Bizimle iletişime geçiniz

Medya

Çorumlular Müge Anlı’ya karşı intifada başlattı

Çorum ile Yozgat arasındaki gerilim Müge Anlı yüzünden tekrar patlak verdi. Sungurlu’yu Yozgat’a bağlayan Müge Anlı’yla ilgili Çorumlular renkli paylaşımlar yaptı.

BOLD- ATV’de Müge Anlı’nın sunduğu Tatlı Sert programında alt yazı krizi yaşandı. Programın rejisi Çorum’un en büyük ilçesi Sungurlu’yu sehven Yozgat’a bağladı. Görüntü sosyal medyada hızla yayıldı. Yanlışlığı kısa süre sonra fark eden reji yazıyı ekrandan kaldırdı. Ancak görüntüyü sosyal medya gören Çorumlular, hatayı affetmedi, eğlenceli paylaşımlarla dalga geçtiler.

– Düş yakamızdan Yozgat

– Sungurlu’dan başlamışlar

– Yozgat’a bağladılar

Okumaya devam et
Reklamlar

Medya

RTÜK Başkanı Şahin sosyal medyada hakaret arıyor!

Sevda Noyan’ın ‘ölüm listesi’ bulunduğu itirafını ‘çok büyütülecek konu değil’ diye yorumlayan RTÜK Başkanı Şahin, şahsına yönelik sosyal medya paylaşımların incelenip yasal işlem başlatıldığını ilan etti.

BOLD – Ülke TV’de Esra Elönü’nün Arafta Sorular programında ölüm listesi bulunduğunu açıklayan Sevda Noyan’ın sözlerini ‘çok büyütülecek bir konu değil’ şeklinde değerlendiren Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, ‘şahsına yönelik hakaretler’ için harekete geçti. Sosyal medya veya farklı mecralarda hakkında yapılan paylaşımları savcılığa verdiğini duyurdu.

CUMHURİYET SAVCILIKLARI NEZDİNDE YASAL İŞLEM BAŞLATILMIŞTIR

Twitter hesabından “Sosyal medya; hakaret, küfür ve tehdit yeri değildir” notu ile paylaştığı mesajında şunları söyledi: “Şahsıma ve Üst Kurulumuza gerek sosyal medyadan gerekse başka mecralardan yapılan hakaret ve tehditlerle alakalı tüm mesajlar ve paylaşımlar tek tek incelenmiş olup suç teşkil edenler ve mesaj sahipleri hakkında Cumhuriyet Savcılıkları nezdinde yasal işlem başlatılmıştır.”

ÖNCE CEZALANDIRMA POZİSYONUNDA DEĞİLİZ SONRA GEREĞİ YAPILACAK

Noyan’ın “15 Temmuz kursağımızda kaldı. Vallahi yapamadık istediklerimizi. Yanlış anlaşılmasın, doğru anlaşılsın. Bizim aile şöyle bir 50 kişiyi götürür, çok donanımlıyız bu konuda, maddi manevi. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim hala sitede var 3-5. Benim listem hazır açıkçası” sözleriyle ilgili RTÜK Başkanı ilk açıklamasında, “Darbeyi övenlerin karşısında söylenenleri biz cezalandırmak gibi bir pozisyonda değiliz. Çok büyütülecek bir konu değil” demişti. Tepkiler üzerine de geri adım atıp şu ifadeleri sarf etmişti, “Sevda Noyan’ın söylemleri RTÜK ilkeleri bakımından asla kabul edilemez. Hukuk dışı çağrılar ve şiddet teşvik, taviz vermeyeceğimiz kırmızı çizgilerimizdendir. İlk kurul toplantısında gereği yapılacaktır.”

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin için ‘Bir de talimat alsa…’ dedirten tablo

Okumaya devam et

Medya

Ahmet Altan’ın yeni yazısı: Belki siz bu yazdıklarımı okurken ben de hastalanmış olacağım!

Eylül 2016’dan beri cezaevinde olan Ahmet Altan’ın Washington Post’ta İngilizceye çevrilerek yayınlanan yazısının Türkçe aslı Bağımsız Gazetecilik Platformu tarafından yayınlandı.

BOLD – Gazeteci ve yazar Ahmet Altan, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden korona virüsü salgınını yazdı. Tahliye olduktan sonra 13 Kasım da yeniden tutuklanan Altan, “Belki siz bu yazdıklarımı okurken ben de hastalanmış olacağım. Ama ne fark eder? Kâğıt bardakta ölen bir turp bile çiçek açabiliyorsa hapisteki bir ihtiyar da iyimser olabilir.” sözleriyle cezaevindeki korona dönemini anlattı.  

