Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Atilla Yeşilada: AKP’nin medya karteli çatırdıyor

Ekonomist Atilla Yeşilada, halkın sosyal medyada daha fazla yer aldıkça muhafazakar basının itibarını kaybettiğini belirterek, "BBC ve DW başta olmak üzere 4 uluslararası yayın kuruluşunun ortaklaşa YouTube kanalı açması bu yüzden derhal karalama kampanyasına maruz kaldı" dedi.

Ekonomist Atilla Yeşilada, teknoloji yaygınlaştıkça halkın sosyal medyayı daha fazla takip etmeye başladığını belirterek, “Başkan’ım Erdoğan’ın ‘sosyal medya aile yapısını öldürüyor’ türü ani çıkışlarını da bu gerçeği kavrayıp baş edememesinin bir neticesi olarak okumak lazım. Sosyal medya ataerkil ve doğal olarak erkek ve Diyanet vasıtasıyla AKP-MHP güdümündeki aileyi parçalamakla kalmayıp medya karteli yordamıyla Türkiye’ye yutturulan tek düze ve sahte serabı da balyozla yıkıyor” ifadelerini kullandı.

Bu yüzden muhafazakar basında BBC ve Deutsche Welle başta olmak üzere dört uluslararası yayın kuruluşunun ortaklaşıp 90+ adıyla bir YouTube kanalı açmasının derhal karalama kampanyasına maruz kaldığını belirten Yeşilada’nın paraanaliz.com’daki yazısı şöyle:

Türkiye inanılmaz bir hızla ve benim değer yargılarım çerçevesinden bakıldığında iyimser anlamda kabuk değiştiriyor. AKP’nin bu değişimi çakmadığı yerel seçimlerde ortaya çıktı. Ama durum tüm partiler için aynı. CHP doğal avantajları ve isabetli aday seçimleri ile başarılı oldu.

Hele hele iş dünyası değişimin tüketim ve üretim kalıplarına yansımasını kavramakta tamamen Fransız. Evet doğru bildiniz. Geleceği doğru kestiren bir tek ben varım, var mı bir diyeceğiniz? Her toplumda zaman ve mekanın yalnız faniler için geçerli olan kısıtlamalarını aşan evrensel bir bilge dehanın var olduğunu bilmiyor muydunuz? Doğru adrestesiniz.

Bu değişimin kodlarını “yeri gelince” yani canım ne zaman isterse ve o anda kullandığım tamamen meşru ve doktor reçetesiyle temin ettiğim zihne ayar çeken kimyasal maddelerin beni sevkettiği istikamete göre bittabii ki geniş takipçi kitlemle paylaşacağım.

Yerel seçim bize Türkiye’nin siyasi haritasının üçe bölündüğünü gösteriyor. Doğu’da Kürt vatandaşların ağırlıklı olarak yaşadığı coğrafyada eşitlik ve özgürlük için oy veren geniş bir kitle var. Batı Karadeniz’den Akdeniz’de İskenderun’a uzanan kıyı şeridi ve Anadolu’nun iç kesimlerinde sanayileşen, kentleşen noktalarda siyasi tercihleri yüzünden değil ama globalleşmeye ayak uydurma güdüsü ve ekonomik çıkarları yüzünden hızla “Batılı’laşan“ bir kitlenin oluştuğunu tespit ettik (Yani ben ettim).

Anadolu’nun hala yerel, geleneksel ekonomi ve kültürünün hakim olduğu bölgelerinde ise milliyetçi muhafazakar akımlar ağırlığını korurken, bu tercihde AKP’nin sosyal yardım ve propaganda mekanizmasının ağırlığını hissettirdiğini eklemekte fayda var.

“Gelecek” ki bu terimi demokrafik anlamda kullanıyorum, büyük kentler ve kıyı şeridinde. Çünkü Anadolu’yu kalkındırıp global piyasa ekonomisi ya da modern tarım ve tarıma dayalı sanayiye entegre etmeyi başaramayan hükümet, bu yörelerin göç vermesine engel olamaz.

