Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

KHK’lı bir özel harekat polisinin ardından…

Habib Akbaş, KHK’yla ihraç edildi. 21 ay yatıp, tarlalarda çalışarak ailesini ayakta tuttu. Ekmek peşindeyken hayatını kaybetti. Yaşadıklarını eşi Selda Akbaş yazdı…

BOLD ÖZEL – Los Angeles ve Irak başkonsolosluklarında misyon koruma görevi üstlenen KHK’lı özel harekat polisi Habip Akbaş (47), 19 Haziran 2019’da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti.

Çatalca Çanakça köyünde kullandığı çekici araçla tıra çarpan Habib Akbaş’ın eşi Selda Akbaş, 2015 yılından bu yana yaşadıklarını eşinin ardından yazdığı yazıda anlattı. Hem kendisinin hem de tüm KHK’lıların uğradığı haksızlıkları bir kez daha dile getirdi.

1995’TE ÖZEL HAREKAT POLİSİ OLDU

Eşim Eylül 1995’te Özel Harekat Polisi oldu ve ilk görev yeri Van’a gitti. Aynı yıl evlendik ve ben de yanına gittim. 2000 yılında Samsun’a tayini çıktı. Hep özel harekatçıydı eşim. 2003’te Los Angelas Başkonsolosluğunda misyon koruma görevlisi olarak görevlendirildi. Konsolosun evini ya da konsoloslukları korumakla görevliydi. 2006’ya kadar buradaydık. 2006’da tekrar Samsun’a geldik. 2008’de tekrar Van’a gittik. 2014’e kadar hep Van’daydık. Sadece 2013 yaz aylarıydı sanırım, üç aylığına Irak Konsolosluğunda yine misyon koruma görevlisi olarak çalıştı.

Eşim Mart 2014’te açığa alındı. Sebep 17 / 25 olayları nedeniyle paralel yapı vs dediler. Üç ay kadar başka birimlerde çalıştı. Daha sonra zorunlu tayini çıktı. Memleketimiz olduğu için İstanbul’a gelmeyi tercih ettik.

Haziran 2014’te Beylikdüzü’nde göreve başladı. Birkaç ay orada devam ettikten sonra köyümüze yakın olan Çatalca’ya tayin istedi. 15 Temmuz’dan iki ay öncesine kadar burada asayişte görevliydi.

15 TEMMUZ’DA AMİRİNİ ARAYIP “VATANIM MİLLETİM İÇİN NE YAPMAM GEREKİYORSA HAZIRIM” DEDİ

Eşim 15 Temmuz gecesi özel harekatta bağlı olduğu amirini arayıp “Uygun görürseniz göreve gelmek istiyorum. Vatanım milletim için ne gerekiyorsa yapmak istiyorum” dedi. Bunlara ben şahidim. Çünkü o gece evde birlikteydik. Müdürü de “İhtiyaç olursa ben seni çağıracağım” dedi.

O gece göreve çağrılmadı eşim ama 1 Eylül 2016’da, 672 sayılı KHK ile mesleğinden ihraç edildi. Zaten zor olan hayatımız o günden sonra daha zorlaştı. Mayıs 2017’de evimize polisler geldi. Alıp götürdüler onu. 12 gün gözaltında kaldı. On iki gün sonunda onu ziyarete gittiğimizde polisler “Biz seni de alacaktık, madem geldin ifadeni alalım” dediler ve beni başka bir şubeye götürdüler.

Saatlerce ifade verdim. Klasik sorularını sordular. Şu örgüte üye misin, şurada paran var mı, onu yaptın mı, bunu yaptın mı… Sonra çok şükür serbest bıraktılar. 3-4 gün sonra, 30 Mayıs 2017’de mahkemede oldu ve eşim kendisine isnad edilen Bylock suçlamasıyla tutuklandı. Fakat daha ilk mahkemede Bylock olmadığı tespit edildi.

