Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kaçırılan Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın gizemli avukatına BOLD ulaştı

Şubat ayında kaçırılan Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın mahkeme günü ortaya çıkan gizemli avukatına ulaştık. İşte gizemli avukat ve söyledikleri.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Şubat ayında kaçırılan 6 kişi arasında yeralan Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın mahkeme günü ortaya çıkan sürpriz avukatının ismine BOLD ulaştı ve konuştu. Ankara Barosu’na bağlı avukat Neslihan Koçer MHP’li bir isim.

Avukat Neslihan Koçer, Ugan ve Kaya’nın kendisini Emniyet’te tesadüfen bulduklarını, kaçırılmadıklarını, işkence görmediklerini söyledi. Koçer’e göre müvekkilleri gayet iyiydi hatta Emniyet’te kendi doğum gününü kutladılar.

BAHÇELİ’NİN ROZET TAKTIĞI İSİMLERDEN

Şubat ayında kaçırıldıktan 6 ay sonra Ankara Emniyeti’ne teslim edilmiş şekilde bulunan dört kişi ile kendi aile avukatları görüştürülmemiş, Baro’nun görevlendirdiği avukat grubuyla görüşmeleri de engellenmişti. Mahkeme günü aniden ortaya çıkan ve ailelerinin isimlerini bilmediği iki kadın avukattan, Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın avukatına BOLD ulaştı.

İsminin Neslihan Koçer olduğu öğrenilen avukat, 2011 yılında Ergenekon sanığı Emekli Korgeneral Engin Alan’la aynı törende MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin rozet takıp MHP’li yaptığı isimlerden biri.

2016 yılındaki Ankara Barosu Kongresine Milliyetçi Avukatlar Grubu Yönetim Kurulu üyesi olarak da giren Neslihan Koçer, milliyetçi kişiliğiyle dikkat çekiyor.

“EMNİYETTE KARŞILAŞTIK AVUKATLARI OLMAMI İSTEDİLER”

Avukat Neslihan Koçer, müvekkilleriyle Ankara Emniyeti’nde karşılaştıklarını, kendisinden avukatı olmalarını istediklerini, böylece Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın avukatı olduğunu iddia etti.

Avukat Koçer, Ugan ve Kaya’nın ifade işlemlerinin günlerce sürdüğünü ve kendisinin de ifadelerde bulunduğunu söyledi ancak Ugan ve Kaya, aile görüşmelerinde ifade esnasında avukatları bulunduğuna ilişin herhangi bir bilgi vermemişlerdi.

Mahkeme günü ailelerin ilk kez uzaktan gördükleri, konuşamadıkları, isimlerini de öğrenemedikleri iki kadın avukattan biri olan Neslihan Koçer’le yaptığımız röportaj:

Yasin Ugan Beyin avukatısınız değil mi?

Doğru evet.

Yasin Beylerin 6 aydır kayıp olduklarına ilişkin çok sayıda haber çıktı.

-Yok öyle bir durum yok.

Aileleri böyle şikayette bulunmuşlardı savcılığa.

-Evet

Sonra gözaltında kendi aile avukatlarıyla görüşmediler sizinle nasıl irtibata geçtiler acaba?

-Kendileri buldular beni.

Nasıl?

Ben de oradaydım ifade esnasında oradaydım, kendileri ulaştılar bana.

Nerede?

Emniyet’teydim ben, kendileri istediler.

Siz başka bir iş için mi Emniyetteydiniz?

Tabi tabi.

Siz bu 4 kişinin mi avukatısınız?

Hayır, hayır sadece Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın avukatıyım.

Peki bu kişiler neyle suçlanıyorlar?

Bunları zaten öğrenirsiniz, gizli bir soruşturma hakkında avukat olarak bilgi vermem uygun değil. Zaten öğrenirsiniz sağolun.

Mahkemede ya da kendilerinden kaçırıldık gibi herhangi bir ifade duydunuz mu?

Hayır, hiç öyle bir beyan olmadı. Kendileri teslim oldular zaten.

Peki ailelerin size ulaşamadıkları, duruşmadan sonra arka kapıdan avukatların çıkartıldığı gibi beyanları oldu.

Nasıl, yo hayır, öyle bir durum yok.

