Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Anne ayağa kalk! Buraya kadar geldin, vaz mı geçeceksin!

KHK ile ihraç, arama kararları, saklanarak geçen günler, Meriç’ten tehlikelerle dolu geçiş, mültecilik ve Almanya.. Sıradan bir ailenin sıradışı hikayesi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN BOLD ÖZEL

15 Temmuz süreci en çok çocuklarda travmalara neden oldu. Cezaevindekiler ayrı, Meriç’ten geçebilip mülteci olanlar ayrı sıkıntılar yaşadı. Unutulmayacak acılar, anılar biriktirdiler.

Küçücük yaşlarında büyümek zorunda kalan çocuklar, Avrupa kamplarında birbirlerine masal yerine bu hikayeleri anlatıyor, duruşlarıyla anne babalarına dayanma ve direnme gücü veriyorlar.

5 ve 7 yaşındaki çocuklarıyla Meriç Nehri’ni geçen ama yaşadıklarının etkisinden kurtulamayan Yapraklı ailesinin yaşadıklarını da unutulmayacak hikayelerden. Günlerce, ‘Batıyoruz’ diye sıçrayarak uyanmak, her gece ölüme yatmak gibi…

HAKKIMIZDAKİ SUÇLAMALARI DUYUNCA İNANAMADIK

Zeynep Yapraklı: Biz Zonguldak’ta yaşayan sıradan bir aileydik. Ben ev hanımıyım. Eşim Ahmet Yapraklı ile 2009’da evlendik. İki çocuğumuz var. Oğlum Hamza 7, kızımız Elif Betül 5 yaşında. 15 Temmuz’u sanki biz yapmışız gibi hayatımız bir anda alt üst oldu. O gün akşam evimizde oturmuş hep birlikte çay içiyorduk. Her zamanki gibi eşim işten gelmiş, yemeğimizi yemiştik. Bir anda ne olduğunu zaten anlamadık.

Eşim Zonguldak Ticaret İl Müdürlüğü’nde muayene memuru olarak görev yapıyordu. Aynı zamanda Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nde uluslararası ticaret alanında ders veriyordu. Gümrüğü bırakıp akademisyen olmaktı hedefi.

Daha beş yıllık memurken darbeden 10 gün sonra ihraç oldu. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı, hakkında 3 dosya, 5 yakalama kararı çıkarttı.

Suçlamalar silahlı terör örgütüne üye olma, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, resmi belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşlarını dolandırıcılık! İnanılır gibi değildi, iddiaları görünce ne yapacağımızı bilemedik.

RÜŞVET TEKLİF ETTİLER, KABUL ETMEDİM

Ahmet Yapraklı: Gümrük de rüşvet olayları oluyormuş. Yeni memurdum. Bana da teklif edildi fakat ben almam. Bir firma hurda getirdi. Araba parçaları var dediler. Baktım, kırık dökük olmayan, kullanılabilir parçalardı. Kırık dökük şeylere vergi alınmıyor. Diğerlerine vergi ödenmek zorunda. Firmaya 160 bin TL’lik ceza uyguladık. Ankara merkezli bir firmaydı. İki kişi geldi Ankara’dan, ‘Sen memursun, maaşın ne kadar ki, 70 bin TL verelim’ dediler. Tabi olacak bir şey değildi.

Yapraklı ailesinin Atina günleri.

KAPI ÇALINCA İRKİLİYOR, SOKAĞA ÇIKMAYA ÇEKİNİYORDUK

Zeynep Yapraklı: Yakalama kararı çıkınca eşim bir süre evden uzakta yaşamaya başladı. Suçu yoktu, neden hapse girseydi ki! Zaman zaman görüşüyorduk fakat artık bizim için kabus gibi günler başlamıştı.

Tek başıma, çocuklarla Zonguldak’ta kalamazdım, zaten orada bizi bağlayan bir şey kalmamıştı. 6 ay eşimle görüşmedik. Sonra biz de bulunduğu yere gittik.

Yaklaşık iki sene böyle geçtikten sonra Türkiye’de kalmak ikimiz için de zor olmaya başladı. Hep diken üstündeydik. Kapı çalınca irkiliyor, sokağa çıkmaya çekiniyorduk. Haziran 2018’de yurt dışına çıkmaya karar verdik. Tek yolumuz vardı; Meriç Nehri…

31 Haziran 2018’de saat 09.00’da Ankara’dan İstanbul’a yola çıktık. 6 saat sonra, diğer yol arkadaşlarımızla İstanbul’da buluştuk. Toplamda 6 kişiydik. Bizim dışımızda iki kişi daha vardı. Onları tanımıyorduk, isimlerini bile bilmiyorduk. Kaçakçılara, buluştuğumuz yerde para verdik.

YUNANİSTAN DİYE NEHRİN ÜZERİNDE BİR ADAYA ÇIKMIŞIZ

Ahmet Yapraklı: Ödemeyi yaptıktan sonra yola çıktık. Edirne’yi geçip bir yerde bıraktılar bizi. Kaçakçılar botu şişirmeye gideceklerini söyleyip ayrıldılar. Biraz fazla zaman geçti. Yaklaşık bir saat kadar. Endişelenmeye başlamıştık. Sonra geldiler, normal dediler, bot şişirirken pompa bozuldu dediler. Hep birlikte nehrin kıyısına doğru arabayla ilerlemeye başladık.

