Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Tutuklu kanser hastasına cezaevi aracında işkence

10 yıldır kanser hastası olan ve üç yıldır cezaevinde bulunan polis memuru Mustafa Koray Mehirli, Mersin sıcağında cezaevi aracında kaldıkları kötü muameleyi mektubunda yazdı.

BOLD ÖZEL – Tutuklu kanser hastası Mustafa Koray Mehirli, tahliller için götürüldüğü Mersin Şehir Hastanesi önünde resmen işkenceye maruz bırakıldı.

Yaşadıklarını Kurban Bayramından önce ailesine gönderdiği mektupta anlatan Mehirli, bir arkadaşıyla birlikte konulduğu cezaevi aracında, su dahi verilmeden, WC ihtiyaçları giderilmeden, 40 derece sıcakta saatlerce bekletildi.

Tek kişilik hücreler şeklinde olan ve ‘tabut’ diye adlandırılan cezaevi araçları özellikle hastalar, hamileler, yaşlılar için büyük bir işkence. 40 dereceyi aşan sıcaklıkta kanser hastası bir insanın bekletilmesi 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununa aykırı.

Mehirli mektubunda o günü şöyle anlattı: “Arkadaş ameliyat oldu geldi, pansumanlarını ben yapıyorum, elimden geldiğince. Hastaneden birlikte geldik çarşamba günü, o gün ne rezillik çektik. Belki de cezaevi arabalarının en kötüsüyle gittik. Öyle bir arabayla gittiğimiz yetmiyormuş gibi bir de hastaneye gidip gelene kadar arabanın içinde beklettiler. Doktora götürürken arabadan indirip doktora gösterdiler, dönüşte tekrar arabaya koydular. O sıcakta ne çektik yaa… Rabbim bizlere böyle eziyet edenlerden hakkımızı ve intikamımızı alsın inşallah. Saatlerce ellerimiz kelepçeli bir şekilde, daracık yerde, ne tuvalet, ne su, Rabbimin yardımıyla dayandık çok şükür.”

Cemaat soruşturmaları kapsamında 29 Temmuz 2016’da tutuklanan Mustafa Koray Mehirli, 15 Kasım 2018’de Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen karar duruşmasında 7 yıl 13 ay, 15 gün hapis cezasına çarptırıldı ve Mersin Tarsus Cezaevine gönderildi.

2009 yılında tiroid kanseri teşhisi konulan ve o günden beri düzenli ilaç tedavi gören polis memuru Mustafa Koray Mehirli (47), 3 yıldır cezaevinde bulunuyor, hastalığı nedeniyle düzenli kontrole gitmesi ve ilaç tedavisi alması gerekiyor. Ama cezaevi şartları ve imkanları dahilinde bu tedavinin aksadığını eşi F. Mehirli daha önce BOLD’a anlatmıştı.

10 yıldır kanser hastası, 650 gündür cezaevinde

BOLD ÖZEL

Adli Tıp Kurumu Twitter kullancılarını fişleme yazılımı geliştirdi

ATK’nın Twitter kullanıcılarını fişleme yazılımı, kurumun resmi belgeleri arasında yeralıyor. Ali Türkşen’in yayınladığı fişleme listesinin bu yazılımla yapıldığı iddiası var.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Adli Tıp Kurumu, Twitter kullanıcılarını fişlemek için bir yazılım geliştirdi. Kurumda Elektronik Mühendisi olarak çalışan İsmail Eren tarafından geliştirilen projenin adı: “FETÖ iltisaklı Twitter kullanıcılarının makine öğrenmesi ile otomatik tespiti.”

Geçtiğimiz ay Ergenekon davası sanıklarından eski Kurmay Albay Ali Türkşen ve Oda TV, Twitter kullanıcılarını fişleyen üç ayrı liste yayınladı. Türkşen, yoğun tepkiler üzerine içinde gazeteciler ve insan hakları savunucularının da isimlerini içeren fişleme listelerini sildi. Ancak liste, Adli Tıp Kurumunda geliştirilen projeyle benzerlikleriyle dikkat çekiyor.