Bu kişilerle ilgili medyada çok fazla haber yapıldı. Sonra siz onlarla emniyette karşılaşıyorsunuz ve avukatları olmanızı istiyorlar, bu garip değil mi?

Yo hiç de garip değil, kendileri istediler zaten. Fırsat olursa kendileriyle de röportaj yaptığınızda anlarsınız zaten.

Ailelerinin ifadelerinde çok zayıflamış oldukları, ten renklerinin beyazlamış olduğu, korkulu oldukları vardı. Sizin böyle bir gözleminiz oldu mu?

Yo olur mu, günlerce ifadedeydik zaten. Özgür bey de Yasin bey de gayet iyiydi durumları.

Bir sıkıntı yoktu diyorsunuz?

Hayır hayır, olur mu. Hatta benim doğum günümdü, doğum günümü bile kutladık orada.

Emniyette öyle mi?

Hı hım.

Yani sizin işkenceye dair bir gözleminiz yok öyle mi?

Hayır hayır, net bir şekilde söylüyorum, defalarca kendilerine de bir şikayetiniz var mı diye görüştüm. Her ifade günü hem başlangıçta hem bitişte. Hiçbir sıkıntı olmadığını dile getirdiler.

Kaç gün ifade alındı acaba?

Valla bir haftaya yakın sürdü. Şuan tam hatırlamıyorum hangi gün başladı hangi gün bitti.

AİLELERE GÖRE TUTUKLANAN DÖRT KİŞİ AVUKATLARININ İSİMLERİNİ BİLMİYORDU

Neslihan Koçer’ın sözlerine karşın aileler, iki avukatı ilk kez duruşmada gördüklerini dile getirdiler. Kaçırılan dört kişi gözaltında kaldığı 12 gün boyunca medyada çok sayıda haber oldu, Ankara Barosu ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) kaçırılan kişilerin avukat görüşmelerinin engellendiğine ilişkin basın açıklaması yaptılar.

Gözaltı sürecinin son günü olan 12. gün savcılığa ardından da Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkartıldılar. Aileler mahkeme salonuna yaklaştırılmadı. Aynı şekilde aile avukatları ve Baro avukatları da mahkemenin bulunduğu koridordan çıkartıldı. Duruşmaya iki kadın avukatın girdiği öğrenilirken aileler avukatların isimlerine dahi ulaşamadılar. Çok kısa süren yargılamanın ardından Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak ve Salim Zeybek tutuklandı. Aileler, çıkışta eşleriyle konuşmaya çalışırken, eşlerinin de avukatlarının isimlerini bilmediğini dile getirdiler.

BOLD ÖZEL

Tutukluyken gözaltına alındı!

Muş’ta Aziz Nesin hikayelerini aratmayan olay yaşandı. Yurt müdürü olduğu için tutuklanan Zuhal Dural’ı polisler koğuşunu basıp kelepçeleyerek gözaltına aldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Dört çocuk sahibi Zuhal-Nail Dural çifti, 15 Temmuz’dan sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Muş E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildiler. Sınıf öğretmeni Nail Dural hala aynı cezaevinde bulunuyor. Zuhal Dural ise 1,5 yıl önce, 6 yıl 3 ay hapis cezası verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Fakat Muş Emniyet Müdürlüğü Zuhal Dural’ı o süreçte Cemaat soruşturmaları kapsamında hakkında tekrar soruşturma başlatıldığı için cezaevindeyken ikinci kez gözaltına aldı.

Zuhal Dural

Zuhal Dural’ın kızı annesinin yaşadığı olayı şöyle anlattı:

“Annemi önce yurt müdürü olduğu için tutuklamışlardı. Annem çıktıktan sonra eve mahkeme kağıtları gelmişti. Neden bu kağıtlar geldi diye sormuştum. Annem de ‘Beni cezaevindeyken bir daha tutukladılar’ deyince şaşırmıştım. Nasıl tutukladılar dedim, hatta sizin gibi sordum; polisler cezaevine mi gelip aldılar diye. Evet, kelepçelediler ve o şekilde emniyete götürdüler diye anlatmıştı. Bu olayı biz de annem çıktıktan sonra öğrendik.”