Vatandaş kente yerleştiği anda sosyal medya ve Internet’in kapsama alanına giriyor. Bu alan tek düze bir global kültürün oluştuğu, sahte haberin bu oluşan düzene sabotaj yaptığı çok değişik ve geleneksel kafaların kodlarını çözmesinin zor olduğu vahşi bir jungle.

Vatandaş Internet-sosyal medya arasında son engebe eski nesil cep telefonuydu. 4.5G ve akıllı telefonların icadıyla artık sosyal gurubu, gelir düzeyi veya siyasi tercihine bakmaksızın herkes sosyal medyanın içine atlayıveriyor birden.

AKP’nin 16 yılı aşan iktidarının bir çok nedeni var. Partinin bu ülkeye yaptığı hizmetleri inkar eden muhalif değil cahildir. Ama bu hakimiyetin önemli bir payandası da oluşturduğu medya karteli. Türkiye yarı demokratik ülkeler arasında hegemon partinin kontrol ettiği medya araçları vasıtasıyla yalan haber yaydığı çok nadir ülkelerden biridir.

“TÜRKİYE ARTIK TV’Yİ İNTERNETTEN SEYREDİYOR, HABERİ DE SOSYAL MEDYADAN ALIYOR”

Ama artık TV ve gazetelerden ve onların web sitelerinden oluşan geleneksel medyayı kontrol etmek siyasette üstünlüğün en vurucu silahlarından biri olan Enformasyon Savaşı’nı kazanmakta yetersiz. Çünkü Türkiye artık televizyonu Internet’ten seyrediyor, haberi de sosyal medyadan alıyor.

AKP bu alanda büyük masraflar yapıp dev bir paravan haber sitesi ağı ve troller ordusu kurmasına rağmen sıfır çekti. Çünkü üretilen organik, orijinal ve doğaçlama değil. Pravda usulü, konuya keserle girip ana fikri çiviyle çakma peşinde.

CHP’nin şansı bu konuda tek kuruş harcamaması ve hatta belki de Enformasyon Savaşı’nın değişen haritasını okuyamamasına rağmen seçmenlerinin doğuştan sosyal medyada “trending” ve “meme” üretmekte daha yetenekli olmaları.

“SOSYAL MEDYA AKP-MHP GÜDÜMÜNDEKİ AİLEYİ PARÇALIYOR, TÜRKİYE’YE YUTTURULAN TEK DÜZE VE SAHTE SERABI DA BALYOZLA YIKIYOR”

Başkan’ım Erdoğan’ın “sosyal medya aile yapısını öldürüyor” türü ani çıkışlarını da bu gerçeği kavrayıp baş edememesinin bir neticesi olarak okumak lazım.

Sosyal medya ataerkil ve doğal olarak erkek ve Diyanet vasıtasıyla AKP-MHP güdümündeki aileyi parçalamakla kalmayıp medya karteli yordamıyla Türkiye’ye yutturulan tek düze ve sahte serabı da balyozla yıkıyor.

“ULUSLARARASI YAYIN KURULUŞLARININ ORTAKLAŞA YOUTUBE KANALI AÇMASI MUHAFAZAKAR BASINDA BU YÜZDEN KARALAMA KAMPANYASINA MARUZ KALDI”

İşte bu yüzden muhafazakar basında BBC ve Deutsche Welle başta dört uluslararası yayın kuruluşunun ortaklaşıp 90+ adıyla bir YouTube kanalı açması derhal karalama kampanyasına maruz kaldı. Bu konuda Yeni Şafak ve SABAH’ta en az 5 köşe yazısı okudum.

ortak fikir bu yeni oluşumun Batı emperyalizminin Türkiye’yi içeriden fethetmekte kullandığı koç başı görevi yapacağı yönünde.