ADLİ TIP KURUMU’NUN KABUL EDİLEN PROJELERİ ARASINDA

Adli Tıp Kurumunun her yıl düzenlediği “Adli Tıp Günleri” bu yıl 16-28 Ekim tarihleri arasında Antalya’da yapıldı. Bu kapsamda kurumun önümüzdeki dönemine ilişkin sunulan projelerden kabul edilenler liste halinde yayınlandı.

Kurumun resmi internet sitesinden yayınlanan listede kabul edilen projelerden biri, Twitter’da fişleme yapmak için kullanılan bir yazılımı içeriyor.
Liste’de P7 (Proje 7) olarak yer alan “FETÖ iltisaklı Twitter kullanıcılarının makine öğrenmesi ile otomatik tespiti” projesi de kabul edilenler arasında ve karşısında İsmail Eren yazıyor.
Adli Tıp Kurumunda Elektronik Mühendisi olarak çalışan İsmail Eren tarafından geliştirilen yazılım, Twitter kullanıcılarını çeşitli algoritmalar kullanarak listelemeyi içeriyor. Yazılımın hedef aldığı grup ise Hizmet Hareketi.

Adli Tıp Kurumu’nun yayınladığı listenin “P7” sırasında Twitter kullanıcılarını fişlemeye dönük yazılım görülüyor.

‘FETÖMETRE’DEN SONRA İKİNCİ

Benzer bir yazılım Türk Silahlı Kuvvetleri’nde “Fetömetre” adıyla kullanıldı. Yazılım, TSK’da görevli askerleri, “yurt dışı görevde bulunmaları”, “NATO tecrübesi” “TSK’daki başarı notları”, “Ailesinden Hizmet Hareketi’ne yakın biri olup olmadığı” gibi parametrelerle belirleme üzerine çalışıyor. Fetömetre yazılımıyla TSK’dan binlerce subayın ihraç edildiği belirtiliyor.
Adli Tıp Kurumunun, istihbarat toplama görevi yasal olarak bulunmuyor. Fişleme ise yasalara göre tüm kurumlar için suç. Ancak İsmail Eren’in geliştirdiği yazılım, Adli Tıp Günleri kapsamında kurum çalışması olarak sunuldu.

Emniyet Genel Müdürlüğü de benzer bir yazılımı yurt dışı için devreye sokmuştu. Özellikle Almanya’da yaşayan gurbetçilere yönelik program, Almanya’da da fişleme tartışması başlatmıştı. Gurbetçilerin, tanıdıkları ve Hizmet Hareketi ve Kürt Hareketi’yle ilgili kişilerin isim, adres bilgileri ve fotoğraflarını sisteme yüklemeleri üzerine çalışan yazılım, cep telefonu aplikasyonu şeklindeydi.

ÜÇ FİŞLEME LİSTESİ ADLİ TIP’IN YENİ YAZILIMIYLA ELDE EDİLDİ İDDİASI

Twitter’daki hesapların fişlenmesiyle ilgili önce Oda TV’de bir liste yayınlandı. 2 Eylül’de yayınlanan ‘Hesap hesap Twitter’daki Fethullahçı askerler’ başlıklı haberde, KHK’larla işlerinden atılan eski askerlere ait sosyal medya hesapları tek tek fişlenmişti. Dosyada yer alan Twitter hesaplarının ortak özelliği, tamamının 15 Temmuz’u sorgulamasıydı.

İKİNCİ FİŞLEME LİSTESİ ALİ TÜRKŞEN’E

Ergenekon davası sanıklarından Ali Türkşen ise ertesi gün iki farklı liste yayınladı.İlk liste ‘15 Temmuz sonrası FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılan sosyal medya hesapları’ başlığını taşıyordu.
İkinci liste ise ‘15 Temmuz öncesinde FETÖ/PDY mensupları tarafından algı operasyonu yapmak amacıyla kullanılan sosyal medya hesapları/dergiler’ başlığına sahip.

Listede bazı gazetecilerin isimleri de yer alıyordu. Gazeteci Ece Sevim Öztürk ve tarihçi Natali Avazyan’ın isimleri de listede bulunuyordu.

