ailesi Atina’dayken…

Benden 45 gün önce bir arkadaşım doğum yapmıştı. Ona bir hastane bulduk. Orada birkaç arkadaş doğum yaptı. Akşam yatmadan bir bahane bulup çıktı.

Ben de orada doğum yapmayı düşünüyordum ama saat yedide doğum yapan bir arkadaşımın kapısına sekizde polis dayandı. İki gün sonra kızı alıp götürdüler Edirne’ye. Bir hafta boyunca sorguydu, hastaneydi… Kızcağız karakol, savcılık, hastane arasında git gel perişan oldu. Bebek sarılık oldu. Bunları duydukça bu taraftan ben de perişan oldum.

Bir yandan da bana haber gönderiyorlar. Başka bir çözüm bulsun diye. O zaman evde doğumu düşünmeye başladık. Önümü ilk açan ve destek olan eşimdi. Tecrübeli bir ebe bulduk. KHK ile ihraç olmuş bir ebeydi. Bir arkadaşın vesilesiyle bulmuştuk.

Doğum için dört-beş ev ayarladık. Birinde sorun çıkarsa diğerine geçerim diye. Her ihtimali düşünmek zorundasınız. 10 Eylül 2017’yi, 11 Eylül 2017’ye bağlayan gece başladı sancılarım. Gündüzden hissetmiştim doğum olabileceğini. İlerleyen saatlerde ebeyi aradık.

GECE ÜÇTE EBEYİ ALMAYA GİTTİK, ALTIDA SANCILARIM ARTTI

Erkek kardeşim gece 03.00 gibi ebeyi almaya gitti. Saat 06.00’da geldiler. Yanında başka bir kadın daha vardı, o da ebeydi. Serum, kalp dinlemek için NTS aleti, solunum cihazı vardı, tedarikliydi. Benden önce başka kadınlara doğum yaptırmıştı. Benden sonra başka bir eve daha gideceklerdi.

İşinin ehli bir ebeydi. Diğer doğumlarımı Sema Hastanesinde yapmıştım. Sema’dan hiçbir fark hissetmedim, başımdaki hemşireler adına. Çok destek oldular, rahat bir şekilde dünyaya geldi oğlum. Gece boyunca çok sancım olmadı ama 6’dan sonra arttı.

4 METREKARELİK ODADA YERE YORGAN SERDİK, ONUN ÜSTÜNE DE BÜYÜK BİR MUŞAMBA

Yasemin Atik’in doğum yaptığı ev…

Doğumdan önce ebe ile telefonlaşmıştık. Neler almamız gerektiğini söylemişti. Büyük bir muşamba, büyük bir çöp kovası, çöp poşeti mutlaka olsun demişti. Muşamba almak için bir dükkana girdiğimde ‘bu kadar büyük muşambayı ne yapacaksınız, halı mı yıkayacaksınız’ diye sormuştu satıcı. O bölgede kapılarda halı yıkamak, silkelemek çok meşhurdu. Evet dedim tebessüm ederek, halı yıkayacağız… Her soruya boğazımız düğümlenerek cevap verdiğim hiçbir zaman unutamayacağım anlardı.

Kaldığım ev çok küçüktü, 45-50 metrekare büyüklüğünde. Ebeler gelince önce yere yorgan serdiler. Onun üstüne muşamba… Küçük bir odaydı. Bir üçlü, bir ikili koltuk, bir de televizyon sehpası vardı. Ortada da 4 metrekare halı… Ebeler gez, yürü dediler. 4 metrekarelik alanda dolanıp durdum ve saat 09.00’da Yusuf Muhsin dünyaya geldi.

Diğer doğumlarımda yorgunluktan gözlerimi açamamıştım, bebeği görecek halim yoktu. Yusuf doğduğunda gözüm ondaydı. Sağlığını merak ediyordum. Eli ayağı, kaşı gözü oynuyordu. Çok şükür dedim, derin bir nefes aldım… Sonra yıkayıp yanıma verdiler. Çok yorulmuştuk ikimiz de… Uyumak istiyordum, uyudum.

Yasemin Atik’in doğum yaptığı ev…

BANA EN ÇOK SORULAN SORU: BAĞIRMADAN NASIL DOĞUM YAPTIN?

Normal doğum olunca daha kolay toparlanıyorsun. 2-3 güne kalkıp kendi işlerini yapabiliyorsun. çok büyük sıkıntı olmadığı sürece. Ben de hemen toparlandım. Hatta Yusuf 2-3 günlüktü, çok bunalmıştım. Nefes alamıyorum dedim ve çocuğu bırakıp kendimi dışarı attım.