İkinci tutuklama olayından sonra adli kontrol şartıyla bırakılan Zuhal Dural, Muş’taki evinde yaşıyor, devam eden mahkemelerini takip ediyordu. Fakat dün sabah yeniden gözaltına alındı.  Yine Cemaat soruşturmaları kapsamında, 5 ifadede adı geçtiği için hakkında üçüncü kez soruşturma başlatıldı. 45 yaşındaki Zuhal Dural hala Muş Emniyet Müdürlüğünde bekletiliyor.

3 ZIRHLI ARAÇ, 5 POLİS ARABASI

Yurt dışında okuyan Zuhal Dural’ın 19 yaşındaki kızı F.H. Dural, “Annem birinci davasından ceza almıştı, babamla dosyaları aynıydı. Babama da 9 yıl 8 ay verdiler. İkisinin de cezasını Yargıtay onaylanmıştı. Annemin ikinci davasının mahkemesi ise devam ediyordu. Dün sabah üçüncü kez aldılar. 3 zırhlı araç gelmiş, 5 polis arabası, galiba 35 polis varmış. Emniyet müdürleri de gelmiş, hepsi gelmişler. Beş buçuktan dokuz buçuğa kadar arama yapmışlar. Patates çuvallarını bile dökmüşler.” ifadelerini kullandı.

ÇÖLYAK HASTASI NİHAT SAİM ANNESİZ KALDI

Gözaltı sırasında kardeşinin annesinden ayrılamadığını ifade eden F.H. Dural, “Sonra götürmüşler annemi. Polisler sosyal hizmetleri aramışlar Nihat Saim’i almaları için. Komşularımızın ısrarı üzerine evde bırakmışlar. Anneannem 1 hafta sonra gidebilecek yanına. Abim, ben ve kardeşim yurt dışında okuyoruz. Nihat Saim daha 10 yaşında. Çölyak hastası. Özel beslenmeye ihtiyaç duyan bir çocuk. Annem serbest bırakılmalı. Onun bir suçu yok” diye konuştu.

Zuhal-Nail Dural çifti ve oğulları Nihat Saim.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

AKP’nin sosyal adaleti yok: Sondan ikinci olduk!

Türkiye ve dünya gündeminin öne çıkan haberleri Safa Kalender ile Bold Medya Ana Haber’de… Türkiye borç batağında… BOLD

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Alman vatandaşına Türkiye’de ağır işkence

Almanya’nın acil pasaportla Türkiye’den çıkardığı Erdem Can’ın babasına işkence yapıldığı, doktor eşliğinde duruşmaya çıkartıldığı ortaya çıktı. İşte ailenin yaşadığı dehşet.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 17 yaşında gözaltına alınan ve Alman Konsolosluğunun verdiği acil pasaportla Türkiye’den çıkartılan Erdem Can’ın babasının işkence gördüğü ve Almanya’nın kararında bunun etkili olduğu ortaya çıktı.

Ailenin Çorum’da yaşadıklarını Erdem Can’ın Almanya tarafından Türkiye’den çıkartılmasıyla ilgili haberimizin ardından bugün baba Ahmet Can’a yapılanları yayınlıyoruz.

Halen Çorum Cezaevinde tutuklu bulunan Ahmet Can, Nisan 2019’da gözaltına alındı.  Can ve eşi evlerinin içinde çıplak aramaya zorlandı ardından Çorum Kaçakçılık ve Organize Şube’ye (KOM) götürüldü.

32 yaşındayken Akdeniz anemisi teşhisi konulan ve bu yüzden tekniker olarak görev yaptığı Alman Demir Yollarından (Deutsche Bahn) emekli edilen Ahmet Can’a (49) 8 günlük gözaltı sürecinde işkence yapıldı.

Ahmet Can, gözaltı sürecinde üç kez krize girdi, KOM Şube’ye iki kez ambulans çağrıldı, bir kez de hastaneye götürüldü. Sorgu sırasında “Ben Alman vatandaşıyım, beni sorgulayamazsınız” diyen Ahmet Can’ın bu uyarısından sonra avukatı aracılığıyla Alman Konsolosluğu devreye girdi ve serbest bırakıldı. Ekim 2019 sonunda, atak geçirdiği sırada imzalatılan 250 sayfalık ifadesini reddettiği için tekrar tutuklandı. Ahmet Can’ın gözaltında yaşadıklarını oğlu Erdem Can anlattı:

BU AHMET CAN HAYIR KURUMU MU?