Twitter üzerinden yapılan fişlemelerin Adli Tıp Kurumu’nun geliştirdiği yazılımla yapılıp yapılmadığına sorularımıza rağmen Adli Tıp Kurumu cevap vermedi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Bir KHK’lının 3 yıllık savaşı: “Kış boyunca 3 ay balkonda yaşadım”

KHK’lı Yılmaz Olgun, balkonda yattı, tutuklandı, kendi çıktı eşini aldılar. Parasızlığa, hastalığa, tutsaklığa, toplumsal lince karşı 3 yıllık savaşını anlattı.

BOLD ÖZEL – KHK ile okulu kapatılınca işsiz kalan, ailece geçim ve barınma sıkıntısı yaşayan İngilizce Öğretmeni Yılmaz Olgun 3 yıldır yaşadıklarını BOLD’a anlattı. Onlarca sorunla boğuşurken, Olgun’a en zor gelen 4 ay önce eşinin tutuklanması olmuş. 4 yaşındaki kızıyla birlikte Gebze Kapalı Kadın Cezaevinde kalan anne Filiz Olgun’un yokluğunu ve bir ailenin yaşadığı baba Yılmaz Olgun’un anlatımlarıyla sunuyoruz:

“İngilizce öğretmeniyim. 10 yıl Türkiye’de öğretmenlik yaptım. En son Elazığ Güzide Hanım Kolejinde görev yapıyordum. Okulum 15 Temmuz’dan sonra KHK ile kapatıldı. Önce işimden oldum, sonrasında çalışma iznim iptal edildi. Acılar üst üste geldi. Önce hamile olan sınıf öğretmeni kız kardeşim Şenay Olgun, daha sonra diğer kız kardeşim Hatice Olgun ve daha sonra erkek kardeşim Yıldıray Olgun, daha sonra da eşim tutuklanıp cezaevine girdi. Bende mide rahatsızlığı başladı. Midemde yaralar oluşmuştu, ancak uzun ve düzenli tedavi sonra düzeldi.

BUZ GİBİ DONDURUCU HAVA

Sonrasında da ailemle birlikte kalabilecek ev bulamadık. Çünkü ne birikimimiz ne de bir yerlerden gelen gelirimiz ne de destek olabilecek maddi güce sahip anne, baba, kayınvalide, kayınpeder vardı. 3 ay bir tarafı açık bir balkonda yattım. Kışa denk gelmişti… Ev küçüktü ve yeterli yer yoktu, eşim ve çocuklarımı içeri bıraktım, ben balkonda uyudum. Aileyi de fazla rahatsız etmek istemediğim için bu yolu tercih ettim. Battaniyeyi hiç hava almayacak şekilde kapatıyor ve buz gibi dondurucu havayı ancak kendi sıcaklığıyla içeriyi ısıtıp öyle sabahlayabiliyordum.

Daha sonra çatısı akan, buz gibi hava alan değişik aralıklarla 3 akrebin çıktığı bir çatı katı bulduk. Sağdan soldan edindiğimiz kırık çekyatlarda 2 yıl geçirdik. Eşyalarımız yoktu ama çatı katı, balkondan sonra bizim için saray gibiydi. Bu çatı katında zaman zaman çocuklar ateşlendi, yeri geldi hasta oldular, günlerce başlarında sabahladık, geceledik. Yeri geldi biz hastalandık ama hiçbirinde doktora gidemedik.

Filiz-Yılmaz Olgun çifti, çocukları İpek ve Yavuz ile birlikte, Silivri Cezaevi.

TUTUKLANDIM, EV SAHİBİ AİLEMİ EVDEN ÇIKARDI

Ailemin geçimini sağlamak için her gün 3 saat yol yaparak asgari bile olmayan ücretlerde çalıştım. Ama bir gün beni de tutukladılar, 7 Mart 2018’de.. Önce Metris Cezaevine, sonra da Silivri’ye gönderdiler. Bunu duyan beraber iftar açtığımız, namaz kıldığımız, kurban kesmesine vesilen olduğum ve Kur’an hediye ettiğimiz ev sahibimiz, eşimi ve çocuklarımı evden çıkardı. Cezaevinde bunları duymak çok ağır geldi. Açık görüşe dört gözle beklediğim çocuklarım da gelmeyince koğuşta kriz geçirdim. Avlunun duvarlarını yumruklamaya başladım, arkadaşlarım zor teselli ettiler.