Salgının devletlerin yapısı, küresel ekonomik düzen ve insan ilişkileri açısından yeni bir dönemi başlatacağını belirterek, gelecek için umutlu olduğunu ifade eden Altan, “21’inci yüzyılın, bu pandemi bittikten sonra başlayacağına inanıyorum” dedi. 

Ahmet Altan’ın Washington Post’ta yayınlanan yazısı:  

Herkesin evinde hapis olduğu bugünlerde gerçek bir hapishanede olmak, insanda deniz altındaki bir akvaryumda oturuyormuş duygusu yaratıyor. Bize 24 saat “karantinada” tuttuktan sonra verdikleri bir gün gecikmeli gazetelerden ve seyredebildiğimiz kısıtlı sayıdaki televizyon kanalından ölümcül bir telaşa kapıldığınızı görüyorum. Ben 70 yaşındayım ve hapisteyim. Suyun altında oturmayı da ölümün hedefinde olmayı da birçoğunuzdan daha iyi bilen biri olarak size şunu söylemek istiyorum: Ümitsizliğe kapılmayın. Tarihin, dev bir fay gibi bütün hayatı sallayarak kırılmasını yaşıyoruz. Bu kırılma bize ümitli bir gelecek vaat ediyor. 

Şu anda yaşanan dehşetin farkındayım. Timsahlarla dolu bir nehirden geçmek zorunda olan milyarlarca antilop gibi karanlık suların içinde hayatımızı kurtarıp karşı kıyıya varmak için çılgınca çırpınıyoruz. Görüntü, tam bir cehennem görüntüsü. Ama dört-beş ay sonra bu felaket bitecek ve insanlık tarihin yeni bir evresine, bereketli topraklara varacak. 

Boşlukta yüz bin kilometre hızla dönen, adına dünya dediğimiz bu garip gezegenin düzeni böyle. Daha iyi koşullara ancak bir felaketten geçilerek varılıyor. Savaşlarla ve salgınlarla yaralanarak ilerleyebiliyoruz. 

Bu felaket bize çoktandır görmezden geldiğimiz birçok gerçeği ve nereye doğru ilerlememiz gerektiğini gösterdi. Ben, 21. yüzyılın bu salgından sonra başlayacağını düşünüyorum. Belki kısa süreliğine şöyle bir savrulup geriye dönüyormuş gibi bir görüntü verebiliriz ama bu da çok uzun sürmeyecek. 

Bir kere biz bu salgında “devlet” denilen yapıların bir işe yaramadığını gördük. Bugünkü devlet yapısının ömrünü tamamladığı anlaşılıyor. Zaten posta arabalarının dönemindeki bir idari örgütlenmenin bugün hala devam etmesi eşyanın tabiatına aykırı. Devletler, insanlığın ilerlemesine engel oluyor. Salgının böylesine yayılması devletlerin ve onların yöneticilerinin “iktidar hırsıyla” yaptıkları hatalar sayesinde oldu. Çin daha başta yalan söylemeseydi, diğer devletlerin yöneticileri aldırmazlık etmeseydi felaket bu boyutlara gelmeyecekti. 

Ben, çok da uzun olmayan bir gelecekte dünyanın “şehir devletlerinden” oluşan bir federasyona dönüşeceğini, dönüşmek zorunda olduğunu anlayacağını düşünüyorum. Uluslar, sınırlar, bayraklarlar, “ortak felaketlerde” insanlığın aleyhine işliyor, bunu koronavirüs salgınında açıkça gördük.  

Bir başka gerçeği daha gördük: Seçim kazanma yeteneği ile toplumları yönetme yeteneği birbirinden çok farklı yetenekler. Hatta birbiriyle çatışan yetenekler. Seçimleri genellikle en fazla yalan söyleyen, en fazla hamaset yapanlar kazanıyor. Onlar da toplumları akıllı bir şekilde yönetemiyor. Bu felakette bunun çok fazla örneği karşımıza çıktı. 

Demokrasinin bu büyük açmazının bir çözümü var. Devletleri ya da oluşacağını düşündüğüm şehir devletlerini “spor kulüpleri” gibi yönetmek. Spor kulüplerinde bir yönetici grubu seçiliyor ama takımı bir profesyonel ekip yönetiyor. İngiliz milli takımını bir İzlandalı, Türk milli takımını bir Romen, Güney Kore takımını bir Alman maçlara hazırlıyor. Şehirlerin ve devletlerin farklı uluslardan, “yıllık” kontratlarla çalışan “teknik adamlar” tarafından yönetileceği bir döneme mecburen geçeceğiz. Bu salgının, bu tür değişimleri hızlandıracağına inanıyorum.  