Önümüzde bir araba daha vardı. Onu geçtik, genellikle o yolda sarhoşlar oluyormuş. Arabayı geçtik ama peşimizden gelmeye devam etti. Geçiş yapacağımız kıyıya az kalmıştı. Arabadan tedirgin olan şoför Meriç’in ters istikametinde sola dönüş yaptı. Patika bir yola girdi. Araba da arkamızdan döndü.

Heyecan dorukta, arkama bakıyorum, araba geliyor, şoföre ‘hızlan, ileride beni at, bizimkilerin araması yok, ben yürüyerek bir önceki buluşma noktasına gelirim’ dedim. Hızlanınca araç arkamızdan gelmedi ve biraz bekleyip başka yoldan yine anayola bağlandıktan sonra sınıra geldik.

40 DAKİKA BOYUNCA NEHİRDE SÜRÜKLENDİK…

Kaçakçı, ‘Botun yanında rehberim var, sizi bekliyor, karşıya geçince yardımcı olacak’ dedi. Bota kadar 5 dakika yürüdük. Bundan sonrası kolay oldu. Bota bindik. 40 sakika boyunca yaklaşık 3 kilometre aşağı doğru sürüklendik. Sonra rehber ‘yanaşamıyorum, yardım edin’ dedi. Kıyıya biraz yaklaşınca ben dalları uzanıp tuttum ve botu kıyıya yaklaştırdım. İndim, çocukları indirdim, eşimi aldım.

Rehber bizi orada bırakacaktı. Öyle anlaşmamıştık. Tartıştık, ‘Bırakmam seni, yol göster’ dedim. Telefonlarımızı açtık. Yola çıkmamıza yardım eden bir arkadaşım vardı, onu aradım. ‘Sizi adaya bıraktılar, haritada öyle görünüyor’ dedi. ‘Ne adası, karadayız’ dedim.

Meriç arkamızda kalmış görünüyor ama ayak bastığımız yer çok kötü, zor bir bölgeydi. Yıkılmış ağaçlar, dikenler, çamur… Bir haftadır yağmur yağdığı için her yer ıslak, suyun debisi artmış. Rehber yol gösteriyor ama acemi. Bir oraya bir buraya götürüyor. İki adım atıp aynı yere geliyoruz.

ÇOCUKLARI OMUZLAYIP SUYA GİRDİK

Zeynep Yapraklı 29, Ahmet Yapraklı 34, Hamza 7, Elif Betül 5 yaşında. Yapraklı ailesi artık Almanya’daki yaşamlarına tutunmaya çalışıyorlar.

Ormanlık sık bir alan, önümüzü görmüyoruz. Sinirlerimiz boşaldı. Tartışma, bağırma, çağırma başladı. Neyse sakinleşince yolu kendim bulmaya karar verdim. 20 adım attık ki, önümüze akarsu çıktı. O an gerçekten küçük bir ada üzerinde olduğumuzu idrak ettik. Meğer Meriç’in ortasında bir adaya çıkmışız.

Suyu görünce geri döndük. Arkadaşım adanın en üst tarafına, nehrin daraldığı yere yönlendirdi bizi. Ama ilerlemek ne mümkün. Yolu açıyorum, çocuklar ve eşim arkamdan geliyor. İki adım at, üç adım at o şekilde ilerliyoruz. Rehber de en arkada. Bir yerden suya girdim. Üç adım attım, su belime geldi. Vazgeçtim, geri çıktım.

Biraz daha yukarıya gittim ve bir daha suya girdim. Elimdeki çubukla derinliği ölçüyorum. Su bir yerde göğüs hizama kadar geldi, bir-iki adım daha attım, sonra tekrar bel seviyesine indi. Çocuğun birini omzuna aldım. Diğerini eşim sırtına aldı ve hep birlikte suya girdik.

KIZIMIZ NEHİRE DÜŞTÜ…

Ben bir taraftan eşimin can yeleğini ve çocuğu tutuyorum, yürüyorum. Neyse geçtik. En sonda yine rehber vardı. Çantaları ona vermiştim. Bekar arkadaş ve rehber de bizden sonra geçti.

Toplarlanıp yürümeye başladık. 10-15 adım daha attık ki önümüze tekrar su çıktı. İşte o an tükenmiştik… Zirve oldu artık, eşim geçmem bir daha, sabahı bekleyelim diye yalvarmaya başladı.

Ben yine aynı taktikle suya girdim, karşıya geçtim, derinlik belime kadar… Boyum 1,70. Geri döndüm. Aynı şekilde çocukları sırtımıza alıp eşyaları rehbere verdim. Bir de erzak çantamız var. Onu da bıraktıramıyorum, karaya çıkınca çocuklar için tutuyorum.

Derin yere gelince korktuk. Çocuk panikledi, eşim sendeleyince, Elif Betül birdenbire suya düştü, hemen yakaladık ve karaya perişan halde ulaştık. Hanım ağlıyor, çocuklar ağlıyor. Ufaklık burada öleceğiz diye bağırıyor. Gerçekten çok zordu. Allah’a şükür geçtik ama ömrümüzden ömür gitti.

