Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bebeğini kaybeden tutuklu anne: “Benim yavrum, kanım, canım onlar için çöptü”

Gülden Aşık, tutuklandıktan sonra bebeğini kaybetti. Hastanede “Kelepçe takmayın ben terörist değilim” diye sayıklarken, bebeği hakkında gardiyanların “çöp” demesi üzerine bir mektup yazdı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL

Sinop Kapalı Cezaevinde tutukluyken 19 haftalık ikiz bebeklerini kaybeden Nurhayat Yıldız’ın yaşadığı dramın bir benzeri Balıkesir’de meydana geldi. İki aydır Bandırma M Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan ev hanımı Gülden Aşık (40) 7 haftalık bebeğini cezaevinde kaybetti.

Hamile olduğunu hapisteyken öğrenen ve 31 Mayıs 2019’da acil olarak Bandırma Devlet Hastanesi’ne sevk edilen Aşık, bebeğin kalbi durduğu doktorlar tarafından tespit edilince bir gün sonra kürtaj olmak zorunda kaldı.

Hastane doktorlarının, “Akarı kokarı getiriyorsunuz, neden şimdiye kadar bu kadını getirmediniz diye” uyardığı sorumlular bebeğe bir de çöp muamelesi yaptı.

Ameliyattan bir gün sonra, Ramazan Bayramı öncesinde taburcu edilip tekrar cezaevine gönderilen Aşık, yaşadıklarını, hasta yatağında 12 gün boyunca, peyder pey not alarak 19 sayfalık mektubunda anlattı.

“BENİM YAVRUM KANIM CANIM ONLAR İÇİN ÇÖPTÜ”

Gülden Aşık, ameliyat sonrası müşahede odasına götürülürken.

Narkozun etkisiyle “Ben terörist değilim, elimi kelepçelemeyin… Bebeğimi öldürdüler” diye sayıklayan Aşık, bir gardiyan ve komutan arasında geçen konuşmayı şöyle yazdı:

“Komutan nöbeti yeni aldığından ‘bayanın bebeği ölmüş vs’ diye beni soruyor. Memure hanım ‘abi küçük ya daha 7-8 haftalık çöp yani çöp işte…’ gibi bu minvalde cümleler kurdu. Az ileride ben duyuyorum. Benim kaybım başkasının dilinde çöp. İçim yandı, kalbim sızladı, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Benim yavrum çöp, kanım canım çöp… Ve aynı memure birkaç dakika sonra hasta bakıcı gelmediği için evde çocuğum beni bekliyor diye isyan etti. Ben de içim boş, kalbim kırık, boynum bükük, yanımda bir çöp poşetinde eşyalarımla öylece oturdum ve yandım.”

İbrahim Aşık ile 2007’de evlenen Gülden Aşık’ın Tarık (10), Zafer (9), Nilgün (6) olmak üzere üç çocuğu daha bulunuyor.

BEBEĞİMİ ÖLDÜRDÜLER DİYE SAYIKLAMAYA BAŞLADI

Eşinin, bebeğini kaybetmesinden dolayı çok etkilendiğini ifade eden İbrahim Aşık, “Hastane koridorunda bekliyoruz. Eşim yatağına götürülürken narkozun etkisiyle bebeğimi öldürdüler diye ağlayarak sayıklamaya başladı. Görevlilerin hepsi buna şahit oldular. Bugün mektubu geldi, onu okuyordum, ruh hali ortada, cezaevi şartlarını kaldıramadığını çok zorlandığını ifade ediyor, bebeğini kaybetmiş bir anne olarak zorlanıyor haliyle” ifadelerini kullandı.

3 Haziran 2019’da Balıkesir Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne tahliye talebinde bulunduklarını ifade eden İbrahim Aşık, henüz bir cevap alamadıklarını da sözlerine ekledi.

Kendisi de KHK ile ihraç edilen İbrahim Aşık, eline dün ulaşan eşinin uzun mektubunun bazı sayfalarını BOLD Medya ile paylaştı. Cezaevinde bebeğini kaybeden ve tekrar hapsedilen bir annenin travmalarını kendi kaleminden yayınlıyoruz.