KISMİ FELÇ İNDİ

Üç ay sonra Silivri Cezaevinden adli kontrol şartıyla serbest bırakıldım, hala daha imza atıyorum. Ramazan ayında çıkmıştım, tekrar yeni bir hayata başlamak için oruçlu halimle, sıcağın ağzında yürüyerek akşama kadar hem iş hem ev arıyordu. Günler sonra günlük 3 saat yol süren bir iş bulmuştum ki aniden sağ kol ve omzuma kısmi ve geçici felç indi. Artık kaşık bile tutamıyor, abdest hiç alamıyordum. Kolumu ve omzumu kımıldatamıyordum. Çünkü çok şiddetli ağrı ve sancı oluyordu, acıdan inliyordum. Cepteki son parayla doktora gittim. Doktor acil ameliyat dedi.

GÜNLERCE İŞ ARADIM

İyileşmek ve acilen iş bulmam gerekiyordu. Ameliyat olamayacaktım tabii ki… 2,5 ay yattım, evden dışarı çıkamadım. Doktorun verdiği ilaçları harfiyen kullandım, yanında şifalı bitkiler ve manevi reçeteler denedim. Rahatsızlığım geçti ama yüzde 5 hasar kalmıştı. Hemen ayaklandım ve kendime bir CV oluşturdum. Yürüyerek sabahtan akşama kadar Gebze’deki tüm kurumları gezdim, kendimi tanıttım ve CV’mi bıraktım. Her gittiğim yerle güzel diyaloglar geliştirdim. Herkes “Hocam sizinle çalışmaktan şeref duyarız” diyor ama sonuç olmuyordu.

Pes etmek yoktu ve daha sonra Gebze’nin ilçesi olan Darıca’yı yine sabahtan akşama kadar yürüyerek tüm kurumlarını gezdim ama yine sonuç aynıydı. Ayaklarıma kara sular inmişti. 3 yıl evvelinden teşhis konulan ve ameliyat gerektiren ciddi bir menüsküs vardı ayağımda.

DÖRT AY ÖNCE EŞİM TUTUKLANDI, 4 YAŞINDAKİ KIZIMLA BİRLİKTE HAPİSTE

Tam 1 yıl olmuştu ki bu sefer eşim Filiz Olgun’u tutukladılar. Mayıs 2019’da… Gebze kadın kapalı Cezaevinde kalıyor. Hayat mücadelesini 3 yıldır alnım ak, başım dik ve yılmadan, pes etmeden sürdüren bana bu imtihan çok ağır geldi. 4 ve 6 yaşlarında Yavuz ve İpek adında iki çocuğumuz var. Kızım İpek şu an annesinin yanında. Ayda 15-20 gün arasında annesiyle birlikte kalıyor. Yavuz 6 yaşına girdiği için annesinin yanına gidemiyor, neden gidemiyorum diye üzülüyor. Annesi gitti, kardeşi gitti, benim de onu bırakıp gideceğimden korkuyor. Psikolojisi bozuldu. Çocukların anneyi özlemeleri ve ağlamaları ve anneyi istemeleri karşısında çok zorlandım. Hatta onlar ağladıkça ben de ağladım. Çocuklar daha küçükler ve anneye ihtiyaçları var.

HIÇKIRA HIÇKIRA AĞLIYOR

Düşünün 4 yaşındaki kızım İpek, ben akşam mutfakta yemek hazırlamaya çalışırken arkamdan geliyor ve ‘babaaaa’ diyor. Ben de ‘Efendim kızım diyorum’ , ‘Babaaa ben annemi…’ derken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor ve cümlesini tamamlayamıyor bana sarılıp cümlesinin geri kalan kısmını ‘…çok özledim’ diyerek ancak tamamlayabiliyor ve hıçkırıkları durmuyor. Ama nasıl bir ağlama, yok böyle bir şey. Gece onları yatırıyorum. Oğlum Yavuz bir anda yüzü değişmeye, ağzı yumuşamaya başlıyor ve başlıyor ağlamaya ‘Ben annemi özledim’ diye dökülüyor ağzından, gel de dayan.