OĞLUM ‘AYAĞA KALK ANNE’ DEYİNCE UTANDIM

Zeynep Yapraklı: İkinci suyu geçmiştik artık ama benim dayanma gücüm kalmamıştı. Olduğum yere çömeldim ve ağlamaya başladım. Can yeleklerimiz vardı, ben biraz onlara güvenerek suya girmiştim ama bitmiştim. Yürüyemiyordum. Yedi yaşındaki oğlum ‘anne buraya kadar gelmişken vazgeçemezsin, ayağa kalk, güçlü ol, sen ağlayınca çok üzülüyorum’ deyince oğlumdan utandım, o sözü beni ayağa kaldırdı.

Bir saat kadar daha yürüdük ve bir ağaç altında sabahladık. Bir köye yaklaşmıştık sanırım. Çocukların altına naylon serdim, üzerine bir tane pikem vardı, o kadar suya girmemize rağmen kuru kalmış. Hepsini poşetlemiştim. Onları serdim, hava aydınlanana kadar çocuklar uyudular.

O AN HİSSETİM MÜLTECİ OLDUĞUMU

Sonra toprak yoldan ana yola çıkar çıkmaz iki araba geldi ve bizi aldı. Zaten yürüyecek halimiz yoktu. Öyle uzun bir geceydi ki yıllarımı aldı. Nezarete gidip dinlendik diyebilirim.

Yunan polisinin yaklaşımı iyiydi, aç mısınız, suya ihtiyacınız var mı diye soruyorlar. Ama götürüş şekilleri kötüydü. O an hissettim mülteci olduğumu. Işıksız bir arabanın arkasına koydular, kapıları kapattılar. Arabanın üstünde birkaç küçük delik vardı, oradan hava geliyor ama arabanın içi çok pis. Ayakkabılar, poşetler… O demir kapı kapanıp karanlıkta kalınca kötü oluyorsun…

MÜBAREK BEN DE KHK’DAN ATILDIM, PROFESÖRÜM

Ahmet Yapraklı: Ağacın altına geldik. Sağda Edirne, solda Yunanistan. Ben diyorum sola, rehber diyor sağa. Sağda 200 metre ileride kulübe görmüş. Türkiye tarafından da ambulans, zaman zaman da davul zurna silah sesi geliyor. Saat 04.00 olmuştu.

23.00 sularında başladık yolculuğa 4’te bitti. Güneşin doğmasını bekliyoruz, yakında istasyon varmış, trene binip Selanik’e gitmeye karar verdik. Güneş doğdu, bir şeyler atıştırdık. Hava ısındı, eşyaları kuruttuk biraz.

Rehber geri dönecek zannediyorum. ‘Mübarek ben de KHK’dan atıldım. Üniversitede profesördüm’ deyince şaşırdım, adamı neredeyse suda bırakacak ya da boğazlayacaktım. Niye söylemediniz dedim, ‘Sen çok endişelendin, problem yapma diye söylemedim.’ dedi. Kaçakçı da kendisine ‘Seni rehber olarak söyledim, yoksa bota almayacaklar’ demiş.

Yola çıktık, 100 metre gittik, Yunan polisi geldi, durumu anlattık. Erdoğan rejiminden kaçtık deyince anlıyorlar zaten. Bizi karakola götürdüler. Üst ve çanta araması, kayıt sonrası nezarete koydular. 5 ranza vardı. Herkes hemen uyudu. Arada polis geliyor, bir şeyler soruyor, zor bela anlaşıyoruz ama bizimkilerin ruhu bile duymuyor. Birkaç saat sonra Türkçe bilen biri geldi.

SİZ TERÖRİST MİSİNİZ YANİ!

‘Sizin için geldim’ dedi. Halimizi görünce bize yapıştırılan terörist damgasıyla dalga geçmeye başladı. ‘Siz şimdi terör müsünüz yani, bombaları Türkiye’de mi bıraktınız’ diye espri yapıyor. Parmak izlerimiz alındı, fotoğraflar çekildi. Yorgunluktan o kadar kötü çıkıyordu ki fotoğraflarımız, direkt ‘wanted’ tipi oluyoruz .

‘Buradan yarım saate çıkarsınız, kampa gideceksiniz’ dedi tercüman. Sevinçten uçtuk, çünkü en az bir gün tutuyorlar demişlerdi. Kasası kapalı bir araç ile 10 dakika uzaklıktaki kampa götürdüler.

ZOMBİ FİLMİ GİBİYDİ, O AN BİTTİK DEDİM

Araba durdu, indik, karakol gibi bir yer, içeri girdik, tekrar üst araması yaptılar. Karşımızda tavana kadar parmaklıklar, insanlar üzerine tırmanmış, elleri dışarda, bir şeyler istiyorlar, her yer sigara dumanı… Film sahnesi gibiydi. Zombileri görmüş gibi oldum. O an bittik dedim, buradan çıkamayacağız. Onların önünden geçtik yan koğuşa koydular bizi.