OTURUP KALKAMIYORUM, YEMEĞİ ARKADAŞLAR YATAĞIM GETİRİYOR

3 Haziran Pazartesi, 10.40

“Hapiste iken insanın tek bir arzusu olur. Özgürlük! Eğer hapisteyken hastalanırsanız özgürlüğü düşünmez sağlığınızı düşünürsünüz. Dolayısıyla sağlık özgürlükten daha önemlidir”.

Bu satırlar hasta yatağımda okuduğum Özgürlüğe Kaçışım Zindan Notları kitabından. Kahraman Aliya’nın sözleri. Tam da içinde bulunduğum hali tercüme ediyor. O kuvvetli ağrı kesici iğnelerden mahrum kalınca ağrılarım peyda oldu, zor oturup kalkıyorum, yemeğim yatağıma geliyor, arkadaşlarımdan Allah razı olsun. Sezeryanla kıyaslanamayacak kadar az olsa da ağrılar canımı sıkıyor. Babaannem rahmetlinin dediği gibi “Allah insanı bedeninden geri koymasın”.

Üzülme lütfen, bunun için yazmıyorum, sana nazlanmayı seviyorum, keşke şefkatli kollarının arasına sığınsam ve hep orada kalabilseydim. Heyhat! Ya Muğis eğisna! diyor ve Rabbime iltica ediyorum.

O ARACA BİNDİRDİKLERİNDE GERÇEK YÜZÜME TOKAT GİBİ ÇARPTI

… dün sabah huzursuzdum. (Muallakta olan şeyden hoşlanmam biliyorsun.) Ne zaman çıkacağım, böyle ne kadar bekleyeceğim derken sanırım hastaneden çıkıp eve gideceğimi sanıyordum ki çıkışta seni gönderip beni kelepçelerle zinetlendirip o çirkin araca bindirdiklerinde gerçek yüzüme tokat gibi çarptı.

Gözüm etrafta seni aradı. Kızma ihtimallerine aldırmadan ayakta (aracın içinde) seni, hiç değilse arabamızı görebilmeyi ümit ettim, başaramadım. Öyle ki Bandırma sis perdesini çekmiş kendini kapatmıştı. Uzaktan evimizin yolunu bile göremedim. Yaşayacağım daha büyük acılar var mı yoksa bunlar Tarihçe-i Hayatımın son acı tecrübeleri mi bilemiyorum ama bu kadar acizken Allah’a sığınmaktan başka çare bulamıyorum.

BUGÜN YAVRUMU KAYBEDİŞİMİN GÜN DÖNÜMÜ

Cumartesi 09.29

… Serin bir Bandırma sabahına uyandım. Virdlerimi yaptım, çayımı içtim, kahvaltıya farklı ne çıkarabilirim telaşı yaşıyorum, evet bugün bir hafta sonra ilk nöbetimi yapacağım ve bugün yavrumu kaybedişimin gün dönümü…

DELİRMEKTEN KORKUYORUM, YAŞADIKLARIMA TAHAMMÜLÜM YOK

Hayretle bunlar rüya mıydı, gerçek mi diye düşünüyorum. Allah kimseye yaşatmasın, ruhum çok yorgun. Düşünmek istemiyorum, konuşmak istemiyorum, içimde dağ gibi yığılan kırgınlık ve öfkeyi bastırmak için deli gibi kitap okuyorum. Soluk almadan… Yemeyi içmeyi unutacak kadar kendimi kaptırıyorum. Öyle olmak zorundayım, delirmekten korkuyorum, yaşadıklarıma tahammülüm yok, yaşadıklarıma lakayt kalınmasına tahammülüm hiç yok… Allahhh diyor derin bir nefes alıyorum.

Okuduğum kitapta Varlam Shalamov’un (Stalin’in kampları hakkındaki) Kalima Hikayeleri adlı eserinden Sibirya kamplarındaki mahpusların hayat ve ölümlerinden alıntılar ve çarpıcı yorumlar var, onlardan bazılarını sana da yazıyorum…

CANIMDAM CAN GİTTİ

Her kitap dalımdam bir yaprak eksiltiyor ve elem bırakıyor biliyorum ama vazgeçemiyorum… Allah yardımcımız olsun. Dayanmak zorunda olduklarımızı yok etsin inşallah. Akif’in “Bu gecenin yok mu sabahı” dediği noktadayım. Herkes bana başsağlığı diliyor. Azrail benimle muamelede bulunmuş, Allah buyurmuş, o da gönlümün gülünü koparmış. Canımdan can, etimden et gitti. Ruhum ağır bir darbe aldı, yüküm çok ağırlaştı. Rabbim merhamet buyursun, yükün altında ezmesin.