Tabii, asıl dert başka. Uluslararası basının bakir pazar olarak gördüğü Türkiye’ye sırf ticari saiklerle girmesi, AKP ve beslediği basını 2 şekilde kalbinden vuruyor.

“AKP’NİN ÜRETTİĞİ YERLİ VE MİLLİ BAŞARI HİKAYESİ DİBİNDEN SU ALIYOR”

AKP açısından bilek bükerek ana akım medyadan kovdurduğu, susturduğu tüm yetenekli ve özgür düşünen gazeteciler bu mecralarda iş bularak yeniden seslerini duyurmaya başladılar.

Halkın duymaya hasret kaldığı gerçekler yeniden yüksek sesle bir çok kanaldan kulaklara erişmeye başlayınca, üretilen yerli ve milli başarı hikayesi de dibinden su alıyor.

Ayrıca, AKP artık istediği mesajları tek elden tüm basın vasıtasıyla yayamıyor da. Okunma-seyredilme payı olarak bakıldığında gittikçe genişleyen bir seçmen kesiti bağımsız, alternatif medya ve yıllardır güvendikleri uluslararası yayın kuruluşlarının görüşlerini referans almaya başlıyor.

Dikkat ederseniz AKP’yle gönül birliği yapan medya kuruluşlarının arkasında ondan ihale ve ulufe alan dev holdingler var. Bunlar medya kuruluşlarını AKP ile ilişkileri hoş tutmakta yararlı bir “maliyet merkezi” olarak görür. Ana akım medyanın cirosu düştükçe, ilişkinin maliyeti arttı. Ayrıca, artık AKP’ye vaadedilen halkın beynini ütüleme hizmeti de hakkıyla verilemediği için karşılığında temin edilen ihale meblağları da yakında düşer.

Batı’lı medya adına ise denklem basit, ortada komplo yok. AKP beyni (ve bir çok ulusalcı entellektüel) inanmasa da ne BBC, ne Deutsche Welle, ne New York Times, Bloomberg, Financial Times, ne de the Independent devletin ajanı ya da borazanıdır.

“‘ÖZGÜR BASIN’ BATI’DA HALK TARAFINDAN TİTİZLİKLE KORUNAN BİR MİLLİ DEĞERDİR”

“Özgür basın” Batı’da halk tarafından titizlikle korunan bir milli değerdir. Bu yayın kuruluşlarının Türkiye’de ağırlıklarını artırmalarının çok basit nedenleri var.

İlkin işçilik ucuz. O kadar çok işsiz gazeteci var ki, iki kuruşa insan çalıştırıp çok ucuz haber ve yorum üretiyorlar.

İkincisi talep var. AKP borazancılığı ile dar kafalı-nihilist sekularist muhalefet arasında yalın, makul, bağımsız ve akla 90 derece ters düşmeyen haber ve fikre ihtiyacı var kentli vatandaşın. Yalnız kendini eğitmek ve bilgilendirmek için değil, iş ve yatırım alanlarında doğru karar vermek için.

“AKP, ENFORMASYON SAVAŞINI KAYBETTİ”

AKP ne yapsa, kendi eliyle öldürdüğü yerli özgür basının yerini Batı’lı kuruluş ve bağımsız “gerilla” kuruluşların almasına engel olamaz. Enformasyon Savaşı’nı kaybetti.

Asıl soru şu: CHP ya da diğer muhalefet partileri uyanıp bu yeni ve öldürücü silahı ona doğrultmayı becerebilecek mi?

Gündem

Seçim bitene kadar İDO İstanbul seferleri durduruldu

Seçime 3 gün kala İDO, İstanbul’a yapılan tüm seferlerini tarife değişikliği gerekçesiyle iptal etti. İDO’nun bu kararından dolayı iktidarı sorumlu tutan CHP’li Canan Kaftancıoğlu, AKP’nin seçimi kaybetme korkusundan halkın en temel vatandaşlık hakkını elinden almaya başladığını vurguladı.