Yüksek duvarlı bir yer, karanlık, yaklaşık 20 ranza var, ışık yok, içeri girdik. Biri ‘Abi hoşgeldiniz’ deyince afalladım. ‘Ben Ahmet, Türküm’ dedi. Bana ve eşime ranza gösterdi. Kapıya en yakın ranzayı seçtik. Koğuşun içine doğru gitmek dahi istemiyorum. Eşimin bittiği anlardan bilmem kaçıncısı. Korku, endişe, ağlamaya başlayacaktı ki bir kadın bu kez, hoş geldiniz dedi. Herkes başımıza toplandı. Sırayla geçmiş olsun demeye başladılar.

10 DAKİKA SONRA YAŞADIĞIMIZ O KORKUNÇ GECEYİ UNUTTUK

O koğuşta tamamen Türkler vardı. Herkes bizim gibi geçen insanlar. 3 gündür oradalardı. Selamlaştık, sarıldık, moralimiz yerine geldi. Başladık muhabbete, herkes başından geçenleri anlatıyor. O ara kantin saati imiş, kahve ısmarladılar. 10 dakika sonra yaşadığımız geceyi, her şeyi unuttum, özlediğim ortam, dostlarım, kardeşlerim 2 sene sonra karşıma en rezil ortamda çıkmıştı. Ama o an mekan hiç umurunda olmuyor. Eşim de toparlandı.

Akşam olunca çocuklar ve eşim erkenden uyudu. Biz arkadaşlarla geç saate kadar konuştuk. Ranzaların etrafı bez ve kartonlarla kapatmışlar. Her aile mahremini oluşturmuş. Bir ranzanın üstünde seccade vardı, sıra ile namazlar kılınıyor. Bir adamda el feneri gibi bir şey vardı, WC’ye girmek isteyen onu buluyor. Sabah olunca herkes çıkacak dediler. Bir oh çektim. İki gece de kurtardık Allah’a şükür.

BM KAMPINDA BANYO SIRASI…

 

Birleşmiş Milletler’in kampına götürdüler bu kez. Çamaşır makinesi, banyo, temiz çarşaf var, iki aile maksimum 10 kişi bir arada kalırsınız dediler. Kayıt işlemlerinden sonra dağıtım başladı. Üç aile, birkaç bekar ve 6 Afgan genç ile birlikte 8 konteynerın olduğu bir yere koydular. Afganlar ‘Türki hoşgeldiniz’ diyorlar.

Bizim odalarda kirli çarsaf yok deyip yenisini vermediler. Bir konteynerın içinde ranza vardı, diğer konteynerde yoktu. Her yerde sünger yatak, kirli battaniye… Kadınları ranzalı konteynera gönderip biz yer yataklı köşkümüzü temizlemeye başladık.

Alışma süreci birkaç saat sürüyor. Bizim tarafta banyo yoktu, kadınların tarafında var, önce çocuklar sonra kadınlar kullandılar. Sonra o konteynırı boşalttılar biz sıraya girip banyo yaptık. O gece öyle geçti.

İkinci gün sabah bir adet poğaça, bir meyve suyu, öğlen patates haşlama, ekmek, akşama aynı şekilde olmak üzere yemek verdiler. Domates, salatalık gördün mü bayram ediyorsun. Hele bir de peynir olsa… Çocuklar önce yemediler ama sonra direnemediler. Az yemek, az konuşmak, az uyumak… Unuttuğumuz sünnetlere tekrar döndük. Çocuklar bile artık israf etmiyor, saklıyor ve sonra yiyorlardı.

SÜT KUTUSUNDA SU ISITIP ÇAY DEMLEMEK

Sadece çayımız eksikti. İlk akşam içemedik. Su ısıtıcısı vs gibi şeyler yasaktı. İkinci gün bazı ihtiyaçlarımızı Afganlardan karşıladık. Odalarında çay içtiklerini gördüm. Nereden buldunuz dedim. ‘Abe kolay’ dediler.

Sabah çocuklar için 1 Litre süt veriyorlar. Onların kutularının içi folyo kaplı. Suyu onda ısıtıyorlar. Her gün 16.00-17.00 arasında küçük bir araba geliyor kampa. Çay, sigara, kola, su vb. basit şeyler satılıyor. Oradan da sallama çay alıyorlar. Onlara para verdik. Her akşam yemekten sonra bize de çay demleyip getirmeye başladılar.

Akşama yeni aileler geldi. Bütün yatakları birleştirdik. 9 yatakta 15 kişi yattık. Yemekten sonra çayımız hazırdı. Bisküvi, çekirdek var. Namazdan sonra hep beraber halka yaptık. Ortaya bisküvi, çerez koyup çay eşliğinde yine muhabbete daldık. Herkes mutlu, kadınlar da iyiler, çocuklar arkadaş bulmuşlar, oynuyorlar, ortam süperdi.

İKİ SENEDİR GÖRMEDİĞİM ARKADAŞIMLA KAMPTA KARŞILAŞTIM

İki senedir görmediğim bir arkadaşımla BM kampında karşılaştım. 10 metre uzaktan, tellerin arasından muhabbet ettik. Çay yollayacağım size dedim, inanmadı ama çok sevindiler. Afganlar tel ile iki tane demir rezistans yapmış. Bir odanın banyo camı, diğer bloğun banyo camına yakındı. El yapımı ketıl’ı bu şekilde onlara ulaştırdık. Onlar da çaya kavuştu.