ÖLENLE ÖLÜNMÜYOR AMA YAŞANMIYOR DA!

İnsanlar “Sen kurtuldun ya” diyor. İnan hiç sevinemiyorum. “İnna lillah…” diyor ve dişimi sıkıyorum. İçinde bulunduğum elemin tarifi imkansız. Bazen kalbim nasıl oluyor da çatlamıyor, hala nefes alabiliyorum diye kendime şaşıyorum. Evet ölenle ölünmüyor ama yaşanmıyor da!!!

ABİ DAHA 7-8 HAFTALIK ÇÖP YANİ ÇÖP İŞTE!

Seni çıkardıktan sonra beni; hastabakıcı gelip kolumdaki iğneleri çıkarana kadar beklettiler. Bu sırada bayan gardiyanla (gerçi bu sıfatı beğenmiyorlar ya) ben görevli memura diyeyim işte komutanla benim hakkıma konuştular.

Komutan nöbeti yeni aldığından ‘bayanın bebeği ölmüş vs’ diye beni soruyor. Memure hanım ‘abi küçük ya daha 7-8 haftalık çöp yani çöp işte…” gibi bu minvalde cümleler kurdu. Az ileride ben duyuyorum. Benim kaybım başkasının dilinde çöp. İçim yandı kalbim sızladı, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Benim yavrum çöp, kanım canım çöp… Ve aynı memure birkaç dakika sonra hasta bakıcı gelmediği için evde çocuğum beni bekliyor diye isyan etti.

Ben de içim boş, kalbim kırık, boynum bükük yanımda bir çöp poşetinde eşyalarımla öylece oturdum ve yandım. Allahım ben hiçim, benim sahbim Sensin, ben Sana aidim. Yaşadıklarım benim değil Senin zoruna gitsin, rikkatine dokunsun, başka da bir şey istemiyorum.

ADI UMUT OLDU BEBEĞİMİN, BENİ ÖTELERDE BEKLEYECEK O

Evladımın ömrü o kadarmış, dünyadan nasibi yokmuş, veren O (c.c), alan O (c.c) asla isyan etmiyorum. O’ndan gelen başım üstüne. Sadece benim yaşadığım zulüm küçük yavruma da dokundu, ona üzüldüm. İnşallah paratoner olmuştur, yaşanan tüm haksızlıkların sona ermesi, masumlara bir fereç olması için kurban olmuştur.

İnşallah ona bedel başkaları incinmez, daha fazla ağlamaz ve yanmaz. Yavrumun ölümü başkalarının saadatine hizmet etsin Allahım. Gayreti’ni harekete geçirecek son damla olsun inşallah. Adı Umut oldu bebeğimin, beni ötelerde bekleyecek o. İnancım tam. ‘Umut’ları söndürenlere Allah yardım etsin.

BANA İFTİRA ATANLAR AYNISINI YAŞAMADAN ÖLMESİN!

“Mazlumun duası çok tesirlidir reddolunmaz” diyen Efendimiz’e (s.a.v) güveniyor ve ağlatanlar ağlasın, bana iftira atanlar aynı şeyleri yaşamadan, beni incitecek söz söyleyenler, terörist diye hakaret edenler aynı sözleri işitmeden ölmesinler. Beni yakanları yak diye inledim. Elbet Allah sesimi işitti. Amenna ve Saddakna. Ben halimi Allah’a havale ettim. Zaten başka da gücüm yok. Çaresizliğimde Allah’ı imdada çağırdım. Başka kimsem de yok.

O gün bana (pazar günü) tebessüm ettiren tek şey arkadaşlarımın şefkatle karşılaması ve ben hastanedeyken senden gelen, yatağımın üzerinde beni bekleyen mektubun ve yavrularımın mutlu anlarından çekilmiş kareleri oldu. Allah razı olsun.