BOLD- İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) seçime 3 gün kala ilginç bir karar aldı. Tarife değişikliği yapan İDO 23 Haziran İBB Başkanlığı seçimlerinden önce İstanbul’a yapılacak tüm seferleri iptal etti.

İDO, internet sayfasından yaptığı açıklamada 21, 22, 23 Haziran tarihlerinde İstanbul’a yapılacak tüm seferlerin iptal edildiği duyurdu. Önceden bilet alanlara mesajla bildirim yapıldı. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu İDO’nun kararına tepki gösterdi.

Kaftancıoğlu yaptığı açıklamada Kaftancıoğlu ”Hiçbir gerekçe göstermeden seçimi iptal edenler şimdi de seçmenler oy kullanmasın diye uğraşıyor. Tespit edebilseler Ekrem İmamoğlu’na oy verecek tüm seçmenleri bırakın İstanbul’dan memleketten sürgün edebilecek kadar gözleri dönmüş durumda. İstanbul’da kurdukları israf düzenini korumak isteyen bir avuç insan, milyonlarca İstanbullunun hakkını gasp etmeye devam ediyor.

Yaşadıkları çaresizlik öyle büyük ki sandıktan korkuyorlar diyen Kaftancıoğlu AKP’nin seçimi kaybetme korkusundan halkın en temel vatandaşlık hakkını elinden almaya başladığını söyledi. Açıklamasının devamında Kaftancıoğlu ”Seçimden hemen önce İstanbul seferlerinin iptal edilmesi tesadüf falan değil. Bu iptal kararı, koltuklarından kopmak istemeyen bir avuç insanın sandıktan korktuğunun göstergesidir. İDO’yu derhal bu hatadan dönmeye davet ediyorum” diye konuştu.

Okumaya devam et

Dünya

Erdoğan: S-400’ler dolayısıyla yaptırım uygulanacağına hiç ihtimal vermiyorum

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, S-400 alımı dolayısıyla ABD’nin Türkiye’ye yaptırım getirebileceğine hiç ihtimal vermediğini söyledi.

“S-400 konusu bizim için ve Rusya için bitmiş bir iştir” diyen Erdoğan, Temmuz ayının ilk yarısında teslimaın başlayacağını belirtti.

BOLD-Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk gazetecilerin alınmadığı yabancı basınla yaptığı sohbet toplantısında Türk Amerikan ilişkileri ve S-400 krizi gibi konularda çok tartışılacak ifadeler kullandı.

“S-400 KONUSUNDA ABD’NİN TÜRKİYE’YE YAPTIRIM GETİREBİLECEĞİNE HİÇ İHTİMAL VERMİYORUM” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, S-400 alımı dolayısıyla ABD’nin Türkiye’ye yaptırım getirebileceğine hiç ihtimal vermediğini söyledi.

Erdoğan, “Amerika’nın bir sıkıntısı var, bizim sayın Trump ile olan ilişkilerimiz çok çok farklı, ama sayın Trump’ın altındakilerle olan ilişkilerimiz çok çok farklı. Dolayısıyla yaptırımların filan olacağına hiç mi hiç ihtimal vermiyorum” dedi.

“S-400 KONUSU BİZİM VE RUSYA İÇİN İÇİN BİTMİŞTİR” 

Erdoğan, S-400 konusunun Türkiye ve Rusya için bitmiş bir konu olduğunu belirtti. Temmuz ayının ilk yarısında teslimatın başlayacağını açıkladı.

Erdoğan, “Yani öyle zannediyorum ki önümüzdeki ayın ilk 15 gününde teslimatlar başlayacak. Teslimatların başladığı andan itibaren nereye yerleştirileceği aynı şekilde silahlı kuvvetli tarafından belirlenmiştir, oralara yerleştirilmek suretiyle bu süreci devam ettireceğiz” diye konuştu.

“BİZİM DE KENDİMİZE HAS KARŞI YAPTIRIMLARIMIZ OLACAKTIR” 

Erdoğan, ABD’nin herhangi bir üye ülkeyi NATO’dan çıkarma yetkisi olmadığını ve Amerika’nın yaptırımlar konusunda çok daha hassas davranması gerektiğini söyledi.