Babam Alman’ya iki yaşında gelmiş. Dedem gurbetçi, maden işçisi. Bana Duisburg’ta Deutsch Bahn’da tekniker olarak görev yapıyor. Fakat 32 yaşında hastalığı nedeniyle emekli ediliyor. Babamı Cemaat soruşturmaları kapsamında tutukladılar ama bir cemaat geçmişi yok. Hatta bildiğim kadarıyla Süleyman Efendi Cemaati kökenli. Orada yetişmiş ama daha sonra bir bağı olmamış.

Babam yardımsever bir insandır, kapısına geleni geri çevirmez. Babamın tek suçu bu süreçte zor durumdaki mağdur insanlara yardım etmek! Babamı ‘neden onlara yardım ettin’ diye sorguladılar. Hatta hakim, ‘Bu Ahmet Can hayır kurumu mu’ demişti. Önce babamın telefonunu dinlemişler, nisanın sonunda Ramazana 1 hafta kala baskın yaptılar, sabah 6’da. Yumruklarla kapıya vuruyorlar, hatta kapıyı kırmak için aletleriyle geliyorlar. Kapıyı geç açanların kapılarını kırmışlar. 6-7 polis gelmiş. Bağırma, hakaret, küfür… Biz sizin neler karıştırdığınızı biliyoruz, siz şusunuz, siz busunuz, yakaladık sonunda sizi gibi ifadeler…

Kız kardeşim çok korkmuştu. Çıplak aramadan sonra evi talan ediyorlar. Herkes şok oldu. Bütün her şeyi indirmişler. Şampuanlarımızı dökmüşler, pirinçlerin, şekerlerin içine ellerini sokmuşlar. Babamın saat koleksiyonu vardı. Onu da vergi dairesine bildirmişler, telefon kaçakçılığından. Nokia kullanılamaz telefon bulundu yazıyor, bunlar telefon kaçakçılığı yapıyor diye bir de o davamız var.

Çorum’daki yerel gazeteler ve A Haber’de babam Alman olduğu için ‘4 ay önce yurt dışından geldiler, yeni yapılanma kurdular, biz operasyon yaptık’ gibi şeyler yazılmış. Bunlar doğru değil tabi. Biz zaten Çorum’da yaşıyorduk. Hatta babam 130 tane telefon getirmiş, program yüklüymüş. Babam emniyette ‘neden böyle yapıyorsunuz’ soruyor, onlar da medyanın abartması diyor. Medyaya onlar haber veriyor sonuçta.

GÖZALTINDA ÇOK KÖTÜ ŞEYLER YAPILDI

Babama gözaltında çok kötü şeyler yapıldı. Şöyle söyleyeyim, üzerinde kapşonlu bir sweetshirtü, içinde de beyaz atleti vardı. Tişörtün rengi ona geçmiş. Eşyaları eve gelince şok geçirmiştik, baba sana ne yaptılar dedik. ‘Çok kötüydü, hiçbir şey hatırlamıyorum, beni sürükleyerek götürdüklerini biliyorum’ dedi sadece.

Kolunda serumla bir ara uyumuş. Ayağına vurup uyandırmışlar. 3-4 gün sorguya sabah 10’da alıyorlar, gece 3’te bırakıyorlar. Çok bir şey hatırlamadığını söyledi. Zaten sürekli atak geçiriyor. 4 günde 64 kilodan 58’e düşüyor. İki kere ambulans çağırmışlar, bir kere de sorguya sağlık ekibi geliyor. Yani göz altındayken 3 kere doktor gördü.

EMNİYETTEKİ GÖRÜNTÜLERİ İSTEDİK, MAHKEME REDDETTİ

Akdeniz anemisi hastalığının atakları oluyor. Stres en büyük tetikleyicisi. Atak geçirirken ağır uyuşturucular veriliyor. Mesela karın ağrısıyla başlıyor, iki büklüm oluyor, nefes alamıyor. İlk günlerde ilaçlarını kullanamamış babam. İlacını kullanmayı bir gün bıraksa atak hemen gelir. Her gün iki sabah, iki öğlen, iki de akşam olmak üzere ilaç alıyordu. Kullandığı ağrı kesiciler ağır olduğu için bilinç kaybına sebep oluyor. Mesela bağırsağına sancı girdiğinde belirtisi bağırsak kanseri gibi oluyor. Avukatımız mahkemeden emniyetteki görüntüleri istedi, mahkeme reddetti.