Bana en çok sesini çıkarmadan nasıl doğum yaptın diye soruyorlar. Verecek tek bir cevabım var: Bağıramazdım… O vakte kadar acıya dayanmayı öğrettiler bize. İki yıl saklanmak zorunda kalmak, çocuklara bir şey belli etmemek, ailelerimizle bir şey konuşamamak, derdini söyleyememek… İki kez evimize polis gelmiş. Arkadaşlarımın başına gelenler. Zaten evde doğumu göze alarak bağırmamaya, ah etmemeye, acıya sabretmeye… Birçok şeye evet demiştim. O kadar hadiseden sonra bu yaşadığımız ne ki diye düşünüyorsunuz.

Ayrıca bağırsam ne olacak ki… Hem kendimin hem bebeğin hayatını riske atıyorum. Bağırarak her şeyi mahvedemezdim. Bunları hesaplamak, düşünmek zorundasınız. Elbette belim ağrıyor, kasıklarım acıyor ama o acıya sabrediyorsunuz. Canı çok az biri değilimdir, dayanıklıyımdır.

Yusuf Muhsin’in ilk anları… Ebeler onu mutfak tartısında tartmışlar. 3 kilo 150 gram.

BEN İLK DEĞİLDİM, SON DA OLMAYACAKTIM!

Bir de dört çocuğumu da normal doğumla dünyaya getirdim ama doğum hakkında birçok ayrıntıyı Yusuf’a hamileyken öğrendim. Bağırdığım zaman bebeğe giden oksijen azalacaktı, o yüzden de susmak zorundaydım. Bu hadiseyi ben yaşamış, eşim de anlatmış olabilir. Ama inanın ben tek değilim. Türkiye’de evde doğum yapmaya mecbur bırakılan birçok kadın var.

YUSUF’A KİMLİK ÇIKARTAMADIK

Yusuf Muhsin dünyaya geldi çok şükür, sorunsuz bir doğum yaşamıştım ama başka sıkıntılar ortaya çıkmıştı. Yusuf’un Türk kimliği yok, vatandaşlık numarası yok. Nüfus müdürlüğüne gidersek sistemde direkt anne-baba ile ilgili arama kaydı düşüyor. Anne-baba sorgusu yapıyorlar bu kurumlarda. Yine risk altındaydık.

Gerçi bir kere eşim gitti ama bakmamışlar kimliğine. Aslında normalde bir kanun var. Evde doğum yaptıysanız İl Nüfus Müdürlüğü sizin beyanınıza dayanarak nüfus cüzdanı vermek zorunda. Eşim de durumu anlattı. ‘Aile hekiminizden evde doğum yaptığınıza dair belge getirmeniz gerekiyor’ demişler. Yeni bir uygulamaymış.

Yusuf’un kimliği olmadığı için doktora da götüremiyordum. Tanıdık bir doktor bulmuştuk ama yine de çok zor oluyordu. Hastalanıyor, bir şey yapamıyoruz. Aşılarını aile hekime yaptırdık. Ama doğum belgesi veremeyeceğini söyledi doktor. Sizi takip etmedim, doğumunuzu görmedim vs. dedi. Muayeneye gidemediğim için bana kızmıştı.

YUSUF MASADAN DÜŞTÜ, DOKTORA GÖTÜREMEDİK

Bir ay kadar o evde kaldık. Sonra taşındık. Geçen yıl Ramazan’ın son 10 gününde kayınpederim, eltimler iftara geleceklerdi. Ben de mutfakta uğraşıyorum. Artık Yusuf 7-8 aylık olmuştu. Çocuklar Yusuf’u masanın üzerine koymuşlar. İftara da çok az var. Yusuf masadan düştü. Ne yapacağımızı bilemedik. Ağlıyor, kusuyor, kafasını tutamıyor, gözünü açamıyor.

Misafirlerim geldi. Eşimin ailesi zaten Yusuf’a çok düşkün. Çok babalık yaptı kayınpederim. Doğumdan sonra beni ziyarete geldiğinde de onu görünce çok ağlamıştım. Evine gidince görümcemi aramış, ‘neyi var bu kızın, çok ağladı. Onlar o küçücük evde, 4 çocuk, ne yapacaklar’ diye dertlenmiş. Öyle merhametli bir insandır… Allah ebeden razı olsun.

İftarda Yusuf çok ağladı. Çorbaları koydum ama kimse yemeğini yemiyor. Kayınpederim koltuğun kenarına oturdu, ağlıyor. Doktoru aradık. ‘Sürekli kusmuyorsa sorun yoktur’ dedi. Ama çocuk durmuyor, mızmızlanıyor, içimiz rahat değil. Aradan birkaç gün geçtikten sonra kaynım ve ailesi ziyarete geldi ve bize ‘artık gidin buradan’ dedi. O zaman biz Türkiye’den ayrılmaya karar verdik.