O günün akşamında biz kamptan çıktık. Dedeağaç’a kadar bizi bıraktılar. Uçakla Atina’ya geldik. Bir misafirhane bulduk. 3 odalı bir yer. Temiz yatak, çarşaf, TV, internet, banyo ve ailenle berabersin… 5 günün en güzel anıydı. Sabah istediğin gibi kahvaltı, markete git, özgürlük… Allah orada sıkıntıda olan herkesi bir an önce özgürlüğe kavuştursun. 8 denemeden sonra Almanya’ya gelebildik. 24 Ekim 2018’de Zeynep ve çocuklar geçti. 4 Kasım 2018’de ben geçtim.

Elif Betül ve Hamza, Almanya’da babalarına kavuştukları gün.

Şu an heim denilen, belediyenin verdiği evlerde kalıyoruz. Oturumumuzu aldık, kızıma anaokulu arıyoruz. Oğlumuz okula başladı. Burada herkes nehir kenarlarına gidip oturmayı seviyor. Biz mümkün olduğunca uzak duruyoruz. Anılarımız canlanıyor. Bizden sonra geçenler arasında hayatını kaybedener oldu, onlar aklımıza geliyor.

ÇOCUKLAR GÜNLERCE BATIYORUZ DİYE ÇIĞLIKLA UYANDILAR

Zeynep Yapraklı: Çocuklar bazen anneannelerini özlediklerini söylüyorlar. Ziyarete geleceklerini söylüyoruz. Gelmesinler, Meriç’ten geçmesinler diyorlar. Onlar uçakla gelecekler deyince o zaman biz niye geçtik diyorlar.

Hiç etkilenmediler zannediyorsun ama o kadar derinden etkilendi ki çocuklar, geçtiğimiz her ormanlık alanı görünce Meriç’i hatırlıyorlar. Yine Meriç’ten geçeceğiz diye bir daha Türkiye’ye dönmek istemiyorlar. Yunanistan’dan da buraya 8. denememizde gelebildik, o zaman da çok yıprandılar. Havaalanında bizi kenara ayırdıklarında ‘bizi neden sevmiyorlar, Türkleri neden istemiyorlar’ diye sorguluyorlar.

İlk günler yaşadıklarımızın şokunu atlatamadık. Çocuklar günlerce uyumadı. Batıyoruz diye çığlıkla uyandılar. Biz keza aynı. Sürekli sıçrayarak uyandık. Ve kaçan kurtulmuyor dedim içimden. Çok kolay geçenler de olmuş ama bizim için zordu…

 

BOLD ÖZEL

Emine Bulut cinayetinin perde arkası… – BOLD CANLI

Türkiye ve dünyanın gündemine ilişkin gelişmeler Bold Canlı yayınında. Gündemde Emine Bulut cinayeti ve Ahmet Davutoğlu’nun yeni partisinin ismi var…

11 yılda 2 bin 717 kadın öldürüldü

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Muhammed Yahya’nın elini kim tutacak?

Dört ay önce cezaevine giren hasta tutuklu Lütfi Koç’un eşi adalet istiyor: “Oğlum yüzde 100 engelli. Kızım kas hastası. 80 yaşındaki anneme bakıyorum. Eşim tutuksuz yargılansın!”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Ev hanımı Züleyha Koç, eşinin tahliye edilmesi için dün (20 Ağustos 2019) İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi hakimler heyetine bir dilekçe yazdı. Biri ağır engelli olmak üzere iki hasta çocuğu, 80 yaşındaki annesi ve cezaevinde endoskopi sırası bekleyen eşi için adalet çağrısında bulundu.

KALBİ DURDU…

Doğuştan engelli Muhammed Yahya, 24 saat bakıma, ilgiye, tedaviye muhtaç bir çocuk. Görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor. Sadece elini sürekli tutan biri olunca sakinleşip mutlu oluyor.

Sık sık epilepsi nöbeti geçiren ve üst üste 3 gün hiç uyumayan 4 yaşındaki Muhammed Yahya’nın geçen sene doktor kararıyla dişlerinin çekildiğini belirten annesi, “Oğlumun dişleri yarım çıkmıştı. Çiğnemesi olmadığı için dişleri yumuşaktı ve devamlı enfeksiyondan yanağı şişiyordu. Doktorlar hepsinin çekilmesine karar verdi. Çünkü anestezi her zaman alamıyordu. Kalbi durdu bir keresinde, operasyonu yarım bıraktılar” ifadelerini kullandı.

ENDOSKOPİ İÇİN SIRA BEKLİYOR

Tenkil sürecinde başlatılan soruşturmalar kapsamında 2 Kasım 2018’de İzmir’de gözaltına alınan baba Lütfi Koç (45), iki gün gözaltında kaldıktan sonra oğlu Muhammed Yahya’nın (4,5) durumu göz önünde bulundurularak denetimli serbestlikle bırakılmıştı. Fakat 7 ay sonra, 29 Nisan 2019’da kendi ayağıyla gittiği mahkeme bu kez ‘örgüt üyeliğinden’ tutuklanmasına karar verdi.

Koç ailesinin zaten zor olan hayatı o günden sonra daha zorlaştı. 4 aydır İzmir 1 Numaralı F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Koç, 95 kilo girdiği cezaevinde 20 kilo kaybetti.