BEN TERÖRİST DEĞİLİM, KELEPÇE TAKMAYIN

Hastaneyi unutmak istesem de kulaklarımda narkozdan uyanırken söylemişim ‘Ben terörist değilim, kelepçe takmayın’ sözlerim çın çın ötüp duruyor. Sübhansın Yarab el aman el aman… Dünyamızı cehenneme çevirenlerden ve cehennemin ateşinden koru bizi. Amin. Elfü elfi amin. Bedenen de ruhen de yoruldum.”

HAPSE GİRDİĞİNDE HAMİLE OLDUĞUNU BİLMİYORDU

Gülden Aşık, iki ayrı ifadede adı geçtiği için 10 Nisan 2019’da Bandırma’da gözaltına alındı ve 2 gün sonra tutuklanarak Bandırma M Tipi Cezaevine gönderildi.

Hapse girdiğinde hamile olduğunu bilmeyen Aşık, 16 Mayıs’ta yatsı vakitlerinde koğuşunda aniden düşüp bayıldı. Kendine geldiğinde herkes başına toplanmıştı. Görevliler hastaneye götürmeyi teklif etti. Fakat Aşık, cezaevi-hastane arasındaki 15 kilometrelik yolu daha önce kelepçeli gittiği için ‘takatim yok’ diyerek göze alamadı.

Sıkıntıları devam edince 18 Mayıs’ta dilekçe yazıp durumunu anlattı. Kendisine 10 gün cevap verilmedi. 27 Mayıs’ta bir dilekçe daha yazdı. 30 Mayıs’ta revire çıkan Aşık’a 10 haftalık hamile olduğu söylendi. Fakat bir sorun vardı. Revir görevlileri yönetimden acil olarak Aşık’ın hastaneye sevkini istedi.

31 Mayıs cuma günü Bandırma Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Aşık, muayene ve ultrason görüntülerinden sonra bebeğinin 7 hafta 5 günlük olduğunu fakat kalbinin atmadığını öğrendi. Hastane doktorları ertesi gün bebeğin kürtajla alınmasına karar verdi.

İhmal sonucu cezaevinde, anne karnında ölen bebeğin doğum raporu.

Gülden Aşık’ın eşine anlattığına göre muayene yapan doktor, “Akarı kokarı getiriyorsunuz da bu kadını bu zamana kadar neden getirmediniz, neden beklettiniz” dedi.

Bir gece gözetim altında tutulan Aşık, 2 Haziran 2019 pazar günü öğlen saatlerinde taburcu edildi.

NURHAYAT YILDIZ HALA TUTUKLU

Evhanımı Nurhayat Yıldız (28) ise, 29 Ağustos 2016’da tutuklandığında 3,5 aylık hamileydi. Üç yıllık evliydi ve ikiz bekliyordu.

Sinop Kapalı Cezaevindeki 25 kişilik koğuşa konulduğunun 40. günü, hamileliğinin 19. haftasında bebeklerini kaybetti. İki günlük hastanede kaldıktan sonra tahliye edilmeyerek tekrar cezaevine gönderildi.

Bebekler defin için aileye verilmesi uygun bulunmadı. Sinop Ağır Ceza Mahkemesi, 1,5 yıllık tutukluluğunu ardından Nurhayat Yıldız’ı 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Yıldız, hala aynı cezaevinde bulunuyor.

Bu fotoğrafa iyi bakın: Bu kimin 28 Şubat’ı

BOLD ÖZEL

Üç kalp operasyonu geçiren KHK’lı öğretmen cezaevinde virüs kaptı

Dokuz ay önce üç kalp operasyonu geçiren ve tekrar cezaevine gönderilen KHK’lı tarih öğretmeni Kadir Çeç’în korona testi pozitif çıktı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Bir hasta tutuklu daha cezaevinde koronavirüse yakalandı. 25 aydır Uşak Cezaevinde tutuklu olan 53 yaşındaki Kadir Çeç’in test sonucu bu akşam saat 21.00’de e-Nabız’a düştü. Kadir Çeç’in oğlu Hasan Çeç, babasının durumunu sosyal medya hesabından paylaşarak yetkililere çağrıda bulundu.