Büyük oğlumun 5. sınıfa başlama zamanı gelmişti, kayıt yapılması lazım, güncel adresimiz yok. Görümcemler sağ olun çocuklar bizde kalsın dediler ama ben başımıza ne geleceğini bilmediğim için çocuklardan ayrılmak istemedim. Hep yanımızda olsunlar istedik. Geçirebildiğimiz kadar birlikte vakit geçirelim diye düşünüyorum.

Yusuf Muhsin şimdi 2 yaşında…

BİR GECE 23.00’TE KAPIMIZ ÇALDI…

Ben bir gece Yusuf’u uyutuyorum. Saat 23.00’te kapı çaldı. Eşim camdan baktı. İki ekip arabası kapıda. Eşim hemen Yusuf’u al git dedi. Nereye gideceğimi bilmiyorum. Apar topar yangın merdiveninden yukarıya doğru çıktım. Orada bir saat kadar bekledik.

Bizim apartman 15 katlıydı. Biz 11. katta oturuyoruz. Evimiz de asansörün dibindeydi. O asansör her inip çıktığında kucağımda bebekle ben kahroldum, mahvoldum… Sonra eşim geldi. Yan apartmandan birilerini alıp gittiler dedi. Biz o kadar kötü olduk ki o gece. Eşim uyumadı, ben yarım yamalak… En büyük korkumuz çocukların gözü önünde yanında alınmaktı. Hep böyle iki arada bir derede yaşadık.

Artık gitmek gerekiyordu. Önce eşim, ben önden gideyim, siz sonra gelin dedi. Sonra vazgeçti. Erkek kardeşim de geçmeyi düşünüyordu. Eşim sen ve Yusuf Muhsin onlarla geç, ben diğer çocuklarla geleyim dedi. Ondan da vazgeçtik. Hep birlikte geçmeye karar verdik. Kardeşim 25 Haziran 2018’da geçti. Biz 3 Temmuz 2018’de.

ÜÇ KÜÇÜK MERİÇ’TEN GEÇTİK

Atik ailesi, Meriç’i geçtikten sonra Yunanistan tarafında… Yusuf Muhsin sağda babasının kucağında, çantada 2 yaşında başka bir çocuk uyuyor.

Meriç’ten geçmek bizim için zor olmadı. Türkiye tarafında yarım saat yürüdük. Pirinç tarlaları vardı. Demek ki orası sulak bir yerdi. Dizimize kadar çamura girdik. Eşim beline kadar battı neredeyse. Nalan omuzlarında, sırtında çanta… Denize yakın tarafı olduğu için nehrin çatallaşan kıyısından karşıya geçiyoruz, bu yüzden ayrı ayrı üç nehir geçtik diyebilirim.

Yunanistan’a geçtikten sonra, gece saat ikiden sabah altıya kadar yürüdük. Sonra Yunan polisi geldi. İki ay Atina’da kaldık. İki kez Avrupa’ya geçmeye çalıştık, olmadı. Elde avuçta çok bir şey olmayınca Selanik’e yerleştik.

Yasemin Atik ve çocukları Selanik’te…

250 euroya giriş kat ama geniş bir ev tuttuk. Normalde burada kiralar 400 Euro civarında. Bizimki herhalde Selanik’in en ucuz evlerindendi. Biraz yukarı tarafta, kırsal bir bölgedeydi. UNESCO’nun MFC adı verilen yardımı ile geçiniyoruz. 400 euro civarında bir miktar, aile sayısına göre verilen bir para… Sağ olsunlar sevdiğimiz dostlar, arkadaşlar da hiç yalnız bırakmadılar. Türkiye’deki ailemiz de hep destekledi.

Eşim Selanik’te iş imkanlarını araştırdı. Fakat zor görünüyordu. Eşimin Amerika vizesi vardı, benim de var ama çocukların pasaportları, hatta Yusuf’un kimliği yoktu. Nereye kadar böyle yaşayacaktık… Biz Selanik’te kaldık, eşim önce ABD’ye oradan da İngiltere’ye geçti. İngiltere deport etti. İlk deport edilenler arasındaydı eşim. ABD’ye döndü mecburen. Oraya iltica etti. 2,5 ay sonra oturum aldı. 45-50 gün sonra da aile birleşime evet dediler. Şimdi aile birleşiminin hızlanması için girişimlerde bulunduk, onu bekliyoruz…

Atik ailesinin Yunanistan kamp günleri…

Bu fotoğraf, Atik ailesi Yunanistan tarafına geçtiği anda çekildi.

Yasemim Atik ve çocukları 14 Haziran 2019’da karne gününde. Enes ve Reyhan Yunanistan’da ilk karnelerini aldılar.

Aranan bir kadının evde kendi başına doğum yaptığı günler…

Okumaya devam et

Popular