Tarihin en büyük dönüşümlerinden birinin provasını da bu felakette yaşadık. İnsanlar çaresizce evlerine kapanınca, “üretim zincirinden” insan çekilmek zorunda kaldı. İnternet sayesinde insanın üretime zihinsel katkısı artarken, fiziksel katkısı çok azaldı. 21.yüzyılda insanlar bedenleriyle çalışmayacaklar. Yeni bir iktisat düzeni keşfetmemiz gerekecek, bunun kaçınılmaz bir mecburiyet olduğunu da yaşayarak anlıyoruz. Bir kısım insan harcayamayacağı kadar paraya sahipken bir kısım insan parasız ve korunmasız kalmasının “ortak” bir felaket yaratabileceğini öğreniyoruz. Çin’deki pazarcıyı kurtaramıyorsan İngiltere’deki başbakanı da kurtaramıyorsun. Üç Silahşörler’in, “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için,” diyen mottosunu yeniden keşfediyorsun. 

Bu, büyük bir zihniyet mutasyonu yaşamamıza yol açacak bence. Kendini korumak istiyorsan karşısındakini de koruyacaksın. Bencillik edersen ölürsün. Bu salgın bize bu gerçeği öldürerek öğretiyor: Çinli pazarcıyı koruyamazsan kendini de koruyamazsın! İnsanla insanlık arasındaki uçuruma köprülerin kurulacağı yeni bir bilinç düzeyinin ilk aşaması bu. 

Böyle bir zihniyet mutasyonu bütün kavramları ve ilişkileri de değiştirecek. “Başkasına kötülük etmenin kendine kötülük etmek” olacağını kavrayan yeni bir insan türünün içimizden doğması gerekecek. Bunun nasıl bir değişim yaratabileceğini düşünebiliyor musunuz? 

İnsanlar belki de ilk kez bu salgın sonucunda, insanlık denilen büyük bir akışın parçası olduklarını, ülke, din, dil, ırk farkılılıklarının anlamsız kaldığını, Kamboçyalı kayıkçıyla Amerikan başkanının, Fransız zenginiyle Türk manavın, İtalyan kontla Hintli paryanın aynı çaresizliği ve korkuyu paylaştığını böylesine aydınlık bir bilinçle kavradı.  

Bu virüs, sadece benim gibi yaşlıları değil yaşlanmış bütün kavramları, inançları, düşünceleri, yapıları da yıkıyor. 

Yeni bir dünyanın, daha da önemlisi yeni bir insanın oluşacağı bir eşiği acıyla aşıyoruz. 

Şu andaki büyük sarsıntının ortasında ben gelecek için iyimserim. Söylediklerim bir ütopya değil. Bir salağın iyimserliği de değil. Söylediklerimin gerçekleşeceğine inanıyorum, bunları benim göremeyeceğimi de biliyorum. Bunları, benim yaşımdaki insanları öldüren salgının hızlı saldırısını bir hapishane hücresinde beklerken yazıyorum. Kendim için değil ama bir parçası olduğum insanlık için iyimserim. 

Geçen Kasım ayında hapishane yönetimi bize öğlen yemeğiyle birlikte bir turp verdi. Hücre arkadaşım turpu bir kâğıt bardağın içine koyup, penceredeki demir parmaklığın dibine bıraktı. Turp orada çürümeye başladı. Geçenlerde turpun içinden yeşil bir filiz belirdi. Filiz uzadı. Filizin ucunda minicik beyaz çiçekler açtı. Her sabah kalkıp o çiçeklere bakıyorum. O muazzam klişeye şahit oluyorum: Turp hem ölüyor hem doğuyor. Zavallı bir turp kendi ölümünden yeni çiçekler yaratıyor. Ölürken iyimserliğini kaybetmeden geleceğe uzanmaya uğraşıyor. 

Belki siz bu yazdıklarımı okurken ben de hastalanmış olacağım. 

Ama ne fark eder? 

Bir kâğıt bardakta ölen bir turp bile çiçek açabiliyorsa hapisteki bir ihtiyar da iyimser olabilir. 

Bir turptan daha ümitsiz olacak değiliz ya… 

Af Örgütünden cezaevindeki düşünce suçluları için ‘acil çağrı: Hayatları risk altında

Okumaya devam et

Medya

RTÜK Başkanı Saray’daki küçük bir grubun talimatına göre hareket ediyor!

Eski RTÜK üyesi, gazeteci Faruk Bildirici, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in Saray’da küçük bir grupla birlikte çalıştığını söyledi. “Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen kamu spotları, kurulda görüşülmeden Ebubekir Şahin televizyonlara gönderiyor” dedi.

BOLD – RTÜK için “Siyasi iktidarın arka bahçesi” diyen Bildirici, Cumhurbaşkanlığından gelen kamu spotlarının kurulda görüşülmeden televizyonlara gönderildiğini ifade etti.

RTÜK’ün tartışmalı kararlarına ilişkin Cumhuriyet’ten Nagihan Yılkın’a konuşan eski RTÜK üyesi, gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in Saray’ın talimatıyla hareket ettiğini söyledi.