Ağrıları nedeniyle eşinin 10 Haziran 2019’da Yeşilyurt Devlet Hastanesine sevk edildiğini söyleyen Züleyha Koç, “Eşimin karın ağrıları vardı ama üzerine düşmemişti. Cezaevindeki stres, koğuş ortamındaki sıkıntılar sanırım tetikledi. Doktor, ‘kanserden şüpheleniyorum, 3 gün sonra sizi kolonoskopi ve endoskopi için çağıracağım’ dedi ama hala bunlar çekilmek üzere hastaneye götürülmedi. Uyuşturarak yapacaklar tetkikleri, bunun için 6 ay beklemesi gerekiyormuş. Eşim ağrılarının devam devam ettiğini söylüyor ama dayanmaya çalışıyor” dedi.

9 Temmuz 2019’da çıkarıldığı ilk mahkemede, savunma yapamadan 8 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Lütfi Koç’un kendisi de, eşi de, çocukları da çaresiz. Ailesinin durumunu 9 maddede mahkeme heyetine özetleyen Züleyha Koç, tek başına tüm sorunlarla mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Muhammed Yahya’nın elinden kim tutacak bilemiyoruz ama Tenkil sürecinin en ibretlik belgelerinden biri olan Züleyha Koç’un tarihi dilekçesini sunuyoruz:

BU HAYAT MÜCADELESİNDE YALNIZ KALDIM

“Ben Züleyha Koç, ağır engelli annesiyim. Epilepsi nöbetleri olan oğlum yüzde 100 ağır engelli. 4 yaşında. Aynı zamanda görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor, devamlı gergin ve güvende hissetmek için sürekli el tutmak istiyor. Uyku düzeni yok, bakıma muhtaç, devamlı birinin yanında olması gerekiyor. Her an nöbet geçirebiliyor.

Kızım 11 yaşında. Doğduğunda rahatsız doğdu. Çok zor günler atlattık. Onu hayata kazandırdık derken 10 yaşında kas rahatsızlığı başladı. Müsküler Distrofi (Çocuklarda görülen kas erimesi) tanısı ile takibe alındı.

Hastaneler, uykusuz günler-geceler, eşimle birlikte yardımlaşarak geçirdiğimiz bu hayat mücadelesinde yalnız kaldım. Çok zor durumdayım, ayrıca evin tek çocuğuyum. 80 yaşındaki anneme bakmak zorundayım. Hayat iyice zorlaştı. Lütfen kalbinizle, vicdanınızla merhamet edin. Sizin de çocuklarınız, eşiniz, anneniz vardır. Kendinizi benim yerime koyun.

Eşim 29 Nisan’da çocuklarıyla dahi kucaklaşmadan geri gelirim diye çıktığı evine geri dönemedi. Kendi ayaklarıyla gittiği mahkemede tutuklandı.

1- Yüzde 100 çocuğun ayak ameliyatı tedavisi,
2- 11 yaşındaki kızının fizik tedavisi,
3- Kendi rahatsızlığı (Yeşilyurt D.H Gastroentoloji kanser şüphesi doktor teşhisi),
4- Kendi isteği ile mahkemeye gitmesi,
5- Yıllardır aynı ikamette kalması,
6- Her hafta serbest denetim imzasına gitmesi,
7- Şikayetçilerin çelişkili ifadesi,
8- Tüm hukuki talepleri kabul etmemiz,
9- Sadece çocuklarımızın tedavisi için yanımızda olması talebimizin reddedilmesi, 8 yıl 10 ay çok ağır ceza verilmesi bizi çok üzdü. Kız çocuğumun psikolojisinin bozulmasına sebep oldu. Hayata küstü, içine kapandı, devamlı üzgün ve ağlamaklı. “Benim babam kötü biri değil, benim babam terörist değil” deyip ağlıyor. Yeni okul dönemine nasıl başlayacağız bilemiyorum.

Sizden RİCA EDİYORUM, çocuklarımı gözü yaşlı, boynu bükük bırakmayın. Bizim yardıma, desteğe, BABAMIZA ihtiyacımız var. Bu yardım talebimizi geri çevirmeyin. Çok perişan bir anne, bir kadın olarak sizlerden rica ediyorum. Bitmiş durumdayız.

Çocuklarımızın tedavilerinin yarım kalmaması ve hayata kazandırmak için EŞİM LÜTFİ KOÇ’un TAHLİYESİNİ TALEP EDİYORUM.”

Muhammed Yahya, ablası ve hasta tutuklu babası Lütfi Koç.

Lütfi Koç, oğlunu elinden tutarak uyutuyor ve onunla 24 saat ilgileniyordu.

