Bizimle iletişime geçiniz

Kültür

Hollywood’un efsane oyuncusu hayatını kaybetti

1950’li yılların popüler ismi efsane sanatçı Doris Day, 97 yaşında hayatını kaybetti. ‘Calamity Jane’ filmiyle ismini dünyaya tanıtan Doris Day ‘Çok Şey Bilen Adam’ filminde söylediği “Que Sera Sera” adlı şarkıdaki yorumu ile unutulmazlar arasına girmişti.

97 yaşında hayatını kaybeden Amerikalı oyuncu Doris Day’in ölüm nedeni zatürre olarak açıklandı.

DORİS DAY KİMDİR?

Doris Day, 3 Nisan 1922 tarihinde Cincinnati, Ohio, ABD’de doğdu. Tam adı Doris Mary Ann Von Kappelhoff’dır.Doris Day, 1939 yılında Les Brown adlı bir gurupta şarkıcı olarak meslek hayatına başladı. Dans etmeyi seven Doris Day, 14 yaşındayken bir erkek arkadaşı ile yerel bir dans yarışmasına katılıp 500 dolar ödül kazandı. Dansçı olarak hayatına devam etmek isteyen Dors Day, Hollywood’a taşınacağı gün 13 Ekim 1937 tarihinde bir trafik kazası geçirdikten sonra dansçı olma hayallerne veda etti. Bunun üzerine 17 yaşında şarkıcı olmaya karar verdi. Dors Day, 1939 yılında Les Brown adlı br gurupta şarkıcı olarak meslek hayatına başladı. Bu grupta 1941 yılında evlendiği tromboncu Albert Paul Jorden ile tanıştı. Ancak oğlunun doğumundan bir sene sonra eşinin şiddete başvurması sebebiyle 1943 yılında boşandı. Daha sonra bu gruptan ayrılarak şarkıcılığa “Doris Day” adı ile müzikhol ve büyük orkestralarla solo olarak 1967 yılına kadar devam etti. Doris Day, 1948 yılında sinema oyunculuğuna başladı. Birçok komedi filmlerinde Rock Hudson’un veya Cary Grant’ın partneri olarak rol aldı. 1952 yılında “The Winnng Team” filminde sonradan 33. Kalifornya Valisi ve 40. Amerika Birleşik Devletler Başkanı olacak olan Ronald Reagan ile beraber rol aldı.

1952 yılında 3. eşi film yapımcısı Martin Melcher ile beraber kendi prodüksyon şirket Arwnroductons’ı kurdular. 1953 yılında büyük bir hit olan “Calamity Jane” filminde başrolde oynadı. 1959 yılında “Pillow Talk / Yastık sohbet” filminde Rock Hudson ile birlikte rol aldı.

Doris Day Calamity Jane filmiyle büyük bir üne kavuştu

1960 yılında “Please Don’t Eat the Dases / Sevgili Kocam” filminde David Niven ile birlikte oynadı. Doris Day özellikle de 1956 yılında Alfred Joseph Hitchcock’un “The Man Who Knew Too Much” filminde söylediği “Que Sera Sera” adlı şarkıdaki unutulmaz yorumu ile dünya sinema seyircilerinin hafızalarında yer etti. 1965 yılında “Do Not Disturb” filminde ve 1966 yılında “The Glass Bottom Boat / Şirin Hafye” filminde Rod Taylor ile başroldeydi.

Eşinin kendisinden habersiz ölmeden önce yapmış olduğu sözleşmeler gereğince 1968 – 1973 yılları arasında televİzyonda “The Doris Day Show” programını yapmak zorunda kaldı.

Dors Day, 14 Nisan 1976 tarihinde dördüncü kez evlendi ve 2 Nisan 1982 tarihinde boşandıktan sonra kendini hayvanlara adayarak ev hayvanlarının bakımını savunan Carmel, Kaliforniya’daki ‘Doris Day Animal League’i yönetmeye başladı. 2004 yılında ABD Başkanı George W. Bush tarafından Özgürlük Madalyası verildi, ancak uçak korkusu yüzünden ödülünü almaya gidemedi.