Ama yine de bu zulmü bize layık gördüler. Kaç ay cezaevinde yatmak zorunda kaldı. İddianamesi bir yıl sonra 25 Mayıs 2018’de hazırlandı. Bylock’tan bir şey çıkmayınca iddianameye bazı itirafçıların ifadelerini ve bankayı eklemişler.

Evet, bankada herkes gibi hesabımız vardı. Bunu da inkar etmedik, sebeplerimiz belliydi. Daha az EFT parası alıyordu Bank Asya. Üstelik banka TMSF’ye geçtikten sonra hesabımızı kullanmaya devam etmiştik. Bunu makul buldu mahkeme. Ayrıca bütün bankalarda hesabımız vardı.

CEZAEVİNDEN ÇIKALI DÖRT AY OLMUŞTU

6 Şubat 2019’da, 4. mahkemede eşim serbest bırakıldı. Savcı hakimden eşimin tahliyesini talep etmişti. Daha dört ay olmuştu çıkalı… Velhasıl hayat mücadelesi başladı… 2017 Ağustos’ta hak etmiş olmasına rağmen eşimi emekli yapmadılar. Mecburen ben bulaşıkçılık yapıyordum, rızkımızı öylece temin ediyorduk. Eşim çıktıktan sonra Ankara’ya gittik ve emeklilik işlemlerini halledebildik.

Ama yine de çalışması gerekiyordu. Üç çocuğumuz var, evin geçimi kolay değil. Hem şoförlük yapıyordu hem de hep birlikte tarlamızda kavun, karpuz, domates, biber, patlıcan ekiyor, çiftçilikle uğraşıyorduk.

Son akşam; eşim bahçenin su ve elektrik işlerini bitirmişti ve bana “Bundan sonra gelirsin, fişi takarsın, oturur, beklersin mahsulün başında hanım” demişti. Orada onu hiç anlayamadım. Malum mu olmuştu bilmiyorum. Her şeyi tamamlayıp gitti gibi bir şey…

İşlerimiz bitince arabamıza oturduk, çerez almıştık, saat on buçuk, on bir civarıydı. Şehrin biraz yukarısındaydı tarla, şehrin ışıklarına bakıp dedi ki “Daha ne isteyeyim, bak emekli olmuşum, çok şükür maaşımız var artık, çocuklarımız yanımızda, biz de birlikteyiz, mahsulümüz de kendi kendine hizmetini görecek. Daha ne isteyeyim ki Allah’tan” dedi. Ben hiçbir şey diyemedim. Belki orada ömür isteseydik. Eksik kalmış duamız.

Ertesi sabah birlikte kahvaltımızı yaptık. Hava çok yağışlıydı. Abdestini aldı, saat 08.30’da evden çıktı.Saat 09.05’te kaza gerçekleşti. Bizim 11.00 civarı haberimiz oldu.

Selda Akbaş: 21 Şubat 2019’da hep birlikte çekindiğimiz son karemiz…

SON MAHKEMEMİZ…

Biz eşimle birlikte İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanıyorduk, dosyamız aynıydı. Mayıs 2019’daki son mahkememizde hakkımızda ifade verenleri dinledi hakim. “Kuran okuyor, namaz kılıyorduk” demekten başka bir şey söyleyemediler.

Hakim bey bu kez bana dönüp “Ne diyorsunuz bunlara?” diye sordu. “Biz özel harekatçı eşleriydik. Eşlerimiz kapıdan çıktıktan itibaren geriye dönme garantileri yoktu ve eşler olarak bir araya geldiğimizde yapabileceğimiz tek şey Kuran-ı Kerim okuyup onlar için dua etmek ve ne okuduğumuzu anlamak için meallerine bakmaktı. Müslüman insanlardık hakim bey” dedim.