HASTANEDEN ÇIKARTILIP BİR DOKTOR İKİ HEMŞİREYLE DURUŞMAYA GETİRİLDİ

Babam orada yaşadıklarından sonra bir daha toparlayamadı. Hep acile götürdük. En son midesine vurup da bir şey yiyemeyince hastaneye kaldırmak zorunda kaldık. İkinci mahkemesine 4 gün kalmıştı, babam yine atak geçirdi, hastaneye yatırdık. Mahkemeye gidecek durumda değildi. Hatta doktor ben bu şekilde bu hastayı gönderemem dedi. Çorum Özel Hastanesi. Mahkeme hastaneden babamın duruşmaya gelmesini talep etti. Ve hastane de babamı gönderdi. Mahkeme salonuna bir kolunda avukatı, bir kolunda annem iki büklüm halde gitti. Hakim bir-iki soru sorduktan sonra babam zaten kendinden geçti. Ambulans çağırmak zorunda kaldılar.

Emniyetteki ifadeni kabul ediyor musun diye sordular, O da etmiyorum diyor. Babamın ifadesine, ’15 Temmuz’dan sonra biz onu öğrencilerle ilgilensin diye görevlendirdik’ gibi bir şey eklemişler. Babam atak halindeyken evet veya hayırdan başka bir şey söyleyemiyor, o ifadesine yazılanları reddettiği için şu an tutuklu zaten. Ondan sonra tekrar ambulans geldi, tekrar hastaneye gitti. Sonra bir daha yazı yazdılar. Bir doktor iki de sağlık personeli, yanında tekrar mahkemeye çağırdılar. Aynı gün içerisinde oluyor bu. Babam ‘Ben emniyette bu haldeydim. Bana 250 sayfa imzalattılar, hiç birini hatırlamıyorum” dedi. Eğer babam emniyetteki ifadesini kabul etseydi, hiç ceza almadan, hatta savcı koruma istersen koruma da verebilirim demiş, bunu bile teklif ettiler.

Sonra hakim sorguyu kesmek zorunda kaldı. Tekrar hastaneye götürüldü. 1-2 gün daha hastanede yattıktan sonra çıktı. O hastane de bize çok kızdı. Ben sizin böyle olduğunuzu bilseydim kesinlikle kabul etmezdim dedi.

KONSOLOSLUK MAHKEMEYE HEYET GÖNDERDİ

İlk gözaltına alındığımızda babam beni sorgulayamazsınız demiş. Neden demişler. Cenevre Anlaşmasına göre, ben yurt dışı uyrukluyum, sizin önce Alman Konsolosluğundan izin almanız gerekir. Çok büyük suç işlersiniz ve ben sizi dava ettiğimde sıkıntıya girersiniz, demiş. O zaman aradılar, konsolosluk devreye girdi. Avukatımızı her hafta aramaya başladılar. Gözaltından sonra Ankara’ya bizi çağırdılar. Avukatımızla gittik, bütün başımızdan geçenleri anlattık. Alman bir avukat hepsini not etti. Avukatımıza bizi her konuda bilgilendirmeniz gerekiyor dedi. Hastane raporlarını da istediler, cezaevine babamı ziyarete gideceklerini söylediler. Konsolosluk 2. mahkemeye bir Alman ve 1 Türk olmak üzere bir heyet gönderdi. Babam belli aralıklarla kan tahlili, idrar tahlili yaptırması lazım ve şu anda 14 kişilik koğuşta 38 kişi kalıyorlar.”

TUTUKLANMA GEREKÇESİ: YARDIM

Alman vatandaşı Ahmet Can’a önce Hizmet Hareketi mensuplarına yardım ettiği gerekçesiyle, ardından örgüt üyesi olduğu iddiasıyla dava açıldı. Serbest bırakıldıktan sonra 3 kez mahkemeye çıkan Can, 25 Ekim 2019 tarihindeki son mahkemede sorgu esnasında alınan ifadesini reddettiği için tekrar tutuklanarak 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde.

Ahmet Can’ın gözaltındayken giydiği tişörtü.

 

Almanya 17 yaşındaki genci acil pasaportla Türkiye’den çıkardı

 

Okumaya devam et

Popular