Erdoğan, “NATO içindeki şu ana kadar yaptığı bütün uygulamalarıyla NATO’nun bu kadar dayanışmacı ülkesini yaptırımlara tabii tuttuğu zaman Amerika’nın bunu çok iyi düşünmesi lazım. Bizim de kendimize has karşı yaptırımlarımız olacaktır, biz bunlara evet demeyiz” diye konuştu.

ABD’nin Türkiye’yi F-35 programından çıkarılması halinde konuyu uluslararası mahkemelere taşıyacaklarını söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gelecek hafta yapılacak G-20 Zirvesinde Japonya’da biraraya gelmesi bekleniyor.

Savunma Bakanı Hulusi Akar’dan ABD’ye mektuplu cevap

Okumaya devam et

Gündem

Binali Yıldırım’ın kullandığı “Kürdistan” ifadesi, mahkemede beraat gerekçesi oldu

AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım’ın, Diyarbakır’da “Kürdistan” ifadesini kullanması, gazeteci Mehmet Sanrı’nın yargılandığı davada beraat gerekçesi oldu.

BOLD-İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan gazeteci Mehmet Sanrı, Yılmaz Güney’in “Kürdistan” kelimesini kullandığı konuşmasını paylaşması nedeniyle hakkında dava açılmıştı. Mahkeme heyeti, duruşmada “Kürdistan” kelimesini “üst düzey yöneticiler kimi zaman kullanıyor” diyerek beraat kararı verdi.

Gazeteci Mehmet Sanri hakkında, içeriğinde “Kürdistan” geçen Yılmaz Güney’in 1984 yılında Paris Kürt Enstitüsü’ndeki Newroz programında yaptığı konuşmayı sosyal medya hesabından paylaşması üzerine dava açılmıştı.

Mehmet Sanri’nın avukatı Pınar Bayram, karar duruşmasında, Binali Yıldırım’ı örnek göstererek, “Yakın tarihte başbakanlık yapan kişi de aynı kelimeyi kullanmıştır” sözleriyle savunma yaptı.

Bugün görülen davada mahkeme heyeti, Kürdistan ifadesinin “Üst düzey yöneticiler tarafından da kullanıldığını” söyleyerek beraat kararı verdi. Cumhur İttifakı’nın Adayı Binali Yıldırım, 6 Haziran’daki Diyarbakır ziyaretinde “Kürdistan mebusları vardı” ifadesini kullanmıştı.

Mahkemenin verdiği beraat kararının ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan Sanrı, “Yani Binali Bey de Kürdistan demeseydi, bize cezayı keseceklerdi… Bana öyle geldi…” dedi.

BİNALİ YILDIRIM, KÜRT SEÇMENİNE “KÜRDİSTAN” İFADESİYLE SESLENMİŞTİ

AKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, Diyarbakır’da, “İstiklal mücadelesini başlatırken, Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni toplayan Gazi Mustafa Atatürk’ün davet ettiği millet temsilcileri arasında Kürdistan mebusu da, Lazistan mebusu da vardı. Anadolu’nun her tarafından temsilci vardı. Onun için bizi birbirimizden ayırmaya çalışanlara, kardeşliğimizi bozmak isteyenlere asla prim vermeyeceğiz” demişti.

Bu sözlerin ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, isim vermeden AKP İstanbul adayı Binali Yıldırım’ı eleştirmiş “Türkiye’de Kürdistan ve Lazistan yoktur. Bundan sonra da olamayacaktır. Olması yönünde heveslenenler varsa karşılarında daima Milliyetçi-Ülkücü Hareketi bulacaklardır” demişti.

Bahçeli, Yıldırım’ın “Kürdistan” açıklamasını böyle eleştirdi: Sözümüzden dönmedik

Okumaya devam et

Popular