Hiçbir yorum yapmadı ve dijitallerin incelenmesini talep ederek Eylül 2019’a mahkememizi erteledi. Yani Biz Kuran okumakla, namaz kılmakla, kitap okumakla yargılanıyoruz… Elhamdülillah hırsız demiyorlar, yolsuz demiyorlar, hain demiyorlar… Değiliz çünkü…

BUGÜN EŞİMİN VEFATININ 6. GÜNÜ

Bugün eşimin vefatının 6. günü. Allahım hepinizden razı olsun. Rabbim sizlere eşlerinizle yaşayacağınız hayırlı uzun ömürler versin.

Ben sizlerin dualarını üzerimde o kadar çok hissettim ki en başından beri Allah razı olsun.
Allah böyle bir acıyı düşmanıma bile vermesin. Herkes beni tebrik ediyor metanetimden dolayı nasıl metanetli olmam ki?

Ben onu şu kısacık dünyanın kısacık nimetleriyle sevmedim ki fani dünyadan gitti diye kahrolayım. Cezaevine girdiği günde ağlamamıştım, masumdu, mutlaka geri geleceğine imanım tamdı çünkü benim.

Ve yine iman ediyorum bizler de bize takdir edilen zamana kadar yaşayıp öleceğiz ve sonsuz bir hayat yurdu olan ahirette tekrar beraber olacağız inşallah. Rabbime layık bir kul, Peybamberime layık bir ümmet ve kendisine layık bir eş olarak yaşayıp ölmeyi nasip etsin Rabbim bizi ahirette cennetinde de bir ve beraber etsin.

Ben Allah’a inanan bir Müslüman olarak kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğini bilen biri olarak nasıl metanetli olmam. Ayrıca ben bir Özel Harekat Polis eşiyim, evlendiğimiz günden beri ölümle yüzleşmeye hazır yaşadık biz. Ailem polise kız vermeyiz, ne zaman bir kör kurşuna gideceği belli olmaz acaba hangi hastaneden hangi morgtan haber gelecek diye hep bekleyeceksin deyince ben ölümün kaderde yazılı olduğunu, vefat edenlerin sadece polisler olmadığını söyleyip eşimle evlenmeme izin vermeleri için ısrar etmiştim.

“BU ZULMÜ BİZLERE YAPANLARA HAKKIMI HELAL ETMİYORUM” DERDİ

Ve abim, eşimi morga koyarken eşim artık polis değildi. Mazlumdu, çünkü zulüm gördü.

21 yıl her türlü terör örgütleriyle mücadele etmiş vatan ve millet selameti için mücadele etmiş bir Polis Özel Harekat (PÖH)’dü benim eşim. Ayrıca hep söylediği ‘Müslüman terörist olmaz, terörist Müslüman olamaz’ derdi. Çok üzülürdü bu iftirayı bize attıkları için ve bu zulmü bizlere yapanlara ve bunlara destek olanlara hakkımı helal etmiyorum sıratta bekleyeceğim, hakkımı hepsinden tek tek almadan onlara kurtuluş yok demişti.

Ben beddua etmiyorum ama hakkımızı ALLAH alsın diyorum!
Kimseye kin duymuyorum öfkem yok.
Allah her şeyin sahibidir, şahididir.
Hepimizin imtihanı farklı olacak tabi yine en başından beri inandığıma inanıyorum ama kendimi buna layık görmüyorum.
İmanı kuvvetli olanın imtihanı da ağır olur. İnşallah Rabbim imanımızı kuvvetlendirsin, ayaklarımızı kaydırmasın.