BİR YUMURTA DA ANNESİ İÇİN ALIYOR

Sabah kahvaltı hazırlıyorum, 3 yumurta alıyorum dolaptan. Bakıyorum ki 1 yumurta da İpek alıyor. ‘Kızım onu kime alıyorsun’ diyorum, bana verdiği cevap kurşun gibi: Anneme alıyorum. Sonrası daha kötü, çünkü annesinin olmadığını hatırlayınca yüzü ve gözleri düşüyor ve yumurtayı geri koyuyor. Gece uykularında her iki çocuğumun da rüyalarında defalarca kez “Anneee” diye hıçkıra hıçkıra ağlamalarına şahit oldum ve uyandırmaya çalıştığımda uyandıramadım inanır mısınız, kopmuyor rüyadan, hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve sonunda uyandırıyorum. Daha enteresanı evde annelerinin sesini duyuyorlar ve koşa koşa evin odalarını arıyorlar, bana inanmıyorlar. Daha enteresanı kızım İpek gördüğünü dahi söylüyor. Gel de dayan.”

Zaten iş yoktu ve dolayısıyla bu mutfağı da etkiliyordu ve şimdi de eş yok. Bir taraftan iş arıyor diğer taraftan eşimin işleriyle ilgileniyorum. Çocukların yeme-içme işleri, ev temizliği, çamaşır-bulaşık, çocukların giyimi, kira ücreti, faturalar vesaire hepsiyle ilgilenmeye çalışıyorum. Artık uyku saatlerim değişti, düşünmekten uyuyamıyorum, sabah namazına kadar yatamıyorum. Eşimin tutuklanması ile tamamen kilitlenmiş durumdayım. İş aramaya gidemiyorum, iş bulsam işe nasıl gideceğim. Çocukları bırakacak kimsemiz yok. Yavuz daha anaokuluna gidemeden ilkokul 1. sınıfa başladı. Borç alıp borç ödüyorum.

MESLEĞİME DÖNMEK İSTİYORUM

Mesleğime dönmeyi ve gasp edilen haklarımın iade edilmesini istiyorum. Çocuklar, iş ve imza arasında kaldım, en azından bilgisayar öğretmeni olan eşimin tutuksuz yargılanmasını istiyorum. Zira tamamen eli-kolu bağlanmış kilitlenmiş durumdayım. Sol dizimde risk derecesinde ve 3 yıl önceki doktorun ameliyat dediği ciddi bir menüsküsü bulunuyor. Sol el bileğimde ise yine 3 yıl önceki doktorun teşhis ve tespitine göre bir parça kemik erimiş ve vida takılması gerekiyor. Bununla kalmıyor, bel fıtığım var, doktorun kesinlikle ameliyat dediği patlamak üzere olan boyun fıtığı ve sağ kolumda da kısmi ve geçici olan ve yüzde 5 hasar bırakan felç bulunuyor.

Gasp edilen hakkımı da katarsanız çocuklarıma nasıl bakacağım, nasıl okula göndereceğim, nasıl kira ödeyeceğim, nasıl giyim ihtiyaçlarını karşılayabileceğim, hastalıklarda ailesini doktora nasıl götürebileceğim… 3 yıldır nasıl yaşıyorum ve bu nasıl mücadeledir ki 4. yılıma girdim. Nasıl ayakta duruyoruz halen tez konusu yapmak lazım.

Haksız yere yapılan ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan 6 yılımı verdiğim diplomama (çalışma iznim) yapılan gasbın bitmesini ve yıllardır yaptığım mesleğime geri dönmeyi, başımızın tacı öğrenci ve velilerimize kavuşmak ve bu vatana yine ahlaklı, dürüst, çalışkan, vatansever bireyler yetiştirmek istiyorum.”

Meclis Silivri’yi inceledi: Mahkumlar zincire vuruluyor, koğuşta hoş geldin dayağı atılıyor

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Adli Tıp doktorundan hasta tutukluya: Senin için içeriyle dışarının ne farkı var!

İleri derece Parkinson hastası Bilal Sel, cezaevinde bile bile ölüme terk edildi. 15 yıllık Türkçe öğretmeninin durumu oldukça ağır. Bu durumdaki bir hastaya ‘cezaevinde kalabilir’ raporu veren adli tıp doktorlarının ciddiyetsizliği ise inanılmaz!