DORİS DAY FİLMOGRAFİSİ

2016 – Ben Senin Zencin Değilim
2011 – Vito
1976 – That’s Entertanment, Part II
1968 – Işıklar Sönünce Neredeydin
1968 – Annemin Yatağında Biri Var
1967 – The Ballad Of Jose
1967 – Caprice (1967)
1966 – The Glass Bottom Boat
1965 – Do Not Disturb
1964 – Send Me No Flowers
1963 – The Thrill of It All
1963 – Move Over, Darling
1962 – The Beverly Hillbillies
1962 – That Touch Of Mink
1962 – Blly Rose’s Jumbo
1961 – Geri Dön Sevglim
1960 – Midnight Lace
1960 – Please Don’t Eat the Dases / Sevgili Kocam
1959 – Pillow Talk
1959 – It Happened To Jane
1958 – The Tunnel Of Love
1958 – Teacher’s Pet
1957 – The Pajama Game
1956 – The Man Who Knew Too Much /Çok Şey Bilen Adam
1956 – Jule
1955 – Love Me or Leave Me
1954 – Young At Heart
1954 – Lucky Me
1953 – Calamity Jane
1953 – By The Light Of The Slivery Mo…
1952 – The Winning Team
1952 – April In Pars
1951 – Storm Warning
1951 – On Moonlight Bay
1951 – Lullaby of Broadway
1951 – I’ll See You In My Dreams
1950 – Young Man Wth A Horn (Jo Jordan)
1950 – The West Point Story
1950 – Tea for Two
1949 – My Dream Is Yours
1949 – It’s A Great Feeling
1948 – Romance On The High Seas

Okumaya devam et
Reklamlar

Kültür

The Irishman’in yapım sürecini anlatan belgesel Netflix’te yayında

Netflix, The Criterion Collection tarafından hazırlanan ve filmin kamera arkası görüntülerine yer veren 40 dakikalık “The Irishman” (İrlandalı) belgeselini yayımladı.

BOLD– Sinema tarihinin önemli yapımlarını restore ederek izleyiciye sunan The Criterion Collection‘ın kasım ayı seçkisinde Martin Scorsese’nin yönettiği “The Irishman/İrlandalı” filmine yer vereceği daha önce duyurulmuştu. Netflix bir sürpriz yaparak söz konusu yapımı platformda yayınladı.

SCORSESE VE YILDIZLAR KARMASI

Geçtiğimiz yılın en çok ses getiren filmi olan “İrlandalı” The Criterion Collection’daki versiyonunda, Martin Scorsese, Robert De Niro, Al Pacino ve Joe Pesci’nin 2019’da kaydedilmiş konuşması ve filmin yapım aşamasıyla ilgili bir belgesel de yer alıyor.

The Irishman’e ilişkin ilginç detaylar barındıran kamera arkası belgeselini aşağıdan izleyebilirsiniz.

Okumaya devam et

Eskimez Yazılar

Hilmi Yavuz: Hüznün bize yakıştığını söyleyemiyorum artık

Şair ve yazar Hilmi Yavuz kişisel Facebook sayfasında yayınladığı yazısında sokağa dökülen nefret dilinden ve sıradanlığın yayılmasından üzüntüsünü dile getirdi.

BOLD– Hilmi Yavuz “Yaşlı biriyim ben…” diyerek başladığı yazısında bir yandan “Türkiye’de giderek çoğalan acılarla yaşamak”tan söz ederken bir yandan da ülkede yaratılmak istenen bölünmüşlüğün “tutmayacağına” olan inancını dile getiriyor.

“Hüzün ki en çok yakışandır bize” dizesinin şairi Hilmi Yavuz’un kişisel Facebook sayfasında yayınladığı o yazı…

TAZARRUNAME’MDİR

“Yaşlı biriyim ben. Çok güzel günler gördüm ülkemde, yapraklar ağaçlarda yeşile durmuşken de, sararıp düştükleri günlerde de… Acılı günler de yaşadım karlar yolları örtmüşken de, güneşin Dünya’yla kuytularda bile buluştuğu günlerde de…

Yaşlı biriyim ben. Giderek çoğalan acılarla yaşadığım bu ülkede, hüznün bize yakıştığını söyleyemiyorum artık. Kavganın nefret zırhıyla kuşanmışları dilde ve söylemde sokağa dökülmüşken, zihinleri sıradanlığın demirden miğferiyle örtülmüşler köşe başlarını tutmuşken?

Yaşlı biriyim ben. Bunca yıl yaşadım ve hiç böylesini görmedim. Gülümseyen insanların saydam, iyimser yüzleriyle var oldukları bu ülkede güvenle, hazla yaşadım. İnsanların, hiç tanışmamış olsalar da gülümsedikleri günlerden, hiç tanışmamış insanların birbirlerine nefretle baktıkları günlere gelinmişken…Necatigil’in deyişiyle, ‘Bu dünyada insanca yaşamak da yoksa, ne kalıyor geriye yüzyıllardan?’