ÖMRÜ BOYUNCA ŞEHİT OLMA HAYALİYLE YAŞADI

Bizlere Müslüman olarak yaşayıp Müslüman olarak ölmeyi nasip etsin inşallah.
Ben eşimin çok feci bir şekilde vefatına şahit oldum, inşallah şehit olmuştur eşim.
İçeride 21 ay yattı ve ben 1 hafta bile yanına gitmeyi ihmal etmedim, sadece 3 görüşümüz mahkememe denk geldiği için gidemedim. Onu içerideyken bir kere üzmedim, ihtiyaçlarını eksik etmedim. Öyle güzel bir pembe tablo çizmişim ki çıkınca “Hatun hani her şey yolunda, hiçbir sıkıntımız yok derdin, hiç de öyle değilmiş” dediğinde, “Habip bey ben sana eğer sıkıntılarımızı anlatsam senin elinden bir şey gelip de düzeltecek miydin, hayır. Niye bahsedip seni o dört duvar arasında üzeydim ki. Bizim de çekmemiz gereken sıkıntı varmış imtihan!”

Ve yine eşim cezaevinden çıktıktan sonra “Hatun içeridekiler çok şanslı, asıl zulüm size yapılıyor, (içeride işkence gören keyfi muamele yapılan hücrelerde tutulan kardeşlerimiz müstesna) bizim içeride günlerimiz hep bir Müslüman olarak yaşayarak geçiyordu. Dünya meşgalesinden uzak, manevi güzellikleri yaşayarak geçtiği için hiç daralmazdık. Ve birkaç defa acaba hiç çıkmasaydım bile demişti.

Ben gönül koyunca “Sadece özleminiz vardı” demiş ve eklemişti: “En şanslılar ise vefat eden kardeşlerimiz Allah bize de nasip etsin” deyince “Aman Habibim duanı düzgün yap, duanın kabul vaktidir” desem de sonra “Peki niye şanslılar” dedim, “Çünkü bu zulümatlı zamanda vefat edenlerin şehit olma ihtimali var” demişti. Ömrü boyunca şehit olma hayaliyle yaşayan ebedi zevcim ciğer parem canım Habibim… Rabbim şehitlerle haşretsin inşallah.

KAZA YAPTIĞINDA DA ÖZEL KAMUFLAJ KIYAFETLERİ VERDİ

Eşim izleyenler olduysa, kazanın videosu internette var. Üzerinde hala özel harekat kamuflaj kıyafetleri vardı. Aşıktı mesleğine. Çok feci bir şekilde vefat etmiş. Kırılmadık kemikleri kalmamış beyin kanaması durmadı. 9, belki daha fazla kalp durdu, bazen 5 dakika bazen 10, bazen 20 dakika kalp masajından sonra geri geldi. 17 saat boyunca kanı aktı. Yoğun bakıma defalarca çocuklarımla girdim, hiç kendine gelmedi, çok çağırdım gel Habibim beni yalnız bırakma dedim ama tepki vermedi. Geri gelmedi. Ben de olsam gelmezdim, şu zalim dünyada yaşayıp ne görecekti ki asıl yurdunda Rabbimin yanında cennet yamaçlarında olmak en güzeli zaten hayatın gayesiydi…

Kazadan haber alır almaz hemen yanına gittim ve kabre girinceye kadar yanından hiç ayrılmadım, bağırmadım, çağırmadım ama acısı içimi yaktı, sessiz sessiz ağladım ve hep ağlayacağım biliyorum. ALLAH beni önce kendine layık kul Habibim dediği Peygamberimize layık ümmet, sevgili eşim Habibime layık eş olarak yaşamayı, evlatlarımızı layık evlatlar olarak yetiştirmeyi nasip etsin.

Eşim günah cihetiyle vefat etti, sevap cihetiyle hala yaşıyor, sizlerin kardeşlerim dediği kaderdaşların, yaptığınız iyi ameller de inşallah onun sevap hanesine işlenecektir.
Yazılacak o kadar çok şey var ki zaman zaman yazmak isterim, sizinle konuşmak bana ilaç gibi geliyor. Hakkınızı helal ediniz. Dualarınıza bizleri de ekleyiniz.

 

BOLD ÖZEL

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

290 gündür kızını göremediğini söyleyen tutuklu Hülya Bayden ailece yaşadıkları mağduriyetlerinin giderilmesi için milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan yardım istedi.