MUHAMMED YAHYA’NIN ELİNİN TUTULMASINI İSTEDİĞİ VE MUTLU OLDUĞU TEK AN…
MUHAMMED YAHYA’NIN DİŞLERİNİN ÇEKİLDİĞİ GÜN
MUHAMMED YAHYA’NIN EPİLEPSİ NÖBETİ GEÇİRDİĞİ AN
MUHAMMED YAHYA’NIN ENGELİNE İLİŞKİN HASTANE RAPORU

Kaçırılan Mülkiyeli Tunç’un eşi: “Polis eşimin nerede olduğunu bana soruyor”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Kaçırılan Mülkiyeli Tunç’un eşi: “Polis eşimin nerede olduğunu bana soruyor”

Mülkiyeli Yusuf Bilge Tunç, KHK’yla ihraç edildikten yaklaşık 3 yıl sonra kaçırıldı. Eşi yaşadıklarını, ulaşabildikleri bilgileri ve son durumu anlattı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD – Zorla kaybedilme olaylarının son kurbanı KHK’lı Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılmadan kısa süre önce hakkındaki “arama kararının” kaldırıldığı öğrenildi. Tunç’un eşi ise soruşturma sürecine tepkili: “Polis kendi cevaplaması gereken soruları arayıp bize soruyor.”

Yusuf Bilge Tunç, Türkiye’nin en önemli fakültelerinden “Mülkiye” olarak bilinen Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu başarılı bir isim. Adana’da başlayan eğitimini Mülkiye’de tamamladıktan sonra Savunma Sanayi Müsteşarlığında Mali Hizmetler Uzmanı olarak görev yapmaya başladı.

KHK İLE İHRAÇ EDİLDİ

OHAL döneminde “iltisak ve irtibat” gerekçesiyle önce açığa alınan Tunç, ardından KHK’yla ihraç edildi. Tunç’un 10, 6 ve 2,5 yaşında üç çocuğu var.

Ailesini geçindirmek için karton bardak ve plastik ambalaj satan Tunç, 6 Ağustos 2019’da kaçırıldı. Tenkil sürecinin en ağır insan hakları ihlallerinden Siyah Transporter ile kaçırılma vakalarının sonuncusu olan Tunç’la birlikte kaçırılan kişi sayısı 29’a yükseldi.

ARAMA KARARI KALDIRILDI MI?

Tunç hakkında 2017 Nisan ayında arama kararı çıkartılmış ve adresinde birkaç kez arama yapılmış. Ancak kaçırıldıktan sonra ailesinin yaptığı başvurularda hakkında polis kayıtlarında bir arama kararı bulunmadığı görüldü. Tunç’un kaçırılmadan önce hakkındaki arama kararının kaldırıldığı düşünülüyor.

Sosyal medya üzerinden sesini duyurmaya çalışan Tunç’un ailesi bir yandan da hukuk mücadelesi sürdürüyor.

Yusuf Bilge Tunç’un terkedilmiş halde bulunan aracı.

“POLİS KAÇIRILAN EŞİMİN NEREDE OLDUĞUNU BANA SORUYOR”

Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılma nedeni hakkında hiçbir fikri olmadığını söyleyen eşine göre tek ihtimal, işkence ya da kendini kurtarmak için ifade veren bir kişinin beyanlarında isminin geçmiş olabileceği. Kocasının ailesini geçindirmek için çırpındığını anlatan Tunç, 15 Temmuz gününden başlayarak yaşadıkları süreci anlattı:

“Eşimle son olarak 6 Ağustos sabah konuştuk. Dağıtıma gidecekti. O zamandan beri haber yok. Polisler kendi gitmiş olabileceğine bizi inandırmaya çalıştı. Ama eşim bize haber vermeden asla hiçbir yere gitmez. Hele hasta anne ve babasına haber vermeden asla böyle bir şey yapmaz. Kaçırıldıktan sonra arabasını terk edilmiş biçimde bulduk. Kaçırıldığına eminiz.

Dün doğru bir polis aradı. Eşimin nerede olduğunu bana sordu. Savcılıktan bir yazı gelmiş Emniyete, eşimi bana soruyorlar. Arabasının ortaya çıkıp çıkmadığını sordular. Oysa dilekçede her şeyi yazmıştık. Arabayı bulduğumuzu, bunu polise zaten bildirdiğimizi, polisin incelemediğini, olay yeri ekibi göndermediğini, hatta ‘arabanın başında pusu kurun eşiniz gelir’ diyerek ilgilenmediklerini söyledim. Zaten şikayetçi olduğumuz, savcılığa bildirdiğimiz şeyleri bize soruyorlar saçma biçimde.”

“EŞİMİN NE 15 TEMMUZLA NE DARBEYLE HİÇBİR İLİŞKİSİ YOK”

Eşinin darbeyle, ya da herhangi bir suçla ilgisi olmadığını söyleyen Tunç, OHAL döneminde ve sonrasında yaşadıklarını 15 Temmuz gününden başlayarak anlattı:

“Ben 15 Temmuz sürecinde hamileydim. Eşimin kardeşinin hastalıkları var, eşim 15 Temmuz’da o gün yine rahatsızlanan kardeşinin yanına gitmişti. Akşam, geri döndü eve. Biz tabi korku içindeydik, Ankara’da Balgat’ta oturuyorduk, bütün bombaların seslerini duyduk korku içinde evde geçirdik o geceyi.

Ardından eşim önce açığa alındı ardından KHK’yla ihraç oldu. O ihraç olmuştu ben de sıkıntılı hamilelik nedeniyle ücretsiz izne ayrılmak zorunda kalmıştım. Eşim evi geçindirmek için toptan karton bardak satma işine başlamıştı. Sonra ambalaj ürünleri satışına geçti. O şekilde geçiniyorduk.