“BABAMI TABUT ÜZERİNDE KARŞILAMAK İSTEMİYORUM”

Babasının 03 Şubat 2020’de 3 damarına by-pass yapıldığını, kalp kapakçığının değiştirildiğini ve anjiyo olduğunu söyleyen Hasan Çeç, “O günden bu yana gerekli dilekçeleri sunmamıza rağmen hiçbir yol kat edemedik. Bugün tutuklu bulunduğu cezaevinde korona teşhisi koyulduğunu öğrendik.” dedi. Kalp sıkıntısının yanında babasının bronşiti de olduğunu belirten oğul Çeç şöyle devam etti:

“Babam, mevcut risk grubu içerisinde yer alıyor. Bu virüsü cezaevinde koşullarında, tutukluluk psikolojisiyle aşması mümkün değil. Adli tutukluların kovid tedbirleri kapsamında tahliye edilmesine karşın babam bu haktan mahrum bırakılarak kovid pozitif olmasına sebep olundu. Mevcut sağlık durumu ve hayati riski göz önünde bulundurularak tahliye edilmesini talep ediyorum. Babamı bu riskten kurtarmam için yardımınıza ihtiyacım var. Cezaevleri mezar olmasın, sapasağlam bıraktığım babamı tabut üzerinde karşılamak istemiyorum.”

 

 

 

26 YILLIK TARİH ÖĞRETMENİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Eylül 2018’de tutuklanan Kadir Çeç 25 aydır Uşak Cezaevinde tutuklu olan Kadir Çeçe, sendika üyeliği, Bylock, Kimse Yok mu derneğine yardım ve oğlunun okuduğu Üftade Koleji’ne okula para yatırdığı için örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da.

26 yıl hem tarih öğretmenliği hem de idarecilik yapan Kadir Çeç, 27 Ocak 2020’de avluda bayılınca hastaneye kaldırıldı. 15 gün içinde tıkalı olan 3 damarı açıldı (by-pass), kalp kapakçığı değiştirildi ve anjiyo oldu. Çeç, üst üste geçirdiği bu operasyonlardan sonra tekrar cezaevine gönderildi. Dokuz aydır cezaevi ortamında yaşamaya çalışan kalp ameliyatlı hasta tutuklunun koronavirüs testi pozitif çıktı.

AMELİYATLI HASTAYA KELEPÇE

Kadir Çeç’in eşi Ayşe Çeç eşinin ameliyattan sonra hastanede geçirdiği 15 günü Bold Medya’ya anlatmıştı:

“Doktor uğraştı, hastamın yoğun bakıma yakın bir yerde olmasını istiyorum dedi. Ondan sonra mahkum odasına değil de yoğun bakımın yanındaki bir odaya aldılar. Üç damarı tıkalı olduğunu söylediler. Kapakçık çok berbat durumdaymış. Kireçleşmiş taşlaşmış, onları temizlemişler. Yıpranmış. Yattıktan sonra, kalkamayabilirdi, dediler. Oysa hiçbir şikayeti yoktu. Belirtisi de yoktu. Nefesi tıkanmazdı. İki ay önce avluda düşüp bayılmış. Cezaevi doktoru zayıflıktan olduğunu söyleyip dahiliyeye sevk ediyor. Bir ay sonra dahiliyeden randevu alınabiliyor ancak. Dahiliye gidince kendisi kalp damar bölümüne de görünmek istediğini söylüyor ve o şekilde ortaya çıkıyor. Başında 2 asker, 1 komutan, bir gardiyan vardı, tuvalete bile onlarla beraber gitmek zorunda kaldı. Ameliyattan sonra ilk iki gün değil ama diğer dört gün yatağa kelepçelediler. O kelepçe onu çok rahatsız etti. Kolu halka halka morarmıştı. Geceleri rahatsız olmuş.”

Kadir Çeç’in oğlu Hasan Çeç tıp fakültesi öğrencisi.

Üç operasyon geçiren hasta tutuklu cezaevine gönderildi

Cezaevinde durumu ağırlaşan KHK’lı öğretmen, hastaneye kaldırıldı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“3 yaşındaki kızım benimle konuşmuyor, görüşüme gelmiyor”

Anne ve babası hapiste olan çocukların sayısı artıyor. Manisa’da tutuklu Arzu Alkış’ın eşi de aynı cezaevinde. Psikolojisi bozulan 3 yaşındaki kızları ise artık görüşlere gitmek istemiyor.