BOLD ÖZEL – Eşiyle birlikte tutuklanan ve Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen Hülya Bayden, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup göndererek cezaevinde koronavirüs kapan eşini ve psikolojisi bozulan kızını anlattı.

“PSİKOLOJİM ALT ÜST”

Bir kız evladı sahibi Bayden çifti 10 ay önce tutuklandı. Mehmet Yasin Bayden Bitlis, Hülya Bayden Bakırköy Cezaevine gönderildi. Kovid-19 tedbirleri kapsamında 22 gün karantina hücresinde kalmak zorunda kalan Hülya Bayden, karantinadan çıkınca eşinin cezaevinde koronavirüse yakalandığını öğrendiğini söyledi.

Bir taraftan evlat hasreti çeken bir yandan da eşinin sağlığından endişe eden Bayden, kendisinin de ilaç kullanmaya başladığını belirtti ve “Bu sıkıntılar psikolojimi alt üst etti. Vücut direncimin düşmesine yol açtı.” dedi.

“KIZIM ONU ALMAK İSTEMEDİĞİMİ SANIYOR”

10 aydır kızına sarılamadığını vurgulayan Bayden, “10 aydır 3 yaşındaki kızına sarılamamış, sadece geçen hafta kapalı görüşte camın arkasından görmüş bir anne olarak yazıyorum. Kızım onu almak istemediğimi sanıyor, konuşmadı bana küsmüş, çocuğa salgını nasıl anlatsam ki? Eşim de tutuklu.” diye yazdı. 

Mağduriyetinin giderilmesini ve bu zorlu korona günlerinde kızının yanında olmak istediğini belirten Bayden, 290 gündür çocuğuna hasret acılı bir anne olarak yardım istedi.

Hülya Bayden’in kızı.

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

İki yıldır tutuklu astım hastası Ender İleriye’ye koronavirüs teşhisi konuldu. Bir aydır sıcak suyun verilmediği Antalya L Tipi Cezaevinde birçok insanın hasta olduğu belirtiliyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL 

İki yıldır Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde kalan astım, şeker ve kalp hastası Ender İleriye, cezaevinde koronavirüs kaptı. 35 kişilik C10 koğuşunda kalan İleriye, üç gün önce bayılınca Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine kaldırıldı. İlk yapılan testi negatif çıkan İleriye’nin ciğer filminden şüphelenen doktorlar, dün ikinci test yaptı. Pozitif çıkan Ender İleriye şu anda hastanede tedavi görüyor.

“İKİ KİŞİ KOĞUŞA BAYILDI, BİR AYDIR SOĞUK DUŞ ALIYORLAR”

Antalya L Tipi Cezaevinde bir aydır sıcak suyun akmadığını belirten Ender İleriye’nin kardeşi Ahmet İleriye, “C10 koğuşundaki herkes şu anda hasta ve bu hastalıklarını soğuk duş almaya bağlamışlar. Bir hafta önce koğuşta iki kişi bayılmış. Abim de bunlardan biri. Abim 35 kişilik koğuşta kalıyordu. Çoğunda hastalık belirtisi var. Telefon ahizesi yoluyla diğer mahkumlara da virüs geçebilir” dedi. Cezaevi yönetiminin vakaları gizlediği de iddia ediliyor.

Antalya’da bir vakıfta çalışan Ender İleriye Cemaat soruşturmaları kapsamında Ekim 2018’de tutuklandı. 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan İleriye’nin dosyası Yargıtay tarafından onaylandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hastane yolunda kötü muamele mahkum koğuşunda ilaç zulmü

Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevinde tedavisi aksatılan Hepatit B hastası Fethi Kazancı’ya ilaçları düzenli verilmiyor. Kazancı, maruz kaldığı kötü muamele ve uzayan karantina nedeniyle de doktora gitmek istemiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Bandırma T Tipi Cezaevinde tutuklu Hepatit B hastası 38 yaşındaki Fethi Kazancı, 9 aydır doktora gidemediği için hastalığı ilerledi. Vücut ağrıları artan ve ağrı kesicilerle idare etmeye çalışan Kazancı, daha önce biyopsi için götürüldüğü hastanede ve yolda kötü muamele ile karşılaştığı için hastaneye gitmek istemiyor.