Bakınız, önce Türk insanı sağcı ve solcu diye birbirine düşürüldü, tutmadı. Alevilerle Sünniler birbirine düşürüldü. tutmadı. Türklerle Kürtler birbirine düşürülmek istendi, tutmadı. Gezi Parkı’nda Laiklerle Muhafazakarlar birbirine düşürülmek istendi, Allah’a binlerce şükürler olsun, o da tutmadı! Şimdi Sünnilerle Sünnileri birbirine düşürdüler;- o da tutmayacaktır!

Tutmayacaktır, tutmamalıdır. Ülkesini esenlik içinde görmekten bahtiyarlık duyan ben ve benim gibiler, olup bitenlere itidalle [itidâl-i dem’le], serin kanlılıkla ve sağduyuyla bakmak gerektiğinin farkındalar. Sadece kavganın dışındakiler değil, kavganın içinde olanlar da farkındalar elbet…

Yaşlı biriyim ben. Yaşayacağım günlerin, yaşadıklarımdan daha kötü olmasından kaygı duymayacak bir yaşta değilim. İlk gençliğimizde ‘Elbet ilerdedir yaşanacak günlerin en güzelleri..’ derken , ‘ilerde, ama ne zaman?’ diye tasalanmazdık;- geç de olsa ne gam! Yaşayacağımızı biliyorduk o günleri!

Rilke gibi söyleyeyim: ‘Allah bilir, niçin böyle olmadı?’ Eski günlerimiz, tıpkı Rilke’nin eski mobilyaları gibi, ‘ koymamıza müsaade ettikleri bir samanlıkta çürüyor’ mu? Sadece eski günlerimiz mi, yoksa gelecek günlerimiz de, Rilke’nin eski mobilyalarının akıbetine mi uğrayacak? Ve hâlâ o şarkıdaki gibi, ‘güzel günlere var iştibâhım!’ diyerek daha da kötümserleşmeye devam mı edeceğiz?

Yaşlı biriyim ben. Kavgasız, gürültüsüz, toma’sız, biber gazsız, kinsiz ve garazsız, gencecik fidanların parklarda kurumadığı, slogansız, Sait Faik’in o güzelim ‘Ayışığı’ hikayesinde söylediği gibi: ‘haksızlıkların olmadığı bir dünya’da, ve Türkiye’de yaşamak!

Çok şey mi istiyorum? Öyle, çok şey istiyorsun, diyorsanız, bağışlayın beni. Yaşlı biriyim ben…

NOT: Bu yazı Hilmi Yavuz’un kişisel Facebook sayfasında 25 Kasım 2020 tarihinde yayımlanmıştır.

Okumaya devam et

Kültür

10. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali ödülleri açıklandı

Bu yıl koronavirüs pandemik salgını sebebiyle çevrimiçi gerçekleştirilen 10. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nde ödül alan isimler belli oldu.

BOLD– 2020 teması “Ben Masumum” olan festivalin 10. kez düzenlenen Uluslararası Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması’nda En İyi Film Ödülü’ne, Nader Saeivar‘ın yönettiği “Yabancı” filmi layık görüldü. Festivalde açıklanan diğer ödüller ise şöyle:

ÖDÜLLER

Uluslararası Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması En İyi Film Ödülü – “Yabancı”, Nader Saeivar

Altın Terazi Kısa Metraj Film Yarışması En İyi Film Ödülü – “Yara”, Onur Güler

Altın Terazi Kısa Metraj Film Yarışması Jüri Özel Ödülü – “İnsiyak”, Mustafa Kemal Altıner

Öğrenci Jürisi Ödülü – “Dünyanın Damarları”, Byambasuren Davaa

Kazananlar dahil tüm filmlerin gösterimi 28 Kasım 2020 saat 23.59 ‘a kadar online.icapff.com adresinden devam edecek. Ödül töreni yayınına buradan ulaşılabilir.

Yabancı

BEN MASUMUM PROGRAMI

Festivalin “Ben Masumum” başlıklı akademik programında 5 gün boyunca 14 oturum düzenlendi. Dünyadan ve Türkiye’den önemli akademisyenler katıldığı festivalde ayrıca Massoud Bakshi, Srdan Golubovic, Talip Karamollaoğlu, Ansgar Frerich, Henry Blake, Leonardo Antonio, Nader Saivar ve kısa film yönetmenleri ile çevrimiçi sohbetler yapıldı.

Söz konusu sohbetleri ve festivalin açılış ve ödül törenlerini Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali Youtube platformundan izleyebilirsiniz.

Okumaya devam et

Popular