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Hacettepe Üniversitesi Hastanesi tarafından 2013 yılında Parkinson teşhisi konulan hasta tutuklu Bilal Sel (47), İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından bile bile ölüme sürükleniyor. 3 yıldır tutuklu olan Bilal Sel, hastalığı cezaevinde hızla ilerlediği için üç yıl içinde 5 kez Adli Tıpa götürüldü. Ama her seferinde cezaevinde kalabilir raporu verilerek hastalığının cezaevi koşullarında ilerlemesi gözardı edildi.

R TİPİ CEZAEVİNE SEVK EDİLDİ

Bilal Sel, tekerlekli sandalye ile götürüldüğü İstanbul Adli Tıp’tan Haziran 2019’da çıkan kararla Metris R Tipi Kapalı İnfaz Kurumuna sevk edildi. Hasta tutuklular için yapılan R tipi yani rehabilitasyon tipi cezaevinde kalması uygun görüldü.

Buna karşın Bilal Sel, tek başına cezaevinde yaşamını idame ettiremiyor. Hastalığı iyice ilerlemiş durumda. Şereflikoçhisar’da 15 yıl Türkçe öğretmenliği yapan Bilal Sel’in son durumunu ve 3 yıldır yaşadıklarını eşi anlattı:

Eşiniz şu anda nerede ve durumu nasıl?

37 aydır Kırşehir Cezaevindeydi. Temmuz 2019’da Adli Tıp kararıyla Metris’e sevk edildi. Eşim çok zor durumda. Normalde bu hastalık yaşlı hastalığı, ileri yaşlarda ortaya çıkıyor ama eşimde 30’lu yaşlarda başladı. Çok yavaş hareket ediyor. Üstünü bile 15-20 dakikada giyinebiliyor ve ‘kan ter içinde kalıyorum’ diyor. Kızım ‘Anne babam neden hep üzgün duruyor’ diyor. Çünkü yüz mimikleri kayboldu. Göz kırpması çok azaldı. Yürürken çoğu zaman donuyor, düşme tehlikesi geçiriyor.

Yürüyemiyor mu?

Yeni doğmuş bir bebek gibi yürüyor. Adımını başlatamıyor, yürümeye başlayınca da durduramıyor kendisini. Vücut öne gidiyor, ayakları geride kalıyor. Duvarlara tutunarak adım atıyor. Bu hastalık tansiyon düşürdüğü için düşüp kafasını vurmasından korkuyorum. Sağ tarafı zaten komple sallanıyor. Kolu, omzu dili sallanıyor, dönem dönem konuşması bozuluyor. Ağzı içe doğru kasılıyor. Sağ elini kullanmıyor. Sol tarafına da geçti. Kasılı kalıyor sürekli ve tabi bu da kas ağrılarıyla beraber ellerini kullanamıyor. Eşim artık ileri derece Parkinson hastası. Bebek gibi bakılması lazım.

Günlük işlerini nasıl yapıyor orada?

Sürüne sürüne kendisi yapıyor. Tuvalete gidiyor, saatlerce orada kalabiliyor. Algılamada bozukluk var, ama daha çok bedensel olarak zorda. Bunun bir adım ötesi akıl melekeleri gidiyor. Havalandırma günde 1 saat, o da tek başına çıkarıyorlar. Başka mahkumlarla görüştürmüyorlar. Yürüyemediği için gitmek istemiyor. Koğuşun içinde bile bir yerden bir yere gidemiyorum diyor zaten.

En son ne zaman gördünüz eşinizi?

Bir ay önce gördüm. 20 kilo vermiş. Girdiğiyle hiç alakası yok, tamamen çökmüş durumda. Çok yaşlanmış, hastalık yüz ve vücut yapısını değiştirmiş. Kolları öne doğru eğilmiş, vücudu kasılı kalmış. Benim eşim oraya giderken hasta olduğunu çok anlamıyordunuz ama şu an baktığınız zaman özürlü bir insan görüntüsü var.

Görüşlere tek başına çıkabiliyor mu?

Herkesten 10-15 dakika sonra gelebiliyor. Eşimi gören herkes çok ağladı. Yürüyemedi, meydanda kaldı. Çok acıtan bir görünüşü var. Yürüyememesi acıtmıyor da bebek gibi uğraşması, çırpınması bunlar insanın canını yakıyor.