Ayrıca pandemi başladığından bu yana cezaevlerindeki hastalar büyük bir çıkmazın içinde. Sürekli uzayan karantina süreleri nedeniyle hasta tutuklular cezaevinde kalmaya kendini mecbur hissediyor. Çünkü koğuştan çıkan 1-2 ay geri dönemiyor. “Bunlara dayanacak gücüm yok” diyen Kazancı, 9 aydır sağlık hizmetlerinden mahrum.

1996 yılında Hepatit B teşhisi konulan KHK’lı sınıf öğretmeni Fethi Kazancı 26 Mayıs 2018’de gözaltına alındı. İki gün sonra tutuklanıp önce Edirne Cezaevine gönderildi. Dört ay sonra Bandırma T Tipi Cezaevine nakledildi. Nakil dönemi kışa denk gelen Kazancı, koğuşta yer olmadığı için 6 ay betonda uyumak zorunda kaldı. İlaç tedavisiyle baskılanan hastalığı bu süreçte tekrar ortaya çıktı.

SİROZ YA DA KANSERE DÖNÜŞEBİLİYOR

Bold Medya’ya konuşan Fethi Kazancı’nın eşi Atife Kazancı, “Hepatit karaciğerde bulunan bir virüs. Her sene bu yüzden eşime DNA testi yapılıyor. Bazen bu testlerin sıklığı artabiliyor. HSBC değeri diye bir şey var. O değer arttığı zaman vücudun dengesi bozuluyor. Buna bağlı olarak ya siroz ya da kanser olabiliyor. Çok dikkat edilmesi gereken bir hastalık. Cezaevine girdikten sonra eşimin tedavileri aksadı, doktora gidemedi, ilaç kullanamadı, tahlilleri yapılmadı” dedi.

Normalde durumu iyi olan Kazancı, cezaevinin kötü koşulları nedeniyle tutuklandıktan sonra ağrıları arttı. Ocak 2018’de biyopsi için iki kez Bursa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. Hastaneye gidip gelirken yaşadıklarını Ocak ve Şubat 2019’da eşine gönderdiği mektuplarda anlatan Kazancı’nın maruz kaldığı hak ihlalleri korkunç.

“SANA BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM AMA SAKIN PANİKLEME”

“Şimdi sana bir şey söyleyeceğim ama ne panikleme, ben iyiyim” diye durumu eşine izah etmeye çalışan Fethi Kazancı, Bursa’da mahkum odası olmadığı için bütün gün cezaevi aracında hiçbir şey yemeden kelepçeli bir şekilde beklemek zorunda kaldı.

Hastanede yaşadığı ise daha büyük bir eziyet. Başındaki komutan “Ben bir daha bu hastayı buraya getiremem” dediği için lokal anestezi yapıldı. Ancak operasyon sırasında bayıldı. Doktor bu riski göze alamayacağını söyleyerek biyopsiden vazgeçti. Kazancı o günü 6 Ocak 2019 tarihli mektubunda şöyle anlattı:

“Cuma günü Bursa’ya gittik. Normalde randevu 10 civarındaydı. Hava karlıydı ve yol da kapalıydı. Bu yüzden öğlene ancak vardık. Tabi öğle arası olduğu için biraz bekledik. Bu arada bir gün öncesinden açtım. Bazı aksaklıklar oldu ama nihayet biyopsi odasına girdik. Başımda 2 asker 1 komutan bekliyor. Doktor geldi, önce bir kağıt imzalattılar. Ardından lokal anestezi yaptı, karaciğerden. Elinde kocaman bir iğne vardı. Çuvaldızından daha kalın. Radyo anteninin en son kısmı kalınlığında. Lokal anesteziyi uygulandığında beni bir anda titreme tuttu, gözlerim karardı, midem bulandı o anda bayıldım (ama korkudan değil). Sonra doktorun dediklerini duyar gibi oldum. “Komplikasyon oluştu. Ben böyle bir mesuliyeti alamama, operasyon iptal dedi. Yanındaki hemşire de ‘efendim hasta şu anda baygın isterseniz girin.’ Ama doktor olmaz dedi. Ben bu mesuliyetin altına giremem deyip gitti.

Tabi ben yataktayım, üst tarafım çıplak. Askerler ayağımın altına yüksek bir şey koydular. Başımın altını da boşalttılar, çöp kovasını yaklaştırdılar. Kendime biraz gelince ona kustum. Bu arada hemşire askere ‘bir tuzlu ayran getirin içsin’ diyor. Tabi ne gezer, onları da anlıyorum. Bir şey olsa mesul olacaklar. Ama öyle bir sahipsizliği hissettim ki anlatamam. Etrafımda hiç kimse yok. Normalde müşahede altında tutmaları gerek (serum vs.) veya tansiyon ölçülür. Tabi bunların hiçbiri olmadı. Sonra kendimi toparlayınca ayağa kalktım. Üstümü giyindim. Komutana dedim ‘ufak bir operasyona dayanamayan birini ‘terörist’ diye cezaevine tıktılar. Tabi orada gözyaşlarıma hakim olamadım. Ellerimi uzattım, kelepçeyi taktılar. Gittik doktorun yanına.”

Komutanların baskısıyla doktorların hastalarla ilgilenmediği birçok hasta tutuklu yakınları tarafından dile getiriliyor.

“ELLERİMİZ KELEPÇELİ BEKLEDİK, ÇOK BİTKİN DÜŞTÜM”

Doktor olmadığı için cezaevi aracında beklemek zorunda kalan Fethi Kazancı, içinde bulunduğu koşulları da tarif etti:

“Sonra beni otobüse geri getirdiler. Hastanenin nezareti olmadığı için ellerimiz kelepçeli otobüsün kabininde bekliyorduk. Hava karlı, benim ayağımda yazlık spor ayakkabı. Kabinin için buz gibi. Dayanamadım. Kabinde koltuğun üzerine yan dönerek, ayaklarımı da karnıma çekerek uyudum. Çok bitkin düştüm o ara. Kumanya diye getirmişler bisküvi verdiler. Mecbur dayanamayıp onu yedim.”

Fethi Kazancı ikinci biyopside yaşadıklarını ise 24 Şubat 2019 tarihli mektubunda yazarak kayda geçirdi. Kazancı, operasyonun yine zor geçtiğini ve bir gün hastanede kalması gerektiği söylendiği halde o gün cezaevine götürüldüğünü ifade ediyor. İkinci genel anestezide Kazancı’dan alınan parça onkolojiye gönderildi. Sonuçlar temiz çıktı. Hastanın gözetim altında tutulmasına karar verildi. Bir ömür boyu kullanması gereken ilaçlar reçeteye yazılıp cezaevine gönderildi. Ancak Kazancı ilaçlarıyla ilgili şu anda sorun yaşıyor.

HASTANEYE GİTMEYE ÇOK KORKUYOR

Eşinin her gün ilaç alması gerektiğini belirten Atife Kazancı, “İlaçlarını hastaneye gitmeden yazmayız demişler. Eşim de bu sefer cumhuriyet savcılığına dilekçe vermiş. andemi süreci başlayınca seni hastaneye götürmeyeceğiz ama ilaçlarını vereceğiz dediler. 3-4 ay kadar ilaçlarını verdiler. Vermedikleri dönem oldu. Müdüriyete dilekçe gönderdik. Sonra verdiler. İki ay veriyorlar, sonra vermiyorlar, sonra tekrar bir ay veriyorlar. Öyle böyle geçti. CİMER’e hep dilekçe gönderdik. Eşimin her gün ilaç kullanması lazım, tahlillerinin yapılması lazım, dışarıda tedavi olması lazım diye. Eşim gitmeye çok korkuyor. Hem kaldıramam hem de gidenleri hala getirmediler diyor” ifadelerini kullandı.