BOLD – Anne-babası tutuklu olan bir çocuk daha olduğu ortaya çıktı. Manisa E Tipi Cezaevinde tutuklu olan Arzu Alkış, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazarak 3 yaşındaki kızının psikolojisinin bozulduğunu ve zor günler geçirdiğini söyledi. Arzu Alkış, eşinin de Manisa T Tipi Cezaevinde bulunduğunu belirterek mağdur bir anne olarak adalet istedi, sesinin duyurulmasını rica etti.

“ÇOCUĞUMA HASRET YAŞIYORUM”

16 Kasım 2020’de İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesinde tekrar hakim karşısına çıkacak olan Alkış, duygularını şöyle paylaştı:

“3 yaşındaki kızımın psikolojisi iyi değil. Psikoloğa götürülmesini tavsiye ettiler. Benimle konuşmak istemiyor. Kapalı görüşüme gelmek istemiyor. Çocuğuma hasret yaşıyorum. Bu da beni çok üzüyor. Kızımın bana ihtiyacı var. Sürekli ağlıyor. Bir anne olarak, mağdur bir bayan olarak, insan hakları savunucusu olarak yardımınızı istiyorum” dedi.

“YERDE YATANLAR VAR”

10 kişilik yerde 15 kişi kaldıklarını ve koğuşta yerde uyumak zorunda kalan insanların bulunduğu aktaran Alkış, cezaevinin şartlarına dair de bilgi verdi:

“Yarım saatte bir su kesiliyor. Ortam dar olduğu için bunalıyoruz. ben hayatım boyunca devletime ve milletime hep faydalı bir birey olmaya çalıştım. Zararlı olabilecek hiçbir etkinlikte bulunmadım. Masumum.”

Arzu Alkış, mektubunda kızına yazdığı bir şiiri de paylaştı.

“Çocuklarımının gözyaşlarının vebalini kim ödeyecek?”

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

12 tonluk kamyon çarpan KHK’lı askeri öğrencinin adalet mücadelesi

Ümit Can Özorman, Deniz Astsubay Meslek Yüksekokulundan KHK ile ayrılmak zorunda kaldı. Önce kamyon çarptı ardından da MS hastalığına yakalandı. Şimdi ise hayatını anlattığı kitabıyla hem kendisinin hem de müebbet verilen arkadaşlarının sesini duyurmaya çalışıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

15 Temmuz’dan sonra 300’den fazla askeri öğrenci müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Tutuklanmayan ama okulları kapatılıp hayalleri ellerinden alınan öğrencilerin de hayatı alt üst oldu. Bir fabrikada çalışırken iş kazası geçiren ve MS hastalığına yakalanan Ümit Can Özorman yüzde 43 engelli raporuyla hayata tutunmaya çalışıyor.

Ümit Can Özorman’ın hayali çocukluğundan beri asker olmaktı. 1996 Eskişehir doğumlu olan Özorman, Eskişehir Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra 2014’te sınavlara başvurdu. Girmediği askeri okul sınavı kalmadı. Deniz, hava, kara, jandarma hepsini denedi. Sağlık mülakatlarını kolaylıkla geçti. Spor sınavlarında birinci oldu. Kendisinin ifadesiyle sanki arkasından onu öldürecek 1000 çita varmış gibi koşuyordu. Sözlü mülakatlarda ise hep elendi. Yine de vazgeçmedi. 2015’te 7. kez girdiği mülakatı kazanıp Deniz Harp Okulu’na kayıt yaptırdı.

Ancak hayali yine çok uzun sürmedi. 15 Temmuz 2016’dan sonra çıkarılan 669 sayılı KHK ile kayıtlı olduğu Deniz Astsubay Meslek Yüksekokulu kapatıldı ve tüm askeri öğrencileri gibi onun için de zorlu bir süreç başladı. Önce Eskişehir OHAL Komisyonu’na durumunu anlattı. Sesini duyan olmadı. Ankara’daki OHAL Komisyonu ise askeri öğrencilerin başvurularını kabul etmeyeceğini zaten açıklamıştı.