2017 Nisan ayında polisler Adana’daki adresimize gitmişler. Hakkında arama kararı olduğunu öğrendik. Gidip teslim olmadı. Ben mecburen ücretsiz izindeyim, üç çocuk var bakılması gerekiyor, eşim ailesinin geçimini sağlamak zorunda hissetti kendini bu nedenle gidip teslim olmak istemedi. Hem de o günlerde gözaltında ve hapiste çok fazla eziyet, işkence haberleri geliyordu. Ben de bu ortamda gidip, o muamelelerle karşılaşmasını istemedim.”

“KAÇIRILMA OLAYLARINI DUYMUŞTUK AMA KENDİMİZE KONDURAMADIK”

KHK’lıların peş peşe kaçırılmalarına ilişkin haberleri duyduğunu belirten Tunç, eşinin kaçırılması için hiçbir neden olmadığını, kendilerine bunu konduramadıklarını belirtiyor:

“Kaçırılma olaylarını duymuştuk ama biz kendimize hiç konduramadık. Eşimi kaçırmaları için hiçbir neden yoktu. Arama kararı çıktıktan sonra, yurt dışına çıkmak aklımızdan geçmedi değil. Ama yolda çocuklarımızın başına bir iş gelme ihtimali ve farklı pek çok nedenden dolayı öyle bir adım atmadık.

Eşimin, darbeyle, askerlerle ya da 15 Temmuz’la ilgili hiçbir şeyle ilgisi yoktu. Yüzde yüz buna inanıyorum.

15 Temmuz’dan sonra bazı insanlar samimi arkadaşını teröristmiş gibi anlattı ifadelerde, kimi gerçek olmayan şeyleri anlattı. Ben de buna ihtimal veriyorum. Herhalde birinin ifadesinde ismi geçti, ya iftirayla ya da zorla, işkenceyle eşimin ismi bir yerde geçti ve bu nedenle kaçırılmış olabileceğine ihtimal veriyorum. Aklıma başka bir ihtimal gelmiyor.”

“SONUNA KADAR EŞİMİN ARKASINDAYIM VE ONU ARAYACAĞIM”

Tunç, eşinin bulunması için hukuk mücadelesini sürdüreceklerini söylerken, olayın peşini asla bırakmayacaklarını belirtiyor:

“Biz hukuksuz hiçbir iş yapmayız. İnsanlara zarar verecek hiçbir iş yapmayız ne aklımızın ucundan geçer ne de fiiliyata dökebiliriz. Bundan sonra da hukuk çerçevesinde elimizden ne geliyorsa onu yapacağız. Eşimin arkasındayım. Elimden geleni ardına koymayacağım, onun sağlığı selameti ve bulunması için.

Eşimin de diğer kaçırılanların da bir an önce bulunmalarını istiyoruz. Daha önce kaçırılanları tanımıyorum ama onların da kötü insanlar olmadığını, masum olduklarını düşünüyorum. Bu insanlar zorla kaçırılıyor, zorla bazı şeylere imza attırılıyor, söylemedikleri ifadelere, işlemedikleri suçlara işkence altında imza atıyorlar. Ülkemizde sürekli bu kötülüğün devam etmesini anlamıyorum.”

KAÇIRILAN 29 KİŞİ VE İSİMLERİ
  • Sunay Elmas (27 Ocak 2016)
  • Ayhan Oran (1 Kasım 2016)
  • Mustafa Özgür Gültekin (21 Aralık 2016)
  • Durmuş Ali Çetin (17 Mayıs 2017)
  • Hüseyin Kötüce (28 Şubat 2017)
  • Mesut Geçer (26 Mart 2017)
  • Turgut Çapan (31 Mart 2017)
  • Önder Asan (1 Nisan 2017)
  • Cengiz Usta (4 Nisan 2017)
  • Mustafa Özben (9 Mayıs 2017)
  • Fatih Kılıç (14 Mayıs 2017)
  • Cemil Koçak (5 Haziran 2017)
  • Murat Okumuş (16 Haziran 2017)
  • Enver Kılıç (30 Eylül 2017)
  • Zabit Kişi (30 Eylül 2017)
  • Hıdır Çelik (6 Aralık 2017)
  • Ümit Horzum (6 Aralık 2017)
  • Ayten Öztürk (13 Mart 2018)
  • Orcun Şenyücel (21 Nisan 2018)
  • Hasan Kala (20 Temmuz 2018)
  • Fahri Mert (12 Ağustos 2018)
  • Ahmet Ertürk (16 Kasım 2018)

2019 Şubat sonrası kaçırılanlar ve tarihleri:

  • Gökhan Türkmen (7 Şubat 2019)
  • Yasin Ugan (12 Şubat 2019)
  • Özgür Kaya (12 Şubat 2019)
  • Erkan Irmak (16 Şubat 2019)
  • Mustafa Yılmaz (18 Şubat 2019)
  • Salim Zeybek (20 Şubat 2019)
  • Yusuf Bilge Tunç (6 Ağustos 2019)

Kaçırılan KHK’lı Yusuf Bilge Tunç’un arabası bulundu

Okumaya devam et

Popular