“BESLENME YOK, İLAÇ YOK, DOKTOR YOK”

Eşinin çok zayıfladığını ve diyet menüsü olarak sürekli haşlama ya da konserve yiyecekler verildiğini belirten Kazancı, 5 gün boyunca sadece konserve bamya verildiğini vurguladı. “Beslenme yok, doktor yok, ilaç yok, hatta ağrı kesici bile yazmıyorlar, revir yasak” diyen Kazancı şöyle devam etti: “Eşim zaten 7-8 ay yerde yattı. Hastalığının ilerlemesinin buna bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bir ara psikolojik yardım da aldı, ayrıca şeker hastası. Pandemiden önce biz hep tedavi olsun diye dilekçe yazıyorduk. Şimdi de tehdit eder gibi geliyorlar, seni hastaneye götüreceğiz, yoksa ilaç milaç yok diyorlar.”

“ARTIK NE YAPACAĞIMIZI BİLEMİYORUZ”

Kazancı ailesi de aile boyu mağdur edilen ailelerden. Atife Kazancı’nı kayınpederi 6 ay Kütahya Tavşanlı’da, görümcesi 17 ay Şakran’da tutuklu kaldı. Kaynı hala Silivri’de. Eşiyle birlikte gözaltına alınan Atife Kazancı 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf’ta. 2009’dan beri lenf kanseri tedavisi gören kayınvalidesinin hastalığı ise 2017’de tekrar nüksetti. 8 ve 5 yaşında Muhammed Sezai ve Melih adında iki çocuğu bulunan Atife Kazancı, eşi tutuklandıktan sonra büyük oğlunda kalp ritim bozukluğu çıktığını belirtiyor. Kazancı, “Artık ne yapacağımızı bilemiyoruz” diyor.

DOSYASI YARGITAY’DA

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Fethi Kazancı’nın dosyası Yargıtay’da bulunuyor. En son Yozgat’ta öğretmenlik yapan Fethi Kazancı, Bank Asya hesabı, mesajlaşma programı Bylock, tanık ifadeleri ve KPPS sınavında soru çaldığı iddiasıyla yargılandı. 2010’da iptal edilen KPSS sınavında 86 puan alan Kazancı’ya mahkemede neden ikinci sınava girdiği soruldu.

Atife Kazancı, “Eşim o kadar hazırlandım diye ikinci sınava girdi ve sadece 6 puan daha az aldı. Eşim çok umutsuzca girmişti ikinci sınava, çok stresliydi. Bütün emeklerim heba oldu. Nasıl yüksek puan alacağım deyip durdu. Sınavla ilgili iddianame geldi. “Yüksek kanaat” ibaresi var. Avukat bunlar delil olamaz, dedi. Eşim ilahiyat da okudu. Ege Üniversitesine DGS ile geçiş yaptı ama yarım kaldı içeri girince. KHK ile ihraç edildikten sonra antrenör belgesi aldı. İçeride spor yönetimi okudu. Şimdi aşçılık okuyor. Bir de üniversite sınavına tekrar girecek.” diye konuştu.

Sınavı kazanıp atanan Fethi Kazancı’ya haksız kazanç elde ettiği iddiasıyla 220 milyar para cezası da verildi.

Fethi Kazancı’nın ikinci biyopsiye götürüldüğü 18 Ocak 2019 tarihli hastane raporu.

51 aydır babasız olan 2 kardeşin annesi de tutuklandı

Okumaya devam et

Popular