15 yıl Türkçe öğretmenliği yapan Bilal Sel’in mesleğindeki ilk yılları.

Hastalığı ne zaman başladı?

2013’te teşhisi kondu. 30’lu yaşlarda nadir görülüyor Parkinson. Doktorlar bu yaşta Parkinson olmaz dediler hep. Yaşı ilerledikçe iyice ortaya çıktı. Teşhis cezaevine girmeden önce konuldu. Hapse ilk girdiğinde işini yapıyordu, günlük hayatını sıkıntıya sokan hiçbir şey yoktu. Normal hayatına devam ediyordu. İçeri girdikten sonra hastalık çok hızlı ilerledi. Doğru dürüst tedavisi yapılamadı. Psikolojiyle de çok alakalı.

Bu hale ne zaman geldi?

Cezaevine girdikten bir sene sonra belirtiler arttı. En son ayağını sürüyerek yürümeye başladı ve şimdi de komple tamamen yürüme bozukluğu var. Konuşması, yürümesi, hareketleri, mimikleri bozuldu. Adli tıp tahliye etmek yerine, Metris’e sevk etti. Dışarıda bile bakımı çok zor bu hastalık, bakıma ihtiyacı var eşimin. Tırnaklarını kesemiyor, tıraş olamıyor, dişini bile fırçalamıyor. Kırşehir’de arkadaşları yardım ediyordu. Yemesine, içmesine, eşyalarının yıkanmasına, düzeltilmesine. Metris’te tek başına kaldı, hem psikolojik olarak hem de yardım eden kimse olmadığı için gerçekten çok zor durumda. Haziran’da Adli Tıpa zaten tekerlekli sandalye ile götürmüşler, yürüyememiş, oradan da hastaların kaldığı cezaevine gönderildi. İzmir’de ve İstanbul’da varmış bu tür cezaevleri.

İstanbul Adli Tıp’a kaç kez götürüldü?

O da ayrı bir eziyet. 5 kez götürüldü. Her seferinde cezaevinde kalabilir raporu verildi. Gittiğinde hep aynı doktor vardı. Bir kere gittiğinde ‘biz seni çıkartmadık mı hala’ demiş. Eşim de ümitlenmişti. İlk götürüldüğünde oradaki doktor eşime “Senin için içeriyle dışarının ne farkı var! Sen hastasın!” demiş. Eşim kendisi anlattı bunu bana. Çok ağrına gitmişti. Hasta birine bu söylenir mi? Bir sene önce de Adli Tıp’a götürüldüğünde de Metris’e göndermişlerdi. 5-6 ay kaldı orada. Eşim orada yalnız kalmaya dayanamayınca, hem biz göremediğimiz için dilekçe verdik, tekrar Kırşehir Cezaevine geldi. Haziran 2019’da Adli Tıpa tekrar götürüldüğünde artık süresiz Metris’te kalmasına dair rapor verildi.

Eşiniz ne zaman tutuklandı, dosyası ne durumda?

29 Temmuz 2016’da tutuklandı. Sendika üyeliği, çocuğun okulu, Bankasya gibi nedenlerden tutuklandı. Eylül 2018’de 6 yıl 8 ay ceza aldı, İstinaf onayladı, dosyası şu anda Yargıtay’da. Aksaray’da görüldü mahkemesi. Mahkemeye hep SEGBİS ile bağlandığı için hakim eşimin halini görmedi. Raporlar gönderildi, ama Adli Tıp ‘kalabilir’ dediği için hakimler halini dikkate almadılar.

14 yıllık evli olan Bilal Şen’in 1 kızı bulunuyor.

İSTANBUL ADLİ TIP’IN 3 YIL İÇİNDE VERDİĞİ RAPORLARI İNCELENDİĞİNDE BİR PARKİNSON HASTASININ ADIM ADIM ÖLÜME GÖNDERİLDİĞİ AÇIKÇA GÖRÜLÜYOR

 

“Hasta olunca özgür hava soludum anne; gökyüzünü gördüm, çok mutlu oldum…”

Okumaya devam et

Popular