Ümit Can Özorman, büyük bir emek vererek kazandığı okuldan eşyalarını topladığı o son günü unutamıyor.

Eskişehir OHAL Komisyonu’na yazdığı dilekçe.

12 TONLUK KAMYON ÇARPTI

Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine (CİMER) mektup yazarak güvenlik soruşturmasından geçmek istediğini bile söyledi ama olmadı. Yıkım üstüne yıkım yaşadı. Üniforması elinden alındı, iş bulamadı, garsonluk yapmaya başladı. 2017’de Eskişehir’de bir fabrikada çalışırken 12 tonluk bir kamyonun çarpması sonucu yaralandı. İki ay hastanede kaldıktan sonra 11 Ağustos 2018’de yaşadığı stres nedeniyle Multiple Skleroz (MS) teşhisi konulan Özorman artık yüzde 43 engelli olarak hayata tutunmaya çalışıyor.

“ASKIDA KİTAP UYGULAMASI BAŞLATTI”

Özorman, askıda kitap uygulaması ile bugüne kadar yaklaşık 100 kitap dağıttığını söylüyor.

2016’dan bu yana yaşadıklarını kısa bir süre önce yayınlanan MS’im Komutanım (Yason Yayınları) adlı kitabında anlatan Ümit Can Özorman hem kendisinin hem müebbet verilen arkadaşlarının yaşadıklarının daha geniş kitlere ulaşması için AKP iktidarının “askıda ekmek” uygulamasına nazire yaparak “askıda kitap” dağıtmaya başladı.

Askeri öğrenciler 15 Temmuz gecesi komutanlarının emriyle kışlalardan çıkarılıp o geceki olayların içine çekildi ve 300’den fazla öğrenci 3 yıl süren davalardan sonra müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ümit Can Özorman 15 Temmuz gecesini kitabında şöyle anlatıyor:

“KARARTMA UYGULUYORUZ, KİMSE BİR YERE ÇIKMASIN”

“Nöbetçi subay ve astsubayın endişeli bir şekilde gelmesiyle bir şeylerin yolunda olmadığını anladım. Bize dediklerini aynen aktarıyorum: Arkadaşlar inanılmaz bir bilgi kirliliği var, karartma uyguluyoruz. Cam kenarlarında ve açık alanlarda bulunmak yasak! Evlerinde olan arkadaşlarınıza haber yolluyoruz, evlerinden çıkmayacaklar. Askeri öğrenci veya personel olduklarını belirtmeyecekler. Sizler de teneffüshanede oturun veya isteyen odasına gidip ışığı açmayarak yatabilir! Mühimmat deposunu kilitledik ve nöbetçiler diktik! Dağıl!”

Ümit Can Özorman o gece okuldan dışarı çıkmayarak hapse girmekten kurtulmuştu, peki ama arkadaşları? Trenlere, metrolara, otobüslere kitabını bırakan Özorman bir yandan MS hastalığının ataklarıyla uğraşıyor, diğer yandan müebbet verilen, öldürülen askeri öğrencilerin sesi olmaya gayret ediyor.

Ümit Can Özorman, askerliğe tutkuyla bağlı bir öğrenci. Bu tutkusunu kitabında “Üniformamı ve sağlığımı alsalar da askerlik ruhunu alabilecekleri bir teknoloji yok. Deniz Kuvvetleri’nden aldığım devlet terbiyesi ve askerlik ruhuyla bir ömür yaşayacağım. Benim isteğim maaş, para, pul değil orada aldığım devlet terbiyesi ve silah arkadaşlığı duygusu.” ifadeleriyle tarif ediyor.

İzmir Limanı’nı yaptıklarında İzmirlilerin Kordon’da onları karşılaması.

Ümit Can Özorman’ın ağrına giden olaylardan biri de askeri okulları kapatıldıktan sonra kayıt yaptırdığı Selçuk Üniversitesi’nin verdiği öğrenci belgesinde damgalanması olmuş. Belgenin en alt kısmında “Öğrenci kapanan askeri MYO’dan yatay geçiş yolu ile yüksekokulumuza kaydını yaptırmıştır.” yazıyor.

Okumaya devam et

Popular