Kamu spotları ve zorunlu yayınlar konusunda da eleştiride bulunan Bildirici, “Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen kamu spotları, kurulda görüşülmeden Ebubekir Şahin televizyonlara gönderiyor. Kurallar ve yönetmeliklerin onlar için bir önemi yok “ dedi.

GÜNLÜK 230 AVRO HARCIRAHLA BİRBİRLERİNİ AĞIRLIYORLAR

Bildirici, “RTÜK Başkanı üç ayrı yerde görev yapınca kamu kaynaklarını haksız yere cebe aktarmalarına itiraz etmiyorlar ya da Nurullah Öztürk’ün reklam kurulunda ikinci bir görev almasını itiraz etmiyorlar. Dış ülke gezilerinde RTÜK üyelerinin günlük harcırahları 230 Avro. Sürekli dış gezilere gidip birbirlerini ağırlıyorlar” ifadelerini kullandı.

SARAY’DA KÜÇÜK BİR GRUBUN TALİMATLARINA GÖRE DAVRANIYOR

Bildirici, “Sarayda küçük bir grup ile birlikte çalışıyor, onların talimatlarına göre davranıyor ve RTÜK şu anda siyasi iktidarın bir arka bahçesidir” eleştirisinde bulundu. Bildirici, AKP’nin kontrolündeki RTÜK’le ilgili eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü:

“RTÜK Başkanı Bekir Şahin baştan söylediği sözün arkasında duramadı. İlk söylediğinde Sevda Noyan’ın programında bir suç görmüyordu ve hatta darbecileri sevindiren bir ceza olmaması gerektiğine yönelik şeyler söylemişti. O zaman cezalandırmadan yana olmadığı çok açıktı. Ülke TV ve program sunucu tarafından yapılan özür açıklamasını da gerekçe gösterdi. Belli ki o özürlere de dayanarak ceza vermemekten yanaydı. Sonra tavrı değişti hem de 180 derece değişti . Neden? Çünkü, kamuoyundan ciddi bir tepki geldi. Bu tepkinin karşısında Bekir Şahin değil, Ebubekir Şahin’e talimat veren insanlar duramadılar. Çünkü Şahin, kendi başına davranmıyor bu çok açık ve net. Sarayda küçük bir grup ile birlikte çalışıyor, onların talimatlarına göre davranıyor ve RTÜK şu anda siyasi iktidarın bir arka bahçesidir. Böyle bakınca da zaten kanallar, ceza verilecek kanallar ve korunacak kanallar olarak ikiye ayrılıyor. Ülke Tv de öyle bir kanaldı ama kamuoyundan gelen tepki karşısında duramadı, muhtemelen uyarıldı ve uyarılınca da geri adım attı.”

RTÜK ADİL DEĞİL

Can Ataklı’ya 5 program durdurma cezası veriliyor, Nihat Sırdar’ın, bir izleyicinin ‘Bira’ ile ilgili paylaşımı okuması üzerine 3 kez yayın durdurma cezası veriliyor. Ülke TV’de de 50 kişinin öldürülmesi ve komşularla ilgili listeler tutulmasından söz edilen bir programa ise 3 kez program durdurma cezası veriliyor. Burada RTÜK’ün adil olmadığı çok net.

ERDOĞAN’DAN BİR KINAMA DUYMADIM

(Sevda Noyan’ın sözleriyle ilgili Ülke TV’ye verilen ceza) Üst sınırdan ceza verilmesi gerekirdi. Burada sadece RTÜK’ün tavrı değil, ilk başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere ülkeyi yöneten bütün siyasetçilerin de tavrını eleştirmek gerek.  Çünkü en küçük bir olayda hemen ayağa kalkıp eleştiri yağmuruna tutan insanlar bu konuda fikirlerini söylemediler.  Ben Sevda Noyan’ın söylediği  sözlerle ilgili AKP yöneticilerinden ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bir kınama duyamadım. Olayın temelinde ülkeyi şu anda yönetenlerin maalesef bu tavırlara onay vermesi , bir şekilde görmezden gelmesi  yatıyor. Şu anda AKP yöneticileri ve AKP Genel  Başkan Yardımcısı Mahir Ünal,  sosyal medyada kimseye hakaret edilmemesi ayrımcılık yapılmaması gibi sosyal medya ilkeleri hazırladı. Elbette böyle şeylerin yapılması doğru ama bir takım insanları kurşun dolu kavanozlarla hedef gösteren paylaşımlara ne bir eleştiri ne bir görüş ortaya koyuyorlar. O zaman da insan ‘bu tür görüşler ve davranışlar nereden cesaret alıyor’ diye kuşkulanıyor”

RTÜK’ten Sevda Noyan kararı Ülke TV’ye 3 kez program durdurma cezası

Okumaya devam et

Popular